Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 2 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci 1234 SonuncuSonuncu
Toplam 33 adet sonuctan sayfa basi 11 ile 20 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #11
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Türkiye'nin Tarihi Şaheserleri..!

    Hacıbektaş Dergahı

    Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesindedir. Hacı Bektaş Veli adına bir külliye olarak inşa edilmiştir. Selçuklular döneminde ilk bölümleri yapılan dergah Osmanlılar döneminde ekler ve onarımlarkla bugünkü durumunu almıştır. I. avlu, II. Avlu, mescid, III. Avlu, Huzuz-u Pir ve türbe, Balım Sultan türbesi dergahın başlıca bölümleridir. Bektaşilikle ilgili eserlerin bulunduğu bir müze haline getirilerek 1964'te hizmete açılmıştır.

    Konya Mevlevi Dergahı
    Selçuklular döneminde 1274 yılından itibaren ilk bölümleri inşa edilen, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde yapılan onarım ve eklerle bugünkü şeklini alan dergah; şadırvanlı avlu, tilavet odası, türbe, semahane, mescid, derviş odaları, matbah(mutfak), çelebi dairesi ve meydan-ı şerif bölümlerinden oluşmaktadır. Avluda Sinan Paşa, Fatma Hatun, Hürrem Paşa, Hasan Paşa, Mehmet Bey türbeleri bulunmaktadır. 1927 yılında müze haline getirilmiştir.

    Galata Mevlevihanesi

    İstanbul Galata (Kulekapısı) Mevlevihanesi 1491'de İskender Paşa tarafından yaptırıldı. İlk şeyhliğinde Sinoplu Safayi Dede getirildi. 1765'de ünlü Dİvan Şairi Şeyh Galip postnişin oldu. 1925'teki son şeyhi Ahmet Celaettin Dede'dir. Mezarlığı'nda Şeyh Galip başta olmak üzere pek çok ünlü Mevlevi'nin mezarı bulunmaktadır. 1973'te Divan Edebiyatı Müzesi yapılmıştır.








  2. #12
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Türkiye'nin Tarihi Şaheserleri..!

    Meryem Ana Evi

    Meryem Ana Evi, İzmir Selçuk'taki Bülbüldağı'nda İsa'nın annesi Meryem'in son yıllarını St. John ile birlikte geçirdiğine inanınlan kilise. Hristiyanlar için hac yeridir. Bugüne kadar papalar tarafından ziyaret edilmişliği vardır. Meryem'in mezarının da Bülbüldağı'nda olduğu düşünülür. Efes antik kentin üst kapısının yanından geçilerek çıkılan Meryem Ana ören yerinde, Küçük bir Bizans Kilisesi bulunmaktadır. Burada İsa Peygamber’in annesi Meryem’in yaşadığına ve öldüğüne inanılır. Hristiyanlar yanında Müslümanlarca da kutsal sayılır ve ziyaret edilir, hastalara şifa aranır, adaklar adanır. Kilise’nin Meryem Ana adını alması 431 yılında Efes’te toplanan Ekümenik Meclis’in Meryem’in İsa’yı Tanrı’nın oğlu olarak doğurduğuna karar vermesi ile de bağlı olabilir. Evin bulunuşu da ilginçtir.
    [img width=600 height=393]http://img21.imageshack.us/img21/6909/r2b1.jpg[/img]

    MEZARLAR, KÜMBETLER, TÜRBELER


    Likya Kaya Mezarları (Demre)

    Muğla ve Antalya civarındaki Likya kültürünü yansıtan kaya mezarları genellikle ev biçimindedir. Ön yüzde Grek tapınaklarının benzeri İyon sütünlarının taşıdığı üçgen alınlık ve küçük bir kapı bulunmaktadır. Ölüler, mezar odasındaki sekiler üzerine yatırılmaktaydı.

    Herakles Lahdi

    1958 yılında Konya-Beyşehir yolunun 60 kilometresindeki Tiberiopolis kenti kalıntılarında bulunmuştur. Roma dönemine, 220-260 yıllarına tarihlenmiştir. 2.50 x 1.30 m. boyutlarında ve 1.70 m. yüksekliğindedir. Dört cephesinde Herakles'in 12 işine ait rölyefler vardır. (Konya Arkeoloji Müzesi)
    [img width=600 height=519]http://img21.imageshack.us/img21/4963/herakleslahitii021.jpg[/img]
    Ağlayan Kadınlar Lahdi

    M.Ö.4. yüzyilda Saydali bir zengin için yapilan bu lahid de Iskender lahid ile birlikte Osman Hamdi Bey tarafindan bulunarak 1887'de Istanbul'a getirilmistir. Dis görünüsü ile eski Yunan tapinaklarini andirmasina ve Yunan uslübunu göstermesine ragmen, anlam bakimindan doguludur.

    Lahdin çevresinde kabartma olarak 18 aglayan kadin görülüyor. Bunlarin herbiri ayri durusta ve degisik hareketlerde gösterilmistir. Bazisi ayakta, bazisi oturan bu kadinlarin yüslerindeki hüzüz ifadesi bunu yapan meçhul heykeltirasin ustaligini kabul ettiriyor.
    Bu lahdin kapagi, Iskender'in lahdindeki gibi üçgen prizma seklinde olmayip, düz bir tavan gibidir. Kapagin iki yaninda cenaze alayi, kaidenin etrafinda ise av sahneleri yer alir.

    Aglayan kadinlar ve Iskender lahidleri İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin en degerli eserleridir ve dünyanin hiçbir müzesinde bunlardan daha güzel ve iyi korunmus lahid yoktur.

