Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 2 Toplam 3 Sayfadan BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu
Toplam 23 adet sonuctan sayfa basi 11 ile 20 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #11
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    77
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: Tevfik Fikret

    KÜÇÜK ASKER

    Küçük asker, silah elde
    Kahramanca ilerliyor
    Karşısında bütün belde
    "Kahramanım, yaşa!" diyor...

    Küçük asker, küçük asker!
    Vatan senden hizmet ister.

    Vatan için çeker emek
    Herkes; bu borcu herkesin.
    Vatan demek ninen demek,
    Sen nineni sevmez misin?..

    Küçük asker, küçük asker!
    Vatan senden şefkat ister.

    Vatan senden hayat umar,
    Sen yaşarsan o canlanır;
    Vatan için ölmek de var,
    Fakat borcun yaşamaktır...

    Küçük asker, küçük asker!
    Vatan senden kuvvet ister.

    Minimini omuzların
    Taşıyacak yarın tüfek;
    Tüfek değil, vatan yarın
    O omuza yüklenecek...

    Küçük asker, küçük asker!
    Vatan senden gayret ister.

    Küçük asker dinle bunu:
    Sakın boşa silah atma;
    Kılıcını, kurşununu
    Haksızlığa karşı sakla...

    Küçük asker, küçük asker!
    Hak da senden kuvvet ister.

  2. #12
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    77
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: Tevfik Fikret

    MAİ DENİZ

    Sâf ü râkit... Hani akşamki tegayyür heyecân?
    Bir çocuk rûhu kadar pür-nisyân,
    Bir çocuk rûhu kadar şimdi münevver, lekesiz,
    Uyuyor mâi deniz.
    Ben bütün bir gecelik cûş-i ahzânımla,
    O hayâlât-ı pêrişânımla

    Müteşekk', lâim,
    Karşıdan safvet-i mahmûrunu seyretmedeyim...
    Yok, bulandırmasın âlûde-i zulmet bu nazar
    Rûh-i mâsûmunu, ey mâi deniz;
    Âh, lâkin ne zarar;
    Ben bu gözlerle mükedder, âciz
    Sana baktıkça teselli bulurum, aldanırım,
    Mâi bir göz elem-i kalbime ağlar sanırım...


  3. #13
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    77
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: Tevfik Fikret

    MATEMZEDE

    Yine birlikte toplamışlardı
    On gün evvel bu hoş çiçeklerden
    Seni ey mevt! Kim hatırlardı
    O bahar hayatı süslerken?

    Şimdi yalnız, önünde boşluklar
    Düşünür hep o ayrılık demini...
    Pek bunaldıkça aldatır, oyalar
    Bu çiçeklerle reng-i matemini.

  4. #14
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    77
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: Tevfik Fikret

    ÖKSÜZ

    "Her gün mektebe gelirken
    Kulübesinin önünden
    Geçtiğiniz fakir kadın
    Pek hastadır, belki yarın
    Çocuğu öksüz kalacak;
    Bilmem onu kim alacak?
    Onlar için
    Dua edin!"
    - Bugün derste hocaefendi
    Bize bunları söyledi.
    Kuzum anne, Öksüz nedir?

    - Öksüz, Öksüz... Ah! Sen de bir
    Yarım öksüz değil misin?
    Büyüdün de onun için
    Söylüyorum; güzel ninen
    Kaç yıl oldu bu alemden
    Çekileli... ben halanım;
    VakIa ben de ananım.
    Baban asker, uzak yerde;
    Kim bilir, hangi çöllerde
    Sayıklıyor şimdi seni!
    Görmedin nineciğini;
    Sen dünyaya geldiğin gün
    O dünyadan gitti, küskün.

    - Ben onu hiç bilmiyorum.

    - Evet, bilemezsin yavrum.
    Görmedin ki...
    - Yalnız bilsem,
    Size benzer miydi, ninem?

