Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 6 Toplam 6 Sayfadan BirinciBirinci ... 456
Toplam 60 adet sonuctan sayfa basi 51 ile 60 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Like Tree23Likes
dqw
  1. #51
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Ünlü Yönetmenler/Unutulmaz Filmler

    WONG KAR-WAİ








    WONG KAR-WAİ 1958'de Şanghay'da doğdu. Beş yaşındayken ailesiyle birlikte Hong Kong'a taşındı. Küççükken zamanının büyük bir kısmını annesiyle birlikte gittiği sinema salonlarında geçirdi ve sinemaya olan aşkı bu yıllarda doğdu.

    Hong Kong'da bir sanat okulunda grafik tasarım eğitimi alan usta yönetmen, 1980'de mezun olduktan kısa bir süre sonra televizyon yapımcısı asistanı olarak sinema kariyerine ilk adımı attı.

    Birçok televizyon yapımında ve filmde metin yazarlığı yaptıktan sonra ilk yönetmenlik deneyimi olan ''As Tears Go By'' (1988) ile kendine has görsel dili ve çarpıcı anlatım biçimiyle 1989 Cannes Uluslararası Film Festivali Eleştirmenler Haftası'nda dikkatleri üzerine çekti.

    Wong'un bir sonraki filmi olan '' Days of Being Wild'', Hong Kong Film Festivali'nde, aralarında en iyi film ve en iyi yönetmenin de bulunduğu toplam beş ödüle layık görüldü. Bu filmde, daha sonra birçok kez beraber çalışacağı Tony Leung Chiu Wai, Maggie Cheung, Leslie Cheung gibi Hong Kong sinemasının en önemli starlarıyla ve sinematograf Christopher Doyle'la çalıştı. Böylece Christopher Doyle'la beraber sinema tarihinin en önemli ikililerinden birini oluşturdular.

    Sinema dehasının bir göstergesi olarak görülen ve büyük başarı yakalayan bir sonraki filmi ''Ashes of Time'' (1994) ın çekimlerine ara verildiğinde, sonradan kült filmler arasında yer alacak olan, Tony Leung ve Faye Wong'un oyunculuklarıyla efsaneleşen ''Chungking Express''i çekti. Quentin Tarantino, bu filmi yılın en iyi filmi olarak değerlendirdi.

    ''Fallen Angels''la 1995 Toronto Film Festivali'nde, Hong Kong'tan Arjantin'e uzanan tutkulu ve çalkantılı bir aşk hikayesini anlattığı ''Happy Together''la da Cannes Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülünü alarak başarı grafiğini yükseltti.

    Wong'un ''In The Mood for Love''ı 2000 yılında Cannes'da yankı uyandırdı ve Tony Leung'a en iyi aktör ödülünü kazandırdı. In the Mood for Love'ın devamı niteliğindeki ''2046'', yönetmenin ilk bilim kurgu deneyimi oldu.

    Wong'un uluslararası başarısı, sinemaya getirdiği yeni dilden kaynaklanmaktadır. Senaryoya bağlı kalmayıp, hikayesini rastlantılarla yönlendirmesi ve oyuncuların kendi kişiliklerini, canlandırdıkları karakterlere taşımalarını sağlaması Wong Kar-wai filmlerini eşsiz yapan en önemli etkenlerdir.


    AŞK ZAMANI
    Hong Kong, 1962. yerel günlük gazetenin baş editörü Bay Chow ile eşi, genellikle Şangay kökenli kişilerin oturduğu bir binaya taşınır. Adam kısa süre sonra, onlar gibi kocasıyla birlikte binaya yeni taşınmış olan Li-Chun adında güzel bir genç kadınla tanışır. Kadın bir ihracat firmasında sekreter olarak çalışmaktadır. Kocası ise bir Japon firmasının temsilcisidir ve sık sık iş gezilerine çıkmaktadır.

    Kendi karısı da çoğunlukla dışarda olduğundan, Chow, Li-Yun’la gittikçe daha çok vakit geçirmeye başlar. Sık sık ev sahipleriyle buluşup mahjong oynar ya da birlikte son dedikoduları tartışırlar. Chow ve Li-Yun arkadaş olurlar, ama bir gün gerçekle yüzyüze gelmek zorunda kalırlar: eşlerinin arasında bir ilişki vardır...