    İskender Lahdi

    Osman Hamdi Bey tarafından 1887 yılında Sayda'da yapılan arkeolojik kazılarda bulunmuştur. İki uzun cephesinde Makedonya Kralı Büyük İskender'in Perslerle yaptığı savaşlara ilişkin rölyefler bulunduğu için "İskender Lahdi" adıyla tanımlanmıştır. Yüksekliği 2.12 m., uzunluğu 3.18 m. ve genişliği 1.67 m.'dir. Üçgen alınlıklı, çatı kapaklıdır. (İstanbul Arkeoloji Müzesi)

    [img width=600 height=376]http://img21.imageshack.us/img21/3259/180871201.jpg[/img]


  3. #13
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Türkiye'nin Tarihi Şaheserleri..!

    Ahlat Mezarları

    Bitlis'in Ahlat ilçesinin Meydanlık Mezarlığı XI-XV. yüzyıllara ait mezarların bulunduğu bir Açık Hava Müzesi'dir. Bezemeli anıtsal taşları ve sandukalarıyla bu mezarlar görkemli birer sanat eseridir.

    Emir Bayındır Kümbeti

    Bitlis'in Ahlat ilçesindedir. Akkoyunlu soyundan olup 1481 yılında ölen Melik Bayındır için yaptırılmıştır. Kitabesinde Bayındır Bey'in hayatı ve yaptığı işler anlatılmaktadır. İki katlıdır. Mimarisi ve taş bezemeleriyle görkemli bir görünüşe sahiptir.
    [img width=600 height=450]http://img21.imageshack.us/img21/9048/4984d7c8094c16d0a0f61d8.jpg[/img]
    Hüseyin Timur ve Bugatay Aka Kümbetleri

    Bitlis'in Ahlat ilçesindedir. Hüseyin Timur kümbeti (önde), 1279 yılında ölen Emir Hüseyin Timur ve 1280'de ölen Esentekin Hatun'un mezarıdır. Arkadaki kümbet ise 1287 yılında ölen Akkoyunlu soyundan Bugatay Aka ve Şirin Hatun için yaptırılmıştır.
    [img width=600 height=384]http://img21.imageshack.us/img21/9530/bitlisahlatiftekmbet11s.jpg[/img]
    Hüdavend Hatun Kümbeti

    Niğde'dir. Selçuklu Sultanı IV. Kılıçarslan'ın kızı Hüdavend Hatun için 1312 yılında yaptırılmıştır. Sekizgen planlı yapı içten kubbe, dıştan piramit çatı ile örtülüdür. Taş bezemeleriyle ünlüdür.[/
    img]
    [img width=600 height=398]http://img21.imageshack.us/img21/6329/hdavendhatunkmbeti1.jpg[/img]


  4. #14
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Türkiye'nin Tarihi Şaheserleri..!

    KÖPRÜLER, ŞADIRVANLAR, SARNIÇLARI, SU KEMERLERİ

    Malabadi Köprüsü

    Malabadi Köprüsü dünyada taş köprüler içerisinde kemeri en geniş olandır. Kemerin her iki yanında, iç tarafta kervan ve yolcular tarafından, özellikle kışın zorlu günlerinde barınak olarak kullanılan iki oda bulunmaktadır. Köprü nöbetçileri tarafından da kullanılan bu odaları daha önceleri dehlizlerle yolun dipleri ile bağlantılı olduğu, gelen kervanların ayak seslerinin bu dehlizler vasıtası ile daha uzaklarda iken duyulduğu söylenir.

    Lüleburgaz Sokullu Mehmet Paşa Camii Şadırvanı

    Mimar Sinan'nın eseri olan Sokullu Mehmet Paşa Cami ve Şadırvanı ile Lüleburgaz Köprüsü kültürel eserlerdir.

    Yerebatan Sarayı (Sarnıcı)

    İstanbul'da eskiden kalma büyük sarnıçtır. Yerebatan Sarayı adıyla anılan Bazilika Sarnıcı, İstanbul'da Ayasofya ile Cağaloğlu arasında bulunan büyük bir sarnıçtır. Günümüzde de içinde su bulunan bu büyük kapalı sarnıç, kentin su ihtiyacını karşılamak üzere îlkçağ'da yapılmıştı.
    İstanbul, tarihin bütün çağlarında güçlü devletlerce hep ele geçirilmek istendiği için Bizans imparatorları kentin birçok yerinde sarnıçlar yaptırarak kuşatma sırasında halkın su ihtiyacını karşılarlardı. Yerebatan Sarnıcı, VI. yüzyılda imparator İustinianos tarafından yaptırıldı.

    [img width=600 height=450]http://img21.imageshack.us/img21/662/wwwyeniresimcomstanbulr.jpg[/img]


  5. #15
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Türkiye'nin Tarihi Şaheserleri..!

    Valens (Bozdoğan)

    Kemeri İstanbul Saraçhane'dedir. Yapımına I. Constantinus döneminde (306-337) başlanmış, 378'de İmparator Valens tarafından tamamlanmıştır. Alibeyköy'den gelen içmesuyunu kente taşıyordu.İki sıra kemerden oluşmaktadır. Bir kilometre uzunlukta iken bugün 800 metrelik bir bölümü ayakta kalmıştır.

    Mağlova Kemeri

    Mimar Sinan tarafından 1554-1562 yılları arasında İstanbul'da, Alibey Deresi vadisi üzerinde yapılmış olan su kemeri. Bugün Gaziosmanpaşa ilçesi sınırlarında bulunan Cebeci köyü yakınlarındadır. 1563 yılında selden zarar görmüşse de aynı yıl onarılarak eski haline getirilmiştir. Alibeyköy barajının göl suyu yapıtın dörtte birini kaplamaktadır. Kemer İstanbul'a su taşımaya devam etmektedir. Eser dünya su mimarisinin baş yapıtlarından biri olarak kabul edilir.

    36 metre yüksekliğinde ve 257 metre uzunluğunda olan kemer, iki katlıdır. Kemerin üst katında 8 büyük alt katında 8 küçük gözü bulunmaktadır. Üst katında bulunan gözlerden 4 tanesi diğerlerine nazaran daha büyük yapılmıştır. Genişlikleri 18,4 metredir. Alt katında ki orta 4 gözün genişlikleri ise 13,4 metredir.