    -Hayır, benzemezdi, fakat
    Biz sana benzeriz, şefkat;
    Oksüzüz, ben de, baban da.
    Bil ki evladım, cihanda
    Yarım öksüzler pek çoktur.
    Bil de teselli bul biraz.
    Hayır, birlikte yaşamaz
    Kimsenin anası babası.
    Vatan, öksüzler anası
    Yaşatırsak, bir o yaşar...
    YaşasIn ta haşre kadar!

  5. #15
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    77
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: Tevfik Fikret

    PROMETE

    Kalbinde her dakika şu ulvi tahassürün
    minkar-ı âteşinini duy, dâima düşün:

    Onlar niçin semâda, niçin ben çukurdayım?
    Gülsün neden cihan bana, ben yalnız ağlayım?..

    Yükselmek âsümâna ve gülmek, ne tatlı şey!..
    Bir gün şu hastalıklı vatan canlanırsa... Ey

    müştâk-ı feyz u nûr olan âti-i milletin
    meçhul elektrikçisi, aktâr-ı fikretin

    yüklen getir - ne varsa - biraz meskenet - fiken,
    bir parça rûhu, benliği, idrâki besleyen

    esmâr-ı bünye-hıyzini; boş durmasın elin.
    Gör dâimâ önünde esâtir-i evvelin

    gökten dehâ-yi narı çalan kahramâanını...
    Varsın bulunmasın bilecek nâm ü şânını!..


  6. #16
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    77
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: Tevfik Fikret

    SABAH OLURSA

    Bu memlekette de bir gün sabah olursa, Halûk,
    eğer bu memleketin sislenen şu nâsıye-i
    mukadderatı, kavi bir elin kavi, muhyi
    bir ihtizâz-ı temasiyle silkinip şu donuk,
    şu paslı çehre-i millet biraz gülerse... O gün
    ben ölmemiş bile olsam, hayâta pek ölgün
    bir irtibatım olur şüphesiz; - O gün benden
    ümidi kes, beni kötürüm ve boş muhitimde
    merâretimle unut; çünkü leng ü pejmürde
    nazarlarım seni maziye çekmek ister; sen
    bütün hüviyyet ü uzviyyetinle âtisin:
    Terennüm eyliyor el'an kulaklarımda sesin!
    Evet, sabah olacaktır, sabah olur, geceler
    tulû-i haşre kadar sürmez; âkıbet bu semâ,
    bu mâi gök size bir gün acır; melûl olma,
    Hayâta neş'e güneştir, melâl içinde beşer
    çürür bizim gibi... siz, ey fezâ-yı ferdânın
    küçük güneşleri, artık birer birer uyanın!
    Ufukların ebedi iştiyâkı var nura.
    Tenevvür.... asrımızın işte rûh-i amali;
    Silin bulutları, silkin zılâl-i ehvâli,
    zıyâ içinde koşun bir halâs-i meşkûra
    Ümidimiz bu: ölürsek biz, yaşar mutlak
    vatan sizinle, şu zindan karanlığından uzak!

  7. #17
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    77
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: Tevfik Fikret

    SEN OLMASAN

    Sen olmasan... Seni bir lâhza görmesem yâhut,
    Bilir misin ne olur?
    Semâ, güneş ebediyyen kapansa, belki vücud
    Bu leyl-i serd ile bir çâre-i teennüs arar,
    Ve bulur;
    Fakat o zulmete mümkün müdür alıştırmak
    Bütün güneşle, semâlarla beslenen rûhu,
    Bu rûh-ı mecrûhu?..

    Sen olmasan... Seni bulmak hayâli olsa muhâl,
    Yaşar mıyım dersin?
    Söner ufûlüne bir lâhza kaail olsa hayâl;
    Soğur, donar, kırılır senden ayrılınca nazar
    Ne hazin
    Gelir hâyât o zaman hem vücûda hem rûha,
    Yaşar mıyız seni kaybetsek âh ben, kalbim,
    Bu kalb-i muztaribim?

