Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 2 Toplam 5 Sayfadan BirinciBirinci 1234 ... SonuncuSonuncu
Toplam 45 adet sonuctan sayfa basi 11 ile 20 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #11
    Onursal Üye Firuze_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2010
    Nereden
    maviliklerde
    Mesajlar
    2.766

    Standart Cevap: Türkü Hikayeleri

    ARDA BOYLARI

    Bu türküyü Şükriye Tutkundan dinlediğimde, yeniden anımsadım. Hikayenin sözleri çok iç kırıcı. Sözlerinden bir ağıt olduğu zaten anlaşılıyor.

    Hikaye aslında çok bildik bir temaya sahip.

    Zeynep'e köyün zengininin oğlu İsmail aşık oluyor. Ne var ki Zeyneb'in gönlü Receptedir. İki genç evleneceklerine dair birbirlerine söz vermiştir.

    İsmail ise bunu bildiği halde Zeynebin peşini bırakmıyor. Zeynebin annesinden onu istiyor. Zeynebin annesi de belki İsmailin zenginliği yüzünden, belki de sadece kızının rahatını düşündüğünden İsmail'e Zeynebi veriyor.

    Recep, bunu duyduğunda İsmail'in kapısına dayanıyor fakat İsmail adamlarından da aldığı güçle Recep'i cezalandırıyor. Recep, onurunu aşamayacına köyden gidiyor.

    Recep'in bir başka kızla başka bir yere kaçtığı dedikodusu ile dilden dile yayılıyor.

    Düğün günü Zeynep, kendisini denize atarak intihar ediyor. Arkasından ise bu ağıt yakılıyor.

    Arda boylarında kırmızı erik
    Halime'nin ardında onyedi belik
    Ah annecim ah annecim yaktın ya beni
    Bu genc yasta denizlere attin ya beni

    Aliverin feracemi annecim diksin
    O gıymatlı İsmail'e kendisi gitsin
    Uyan uyan Ereceb'im senin olayım
    Ardalar aldı ya nerde bulayım

    Arda Boylarına ben kendim gittim
    Dalgalar vurdukça can teslim ettim
    Ah annecim ah annecim yaktın ya beni
    Bu genc yasta denizlere attin ya beni


    Benim ayağımın altıda müsait. Başımın üstüde...

    Nerede duracağını kendin belirle...



  2. #12
    Onursal Üye Firuze_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2010
    Nereden
    maviliklerde
    Mesajlar
    2.766

    Standart Cevap: Türkü Hikayeleri

    Bitlis'te Beş Minare

    Bitlis biirinci dünya savaşından önce nufüsu 30000´dir lakin savaş çıkınca halk göç eder ve nufüs 3000´e düşer.

    kurtuluş savaşında baba ile oğlucepheye gider savaş biter ve baba ile oğul şehre dönerler bir tepede baba heyacandan mıdır yoksa yorgunluktan mıdır bilinmez o tepeden memleketi bitlise bakamaz ve oğluna sorar oğul bitliste ne kaldı..

    Oğul "baba bitliste beş minare kaldı"


    bitlis'te beş minare (beri gel oğlan beri gel),
    yüreğim dolu yare (beri gel canan beri gel).
    isterem yanen gelem (beri gel oğlan beri gel),
    cebimde yok on pare (beri gel canan beri gel).

    tüfeğim dolu saçma (beri gel oğlan beri gel),
    kaçma vururum kaçma (beri gel canan beri gel).
    doksan dokuz yarem var (beri gel oğlan beri gel),
    bir yare de sen açma (beri gel canan beri gel).


    Benim ayağımın altıda müsait. Başımın üstüde...

    Nerede duracağını kendin belirle...



  3. #13
    Onursal Üye Firuze_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2010
    Nereden
    maviliklerde
    Mesajlar
    2.766

    Standart Cevap: Türkü Hikayeleri

    Çamlığın Başında Tüter Bir Tütün (ZİYA'NIN TÜRKÜSÜ)

    "At Üstünde Kuşlar Gibi Dönen Yar
    Gendi gidip ehbabları kalan yar" nakaratıyla söylenen Ziya Türküsünün Hikayesi şöyledir;

    Ziya yakışıklı bir delikanlıdır. Yozgat'ın Karacalar Köyündendir. Aynı köyden Fikriye adlı kızı sever ve nişanlanır. Fikriye'nin babası Karacalar Köyü imamı Ali Hocadır. Ali Hoca Kızıltepe Köyüne imam olur. Ziya sık sık nişanlısını görmeye at sırtında gider. İki tarafta birbirini oldukça sevmektedir. Ziya bir gün ekin sularken üşütmüş ve karın ağrısından şikayet etmektedir. Doktora gider ama fayda bulamaz, bir hafta içinde ölür. Bir başka söylentiye göre, Ziya Bey yakışıklı, at düşkünü, çok iyi atan binen, iyi cirit oynayan bir yiğittir. İki köy arasında oynanan ciritte attan düşer orada ölür. Fikriye, nişanlısının ani ölümü karşısında duyduğu acıyı ve kederi şiire döker böylece Ziya Türküsü ortaya çıkar. Ağıtın tamamı 30 kıtadır. Yozgat'ta çok sevilen ve söylenen bir türküdür.


    ZİYA TÜRKÜSÜ

    (Fikriye'nin Söylediği Şekliyle)

    Çamlığın başında tüter bir tütün;
    Acı gormiyenin yürüğü bütün
    Ziya'nın atını pazara tutun
    Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler.

    At üstünde guşlar gibi dönen yar,
    Gendi gidip ehbabları yanan yar.

    Benim yarim yaylalarda oturur
    Ak elini soğuk suya batırır
    Demedim mi yarim ben sana
    Çok muhabbet tez ayrılık getirir.

    At üstünde guşlar gibi dönen yar,
    Gendi gidip ehbabları yanan yar.

    Ham meyveyi koparttılar dalından
    Ayırdılar beni nalı yerimden
    Demedimmi nazlı yarim ben sana
    Çok muhabbet tez ayrılık getirir.

    At üstünde guşlar gibi dönen yar,
    Gendi gidip ehbabları yanan yar


    Benim ayağımın altıda müsait. Başımın üstüde...