    2005 yılında 20 YTL değerinde 5.000 adet Mağlova Kemeri Hatıra Parası basılmıştır.

    Uzun Kemer

    İstanbul'da Kırkçeşme su tesislerinin en uzun kemeridir. 1554-1562 yılları arasında Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. 1563 yılındaki büyük sel felaketinden sonra onarılmıştır. 25 m. yüksekliğinde ve 711 m. uzunluğundadır. İki katlıdır. Alt katında 47, üst katında 50 gözü vardır.

    Kırık Kemer (Kovukkemer)

    İstanbul'daki bu su kemeri, eski bir Roma su kemeri temeli üzerine Mimar Sinan tarafından 1554-1562 yılları arasında yapılmıştır. 35 m.yüksekliğinde ve 408 m. uzunluğunda bir su kemeridir.Bir katlı bölümünde 12, üç katlı asıl kemer bölümünün birinci katında 4, ikinci katında 10, üçüncü katında da 21 göz bulunmaktadır. Giriş bölümündeki 90 derecelik yön değişikliğinden dolayı 'Kırık Kemer' adıyla tanınmıştır.










  6. #16
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Türkiye'nin Tarihi Şaheserleri..!

    ÇEŞMELER

    Sultanahmet Meydan Çeşmesi

    İstanbul'da Topkapı Sarayı'nın birinci kapısı önündeki meydandadır. III. Ahmet tarafından 1728-1729 yıllarında Kayserili Mehmet Ağa'ya yaptırılmıştır. Lale Devri'nin önemli yapıları arasındadır. 10 x 10 m. plan üzerine inşa edilmiştir. Her yüzünde birer çeşme, köşelerinde birer sebil bulunmaktadır. Mimarisi ve bezemeleriyle ünlüdür.

    III. Ahmet Kütüphanesi Çeşmesi
    Topkapı Sarayı'nın üçüncü avlusunda III. Ahmet Kütüphanesi'nin kapısı önündedir. 1719 yılında III. Ahmet tarafından yaptırılmıştır.

    Mihrişah Sultan Meydan Çeşmesi

    İstanbul'da Küçüksu'dadır. II. Mahmut tarafından 1806 yılında yaptırılmıştır.










  7. #17
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Türkiye'nin Tarihi Şaheserleri..!

    KUŞ SARAYLARI

    Evet, kuş köşkleri ya da kuş sarayları... Türk–İslâm sentezinin bir uzantısı olarak, gönül saraylarından kopup gelen bir merhamete ayna olmuş eşsiz mimarî yapılar...









  8. #18
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Türkiye'nin Tarihi Şaheserleri..!

    MOZAİKLER, MİNYATÜRLER

    Levni


    [img width=436 height=600]http://img12.imageshack.us/img12/8348/levni211.jpg[/img]
    [img width=381 height=600]http://img12.imageshack.us/img12/1948/47892751fg61.jpg[/img]


    Narlıkuyu Üç Güzeller Mozaiği


    İçel Narlıkuyu'da Roma dönemi hamamında bulunmaktadır. Here, Athena, Afrodit'i canlandırmaktadır.




  9. #19
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Türkiye'nin Tarihi Şaheserleri..!

    MİLLİ SARAYLARIMIZ

    Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından dört ay sonra, 3 Mart 1924 tarihinde çıkartılan 431 sayılı Yasa ile Halifelik kaldırılmış, padişahın sarayları ve her türlü emlakı ile mefruşatı bu Yasa’nın 8, 9, 10. Maddeleri ile millete devredilmiştir.

    18 Ocak 1925 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile de Dolmabahçe ve Beylerbeyi Sarayları, Milli Saraylar adı altında korunmak üzere, kurulacak Milli Saraylar Müdürlüğü yönetimine bırakılmıştır. Aynı yıl içinde Yıldız-Şale, Aynalıkavak ve Küçüksu Kasrı, 1930’da Yalova Atatürk Köşkleri, 1966’da Ihlamur Kasrı, 1981’de Maslak Kasırları bu Müdürlüğe bağlanmıştır. 2919 sayılı TBMM Genel Sekreterliği Teşkilat Yasası ile Daire Başkanlığı konumuna getirilen Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na 1988 yılında Florya Atatürk Deniz Köşkü, 1991 yılında Filizli Köşk, 1994 yılında da Yıldız Porselen ve Hereke İpekli Dokuma Halı Fabrikaları bağlanmıştır.

    Günümüzde tüm bu saray, köşk ve kasırlar; birer müze-saray olarak ziyarete açık tutulmakta, çevrelerinin özenle düzenlenmesiyle hem kültür ve tanıtım hizmetlerine hem de yerli-yabancı ziyaretçilere yönelik etkinliklere ve tarihsel ortamlarda dinlenme alanlarına kavuşturulmuş bulunmaktadır. Öte yandan gerek mimari özellikleri gerekse süsleme ve döşeme unsurlarıyla tüm bu yapılar; oluşturulan seksiyonlardaki uzmanlar ve mimarlar tarafından çağdaş yöntemler ışığında envantere geçirilmekte, kurumun kendi bünyesindeki çeşitli atölyelerde, konusunda deneyimli ve eğitimli ustalar tarafından restorasyon ve konservasyon altına alınmaktadır. Yapılan çalışmalar ve sonuçlarıysa, Milli Saraylar Kültür-Tanıtım Merkezi’nce hazırlanan bilimsel nitelikli dergi, kitap ve çeşitli yayınlarla yerli-yabancı araştırmacı ve ziyaretçilere duyurulmakta ve tanıtılmaktadır.

    Milli Saraylar listesi

    Aynalıkavak Kasrı
    Beylerbeyi Sarayı
    Çırağan Sarayı
    Dolmabahçe Sarayı
    Filizli Köşk
    Florya Atatürk Köşkü
    Hereke İpekli Dokuma ve Halı Fabrikası
    Ihlamur Kasırları
    Küçüksu Sarayı
    Maslak Kasırları
    Yalova Atatürk Köşkü
    Yıldız Porselen Fabrikası
    Yıldız Sarayı

  10. #20
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Türkiye'nin Tarihi Şaheserleri..!

