Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 1 Toplam 6 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
Toplam 59 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Like Tree7Likes
dqw
  1. #1
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    62
    Mesajlar
    6.980

    Standart Yılmaz Erdoğan Şiirleri

    Yılmaz Erdoğan Şiirleri, Sana Bakmak, Ankara, Berfine, Yağmur, Can Feda, Kayıp kentin yakışıklısı, ve bütün şiirleri




    YAĞMUR



    Yer ile yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü
    Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
    Ve durmadan cep kanyağı yakıcılığında
    Ezgiler çalan, çaldırtan, yakalatan
    Adı bende gizli bir kadındı İstanbul.
    Şehre bir yağmur yağdı ben ağladım.
    Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizans'tan
    Yalan dolan yoktu gözlerde yalnızca ses
    Verilmiş sözler birdi edilen yeminler sıfır
    Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden
    Bir aşkın izlerini yok edecek
    Başka bir aşk sipariş edildi yeniden
    Bir şehre yağmur yağdı ben ağladım
    Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında
    Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
    Bir aşktan diğerine kaç saatte gidiliyordu
    Soyulur muydu kabuğu hayatın
    Yoksa tüm vitamini kabuğunda mıydı
    Yağmur şehre bir yağdı ben ağladım
    Ben giderken en çok seni götürdüm
    Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcılar
    Yardan düşmüştüm yaralarım yârdan armağandı
    Kutsal kitabım da ziyan edilmiş sevgililer atlası
    Bense sevmeyi beceremedim
    Belki de sevilmeyi

    Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı
    Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
    Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
    Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı
    Ben yağmur ağladım


    Y.E


    YAŞAYABİLME İHTİMALİ


    Sanem'e

    soğuk ve şehirlerarası
    otobüslerde vazgeçtim
    çocuk olmaktan
    ve beslenme çantamda
    otlu peynir kokusuydu babam...

    Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama
    yeme ihtimalini sevdim.

    İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
    (Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o
    zaman) özlemeye başladım herkesi... Ve bu hasret öyle
    uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım
    sonra...

    Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
    Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...

    Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan
    kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık...
    Ben doktor
    oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
    Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu
    pütürlü duvarlara ve Türk Dil Kurumu'na inat bir
    Türkçeyle... Ağbilerimizden öğrendik, Ş harfinden
    orak çekiç figürleri türetmeyi...

    Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
    Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu
    haber bültenleri...
    Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
    Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim...
    (Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik
    dikenleri saymazsak...)
    Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu... Ve belli bir
    saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber
    bültenleri... Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim...
    Ve hiçbir mahkeme tutanağında geçmedi adım...
    Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm
    sadece...

    Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde ama
    sen yoktun... Ben, senin beni sevebilme ihtimalini
    seviyordum, suni teneffüs saatlerinde... Okul servisi
    seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine
    götürüyordu... Ben, senin benimle Tunalı Hilmi
    Caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum...

    Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

    Yaz sıcağı toprağa çekiyordu tenimin çatlamaya hazır
    gevrekliğini... Sonra otobüs oluyordum
    kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü...
    Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş
    ovasının yalancı maviliğini... Otobüs oluyordum bir
    süre... Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum
    yanağım otobüs camının garantisinde...
    Otobüs oluyordum... Bir ülkeden bir iç ülkeye...
    Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum...

    Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın
    listesinin... Korkuyordum... Sonra iniyordum otobüsten...
    Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun, ömrümün
    en kısa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunu
    koşuyordum... Çünkü sonunda annem oluyordum babam
    kokuyordum sonunda...

    Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim
    çocuk olmaktan...
    Ve beslenme çantamda
    otlu peynir kokusuydu babam...

    Ben seninle birgün Van'daki bir kahvaltı salonunda...
    Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği)
    bir yol üstü lokantasında...
    Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay
    kıvamında bakan Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak
    damında...
    Ben seninle herhangi bir insan elinin terli
    coğrafyasında olma ihtimalini sevdim...

    Ben senin
    beni sevebilme ihtimalini sevdim...


    Y.E


    SANA KALAN SAZ



    sana
    yaralarımdan çiçekler
    ilk yardım geceler biraz da
    ve yangında kurtarılması imkansız acılar
    bırakıyorum...

    seni özümün gizinde saklıyorum...
    bütün aşklarımın izlerini sayıklayarak
    ve aldatarak tüm sevdiklerimi

    sana
    cinayetimin ipuçlarını bırakıyorum...
    vasiyeti olmayan ölüler ülkesinden
    (türkülerin sırtındaki muamma!)
    yazık bir nakarat bırakıyorum sana

    "ben sana gülüm demem
    gülün ömrü az olur"

    öç biter
    biter şarkı

    yaz olur...


