Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Toplam 7 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 7 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #1
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Şems' e doğru...


    Gönüllerin Güneşi…

    Şems… “1”

    Uzun yıllar önce tanıdım onu…

    Soğuk bir kış sabahı

    Konya’da sabah namazından sonra gittim yanına…

    Mevlana Hz.lerinin türbesinin

    yanından geçip mütevazi bir yere geldim.

    Burası Şems’in türbesiydi….
    Benim gibi çok kimsenin bilmediği,

    tenhaca, ufak bir parkın içerisindeydi .

    Şems o kadar farklı ki…

    Hiç alışık olduğumuz evliya tiplemesine benzemiyor.

    Türbesi de öyle uzak ve öyle sessiz!..

    Sadece birkaç metre ilerisindeki

    Mevlana Türbesi insan kaynarken o hep yalnız…

    O hep mütevazi

    Ve

    O hep suskun.
    Şems;

    Görevi insanlara

    “Allah İçin Sevmeyi anlatmak.”Tıpkı diğerleri gibi...

    Ahh Şems…

    Gözüm nuru Şems…

    Mevlana’yı bulan Şems…

    Yüzyıllardır aşkı anlatan Şems…

    Mevlana da büyük insan.

    Şems’teki Allah aşkı,

    Mevlana’yı besleyen,

    coşturan,çağlara hitap eden eserler çıkmasına sebep olan.

    Bu aşk beni derinden etkilemişti.

    Şems’in yanında aldığım manevi huzuru anlatamam…

    Belki onun gibi garip,

    onun gibi kimsesiz oluşum

    ve aşk aşk deyişim canı gönülden

    Bağlamıştı beni oraya.

    Gidemedim…

    Ayaklarım ellerim gönlüm ordan çıkmak istemedi…

    Gözlerimden akan yaşlara engel olamıyor

    tarifsiz bir teslimiyet hissediyordum.

    Sanki hiç kimsem yok ve bir o bir ben vardım mütavazi yerde…

    Sanki her şeyim vardı da ben yoktum…

    Sanki dünyadaydım ama başka alemdeydim.

    Aşkı iliklerimde hissettim…

    her bir hücrem dağılmış da ben yine bendim.

    Ahhh aşk dedim içimden aşkkkk…

    Sustum…

    Yüreğim ağlıyordu sevinçten…

    Karşımda duran adamı uzun uzun seyrettim….

    Aşkı al dedi Şems, orda verdi yüreğime…

    Gül kokulu, beyaz gül…

    Kara gözlü aşkım…

    İlahi Aşkım…

    Ve saatler sonra çıktığımda araştırmaya karar verdim.

    Şems’i,Mevlana’yı,Konya’yı…

    Her bir belgeyi okumaya çalıştım ve anlamaya.

    İşte onlardan derlediğim ve kaleme aldığım ufak bir yazı.

    İnşallah faydalı olur…



    Bu da geçer, Ya Hû!

  2. #2
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Şems' e doğru...





    Şems ''2''

    Kaynaklara göre

    Mevlana, önceleri aşkla dolu değildi. Bilge ve âlim bir zattı, ama yaşadığı şehrin medresesinde kendi dünyasına çekilmişti, ders vermekten başka bir şey yaptığı yoktu, soğuktu, ruhsuzdu, heyecansızdı. Dengini,gönlünün diğer yarısını bulamamıştı. Herkes O’ndan yararlanıyordu, ama onca kalabalığın içinde Allah sevgisini paylaşacak kendi gibi bir dost bulamamıştı.

    Şems-i Tebrizi ile tanışınca O’nun sevgisi bütün varlığını sarıp kuşatınca dünyası değişti…

    Şems hazretlerinin sevgisi barut dolu fıçıya düşen bir kıvılcım gibiydi.

    Mevlana tutuşmuştu artık, yıldızlar misali ışık saçmakdaydı.

    Şems'i çok sevdiği ve onu kutup kabul ederek

    kendisine bağlandığı için kitabına "Divan-ı Şems" adı vermişti.