    Sen olmasan... Bu samîmî bir îtirâf işte;
    Sen olmasan yaşayamam:
    Seninle rabıtamız hoş bir îtilâf işte;
    Fakat bu râbıta hâlî mi rûhu ezmekten?...
    Akşam
    Gurûba karşı düşündüm sükûn içinde bunu:
    Fenâ değil sevişip ağlamak, fakat heyhât,
    Bükâya değse hayat!..

  8. #18
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    77
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: Tevfik Fikret

    TARİH'İ KADİM

    İşte, der, insanoğlunun geçmiş hayatı bu.
    Ve başlar bize maval okumaya.
    Ninniler uydurup uyutur bizi
    dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun,
    zifiri karanlık hayatından.
    Gösterir bize evvel zamanı,
    tek doğru, en güzel örnek, der.
    Bakarsın gelecek günlerin farkı yok geçen geceden.
    Senin tarih dediğin işte budur,
    alnında altı bin yıllık buruşuklar
    ve bir o kadar da kuşku.
    Başı geçmişe bir düşe değer,
    sürünür ayağı bomboş bir geleceğe,
    bir deri bir kemik,
    ayakta zorla durur.

    Ben hiç tiksinmem ondan,
    karşıma alırım onu arada bir,
    anlat bakalım, derim, şu eskilerden.
    Bir parça feylesofa benzer o,
    bir parça sırtlana benzer,
    berbat suratıyla da bir hortlağa.
    Yoklar mezarını unutulmuş gecelerin,
    başlar paslı, boğuk bir sesle
    bir bir bana anlatmaya,
    sırasıyle, ne olmuş ne bitmişse:
    Hep yıkım üstüne yıkım,
    acı üstüne acı!
    Ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu,
    çöküverir ağır gölgesi bir bulutun,
    kanlar yağar dört bir yana.
    En başta bir kanlı bayrak.
    Kanlı bir taç gelir arkasından.
    Sonra araçlar sökün eder kan içinde:
    Balta, topuz, yay, kılıç, mızrak,
    mancınık, top, tüfek, sapan.
    Arada, kanlı komutanlar ve savaş birlikleri.
    En son alay alay esirler geçer.
    Yenen bir kişiye yenilen on kişi,
    çiğneyen haklı, yiğnenen hapı yuttu.
    Yıkımlara, acılara alkış tut,
    yüksekten bakanlar önünde eğil,
    insafla birdir aşşağılık ve namussuzluk,
    doğruluk lafta, yürekte değil,
    iyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
    Bir gerçek var, tek bir gerçek:
    Eli kolu bağlayan zincir.
    Bir tek şey var sözü geçen: yumruk.
    Hak güçlünün, kötünün yanı.
    Uzun lafın kısası:
    Ezmeyen ezilir!
    Nerde bir şeref var, iğreti.
    Nerde bir mutluluk var, yama.
    Bir şeyin ne başına inan ne sonuna.
    Din şehit ister, gökyüzü kurban.
    Her yanda durmadan kan akacak,
    durmadan her yanda kan!