    AYNALI KAVAK KASRI

    Kasımpaşa’da Hasköy’de bulunan bir zamanlar Haliç sahilinin en büyük sahilsarayı olan Tersane Sarayı arazisinde yer alan kasır. Sarayın adını almasına sebep olan ‘Tersane Bahçesi’nin bulunduğu alan ilk olarak Fatih Sultan Mehmed tarafından imar ve iskan edilmiştir.

    Tersane Sarayı, Topkapı, Üsküdar ve Beşiktaş saraylarından sonra Osmanlı hanedanının İstanbul'da inşa ettirdiği dördüncü büyük saraydır. İmparatorluktersanesinin Kasımpaşa'da kuruluşu I. Selim (Yavuz) zamanında başlamıştı. Bu devirde Haliç kıyısından Okmeydanı'na doğru Kasımpaşa sırtlarını büyük bir koru kaplamıştı. Sahilde tersane kurulunca bu koru "Tersane Bahçesi", sultanların bir tenezzüh mahalli olması nedeniyle de "Hasbahçe" diye anılır oldu. Bu bahçede ilk kasrın ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Örneğin Evliya Çelebi 17.yy'da burada bir hamam, sofalar ve şadırvan olduğunu kaydederken kasrın yapımını da II. Mehmed'e (Fatih) atfeder. Evliya, II. Mehmed'in aynı zamanda buraya satrançvari düzende 12.000 servi ağacı diktirdiğini söylemekte; deniz kenarındaki kasrı ise Sultan İbrahim'in yaptırmış olduğunu iddia etmektedir. Vakanüvis Naima ise 1613 sonlarında I. Ahmed'in Edirne'den gönderdiği bir hatt-ı hümayun ile, İstanbul'a döneceği bir yıl içinde, çok sevdiği ve oradan sık sık yaya olarak Eba Eyyübü'l-Ensari'nin türbesini ziyarete gittiği Tersane Bahçesi'nde bir kasır yaptırılmasını emrettiğini kaydeder. Ancak bu ifadeden kasrın bir öncülü olup olmadığını anlamak mümkün değildir. 1614 Şubat'ında İstanbul'a döndüğünde I. Ahmed hemen sarayı ziyaret ettiği gibi, Tersane Kasrı'nın yanında bir çiçek bahçesi düzenlenmesini istemişti. Başta şeyhülislam olmak üzere devrin vüzerası, uleması bu bahçeye nadide çiçek soğan ve fidanları hediye ettiler. Sultanın emriyle yapımını Kaptan-ı Derya Halil Paşa'nın üstlendiği bu kasır 1677'de yanmış ve 1679'da IV. Mehmed tarafından yeniden yaptırılmış, özellikle III. Ahmed ve III. Selim devirlerinde tamamen yenilenmişti; saray ise tecdiden yapılan binalar ve ilavelerle sürekli büyümüş idi.

    Bugün elimizde olan arşiv belgeleri de Tersane Sarayı'nın ve Aynalıkavak Kasrı'nın 1613 öncesi tarihine ışık tutamamaktadır. Bu tarihten sonraki belgeler de yeterli değildir ve genellikle kısmi onarımlarla ilgilidir. Bu nedenle 19. yy başına kadar sarayın bütünsel yerleşim şeması hakkında bilgi edinmek mümkün olamamaktadır. Gene Naima'da bulunan bir kayda göre Tersane Sarayı'nın harem kısmı denizi görmezdi; önünde yüksek bir duvar vardı. Gününün büyük bir kısmını haremde geçiren Sultan İbrahim tarafından 1647'de bu duvar yıkıldı; haremin yüzü denize açıldı, buna karşılık, o taraftan pereme ve kayıkların geçmesi yasak edildi; fakat bu yasağın halka verdiği zarar fark edilerek bir hafta sonra yasak kaldırıldı.

    Tersane Sarayı'nı tercih eden sultanlardan biri de IV. Mehmed olmuştur. 1677 Mart ayı ortalarında sultan haremi ile birlikte Tersane Sarayı'nda bulunurken horanda odalarından birinin ocağından sıçrayan ateşle yangın çıkmıştı. Vakanüvis Fındıklılı Mehmed Ağa bu yangın sırasında cariyelerin önce sultanın bulunduğu "camlı büyük köşke", sonra da "deryaya nazır kafesli köşke" kaçtıklarını kaydeder. Eski bir bina olduğu için yangın söndürme çalışmalarının fayda etmediğini, yangının ancak camlı büyük köşke sıçramak üzereyken durdurulduğunu ekler. Fındıklılı Mehmed Ağa, Polonya seferinden dönen IV. Mehmed'in, şerefine üç gün üç gece süren bir şenlikle karşılandığında, Haliç'te kayıklarla büyük bir esnaf alayı ile donanma düzenlendiğini kaydetmektedir. Esnaf at kayıkları ve mavnaları birbirine çattırıp, üstlerine köşkler yaptırıp Galata önünde toplandıktan sonra çeşitli gösteriler yaparak Tersane Sarayı'nın önünden geçmiş, Sultan bu alayı kafesli köşkten seyretmişti.
    Fakat Tersane Sarayı'ndaki Aynalıkavak Kasrı'nı tarihe geçiren asıl şenlik III. Ahmed zamanında, 1720'de, sultanın dört oğlu ile Sadrazam Damat İbrahim Paşa'nın oğlu ve yüzlerce yoksul çocuğun sünnet edildiği otuz güren süren düğündür. Sultan düğün süresince haremi ile birlikte Tersane Sarayı'nda kalmıştı. Saray gündüz ve gece muhteşem eğlencelere sahne olurken, bu düğünü anlatan Surname_i Vehbi adlı bir manzum eser kaleme alan şair Vehbi'nin, bu eserinin minyatürlü kopyalarında çok canlı olarak sultan defalarca Aynalıkavak Sarayı'nda resmedilmiştir. Bu resimlerden birinde kasrın yanındaki bir kavak ağacının üstüne çerçeve içinde bir ayna asılmış olduğu ve üzerine de aynalı kavak yazıldığı görülmektedir. Seyyahların ifadesine göre Tersane Sarayı'nın Aynalıkavak Sarayı adını alması 17. yy ortasında olmuştur. Daha 1654'te Sieur du Loir sarayın görkemli aynalarına ve adına dikkati çeker. 1718 Pasorofça Antlaşması sonrasında Venedik Cumhuriyeti'nin Osmanlı sarayına hediye olarak gönderdiği aynalar da bu sarayın bazı dairelerini süslemişti. Öyle ki, bir iddiaya göre de bu "kavak kadar uzun endam aynaları", halk dilinde sarayın adının Aynalıkavak Sarayı'na dönüşmesine neden olmuştu. Bu dönemde, Surname-i Vehbi'deki minyatürlerde görüldüğü gibi kasır, direkler üzerinde denize taşan üç sofalı tipin güzel bir örneğiydi. Sarayı 1727'de görmüş olan La Motraye kasrın zengin nakışlı bir yalancı kubbe ile örtülü olduğunu, bu kubbenin dışının ise kurşun çatılı olduğunu kaydetmiştir.


