+ Konuyu Cevapla + Yeni Konu Aç
Toplam 15 Sayfadan 1. Sayfa 1 2 3 11 ... SonuncuSonuncu
Toplam 149 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
dqw
  1. #1
    Onursal Üye
    Durum : SiNaN32 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi : Oct 2008
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.158
    Beğenileri;
    108 mesajı beğendi
    Konular
    1219
    Rep Gücü: 184
    Rep Puanı: 366
    SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice

    Çanakkale ile ilgili Bilmediklerimiz





    Aç ve perişan halkın dişinden tırnağından artırarak devletine kazandırmak
    istediği ve parası peşin ödenmiş iki savaş gemimize İngilizlerin göz göre
    el koyduğunu, tüm ültimatomlarımıza rağmen paramızı geri ödemediklerini ve
    bu gemilere daha sonra askerlerini doldurarak Çanakkale’ye yolladıklarını
    ________________________________
    Enver Paşa’nın Alman hayranlığının bize 500 bin vatan evladına ve bir
    imparatorluğun tasfiyesine neden olduğunu, Almanlarla yapılan gizli
    anlaşmanın kabinedeki bakanlardan bile gizlendiğini, aradan yüz yıl
    geçmesine rağmen yabancı hayranlığı hastalığımızın geçmediğini, sadece
    hayran olunanların değiştiğini


    ________________________________
    Sultan Abdülhamid’in olayları kırk yıl önceden görerek Çanakkale’deki
    tabyaları güçlendirdiğini ve elden geçirdiğini, Bazı yeni tabyaları inşa
    ettirdiğini, O’nun yaptığı çalışmaların belki de savaşın seyrini değiştirdiğini
    ________________________________
    İngilizlerin daha savaş ilan edilmeden Seddülbahir’i bombaladıklarını ve 86 şehit verdiğimizi
    ________________________________
    Avustralya’nın ve Yeni Zelanda’nın gençlerinin “Avrupa’yı Almanlardan
    kurtarmak ve Avrupa’nın özgür kalmasını sağlamak” propagandasıyla
    toplandığını, Bu gençlerin daha önce Gelibolu denilen yerin adını bile
    duymadıklarını


    ________________________________
    İkinci çıkarma için savaşa giden bir Avustralya askerine nereye gittiğini
    soran bir yaşlı adama “Türkler buraya gelip yerleşecekler, onları öldürmeye
    gidiyoruz” dediğini, bu söz üzerine yaşlı adamın binlerce kilometrekarelik
    çöle doğru baktığını ve “Eee gelsinler ne olacak ki burada yer
    çok” dediğini
    ________________________________
    Padişahın “Cihad” ilanını duyan ve Avustralya’da yaşayan iki zenci
    müslümanın, Türklerle savaşa giden birliğe ateş açtığını ve orada şehit edildiklerini, Orada bulunan ve olayı yaşayan Avustralyalıların bu olayın nedenini uzun süre anlayamadıklarını
    ________________________________
    İngiliz-Fransız donanmasının Gelibolu öncesi 200 yıldır hiç yenilmediğini,
    dünyanın gelmiş geçmiş en iyi donanması olarak bilindiğini, bu donanmanın
    bayraklarını gören Türklerin topukları yağlayıp kaçacaklarını düşündüklerini, daha da trajik olanı bu düşünceye saplantı derecesinde inandıklarını


    ________________________________
    İngiliz-Fransız donanmasının seksen parça gemiyle boğaza saldırdığını,
    gemilerden birinin adının “Agamemnon” olduğunu, Agamemnon’un binlerce yıl
    önce Truva’ya saldıran Yunan ordusunun kalleşçe yöntemler kullanan
    komutanının adı olduğunu
    ________________________________
    Agamemnon’un yaşadığı topraklarda doğmasına rağmen kanının son damlasına
    kadar Türk olan ve kendisini Anadolulu hisseden Mustafa KEMAL’in Çanakkale
    zaferi sonrası öldürülen Truva kahramanını “Hektor’un İntikamını Aldık”
    diyerek unutmadığımızı ve Truvalıların bizim için ne anlama geldiğini en
    güzel şekilde ifade ettiğini
    ________________________________
    İngilizlerin sabah saatlerinde girdikleri boğazı ellerini kollarını
    sallayarak, canlarının istediği her yeri bombalayarak geçebileceklerini
    zannettiklerini, Akşam beş çayını Marmara denizinin ortasında içmeyi
    planladıklarını, İstanbul üzerine bahisler
    kurduklarını


    ________________________________
    Şair deyince insanların aklına terbiye, iman ve insanlık sahibi yüce
    kişiliklerin geldiği (Mehmet Akif ERSOY gibi), İngiliz şairlerin de –hem
    de yüksek ideallerle- savaşa katıldığını, bu ideallerini günlüklerinde
    “Lokum ve halıları yağmalamak, Ayasofya’nın çinilerini sökmek, İstanbul’un
    en güzel lokantalarında balık yemek” olarak yazdıklarını
    ________________________________
    Yüzlerce yıl Osmanlının ekmeğini yemiş olan ve Osmanlıdan sadece saygı ve hoşgörü görmüş olan gayr-i müslimlerin, İngiliz-Fransız donanmasının gelmekte olduğunu haber alınca İstanbul’da sevinç gösterileri yaptığını
    ________________________________
    Bu tehlikeli gelişmeler karşısında devleti yönetenlerin başkenti
    Eskişehir’e taşımayı düşündüğünü, hatta gerekli binaların ayarlandığını,
    gitmesi için teklif götürülen devrik Sultan Abdülhamid’in bu teklife
    şiddetle karşı çıktığını, “Biz İstanbul’u alırken Bizans İmparatoru kanının
    son damlasına kadar savaştı ve öldü Ben ondan daha mı az şerefliyim!
    Gelirlerse burada savaşır ve ölürüz” dediğini, bu sözler üzerine payitahtın
    utandığını ve İstanbul’da kalmaya karar verdiğini, Direkten dönen bu
    düşüncesizliğin belki de askerimiz üzerinde korkunç bir moral çöküntü
    yaratmış olabileceğini


    ________________________________
    Osmanlı Devletinin elinde sadece 26 deniz mayını kaldığını, Nusret (Yardım)
    gemimizin kaptanının (Tophaneli Hakkı Binbaşı ) mayınları nereye ve ne zaman
    bırakması gerektiğini bir gece önce rüyasında bir yüce kişi tarafından
    kendisine bildirildiğini, Bu mayınların hiç akla gelmeyecek biçimde
    Ertuğrul koyunda kıyıya paralel olarak döküldüğünü, İngilizlerin boğazı
    defalarca dikine kontrol etmelerine rağmen bu mayınları tespit
    edemediklerini çünkü Nusret’in bu mayınları son mayın kontrolünden sonra
    sabaha karşı bıraktığını
    ________________________________
    Donanma boğazı geçmeye başladığında düşük top menzilli Fransız gemilerinin
    taktik gereği tabyalarımızı şaşırtmak için öncü atışlar yaptıklarını daha
    sonra arkalarından gelen uzun menzilli İngiliz gemilerine yol açmak için
    kenara kaydıkları Bu kayma esnasında kıyıya paralel yerleştirilen
    mayınlara çarptıklarını, büyük bir panik yaşandığını, ortalığın
    karıştığını, gemilerin birbirine girdiğini, 200 yıldır yenilmeyen dünyanın
    en büyük donanmasının iki saatte dağıldığını Türklerin batan düşman gemilerindeki savunmasız askerlere ateş etmeyi bıraktıklarını ve diğer gemilere ateş ettiklerini Bunu gören İngiliz komutanlarının –muhtemelen kendileri
    tersini yapmış olacakları için- olaya bir anlam veremediklerini Her
    fırsatta bize insan hakları, medeniyet, modernite tokatları patlatanların
    o gün aldıkları bu insanlık dersi karşısında şok geçirdiklerini
    ________________________________
    Edremitli Seyit Onbaşının, Topun ağzına mermi süren vinç tesisatı
    bombardımanda kullanılamaz hale gelince “Ya Allah Bismillah” diyerek üç
    tane 275 kiloluk mermiyi tek başına arka arkaya kaldırarak yatağa sürdüğünü
    ve ateşlediğini, bu işlemi yapabilmesi için her defasına üç basamaklı ****l
    bir merdivenden çıkması gerektiğini, üçüncü atışta İngilizlerin “Ocean”
    zırhlısının dümenini parçaladığını, dümeni kırılan “Ocean”ın sarhoş bir
    serseri gibi mayınlara sürüklendiğini bir mayına çarparak havaya uçtuğunu ve yirmi dakika içinde battığını