    İşte böyle inler, sayıklar o,
    anlatır insanoğlunun bu belalı ömrü
    ne yolda, nasıl sürdüğünü.
    Bakarım iskeletin kanlar köpürür dişlek ağzında.
    Duyarım sesinin titreyen kuyusunda
    yankısını korkunç bir iniltinin,
    ben de başlarım birdenbire titremeye,
    toprak da tiksintiyle titremiş gibi gelir bana.
    Savaşın gürültüsü, patırtısı, indir artık
    indir bu acıklı sahnenin perdesini!
    Dinsin sonu gelmeyen bu karışıklık!
    Sen de, gelenekçi iskelet,
    yazdığın kara yazılara bir son ver,
    aydınlığa susadık biz, aydınlığa susadık.
    Uzun karanlıklar içinde uyumak isteyen mi var?
    Bizden iyi geceler onlara,
    bizden onlara iyi uykular!
    Kimsin, ey gölge, kendinden geçmiş,
    koşuyorsun karanlıklara doğru?
    Kanla oynamış gibisin,
    kırmış geçirmişsin insanoğlunu.
    Sen buna kahramanlık mı dedin?
    Onun kökü kan ve hayvanlık be?
    Şehirler çiğne, ordular dağıt,
    kes, kopar, kır, sürükle,
    ez, vur, yak ve yık.
    Yalvarmalara yakarmalara boş ver,
    gözyaşlarına iniltilere aldırma.
    Ölümle, acıyla doldur geçtiğin yeri,
    ne ekin ko, ne ot ko, ne yosun.
    Sönsün evler, sürünsün insanlar orda burda,
    kalmasın alt üst olmayan hiçbir yer,
    mezar taşına dönsün her ocak,
    damlar çöksün yetimlerin başına.
    Bu ne alçaklık böyle bu ne namussuzluk!
    Hey bana bak, başbuğ musun ne?
    Yerin dibine bat, cakanla gösterişinle!
    Her başarı bir yıkım bir mezarlık,
    işte bir yavrucak yatıyor şurda,
    ey cihangir, onu gör de utan!
    Devril, bağımsızlığın eskimiş tahtı, devril,
    nice acılar verdin bütün insanlara,
    inim inim inlettin bütün insanları.
    Parçalan, kararmış tac, tuz buz ol,
    hep senin yüzünden yoksulluğu insanların.
    Göz yaşından incilerin nerde hani?
    Nasıl da yosun tutmuşlar, bi görsen!
    Eski çağlar nasıl kanmış size?
    Ey kan içen kargalar,
    bütün karanlıklar sizinle dolu!
    Artık yeter fikri susturduğunuz,
    yerini hiç bir şey tutamaz bu dünyada
    zincirsiz, kelepçesiz yaşamanın.
    Hadi gidin tarih korusun sizi,
    -haydutlara en iyi sığınaktır gece-,
    gidin, yok olun siz de o mezarlıkta.
    İşte müjdelerin en güzeli,
    işte en gerçek özgürlük
    düşümüzdeki gelecek çağlarda:
    Ne savaş, ne savaşan, ne salgın,
    ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen, ne ezilen,
    ne yakınma, ne de zulmün kahrı,
    ne tapılan, ne tapan,
    ben benim, sen de sen!

