Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu
Toplam 21 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #1
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    62
    Mesajlar
    6.980

    Standart Yılmaz Odabaşı Şiirleri


    KENDİNE BENİM İÇİN GÜL VER


    (Sensizlikle flört etmeyi sen değil, sensizlik bilir;
    sesi ses, sessizliği sensizlik bilir…)

    Korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin
    ellerinden tut!
    Çok ağrımış kendinin, siyah
    ve ayaz kendinin.
    Hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver...

    Bak, Palandöken dağlarında karlar erimiş,
    teknelerle kol kola bir bahar sulara inmiş;
    dağlar için, sular için bana bir gül ver.
    Bir gül ver söküldüğüm günler için
    -ve önce kendinin ellerinden tut.-

    Kendimin ellerinden tutunca,
    içimden nehirler gibi akmak geliyor;
    yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor.
    Geberesiye içip salaş meyhanelerde,
    buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor…

    Tutunca kendimin ellerinden,
    pusulasız gemilerde yatmak;
    yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda
    sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor…

    Sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden,
    ömrümün içinden akmak geliyor...

    (Sessizlik sensizliği ezbere bilir;
    sensizlik her şeyi bilir...)

    Korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin
    ellerinden tut;
    sonra bana aşkı öğretmeyen kendimin
    ellerinden...

    Bak, yıllarım sırılsıklam/ yağmurlar giymiş,
    günlerin avlusuna yeni yeni çocuklar inmiş;
    dağlar için, sular için bana bir gül ver.
    Avuttuğum düşler için bana bir gül.
    Bir
    gül
    pusulasız gemiler, sökülmüş günler için...

    (Ben bütün yeşillerimi inatçı ayazlara çaldırdım;
    sen kendinin ellerinden tut
    ve kendine benim için bir gül ver.)

    Kendine
    bir
    gül(ü) ver



    AKSAMDIR

    I
    sulari
    bogdu
    dalgalar
    ...
    ses hoyrat
    sevinç yilgin
    sakaklarim sonbahar

    II
    “muhbiri çogalmis sevdanin”
    yapismis tenime ter
    elime kir
    sessizligin ortasinda bir deli rüzgar
    aksamdir
    avuçlarinda marmara’nin
    aksamdir
    siire karisti sular
    sularda çogalir sevdalar
    ellerim ah! ellerim
    nasil
    anlatsam
    gece
    gece kokuyor çocuklar

    --------------------------------------------------------------------------------

    FIRE VEREN COGRAFYA'DA

    O dügün gecesi Mardin’de çektirdigimiz resim benden söz eder.
    Yüzüm, bu öksüz ülkenin bütün sabrini kusanmis
    Örtülmüs perdeleri gülümsemenin
    Demek Mardin’de biraz aksammis...

    O kent hala albümlerden, Kadir’den ve Lütfü’den
    Birisi sevgilisi tutuklu bir genç kiz kederinden
    Birisi gidilemeyen kentlerden nar mevsiminden söz eder.

    Ve yürürüz,
    Yürümek her bahar papatya kokulariyla sarhos
    Sonra merakla açtigim mektup:
    “Çankiri cezaevi, Görülmüstür”, Kadir’den
    Zarfta o dügün gecesi Mardinli resim
    Ve bir hükümlü merhaba bizden söz eder.

    Öylesine çoktuk ki ve çoktu Kadir
    Daha çogaltir kendini tas odalarda
    Her geçen gün fire veren bu cografyada...