    Mesnevi'sinde de Şems'ten sık sık söz eder.
    Bülbül gülden öğrendi tatlı konuşmasını
    Yoksa gagasında ne gezerdi bunca söz, bunca gazel?demiştir.



    Sevenin gayret ve fedakârlığı olmadıkça, sevilenin cazibesi hiçbir işe yaramayacağı gibi; sevilenin cazibesi olmadıkça sevenin bütün telaşı da boşuna gidecektir. Sevgiyle kapasite orantılıdır, kapasite arttıkça sevgi artar, sevilenin cazibesi arttıkça sevenin de sevgisi artar.

    Kendi kendime sordum dedim ki kimdir bu zat?

    Şems kimdir?
    Bir deli mi..?

    Bir aşık mı..?

    Kendini anlatamamış bir garip mi..?

    Ya da bugün bile bazı kendini bilmezlerin

    pervasızca iddia ettiği gibi Moğol Ajanı mı..?


    Kitapları ve tarihi

    Osmanlıca ve Farsca belgeleri okudukça anlamaya başladım.

    Gençliği de alıştığımız genç tiplemesinden uzaktı.

    Hep kaynayan,hep coşan bir şeyler vardı O’nda.

    Tahammül edemez patlar bazen,

    kendini evliya sanan,

    etrafında mürid toplayan bir sürü kişiyi kendine mürid eder.

    Cevaplayamayacağı hiçbir soru yoktur.

    O’nu bazen bir çocukla taş oynarken,

    bazen inşaatta kum taşırken,

    bazen de Yahudi mahallesinden şarap

    getirtirken gördüm okuduklarımda…

    Tanıştığı insanları imtihana tabii tutar.

    ”Evliyayım” diyenlere “bana biraz şarap getir” der.

    O kişi bundan çekinince de

    “tüm evliyalığını bir kadeh şaraba satmalısın” der.

    “Kim ne derse desin mantığını anlamadıkça,

    o mahalleye gidip şarap almaktan acaba ne derler korkusuyla çekindikçe,

    sen bana şeyh olmazsın” der.

    Bu imtihanlar Mevlana ile tanıştığında da sürer.

    Zaten Şems’i tek başına anlatmak mümkün değil.

    Her cümlemin sonunda ya da bir yerlerinde Mevlana olacaktır mutlaka

    .O kadar girmişler ki birbirlerine meyve ve çekirdeği gibi,

    gökyüzü ile bulut gibiler sanki.

    Birbirlerine anlam ve değer katıyorlar…

    İşte gerçek sevgi ve dostluk da bu değil midir?

    Size anlam katan,değer katan sevgileri kazanmak değil midir amaç?


    Daha çocukluğunda farklıydı O.

    Babası da âlim bir zattı ama.

    Zikir halinde kalıp günlerce yemeden içemeden kesilen

    oğluna korkarak bakardı ve sorardı O’na

    “Oğlum ne olacak senin bu halin?

    “dediğinde cevabı;

    “Babacığım seninle benim halim neye benzer biliyor musun?

    Ben tıpkı bir tavuğun altına konulmuş ördek yumurtası gibiyim.Gün gelip de tüm yavrular yumurtadan çıktıklarında,tavuk civcivlerini peşine takar ve kırlara çıkar ilk su birikintisinde ise ördek yavrusu kendini suya atar.O zaman anne tavuk telaşa düşer “yavrum boğulacak diye”

    oysa ördeğin tüm arzusu yüzmektir.”der.
    Bir keresinde bu gençlik çağındaki hallerini anlatırken şöyle demiştir

    “Henüz ergenlik çağına girmemiştim.

    Aşk deryasına daldım mı otuz kırk gün hiçbir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim.

    Günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım”


    Diğer gençlerden o kadar farklıdır ki,kendi yaşıtları henüz ergenlik çağındayken

    O yaşının çok üzerinde davranışlar sergiler.

    O’nun her sözü ve davranışı insanın beynini alt üst eden,

    kişinin kendini tartmasına sebep olan fiillerdir.

    O kadar gelişmişti ki ilimde O’nu kimse tatmin edemez.

    Arayışı başlar.

