Geçmişte nefis terbiyesi ne kadar lüzumlu ise bugün de o kadar hatta daha da fazla lüzumludur. Asrımızda nefis tezkiyesine ihtiyaç geçmişte olduğundan çok çok fazladır.

CİHAD NEFİS TERBİYESİDİR

Cihad, emr-i ilahidir. Her müslüman Allah yolunda mücadele yapacak ki kurtuluşa ulaşsın! "Efendim şimdi Cihad zamanıdır, eskilerin ortaya koyduğu nefis terbiyesiyle vakit geçirecek zaman değildir" diyenler İslamı bildiklerini zanneden fakat gerçekte bilmeyen kişilerdir. islam yaşayarak öğrenilir. Öğrendiğini yaşamıyorsan, sırtında istifade edemediğin bir yük taşıyorsun demektir.

Cihad Hakk'a davettir. Cihad, iyiyi güzeli söylemektir. Cihad kötülüğü önlemektir. Kişi kendi nefsine güç yetiremezken başkalarını neye çağıracaktır?

Rabbimiz bize Fatiha süresinde duayı öğretmiyor mu? "Bizi doğru yola, kendine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapıkların değil." Bu yola ulaşmak için iyileri izlemek gerekir. O iyiler de Rasülullah ve O'nun ashab-ı kiramıdır. Ancak onları izlemekle üstün bir vasfa ve o yüce nimete ulaşılmış olur. "Kendi himmete muhtaç dede/Nasıl gayrıya himmet ede" diye güzel bir söz vardır. Nefsini Kur'an ve Sünnet'e göre terbiye etmeyenlerin öğrendikleri ilim insanları fitneye kavgaya götürür. Toplumda birlik beraberlik kalmaz. Ben bilirim sen bilmezsin kavgası başlar. Netice olarak insanlar arasında sevgisizlik hakim olur. Halbuki İslâm'ın özü sevmek ve kardeş olmaktır. Cihad'ın özü iyiliği emir, kötülükten nehyetmektir. Allah'ın emirlerine Peygamber'in Sünnet'ine sarılarak yaşayacaksın, kötülükten, haram olan şeylerden de ateşten kaçar gibi kaçacaksın ki, bu kaçışın batıldan Hakk'a kaçıştır, zulmetten nüra kaçıştır. Gerçek cihad da budur. Yoksa bir iki kitap okuyup onların tesirinde kalarak yalın kılıç insanlar içine dalarak onlara kılıç sallamak cihad değildir. Veya sanki kendine bu konu görev verilmiş gibi, bir eliyle insanları Cennet'e diğer eliyle Cehennem'e koymak cihad değildir. En güzel cihad, İslâm'ı yaşamak ve yaşarken de örnek olmaktır.

Hazret-i Ali bir muharebede rakibiyle vuruşur ve nihayet onu altına alır. Ve onu Hakk'a davet eder. O kişi icabet yerine Hazret'i Ali'nin yüzüne tükürür. Ali, vurmak için kaldırdığı kılıcı indirir ve hasmını terkedip uzaklaşır. Adam, Hazret-i Ali'den sebebini sorunca şöyle buyurur:

"Ben seni Allah için, O'na isyan ettiğin ve müslümanlara kılıç çektiğin için öldürecektim. Şimdi ise iş değişti. Yüzüme tükürünce nefsimin zoruna gitti. Şimdi seni öldürse idim bu işi nefsim için yapacağımdan korktum, onun için de seni bıraktım."

İşte bu nefis terbiyesi ile cihadın alakasını bize göstermiş oluyor. Demek ki cihad da bir nefis terbiyesi...

BİR MÜRŞİDE ERMEK GEREK

Bugün nefis terbiyesi müslümanlar için çok lüzumludur. Kişi, Allah ve Resulü yolunda yürüyen, ahlakullah ile ahlaklanmış bir mürşide varmalı, onun ibadet konusundaki dikkatli davranışını kendi nefsine de uygulamalı. Gerekli zamanlarda yapacağı uyarılara uymalı.

İnsanın kendi kendini görmesi zordur ama aynaya bakınca kendini çok iyi görür, işte uğradığı mürşid o kişinin aynasıdır. Kişinin uğradığı mürşid o kişinin aynası olur. Ona her baktıkça eksiklerini, kusurlarını görür, eksiklerini gidermeye çalışır.

Kişi nefsini mürşid nezaretinde tezkiye etmeli. Mürşidler manevi tabiplerdir. Sendeki hastalığa önce teşhis koyar, sonra onun tedavi yollarını sana öğretir. Aklımıza şöyle bir şey gelebilir:

"Efendim çevremde uyabileceğim, istifade edebileceğim bir mürşid bulamıyorum! Eski sofilerin eserlerine baksam, orada verilen bilgilere göre davransam olmaz mı?"

İlk bakışta mantıklı bir düşünce gibi gelir insana. Elbette o kitaplardaki hususlara uyulunca insan iyiliğe, güzel ahlaka ulaşır. Bir çoğu eserler ayet ve hadis ışığında yazılmıştır. Burada gözden kaçan durum şudur:

Bu düşünce sahibi kişi, kendi enaniyetinden, kendini beğenmişliğinden kendinden üstün kimseyi göremiyor. Nefsi illetli bir kişi. Acaba okuduğu eserin yorumunu nasıl yapacak? Uyarım derken bir süre sonra o eseri de beğenmeyip onu da terkedecek ve tamamen kibir çukurunda kalıp manevi füyüzattan mahrum kalacaktır.

Halbuki Hak dostları her zamanda vardır ve var olmaya devam edeceklerdir. Hak dostlarına yakın olan Hakk'a yakın olur. Mürşidden feyiz alarak nefis terbiyesini yapan kişi, hastalığını devamlı doktor kontrolünde tedavi ettiren kişi gibidir. Gerekli müdahale anında yapıldığından hastanın sıhhat bulması daha çabuk olur.

Allah cümle inanan kardeşlerimize nefsi tezkiye edebilmeyi ve hidayete ulaşmayı nasib etsin. Amin.