    Ey soyulan iskelet, kimse bilmeyecek o zaman,
    kimse bilmeyecek senin sayıp döktüklerini,
    savaş ne, karışıklık ne, zafer ne, anlaşma ne?
    Belki duyulmadık bir öykü,
    belki korkunç bir masal.
    Çok sürmez köhne kitap,
    fikri gömen sayfaların
    bugün olmazsa yarın yırtılacak.
    Ama kim yapacak dersin bu işi?
    Bu öyle büyük, öyle kocaman bir devrim ki,
    hangi güç kalkar, ben yaparım der?
    Yerlerin ve göklerin sahibi mi?
    Tamam, işte oldu şimdi!
    Yeri göğü elinde tutan o kibirli,
    o somurtkan ve dokunulmaz.
    Bütün bu kavgalar onun yüzünden değil mi?
    Gökyüzü, sen söyle,
    yüzyıllarca sel gibi akan su,
    - şimdi esrik bir ağzın türküsü,
    kuru sesi zindandaki bir adamın,
    iç açan bir söz ya da yakan bir söz şimdi,
    bir geniş "oh!", bir derin "eyvah!",
    bir yakarış, bir övgü,
    Şimdi tüy gibi bir rüzgar,
    Şimdi ağzın bir kasırga.
    Dokunaklı bir yakınma şimdi,
    sabredemeyen bir başa kakma,
    bir titreme, bir çan sesi,
    bir savaş davulunun gümbürtüsü,
    için için ağlamasi çaresizliğin,
    kahrın iyilikbilir kişnemesi,
    bir söylev, apaçık, gürül gürül,
    Şimdi utangaç ve hasta bir yalvarış,
    bir rahatlık bir iç sıkıntısı,
    Şimdi korkunç bir haykırma -
    bütün bu karman çorman gürültü patırtıyla
    inleyen boş kubbe, sen söyle!
    Sen ki her sesi yankılayansın,
    söyle, bu bir sürü boş çabalama içinde,
    daha yukarlardaki şu tanrı katına
    hangi sesin yankısı varabilmiş ki?
    Hangi dua kabul olmuş bugüne dek?
    Binlerim seni, göklerin tanrısı,
    din ulularından dinlerim seni:
    "Ne benzer var, ne noksanı,
    canlı ve ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve yüce.
    Odur veren yiyeceği içeceği,
    düşleri gerçek yapan o,
    bilen, haberi olan, kahreden ve öç alan,
    açık, kapalı her şeyi duyan ve anlayan,
    el uzatan yoksullara ve çaresizlere,
    her zaman her yerde bulunan ve her yeri gören..."
    Seni böyle övüp duruyorlar işte.
    Oysa senin en üstün özelliğin ne,
    "Ortaksız" oluşun değil mi?
    Kaç ortağın var şu bataklıkta, bir bak.
    Topu ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve kahreden.
    Ve topu ortaksız ve tek.
    Ve topunun buyruğu yasağı ve saltanatı var,
    ve topunun yukarlarda bir gökyüzü.
    Bütün ordan gelir yüreğe doğan.
    Topunun güneşi, ayı, yıldızları var,
    ve topunun görünmez bir tanrısı.
    Topunun adanan bir cenneti var,
    ve topunun bir varlığı, bir yokluğu,
    ve topunun saygıdeğer bir peygamberi.
    Ve topunun cennetinde körpecik güzel kızlar yaşar.
    Ve topunun cehenneminde birer lokmadır insancıklar.
    Tanrılar ne derse onu yapacak halk,
    sabırla ve kahırla olacak iki büklüm.
    Ama tanrılar ne derse onu yapacak.

    İnanasım gelmiyor bunların hiçbirine.
    "Ne bileyim?" diyor kime sorsam.
    Hepsi bir kuruntu mu bunların yoksa?
    Belki aldanmak yaşamanın bir gereği.
    Belki de hepsi de doğrudur, kim bilir,
    belki ben hiç bir şeyin farkında değilim,
    karıştırmaktayım "yok" la "var" ı.
    Kusurum ne? Kuşkuda olmak mı?
    Kuşku koşmaktır aydınlıklara doğru.
    İnsan aklıdır eninde sonunda gerçeği bulacak olan.
    Belki de yok olacağız bir gün topumuz birden.
    Kimbilir, öbür dünya belki de var.
    Madem bu beden o ölümsüzün işi,
    ne diye kıvranır durur bin türlü dert içinde?
    Hadi diyelim aslımız toprak bizim,
    sen gel onu kederden bir çamur yap.
    - her yeri kanla, göz yaşıyla dolu -
    insaf be, bu kadarı da olur mu?
    Sen gel hem yoktan var et,
    sonra da ettiğini boz, kötüle.
    Hiç bir yaradandan ummam bunu:
    Yaradan yok eder, ama perişan etmez!