    Yönetmen Wong Kar-Wai’nin, artık geride kalmış bir döneme ve kaybolan aşka verilmiş zarif ve şaşırtıcı bir selamı olan “ Aşk Zamanı ”, 2000 Cannes Film Festivali’nde, Tony Leung’a “ En İyi Erkek Oyuncu ” ödülünü getirmiş, Vietnam’da da “ En İyi Görüntü ” ve “ En İyi Kurgu ” ödüllerini kazanmış; 20. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde de “ Dünya Festivallerinden ” bölümünde yer almıştı.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  2. #52
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Ünlü Yönetmenler/Unutulmaz Filmler

    Tim Burton








    Tim Burton, 25 Ağustos 1958 yılında, Bill Burton ve Jean Erickson'ın ilk oğulları olarak dünyaya geldi. Hayal gücünün genişliği çocukluğuna kadar dayanan Burton, ev ve okul yaşantısını güç bulduğundan, günlük hayatın gerçekliğinden, korku filmleri ve düşük bütçeli filmler izleyerek kaçtı. Düşük bütçeli korku filmlerindeki rolleriyle meşhur,Vincent Price ismi, Burton'ın ilerideki kariyerine oldukça etki edecek olan önemli bir sinema figürüydü.

    Lise yıllarında California Institute of the Arts'a girmek üzere bir Disney bursu kazandı. 3 yıl süreyle animasyon eğitimi aldıktan sonra, animatör çırağı olarak Walt Disney Stüdyolarına girmeyi başardı. Projesinde çalıştığı ilk film bir Ralph Bakshi uyarlaması olan "The Lord of the Rings" idi ancak yapımda adı geçmedi. Sonrasında, o zamanlarda çok da istemediği bir yönde; "The Fox and the Hound" için çizimler yaptı. Film karakterlerinin genel sevimli yapısının dışında olması nedeniyle Burton'ın çizimleri Disney tarafından reddedildi. Tim Burton, Disney'de bulunduğu günlerde pek mutlu değildi ancak ileride ünlü olacak "Nightmare Before Chrismas"'ın temelini oluşturan şiir ve ilüstrasyonlarını burada olduğu dönemde yaptı.


    MAKAS ELLER
    Mucidinin ani ölümü, Edward’ın elleri yapılmadan yarıda kalmasına yolaçar, elleri yerine uzun, keskin metal parçaları vardır... Edward merhametli bir Avon hanımefendisi onu ailesiyle beraber yaşamak üzere evine götürene kadar karanlıkta yalnız yaşar. Ve sonra da Suburbia isimli pastel cennetteki fantastik maceraları başlar...
    Topal Kırkayak likes this.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  3. #53
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Ünlü Yönetmenler/Unutulmaz Filmler

    Nuri Bilge Ceylan







    Nuri Bilge Ceylan (d. 1959, İstanbul) Türk yönetmen, senarist ve fotoğraf sanatçısı.

    Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde iki yıl sinema eğitimi gördü. Boğaziçi Üniversitesi'ndeki eğitimi sırasında üniversitenin dağcılık ve mağaracılık kulüplerine katılarak, doğa aktiviteleri ile ilgilendi. 1980'lerde kimi portfolyoları Gergedan gibi dönemin nitelikli kültür ve sanat dergilerinde yayınlanan Ceylan, yaptığı dört filmin de, yönetmenliğini, senaristliğini ve yapımcılığını üstlendi. Sinemaya Koza adlı kısa filmiyle adımını atan Ceylan bu filmiyle, Cannes Film Festivali'nin ilgili bölümüne katılma başarısını gösterdi. Ceylan 1997'de ilk uzun metrajlı filmi olan ve başta Berlin Film Festivali olarak pek çok dünya festivalinde gösterilen üç bölümlü, otobiyografik ve pastoral Kasaba filmini, 1999 yılında da bir meta-film olan ve ilk iki filmdeki otobiyografik izleği sürdüren ve büyük başarı kazanan Mayıs Sıkıntısı'nı çekti. Film, Berlin Film Festivali'nin yarışmalı bölümünde gösterilmişti.