    Nerede duracağını kendin belirle...



  4. #14
    Onursal Üye Firuze_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2010
    Nereden
    maviliklerde
    Mesajlar
    2.766

    Standart Cevap: Türkü Hikayeleri

    Çarşambayı Sel Aldı Türküsünün Hikayesi
    ( Samsun - Çarşamba Yöresi )


    Çarşamba deyince bir yabancı hemen çarşambayı sel aldı türküsünü anımsar..
    çarşamba her şeyden önce bu türküyle ünlenmiştir..
    bu ün ardında nice acı ve gözyaşını taşıyor..
    tarih boyunca yeşilırmak nice canlar almıştır..
    1970 lerde suat uğurlu ve hasan uğurlu barajlarıyla doğal akışa son verilmiştir..artık yeşilırmak tan insan hayvan cesetleri..evler..beşikler ve birçok hayat nesnesi geçmiyor..kısacası artık çarşamba yı sel almıyor.. yıllardır söylenen..söylenecek olan bu güzel türküyü ve bu türkünün hikayesini hemşehrimiz sayın faik okutgen derlemiştir... çarşamba yı sel aldı... ahmet abdal deresinin kıysında yerleşmiş yoksul köy ailelerinden birinin oğluydu..baharla birlikte yıllarca süren karasevdası karşılık bulmuş..melek kalbini açmıştı..kısa zamanda yüzük takıp nişanlandılar.. ahmet yapraklar sararmaya durduğunda orduya yollandı..melekse gözyaşlarıyla başbaşa kaldı..ağaoğlu mehmet ali melek e gözkoydu..ahmet in arkadaşları ne kadar uyardılarsa kar etmedi.. melek reddetti mehmet ali yi..bunun üzerine ağaoğlu adamlarıyla melek i dağa kaldırdı..kötü haberi kuşlar uçurdu ahmet e..kısa günde uçageldi aşkın delikanlısı..kuşandı atını silahını..arkadaşlarıyla düştü yollara..dağ tepe demedi gece gündüz melek i aradı.. ´meleeeeek..meleeeeek..´ diye çığıra çığıra sesi uçtu.. önce bir çakal yağmuru uç verdi..sonra şimşek şimşek içinden çıktı..çatırdadı koca gökyüzü..ışınlar çarşamba ovasını renkten renge soktu..ne yağmur ne silinen izler aşkın atlılarını durduramadı.. tufan ikinci kez yaşanıtordu sanki..yağmur yeşilırmak ı boğuverdi..çarşamba ovası kaynayarak akan bir göle dödüştü..canik dağları ndan aşağılara doğru bir çığ gibi önüne kattığı her şeyi sürükledi sel..evler..insanlar..bebek beşikleri..hayvanlar..kağnılar..ağaçlar.. büyük küçük kayıklar çaltı burnu na doğru sürükleniyordu.. sonunda duruverdi yağmur..güneşle parladı yeşil çarşamba..usul usul bir gökkuşağı belirdi..sular günbegün çekildi..çekildikçe hayat yeniden kurulmaya başladı..yaralar sarılıyor..evler onarılıyordu..abdal deresi nin-yeşil ırmak a katılmak üzere-döküldüğü yamanın başında ahali toplanmaya başladı..derenin eğimle indiği yamanın dibinde büyük bir kaya parçası vardı..onun üstünde ise iki insan..melek ve ahmet ti onlar..elele tutuşmuş sırtüstü öylece yatıtorlardı..ahali sel acısını unutmuş onlara yanıyordu..hüzün gözyaşına döndü.. o büyük kaya parçası..ahalinin üstünde toplandığı o taş..yedi yerinden ayrıldı..ve her birinden bir servi boyu su fışkırmaya başladı.. bu hazin aşka doğa gözyaşı döküyordu.. ahali şaşkınlığın ardından dualar okumaya başladı..dualar içten mırıltılara..yıllardır can alan insanların acısını dile getiren dizelere dönüştü.. işte rivayet o rivayet..derler ve hikaye ederler ki çarşamba yı sel aldı türküsü o acı mırıltılardan doğdu.. yedi yerinden su fışkıran kayanın olduğu yerde bir su değirmeni kuruldu.. ve o yöre o gün bu gündür değirmenbaşı olarak anıldı..(çarşamba daki değirmenbaşı mah.) çınar ağaşlarının gölgelediği ahşap değirmenin yedi taşı vardı..yedi oluğuna su veren set üzerinden yedi kez yürümek..sağ ve sol omuz üzerinden yedişer kez su atmak uğur sayıldı..her hıdrellezde bu yaşandı..1970 lerde değirmenin yıkımına değin bu gelenek sürdü..




    Çarşambayı Sel Aldı

    Samsun/Çarşamba-Yöre Ekibi-Nejat Buhara

    Çarşamba’yı Sel Aldı,
    Bir Yar Sevdim El Aldı (Aman Aman)
    Keşke Sevmez Olaydım,
    Elim Koynumda Kaldı (Aman Aman)

    Oy Ne İmiş Ne İmiş (Aman Aman)
    Kaderim Böyle İmiş.
    Gizli Sevda Çekmesi (Aman Aman)
    Ateşten Gömlek İmiş.

    Çarşamba Yazıları,
    Körpedir Kuzuları (Aman Aman)
    Allah Alnıma Yazmış,
    Bu Kara Yazıları (Aman Aman)

    A Dağlar Ulu Dağlar (Aman Aman)
    Yarim Gurbette Ağlar.
    Yari Güzel Olanlar (Aman Aman)
    Hem Ah Çeker Hem Ağlar.


    Benim ayağımın altıda müsait. Başımın üstüde...

    Nerede duracağını kendin belirle...



  5. #15
    Onursal Üye Firuze_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2010
    Nereden
    maviliklerde
    Mesajlar
    2.766

    Standart Cevap: Türkü Hikayeleri

    Yayladan Gel Kömür Gözlüm
    Sarı Çiçek yaylasını duydunuz mu bilmem? Belki bir türküde duymuşsunuzdur, diye anlatıyorum. Hikayemizde geçen mekan burası ama aslı itibari ile bu bir Arguvan türküsü. Neyse efendim, artık hikayemize başlayalım...