    --------------------------------------------------------------------------------

    GENELLEME

    ariniyor, deviniyor gökyüzü
    toz
    ve ter karisiyor hayatima

    uzak git bölünüp dagilan eksilip savrulan ne varsa! ...

    merhaba dogrulup dirilten yanm
    ve deli dizelerime biriken çiglik
    merhaba
    ugultusu rüzgarlarin bahar aksamlarinda

    arnyor, deviniyor gökyüzü
    akiyor zaman
    sevdalar karisiyor hayatima

    --------------------------------------------------------------------------------

    IKININ SIIRI

    bugün iki kez yagdi yagmur
    iki kez eskidim sanki

    iki ömrü kolkola yasadim
    biri nergis bahçesi, digeri mahser yeri

    hep iki sömine yandi yüregimde
    birinde atesti digerinde kül

    ve iki kez asik oldum
    bundandir iki kez ölmüslügüm

    sonra bir serüvende ikiye böldüm ömrümü
    simdi sömestrdeyim

    ilk iki kitabimdan sonra sitmaya tutuldu coskum
    daha depremlerdeyim

    ve iki kere iki
    kitabimda benim

    ya çok eder
    ya sifir...


    --------------------------------------------------------------------------------

    KURTULAMAZSIN

    -35 yasima-

    önce sesini
    sonra yankisini çaldirdin su beton ormaninda
    bu kent de tükürdü asklarina
    kal orada!
    artik hiçbir seyden kurtulamazsin
    islanmissin bir kere oglum
    yas gününde
    kuruyamazsin...

    --------------------------------------------------------------------------------

    NEYI ANLATIYORUM BEN
    BIR OZAN ÇIRAGI BILE OLAMAZKEN

    isidi
    öfkemde dolandi gün alli-mor
    neydi az önce
    o zifiri karanlik
    agarmadan ortalik

    selam civan dost
    bozkir mi uyanan
    güne dönmüs çorak toprak
    seslerle hele yokla kendini

    bahçesi olurmus acilar ülkesinin
    tomurcuksuz, çiçeksiz
    çocuklari oyuncaksiz, sekersiz

    önceleri böyle degildi insan
    bir alageyik seker ormanda
    magrur, atik
    acilar yürür insanlarla yollarda

    insan,

    ilkyaza vuran
    öfkeye gül sunan
    dogruya dost, egriye düsman

    sevda olmali
    karanin karanliginda
    pusatsiz
    sevda olmali
    bir uçtan bir uca aglamaksiz

    ve haber haber olmali
    ölümün sesi toktur
    çocuklar duymamali

    bak civan dost
    mevzilenmis aci
    bilenir topragin avuçlarinda

    birseyler demelisin artik
    neyi anlatir duvakli güzellikler
    neyi anlatiyorum ben
    bir ozan çiragi bile olamazken


    --------------------------------------------------------------------------------

    PUSUDA YALNIZLIK

    karacadag
    yamaçlarinda kardelen çiçekleri
    her bahar umuda rengini verir
    ve her bahar
    dicle’de ak köpüklere üsüsür papatyalar

    siverek düzü
    hayata vurgun yürekli yigitleri
    ve sabahin eteklerinde ter taneleriyle
    “memleketimdir benim”

    orada
    tüfekler yaglanir kerpiç damlarda
    türkü kaçak
    tütün kaçak
    kaçak çay bugulanir savki vurur maglara
    ve korku ve umut ve can pusuda
    pusuda yalnizlik

    karacadag,
    önü diyarbekir’dir
    ben hüznü avuçlarken ora mahpuslarinda
    bulutlarla yalpalayan rüzgarlari resmedip
    bakip bakip iç çekerdim doruklarina

    karacadag,
    patikalarinda ceylan ölüleri
    ve bakir renkli gögüslerimizde görkemli günesiyle
    sabira tutunan sevdalarin gönüllü erleriydik
    ve yollarimizda ayaklarimiza batip çikan devedikenleri
    özlemler biraz uzak biraz diri
    bekleyislerde alçalip yükselirken köpük köpük yalnizlik

    --------------------------------------------------------------------------------

    VAR GIT ARTIK

    buralarda gece uzun
    gün isigi yakindir
    var git artik
    bakma ardina
    ölüme fazla sokulma ama
    düsün ki
    mevsim rüzgarlarinin savurdugu
    bir orman insan
    sev onu, sokul, konustur
    doludur fazla üstüne varma

    hep susmak
    susmak...
    yetmiyor bazen
    iste bu yüzden
    bütün isiklari yanmali yeryüzünün
    ozanlar herseyi anlatmali

    var git artik
    aciyi asindirma
    tut
    ve at sevdaya uzaan çaglayana

  2. #2
    Üye fırat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Mesajlar
    12

    Standart Yılmaz Odabaşı Şiirleri...