    Y.E


    TARİHÇE


    önce hain bir uykunun sevimsiz sabahı
    gibi sıradan mahmur
    aynı sabahın
    ilk sıcak çayı gibi ferah
    bir karşılaşma...
    - Merhaba!

    sonra güzel
    ve en sıcak gülüşmelerin ev sahibi
    bir yüz...
    - Görüşürüz!

    derken
    sanki elin elimde
    kem gözlere keder
    dünya güzeli sohbetler
    - Ara beni!

    ardından
    derimizin altına sızan
    hani katiyen rakı içme mecburiyeti çağrıştıran
    bir korku ki
    - Eyvah!

    ve şimdi
    kalbimi karanlıklarda hançerleyen
    aklımı başımdan eyleyen
    çok uzun yollarda
    hiç uykulu otobüs saatleri gibi
    acıtan
    kanatan
    yani korktuğumuz
    yani başımıza gelen
    büyüdükçe büyüleyen
    aşk...
    - Seni seviyorum!

    şimdi sen
    kalbimin közünde kıvılcım kıvamında
    ağrıyan...


    Y.E


    SEBEBİM DERLER YA..


    ölümüm senden olur
    bilinsin
    ne uçsuz bir kan akışı
    ne buğusu kadehte rakının
    ela ve sonsuz bir teneşir uykusu
    gözlerinin ağlamaklı bebeğine...

    acemi zamanlar silinsin
    ölümüm senden olur
    bilinsin
    sen istesen aslında
    bütün kafiyeleri eskitirsin

    aklında kalmayacak aklım
    başka kollar başka sarılmalar
    ve her defasında alsancak
    platonik rutubet kokacak
    aklına bir fikir gelecek
    bir çift iri memenin kuşkusuna
    fidye vereceksin

    bütün iklimlerin feri silinsin
    ölümüm senden olur
    bilinsin

    gözlerin bir içim çaydı bizansta
    gözlerin
    ela teneşir uykularıma kapanan kırık pencere...


    Y.E


    ALKOL İKİNDİSİ


    biz ne zaman içsek
    köfte geç gelir
    ve oturur muhabbetin terkisine
    çıplak bir efkar sözcüğü

    biz ne zaman içsek
    sabah akar meycinin cebine
    günde kaç kez öpüşür ki
    akrep ile yelkovan

    biz ne zaman içsek
    iç değilizdir aslında
    dışımızda bronz bir
    akşam sözcüğü

    çırıl bir
    efkar sözcüğü
    eften püften bir kar beklentisi
    delikanlı kıvamında
    sevda değilse de
    tabansız sevişmelerdeki
    el değmemiş pişmanlık

    biz ne zaman içsek
    iç değilizdir aslında

    bu alkol ikindisi şiirde
    şimdi burada
    açılsaydın
    adımın baş harfi gibi
    belki ağustos kokardı ağustos

    sen...
    fikrini ipotek etmiş kiralık sevdalara
    senine boyuna sevilmiş sen
    yalanı sevdasından büyük sen
    bir bil sen!

    biz ne zaman içsek
    seni düşünüyoruz
    genzimizde göl göz
    yaşları...

    biz ne zaman içsek
    iç değilizdir aslında...

    dışımızda bronz bir İzmir akşamı!


    Y.E


    BİLDİĞİN GİBİ DEĞİL


    bizi bilirsin
    avuçla su içmeyi
    marifet biliriz
    yenilmeyi bir de
    kendi sahamızda...

    bizi bilirsin
    saçımızı ıslatmayı fiyaka biliriz.
    limonla!
    tespih yaparız,
    düş kırıklarından...

    bizi bilirsin
    ağzının içinde oturmak isteriz.
    ve rutubetin en yakıştığı yer biliriz
    ağzını...

    bizi bilirsin
    yaşamak biliriz
    vademiz dolduğunda
    avuçlarına gömülmeyi...