    Kendini anlayabilecek

    bir arkadaş arar.

    Bu halini anlayan babası ona bir dua eder der ki

    “Allah ü Teala, sana günlük bir arkadaş versin ki, evvellerin ahirlerin bilgilerini hakikâtlerini senin adına izhar etsin. Hikmet, ırmakları O’nun kalbinden diline aksın, harf ve ses kıyafetine girsin, o kıyafetin rütbesi de senin adına olsun” der.....................




    Bu da geçer, Ya Hû!

  3. #3
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Şems' e doğru...



    Zamanı gelmedi mi bir yaprak dahi dalından düşmez.

    Şems ''3''
    Hükümler sebepleri doğurur.

    Ve zamanı gelince Şems ve Mevlana bir sahnede , karşılaşırlar.

    Şems O’na meşhur sorusunu sorar.

    “Muhammed mi büyük, Beyazı- ı Bestami mi?..”
    Her zamanki gibidir soruları.

    Dar kafaları parçalamaya müsait.

    O’nu hemen damgalamaya, itmeye,

    “işte kâfir”

    deyip uzaklaştırmaya hazır sorular.

    Ancak muhatabını bulduğunda içindeki şevk ve aşkı anlar.

    Başkası ne bilsin.

    “Deli bu adam” der geçer, “saçmalama” der, işte Şems’i Şems yapan, O’na bizi bu kadar hayran bırakan da bu zekâsı ve kişiliğidir.

    Hiç sıradan değil.

    Hiç donmayan, hiç lafını esirgemeyen ve karşısındakine de sorgulamayı öğreten.


    Ama Mevlana anlamıştır soruyu...

    Şimdi asırlar öncesine gidelim ve iki âşığın konuşmalarına kulak verelim:.

    “Ey Müslümanların imamı!

    Bir müşkülüm var.

    Hz. Muhammed mi büyük, Bayezid-i Bistami mi?
    Sorunun heybetinden kendinden geçen Mevlana, kendini toplayınca;
    “Bu nasıl sual böyle?

    Tabi ki, Allah’ın elçisi Hz. Muhammed bütün yaratıkların en büyüğüdür.”
    O zaman Şems:
    “O halde neden Peygamber bu kadar büyüklüğü ile Ya Rabbi seni tenzih ederim, biz seni layık olduğun vechile bilemedik” buyururken, Bayezid, “Ben kendimi tenzih ederim! Benim şanım çok yücedir. Zira cesedimin her zerresinde Allah’tan başka varlık yok!..” demekte?
    Mevlana:
    “Hz. Muhammed, müthiş bir manevi susuzluk hastalığına tutulmuştu,’biz senin göğsünü açmadık mı?’ şerhiyle kalbi genişledi. Bunun için de susuzluktan dem vurdu.

    O Her gün sayısız makamlar geçiyor, her makamı geçtikçe evvelki bilgi ve makamına istiğfar ediyor, daha çok yakınlık istiyordu. Bayezid ise, bir yudum suyla susuzluğu dindi ve suya kandığından dem vurdu.

    Vardığı ilk makamın sarhoşluğuna kapılarak kendinden geçti ve o makamda kalarak bu sözü söyledi.”deyince doğru adreste olduğunu anlar Şems.
    O adresi bulmak için başını vermeyi göze almıştır O...


    Bu tanışmanın öncesinde çok fazla ilahi tecelliler gelir başına, bunları anlayacak arkadaş arayışı o kadar fazlalaşır ki bir işaret almak ister.

    O sırada rüyasında, aradığı velinin Anadolu’da olduğunu görür; ama henüz tanışmaya vakit vardır..
    Bir gün beklediği işaret ilham şeklinde kendine verilir.

    “Madem ki bu kadar ısrarla istiyorsun bu dostu o halde şükür olarak ne vereceksin

    ”diye sorulduğunda cevabı net ve kesindir:

    “BAŞIMI!...”

    Müthiş bir cevap bu.

    Nasıl bir manevi hal yaşıyordur ki o dost için teşekkürü başı olsun.
    Yoktur Şems’e benzer bir eş
    Şems’i gördü kaçtı gökten güneş
    Der Mevlana...