    56. Cannes Film Festivali’nde yarışan ve favori filmler arasında gösterilen Nuri Bilge Ceylan’ın 2002 yapımlı dram filmi Uzak, Altın Palmiye’den sonra festivalin ikinci önemli ödülü olan ‘Büyük Jüri Ödülü’nü (‘Grand Prix’) aldı. Filmde yalnız ve yabancılaşmış iki kuzeni oynayan filmin başrol oyuncuları Muzaffer Özdemir ve film tamamlandıktan hemen sonra bir trafik kazasında ölen Mehmet Emin Toprak da ‘En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü paylaşarak Türk sinema tarihinin en parlak başarılarından birine imza attılar.

    Ceylan'ın dördüncü uzun metrajlı filmi olan İklimler, 2006 Cannes Film Festivali'nin yarışma bölümüne kabul edildi. Ceylan'ın o güne kadar çektiği en büyük bütçeli eser olan film, dijital görüntü teknolojisiyle kotarıldı ve görüntü yönetmenliğini Ceylan'ın kendisinin üstlenmediği ilk filmi olma özelliğini kazandı. Filmin bir diğer önemli özelliği ise, Nuri Bilge Ceylan'ın bu kez kamera önüne de geçerek, eşi Ebru Ceylan'la başrolleri paylaşmış olmasıdır.

    2008 Cannes Film Festivali'nde küçük zaafların büyük yalanları doğurmasıyla parçalanan bir ailenin, gerçeklerin üzerini örterek bir arada kalma çabasını anlatan Üç Maymun filmiyle "En İyi Yönetmen Ödülü"nü aldı. Ödülü aldıktan sonra yaptığı teşekkür konuşmasında "Bu ödülü birisine adamak istiyorum: Tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkeme..." dedi.


    ÜÇ MAYMUN
    Küçük zaafların büyük yalanlara dönüşerek parçaladığı bir ailenin gerçeği örtbas ederek her şeye rağmen bir arada kalma çabası. Altından kalkamayacağı acılara ya da sorumluluklara maruz kalmamak adınagerçeği bilmek istememek, onu görmemek, duymamak, hakkında konuşmamak ya da günümüz tabiriyle “Üç Maymun”u oynamak, onun varolduğu gerçeğini ortadan kaldırır mı?



    Bu da geçer, Ya Hû!

  4. #54
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    63
    Mesajlar
    6.980

    Standart Ünlü Yönetmenler/Unutulmaz Filmler

    Muhsin Ertuğrul





    Muhsin Ertuğrul
    (1892 - 1979)


    Hem tiyatro hem de sinema alanında Türkiye'de ilk önemli katkıları gerçekleştiren, sinema ve tiyatro yönetmeni Muhsin Ertuğrul 1892'de İstanbul'da doğdu. İlköğrenimini Tefeyyüz Mektebi'nde ve Darüledep'te yaptı. Daha sonra soğuk çeşme ve Toptaşı Rüştiyelerinde okudu. Oradan Mercan İdadisi'ne geçti. 1909 yazında Erenköy'de Burhanettin Kumpanyasının bir temsilinde ilk olarak sahneye çıktı. Daha sonra Reşat Rıdvan ve Burhanettin Beylerin Odeon tiyatrosunda çalıştı. Hamlet'te Laerdes rolüne çıktı.



    Arkadaşı Vahram Papazyan'ın öğütlerine uyarak gittiği Paris'te (1911), uzun yıllar etkisinden kurtulamadığı Mounet - Sully'yi seyretti. 1913'de tekrar Paris'e gitti. 1914'de Türkiye'ye döndüğü zaman Reşat Rıdvan Bey, Darülbedayi Osmaninin hazırlık çalışmalarına girişmişti. Edebi tiyatro heyeti adındaki, Fransa'dan çağrılan Antoine'ında katıldığı juri önünde Hamletten bir bölümü oynayan Muhsin Ertuğrul, tiyatronun sanatçı kafilesine alındı. Strintberg'den Baba, Kistemaeckers'den kasırga adlı oyunları Türkçe ye çevirdi. Viyana'da Otello çalışmalarını izledi.