    ________________________________
    Bu olayın ertesinde bölük komutanının Seyit Onbaşıyı çağırttığını, aynı
    mermiyi kaldırmasını istediğini ancak Seyit Onbaşının bunu
    başaramadığını Bunun üzerine Komutanın “Bu merminin tahtadan bir
    maketini getirsinler, Bu yiğidin fotoğrafını çeksinler” diye emir
    verdiğini, Bu fotoğrafın hepimizin çok iyi bildiği ve Seyit Onbaşının
    günümüze ulaşan tek fotoğrafı olduğunu
    ________________________________
    Cumhuriyet kurulduktan çok sonra Mustafa KEMAL’in Edremit’i ziyareti
    sırasında Seyit Onbaşıyı sorduğunu ve Kaymakam dahil kimsenin
    bilmediğini Kaymakamın Seyit Onbaşı’yı Mustafa KEMAL’in huzuruna
    çıkarmadan önce kılığını beğenmeyip, tıraş ettirip takım elbise
    giydirdiğini, bu olayın Mustafa KEMAL’i derinden yaraladığını Kaymakam
    dahil orada bulunan herkesi azarladığını Seyit Onbaşının ölene kadar ormancılık yaparak sefalet içinde perişan yaşadığını
    ________________________________
    Nusret Mayın gemisinin yakın zamana kadar Mersin’de demirli olduğunu ve
    ömrü dolduğu için jilet yapılmasının planlandığını, sırf bu ihtimalin bile
    Türk Milleti adına yüz kızartıcı bir utanç levhası olarak kalacağını,
    birkaç vatanseverin çırpınışıyla şimdilik bu olayın durdurulduğunu
    ____________________________________
    İngilizlerin 18 Mart faciasının suçlusu olarak mayın
    taramacıları sorumlu tuttuğunu, Hepsinin kurşuna dizdirildiğini, savaş bittikten yıllar sonra her iki ordu arşivleri açıklanıp gerçekler öğrenilince bu askerlerin
    ailelerinden özür dilendiğini, tazminat ödendiğini, iade-i itibar
    yapıldığını ve şerefli birer asker olarak öldüklerini ilan ettiklerini
    ________________________________
    İngiliz-Fransız ortaklığının boğazı donanmayla geçemeyeceklerini anlayınca
    onlara geçit vermeyen Türk topçularını arkadan ele geçirerek temizlemek için çıkarma harekatı yapmaya karar verdiklerini, bunun için Mısır’da piramitlerin dibinde, sömürgelerinden getirdikleri on binlerce askeri toplayıp “Nasıl olsa orada
    Türklerle işimiz çok kolay olacak” diyerek bu askerlere baştan savma bir
    eğitim verdiklerini, Burada toplanan askerlerin 16 farklı ülkeden
    geldiğini, Aralarında Müslümanların bile olduğunu, daha sonra bu askerlerin
    savaş esnasında kandırıldıklarını anlayıp taraf değiştirdiklerini, Burada
    toplanan askerlerin büyük çoğunluğunun çapulcular gibi davrandığını, kahire
    sokaklarında yapmadıkları rezilliğin kalmadığını


    ________________________________
    Mısırda toplanan askerlerin kayıtlarını tutan bir katibin sürekli
    “Australia and New Zealand Army Company/ Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu
    Birliği” yazmaktan sıkıldığını pratik bir çözüm olarak bu kelimelerin baş
    harflerini alarak ANZAC kısaltmasını bulduğunu, bu kısaltmanın dünya tarihine geçtiğini
    ________________________________
    İngilizlerin çıkarma harekatını ellerine yüzlerine bulaştırdıklarını,
    akıntı ve hava durumu dahil yaptıkları hiçbir hesabın tutmadığını,
    aralıklarla çıkmaları gereken geniş kumsala değil, dar bir koya ve
    kalabalık bir şekilde çıkmak zorunda kaldıklarını, karşılarında ise Ezineli
    Yahya Çavuş ve 62 kişilik takımı dışında hiçbir birliğimizin olmadığını
    ________________________________
    Türk ordusunun başındaki Alman Liman Von Sanders Paşa’nın çıkarma beklenen
    bölgeleri kasıtlı olarak yanlış hesapladığı, İngilizleri ve Türkleri
    olabildiğince birbirine kırdırarak İngilizlerin dikkatini bu bölgeye
    çekmeyi, bu sayede Avrupa’da savaşan Alman askerlerinin karşısında daha
    zayıf bir askeri güç olmasını ve Alman birliklerini rahatlatmayı
    amaçladığını, bu gizli hesabın her iki taraftan da 500 bin cana mal
    olduğunu, bunun ispatlanamamış bir iddia olduğunu, Tüm savaş boyunca Liman Paşanın hiçbir askeri tahmininin tutmadığını, aradan yüz yıl geçmesine rağmen bu şüphenin hala kafaları kemirdiğini
    ________________________________
    Çanakkale savaşlarındaki en büyük askeri dehaların Mustafa KEMAL ve Esat
    Paşa olduğunu, düşmanın her hamlesini doğru tahmin ettiklerini, yaptıkları
    kritik hamleler ve aldıkları cesur kararlarla savaşın seyrini
    değiştirdiklerini, gelişen olaylar neticesinde askerlerinin de yüksek
    güvenini ve hayranlıklarını kazandıklarını, bir işaretleriyle
    emrindekilerin hiç düşünmeden ölüme koştuklarını İngiliz ve Fransız
    Kurmaylarının bu kadar zor şartlarda çarpışan Türk ordusunun bu kadar
    akıllıca sevk ve idare edilebilmesine anlayamadıklarını, Zaten onların tüm
    savaş boyunca olan biten hiçbir şeyi anlayamadıklarını

    To view links or images in signatures your post count must be 20 or greater. You currently have 0 posts.

  2. #2
    Onursal Üye
    Durum : SiNaN32 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi : Oct 2008
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.158
    Beğenileri;
    108 mesajı beğendi
    Konular
    1219
    Rep Gücü: 184
    Rep Puanı: 366
    SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice

    Ynt: Çanakkale ile ilgili Bilmediklerimiz



    Çıkarma beklenmediği için küçük bir takımdan başka hiçbir askeri birliğin
    bulunmadığı koya çıkan 4000 İngiliz askerine Yahya Çavuş ve arkadaşlarının
    eski tip piyade tüfekleriyle 18 saat boyunca karşı koyduğunu, mermi israfı
    yapmamak için asla tek dolaşan hedeflere ateş edilmediğini, neredeyse
    hiçbir mermi israfının yapılmadığını, adamların orada çakılı kaldığını, bir
    santimetre ilerleyemediklerini, takım komutanlarının üstlerine
    telsizlerinden verdikleri raporlarda karşılarında kalabalık bir makineli
    tüfek (!) birliğinin bulunduğunu bildirdiklerini, dışarıdaki kıyımı gören
    İngiliz askerlerinin çıkmak istemediklerini bunun üzerine komutanlarının
    onlara arkalarında ateş ederek zorla savaşmaya gönderdiklerini Havadan
    savaşın seyrini takip etmekle görevli bir İngiliz pırpır uçağının pilotunun
    kıyıdan 50 m kadar açığa kadar denizin kıpkırmızı kan ile dolduğunu
    gördüğünü, bunun hayatında gördüğü en korkunç şey olduğunu söylediğini ve
    muhtemelen aklını oynattığını
    ________________________________
    Ezineli Yahya Çavuş ve arkadaşlarının hepsinin orada şehit olduğunu Bu
    çarpışma ve şehadetin belki de savaşı kurtardığını, bu bölgeye çıkarma
    yapıldığını haber alan diğer birliklerin bölgeye yetişmesi için gereken
    zamanın kanla kazanıldığını
    ________________________________
    Bir bölgeye çıkarma yapan 2000 kişilik İngiliz ve Fransız bölüğünün o
    bölgede bulunan selvi ağaçlarını Türk birliği sandıklarını, hepsinin
    kaçarak bölgeyi terk ettiklerini, bu olayın yıllar sonra kendi
    raporlarından ve yazılı kaynaklarından öğrendiğimizi, kimsenin nasıl olup
    ta 2000 kişinin aynı anda hayaller gördüğünü açıklayamadığını
    ________________________________
    Tüm çıkarma harekatı boyunca İngilizlerin yılan gibi sinsice davranmaya
    çalıştıklarını, Başta Anzak birlikleri olmak üzere diğer tüm sömürge
    askerlerini hep kendilerine kalkan olarak kullandıklarını Ölümün kesin
    olduğu taarruzlarda öncü siper birlikleri olarak hep bu askerlerin kullanıldığını Mel GIBSON’un gençlik yıllarında başrol oynadığı “Gallipoli” adlı sinema filminde bu
    konuya inceden göndermeler yapıldığını
    ________________________________
    İngilizlerin tüm savaş boyunca hata üstüne hata yaptıklarını, aptalca
    kararlar aldıklarını, emir-komuta zincirlerinde sürekli kopukluklar
    olduğunu, verilen önemli emirlerin asla yerine ulaşmadığını, kimden
    geldiği belli olmayan emirlerle önemli stratejik hatalar yaptıklarını,
    mevzi ve can kaybının bu nedenle çok artığını, İngiliz savaş kaynaklarında,
    askerlerin anılarında ve araştırma eserlerinde bunun gibi yüzlerce olay
    yaşandığını
    ________________________________
    Gelibolu siper savaşlarının tarihin gördüğü en acıklı savaş olduğunu,
    on binlerce askerin savaştığı düşman askerini bir kere bile göremeden can
    verdiğini, İngilizlerin tokat üstüne tokat yedikçe Türk siperlerine kurşun
    yağdırır gibi bombalar yağdırdıklarını, kolların bacakların havalarda uçtuğunu,
    yerin altının ve üstünün sürekli yer değiştirdiğini, her defasına “Tamam
    bu sefer canlı Türk bırakmadık” diyerek saldırıya geçtiklerini, her
    defasında Allah’tan başka sığınacak hiçbir şeyleri kalmamış Mehmetlerin
    kabus gibi tekrar tekrar karşılarına çıktığını
    ________________________________
    Savaş istatistiklerine göre bir m2’ye 6000 mermi düştüğünü, bu oranın dünya
    savaş tarihinin en yüksek oranı olduğunu Havada iki merminin çarpışma
    ihtimalinin 600 milyonda bir olduğunu, bu çarpışan mermilerden Çanakkale’de
    onlarca bulunduğunu Savaş Gazilerinin “Cehennem diye bir yer vardır
    Biz orayı gördük” dediklerini
    ________________________________
    Galatasaray Sultanisi (Lisesi) öğrencilerinin okul sıralarını bırakarak
    cepheye koştuklarını, 15-16 yaşlarındaki bu fidanların hepsinin tek bir
    saldırıda İngiliz makinelisi ile biçildiğini, Olayı
    gören bir Türk askerinin yıllarca ağzını bıçak açmadığını ve ne zaman
    Çanakkale’den bahsedilse hüngür hüngür ağladığını
    ________________________________
    Darü’l Fünun’un tüm son sınıf öğrencileri şehit olduğu için o sene hiç mezun
    vermediğini
    ________________________________
    Gömülemeyen ölülerin on binleri bulduğunu, ortalığın kokundan ve sineklerden
    geçilmediği, domuzun bile yaşamayacağı şartlarda askerlerin savaştığını,
    ilk ateşkesin dostluk gösterisi değil, şartların her iki taraf için de
    artık kaldırılamayacak kadar ağırlaştığı için zorunlu olarak alındığını
    İki tarafın askerlerinin o gün arkadaşlık yaptıklarını, birbirlerine
    cigara, yiyecek ve tespih, yüzük, rütbe gibi ufak tefek hediyeler
    verdiklerini, bu manzarayı gören bir Türk Subayının “gören insanın
    zalimleşeceğini, bir zaliminde insanlaşacağını” ifade ettiğini
    ________________________________
    Ortalığı basan sinekler yüzünden hiçbir yiyecek maddesinin birkaç tane
    sinek yutmadan yenilemeyeceğini, Salgın hastalıkların da savaş kadar can
    aldığını, bir İngiliz askerinin hasta arkadaşını büyük abdestini yapmak
    için tuvalet çukuruna girerken gördüğünü, oradan çıkmayınca çukura
    koştuğunu, hasta askerin bayılarak pisliklere batmış olduğunu,
    arkadaşlarının ise onu yukarı çekemeyecek kadar güçsüz kalmış olduklarını,
    bu hasta askerin kendi pisliğinde boğularak can verdiğini Çanakkale
    savaşlarına daha önce hiç bilinmeyen zeka ürünü hileler ve aldatmacalara
    başvurulduğunu, Türklerin soba borularından top bataryaları yaptığını ve bu
    şaşırtmacanın işimize çok yaradığını, askerlerin Tahta düzenekler yaparak
    siperden hiç çıkmadan tüfek atışı yapabildiklerini, bomba fırlatan düzenekler yapıldığını, İngilizlerin Türk topçusunu yanıltmak ve zaten az olan mühimmatı boşa harcatmak için tahtadan kocaman gemiler inşa edip yüzdürdüklerini Toprağın altında bile savaş olduğunu, her iki tarafın tüneller açarak düşman siperlerinin altına kadar gelip patlayıcı yerleştirdiklerini, bu şekilde iki tarafın da çok kayıp verdiğini
    ________________________________
    İkinci çıkarmadan önce İngilizlerin komutanlarını değiştirdiğini, yeni
    gelen Sopford’un emekli bir asker olduğunu, çıkarma yapıldıktan sonra uzun
    zamandır Gelibolu’da bulunan tüm subay kadrosunun şiddetli itirazlarına ve
    “Hemen şimdi saldırırsak Türkleri arkadan çevirip bu işi bitiririz, bu
    tepeler bomboş” önerilerine karşın büyük bir aptallık yaparak “Yoldan
    geldik yorgunuz Bugün dinlenelim, yarın rahat rahat savaşırız” diyerek
    askerlerine dinlenme emrini verdiğini, çıkarma yapan askerlerin bomboş
    tepeler önünde gün boyu denize girerek eğlendiğini, mangal yaparak keyif
    yaptığını
    ________________________________
    Bu sırada çıkarmayı haber alan Esat Paşa’nın Yarımadanın öbür ucunda
    bulunan birliğe düşmanı karşılama emrini verdiğini, bu komutanın ise “Askerlerim günlerdir uykusuz ve yorgun Bu şartlar altında yarımadayı yürüyerek geçemeyiz” itirazını anında o subayı görevden alarak cevaplandırdığını, yerine Anafartalar Grup komutanı olarak Mustafa KEMAL’i görevlendirdiğini, aç, yorgun ve sefil Mehmetlerin Mustafa KEMAL’in arkasından 20 saat yürüdüğünü, bu sırada İngiliz askerlerinin kıyıda mangal ve piknik yaparak dinlendiklerini, bu iki zıt ve mantıksız şartları yaşan birliklerin sabah güneşinde karşılaştıklarını, Türk askerinin mermiyle, mermi bitince süngüyle ve daha sonra kendini uçurumdan aşağı atarak vatan toprağına yapılan son saldırıyı da durdurduğunu, Conkbayırı’nın 24 saat içinde 7 kere el değiştirdiğini, bunun bir savaş değil, boğuşma olduğunu, sonunda İngilizlerin ne yaparlarsa yapsınlar bu işi başaramayacaklarını anladıklarını, İngilizlerin ve tüm işbirlikçilerinin bu işten vazgeçme kararı aldıklarını, Çanakkale seferinin son direnişinin ileride vatanı bir kere daha kurtaracak ve Cumhuriyeti kuracak olan genç liderimizi tüm dünyaya tanıttığını Müslüman ülkelerde Mustafa KEMAL’in kahraman ilan edildiğini, kartpostallarının ve posterlerinin kapış kapış satıldığını
    ________________________________
    Mustafa Kemal’in Anafartalar’da yaralandığını, kalbinin üstünde bulunan cep
    saatinin parçalandığını ve şarapnel parçasının derine girmesini
    engellediğini, bu yaranın aylarca kapanmadığını, Mustafa KEMAL’in askerin
    morali bozulmasın diye bu olayın tek şahidine sus emri verdiğini, daha
    sonra Liman Paşa’ya parçalanan saatini hatıra olarak verdiğini ve Liman
    Paşa’nın çok şaşırıp heyecanlandığını ve kendi altın köstekli cep saatini
    Mustafa KEMAL’e hediye ettiğini
    ________________________________
    Çanakkale’de doktorların askerlerden daha çok yorulduğunu, binlerce
    yaralıyla ilgilenmek zorunda kaldıklarını, Ümitsiz vakalarla hiç ilgilenilmediğini ve kurtulma şansı olanlara öncelik verildiğini, Bir Türk doktorun önüne kendi oğlunun getirildiğini, “Kurtulma şansı yok” diye oğlunu tedavi etmediğini, hemen bir sonraki yaralıyı istediğini, yaralılardan ancak ertesi gün başını alabildiğini ve o zaman oğlunun mezarına gidebildiğini
    ________________________________
    İngilizlerin kendi ifadelerine göre mükemmel bir geri çekilme planı
    yaptıklarını, hiçbir kayıp vermeden çekip gittiklerini, onların ifadesine
    göre Türklerin hiçbir şeyden haberinin olmadığını ama yine kendi
    yalanlarını kendi kaynaklarından suratlarına tükürürcesine, ger çekilme
    esnasında bizim siperlerden onların siperlerine üzerine kağıt sarılmış bir
    taş fırlatıldığını, bu kağıtta düzgün bir İngilizceyle “Gittiğinize
    üzülüyoruz, Süveyş Kanalında Görüşürüz” yazdığını Bu olayın, geri
    çekilmeden Türklerin haberleri olduğunu ama artık savaşamayacak kadar yıpranmış olduklarını ispatladığını Okuma yazma oranının yüzde beşlerde olduğu bir dönemde bizim Çanakkale’ye hangi yetişmiş evlatlarımızı yolladığımızı ve memleketin en az 100 yılını bozuk para harcar gibi harcadığımızı
    ________________________________
    Gelibolu topraklarına çıkıp, Marmara denizini görebilen sadece tek bir
    İngiliz askeri olduğunu, bu askerin aslen İrlandalı olduğunu, Türk askerini
    şaşırtmak için gece kumsala tek başına çıkıp bir sürü meşale yakarak
    çıkarma sanki oraya yapılıyormuş gibi bir kandırmaca yapmaya çalıştığını,
    bu askerin daha sonra yolunu kaybederek yarımadanın çok içerisine kadar
    girdiğini, daha sonra bir şekilde dönerek kurtulduğunu, bu olayın yıllar
    sonra askeri günlükler okununca öğrenildiğini