    Birinci Dünya Savaşı yıllarıdır, Ermenilerin Doğu ve Orta Anadolu'dan Suriye'ye sürüldüğü yıllara rast gelmektedir hikayemizin başlangıcı. İşte bu tehcire bizim oralardan ve baska yörelerden katılan gençlerin bazıları, yanlarında bir Ermeni genç kızla dönerler köylerine. Bir kısmı bunlarla evlenirken, bir kısmı da ikinci eş olarak kuma getirir birinci eşlerinin üzerine. İşte hikayemizin can alıcı yeri de tam burasıdır.

    Bizim köye yakın köylerden bir oğlan, ikinci eşi olarak, kaçırdığı bir Ermeni kızla evlenmeye karar verir. Verir vermesine, ama ailesi ve çevresi bu duruma pek iyi bakmaz. Neyse, yıllar sonra biri Ermeni eşinden olmak üzere, iki erkek çocuğu dünyaya gelir adamın. Yalnız, bir evlat diğeri kadar önem taşımaz çocuğun ailesi için. Çünkü, Ermeni gelinden dünyaya gelmesi, dışlanmasına ve hor görülmesine neden olur. Ne annesi, ne çocuğu mutlu bir hayat yaşayabilir o ailenin içinde. Yıllar yılları kovaladıktan sonra, iki oğlan da büyür evlenecek yaşa gelir. İşin ilginç yanı da burada başlar. İki oğlan aynı kıza vurulur, ama kızımızın gönlü Ermeni olandan yana çarpar. Yaylada, köyde her yerde kaçamak da olsa buluşurlar. Oğlan annesine, annesi babasına açılsa da, aile meclisi kızın diğer oğlanla evlenilmesine çoktan karar vermiştir bile. Yaylaya çıkılmıs ve düğün günü belirlenmiştir artık. Kızımız biriyle haber uçurur sevdiği yarine "ya gel beni kaçır, ya da vur öldür, ama yar etme başkalarına" diye.

    Genç oğlan, yaylada dügünü basar, sevdiği kızı kaçırır, ama bir derede köprünün başında sıkıştırılırlar ikisi. Oğlan çaresizlikten kızı vurmak zorunda kalır. Daha kendini bile öldüremeden linç edilerek öldürülür iki ailenin fertleri tarafından. Bu olayın üstü örtülmek istendiğinden her ikisinin de cesetleri dereye atılır.

    İşte efendim, böyle bir hikayedir yayladan gel kömür gözlüm. Artık türküleştiği için 50 yıl da, 100 yıl da geçse, üstü örtülemeyecek olan bir olayın öyküsüdür. Şimdi yıllar sonra Muharrem Temiz'in o duru sesiyle bambaşka bir acı içinde dinleriz bu halk eserini.

    Gelin Oldun Garabelin Eline
    Yedi Bayram Gına Yakma Eline
    Gurban Olam Senin Gibi Geline
    Yayladan Gel Kömür Gözlüm Yayladan

    Senin Baban Karşı Köyün Hocası
    Çok Peşime Düştü Genci Kocası
    Bana Derler Şu Kötünün Kocası
    Yayladan Gel Kömür Gözlüm Yayladan

    Ne Kadar Methetsem O Kadar Güzel
    Top Bürür Saçını Gözünü Sürür
    Muskalar Yazdıram Değmesin Nazar
    Yayladan Gel Kömür Gözlüm Yayladan


    Benim ayağımın altıda müsait. Başımın üstüde...

    Nerede duracağını kendin belirle...



  6. #16
    Onursal Üye Firuze_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2010
    Nereden
    maviliklerde
    Mesajlar
    2.766

    Standart Cevap: Türkü Hikayeleri

    Kevengin Yollarında

    Kevengin Yolarında - Elazığ yöresiDoğu Anadolu yayalarında güzeller güzeli Fatma Kız yaşarmış.Çarşaflı, örtülü olmasına rağmen yürüyüşü öyle havalı, endamı öyle güzel, sesi öyle tatlıymış ki bütün erkekler Fatma'yı görebilmek, sesini duyabilmek için evinin etrafında dolaşır..çeşme başını gözler, köy kadınlarının çamaşır yıkadıkları gölde pusuya yatarlarmış.
    Fatma'da cin mi cin..herşeyin farkındaymış,sıcak der yüzünü açar, aman der çarşaftan dışarı narin beyaz kolunu çıkarıp onu gözetleyenleri aşk ateşiyle kavururmuş.
    Köylerde kızlar evlerde toplanıp türkü çığırır oynar ya, Fatma o geceler oyunların en hasını döktürürmüş.Tabii köyün gençleri dışarda toplanır, evin içindeki oyunları pencereden izlermiş.
    O sıralarda köyde düğün varmış. Fatma yine her işin ucundan tutuyor, iki dünür evi arasında koşturup duruyormuş. Düğüne davetli öteki köyün delikanlılarından biriyle de aynı işvesiyle eğlenmekteymiş. Rivayete göre bir iki kez de gölbaşında buluşmuşlar..
    Düğün günü gelmiş çatmış,oyunlar halaylar..Havaya sıkılan kurşunlar..Ve serseri bir kurşun dam başında oynayan Fatma'yı bulmuş..
    Bu türkü de ondan sonra yakılmış..

    Kevengin Yollarında

    Elazığ-Vasfi Akyol-Muzaffer Sarısözen

    Kevengin Yollarında
    Çimeydim Göllerinde (He Anam He)
    İlik Düğme Olaydım
    O Yarin Kollarında (He Anam He)

    O Yandan Yandan Yandan
    Severim Seni Candan (He Anam He)
    Üç Gün Oldu Severim
    Ne Tez Usandın Benden (He Anam He)

    Dama Vurdum Çatmayı
    Seslen Gelsin Fatmayı (He Anam He)
    Fatma Nerden Öğrenmiş
    Çarşaftan Kol Atmayı (He Anam He)

    O Yandan Yandan Yandan
    Severim Seni Candan (He Anam He)
    Üç Gün Oldu Severim
    Ne Tez Usandın Benden (He Anam He)

    Keveng'in Yazıları
    Meliyor Kuzuları (He Anam He)
    Ben Buraya Gelmezdim
    Alnımın Yazıları (He Anam He)

    O Yandan Yandan Yandan
    Severim Seni Candan (He Anam He)
    Üç Gün Oldu Severim
    Ne Tez Usandın Benden (He Anam He


    Kaynak : Anonim


    Benim ayağımın altıda müsait. Başımın üstüde...