    Gani Turanlı ile
    1922'de Kemal film adına, İstanbul'da Bir Facia, Aşk ve Boğaziçi Esrarı filmlerini çevirdi. Leblebici Horhor, Kız Kulesi'nde Bir Facia, Ateşten Gömlek, Sözde Kızlar filmlerini çevirdi. Repertuardaki oyunlar arasında İhtilal (L. Andreyev), Baba (Stringberg), Bir Halk Düşmanı (İpsen), Prof. Kienow (K. Branson), Kreuteser Sonatı (L. Tolstoy) Humma ( C. Mere ) Otello ( Shakespare) Sırat Köprüsü (Birabeau - doley), Kamelyalı Kadın ( A. Dumas Fils ) gibi yabancı oyunların yanı sıra, Ahmet Vefik Paşa'nın Moliere uygulamaları, Azerya ve Yorga'daki Dandini ile Vedat Örfi (Bengü), Vedat Nedim (Tör), Sermet Muhtar, Mahmut Yesari, Osman Cemal, İbrahim Necmi gibi Türk yazarlarının yapıtlarını da sahneledi ve oynadı. Devlet tiyatro ve operası kanunu çıkınca, bu kurumun başına genel müdür olarak getirildi. Çalışmaları sırasında Türk yazarlarının oyunlarına büyük ölçüde önem verişi de dikkatten kaçmıyordu. Ancak bu çabalar 1951 yılında kesintiye uğradı. İstifa ederek ayrıldı. Bir bankanın desteği ile İstanbul'da Küçük Sahne'yi kurdu ve çalıştırmaya başladı. Bu arada da ilk renkli Türk filmi, Halıcı Kız'ı ( 1954 ) çevirdi.



    Çeşitli aralıklarla Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve İstanbul Şehir Tiyatroları Başrejisörlüğü görevini sürdürdü. Türk Tiyatrosunun batılı anlamda kurucusu olarak kabul edilen Muhsin Ertuğrul 1979'da İzmir'de vefat etti.




    Filmleri - Oyuncu


    Samson 1919
    İstanbul'da Istırap 1922
    Boğaziçi Esrarı 1922
    Ateşten Gömlek 1923
    Kızkulesi Faciasi 1923
    Ankara Postası 1928
    Şehvet Kurbanı 1940
    Kıskanç 1943


    Filmleri - Yönetmen


    Samson 1919
    İstanbul'da Bir Facia-i Aşk 1922
    İstanbul'da Istırap 1922
    Boğaziçi Esrarı 1922
    Leblebici Horhor 1923
    Kızkulesi Faciasi 1923
    Ateşten Gömlek 1923
    Sözde Kızlar 1924
    Tamilla 1925
    Bir Sigara Yüzünden 1928
    Ankara Postası 1928
    Kaçakçılar 1929
    İstanbul Sokaklarında 1931
    Bir Millet Uyanıyor 1932
    Karım Beni Aldatırsa 1933
    Naşit Dolandırıcı 1933
    Söz Bir Allah Bir 1933
    Leblebici Horhor Ağa 1933
    Cici Berber 1933
    Fena Yol (O Kakos Dhromos) 1933
    Milyon Avcıları 1934
    Aysel Bataklı Damın Kızı 1934
    Aysel Bataklı Damın Kızı 1935
    Aynaroz Kadısı 1938
    Tosun Paşa 1939
    Bir Kavuk Devrildi 1939
    Allahın Cenneti 1939
    Şehvet Kurbanı 1940
    Akasya Palas 1940
    Kahveci Güzeli 1941
    Kıskanç 1942
    Nasreddin Hoca Düğünde 1943
    Yayla Kartalı 1945
    Kızılırmak-Karakoyun 1946
    Evli Mi Bekar Mı 1951
    Halıcı Kız 1953



    Filmleri - Yapımcı


    Samson 1919
    Aysel Bataklı Damın Kızı 1934
    Filmleri - Senaryo
    Boğaziçi Esrarı / Nur Baba 1922
    İstanbul'da Bir Facia-i Aşk 1922
    Kızkulesi Faciasi 1923
    Ateşten Gömlek 1923
    Leblebici Horhor 1923
    Sözde Kızlar 1924
    Ankara Postası 1928
    Kaçakçılar 1929
    İstanbul Sokaklarında 1931
    Bir Millet Uyanıyor 1932
    Leblebici Horhor Ağa 1933
    Aysel Bataklı Damın Kızı 1934
    Bir Kavuk Devrildi 1939
    Evli Mi Bekar Mı 1951