    ________________________________
    Savaşta Türk ordusunun tek bir pırpır uçağı olduğunu, bu uçağın arada
    sırada askere moral vermek için uçtuğunu, bu uçağın tüm birliklerimizin sevgilisi olduğunu ve ona “Tek Kuyruk” adını taktıklarını
    ________________________________
    Savaşın özellikle sonlarına doğru ordunun istihkakları azalttığını, askere
    günde sadece yarım ekmek verilebildiğini, bu ekmeğin de taş gibi kuru
    olduğunu Açlık içinde siperlerde yaşayan Mehmetlerin ayakkabı köselelerini kaynatıp çorba niyetine içmeye çalıştıklarını Eğer fedakarlık buysa bizim bildiğimiz hiçbir fedakarlığın fedakarlık olmadığını
    ________________________________
    Medeniyetin öncüsü İngilizlerin beyaz bayrak sallayan Türk askerlerini
    kurşuna dizdiğini, esir askerlerimizi tahta barakalara doldurarak
    diri diri yaktıklarını Esir alınan aç Türk esirlere maymunlara fıstık atar gibi yiyecek kırıntıları atarak eğlendiklerini Türk askerinin savaşta silahsız düşman askerini öldürmediklerini hayretle gördüklerini, bu sayede çok sayıda İngiliz ve Anzak’ın ölümden döndüğünü, bunlardan birinin sonraki yıllarda İngiltere Genel Kurmay Başkanı olduğunu, bu adamların insanlık adına ne varsa Çanakkale’de bizden öğrendiğini, savaşın sonlarına doğru az da olsa evcilleştiklerini, Çanakkale ile yapılan her belgeselde bu temanın abartıyla işlendiğini, bu savaşın kendilerine de
    büyük pay çıkararak ve yaşadıkları ağır yenilgiyi psikolojik olarak örtbas
    etmek için yapılan son centilmen (!) savaş olduğunu utanmadan söylediklerini, Türk kökenli yapılan belgesellerde inanılmaz bir İngiliz
    yalakalığı yapıldığını, Hiçbir belgeselde Çanakkale’de yaşanan olayların
    sansürsüz ve adam gibi anlatılmadığını
    ________________________________
    İngiltere ve Avustralya’nın aradan bu kadar yıl geçtikten sonra
    Gelibolu’nun küresel miras olduğunu ve uluslar arası toprak sayılmasını
    istediklerini, kendi şehitliklerinin olduğu bölgelerin ise kendi toprakları
    olarak kabul edilmesini istediklerini

    ________________________________
    Anzak günü olarak kutlanan 25 Nisan’da TV’lerde Anzak törenlerinin en ince
    ayrıntısına kadar anlatıldığını, aynı gün yapılan bu memleketin gerçek
    sahibi her görüşten Türk gençlerin 20 bin kişilik yürüyüşünün ise Türk
    TV’leri tarafından sansürlendiğini, gösterilmediğini, Atatürk’ün
    Çanakkale’de emperyalizme attığı tokat cezalandırılırcasına kendisinden
    kerhen (zoraki) bahsedildiğini
    ________________________________
    Çanakkale deniz zaferinin 91 Anma yıldönümü olan 18 Mart Gecesi, Biri
    hariç hiçbir ulusal kanalın adam gibi bir yayın yapmadığını, bu kanalın
    yayınladığı belgeselin ise prime Time bitiminden sonra (24:00)
    yayınlandığını Diğer TV’lerin belgesel ya da tartışma programı yapmak
    yerine magazin, eğlence, yarışma ve dizi film gösterimi yaptıklarını Bu
    konuyla ilgili yayın yapan diğer TV’lerin ise marjinal çizgiye sahip ulusal
    ölçekli kanallar olduğunu Gazetelerin ise
    konuya lütfen değindiklerini
    ________________________________
    Çanakkale savaşının sonuçları itibariyle hiçbir savaşla kıyaslanamayacak
    kadar Dünya’yı etkilediğini, Bir çok ülkede politik gidişi etkilediğini,
    özellikle Rusya’da Bolşevik devrimine yol açtığını Yarım milyon cesedin
    ise Gelibolu’da toprağın kimyasını değiştirdiğini ve yeşillendirdiğini
    Hâlâ toprağın altında kemikler, boş mermi kovanları ve patlamamış top
    mermileri çıktığını
    ________________________________
    Tarihin en büyük teknolojisine ulaşan ve teknolojiyle her şeyi
    halledeceklerini zannedenlerin tarihin en büyük yenilgisini aldıklarını
    Göğüs göğüse hiçbir çarpışmayı kazanamadıklarını Torunlarının güya
    bundan ders çıkarıp şimdi uzun menzilli silahlar yaptıklarını, uzaktan
    kumanda ile savaştıklarını, hiçbir uçaksavarın vuramayacağı yükseklikten
    uçan ve bombalar atan uçaklar yaptıklarını, Irak’ta bu silahlarını
    denediklerini Ne var ki göğüs göğüse çarpışmaya giriştiklerinde gene çuvalladıklarını, teknolojinin bir kere daha mağlup olduğunu
    ________________________________
    Ayrılırken hırsını alamayan İngiliz ve Avustralyalı askerlerin ölü Türk
    askerlerinin kafataslarını keserek ülkelerine götürdüklerini Bu
    yenilgiyi asla unutamayacaklarını, Bir gün mutlaka buraya yeniden
    geleceklerini Biliyor muydunuz?Bilmiyorduk tabi Nereden bileceğiz
    ki? Ders kitaplarında yazmıyordu Öğretmenlerimiz bahsetmediler Gazeteler
    yazmadı

    To view links or images in signatures your post count must be 20 or greater. You currently have 0 posts.

  3. #3
    Paylaşımcı Üye
    Durum : Adyg isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi : Nov 2008
    Yaş: 24
    Mesajlar: 295
    Beğenileri;
    18 mesajı beğendi
    Konular
    40
    Rep Gücü: 45
    Rep Puanı: 105
    Adyg will become famous soon enough Adyg will become famous soon enough

    Ynt: Çanakkale ile ilgili Bilmediklerimiz

    Abi ben bu memlekete aciyorum ya.Neden dersen ben kucukken bir ruya gormustum , Ataturk karate elbisesi giymis dusmanla tek basina savasiyordu.İlkokuldaydim tabi ki.Anneme gidip sordum -Anne Ataturk tek basina mi savasti diye ? Cunku ilk okulda hep Ataturk tek basina yendi , Ataturk geldi kurtulduk. sebebini gercekten anlayamadigim cok ilginc bir durum var ortada.Ataturk tabi ki bu ulkenin kurtulusunda bir numarali insan onun liderligi sayesinde bir oldu bu memleket ama bunun bu kadar abartilmasi , oyle ki ilahlastirilmasi ne kadar dogru ? Yani biz heykelini dikip ona selam durarak ne yapiyoruz ? kime ne fayda sagliyoruz ? Benim dedemin babasi da Canakkaleye gitmis ve sehid olmus.Dedem ise babasini hic gormemis.Yani benim dedem gibi yuzbinlerce insanin hikayesi var burada.Neden okullarda bunlara daha cok inilmiyor.Dunyanin en vahsi carpismasini kazanmis bir ulusun evlatlari sadece Ataturk siirleri ogreniyor.ben bu bilgileri okulda ogretmeyen devlet sistemini de anlayamiyorum.o yuzden de aciyorum vallahi bu memlekete.ne o selam durduklari Ataturkun degerlerine sahip ciktilar nede bizi biz yapan degerleri asilayabildiler.Ataturkun milliyetcilik anlayisinda siyasi gorusu soldan olan veya sagdan olanlari oldurmek mi yatiyor?yuzlerce insan birbirini dogramis sen sagcisin solcusun diye.bunun sebebi cehalettir,ne yazikki!!.Sokakta cumhurbaskaninin ismini bilmeyen yuzlerce genc var.yazik vallahi yazik , bu savasa katilan insanlar toprak altindan silkinip bir basini kaldirsa yaziklar olsun der heralde.

    bak abi sende bu dediklerimi destekler nitelikte bir baslik acmisin 'bilmediklerimiz'.bu bilmediklerimizi bizlere okullarda ogretmeyenlerin amaclari neydi simdi daha iyi anliyorum sanirim.Biz artik gecmisini bilmeyen bugunu ile yasayan bir toplum olma yolunda ilerliyoruz.Simdi sagi solu biraktik , turkcu kurtcu alevici olduk.Bizi bir yapan , ortak degerlerimizi ortaya cikaracak bu tarihi zenglikliklerimizi ogretmedikleri surece , bilmedigimiz surece iyice dagilip gidecegiz.iste o zaman o gevurlar canakkalenin rovansini kazanmis olacaklar..

    ben bugun okullarda 'istiklal marsi' okunurken elinde ki defterle yaninda ki arkadasini durten ogrencileri goruyorum.boyle yetisen bir gencin ne kendisine ne ailesine nede milletine bir faydasi dokunur.o kadar carpik bir egitim sistemimiz var ki .. aslinda is biraz da ailede bitiyor.bilincli bir aile evladina , ecdadini anlatirsa ve ona sevdirirse o genc elinde defterle agzi iki karis acik gulerek arkadasini durtmez.ama aile icinde bile birbirimize cok uzak kalmisiz artik.cunku bizim toplum duzenimizle birlikte aile duzenimizde bozulmaya baslamis.benim babam bana cok anlatirdi kucukken ben cok iyi hatirliyorum , oyle ki ben o zamanlar daha onun kucaginda idim..ben istiklal marsi okundugunda hep dedemi dusunuyorum.keske herkes atasini biraz dusunebilse.gecmisini bilmeyenler ne yazik ki geleceklerini sasiriyorlar.ve bence bu istiklal marsinda ki vermis oldugum ornekte ki gibi basit gibi gozuken ancak cok ciddi seyler var.bu bence aslini inkar etmektir.gene de durum o kadar umutsuz degil diyeyim kendimle birlikte sizi de kandirmis olayim , yapcak birsey yok

  4. #4
    Onursal Üye
    Durum : SiNaN32 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi : Oct 2008
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.158
    Beğenileri;
    108 mesajı beğendi
    Konular
    1219
    Rep Gücü: 184
    Rep Puanı: 366
    SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice

    Gerçek bir Destan ÇANAKKALE!...