    Nerede duracağını kendin belirle...



  7. #17
    Onursal Üye Firuze_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2010
    Nereden
    maviliklerde
    Mesajlar
    2.766

    Standart Cevap: Türkü Hikayeleri

    BODRUM HAKİMİ


    Bodrumlular erken bicer ekini,
    Felege kurban mi gittin Bodrum hakimi
    Nasil kiydin Mefaret hanim kendi de kendini
    Altin makas gumus bicak ile dogradilar tenini.
    *********************************
    Hakim hanimin memleketi Kutahya Tavsan
    Hakim hanim sen eyledin bizleri perisan,
    Nasil kiydin Mefaret hanim kendi de kendini
    Altin makas gumus bicak ile dogradilar tenini.
    **********************************
    Su Bodrum'un daglarinda ceylanlar dolasir,
    Kara haber Mefaret hanim pek tez ulasir.
    Nasil kiydin Mefaret hanim kendi de kendini
    Altin makas gumus bicak ile dogradilar tenini...

    MEFARET TUZUN,Turkiyenin ilk kadin hakimlerinden,ve bu turku onun esrarengiz olumunun arkasindan soylenen bir ege agitidir.1951 te Bodrum'a tayin edilen cengaver Mefaret hanim supheli bir sekilde 1954 yilinda intihar etmistir.(bolgede olumune intihar susu verildigi de soylenir)
    Kayitlara gore olum sebebi birkac tanedir.En cok soylenen nisanlisinin olumunden sonra acisindan intihar etmis olmasidir,bir digeri hakimin Bodrum'lu bir gence idam cezasi verdigi ve infazdan sonra hakimin gencin abisi tarafindan kacirilip tecavuz edildigi icin utancindan intihar ettigidir.Bu kaynaklardan aktarilanlardir.Bu turkuyu cok sevdigimden benim Milas ve Bodrum yaslilariyla yaptigim bazi sohbetlerde hakimin kendini oldurmedigi,Bodrum da sozu gecen adaletsiz bir aganin kazancina comak soktugu ve aganin askina karsilik vermedigi icin kacirilip intihar susu verilerek olduruldugudur.Milas ve Bodrumda cogunlukla boyle soylenir.
    Ama bir gercek vardir ki oda olum sebebi ne olursa olsun bu at ustunde kesfe giden,insancil hakim hanim o yorede artik efsanelesmis ve aydinlik kadin yuzunun bir simgesi olmustur.Eger henuz dinlemediyseniz bu turkuyu ozellikle TOLGA CANDAR ustadan hikayesini okuduktan sonra dinleyiniz cok etkileneceksiniz.


    Benim ayağımın altıda müsait. Başımın üstüde...

    Nerede duracağını kendin belirle...



  8. #18
    Onursal Üye Firuze_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2010
    Nereden
    maviliklerde
    Mesajlar
    2.766

    Standart Cevap: Türkü Hikayeleri

    Pencereden Bir Taş Geldi (Mamoş)

    Elazığ'ın koca Mustafa Paşa mahallesinde oturan Bekir hoca'nın genç ve güzel bir karısı vardır. Bekir hoca Harput'ta namusuyla ve iyiliğiyle tanınan yumuşak başlı temiz bir insandır. Karısı ise gençliğin verdiği tecrübesizlikle evli olduğu halde komşularından, soylu bir aileden olan genç, yakışıklı Mamoş (Mehmet) ile ilişki kuracak kadar toydur daha. Mamoş'la Bekir hoca'nın karısı arasındaki sevgi gittikçe alevlenir. Etrafta bunu sezmeye başlamıştır. Fakat sevdalılar buna rağmen her şeyden habersizdirler. Fırsat buldukça buluşur, konuşur, sevişirler. Bekir hoca bunun neye varacağını hesaplamaktadır.

    Bir gün karısına Harput'a gideceğini ve akşam dönmeyeceğini söyler. Bu fırsattan yararlanan genç kadın Mamoş'u eve davet eder, yerler içerler, eğlenirler. Bekir hoca ise Harput'a gitmemiştir. Karanlık basınca eve gelir ve sessizce kapıyı kendi anahtarıyla açar, sevdalıların bulundukları odaya gelir. İçerden onların eğlenceli çığlıklarını duyar, tabancasını çekerek odaya girer. Girer girmez tabancasını ateşler Mamoş'u kalbinden, karısını da ağzından vurarak öldürür. Bu olaydan sonra Bekir hoca zaptiyeye teslim olur. Adli bir heyetin eve gelip olayı yerinde incelemelerinden sonra duruşma
    sonunda Bekir hoca beraat eder.

    İçli olan türkünün hikayesinde de böylece bir ders yatmaktadır.


    MAMOŞ TÜRKÜSÜ

    Pencere'den bir taş geldi,
    Ben sandım ki Mamoş geldi.
    Uyan Mamoş, uyan uyan,
    Başımıza ne iş geldi.

    Eyvah Mamoş, eyvah eyvah
    Tabip getir yarama bak.

    Penceresi yeşil yaprak,
    Mamoş giyer kara kapak.
    Kör olasın Bekir hoca,
    Yatağımız kara toprak.

    Eyvah Mamoş, eyvah eyvah
    Tabip getir yarama bak.

    Pencere'nin önü çardak,
    Rakı içtik bardak bardak.
    Körolasın Bekir hoca
    Koymadın ki murat alak.

    Eyvah Mamoş, eyvah eyvah
    Tabip getir yarama bak.

    Evlerinin ardı kavak,
    Yağmur yağar ufak ufak.
    Kör olasın Bekir hoca,
    Ağzımdaki kurşuna bak.

    Di kalk Mamoş di kalk, di kalk
    Başımıza yığıldı halk.