    Filmleri - Sanat Yönetmeni

    Aysel Bataklı Damın Kızı





    Afife Tiyatro Ödülleri Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü



    Afife Tiyatro Ödülleri Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü, Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında, ödüllerin başlatıldığı 1997 yılından bu yana verilmekte olan özel ödüldür. Muhsin Ertuğrul anısına koyulan bu ödül, her sene yaşamı boyunca tiyatro dalında başarılı çizgisini sürdürmüş ya da tiyatro sanatına katkıda bulunmuş kişi açıklamasıyla verilir. Diğer özel ödüllerde olduğu gibi, bu ödülde de adaylık açıklanmaz. Bunun yerine, seçici kurul o sene ödüle layık görülen kişiyi, tüm özel ödül sahipleri ve diğer kategorilerdeki adaylarla birlikte, ödül töreni öncesinde açıklar


    Kazananlar



    Yıl Kazanan
    1997 Müşfik Kenter
    1998 Yıldız Kenter
    1999 Sevda Şener
    2000 Genco Erkal
    2001 Haldun Dormen
    2002 Ferhan Şensoy
    2003 Gülriz Sururi
    Engin Cezzar
    2004 Özdemir Nutku
    2005 Cüneyt Gökçer
    2006 Turgut Özakman
    2007 Osman Şengezer
    2008 Haldun Marlalı
    2009 Mediha Gökçer

  5. #55
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    63
    Mesajlar
    6.980

    Standart Ünlü Yönetmenler/Unutulmaz Filmler

    Mustafa Altıoklar






    Doğum Tarihi : 1958, Ordu

    [color=navy]1984’te İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Kısa filmlerinin ardından, 1992’de ilk uzun filmini yönetti.

    Tıp eğitimi aldığınızı biliyoruz, sinemaya ilginiz nasıl başladı ve yönetmenliği neden tercih ettiniz


    Ben film yapmaya başladıktan sonra gerek basın, gerekse çevremdeki pek çok insan bu soruyu sordular bana: "neden sinema, ne alakası var doktorluk varken," diye. Ben, yine klasik cevabımı vereceğim: "Hayatın röntgen filmini çekiyorum". Bu bütün insanoğlunun varlığından beri olan meseledir, çocukluğumdan beri kendimi ifade etmek ve iletişim kurmak benim için vazgeçilmez bir meseleydi ve bunun için çok geçerli olan bir yol sinema., onun farkına vardım yaşım büyüdükçe. Bir de ben hem kendi algılama biçimim, hem de yaşamış olduğum bir olayı, bir anıyı, bir aşkı, kavgayı üçüncü şahıslara anlatırken farkına vardım ki çok sinematografik bir biçimde anlatıyorum. Yani hikayeyi görselleştirerek anlatıyorum. Böyle bir yapı hayatımda doktorluk olsun olmasın, kendiliğinden sinemaya yollanmaya başladı zaten ve kısa metrajlı filmler çekmeye başladım.




    İlk, kısa metrajlı film deneyimleriniz oldu. Bu küçük adımların oluşumundan bahseder misiniz?
    İlk Çizgim isimli kısa metrajlı bir film çektim. O film hemen Lozan Film Festivali'ne davet edildi. Yurt dışında birçok festivallerde gösterildi. altı tane ödül kazandı film. Çok önemli bir kamçı oldu, teşvik oldu açıkçası. Bu teşvikin arkasından gelen diğer kısa metrajlı beş filmimin hepsi çeşitli yarışmalarda ödüller kazandı. Bu tabii daha da şiddetli bir kamçı haline dönüştü.

    İstanbul Kanatlarımın Altında: Savaş Ay, Cüneyt Çalışkur, Ege Aydan
    Uzun metrajlı filmlere geçişiniz nasıl oldu?
    Becerebileceğimi hissettim, becerebileceğimi gördüm. Sinemanın benim için vazgeçilmez bir anlatım aracı olduğunu keşfettim iyice, zaten bu insanlar tarafından keşfedilmiş bir şey ama ben kendim için böyle olduğunu keşfettim. Bunun üzerine uzun metrajlı filmler geldi. İlk uzun metrajlı filmim Denize Hançer Düştü, sonra İstanbul Kanatlarımın Altında va Ağır Roman. Denize Hançer Düştü sinemalarda oynama şansına sahip olamadı, çünkü filmin çekildiği 1992 yılında Türk Film'lerine seyircilerin gitmeme gibi, hatta Türk Film'lerine gidenleri hor görme gibi bir tuhaf davranış biçimleri söz konusuydu.