    SAVAŞ ÖNCESİ DURUM


    Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa sınırlarından taşıyordu. Ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölüyordu. Almanya-Fransa ve Rusya-Avusturya arasındaki çekişmeler gerginliğe dönüşüyordu. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi bu gerginliğe son noktayı koydu.
    Avusturya’nın 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a seferberlik ilanının ardından 1. Dünya Savaşı başlamış oluyordu. Bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluşan üçlü İttifak Devletleri, bir yanda da İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan Üçlü İtilaf Devletleri sonunda Avrupa’yı ikiye bölmüşlerdi.

    Savaş ilanlarının ardından İtalya tarafsızlığını ilan ettiyse de bir yıl sonra İtilaf Devletleri’ne katıldı.

    Osmanlı İmparatorluğu tarihin gördüğü en geniş sınırlara sahip olmuş, her çeşit milleti ve inanışı içinde barındırmış ve yaklaşık 600 yıl süren saltanatını 20. Yüzyılın başında kaybediyordu. Dışta ve içte yaşadığı mücadeleler Osmanlı Devleti’ni çökertiyor, topraklarını ve gücünü dağıtıyordu. Son olarak Trablusgarp ve Balkan Savaşları ile arka arkaya yenilgiler alan Osmanlı Devleti, Doğu Trakya dışında Avrupa’daki bütün topraklarını kaybetmiş, saygınlığını ve gücünü yitirmişti. Artık Osmanlı Devleti’nin ölümü bekleniyor ve diğer ülkeler tarafından paylaşım planları hazırlanıyordu.

    Rusya boğazları ele geçirip sıcak denizlere inmeyi hedeflerken, İngiltere Süveyş Kanalı ve Hint yolunun güvenliği için Filistin’i ele geçirmeyi tasarlıyor, Fransa; Lübnan, Suriye ve Kilikya’nın kontrolünü düşlüyor; Almanlar doğuya yayılma politikası güdüyor, İtalyanlar ise Antalya’ya sahip olmayı istiyorlardı.

    Birinci Dünya Savaşı’nın patlamasının ardından Osmanlı Devleti önce İtilaf Devletleri ile birlikte olmaya niyetlendiyse de, Rusya’nın bu duruma soğuk bakması Osmanlı’yı Almanya’ya doğru yönlendirdi ve 2 Ağustos 1914’te yapılan gizli bir antlaşma ile Alman-Türk ittifakı kesinleşti.

    Bu tarihten sonra, güvenliği açısından seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı Devleti, 10 Ağustos 1914’te İngiliz donanmasından kaçan GOEBEN ve BRESLAU adlı Alman savaş gemilerinin boğazlardan geçmesine izin verir ve boğazları tüm yabancı gemilere kapatır.

    GOEBEN ve BRESLAU’ın boğazlardan geçmesi itilaf devletlerinin tepkisine yol açar. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, bu iki gemiyi, daha önce İngilizlere sipariş ettikleri ve hatta parasını ödedikleri halde alamadıkları iki gemi yerine satın aldıklarını açıklar. Böylece, Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savaş gemisi Osmanlı Donanması’na katılmış olur.

    27 Eylül 1914’te Amiral Souchon komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktığı Karadeniz’de Ruslar’a ait Sivastapol ve Novorosisk limanlarını bombalayınca 1 Kasım 1914’te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savaş başlatmış ve Osmanlı Devleti de sıcak savaşın içine çekilmiş olur.

    Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan boğazlar, konumları nedeniyle özellikle Avrupa için çok büyük bir önem taşıyorlardı. Tarih boyunca uğurlarında nice savaşlar verilen boğazlar stratejik, ekonomik ve kültürel açıdan paha biçilmez değerdeydiler. Bugün bile bakıldığında değerlerini korumaya devam ettikleri açıktır.

    İtilaf Devletleri’nin Boğazları açma nedenlerinin başında, elbette ki boğazların sahip olduğu bu stratejik önem yatıyordu. Rusya’ya yardım edebilmek hedefiyle yapılanan bu düşünce ; aynı zamanda Almanya’dan yeterli yardım alamayacağı ve fazla direnemeyeceği düşünülen Osmanlı’yı tek başına ve planlanmış bir barışa mahkum etmeyi planlıyordu. Ayrıca boğazları kazanmak demek, İstanbul’u ele geçirip Osmanlı ve tüm Avrupa üzerinde manevi bir yıkıma sebep olmak demekti. Tarafsız kalan pek çok ülke bu başarıya kayıtsız kalamayacak ve İtilaf Devletleri’ne katıldıklarını açıklayacaklardı.

    Boğazlardan geçilebilirse, kazanılacak olan başarı tüm Müslüman sömürgeleri sindirecek, güneyde sömürge devletlerini rahatsız eden hiçbir şey yaşanmayacaktı.

    Bu düşünceyle İngiltere 28 Ocak 1915’te Osmanlı’ya savaş kararı aldı ve bu karara Fransa da katıldı



    To view links or images in signatures your post count must be 20 or greater. You currently have 0 posts.

  5. #5
    Onursal Üye
    Durum : SiNaN32 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi : Oct 2008
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.158
    Beğenileri;
    108 mesajı beğendi
    Konular
    1219
    Rep Gücü: 184
    Rep Puanı: 366
    SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice

    Ynt: Gerçek bir Destan ÇANAKKALE!...

    DENİZ HÂREKATI



    Fransız Savaş Gemisi Bouvet


    “ Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur.” düşüncesiyle hareket eden İngilizler, boğazları ele geçirmek için donanmanın yeterli olacağına inanıyorlardı. Bahriye Nazırı Churchill’in planları Akdeniz filosu komutanı Amiral Carden tarafından da desteklenince, Lord Fisher’ın şüpheli gördüğü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi. Tarihinde hiçbir yenilgi almamış olan İngiliz donanmasının silah, teknoloji ve başarı açısından kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez donanması, Fransa’nın da desteği ile dünyanın en büyük armadasını oluşturuyordu. Bu donanmaya karşı gelebilecek hiçbir güç düşünülemezdi. Hele ki yıpranmış, teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan Osmanlı, bu armada ile asla baş edemezdi.
    İtilaf Devletleri’nin deniz harekatı 19 Şubat 1915’te başladı. 13 Mart 1915’e kadar düşman gemileri tabyaları top ateşine tuttu, mayın tarama gemileri olabildiğince yol açtı. Boğazları zorlayarak geçebileceklerine inanan düşman kuvvetlerinin, kararlı ve dirençli bir karşılık almaları bu işin o kadar da kolay olmadığını gösteriyordu. Bir ay boyunca yapılan binlerce mermi atışının ardından çok da büyük bir gelişme elde edilememişti.

    18 Mart’a kadar geçen bu dönemde boğazın girişinde bulunan Rumeli yakasındaki Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları ile, Anadolu yakasındaki Kumkale ve Orhaniye tabyaları tahrip edilmişti. Boğaza giriş kapıları aralanmış ama hala ilerde olacaklar belirsizdi.

    Ve 18 Mart 1915 sabahı geldiğinde kimse günün sonunda neyle karşılaşacağını bilmiyordu.

    17 Mart 1915’te Amiral Carden’in yerine Amiral De Robeck’in atanmasıyla 18 Mart da gerçekleşecek plan uygulamaya konuluyordu.

    Plana göre; 18 Mart sabahı 3 deniz tümeninden oluşan düşman filosu boğazda belirdi. Filonun en güçlü gemilerinden oluşan 1. Tümen bizzat Amiral de Robeck tarafından kumanda ediliyordu.

    Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson muharebe gemileri ve Inflexible muharebe kruvazöründe oluşan 1. Tümen, saat 10:30’da boğazdan içeri girdi. Filonun önündeki muhripler savaş alanını tanıyorlardı. Planlanan noktaya ulaşıldığında Queen Elizabeth’in hedefi Rumeli Mecidiye Tabyası, Lord Nelson’un hedefi Namazgah Tabyası, İnflexible hedefi ise Rumeli Hamidiye Tabyası idi. “A Savaş Hattı” olarak adlandırılan bu plan 11.30’da uygulanmaya başlandı ve 11.30’da merkez tabyalarına ateş başladı.