    Y.E


    KAYIP KENTİN YAKIŞIKLISI


    dokuzunda kayboldu mayıs'ın
    cesedi bulundu
    onikisinde...

    kaçırıldığında da
    kaybolduğunda da
    ve cesetken de
    yakışıklıydı...

    amcamdı...


    Y.E


    NİSANLIK ÖLDÜ MÜ


    koşulacak bir sancı gibi inceden
    genceden aktım geceye
    ihtiyar sokaklarda acemi lambalar
    ve ıslak bir ışık ilkbahara
    ilkbaharın günahı olmaz nasılsa...

    çocuklar bulmuş, getirdiler
    kanadı kırılmış bir nisan yağmurunu
    nisan'ın kuyruğuna teneke bağlar mı insan
    çocuk olmasa?...
    aşk şakasını kaldırır mı insan
    çocuk olmasa...

    bir celsede boşanıyor mağrur bir yağmur
    nisanların yenildiği yalancı baharlarda...
    ilkbaharın günahı olmaz nasılsa!


    Y.E


    MEVSİMLİK ŞARKI


    kanıyor takvimden gamsız ağaçsız
    evlatlarını döver gibi seven bir sonbahar
    güvertesinde adresini şaşırmış
    kayıp bir nisan yağmuru

    ömrümün sol anahtarısın
    hazan makamının kapısını açan
    ne nisanlar gördüm ben
    ilkbahardan kaçarken
    bir mızraba tutunan

    ne bileyim ben
    böyle bir seydir herhalde
    bir mevsimin şarkısı
    ya da mevsimlik bir vivaldi sancısı...

    ekim kasım işlerini öğrenirken bir keman
    ağlamayı bir de
    şarkıya söz yürür
    yeşile aldanır suyun kudreti
    ve sen hiçbir zaman
    sol anahtarı yaptıracak bir çilingir bulamazsın
    bana kalırsa sen
    ömrünün sonuna kadar
    o şarkının kapısında kalacaksın!
    gibigibi likes this.

  2. #2
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Ynt: Yılmaz Erdoğan Şiirleri


    CAN FEDA


    Bu nehrin kaynağı yalan
    Senin kendin diye bildiğin
    Hep başkasınca tasarlanan.

    Onarsın diye değil inat
    Bilirim
    Sağaltmaz,
    İncitir edebiyat.

    Aşkına şiir süsü ellerim
    İbadetine güvendiğim,
    Benim ben diye bildiğim
    Bu ben Mazhar Ağbi bu kendim...

    Yola çıkasım var Canfeda
    Kendimden gidesim var.

    Çok adam gördüm
    Kendisi zannettiğinden az.
    Bakıyorum beni yansıtan her şeye,
    Zannettiğim gibi değil Canfeda,
    Zannettiğim gibi değil
    Kendim bile.

    Arsız bir çoğalma isteğini hafif meşrep
    Gündüz gözü yaşamasından,
    Sureti çok daha göbekli aslından.

    Yola çıkasım var Canfeda
    Kendimden gidesim var...

    Ama toparlanmalı önce...
    Eşya dediğin ne,
    Bu şiir, biraz yağmur...

    Müjdeci gülüşüne kıstırdığım pis,
    Budaklı hatıra için,
    Hangi sözü bulsam incitici
    Saplıyorum dilime,
    Akrebim bilirsin
    Hep zehir saklıyorum yüzüğümde.

    Bir çiçeğin içine çoğaldım
    Sonra döktüm yapraklarını.
    Düştüm düşmüşüm,
    Acısını çekmeye üşenmişim üstelik.

    İnan Canfeda,
    Her sözüm yalansa bu değil,
    Yemin tillah Canfeda,
    Nasıl oldu anlamadım...
    Nasıl ettim, nasıl dedim bilmiyorum
    Ben de kendimden bunu beklemezdim.

    Yola çıkasım var Canfeda
    Kendimden gidesim var.