    Dışkapıyı araladın,
    Ah bahtımı karaladın.
    Kör olasın Bekir hoca,
    Mamoş'uda yaraladın.

    Di kalk Mamoş di kalk, di kalk
    Başımıza yığıldı halk.

    Mamoş paltonu tutayımmı?
    Hayrın için satayımmı?
    Mezarında boş yer varmı?
    Ben'de gidip yatayımmı?

    Eyvah Mamoş, eyvah Mamoş
    Tabib getir imdada koş.



    Malatyalı Kalender


    Kaynak:
    Mehmet ÖZBEK
    Folklor ve Türkülerimiz
    Ötüken Neşriyat, İstanbul 1994


    Ayşegül Göktepe (Radyo Program Yapımcısı)


    Benim ayağımın altıda müsait. Başımın üstüde...

    Nerede duracağını kendin belirle...



  9. #19
    Onursal Üye Firuze_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2010
    Nereden
    maviliklerde
    Mesajlar
    2.766

    Standart Cevap: Türkü Hikayeleri

    KARAKOYUN

    Sürüden ayrılma karakoyunum,
    Sulağa sarılma karakoyunum,
    Gördünse darılma karakoyunum,
    Kanlım olma karakoyun dön geri!

    Karakoyun da karakoyun. Kanlı canlı. Atik. Ama kindar. Çobana kin tutmuş bir kez. Derler ki, karakoyun gözünü çobanın kucağında açmış. Kuzuluğu çobanın kollarında geçmiş. Onun sevgisiyle şımarmış, onun azarlarıyla üzülmüş. Günlerden bir gün de, çobanı ağasının kızı Gülhanım ile öpüşürken görmüş. Kinlenmiş. Kin, o kin. Sürüp gelmiş. Gelmiş de çobanın ölüm kalım gününe, dayanmış.
    Olay çok eski. Yozgat’lılar “Bizde geçti” Çukurovalılar “Bizde geçti” der. Nevşehir’in Akpınar’lıları da kendi yörelerinde geçtiğini söyler olayın. Önemli mi? Önemli olan olayın halkın diline dolanıp ilden ile, dilden dile dolaşıp günümüze dek gelmiş olması. Bir de şu var ki; bu türkü ötekilerden farklı olarak yalnızca kavalla çalınıp söyleniyor. Ağzı dili kaval oluyor bu türkünün. Biz diyelim Ahmet, siz deyin Mehmet. Adı önemli değil. Çoban kendisi. Günlerden bir gün, bir Türkmen obasına gelip iş istemiş. Oba Beyi durumuna bakmış, temiz yüzlü, dürüst bir insan: Yanına alıp sürüyü teslim etmiş. Çoban da yakışıklı. Genç. Boypos yerinde. İşi gücü koyunlar. Sabahın erinde dağ yolunu tutuyor, akşamın geç vaktine kadar şu yamaç senin, bu yamaç benim dolaşıp duruyor. Koyunlarının sağlığıyla seviniyor, onların hastalığıyla üzülüyor. Bir koyunun tırnağına taş batsa, uykusu haram oluyor. Sabaha dek, kırk kere kalkıp bakıyor, kırk türlü ilaç sürüyor yaraya, iyi olana dek omuzunda getirip götürüyor koyunu. Avucunda ot yedirip, külahında su içiriyor. Ha! Bir de şu var, çok iyi kaval çalıyor çoban. Zaman zaman diğer çobanlarla düzenlenen yarışmalarda hep birinci oluyor. Kavalıyla yürütüyor koyunları, kavalıyla durduruyor.
    Çoban bu! Kavalı da ortada. Bir de Oba Beyi’nin kızı var. Adına Gülhanım derler. Diğer çobanlar bir övgülüyor, bir övgülüyor ki Gülhanım’ı; çobanın içini bir ateş yakıyor. Daha tanımıyor oysa. Görmüşlüğü de yok. Şundan ki, kendisi çok erken alıyor koyunları ağıldan, çok geç dönüyor. El ayak çekilmiş oluyor o zamana dek. Ama, gün gün de büyüyor içinde Gülhanım. Günlerden bir gün, akşam karanlığı basmadan dönüyor obaya. Yanında diğer çobanlar da var. Ağır ağır sürüyü indiriyorlar ağıla. Tam çeşmenin yanından geçerken bir fısıltı tutuyor çobanları. İşaretle Gülhanım’ı gösteriyorlar. Çoban başını çevirip bir bakıyor ki ne görsün. Ay parçası gibi bir kız. Kırmızı basma fistan. Uzuna yakın boy. Saçları da dizinde. Parlak ela gözler. Başında bir sıra altın dizili. Çoban ufaktan kavala sarılıyor Gülhanım’ı görünce. Bir başlıyor üflemeye ki, Gülhanım sesin geldiği yana başını çevirmeden geçemiyor. Gün o gün; saat o saat! İçinden bir şeyler kaynayıp akıyor ikisinin de. Diyeceksiniz biri ağanın kızı, biri çoban. Ama gönül ferman dinler mi? Göz görüp gönül sevmeye görsün bir kez.
    Günler günleri, aylar ayları eskitiyor. Oba koşullarında görüşüp gönüllerini hoşediyorlar. En güzeli de çobanın akşam sürüyü ağıla getirmesi. Kavalıyla her demek istediğini iletiyor Gülhanım’a çoban. Artık öylesine tanıyor çobanın kavalını Gülhanım, çok uzaklardan bile kavalla dediklerini bir bir anlıyor. Diyelim, çoban sürüyü tepeden bayıra indiriyor, kavalına da üflüyor bir yandan. Elin diliyle dediklerini, o kavalıyla söylüyor. Aslında söyleyenden çok dinleyende keramet Dinleyen de öylesine alışmış ki kavalın sesine şıp diye anlıyor kavalın dilini.
    Günler böyle geçip gidiyor. Hani çıkıp Oba Beyi’ne, “Böyleyken böyle. Gülhanım’ı Allah’ın emriyle bana ver” dese güler adam. “Ben ki koskoca Karakeçili Aşireti’nin beyiyim, kızımı çobana verecem. Güler elin adamı be!” demez mi? Der elbette. Devir eski devir. Değer ölçüleri böyle. Zenginin kızı zengine, çobanın kızı çobana. Yani ki, “Bu iki genç birbirine yakışıyor. Parası, malı mülkü de önemli” değil denmez. Çoban da bunlan bildiği için gidemez kızın babasına. Bir gün, beş gün derken günler geçip gider. Gizli gizli bakışırlar. O kadar!