    Bu arada düşman gemileri Kumkale’den gelen tedirgin edici ateş hattına da girmişlerdi. Obüslerden üstlerine ateş yağıyordu. Yine de mesafe uzak olduğundan Türk bataryaları savaş gemilerine karşılık veremiyordu. Saat 12.00 sularında Çimenlik, Rumeli Hamidiye ve Anadolu Hamidiye ateş almıştı. B Hattı diye adlandırılan Amiral Guepratte komutasındaki 3. Tümen Suffren, Bouvet, Goulois, Charlemagne adlı dört Fransız gemisiyle Triumph ve Prince George adlı iki İngiliz muharebe gemisinden oluşuyordu. Plana göre bu tümen 1. Tümenin arkasından hareket geçti ve B hattı önündeki yerini aldı. Yavaş yavaş yaklaşan gemiler bu cesurane ilerleyişlerinde Türk bataryalarından düşen mermi ateşi altında B hattına vardılar. Şiddetli yapılan karşılıklı çatışmalarda aradaki bataryalar sustuysa da merkez bataryalar ateşe devam ediyorlardı. 900 yarda kadar içeri sokulduklarından şiddetli ateş bu gemilerin üzerine yağıyordu. 3. Tümene ait olan iki İngiliz gemisi Triumph ve Prince George A hattının kıç omuzluklarında yerlerini almış Rumeli Mesudiye ve Yıldız Tabyalarını hedeflemişlerdi.

    Rumeli merkez bataryaları çok yoğun bir ateş altındaydı. Mermilerin çoğu tabyalar içine düşmüş, telefon hatlarını bozmuş, yangınlar çıkarmıştı. Rumeli Mecidiye tabyası topçuların şehit olması ile devre dışı kalmıştı.

    Planın ikinci aşamasında Türk bataryaları üzerinde yeteri kadar üstünlük sağlanabilirse Albay Hayes Sadler komutasındaki 2. Tümen devreye girecekti. Ocean, İrresistible, Albion, Vengeance, Swiftsun ve Majestic’ten oluşan 2. Tümen, 3. Tümenin yerini alacak ve B Hattından son olarak yakın muharebe yapılarak Tabyalar içinde olmayıp mayın hatlarını savunan toplar tahrip edilerek bombardımandan hemen sonra mayın tarama işlemlerine başlanacaktı. Fakat 3. Tümenin yerini alacak 2. Tümen gelmeden önce beklenmedik bir şey oldu. Saat 14:00’e doğru Suffren büyük bir hızla boğazı terk etmekte ve Bouvet’de onu izlemekteydi. A hattını geçmek üzereyken Fransız gemisi Bouvet’de bir iki patlama oldu ve Anadolu Hamidiye tabyasınca ateş altındayken 3 dakikada suların altına gömüldü. Derin bir şaşkınlık yaşanıyordu. Queen Elzabeth ve Agamemnon dışındaki bütün gemiler ateşi kestiler. Muhripler ve istimbotlar personeli kurtarmaya gittiklerinde 20 kişi kurtarılabilmiş, 603 kişi sulara gömülmüştü. Bu arada 12.30 sularında Goulois isabet almış ve ağır yaralarla boğazı terk ediyordu. 15.30 sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoğun çabayla Bozcaada’ya ulaştı. 2. Tümen İngiliz gemileri, 3. Tümenin yerini aldığında bu manzara ile karşılaşmıştı. Saat 14.30’da ateşe başlayarak 10 yardaya kadar yaklaştılar. Namazgah tabyasını bombardıman ediyordu. Saat 15.00’te Rumeli Hamidiye daha sonra da Namazgah aldığı isabetle savaş dışına kalmıştı.

    Anadolu Hamidiye tabyası hasar görmemişti ve İrrisistible’a ateş ediyordu. Saat 15.14’de İrrisistible’ın yanında korkunç bir patlama duyuldu. Saat 16.15’te tabyalarda uzaklaşmak isterken bir mayına çarptı. Bu bölgede bir gece önce Nusret’in döktüğü mayınlar hiç hesapta yokken can alıyordu. Bölgenin mayınlı olduğunu anlayan Amiral de Robeck 2. Tümenin geri çekilmesi için emir verdi. 18.05’te geri çekilirken Ocean da mayına çarpmıştı. Güçlü top ateşine rağmen Ocean’ın personeli muhripler tarafından boşaltıldı.

    18 Mart’ta yaşananlar şaşkınlık yaratmıştı. Lord Fisher gibi ordusuz bir donanmanın başarıya ulaşamayacağını söylayenler haklı çıkıyor, de Robeck ve Churchill gibi hala donanma ile boğazları zorlayıp İstanbul’a çıkılabileceği düşüncesi yeni hareket planları doğuruyordu.




    To view links or images in signatures your post count must be 20 or greater. You currently have 0 posts.

  6. #6
    Onursal Üye
    Durum : SiNaN32 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi : Oct 2008
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.158
    Beğenileri;
    108 mesajı beğendi
    Konular
    1219
    Rep Gücü: 184
    Rep Puanı: 366
    SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice

    Ynt: Gerçek bir Destan ÇANAKKALE!...

    Kara Savaşları



    Çanakkale Savaşları’nda Deniz Harekâtı’nın başarısızlığı umutları Kara Harekâtı’na çevirmişti.Daha 1 Mart’ta Yunanistan, Gelibolu yarımadasını işgal etmek, mümkün olduğu takdirde İstanbul üzerine yürümek üzere İngiltere’ye üç tümenlik bir kuvvet önermişti. İngiliz ve Fransızlara kalsa öneri kabul edilebilirdi. Ancak Rus Çarı, İngiliz Büyükelçisi’ne, hiçbir şart altında Yunan askerinin İstanbul’a girmesine izin vermeyeceğini bildirerek bu tasarıyı önledi.

    Londra’da ise, harekâtı Donanma yalnız mı yapsın, yoksa Kara Ordusu ile birlikte mi hareket etsin tartışması yapılmakta idi. Bir Kara Ordusuna ihtiyaç olduğunu savunanların arasında Lord Fisher geliyordu. Bununla beraber son karar, Savaş Bakanı (Harbiye Nazırı) Lord Kitchener’indi. O ise, ısrarla elinde birlik olmadığını söylüyordu, ama seçkin bir birlik olan ve İngiltere’de bulunan 29’ncu Tümen’e hiçbir görev verilmemişti.

    Nihayet Mart’ta Kitchener Çanakkalecilerin tarafına kayarak 29’ncu Tümenin Ege’ye sevk edileceğini, Çanakkale’de bulunan Deniz Piyadelerine Gelibolu Yarımadası’nın temizlenmesinde yardım edeceğini açıkladı. Bu haber Fransa cephesinde buluna İngiliz Generallerinin öylesine büyük tepkisine yol açtı ki, Mareşal sözünü geri alarak 18 Şubat’ta bu birliğin yerine o sırada Mısır’da bulunan Avustralya ve Yeni Zelanda Tümenlerinin gideceğini bildirmek zorunda kaldı.


    Askeri durumu tetkik için Çanakkale’ye gönderilen General Sir William Birdwood, 5 Mart’ta Kitchener’a gönderdiği raporda, Donanmanın tek başına Bağaz’dan geçemeyeceğine inandığını, kuvvetli bir ordunun karadan donanmayı desteklemesi gerektiğini bildiriyordu. Bu rapor Kitchener’in bütün tereddütlerini giderdi. 10 Martda 29’ncu Tümenin Ege’ye gönderileceğini açıkladı. Ayrıca bir Tümen de kendilerinin göndermeleri için Fransızları ikna edeceğini ilave ediyordu.

    Böylece Mısır’daki Anzac Tümenleri ile birlikte 70 bin kişilik bir kolordu bu işe ayrılmış oluyordu.



    Birdwood’un raporuna rağmen, hala donanmanın tek başına Boğazı geçebileceğini düşünenler vardı. Bu karışıklık içinde Kara kuvveti hazır olana kadar Donanmanın harekatını geri bırakmasını, bu suretle Kara ve Deniz Kuvvetlerinin müşterek harekata başlamasının en iyisi olacağını hiç kimse aklına getiremiyordu.

    O sıralarda Londra’ya hakim olan bu kargaşalık ve belirsizliği, ne yapacağı belli olmayan Sefer Kuvveti’nin Komutanlığına yapılan atamadan anlamak mümkündür. Bu komutan, Kitchener’in Güney Afrika savaşlarından eski bir arkadaşı General Sir Ian Hamilton’du.

    General SIR IAN HAMILTON

    Donanma asıl saldırısını yapana kadar, Hamilton’un birlikleri işe karışmayacaktı. Eğer deneme başarıya ulaşmazsa Hamilton Gelibolu yarımadasına çıkarma yapacak, başarıya ulaşırsa yarımadaya zayıf bir kuvvet bırakıp doğrudan doğruya İstanbul üzerine yürüyecekti. Oradan İstanbul Boğazına çıkarılmış bir Rus Birliği ile birleşmesi umuluyordu.