    En zorlu düşmanın işte, tanrı,
    boğmak ister seni ulu katında,
    çok iyi tanırsın sen o yılanı,
    onun kızgın zehrinden bir vakitler bize
    bir tadımlık vermiştin hani.
    Kuşku! En zalim en güçlü düşman.
    Bunu ya bildin ya koydun kafamıza,
    ya da bilemedin işin nereye varacağını.
    "şeytanlık, düzen, sapıklık" denen şey var ya,
    bugün yerinden yurdundan edecek seni o.
    Tapınağında ışıklarını söndürüyor,
    elleriyle parçalıyor heykelini.
    Sense, iler tutar yerin kalmamış,
    göçüp gidiyorsun olanca gücünle.
    Burçlarında yıkılmalar falan hani?
    Nerde hani gümbürtüsü yıldırımlarının?
    O kızgın soluğun hani nerde?
    Ne cehennemlerinde bir kaynama var?
    Ne büyük acını gören bir göz.
    Ne de kulaklarda dokunaklı bir çınlama.
    Oysa bir ufak parçası kopsa insanın,
    bir sızlanma olur, duyulur bir ağlaşma.
    Sen Yeryüzü ve Gökyüzü'nle göç gir de,
    bir inilti bile duyulmasın ortalıkta.
    Tam tersi, kahkahadan geçilmiyor.
    Zaten yalana ağlasa ağlasa,
    bir ikiyüzlüler ağlar,
    bir de ahmaklar.

  9. #19
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    77
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: Tevfik Fikret

    YAĞMUR

    Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
    Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz
    Olur dembedem nevha-ger, nağme-saz
    Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz
    Küçük, muttarid, muhteriz darbeler.

    Sokaklarda seylabeler ağlaşır
    Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır

    Bulutlar karardıkça zerrata bir
    Ağır, muhtazır dalgalanmak gelir

    Bürür bir soğuk, gölge etrafı hep
    Nümayan olur gündüzün nısf-ı şeb

    Söner şimdi, manzur olurken demin
    Hayulası karşımda bir alemin

    Açılmaz ne bir yüz, ne bir pencere
    Bakıldıkça vahşet çöker yerlere

    Geçer boş sokaktan, hayalet gibi
    Şitaban u puşide-ser bir sabi

    O dem leyl-i yadımda, solgun, tebah
    Sürür bir kadın bir rida-yı siyah

    Saçaklarda kuşlar -hazindir bu pek
    Susarlar, uzaktan ulur bir köpek

    Öter guş-i ruhumda boş bir enin
    Boğuk bir tezad-ı sükun u tanin

    Küçük, pür heves, gevherin katreler
    Sokaklarda, damlarda pür ihtizaz
    Olur muttasıl nevha-ger, nağme-saz
    Sokaklarda, damlarda pür ihtizaz
    Küçük, pür heves, gevherin katreler


  10. #20
    En İyi Heyhat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    4.214

    Standart Tevfik Fikret

    sis

    Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
    beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
    ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
    bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
    tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
    onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!
    Ama bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
    lâyık bu örtünüş sana, ey zulümlér sâhası!
    Ey zulümler sâhası... Evet, ey parlak alan,
    ey fâcialarla donanan ışıklı ve ihtişamlı sâha!
    Ey parlaklığın ve ihtişâmın beşiği ve mezarı olan,
    Doğu’nun öteden beri imrenilen eski kıralıçesi!
    Ey kanlı sevişmeleri titremeden, tiksinmeden
    sefahate susamış bağrında yaşatan.
    Ey Marmara’nın mavi kucaklayışı içinde
    sanki ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.
    Ey köhne Bizans, ey koca büyüleyici bunak,
    ey bin kocadan artakalan dul kız;
    güzelliğindeki tâzelik büyüsü henüz besbelli,
    sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.
    Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün
    iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!
    Canayakın, hem de en kirli kadınlar gibi;
    içerinde coşan ağıtların hiç birine aldırış etmeden.
    Sanki bir hâin el, daha sen şehir olarak kuruluyorken,
    lânetin zehirli suyunu yapına katmış gibi!
    Zerrelerinde hep riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
    İçerinde temiz bir zerre aslâ bulamazsın.
    Hep riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
    Yalnız işte bu... Ve sanki hep bunlarla yükselinecek.
    Milyonla barındırdığın insan kılıklarından
    Parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?