    Size göre bu davranış biçiminin sebepleri neydi?
    O dönemde yapılan Türk Filmleri 'gel bizi seyret' diyen filmler değildi ne yazık ki. Yanlış stratejiler üzerine oturtulmuş, yanlış anlatım biçimleri kullanılmış filmlerdi. Aralarında çok önemli filmler de vardı kuşkusuz, Muhsin Bey, Arabesk gibi. Ama bir ölü dönem başlamıştı. Bu ölü dönemin en temeldeki gerekçesi filmlerde yer alan insanların ve filmlerde yer alan hikayelerin, bizim insanlarımızın hikayeleri ve bizim insanlarımızın davranış biçimleri, davranış kalıpları olmamasıydı. Halbuki Türkiye'de sinemaya giden ciddi bir kitle vardı. Sadece sinema günlerinde üç seans üst üste film seyreden sinefiller değil, haftada bir veya iki haftada bir sinemaya giden, minimal düzeyde de olsa bir sinema kültürü olan geniş bir kesim vardı. Fakat bunlar; "Türk Film'lerine asla gitmeyiz" diyen bir kesimdi ve o insanların sinemaya gelmesi gerekiyordu bizim bu filmleri seyrettirmemiz için.



    Bu davranış biçimini değiştiren ilk film sizinki oldu, bunu nasıl sağladınız?
    İstanbul Kanatlarımın Altında'nın yapısını, o insanları da sinemaya çekecek bir tarzda kurmaya çalıştım. Senaryosunun yazımından rejisine, kurgusundan, tanıtımına kadar. Bence doğru olduğunu düşündüğüm, zamanın da doğruluğunu ispat ettiğini gördüğüm formüller geliştirdim. Bunların en başında gelen: "samimi" olmasıydı. Samimiyet de, en önce başkasına öykünmemekten, kendin gibi olmaktan geçiyordu ve ben filmlerimde özellikle İstanbul Kanatlarımın Altında'da yabancı karakterlere, yabancı davranış biçimlerine ve yabancı filmlere öykünmeden, bizden bir film yapmaya karar verdim. Sonuç olarak seyirci kendinden birilerini buldu. Çevre tarafından 'tek sıkımlık bir mermi' olarak değerlendirildi ama Ağır Roman bunun böyle olmadığını gösterdi. Çünkü yine aynı formülleri, benim kendimce geliştirmiş olduğum kalıplarda oturttum. Ve sonuç bin kişiyi bulamazken Türk Filmleri 1 Milyon kişiye ulaştı.

    Daha sonra yapılan filmler de oldukça başarılı oldu. Onlar hakkında neler düşünüyorsunuz?
    Diğer filmlerin de, giderek oturmakta olan Türk Sinema'sı seyirci kitlesini daha sağlıklı ve kendi çekirdek kitlesini oluşturmuş bir izleyici profiline ulaştırdığını düşünüyorum. Bunların arasında Eşkıya'yı başta saymak lazım ve son dönemde özellikle arkası gelen Herşey Çok Güzel Olacak, Propoganda gibi filmlerle de seyirciyle oluşan barışma süreci artık tamamlandı. Bunların dışında çok fazla seyirciye ulaşamayan ama seyredenler tarafından büyük beğeniyle karşılanan filmler de oldu: Masumiyet, Gemide, Laleli'de bir Azize gibi. Aslında yepyeni bir dönem açıldı ve 'seyirciye oynayan filmler' ve 'sinefillere oynayan filmler' gibi bir yapı da ortaya çıktı. Her ikisi birbirini destekleyen sağlıklı bir simyosis gerçekleştirdi bence ki olması gereken de buydu zaten