    Tersane Sarayı harem ile enderun takımının ancak bir kısmını alabildiğinden, padişah buraya göç ettiğinde maiyetinden bir kısmı da Haliç'in sonundaki Karaağaç Kasrı ile yanında, yine emlak-ı miriyeden Yusuf Efendi Bahçesi'ne çıkardı. Aynalıkavak Sarayı'nın bazı binalarının 1766-1767, 1779 ve 1787'de de I. Abdülhamid'in sadrazamı Koca Yusuf Paşa'nın girişimiyle tamir edildiği anlaşılmaktadır. III. Selim zamanında ise Kaptan-ı Derya Küçük Hüseyin Paşa, sarayı tamir ettirmişti. Bu tamir sırasında civardaki Piyale Büyük Hasan Paşa'nın sarayı da alınarak Aynalıkavak Sarayı'nın harem dairesine eklendi. Ancak Kaptan-ı Derya Küçük Hüseyin Paşa'nın gayretleriyle tersane genişletilmeye başlandığından sarayın bazı yapıları da peyderpey yıkılarak tersaneye katıldı. Harabesi 1787 Rus Savaşı sırasında erzak ambarı olarak kullanılmış olan Aynalıkavak Kasrı (Kasrı Hümayun) yerine III. Selim 1791'de Hasbahçe Köşkü'nü inşa ettirdi; mimarının Kirkor Balyan olduğu iddia edilmektedir. III. Selim'in sırkatibi Ahmed Efendi tarafından tutulan ve sultanın 1791-1802 arasındaki gündelik faaliyetlerini kaydeden Ruzname'sinden, 1799'a dek tekrar Tersane Sarayı denilmeye başlanan sarayı sultanın oldukça sık ziyaret ettiği anlaşılmaktadır. Bu yıllarda sarayın daha çok diplomatik görüşmelere sahne olduğu da anlaşılmaktadır. R. E. Koçu, Cabi Said Efendi'nin elyazması vekayinamesinden naklederek 1802-1803 arasında da sarayın son izlerinin yok edildiğini söylemektedir. Bu belgeye göre Aynalıkavak Sarayı'nın taşları Mihrişah Valide Sultan'ın Eyip'te inşa edilecek medrese ve türbesinde kullanılmak üzere naklolunmuştur.
    Ancak 1911'de Saffet Bey tarafından yayımlanmış, Bahriye Arşivi'nde bulunduğu söylenen ve bir keşif defteri olması gereken 1805-1806 tarihli bir belge, sarayın asıl yapı gruplarının bu tarihte ayakta olduğunu göstermektedir. Bu keşif defterinde harem, daire-i hümayun, namazgah köşkü, kızlarağası dairesi, hazinedar ağa ve maiyetinin dairesi, acemioğlanı koğuşları, hademe odaları, silahdar ağa, hazine ve seferli daireleri, balıkhane, köşkler, hamamlar, havuzlar, kapılar ve camiler gibi çok sayıda bina ismi geçmektedir. Bu belgeden özetle S. H. Eldem sarayın Osmanlı saray düzenini ve teşkilatını tamamen yansıttığını gösteren yapı grupları dışında bazı mimari ve süsleme elemanlarına dair ayrıntılı bilgi ile bazı yapıların isimlendirilmelerine ve boyutlarına dair tanımlamamıza yardımcı olabilecek bilgiler aktarmıştır. Ancak bu tür belgeler bir tarihsel bütünlük içinde incelenmedikçe sarayın geçirdiği aşamalar konusunda aydınlatıcı olamamaktadır. Örneğin sarayın III. Ahmed veya III. Selim dönemlerine tarihlenmesi konusunda anlaşmazlıklar vardır. Bugünkü kasrın, III. Ahmed zamanında inşa edilen kasrın 18. yy sonunda geçirdiği onarım sırasında iç dekorunun yenilenmesi ve divanhanenin kısmen değiştirilmiş olması dışında aynen kaldığı ya da III. Selim zamanında tamamen yıkılarak yeniden yapıldığı konusuna bir açıklık getirilememekte; yapının mimari özelliklerine bakarak yapılan yorumlar kadar bir tek belgeyi yorumlayarak varılan sonuçlar da tatmin edici olmamaktadır. Aynalıkavak Kasrı'nın Abdülmecid devrinde, 1850'de Garabet Balyan tarafından onarılmış olması da onarıma dair böyle bir belgenin o tarihte Garabet Balyan'ın hassa başmimarı olması ile ilişkilendirilmesine dayanmaktadır.