    BEN BİR ERKEN AKŞAM


    Ben mızrabı kırık bağlama,
    ben bir erken akşam, bir telaşlı kasaba;
    savurdum yüreğimi erken göçen kuşlara…

    Ben geride kimsesi kendi kalmış.
    Bir yalnız bulut terk edilmiş ufukta.
    Islıkla türküler söyledim zifiri sokaklara…

    Ben okyanuslarda yalnız bir taka.
    Hep özlettim kendimi kıyılara,
    hep özettim ünlemlere, hep özet sorulara…

    Yaslanıp bir gülün kokusuna,
    dağıttım ömrümü incinmiş notalara,
    dağıttım gençliğimi terli ayrılıklara…

    Ben mızrabı kırık bağlama,
    ben bir erken akşam, bir telaşlı kasaba;
    savurdum yüreğimi erken göçen kuşlara.

    Daha bakıp durmaktayım göklerde kanatlara...


    Y.O


    BİR LİSELİ SİLÜETİ


    Hayat hattında acemi tayfalardık.
    Ne avunduk sevinç müsveddeleriyle;
    aşktan ikmale kaldık...

    Bak her sabah bağıran yeni sabaha,
    artık iklimler değişmiş, kuşlar da gitmiş,
    tenimde eski ateş, gözlerimde fer bitmiş;
    heybetli dağlar arasında
    göğümde yıldız yitmiş...

    Sen
    hâlâ
    anılarımın
    en
    beyaz
    yanısın.
    Sen, buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
    yarısısın...
    Sen, sağanakla gelen sabahlarda çok eski…
    Çok eski bir şarkının adısın.


    Daha adamlar şehirlere otomobillerle,
    geceler anılarla birlikte gelir.
    Silûetin giderek uzaklaşır, düşler de kilitlenir
    ve efkârım bir yaralı ayrılıktan beslenir.

    Kimse bilmez,
    yıllar yılı hep aynı beyazla gezmek nedendi?
    Olsun,
    yirmi yıl seni özleyerek yaşlanmak da güzeldi!

    Çünkü sen, buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
    yarısısın...
    Sen sağanakla gelen sabahlarda çok eski…
    Çok eski bir şarkının adısın.


    Y.O


    Ey Hayat


    E y h a y a t, s e n ş a v k ı s u l a r d a b i r d o l u n a y s ı n.
    A s l ı n d a y o k u m b e n b u o y u n d a,
    ö m r ü m b e n i y o k s a y s ı n…

    Yaşam bir ıstaka;
    gelir vurur ömrünün coşkusuna.
    Hani tutulur dilin,
    konuşamazsın…

    Tırmandıkça yücelir dağlar.
    Sen mağlupsun sen ıssız
    ve kalbinde kuşların gömütlüğü;
    tutunamazsın!

    Eloğlu sevdalardan dem tutar,
    aşk büyütür yıldızlardan;
    senin ise düşlerin yasak,
    dokunamazsın...

    Birini sevmişsindir geçen yıllarda.
    Açık bir yara gibidir hâlâ.
    Hâlâ ne çok özlersin onu,
    ağlayamazsın…

    Yolunda köprüler çürür.
    Sesin, sessizlik sanki bir uğultuda.
    Savurur hayat kül eyler seni,
    doğrulamazsın!

    Yapayalnız bir ünlemsin
    dünyayı ıslatan şu yağmurlarda.
    Her şey çeker ve iter,
    anlatamazsın...

    Yaşam bir ıstaka,
    gelir vurur işte ömrünün coşkusuna.
    Sesinde çığlıklar boğulur ama,
    bağıramazsın…

    Sonra vakt erişir, toprak gülümser sana;
    upuzun bir ömrün ortasında
    ne hayata ne ölüme
    yakışamazsın…

    Yazdırmalısın mezar taşına:
    Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın,
    aslında hiç olmadım ben bu oyunda
    ömrüm beni yok saysın…


    Y.O



    Y.O


    KONUŞSAM SESSİZLİK GİTSEM AYRILIK


    Resmin rehindir gurbetimde.
    Gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba
    ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin.

    Alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana.
    Sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına;
    konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana...
    Ve akşam, bir kez daha;
    saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara!
    “Bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır”:
    Çekmiyorsun!

    Akarsuları imrendiren yüzün de,
    sabahçı kahveler de biliyor:
    Görüşmeyeli yorgunum
    yıkık kentler kanadı sevinçlerimle.
    Görüşmeyeli ya sen nasılsın,
    adım, adresim durur mu defterinde?

    Şimdi Siirt'te koyun kokulu bir gecedeyim.
    Beynimde iklimsiz papatyalar
    ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde.
    Sokakların gün batınca neden boşaldığını
    ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum.
    Konuşsam sessizlik/ gitsem ayrılık…

    Sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne.
    Al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara,
    gurbetini rehnetme özlemimde…


    Y.O


    YAKARIM GECELERİ


    Bu aşkın nüshası şarkılarda
    aslı bende kalacak.
    Bizi hasret saracak
    bulutlar çıldıracak.

    Ayrılık başımı döndürüyor;
    kavuşmayı özlettin.
    İntiharlar kuşandım
    bu aşkı sen kirlettin.

    Geçtim borandan, kardan yitirdim bahçeleri,
    ellerini tutmazsam yatamam geceleri…

    Bu aşkın nüshası rüzgârlarda
    kahrı bende duracak
    Sende ihanet gülüm
    bende matem olacak..

    Bu aşkın efkârı şarkılarda
    yüzün bende solacak.
    Bizi zaman yenecek
    ve anılar kalacak.

    Geçtim borandan, kardan yitirdim bahçeleri,
    ellerini tutmazsam yakarım geceleri!


    Y.O


    YENİK SERÇE

    I
    Yaban
    ve asi
    dağlara dağılan taylar gibi.
    ve yangın
    gençliğinin alazında ışıltılı bıçaklar gibi.

    Adana’da yollara dizilmiş garlarda,
    çığlık çığlığa peronlarda
    çocuklar gibiydi gözleri.

    /Adı Nevin,
    şarap içer, rüzgâr giyerdi geceleyin.../

    II
    O, kanadı kırık bir kuştu,
    beyaza vurulmuştu;
    kimseler görmedi bir başka renk sevdiğini.
    Kimseler…Görmedi kimseler kirlendiğini...

    /Adı Nevin,
    hüzün kokar ve korkardı geceleyin.../



    III
    “Kendini martılarla bir tutma” derdim; “senin kanatların yok. düşersin,
    yorulursun, beni koyup koyup gitme ne olursun! ”*

    O, kanadı kırık bir kuştu,
    gülümserken vurulmuştu.
    Kimseler görmedi uçtuğunu.
    Kimseler…Görmedi kimseler öpüştüğünü...

    /Adı Nevin,
    özlem tüter ve ç(ağlardı) geceleyin./

    IV
    “Işığın” diyordu: Kırılıp düştüğü yerlerden geliyorum; karanlık kördü ve acımasız... Ellerimle kırdım ben de kalan kanatlarımı; kanat- larımı kanatmaktan geliyorum...


    -
    Attila İlhan


    V
    O bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı. Sonra da çift çıkardık; kar yağardı, biz dinlemez, çıkardık! O kentte bütün sokaklar biz yan yana yü- rümeyelim diye dar yapılmıştı, insanlar dar yapılmıştı, çıkardık!

    Kar durmazdı, üşüşürdü saçlarına ve hep bir şeylere ağlardı o karlı havalarda...Avurtlarına çarpan kar taneleri, gözyaşlarının sıcak- lığına çarpıp erirdi... Erirdi... Biz yan yana, yana yana... Yana yana!

    /O bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı,
    ben yürüsem bütün yollar ona çıkardı.../

    VI
    Gitti... Kanatları yüreğimdeydi.
    Kalan, elimde minyatür bir kuş şimdi.
    Yitirdim o aşkın kimliğini;
    h ü k ü m s ü z d ü r...