    Buluşurlar iki dost.

    Günlerce süren vecd hali sırasında Mevlana öğrencilerinden ve halktan uzaklaşır.

    Bunu halk, Şems’ten bilir. Hepimizin bildiği ve burada ayrıntısına girmek istemediğim olaylar yaşanır.

    Ve Şems gider.

    Ama ayrılık sonrasında Mevlana daha da kötüleşir.

    O ayrılığı sırasında Zerkubi’nin demirci dükkanının önünden geçerken semaya başlar,

    o ayrılık sırasında Divan-ı Şems’i yazar.

    Haberler yollar dostuna geri dönmesi için, aylar sürer ayrılık.
    Mevlana’nın Şems’e aşkını anlatır:

    O Geliyor O!

    Yollara sular dökün,
    bahçelere müjdeler edin, bahar kokuları geliyor
    O geliyor O!
    Ay parçamız, sevgilimiz, yârimiz geliyor.
    Yol verin, açılın, savulun beri durun beri,
    yüzü apaydınlık ak pak,bastığı yeri ardında gündüzler gibi bırakarak
    O geliyor O!
    Ay parçamız, sevgilimiz, yârimiz geliyor.
    Gökler yeryüzünü kapladı örttü bir anda
    Bir anda dört yanım misk gibi bir koku sardı
    Bir anda bir velvele bir kıyamet koptu cihanda
    O geliyor O!
    Ay parçamız, sevgilimiz, yârimiz geliyor.
    Bir anda can geldi bağlara , bağlar ışıdı
    Bir anda açıldı baktı bağlarda gözler
    Bir anda bizde ne dert kaldı ne gam ne keder
    O geliyor O!
    Ay parçamız, sevgilimiz , yârimiz geliyor.
    Yayından fırladı ok, hedefe ha vardı ha varacak
    Bahçeler selama durdu, selviler ayağa kalktı
    Çayır çimen yollara düştü.
    İşte gonca ata binmiş geliyor, biz ne duruyoruz.
    O geliyor O!
    Ay parçamız, sevgilimiz , yârimiz geliyor.
    Sen bizim çevremize gelirsen göreceksin ey Şems!
    Huyumuz sadece susmak olmuş bizim, susmak,
    Senin güzel gözlerin için işte canım pusuda
    Rahatım kaçtı benim, geceleri uykum kalmadı gitti ama
    Bak işte o güzel gözler yola çıkmış geliyor…




    Bu da geçer, Ya Hû!

  4. #4
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Şems' e doğru...

    Gönüllerin Güneşi…
    Şems… “4”

    Veee
    Şems ikinci defa döner Konya’ya.
    Bu dönüş sonrasında başına daha büyük sıkıntılar gelir.Bu dönüşü O’nun aynı zamanda eceline de dönüşüdür.
    Şems…Ahh Şems…
    Mevlana hazretleri
    evlatlık olarak yetiştirdiği Kimya Hatun’u
    Şems’e eş olarak teklif eder.
    Kimya Hatun hem manevi hem de maddi güzelliklerle donatılmış bir hanımdır.
    Hz. Mevlana ise Şems’ten başkasına layık görmez bu tertemiz goncayı.
    Evlenirler.
    Kimya hatun ve Şems’in evlilik törenlerinde Mevlana ikisine yaklaşır ,
    ellerinden tutar şöyle der:
    “ikiniz de birbirinize o kadar layıksınız ki.
    Sizi sizden başkası için düşünemem.
    Siz öyle bir bütün olun ki,
    gül ile gül kokusu gibi,
    süt ile şeker gibi olun.
    Birbirinize anlam ve değer katın.
    O kadar içi içe ve uyumlu olsun ki bu evlilik,
    sizi birbiriniz olmadan düşünemesin hiç kimse” der.
    Bu muhteşem sözler aslında bizlere evliliklerimizi, ya da toplumda bulunduğumuz statüyü değerlendirme imkânı da verir.
    Dahil olduğunuz topluluk,bu iş yeriniz de olabilir, aileniz, öğrencileriniz, ya da arkadaşlığınız, eşiniz sizinle anlam kazanıyorsa, siz oraya bir şeyler katıyorsanız, o kişiyi tamamlıyorsanız ya da o sizi tamamlıyorsa güzeldir.
    Birilerine tâbi olup ezberci zihniyetle ne verirse alan,
    o şeye değer katmayan, hiçbir birlikteliğe, adı ne olursa olsun izin vermek, kendini törpülemek demektir.