    Aynalıkavak Kasrı, III. Selim, II. Mahmud ve II. Abdülhamid zamanlarında tersaneye yapılan eklemeler sırasında denizden koparak içeride kalmıştır. Bugünkü Aynalıkavak Kasrı'nın ön cephesi kara tarafındadır ve ik katlıdır. Arazinin eğiminden faydalanan Haliç yönündeki cephe ise üç katlıdır. Kasrın planı, kuzeydoğu-kuzeybatı ekseninin iki tarafında yer alan salonlarla örülmüştür. Güney cephesinde ortası hafif bir bombe ile yükseltilmiş, sade bir örtüsü olan sahanlıktan yapıya girilir. Hemen karşıya gelen giriş holü ile merdivenlerin yer aldığı bölümün altında, arazinin eğiminden yararlanılarak , hizmet odalarının bulunduğu bir alt kat inşa edilmiştir. Giriş holünün sol taraftan açıldığı yan odalar ve servis hacimleriyle de bağlantılı büyük sofanın köşeleri pahlıdır ve iki eyvanı vardır. Haliç yönünde bulunan eyvan daha az derinliklidir. Bu salonun iki tarafında simetrik olmayan dört oda bulunmaktadır. Burası kasrın harem bölümüdür. Giriş holünün sağında bir köşe kapısıyla ulaşılan kasrın diğer bölümü, üç eyvanlı bir divanhane ile ona bağlı bir arzodasından oluşur. Kasrın en önemli mekanları bu odalardır. Divanhane kubbeyle örtülü olmasına rağmen bu kubbe içeriden algılanmaz. Divanhanenin pencereleri üzerinde Yesarizade'nin ta'lik hat ile yazdığı Enderuni Fazıl'ın Aynalıkavak Kasrı'nı öven şiiri bulunmaktadır. Divanhaneden arzodasınas geçilmektedir. Bu odanın pencereleri üzerinde gene Yesarizade'nin ta'lik hatla yazdığı Şeyh Galib'in III. Selim'i öven şiiri bulunmaktadır. Kasrın selamlık bölümü olan bu bölüm, bezemelerinin yoğunluğu ve kendi içindeki şematik bütünlüğüyle ilgi çekicidir. Salonların ve odaların bütünlüğü, cephelerde alt ve tepe pencerelerinden oluşan birimlerin üçlü gruplar halinde düzenlenmesiyle sağlanmıştır. Alt pencerelerden Haliç yönündekiler dikdörtgen biçimli klasik çerçevelerle çevrilidir; kara tarafındakiler ise basık kemerli ve çerçevesizdir.

    Yüzeylerin ele alınışı ve bezeme bakımından kasrın en ilginç bölümü divanhane ve arzodasıdır. Divanhanenin üç duvarını çevreleyen alt pencereler arasında, basık kemerlerle birbirine bağlanan dekoratif kolonatlar bulunmaktadır. Bu bölümde kemer ayaklarının içi aynalarla ya da mermer levhalarla kaplıdır. Kasrın ortasındaki bu mekanın tavanı, içeriden tekne biçiminde yükseltilmiştir. Bu tavanda, arzodası ile benzer biçimde, çapraz kordonlarla geometrik örgeli bir girift bezeme düzeni oluşturulmuş, bitkisel ve stilize örgelerle de zenginleştirilmiştir. Yanlardaki eyvanlar ise altın yaldızlı bir dal şeridi ile çevrilmiştir. Tavan köşelerinde daire biçimli dört madalyon yer alır.
    Tersane Sarayı'nın tersanenin genişletilmesi öncesindeki durumunu bütün olarak gösteren tek gravür Antoine-Ignace Melling'e aittir. Bu gravürde sarayı tanımlayıcı ayrıntılar seçilememekte; ancak resmin sağ başında görülen, zaman zaman "Hasoda Kasrı", "Hasbahçe Kasrı", "Daire-i Hümayun" olarak bilinen Aynalıkavak Kasrı hakkında genel bir fikir edinilebilmektedir. Üzeri yüksek bir kubbeyle örtülü olan kasır, 1720 minyatürlerinde olduğu gibi iki katlı ve üç sofalıdır. Orta sofa denize doğru taşmaktadır. Choiseul Gouffier albümündeki iki gravür ise kasrı daha ayrıntılı olarak gösterir. Üç çıkmalı olan kasır, yüksek bir subasman üzerine yerleştirilmiştir. Alt katı daha geniş olmak üzere iki kattan oluşmaktadır; üzeri kubbeyle örtülüdür. Geri plandaki yüksek bahçe duvarının arkasında kalan binalar saraya ait olan köşk ve dairelerdir. Ancak bu gravürde de ayrıntılar seçilememektedir. Oysa sarayı 1710-1711'de gören Cornelius Loos'un hazırladığı dört adet resim kasrın iç mekanlarını çok ayrıntılı olarak göstermektedir.
    Aynalıkavak Kasrı'nın alt katında bugün eski müzik aletlerinin sergilendiği Türk Müziği Araştırma Merkezi ve Çalgı Müzesi yer almakta; zaman zaman da klasik Türk sanat müziği konserleri düzenlenmektedir.