    Bir akşam üstü, çoban koyunları sağılımdan alıp gece yayılımına çıkarır. Yayılım yeri de çok uzak değildir köye. Bir yandan koyunları yayar, bir yandan veryansın eder kavala. Gülhanım da yatağının içinde bir o yana döner, bir bu yana. Çobanın kavalıyla anlattıklarını dinler. Derken ses kesiliverir birden. Gülhanım daha bir kulak kabartır. Daha dikkatli dinler. Iıh. Ses yok Herhalde uykuya daldı der, keser umudunu yatar yatağa. Ama kulağı yine kaval sesindedir. Çoban derseniz, sürüyü otlağa yayıp yan gelmiştir bir kayanın dibine. Keyfince Gülhanım’a çalıp söylüyordur kavalıyla. Birden karabaş köpeğin havlaması hızlanır. Derken canhıraş sesi duyulur köpeğin. Sonra da hepten susar. Çoban fırlar yerinden. Kavalını bırakıp silaha sarılır. Ama firsat kalmaz. Dokuz kişi birden sarar çevresini. Elini kolunu bağlayıp koyarlar bir kenara. Sürüyü dehleyip götürmek isterler. Ama bir tek koyun yerinden kıpırdamaz. Meleyip bağırmaya başlarlar. Çoban dayanamaz “Benim koyunlar alışıktır. Kavalımla onlara yol vermezsem şurdan şuraya gitmezler. Kollarımı çözerseniz, kavalımla yola düşürürüm sürüyü” der. Elini çözerler. Kavalını verirler. Çoban başlar üflemeye. Başlar üflemeye ya, bir yandan koyunları kımıl kımıl kımıldatır; öte yandan durumu Gülhanım’a bildirir. Şöyle der kavalıyla çoban:
    Dokuz atlı geldi sürüyü bastı,
    Kıl bağı çok sıktı kolumu kesti,
    Kara köpeciğim kanları kustu,
    Sürünüz gidiyor ulaşın beyler.
    Gülhanım fırlar yatağından birden. Kulak kabartır. Çobanın söylediklerini anlayıp babasına koşar. “Baba baba sürüyü uğrular bastı. Köpeği öldürüp çobanı bağladılar. Sürüyü önlerine katıp götürüyorlar. Acele önlerini çevirirseniz kurtarırsınız. Yoksa elinizi yuyun sürüden” der. Babası, oğullarını atlarına bindirip vurur özengiyi. Şura senin bura benim derken kavalın sesini duyarlar. Yolun kuytu yerini seçip pusu kurarlar. Tam uğrular önlerinden geçerken üstlerine atlayıp ver ederler dayağı. Kimi sağa kimi sola kaçıp kaybolur uğruların. Sürüyü önlerine katıp obaya dönerler. “İyi, hoş. Ama bu işin içinde bir bit yeniği var” der babası. “Nasıl oldu da uğruların sürüyü bastığını, köpeği öldürdüğünü bildin.” Gülhanım ilkin hık mık eder. Sonunda boynunu büküp, “Çoban, kavalıyla anlattı bana” der. “Kaval konuşur mu?” diye karşı çıkar babası. Gülhanım, “Bizim çobanın kavalını ben anlarım” der. Babası işin içinde iş olduğunu sezinler. Çağırır çobanı yanına “Tez zamanda obayı terket. Sen kim oluyorsun ki benim kızıma göz koyuyorsun” diye küplere biner. Çobanın boynu eğik. Ne desin. Suspus olur. Çevreden olaya tanık olanlar, durumu obanın yaşlılarına iletir. Yaşlılar bir araya gelip duruma el koyarlar. “Dur” derler Oba Beyi’ne. “Böyle kaldırıp atamızsın bu adamı. Bir fırsat verelim ona. Oba törelerine uygun olarak sorgulayalım”. Üç kişilik bir oba meclisi kurarlar. Bu meclis ne derse o olacak. Çağırırlar Oba Beyi’ni de, çobanı da. İlk, çoban anlatır. “Göz gördü gönül sevdi” der. “Gönül ferman dinlemiyor ki” der. Şunu der, bunu der. Sonunda “Gülhanım’ı gördüm vuruldum. O da bana vuruldu. Ben onu sevdim, o da beni sevdi. Bugüne dek yüreklenip, Tanrı buyruğuyla isteyemediysem, suç benim değil, kötü törelerin. Kusur ettiysem bağışlayın. Meclisiniz ne karar verirse boynum kıldan ince” der, saygılar meclisi çekilir. Söz Oba Beyi’ne gelince; “Ben ki bu obanın beyiyim. Ağasıyım ünüm şanım yerinde. Gözüm nuru kızımı, dengimde birine vermek isterim” der. Daha başka şeyler de der ya, sonunda “Benim aklımın almadığı bir kaval meselesi var. Bu işin içindeki bit yeniği kafamı bozuyor. Nasıl oluyor da kavalıyla konuşabiliyor. Nasıl oluyor da kızım bunları anlıyor. Aklım almıyor. Bu danışıklı döğüş gibi geliyor bana. Beni rezil etmek için uydurdular bunu. Aslında hırsız da, sürünün çalınması da bir oyundu gibi geliyor bana. Ama yüce meclisiniz ne karar verirse razıyım” deyip noktalar sözlerini. Meclistekiler verir kafa kafaya. Doluya koyarlar almaz; boşa koyarlar dolmaz. Sonunda şöyle bir karar verirler. Çoban, koyunlarına üç gün, üç gece tuz yalatacak. Sonra da suyu geçirecek. Suyu geçecek koyunlar ama, bir tek damla su içmeden. Eğer üç gün, üç gece yaladığı tuza rağmen koyunlar su içmeden çayı geçerse, kızla evlenecek çoban. Yok koyunlardan bir tanesi bile su içerse, çoban davayı kaybedecek. Obayı terkedecek. Çoban da Oba Beyi de karara “evet” demiş. Ve üç gün, üç gece koyunlara tuz yalatmışlar. Üç gün sonunda, ihtiyar meclisi, Oba Beyi ve çoban gelmişler çayın kenarına. Bir yandan da koyun sürüsü koyverilmiş ağılından. Koyverilmiş ki aman aman. Yazın sıcağında güneş tepeden vurur. Üç gün üç gece de tuz yalamış ki koyunlar; yürekleri yanıyor. Bir damla suya hasret. Bir koşu yönelmişler çaya. Koyunlar çayırı bir yakasından gelir; çoban çayın öbür yakasında. Ve elinde kavalı çobanın. Elinde kavalı ki, tüm umudu kavalında.
    Bir de, Karakoyun var sürünün içinde, elinde doğmuş çobanın. Karakoyun yaman koyun. Leb demeden leblebiyi anlıyor. Kaval sesine de bir alışkın ki Karakoyun eh! Ne demek istediğini anlar çobanın. Ve de nerde duyarsa duysun, tanır kendi çobanlarının kaval sesini. İşte, suyu içirmemek için bir kavalına, bir de Karakoyuna güveniyor çoban.
    Ne zaman ki sürü yamaçtan görünmüş, elindeki kavalı ufaktan ufaktan ağzına götürmüş çoban. Başlamış üflemeye. Çoban üflüyor kavalını ve sürüdeki her bir koyuna ayrı ayrı yalvarıyor. Ne dediğini, neler söylediğini koyunlar bir bir anlıyor. Şöyle yalvarıyor çoban koyunlara:

    Koyun seni yedi yıldır güderim,
    Sizi kor da nerelere giderim,
    Gülhanım’ı yedi yıldır severim,
    Bildin mi sevdiğimi Alakoyunum.

    Ben sürümü yaydım yaydım getirdim,
    Keyfi yetti, argacına yatırdım,
    Bacın sağdı, ben südünü götürdüm,
    Ablanı seveyim Ağcakoyunum.

    Ak taşlara tuzunuzu ekerim,
    Siz yedikçe, melül melül bakarım,
    Ben aşkımla yüreğimi yakarım,
    Gördün mü sevdiğimi Karakoyunum.

    Çoban bunları dillendiriyor kavalıyla ya, koyunlar üç gündür tuz yalamış. Bir tek damla su içmeden, tam üç gün, üç gece tuz yalamış koyunlar. Yürekleri yanıyor. Bir de güneş var ki tepede; fırın gibi ortalık. Yürek yanığı bir yandan; güneş bir yandan. Çay da bir akıyor ki şırıl şırıl. Çoban yine Karakoyuna dil eder kavalını…

    Karakoyun sana tuzlar yalattım,
    Yalattım da ciğerciğim doğrattım,
    İşte seni su başına ilettim,

    İçme koyun içme haydi dön geri,
    Sözümü tutmanın şimdi tam yeri.

    Tanla gelir sarı çanın avazı,
    Kimi allar giymiş, kimi kırmızı,
    Dönüp kılsam ben bir sabah namazı,

    İçme kayun içme haydi dön geri,
    Sözümü tutmanın şimdi tam yeri.

    Eğilip içenler onup yetmesin,
    Yedip güden çoban gayri gütmesin,
    Yaydığı yerlerde otlar bitmesin,

    İçme koyun içme haydi dön geri,
    Sözümü tutmanın şimdi tam yeri.

    Koyunlar iniyor tepeden, ama ne iniş! Yürümüyor koşuyorlar; koşmuyor uçuyor koyunlar. Koyunların yüreği yanık. Çoban korkulu. Ver ediyor kavala. Bir bir adlarını sayıp, döngeri etmek istiyor koyunları.

    Hangi çoban size kaval çalacak,
    Taze çimen, mor sümbüller solacak,
    Gülhanımın gönlü öksüz kalacak,
    Kanlım olma Akkoyunum dön geri.

    Ak koyunum koyunların beyidir,
    Karakoyun yüreğimin yağıdır,
    Yaylası da Üçkapılı Dağıdır,
    Kanlım olma Alakoyun dön geri.

    Sürü suya yaklaştıça yaklaşıyor. Girdiler girecekler. Karakoyun duruyor birden. Kulak veriyor kaval sesine. Biraz daha yalvarmalı, biraz daha umutlu çalmaya başlıyor çoban. Kaval kavallıktan çıkmıştır artık. Kaval, kaval değil doğa yaratığı bir dil olmuştur. Bir dil olmuştur ki, koyunların anladığı lisandan konuşur. Ağlar. Yalvarır. Umutlanır. Velhasıl, her bir duyguyu alır çobandan, götürür Karakoyun’un kulağına koyar.

    En çok Karakoyuna güvenmektedir çoban. En çok da Karakoyun’dan korkmaktadır. Neden derseniz. Karakoyun kinci koyun. Yaman koyun Karakoyun. Sürü kendi başına gidiyor, Karakoyun kendi başına. Ayrılıyor sürüden, bir koşu varıp suya ulaşıyor. Uzatıyor kafasını suya. Uzatıyor ki içti içecek suyu. Çoban daha içten daha yalvarmalı üflüyor kavalını.

    Sürüden ayrılma Karakoyunum,
    Sulağa sarılma Karakoyunum,
    Gördünse darılma Karakoyunum,
    Kanlım olma Karakoyun dön geri.

    Kuzunu taşıdım, bahar çağında,
    Gezdirdim otlattım, Çiçekdağı’nda,
    Kurutma gülümü gönül bağımda,
    Kanlım olma Karakoyun dön geri.

    Karakoyun meler. Zıplayıp çıkar çayın kıyısına. Ve fırlayıverir birden sürünün önüne. Öyle bir yay çizer ki, koyunların önünde, hızları kesilir. Yavaşlar dururlar birden. Sonra Karakoyun önde, sürü peşinde ağır ağır girerler suya. Girerler ki, bir tek koyun kafasını uzatmaz suya. Karakoyun tırnak tırnak atar suyu. Boz bulanık olur suyun yüzü.