    Şems ve Kimya mutludur.
    Fakat Mevlana’nın oğlu Alaaddin’in de Kimya’da gözü vardır. O’nunla evlenme hayalleri kurmuştur bir zamanlar.
    Kimya’yı kendine değil de Şems’e layık gören babasına
    ve Şems’e kin güder.
    Eğer Şems ortadan kalkarsa
    Kimya da O’na kalacaktır.
    Şems sıra dışı biridir.
    Ne evliyaya benzer,ne Allah dostuna.
    Zaten halk da O’nu pek sevmemektedir.
    Mevlana eskisi gibi ders vermiyor diye.
    Eğer O ortadan kalkarsa,
    Konya halkı da Mevlana’sına kavuşacak bu ne idüğü belirsiz adamdan kurtulacaktır.
    Alaaddin, işi o kadar abartmıştır ki,
    babasını ziyarete geldiği zamanlar,
    özellikle Kimya Hatun’un ikamet ettiği
    sofanın önünden geçip içeri bakardı.
    Bu durumu birkaç kez gören Şems, O’nu uyarmıştır.
    Bu uyarma, fesatçılar tarafından Alaaddin’i çileden çıkarmak için kullanılmıştı.
    Öyle ya Şems, hem sevdiği kızı elinden almış hem de O’nu kendi evine sığdırmamıştır.
    Sanki o ev, kendi babasının malıymış gibi davranmıştır.
    Bu ne cüretsizliktir. Kısa bir süre sonra Kimya Hatun rahatsızlanır ve vefat eder. Bu, kini iyice arttırır.
    Bazı kişilerin kışkırtmaları da dahil olunca, Şems bir gece hazırlanan komplo ile öldürülür.
    Ortada sadece bir damla kan ve gece duyulan “ALLAH” sesi vardır.
    Bu satırları yazarken o acıyı yüreğimde hissediyorum dostlar…
    Mevlana O’nun yine Şam’a döndüğünü düşünür.
    İnanmak istemez öldüğüne Şam’da aratır O’nu. Ama halk arasında komplo ile öldürüldüğü söylentileri yaygınlaşıp da Mevlana’nın kulağına kadar gelince, anlar artık dostundan ayrı düştüğünü.
    “Ey Şems Yusuf gibi kuyuya gittin.
    Ey Ab-u hayat!
    İpten bile gizli kaldın”
    şeklinde sözler söyler.
    Şems’in öldürülüşünde bir numaralı rolü oynadığından emin olduğu kişi içindir ki, oğlu Alaaddin öldüğünde onun cenaze namazını kılmaz Mevlana!...
    Hiç anlaşılamadı Şems.
    Bugün bile pek çok iftiraya kurban…
    Çünkü insanlar bir şeyi anlamadıkları,
    ya da alışmadıkları fikirlerle karşılaştıkları zaman,
    yargılamayı ve kaçmayı daha kolay sayarlar.
    Sorun belki de kapasite sorunuydu.
    Körler içinde görmek gibi olsa gerek.
    Eğilmeyen,bükülmeyen,
    bildiği doğruları söylemekten çekinmeyen biriydi O.
    “Şeyhim” deyip de elini ayağını öptüren çok şeyhi kendine mürid yapmış, onlara gerekli cevabı vermekten hiç çekinmemiştir.
    Beyinleri donduran sorular sorar imtihan eder karşısındakini.
    Alıştığımız veli tiplemesiyle hiç örtüşmez.
    Biz sessiz.sakin,elinde tesbih,postlara oturmuş hep Allah diyen kişilere dedik veli diye.
    Ama O hangi işi yaparsak yapalım,hep aksiyon halinde olmayı,donmamayı öğretti bize.
    “ Böyle de Allah dostu olabilirsiniz” dedi.
    Hayatın içinde,sıkıntı ve güçlüklere rağmen hem de. Bazen inşaatta kum taşıyan, bir çocukla oturup taş oynayan,şarap içen Yahudilere gülümseyerek yanlarından gecen,bambaşka bir Allah dostuydu O.
    Böyle bir madeni ancak bir sarraf anlardı.Öyle bir sarraf ki, uğruna şükrane olarak baş verilecek Mevlana idi.
    Karakter zafiyeti içinde, aktıkları dereyi her şey zannedenlerin; kişiliği okyanus kadar derin ve engin birini kavramaları zaten düşünülemezdi.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  5. #5
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Şems' e doğru...