    /Adı Nevin,
    ihaneti tutuşturduk bir sabahleyin! /






  3. #3
    Köroğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    486

    Standart Yılmaz Odabaşı > Hayat gül kokulu Bir sağnak yine

    Hayat Gül Kokulu Bir Sağanak Yine
    *
    gözlerimin önünde ıslak dağların kabaran yalnızlığı
    ne varsa uçurumlar eşiğinde
    hüzünlerle yalpalayan ne varsa
    gözlerimin önünde
    *
    ve hayat gül kokulu bir sağanak yine
    birşeyler anlatmak istiyor hayat
    ve alıp götürmek bir şeyleri kurt sofralarına
    gün batıyor
    gün batıyor bukağısı paslı bir sevinç oluyor yalnızlığım
    *
    unutuyorum sevgilim suretini
    durgunluğun "niçin"di unutuyorum
    *
    gün batıyor ürkek yıldızlar dolanıyor yalnızlığıma
    umurumda değil ne yağmur ne ayaz
    ne de kerpiç kokusu havada
    unutuyorum/sabaha/kadar/ gün batıyor
    sonra bir akasyayı okşuyor gözlerim
    geciken sabahlara koşuyor kuşlar
    gözlerimin önünde
    ve hayat gül kokulu bir sağanak yine
    *
    Yılmaz Odabaşı

  4. #4
    Köroğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    486

    Standart Yılmaz odabaşı > Siverekli Şeho

    Siverekli Şeho
    *
    sokulsan rahmanların şeho dağ rüzgarı kokardı
    öpsen kıl’dı şeho, koklasan duman
    *
    bilmezdi şalvarının renginin neden değiştiğini
    ve kentte
    duvar yazılarının neden eksildiğini
    *
    siverek ovasına akşam inerdi
    şeho avluda tütün sarardı geceleri
    sorsam birilerine:
    "şeho ne bilir" derdi...
    oysa
    o,
    bildiği kadar
    ve bildiği gibi yaşardı
    ilkmayıs sabahlarının güzelliğini
    bozkırı,
    yağmuru
    ve nal seslerini
    *
    daha
    çınlar kulaklarımda bir buruk ezgi
    öksüzlüğümdü kuşatılmış siverek geceleri..
    *
    Yılmaz odabaşı

  5. #5
    Köroğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    486

    Standart Yılmaz odabaşı > Bir Liseli Silüeti

    Bir Liseli Silüeti
    *
    hayat hattında acemi tayfalardık
    ne avunduk sevinç müsvetteleriyle
    aşktan ikmale kaldık..,.
    *
    bak her sabah bağıran yeni sabaha artık iklimler değişmiş, kuşlar da gitmiş
    tenimde eski ateş, gözlerimde fer bitmiş
    *
    heybetli dağlar arasında
    göğümde yıldız yitmiş...
    *
    sen hala anılarımın en
    beyaz yanısın
    *
    sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
    yarısısın
    sen sağanakla gelen sabahlarda
    çok eski bir şarkının adısın...
    *
    daha adamlar şehirlere otomobillerle
    geceler anılarla birlikte gelir
    siluetin giderek uzaklaşır, düşler de kilitlenir
    efkarım bir yaralı ayrılıktan beslenir
    *
    (artık ne teneffüs zilleri çalar
    ne otobüs duraklarında sabırsız bekleyişler var....)