    Örtün, evet ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
    örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!
    Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
    Kaatil kuleler, kal’ali ve zindanlı saraylar.
    Ey hâtıraların kurşun kaplı kümbetlerini andıran, câmîler;
    ey bağlanmış birer dev gibi duran mağrur sütunlar ki,
    geçmişleri geleceklere anlatmıya memurdur;
    ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafilesi.
    Ey kubbeler, ey şanlı dilek evleri;
    ey doğruluğun sözlerini taşıyan minâreler.
    Ey basık tavanlı medreseler, mahkemecikler;
    ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
    edinen nice bin sabırlı dilenci gürûhu;
    “Geçmişlere Rahmet! ” diye yazılı kabir taşları.
    Ey türbeler, ey herbiri velvele koparan bir hâtıra
    canlandırdığı halde sessiz ve sadâsız yatan dedeler!
    Ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
    ey her açılan gediği bir vak’a sayıklıyan
    vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
    Ey kapkara damlariyle ayağa kalkmış birer mâtemi
    sembole eden harap ve sessiz evler;
    ey herbiri bir leyleğe yahut bir çaylağa yuva olan
    kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somutmuş,
    ve yıllardır tütmek ne... çoktan unutulmuş!
    Ey mîdelerin zorlaması zehirinden ötürü
    her aşâlığı yiyip yutan köhne ağızlar!
    Ey tabi’atin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
    bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp
    her nâmeti, bütün gürlükleri, hep kurtuluş sebeplerini
    gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtadir!
    Ey köpek havlamaları, ey konuşma şerefiyle yükselmiş
    olan insanda şu nankörlüğe lânet yağdıran feryât!
    Ey faydasız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
    ey eksinlik ve kaderin açık ifadesi, nefretli bakışlar!
    Ey ancak masalların tanıdığı bir hâtıra: Nâmus;
    ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: Ayak öpme yolu.
    Ey silahlı korku ki, öksüz ve dulların ağzındaki
    her tâlih şikayeti yapageldiğin yıkımlardan ötürüdür!
    Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
    yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!
    Ey tutulmıyan vaitler, ey sonsuz muhakkak yalan,
    ey mahkemelerden biteviye kovulan “hak”!
    Ey en şiddetlikuşkularla duygusu kö¨rleşerek
    vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;
    ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar.
    Ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret!
    Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;
    ey fazilet ve nezâketin payı, ey çoktan unutulan bu çehre!
    Ey korku ağırlığından iki büklüm gemeye alışmış
    zengin – fakir herkes, meşhur koca bir millet!
    Ey eğilmiş esir baş, ki ak-pak, fakat iğrenç;
    ey tâze kadın, ey onu tâkîbe koşan genç!
    Ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
    ey kimsesiz; âvâre çocuklar... Hele sizler,
    hele sizler...

    Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
    Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi..!

    Tevfik Fikret / 18 Şubat 1317

Benzer Konular

  1. Tevfik Fikret Edebi kisiligi ve Eserleri
    Konu Sahibi Farazi Forum Edebi Kişilikler
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 30.Kasım.2012, 15:04
  2. Rıza Tevfik Bölükbaşı Şiirleri
    Konu Sahibi yaziklar_olsun Forum R
    Cevap: 13
    Son Mesaj : 15.Aralık.2010, 00:51
  3. Fikret Kızılok
    Konu Sahibi Fairy Forum Müzik Videoları
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 12.Kasım.2009, 16:31
  4. Tevfik Esenc
    Konu Sahibi Adyg Forum Kültürel Boyut
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 02.Mart.2009, 21:04
  5. Tevfik Fikret Küçük aske®
    Konu Sahibi Derviş Forum Şiir Köşesi
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 05.Ocak.2009, 17:25

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir instakip.com, dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, mehter takımı Ayetel Kürsi Perde , filmizle88