    [img width=600 height=366]http://img7.imageshack.us/img7/8006/osmanlidenizcilik659.jpg[/img]
    Tersane (Aynalıkavak) Sarayı, Haliç'in korunaklı ve en güzel yerlerinden birine inşa edilmiş ve Fatih döneminden itibaren adından söz ettirmeye başlamıştır. Osmanlı "hadaik-i hassalarının" başında yer alan, Haliç kıyılarından Okmeydanı ve Kasımpaşa sırtlarına doğru gelişen bu büyük bağ ve koru adını, Kasımpaşa'da kurulan tersaneden almaktadır.
    XVI. yy da oldukça genişleyen tersanenin bu gelişimi ve diğer dönemlerdeki konumu, XX. yy a kadar çevresini ve buradaki yapılaşmanın yönlenmesini önemli ölçüde etkilemiştir. Tersane Bahçesi içinde konumlanan, daha sonraki yüzyıllarda bu değişim ve gelişimden nasibini alan Tersane Sarayı'nın yapımı için bu bölgenin neden seçildiği açıktır. Yükselme ve gücün hızla sürdüğü bu yüzyıllar içindeki değişimler, tersane ve saray yapılaşmasının birbirine paralel bir çizgi izlediklerini göstermektedir. Fatih döneminde tersanenin kurulmasında ilk adımların atılması, bu etkileşimin çekirdeğini oluşturur.
    Fatih'in hocası Akşemseddin'in ilk zafer hutbesini Okmeydanı Namazgahı'nda vermesi ve burayı kendine sürekli oturma mekanı seçmesi bölgenin önemini artırmıştır. Tersane ile birlikte gelişmeyi artıran bir başka faktörün, Kasımpaşanın yukarısında kalan, atış ve biniş talimlerinin yapıldığı Okmeydanı olduğu görülür. Tersaneye ve saraya yakın olan bu mevki, zamanının halka açık bir spor ve bir anlamda rekreasyon alanıdır. Adını, yüzyıllardır burada yapılan ok atış talimlerinden almıştır. Okçuluğun dışında güreş, avcılık gibi spor dallarında da çalışmaların yapıldığı bu alan, padişahların ilgisini çekmiş, bu mevkide ve hasbahçede yapılaşmanın hızlanmasına neden olmuştur. Yine, seferler sırasında önemli bir işlev kazanan Dua Meydanı'yla vakıf olarak yapılmış sofa ve mimber buraya dinsel bir kimlik de kazandırmaktaydı.
    Fetih sırasında Okmeydanı'ndan Tersane Bahçesi yakınındaki Şahkulu İskelesi'ne yağlı kızaklarla indirilen kadırgalar da, sarayın yakın çevresini anılarıyla değerlendiren tarihi simgelerdendir. Tersane Hasbahçesi ve yakın çevresinin sahip olduğu bu çok yönlü özellikler, Tersane Sarayı'nın burada gelişmesini hazırlayan nedenlerdir. Deniz yoluyla kolay ve güvenilir ulaşımın sağladığı imkanlar sayesinde Topkapı Sarayı ile kurulabilen rahat iletişim ve diğer nedenler sarayın gelişmesinde önemli rol oynamışlardır. Böylece saray, padişahlar için iyi bir dinlenme alanı olmuştur.
    Hasköy'deki Handan Ağa Camii ile Kasımpaşa'daki tersane arasında, kıyı şeridine yayılmış olan, geride Okmeydanı sırtlarına kadar gelişen, etrafını çeviren duvarlarla bu alanlardan soyutlanan Hasbahçe'de yoğun bir saray yapılaşması görülmektedir. I. Ahmed döneminden(1603-1617), III. Selim dönemine (1789-1808) kadar olan süre içinde, çeşitli onarımlarla yenilenen ve eklerle genişleyen saray, XVII. yüzyıl ortalarından itibaren bir sahilsaray kompleksine dönüşmüştür.Geleneksel saray programından ayrılmayan, Topkapı Sarayı'ndaki hemen hemen tüm birimleri bünyesinde barındıran bu komplekste, birinci dereceden önemli birimlerin deniz kenarına yapıldığı, sarayda bulunan görevlilere ait diğer dairelerin ise, bu yapıların ardına hasbahçe içine doğru sıralandıkları görülmektedir. Bu yapılar arasındaki ilişkilerin, hiyeraşik ve işlevsel özellikler göz önünde bulundurularak kurulduğu gözlenir.
    Topkapı Sarayı gibi, birbirinden bağımsız köşklerden oluşan saraydaki köşklerde, galeri ve duvarlarla birbirine eklenerek bir bütünlük sağlanabilmiştir.

    MİMARİ

    Tersane (Aynalıkavak) Sarayı, bütün birimleriyle mimari açıdan değerlendirilebilmesi çok zor, muammalarla dolu bir kompleks olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaynaklarda, sarayın yalnızca bir bölümlerine yer verilmesi, bütününe ilişkin verilerin de yıkılmadan önceki son surumuna ait olması, sarayın gelişim süreci içinde, büyük bir zaman diliminin karanlıkta kalmasına yol açmaktadır. Değerlendirmeler yapabildiğimiz bölümlerden biri Has Oda Kasrı, diğeri de günümüze gelebilmiş olan "Hasbahçe Kasrı" olarak adlandırılan Aynalıkavak Kasrı'dır. Bu sonuncu kasır hakkında da soru işaretleri doğuran noktalar vardır.
    Sarayın, 1613'te ilk inşa edilmesiyle 1805'te yıkılmasına kadar geçen yaklaşık iki yüz yıl boyunca, hemen her padişah tarafından onarılması, bazı bölümlerinin yıkılması ve yeni bölümler eklenerek genişletilmesi sonucunda izlenmesi zor olan bir mimari gelişim ve değişim geçirdiği görülür. Ayrıca bu faaliyetlerin, mimari bilgiler verecek kadar ayrıntılarıyla belgelenmemiş olmaları, var olan belgelerin de masraf ve malzeme alımları kayıtlarının ötesine geçmemeleri bu izlemeyi büsbütün zorlaştırmaktadır. Has Oda Kasrı'na ait arşiv belgeleri ve görsel kaynaklar, XVIII. yüzyılda, saray yıkılmadan önce, mimari ve süsleme ayrıntıları hakkında ipuçları verir. Restitüsyonları çizilen kasrın, mimari ve süsleme ayrıntılarının çağdaşı olan diğer yapılarda da görülebilmesi, sarayın bütününde çağının öğelerine yer verildiğini işaret etmektedir. XV. yüzyıl ile XIX. yüzyıl arasında, mimari ve süsleme unsurlarının evreleri izleyebildiğimiz Topkapı Sarayı, Tersane Sarayı'nda da kullanılmış olabileceğini düşündüğümüz ayrıntılar hakkında fikir vermektedir.