    Yılmaz Erdoğan
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  3. #3
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Ynt: Yılmaz Erdoğan Şiirleri

    ACİL ŞİFALAR


    Bahçe kapısından sızdılar
    Aralık kalmış neresi varsa hayatımın
    Bünyede bastırılmamış ne kadar isyan varsa ordan
    Daha asitli bir yalnızlık için dilek tutuyorum şarkılara
    Sıradaki benim şansıma diyorum
    Haberler başlıyor birden
    Benden, hazin biçimde bahseden
    Kumsalların istenmeyen kaç kum tanesi varsa
    Önde gideniyim her tazyikli akışta

    Zayii makamında bestelenmiş yazılar kaldı avluda
    Gitme diye yalan bile söylerim
    Yerini söylerim ne saklamışsan kal diye
    Bu yaz'ı serin tutalım diye çıplak tenlerde
    Geceyarısı tatlı bir soğukluk olsun diye her sevişme
    Aramızdaki her üryan gelişme
    Hem gidenedir bu şiir
    Hem gelecek olana
    O da biraz oyalanıp gider nasılsa
    Hep haberler başlayacak biliyorum
    Hangi şarkıyı seçsem şansıma
    Şimdi şifa niyetine giriyorum sulara
    Mavisine değil denizin
    Sade tuzuna
    gibigibi likes this.
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  4. #4
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Ynt: Yılmaz Erdoğan Şiirleri

    BU YOL NEREYE GİDER


    Bu yol nereye gider
    bir kuğunun boynuna dokunurken…

    yol bir yere gitmez
    içerde
    düz saçlara uğrar
    ayak üstü bir akşamüstü
    her plansız ürperişin sonu
    hüsran
    ve hüsran
    çok sanat müziği bir kelimedir

    yol bir yere gitmez
    o bir durma biçimidir
    yol yoluyla gidebilir yare
    yoldan çıkabilir apansız
    ve ömür bitebilir yoldan once
    ama yol bir yere gitmez
    o bir durma biçimidir
    yaşamak
    hızlı bir ölme biçimidir
    düşünce ışıktan yavaşsa
    erken gidilmelidir
    gerdan sözcüğüne
    bir kuyumcuda da rastlayabilirsin
    bir kasapta da
    kalbin sızlamaz
    bir kuzu yüreğini vitrinde görünce
    o bir beslenme biçimidir
    ama korkarsın
    kurdun sevdiği havadan
    ayakkabı yaparsın yılandan

    yol bir yere gitmez
    o bir durma biçimidir
    her garantiyi istersin hayattan
    oysa ölümle yaşam arası
    uzun malum ince bir yol
    bir yere gitmez
    o bir ölme biçimidir

    iyi yolculuklar denmez bir gidene
    yapılamaz çünkü
    çok yolculuk bir seferde
    yolcu denmez her gidene
    herkes o yolun taraftarı olmayabilir
    hiç bir sürgün
    gittiği yolu sevmez mesela


    yol bir yere gitmez
    o bir susma biçimidir
    soğuk bir taşıtın uğultusunda

    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  5. #5
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Ynt: Yılmaz Erdoğan Şiirleri