    Türk tarafı ise, 18 Mart’ta kazandığı zaferden dolayı kendisine olan güvenini tazelemiş, Çanakkale’nin Boğazlar’dan geçilemeyeceğini tüm dünyaya göstermişti. Bu zaferin ardından, Müttefiklerin kaçınılmaz kara harekâtına karşı Türk tarafı da son sürat hazırlıklara başlamıştı. Çanakkale ‘de 5. Ordu oluşturulmuş başına da Mareşal Liman von Sanders getirilmişti. Kıyılara dikenli tellerle çevriliyor, birlikler önemli yerlere yerleştiriliyor, müttefiklerin her hareketi gözleniyordu. Müttefik çıkarmasını bekleyen bir başka kişi ise 19. İhtiyat Tümeni’nin başında bulunan yarbay Mustafa Kemaldi.








    To view links or images in signatures your post count must be 20 or greater. You currently have 0 posts.

  7. #7
    Onursal Üye
    Durum : SiNaN32 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi : Oct 2008
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.158
    Beğenileri;
    108 mesajı beğendi
    Konular
    1219
    Rep Gücü: 184
    Rep Puanı: 366
    SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice

    Ynt: Gerçek bir Destan ÇANAKKALE!...

    25 Nisan 1915



    Müttefik Devletler Donanması’nın 18 Mart 1915’de Çanakkale Boğazı’na karşı giriştiği birleşik deniz harekatının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, General Hamilton Lord Kitchener’e, donanmanın desteğinde yapılacak ortak bir kara harekatı olmadan, güçlü Türk savunmasının kırılıp, Boğaz’ın donanmayla geçilmesinin olanaksız olduğunu bildirir. Gerçi Kitchener ve Özellikle Churchill, işin başından beri yalnız denizden zorlanarak ve donanmayla bu girişimin başarıyla yapılabileceğini savunuyorlardı. Ancak, 18 mart Deniz Harekatının olumsuz sonuçlarını değerlendirdikten sonra, Hamilton’un görüşlerini benimserler.



    5. Ordu'nun Dağılımı





    General Hamilton 25 Nisan 1915 günü, iki İngiliz ve bir Fransız tümeni ile, bir Hint tugayını Seddülbahir bölgesine, iki tümenden oluşan Anzak Kolordusu’nu da, ikinci derecede tuttuğu Karatepe bölgesine çıkarmayı planlamıştır. Bu planın nasıl uygulanacağı yukarıda özetlenmiştir.

    Aynı tarihte, Gelibolu’daki Türk kuvvetleri ise, 3 üncü ve 16 ıncı Kolorduların yanısıra 6 tümen, süvari tugayı ve bağımsız taburlardan oluşuyordu. Daha sonra, savaşın gelişme süreci içinde yapılan gerekli kıta kaydırmalarıyla, toplam tümen sayısı 16 ya çıkartılacaktır.


    Gelibolu Yarımada'sı sahili







    25 Nisan çıkarmasından yaklaşık bir ay önce, Gelibolu’da bulunan 5. Kolordu komutanlığına atanan Mareşal Liman von Sanders’in düşüncesine göre, müttefikler çıkarmayı Saros Körfezi’ne yapacaklardır. Bu nedenle de kendisi, birliklerin çoğunu Saros Körfezi ile Anafartalar bölgesinde; bir tümeni Seddülbahir bölgesinde ve iki tümenli 15nci Kolorduyu da, anadolu yakasında tutmayı uygun bulmuştur. Ayrıca savunma amacıyla kıyının belli noktalarında gözetleme ve koruma birlikleri bulundurulacak, asıl kuvvetler ise geride yedekte tutulacaktı. Aslında Liman von Sanders’in bu savunma planına Türk komutanlar karşıydılar. Onlara göre, düşman en zayıf ve kritik anları olan çıkarma sırasında kıyıda karşılanırsa, ilerlemesi önlenebilecekti. Mareşalin gelmesinden önce hazırlanan türk savunma tedbirleri de böyleydi. Ancak, uygulamaya konulan, ordu komutanı Liman von Sanders’in planıdır. Daha sonra çıkarma başlayınca, komutanların aldıkları ek önlem ve hazırlıklar sayesindedir ki , çıkarılan ilk düşman birlikleri kıyıda karşılanacak ve fazla ilerlemeye fırsat bulamadan, 3-4 kilometrelik bir ilerlemeden sonra savaş bitene kadar, bulundukları yerde çakılıp kalacaklardır.









    To view links or images in signatures your post count must be 20 or greater. You currently have 0 posts.

  8. #8
    Onursal Üye
    Durum : SiNaN32 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi : Oct 2008
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.158
    Beğenileri;
    108 mesajı beğendi
    Konular
    1219
    Rep Gücü: 184
    Rep Puanı: 366
    SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice

    Ynt: Gerçek bir Destan ÇANAKKALE!...

    Arıburnu Muharebesi



    Daha önce yabancı kaynaklardan ve Anzakların anılarından yapılan aktarmalarla nasıl başlandığı ve ilk günleri açıklanan Arıburnu’ndaki Anzak Kolordusunun Nisan’da yaptığı çıkarmanın temel amacı önce, Kabatepe ile KüçükArıburnu arasındaki kumsallık bölgeye çıkmaktı. İlk aşamada Conkbayırı- Kocaçimentepe çizgisi denetim altına alınıp, oradan Maltepe bölgesi ele geçirilecek, böylece, Kuzeyde’ki Türk kuvvetlerinin Güneyde, Seddülbahir bölgesindeki Türk birliklerine yardımı engellenmiş olacaktı.

    25 Nisan sabahı savaş gemilerinin, Türk mevzilerini sürekli vuran koruyucu ateş altında, Anzak Kolordusu’nun 1. Tugayından 1500 kişilik ilk hücum dalgası, çıkarma botlarının bir şekilde kuzeye kayması sonucu, saat 05.00’te, Kabatepe bölgesi yerine Arıburnu kesimine çıkmak zorunda kalır
    .



    Anzak Koyu









    Bu noktada kıyı gözetlemesi yapan bir Türk takımının direnişine karşın, karaya çıkan Anzak birlikleri belirli bir noktaya kadar ilerler. Diğer taraftan, Bigalı’da bulunan ordu yedeği 19. Tümen, 24-25 Nisan gecesi Conkbayırı yönünde tatbikat yapmakta idi. Gün ağarırken, Arıburnu yönünden top seslerinin gelmesi üzerine, 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, bir çıkarma yapıldığını anlayıp durumu Ordu Komutanına bildirir, ancak bir yanıt alamaz. Durum çok kritiktir. Mustafa Kemal, kıyıda çok zayıf gözetleme ve koruma birlikleri olduğunu düşünerek ve geniş bir sahile yayılmış olan 27. Alayın da, ağır kayıplar verdiği haberini alınca, düşmanın Conkbayırı-Kocaçimentepe çizgisi ve uzantısını ele geçirmesi durumunda, onarılamayacak durumlarla karşılaşacağını kavrar. Ordudan emir gelmemiş olmasına karşın girişimi ele alıp tüm sorumluluğu yüklenerek, 57.Alayı bir batarya ile Kocaçimentepe yönünde harekete geçirir. Kendisi de durumu izlemek üzere Conkbayırı’na çıktığında,, Arıburnu kesiminden bazı askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini görür.

    O anı Mustafa Kemal, Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır.


    “...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... Bu askerlerin önüne kendim çıkarak:

    -Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.

    -Efendim düşman dediler!

    -Nerede?

    -İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

    Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye...Düşman da bu tepeye gelmiş...Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum. Kaçan askerlere:

    - Düşmandan kaçılmaz, dedim.

    - Cephanemiz kalmadı, dediler.

    - Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim.

    Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır...”


    Gerçekten de, çekilen Türk askerleri mevzi alınca, karşı taraf ta mevzi alıp duraklar. Böylece, 57. Alay Öncü Bölüğü'nün Conkbayırı’na yerleşmesi için gereken süre kazanılmış olur. İşte bu an, Çanakkale Savaşları Kara Harekatı’nın kaderini belirleyen önemli anlardan birisidir. Böylesine önemli anda kilit rolü oynayan kişi ise, tartışmasız Mustafa Kemal’dir. Bu husus, Çanakkale Savaşları tarihiyle uğralan Türk ve yabancı bütün uzmanlar tarafından doğrulanıp vurgulanmaktadır.

    Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat Paşa'nın izniyle, 27. Alay’dan geri kalan birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek üzere 57.Alay'a şu emri verir :

    “ Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”

    25 Nisan 1915 günü, vakit ikindiye yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi olan tümenin sahile çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki, 27. Alayın birlikleri ve 57. Alayın yaptığı karşı saldırı ile süngü hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve sahile çekilmişler, kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar. Gene de gün batarken, Anzak Kolordusu’nun sahile çıkan Tümeni, Arıburnu’nun sarp yamaç ve tepelerinde yerleşme olanağı bulur. Bu tarihten başlayarak harekat, 1915’in Ağustos ayına kadar dört ay boyunca, Conkbayırı- Kocaçimentepe-kabatepe bölgelerinde, tarafların karşılıklı saldırı ve özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla, yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı çarpışmalarla geçecektir. Bu çarpışmalar sırasında Türkler de, Anzaklar da ağır kayıplar vermişlerdir. Ağustos ile birlikte ise savaş şiddetli çarpışmalara dönüşür. Tıpkı Seddülbahir’de olduğu gibi, Anzak ordusu da taarruz hedeflerine varamamış, çıktıkları yerlerde 3-4 km.lik bir mesafe ilerleyip, boşaltmaya kadar da o noktada kalmışlardır.



    57.Alay Şehitliği



    25 Nisan 1915 günü, vakit ikindiye yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi olan tümenin sahile çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki, 27. Alayın birlikleri ve 57. Alayın yaptığı karşı saldırı ile süngü hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve sahile çekilmişler, kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar. Gene de gün batarken, Anzak Kolordusu’nun sahile çıkan Tümeni, Arıburnu’nun sarp yamaç ve tepelerinde yerleşme olanağı bulur. Bu tarihten başlayarak harekat, 1915’in Ağustos ayına kadar dört ay boyunca, Conkbayırı- Kocaçimentepe-kabatepe bölgelerinde, tarafların karşılıklı saldırı ve özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla, yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı çarpışmalarla geçecektir.

    Arıburnu'nda görev yapan 27. Alayımızın yardımına koşan birliklerimizin bazıları dağılınca, 57. Alayımız daha geniş bir araziye yayılmak mecburiyetinde kaldı; dolayısıyla yoğunluğu azaldı. Kumandanı Kurmay Yarbay Hüseyin Avni şehit oldu. Kumandayı ele alan Kurmay Binbaşı Yusuf Ziya da şehit olunca alay müftüsü Hasan Fehmi kumandan oldu; o da şehit düştü. Kumandanları şehit düşen birlikler Arıburnu sırtlarında düşmanı durdurmak için canla başla savaşıyorlardı. Bombalarla düşmana saldıran Nazif Çakmak (Fevzi Çakmak'ın kardeşi) şehit düşerken, ardından gelen 57. Alay'ın 6. Bölüğü ile, Anzak Kolordusu'nun 3. Alayı'nın 4. Bölüğü süngü ve dipçiklerle birbirlerine girdiler.

    ***

    Sisli bir nisan sabahı 57. Alay komutanı araziye yayılmış beyazlıklar görür ve takım komutanına bu beyazların ne olduğunu sorar. Takım komutanı, sabahleyin düşmana hücum emrini almış 57. Alay'ın, Rablerinin huzuruna temiz çıkmak için çamaşırlarını yıkadıklarını söyler; bu beyazlıklar, onların ak niyetleridir, der.


    Mustafa Kemal'in ,Yarbay Hüseyin Avni Bey'in ve silah arkadaşlarının Türk ulusu için yaptıklarının unutulması mümkün değildir.

    Sizleri hiç unutmayacağız ...



    Bu sembolik 57. Alay şehitliği olmasına rağmen,her santimetre karesinde şehit kemiği olan topraklarda olması nedeniyle KAHRAMANLIK ABİDESİ OLARAK YÜKSELMEKTEDİR ( SiNaN32 )

    Yb.Hüseyin Avni Bey'in komutasındaki 57. Alay.










    To view links or images in signatures your post count must be 20 or greater. You currently have 0 posts.

  9. #9
    Onursal Üye
    Durum : SiNaN32 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi : Oct 2008
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.158
    Beğenileri;
    108 mesajı beğendi
    Konular
    1219
    Rep Gücü: 184
    Rep Puanı: 366
    SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice

    Ynt: Gerçek bir Destan ÇANAKKALE!...

    Seddülbahir Muharebeleri


    Seddülbahir Kalesi

    25 Nisan günü, Müttefik Kuvvetleri Donanmanın koruyucu bombardımanı altında, beş ayrı yerden Gelibolu Yarımadası’na çıkmaya başladılar. İngiliz ve Hint birliklerinin çıkarıldığı ilk hedef , güneyde Alçıtepe’yi ele geçirip Kilitbahir platosuna ilerlemek, oradaki merkez tabyalarını susturduktan sonra Boğaz’ın giriş bölgesini ele geçirmekti. Burada Müttefik donanmasına bağlı savaş gemilerinin yaptığı bombardımanın şiddetine bir örnek vermek gerekirse; sadece Ertuğrul Koyu sırtlarındaki 26. Alayın 10.Bölüğünün savunma mevzilerine 4650 mermi atılmıştı.










    İngiliz ve Fransız donanmasının desteğinde Çanakkale'de Fransız çıkarması.


    Buna rağmen Türk bataryaları ve kuvvetleri imha olunamadığından İngiliz Birlikleri ağır kayıplar vermekte ve bu durum, Müttefik kuvvetler arasında büyük bir şaşkınlık yaratmaktaydı. Bu günlerde, gerçek bir kahramanlık destanı yaratan Yahya Çavuş’un takımı, işte bu 10. Bölüğün takımıdır.

    Temmuz 1915 sonuna kadar, çok kanlı geçen, göğüs göğüse süngü hücumları ve karşı hücumlarla süren Kirte-Kerevizdere- Zığındere Muharebeleri, özellikle Türk birliklerinin, Müttefik Donanması’nın ateşinden korunmak amacıyla, gece yaptıkları süngü hücumlar şeklinde olmuştur. Sekiz gün, geceli gündüzlü süngü hücumlarıyla geçen Zığındere muharebesi, iki taraf için de kayıpların en fazla olanı ve en kanlı geçenidir.





    Bu bölgedeki harekat ağustos ayıyla birlikte mevzi muharebesine dönüşür. Böylece işgal kuvvetleri, 3-4 kilometrelik bir arazide çakılıp kalmış, Alçıtepe ve Kirte ele geçirilememiş, durum boşaltmaya kadar değişmeden böylece devam etmiştir.




    To view links or images in signatures your post count must be 20 or greater. You currently have 0 posts.

  10. #10
    Onursal Üye
    Durum : SiNaN32 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi : Oct 2008
    Yaş: 56
    Mesajlar: 7.158
    Beğenileri;
    108 mesajı beğendi
    Konular
    1219
    Rep Gücü: 184
    Rep Puanı: 366
    SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice SiNaN32 is just really nice

    Ynt: Gerçek bir Destan ÇANAKKALE!...

    Kumkale Muharebeleri



    25 Nisan 1915 günü saat 04.30’da Fransız filosu Kumkale önlerinde savaş düzeni almıştı. Kumkale ve Kumkale-Orhaniye arasını hedef alan şiddetli donanma ateşinin ardından Fransız birlikleri karaya çıktılar.

    Kumkale’deki Türk takımı Fransız bombardımanlarına ve karaya çıkan iki Fransız bölüğüne karşı kahramanca dayandıysa da, sürekli takviye edilerek tabur seviyesine çıkan Fransızlar karşısında kaleyi bırakarak Kumkale köyüne çekilmek zorunda kaldı. Sadece yarım takımlık 6. Bölük’ün ihtiyatıyla takviye edilebilen takım, Kumkale sokaklarında Fransızlarla kısa süren sokak muharebelerine girdi. 6. Bölük komutanı, birliklerini Kumkale mezarlığına çekti. Takım komutanlarından birinin şehir düşmesine, diğerinin de yaralanmasına ve cephane sıkıntısına rağmen, bölük inatla savunmasını sürdürdü ve Fransız kuvvetlerinin kanadını Kumkale’de bastırıp, bütün cephesini hareketten alıkoydu.

    Türk birlikleri Kumkale’yi geri almak için taarruza geçince Kumkale sokaklarında göğüs göğüse yakın muharebe başladı. Fransızlar da direnişlerini sertleştirmişlerdi. Türk hücumlarının en şiddetli bir anında Fransızlar beyaz bayrak çektiler. Üst rütbeli Fransız subayı da kendi rütbesine denk bir Türk subayına teslim olmak istedi, fakat dil farkı yüzünden anlaşılamadı.

    Teslim alma olayı uzayınca Fransızlar tekrar toplanarak mevzilerine döndüler ve yer yer ateş muharebeleri başladı. Fransız filosu da kendi birlilerine zayiat verdirme pahasına, Fransız ve Türk birliklerinin birbirine girdiği Kumkale’ye şiddetli ateşlere başladı. Türk birlikleri Mezarlık-Kumkale-Orhaniye hattına çekilmek zorunda kaldılar.

    Fransızlar da Kumkale’de kıyı başı tutmuşlar ama ilerleyememişlerdi. Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yapan İngiliz kuvvetlerinin takviye edilmesi amacıyla, Seferi Kuvvetler Başkomutan’ı General Hamilton’un emriyle, Fransız kuvvetleri 26/27 Nisan 1915 gecesi başarılı bir çekilme harekatıyla geri alındılar.

    General Sir Bruce Hamilton



    Kumkalaye çıkarma yapan gemiler

    To view links or images in signatures your post count must be 20 or greater. You currently have 0 posts.

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.