    [img width=600 height=364]http://img7.imageshack.us/img7/3725/osmanlidenizcilik7141.jpg[/img]
    TERSANE (AYNALIKAVAK) SARAYI'NIN TÜRK SİVİL MİMARİSİNDEKİ YERİ

    Tersane (Aynalıkavak) Sarayı; yer seçimi, konumu, yerleşim planı ve bazı süsleme ayrıntılarıyla, uzun bir gelişim ve değişim çizgisi izleyen Türk saraylarındaki geleneksel özellikleri bünyesinde barındıran ve sonraki yüzyıllarda gerçekleşecek yenilikler için öncü nitelikler taşıyan bir yapı topluluğu olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Yazlık olarak kullanılan saray, Fatih döneminde (1453-1481) önem kazanmaya başlayan bir hasbahçe içinde, deniz kıyısında kurulmuş, hasbahçe ve içindeki yapılaşma I. Süleyman (Kanuni) döneminde (1520-1566) duvarlarla çevrilerek dış çevreden soyutlanmıştır. Bu özellikleri, Türk saraylarının gelişiminde her dönemde görmemiz mümkün olmaktadır.
    İslam öncesi dönemde "ordu" adı verilen saray, iç içe surların kuşattığı oluşur, en içte hükümdar veya ordu-başının meskeni bulunur, dışa ise maiyet, asker ve halk yerleştirilirdi. Bu dönemde yazlık olarak düşünülen "ordularda" su olgusu önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Su kültürüne önem verilmesi ve buna bağlı gelişen mimari öğelerin, yapıların iç ve dış mekanlarında kullanılmalarına, Orta Asya'dan Osmanlı'ya kadar uzanan süreç içinde sıkça karşılaşmaktayız. Havuz ve selsebiler, suyu mekanın içine kadar taşıyan, ferah ortamlar yaratan önemli ayrıntılardır. Tersane Sarayı, Has Oda Kasrı'nın Loos tarafından betimlenen iç mekanlarında, pencere içlerinde ve aralarında görülen selsebillerin çok güzel örneklerini Topkapı Sarayı'nda, Beşiktaş Çinili Köşk'te görebildiğimiz gibi, Artuklu dönemine ait yapılarda da görebilmemiz dikkat çekicidir.
    Lale Devri olarak adlandırılan III. Ahmed döneminde (1703-1730) önce Haliç, özellikle de Kağıthane ve ardından ikinci derecede Boğaziçi önem kazanmaya başlar. Bu bölgelerde yeni saray ve köşkler inşa edilirken, daha önceki dönemlerde yapılmış olup kullanılan saray ve köşkler de bu dönemin özelliklerini yansıtan esaslı tamirler görmüş, ilavelerle genişletilmişlerdir. Tersane Sarayı da, geleneksel formlara bağlı kalan yapısıyla, dışa açılımın yaşandığı, batılı formların kullanılmaya başlandığı bu dönemde onarımlar görmüş, o dönemin gözde mekanlarından Haliç'te bulunması nedeniyle itibarını korumaya devam etmiştir. III.Ahmed ve sonrasında III. Selim döneminde (1789-1808), İstanbul'un gelişmesinde Haliç ve özellikle Boğaziçi'nin büyük etkileri olmuştur.
    III. Selim döneminde önemini kaybeden, sürekli onarıma muhtaç, Tersane Sarayı gözden çıkarılmış, arazisi teknolojik gelişmeler için genişleyen tersaneye bırakılmış, onun yerine, aynı dönemde yapılan Boğaz'ın girişinde yapılan Beşiktaş Sarayı ön plana geçmiştir. Sonuçta, XVII. yüzyıl başlarında yazlık olarak yapılan Tersane Sarayı'nın doğayla bütünleşmesi Boğaz'da gelişen ve günümüze ulaşan aristokratik yaşam biçiminin ve yapılaşma karakterinin öncüsü olarak gözükmektedir. Deniz ve arkasında hasbahçe arasında yoğunlaşan yapılaşma ve her iki yöne doğru açılan yapı kurgularıyla, Boğaz'daki yapılaşmanın hazırlayıcısı olduğu düşünülebilir.
    XIX. yüzyılda, Boğaz'da yoğun olarak yapılan saraylarda ise, yalılarda ve Tersane Sarayı'ndaki doğayla bütünleşme aynı yoğunlukta değildir. Kara ile su arasında doğal bir bağ kuran konut yerini, Batı ekletisizminin yansıtıldığı, görkemli, iddialı yapılara bırakır. Günümüze ulaşan Aynalıkavak Kasrı, sade ve geleneksel yapısının yanında, öncü değerler taşımasıyla Türk sarayları arasında, yitirilen önemli bir değer olarak yerini alan Tersane (Aynalıkavak) Sarayı'nı, bir zamanlar kendi gibi görkemli olan Haliç'i ve yaşantısını hatırlatan bir unsur olarak yaşamaktadır.










Benzer Konular

  1. Türkiye'nin Başkenti ! ANKARA
    Konu Sahibi yaziklar_olsun Forum Memleketim
    Cevap: 26
    Son Mesaj : 23.Temmuz.2011, 02:38
  2. Türkiye'nin dağları
    Konu Sahibi ege Forum Turistik Yörelerimiz
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 04.Haziran.2009, 19:56
  3. Türkiye'nin akarsuları
    Konu Sahibi ege Forum Turistik Yörelerimiz
    Cevap: 13
    Son Mesaj : 03.Haziran.2009, 21:51
  4. Türkiye'nin şelaleri
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Turistik Yörelerimiz
    Cevap: 8
    Son Mesaj : 19.Mayıs.2009, 21:16
  5. Türkiye'nin Peynirleri..!
    Konu Sahibi yaziklar_olsun Forum Memleketim
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 09.Nisan.2009, 20:38

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
müslüman sohbet, islami forum sohbet oyun