    KENDİM VE HEPİMİZ


    Bir gün herşeyinle dimdik
    Her türlü kavgaya hazır
    çıplak gergin
    her sözü verecek kadar aceleci
    tutamayacak kadar unutkan
    sade çaresizken kadın
    genelde erkek.
    2
    kendi sözlerinin gölgesine hayran
    hiçbir şey gerçek değil alkışlar yalan
    hala bir çift çarpık bacak
    kendi resmi resmiyle barışık
    küs eskisiyle ve eski sevgililerin hepsiyle
    ama hala çok güzel
    hakkında konuşmak senin
    ben senden bahsediyorum yine
    kime darlansa kalbim kimin kılığında.
    ne zaman aklım çıksa yerinden
    tuzu ayarında gözyaşlarıyla
    dönmeyeceğime inandığım günlerde
    bu seyrüseferden
    bu seyrüsefer sözünün burada geçme sebebi
    tamamen kelimeyi sevdiğimden
    diyorum işte bu sefer oğlum
    işte bu sefer
    olacak olmakta olan
    yanacak yanmakta olan
    yok çare akacak akmakta olan düşecek...
    ama hala çok güzel
    hakkında konuşmak senin
    düşünmek seni en ayıp kılıklarda
    en düşmüş saatlerde
    Hala güzel
    Hakkında konuşmak senin...
    Otuzu geçmişiz hiç haketmeyecek kağıtlarla
    Oysa boş kağıt vermişiz geçmeyelim
    Kalalım diye o sularda
    Yalnız çirkince geçmiş bir gençliğin ağıtı
    Bu kadar acıksız olurdu zaten
    Çocuktum kürtlerin kuyruğundan bahsedilirdi
    Nicedir uyruğundan bahsediliyor
    Ve kim ne söylese bu mühim mesele hakkında
    Mühim kanamalar tespit ediliyor hastanın dosyasında
    Ve diyorum ki ben bazen
    bu iki sevgilinin arasında
    ve ikisinin eşit derecede akrabası
    ilk kez bir düğünde adam hem erkek hem kız tarafı
    Bağırıyorum şaka yollu
    Olacak olmakta olan
    Yanacak yanmakta olan
    Akacak akmakta olan..
    düşecek
    Ama hala çok güzel
    Hakkında konuşmak senin.
    Bir beyhude çabasına daha girişmek
    Seni methetmenin. .
    Sana küfretmenin.
    Hala güzel
    Hakkında konuşmak senin
    Kökünü kendi sökmüş bir inatçı adamdır yurdum
    Hangi toprağa denk gelmişse
    Oraya salmış kılcallarını
    Ve hepsinden başka çiçek türemiş,
    Seçebıldiğince yaban otlarının arasındar
    Çok şahane insanlardır
    Kendini soyacak kadar ahmak hırsızları ayırırsan
    Çok iyi şiirler yazdım
    Kötülerinin tamamını çıkarırsan.....
    Ama hala güzel
    Hakkında konuşmak senin
    Hatta aleyhinde!
    Bağır çağır hatta
    Yeri gelirse çok sağlam bir kaç gözyaşı eşliğinde
    Güzel...
    Hala güzel
    hakkında konuşmak senin
    Dinimin dolanması her görüşmede
    Her karşılaşmada
    Yani her eski sevgililer bayramında hayatın,
    Güzel.
    rakının ikinci dublesinde ilk karşımıza çıkanı
    öptüren şey ne ise
    Bir şölenlik hatıra mı yoksa çift dingilli bir acı mı
    yanısıra neyse artık o şey,
    hanı bir bıçak saplaması kadar hasmane
    ve bildiğin cennet davetiyesi kılığında bir şey
    işte ne ise o şey ....O güzel ...
    hala güzel hakkında konuşmak senin......

    gibigibi likes this.
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  6. #6
    Dost Üye Farazi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    35
    Mesajlar
    1.265