    Gönüllerin Güneşi…

    Şems… “5”


    Bazı insanların isimleri Onların kaderleri olur sanki.

    Şems…

    Ahh Şems…

    Şems güneş demek.

    Mevlana’nın güneşi, gönüllerin güneşi O...

    İsmi kaderine yansımış bir güneş.

    Güneşi kimse söndüremez, saklayamaz, ne kadar kuytu köşelerde de olsa kabri,ne kadar gölgede kalsa da yaşamı…

    Ne kadar sessiz olsa güneşi kimse söndüremez…

    O bir ışık.

    Perdeyi araladığınızda içeri giren ve tüm yüreğinizi aydınlatan...

    İsmi kaderi oldu O’nun.

    Şems’in bendeki yansıması bu…

    Şems’in gözlerinden yüreğime akanı yazdı ellerim…

    Ve onun bana verdiği armağanı aşkımı…

    Pınar olsun tevhidler ve aşk olsun…

    Pınar akan aşk kokan dizelerle:

    Bu tevhitten murat ancak
    Cemali zat’a ermektir.
    Görünen kendi zatıdır
    Değil sanma ki gayrullah…



    Şems-i Tebriz bunu bilir
    Ahad kalmaz fena bulur
    Bu alem külli mahvolur
    Hem baki kalır Allah…


    Şems’e, Mevlana Hz.’ne ve aşk yoluna başını koymuş tüm gönüllere sesleniyorum…

    Eğer birgün siz de giderseniz Mevlana’yı ziyarete bilin ki birkaç metre ötede gerçek aşk…

    Şems…Ahh Şems…

    Şimdi yine sana gelmek istedi ruhum…

    Varlık deryasını değil yokluk makamın seçen, hiç olabilen,

    tüm gönül dostlarına selam olsun.


    AŞK OLSUN.


    Yazı dizisinin tamamı alıntıdır.Kaynak belirtilmemiş.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  6. #6
    Üye Nar'i_Beyza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2010
    Mesajlar
    34

    Standart Cevap: Şems' e doğru...

    ALLAH razı olsun Flu
    Ah mine_L Aşk...

  7. #7
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Şems' e doğru...

    Cümlemizden inşallah güzel yürekli Nar'i_Beyza, okuyan gözlerine sağlık.



    Bu da geçer, Ya Hû!

Benzer Konular

  1. Tebrizli Şems sözleri
    Konu Sahibi gogeselam Forum Tasavvuf
    Cevap: 102
    Son Mesaj : 14.Aralık.2015, 14:29
  2. Mevlana ve Şems
    Konu Sahibi Unutulmaz Forum Hz Mevlana
    Cevap: 13
    Son Mesaj : 06.Haziran.2011, 00:09
  3. Aşkın Gözyaşları / Tebrizli Şems
    Konu Sahibi Firuze_ Forum Kitap köşesi
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 22.Kasım.2010, 11:42
  4. Şems-i Tebrizi'nin Öğretileri..
    Konu Sahibi Firuze_ Forum Kitap köşesi
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 07.Ekim.2010, 23:43
  5. DOĞRU, DOĞRU PARÇASI ve IŞIN
    Konu Sahibi Palmyra Forum 6.Sınıflar
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 01.Ekim.2009, 00:28

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, kapadokya balayı sesli chat, yakın tatil yerleri, Egepen Ankara