    Güneş bir yandan, üç gün üç gecelik tuz yalayış bir yandan. Susuzluk bir yandan. Dayanamaz koyunlar susuzluğa. Ama Karakoyun durur mu? Öyle çekip çevirir ki sürüyü, bir teki bile suya uzatmaz kafasını. Vurur geçerler suyu. Çobanda bir heyecan, bir telaş, bir sevinç. Hepsi karışır birbirine.
    Oba Beyi şaşkın. İhtiyar meclisi hafiften sevinçli. Karakoyun sürünün başında. Çoban bu kez yalvarmayı bıralap bir minnetle dillendirir ki kavalı; neler der, neler demek ister onu kendisi, bir de kavalını anlayanlar bilir.
    Böyleyken böyle. Çoban kazanır davayı. Gülhanım’a kavuşur. Ancak Oba Beyi kızıyla çobanı evlendirmeden önce sorar: “Doğruluğunu, yiğitliğini kanıtladın oğul. Ama, anlamadığım bir şey var. Karakoyun neden diğer koyunlardan aynldı ilkin. Kinli kinli suya girdi. Sonra sana bakıp da suyu içmekten vazgeçti”. Çoban yeniden sarılır kavala, soruyu kavalıyla cevaplar.

    Yıllar var ki koyunları güderim,
    Akşam gelir, sabahları giderim,
    Koyun gibi, aşkımı da güderim,
    Bağışla suçumu beylerin beyi.

    Eridim su gibi ama akmadım,
    Ne çiçeğe, ne çimene bakmadım,
    Geceleri ışık bile yakmadım,
    Bağışla suçumu beylerin beyi.

    Gülhanım aşkında bana adaştı,
    Kapandı gözümüz, gönlümüz taştı,
    Bir gündü dudağım biraz yaklaştı,
    Bağışla suçumu beylerin beyi.

    Sel oldu çağlattı Karakoyunum,
    Yüreğim dağlattı Karakoyunum,
    Bunları anlattı Karakoyunum,
    Bağışla suçumu beylerin beyi

    Der ve kavalı bir yana atıp, eline sarılır Oba Beyi’nin. Oba Beyi de kucaklar çobanı. Gülhanım derseniz, sevincinden uçuyor. Sonunda onlar da erer muradına.


    Benim ayağımın altıda müsait. Başımın üstüde...

    Nerede duracağını kendin belirle...



  10. #20
    Onursal Üye Firuze_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2010
    Nereden
    maviliklerde
    Mesajlar
    2.766

    Standart Cevap: Türkü Hikayeleri

    ACEM KIZI


    Acem kızı görenleri kendine hayran bırakacak güzellikte biriydi..bembeyaz bir teni , simsiyah saçları , toprak rengi gözleri vardı..her zaman o iri gözlerini çekik çekik sürmeler süslerdi..her ne kadar çok hareketli gibi görünse de bir hüzün vardı gözlerinde..gülümserken bile gitmeyen bir hüzün....

    Ali hep ovaya çalışmaya gittiğinde görürdü onu.öyle güzeldi ki bakmaktan alıkoyamazdı kendini..bir yandan işini yapar bir yandan da sessizce ovanın ortasında açan çiçeği izlerdi...
    Acem kızı ara sıra başını kaldırır ve Ali'nin gözlerinin içine bakardı...dudaklarında anlık bir gülümseme olur , sonra başını öne eğerdi...bu bakış bu gülümseme Ali için dünyaya bedeldi..
    Geceler boyu Ali acem kızı'nı göreceği sabahları bekler ve heyecandan uyuyamazdı..
    Bir gün tüm cesaretini topladı artık onunla konuşmalıydı...uygun zamanı bekledi ve onu yalnız kaldığı bir an yakaladı ve dur acem kızı korkma dedi..seni her gün izliyorum gel benim sevdiğim ol...acem kızı'nın gözlerinden bir damla yaş aktı ve koşarak uzaklaştı Ali'nin yanından...Ali anlam verememişti bu gözyaşlarına...
    O günden sonra acem kızı hiç gelmedi...Ali korktu ona bir şey mi oldu diye...ama çok zaman sonra öğrendi ki sevdiği kız başka bir köye ve üstelik yaşlı bir adama başlık parası için gelin verilmişti...artık tadı yoktu yaşamanın...Ali günlerce ovada dolaştı ve bu türkü döküldü dudaklarından her soluğunda acem kızı diye haykırdı...
    Acem kızı bu türküyü duydu mu ya da Ali'nin bu türküyü kendisine yazdığını biliyor mu bilinmez ama bizler yıllardır söyler ve yaşarız bu yarım kalan sevdayı.. Türkü Nedir?

    Türkü'nün Sözleri


    Çırpınıp da Şanova'ya çıkınca

    Eğlen Şanova'da kal Acem Kızı
    Uğrun uğrun kaş altından bakınca
    Can telef ediyor gül Acem Kızı

    Seni seven oğlan neylesin canı

    Yumdukça gözünden döker mercanı
    Burnu fındık ağzı kahve fincanı
    Şeker mi şerbet mi bal Acem Kızı

    Çekiç Ali
    Konu Firuze_ tarafından (07.Nisan.2011 Saat 12:09 ) değiştirilmiştir.


    Benim ayağımın altıda müsait. Başımın üstüde...

    Nerede duracağını kendin belirle...



Benzer Konular

  1. Çiçek Hikayeleri
    Konu Sahibi Fairy Forum Bitkiler Alemi
    Cevap: 7
    Son Mesaj : 23.Mart.2010, 15:31
  2. Aşk Hikayeleri
    Konu Sahibi Farazi Forum Hikaye - Yazılar
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 17.Ocak.2010, 15:43
  3. sevgi hikayeleri
    Konu Sahibi ege Forum Hikaye - Yazılar
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 13.Mart.2009, 23:59
  4. dostluk hikayeleri
    Konu Sahibi ege Forum Hikaye - Yazılar
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 13.Mart.2009, 12:45
  5. Türkü Türkü sözleri
    Konu Sahibi Köroğlu Forum R-S-T-U
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 03.Mart.2009, 21:32

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir instakip.com, dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, mehter takımı Ayetel Kürsi Perde , filmizle88