    Standart Yılmaz Erdoğan Ankara şiiri

    Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
    asfaltlar ışıldar buz tutardı resmi yalanlar...
    kimse keman çalmaz belki ama
    çok keman çalınsın balolarında
    diye yapılmış
    gri sisli binalar...
    alnının ortasında
    ciddi bir devlet asabiyeti.
    çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar
    bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek
    bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş!
    (biz bir şeyi delicesine severiz
    ama tanrım neyi?)
    kahve önü çatlak mozaik
    bel kemiğine tehdit
    kürsüler üstünde
    çok sigara içen
    öğrenciler
    bir daha asla yaşayamayacağı
    aşkları teğet geçerken
    hep onu sevmeyenleri severek
    hep onu sevenin gözlerinden
    kalabalıklara kaçarak
    karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara
    yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını
    bir izmirli güzele dayatmak varken
    (hep kardeş olacak değiliz ya
    yaşasın halkların sevgililîğî!)
    soyut bir sevdaya
    beşik kertilmiş olan
    dağda çoban
    şehirde şark çıbanı sayılan
    fırat'ın büyük elleri
    ararat'ın kız yelleri
    cilo'nun derin nefesleri
    hülasa kente hukuk mukuk okun
    mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş
    anadolu çocukları ankara' ya öyle yakışırdı ki kar
    asfaltlar ışıldar
    buz tutardı resmi yalanlar
    (belki balkona kar seyretmeye çıkar diye
    sevdiğimiz kızlar
    çok dibimiz donmuştur ve çoğu zaman
    bu kar mevzuu
    kızlara yeterince ilginç gelmemiştir
    hiçbir şey kapalı bir dükkan kadar
    hüzünlü gelmez insana
    ankara'da
    yoksa bugün bir hayat
    yaşanmayacakmı duygusu çöker bütün bozkıra.
    Kimse keman çalmaz belki
    Belki bu fiim hiçbir zaman
    o kadar fiyakalı olmayacak ama
    Hiçbir lahmacunda
    o okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin
    tadını vermeyecek bir daha
    Çok daha iyilerini yedim sonra
    bizzat Urfa'da hatta
    Ama hiçbirinde
    o kadar aç oturrnadım sofraya
    ankara'ya
    öyle yakışırdı ki kar
    çok yabancı bir soluk duyulur bazı
    bilinmez bir dilin ıslığından
    anla ki sıkıldı bizim konsolosluktaki konuklar
    öyle deme ankara'yı sevmeyene bir zulümdür
    bu kadar insanın neden ankara'yı sevdiğini anlamadan
    ankara'da yaşamak
    yollarına hep sevdiğimiz insanların
    adlarını vermediler ama biz her duvara
    bilvesile onların adını yazarak yaşadık
    kül ve betondan mürekkep
    yaşadıkça yaşanılası gelen
    o tuhaf bozkır kokusunda.
    ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.
    asfaltlar ışıldar...
    bir günden bir sürü gün yapan
    mesai saatlerinde hiçbir şey yapan
    hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan
    rakıyı bol sulu içen
    dokunmasın için deği!
    çabuk bitmesin dîye devletimin tekel rakısı
    hep kağıtlara bakarak
    hep kağıtlardan bakarak
    hem neşet ertaş' ı hem bülent ersoy' u
    aynı anda sevmeyi başararak
    karısının bayat ekmeklerden yaptığı tatlıyı
    çok beğenmeyerek ama
    yine de bu tasarrufunu takdir ederek
    boynu hep kıdemli bir atkının içinde saklıyken
    hep bir şeylere birilerine küsmüş gibi
    yürüyen...
    memurlar.......
    ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
    asfaltlar ışıldar
    buz tutardı resmi yalanlar...
    biz şimdi kapalı birr kuruyemişçi
    dükkanının -ki bütün plan kar altında
    tuzsuz ay çekirdeği çitileyip
    yanı sıra bafra içmektir-
    kötü ışıklandırılmış vitrininden
    umutsuzca içeri bakan
    kimliği gereğinden fazla sorgulanmış
    merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş
    -yani sistem kendi verdiği kimliği
    zırt pırt geri istemektedir-
    doğduğu yer yüzünden
    doğuştan kavgacı zannedilen ama
    pek çoğu kavgadan nefret eden
    kavgacı esmer cesur korkak
    çoğu kürt çoğu türk çocuklardık...
    ankara'ya öyle yakışırdı ki kar....
    ha sonra belki ahmed arifin aklına
    hiçbir şairin aklına gelmeyecek
    -çünkü hiçkimse bir daha ankara' yı
    O'nun kadar sevemeyecek -bir şiir islenir:
    kar altındadır varoşlar
    hasretimnazlıdır ankara.....
    ustam yine sen bilirsin ama
    hangi aralıkta bir şair ölmüşse
    işte oen netameli aydır bence.
    ankara'ya öyle yakışırdı ki kar...
    asfaltlar ışıldar...
    yalanlar...
    şimdi ve sonra ne zaman ankara'ya kar yağsa
    elim gönlüm çocukluğum buz tutar.





    Şiir: Yılmaz Erdoğan
    Müzik: Deniz Erdoğan
    Düzenleme: Yıldıray Gürgen
    gibigibi likes this.

  7. #7
    Derviş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    9
    Mesajlar
    518

    Standart Ynt: Yılmaz Erdoğan Şiirleri

    İŞSİZ ŞİİR
    bu imkansızlıklar
    bu yaralar
    hepsi,
    hepsi insan işi

    sevda diye bağıran yüzün,
    bir kitabın en sır satırını
    okuyan sesin,
    beni bana düşman eden,
    ağlamaklı gecelerimin
    tek temsilcisi
    ve hiçbir yerde şubesi
    olmayan yüzün
    yani baştan ayağa sen...

    bu bakışlar
    bu bakır tadı
    hepsi,
    hepsi insan işi
    ve insanın insana ettiği
    en yalan yemin: Aşk!
    hepsi,
    hepsi insan işi...