    *
    kimse bilmez
    yıllar yılı hep aynı beyazla gezmek nedendi
    olsun!
    Yirmi yıl seni özleyerek yaşlanmak da güzeldi...
    *
    Çünkü sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
    yarısısın
    sen sağanakla gelen sabahlarda çok eski
    çok eski bir şarkının adısın....
    *
    Yılmaz odabaşı

  6. #6
    Köroğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    486

    Standart Yılmaz odabaşı > Genelleme

    Genelleme
    *
    arınıyor, deviniyor gökyüzü
    toz
    ve ter karışıyor hayatıma
    *
    uzak git bölünüp dağılan
    eksilip savrulan ne varsa!
    ....
    *
    merhaba doğrulup dirilten yarım
    ve deli dizelerime biriken çığlık
    merhaba
    uğultusu rüzgarların bahar akşamlarında
    *
    arınıyor, deviniyor gökyüzü
    akıyor zaman
    sevdalar karışıyor hayatıma
    *
    Yılmaz odabaşı

  7. #7
    Köroğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    486

    Standart Yılmaz odabaşı > Var git artık

    Var Git Artık
    *
    buralarda gece uzun
    gün ışığı yakındır
    var git artık
    bakma ardına
    ölüme fazla sokulma ama
    düşün ki
    mevsim rüzgarlarının savurduğu
    bir orman insan
    sev onu, sokul, konuştur
    doludur fazla üstüne varma
    *
    hep susmak
    susmak....
    yetmiyor bazen
    işte bu yüzden
    bütün ışıkları yanmalı yeryüzünün
    ozanlar herşeyi anlatmalı
    *
    var git artık
    acıyı aşındırma
    tut
    ve at sevdaya uzanan çağlayana
    *
    Yılmaz odabaşı

  8. #8
    Köroğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    486

    Standart Yılmaz odabaşı > Teğet

    Teğet
    *
    herkes kırılamaz
    bazen ipince dal olmak gerekir
    kırılmak için
    Ama dünya kütüklerin...
    *
    ağlayamaz herkes
    ağlayabilecek kadar büyümek gerekir
    Dünya ise küçüklerin....
    *
    sevemez herkes
    bir orman olmak gerekir sevmek için
    Bak ki dünya çöllerin...
    *
    Ve vakur bir damla olmak
    dalga için
    katılmak okyanusa aşk için, isyan için!
    *
    Yılmaz odabaşı

  9. #9
    Köroğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    486

    Standart Yılmaz odabaşı > Kurtulamazsın

    Kurtulamazsın
    *
    önce sesini
    sonra yankısını çaldırdın şu beton ormanında
    bu kent de tükürdü aşklarına
    kal orada!
    artık hiçbir şeyden kurtulamazsın
    ıslanmışsın bir kere oğlum
    yaş gününde
    kuruyamazsın....

    (-35 yaşıma-)
    *
    Yılmaz odabaşı

  10. #10
    Paylaşımcı Üye Elenaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2010
    Mesajlar
    681

    Standart Cevap: Yılmaz Odabaşı Şiirleri

    AKŞAMDIR

    Suları
    boğdu
    dalgalar.
    Ses hoyrat,
    sevinç yılgın,
    şakaklarım sonbahar…

    İklimi kurak aşkların…
    Yapışmış tenime ter, elime kir,
    sessizliğin ortasında bir deli rüzgâr.

    Akşamdır
    avuçlarında marmara'nın…
    Akşamdır,
    şiire karıştı sular,
    sularda çoğalır sevdalar;
    ellerim
    ah
    ellerim,
    nasıl
    anlatsam,
    gece…
    Gece kokuyor çocuklar…

    Yılmaz ODABAŞI

Benzer Konular

  1. Ceyhun Yılmaz Şiirleri
    Konu Sahibi gogeselam Forum C
    Cevap: 38
    Son Mesaj : 18.Aralık.2010, 05:36
  2. Yılmaz Erdoğan Şiirleri
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Y
    Cevap: 58
    Son Mesaj : 10.Aralık.2010, 19:30
  3. Yılmaz Güney Şiirleri
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Y
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 10.Aralık.2010, 17:22
  4. Ceyhun Yılmaz
    Konu Sahibi SongüL Forum Resimler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 04.Aralık.2009, 14:23
  5. Yılmaz Erdogan
    Konu Sahibi Derviş Forum Müzik Videoları
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 19.Kasım.2009, 05:11

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir, elektronik sigara, bebek deterjanı, instakip.com, Likit Servisi, istanbul hava durumu, yemek tarifleri, ingilizce kursu