    Mart 1994

    Y.E
    http://img138.imageshack.us/img138/658/sufiqm8yl0.gif

  8. #8
    Derviş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    9
    Mesajlar
    518

    Standart Ynt: Yılmaz Erdoğan Şiirleri

    CEMRE
    gözüme ilişti gözün
    içimde infilak saati!
    yasak baktın nikotin sıcağıma,
    bir sigara daha yaklaşıyor bahar..

    ellerin yanında değil,
    gemiler kalkıyor avuçlarından
    bütün limanlarda bir telaş,
    yaklaşıyor bahar...

    deniz altında bir zindan düşü,
    ayıp sarılmalar, lanetli öpücükler
    bilinmez bir Nemrut esrarı
    arkadaş dağlar gibi
    korkusuz korkular...
    kekikler yeşeriyor
    yaklaşıyor bahar

    bir deliliğin eşiğinde
    amansız mekansız
    sofrasız
    yani aç, ilaçsız
    ve
    hiçbir şiirin eskitemediği
    gözlerin,
    gözlerimin önünde
    el pençe divan..
    bahar damarı çatladı toprağın
    bir nefes daha yaklaşıyor bahar!


    Mart 1994

    Y.E



    http://img138.imageshack.us/img138/658/sufiqm8yl0.gif

  9. #9
    Derviş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    9
    Mesajlar
    518

    Standart Ynt: Yılmaz Erdoğan Şiirleri

    HEPSİ BU
    değişen ben değilim
    dönüşen savaş
    yaşlanmakla ıslanmak aynı şey:

    bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlamak

    şimdi ölüm bile yetmiyor
    acılarımızı tartmaya
    dostlar
    alıngan bir sahili pinekliyorlar
    bir merhaba'yı bıçaklar gibi artık
    selamlaşmalar

    değişen ben değilim
    dönüşen savaş

    artık zaman bile yetmiyor
    yaşadığımızı sanmaya

    yine de ışıklar bu kenti
    güzelmiş gibi gösteriyor
    geceleri...

    geceler...
    yani
    Ahmet Haşim'in kafiyeleri....

    seni aklıma düşüren
    yerçekimi değil
    yalancı yıldızlar
    öyle uzaksın ki
    üflesem soğuyacaksın
    sarılsam okyanus

    bir aşka yetecek kadar
    ve anımsatacak kadar
    sebepsiz bir ölümü,
    acılarımız
    ve kafiyelerimiz var...

    işte hepsi bu kadar....


    Nisan-Mayıs 1994
    Berlin - Kuzguncuk

    Y.E
    http://img138.imageshack.us/img138/658/sufiqm8yl0.gif

  10. #10
    Derviş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    9
    Mesajlar
    518

    Standart Ynt: Yılmaz Erdoğan Şiirleri

    SON DURAK

    kilitlenmiş beton kanatları kuşların
    oksit gibi yakışkan bir mayışmayla ağarmış gün
    pas tutan kelimeler için bir iksir belki de
    ya da aklına susamış sevgililerin safdilliği
    acıtmış ömrünü çekirgelerin
    medyatik soruşturmalardaki enflasyonist yargılar
    haber değeri taşımıyor haber spikerinin ölümü
    herkes kendi manşetinde satır arası
    hiçbir bakışı aydınlatmıyor florasan buğusu

    burası son durak inecekler için son fırsat
    bir daha ne süper ne mega kupon verilecek
    kalanlar şoförün evini göremeyecekler hiçbir zaman
    onları sonsuza götürecek, afaroz edilmiş bir merak
    burası son durak

    hafızada kalan tek numara için
    telefona uzanır elleri
    ölümüne randevulu insanların
    temize çekilemez not defterleri




    Yılmaz ERDOĞAN

    gibigibi likes this.
    http://img138.imageshack.us/img138/658/sufiqm8yl0.gif

Benzer Konular

  1. Yılmaz Odabaşı Şiirleri
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Y
    Cevap: 20
    Son Mesaj : 02.Ekim.2012, 12:09
  2. Ceyhun Yılmaz Şiirleri
    Konu Sahibi gogeselam Forum C
    Cevap: 38
    Son Mesaj : 18.Aralık.2010, 05:36
  3. Bekir Sıtkı Erdoğan Şiirleri
    Konu Sahibi yaziklar_olsun Forum B
    Cevap: 29
    Son Mesaj : 17.Aralık.2010, 22:52
  4. Yılmaz Güney Şiirleri
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Y
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 10.Aralık.2010, 17:22
  5. Yılmaz Erdoğan`in Hayati ( Biyografisi)
    Konu Sahibi Farazi Forum Edebi Kişilikler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 04.Şubat.2009, 19:45

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir, elektronik sigara, instakip.com, ingilizce kursu , besyo, dini sohbet, islami forum, ejzane.com, muhabbetizmir ilaçlama