    Barışma sağlandı ama hala eksiklikler var Türk Sineması'nda. Bundan sonra yapılması gerekenler nedir gerek yönetmenler gerek yapımcılar tarafından?
    En temel problemimiz zaten sinemamızın sektörleşmemiş olması, altyapısının oluşmaması. Sektör dediğimiz anda, sektörün içinde varolan gerek insan malzemesi gerekse teknik malzemenin ardı arkasına yerleştirilmiş, herkesin ve herşeyin fonksiyonu belirli, o fonksiyonların nerede, nasıl kullanılacağı, hangi rantibilitede kullanılacağı, ne yapılırsa hedefe yakın sonuçlar elde edilebileceği gibi gerçekçi oluşumların sağlanması gerekmektedir. Sektörün oluşabilmesi için de, o sektörün üretimine talep oluşması gerekmektedir. Bence geçmiş dönemin en büyük hatası bu noktada başlıyordu. Üretim vardı ama o üretimin alıcısı yoktu, ya da alıcının neyi nasıl alacağının formülünü geliştirememişlerdi. Şimdi sanıyorum bu yavaş yavaş gelişmeye başladı., daha ayakları yere basan düşüncelerle projeler üretiliyor, giderek bir uzmanlaşma başlıyor, herkes kendi uzmanlık alanında gelişmeye başlıyor. Siz tek tarafta bir şey üretip ama bunu hiçbir şekilde iletişime müsait olmayan bir yapıda oluşturacak olursanız, iletişmeniz mümkün olmaz. Ancak amacınız iletişebilmekse onun gerekçelerini yerine getirmek durumundasınız. Yani aynı dili ve de sizden beklenen dili konuşmak zorundasınız. Beklenen dilin konuşulması sektörün hedef kitlesini, ulaşacağı kitleyi oluşturdu bence giderek ve artık bizden çekilecek filmleri bekler oldu seyirciler.

    Sektörün gidişatı bu beklentileri karşılayacak yolda görünüyor mu?
    Bence bu beklentilerin karşılığında sektör kendini hızla onarmaya ve çağdaş bir yapıya ulaşmaya başladı. Yapamcılar yapımcılığın nasıl olması gerektiği hakkında kafa patlatmaya başladılar. Yani üç kuruş parayı verelim, televizyondan, Kültür Bakanlığından , şurdan burdan, paraları alalım, şu da gelsin filmi çeksin mantığıyla değil; ışığından, rengine, afişinden, oyuncu seçimine kadar artık daha başka türlü bir bakış açısı yerleşmeye başladı. Bunun yerleşmesi halinde sektör tamamlamış olacak kendini. Ve yaptığı üretimin, kim yaparsa yapsın, kim çekerse çeksin , her filmin, sektörün yararına olduğunun farkına ve bilincine varmaya başladık. Bu da direkt olarak, zaten olması gereken bir dayanışmayı getirdi. Birbirinden farklı dünyalarda olan filmleri çekmeye kalkan insanlar bile birbirlerinin projelesinde kendi görüşlerini diğerine aktararak üretime yönelik daha olumlu bir yapıcı dayanışmayı oluşturmaya başladılar.



    Ağır Roman Seti:
    Mustafa Uğurlu, Namık Arıkol
    Yeni bir film projeniz olduğunu biliyoruz, bundan bahseder misiniz?
    Aslında benim, mütareke yıllarında geçen, futbolu eksen almış bir İstanbul direniş öyküsü projem vardı, ve sıradaki projem oydu. Fakat o büyük projeden önce küçük bütçeli, küçük bir proje yapmak istedim, beni heyecanlandıran bir fikir vardı ve bu fikri senaryolaştırdım. İki kişi arasında ve hemen hemen % 90'ı tek mekanda geçen bir proje gelişti. İsmi Asansör.
    Konusu: Adam herkesi ikna etme kabiliyetine, şeytani bir zekaya sahip son derece baştan çıkarıcı bir yapısı olan tanınmış bir medya mensubu. Eski bir asansöre biner ve asansör iki kat arasında kalır, aslında bu bir tuzaktır. Bir kadın adamı dört gün asansörde esir alır.
    Temel sorunsalı: Medyanın insan özeline bu kadar girmeye hakkı var mıdır? Varsa medyanın da özeline o kadar girilebilir. Bu dengeyi sorgulayan bir film . Başrol oyuncularından şimdilik bahsetmeyeceğim. Filmin büyük bölümü Pera Palas'ta çekilecek. Üç, üç buçuk hafta arasında çekim süresinin tamamlanacağını düşünüyorum, iş programını ona göre çıkardık.

    Bütçesi ve yapımcısı belirlenmiş durumda mı?
    Kopya basımı hariç yani tek master kopyaya ulaşana kadar harcanması gereken para miktarı 300 Bin- 350 Bin Dolar civarında olacak.
    Yani oldukça düşük bütçeli bir film. Ancak bu bütçe oynayabilir, ben bütçe uzmanı değilim, bunu prodüktörün yapması lazım ama kaba taslak bir tahminle bu fiyata çıkacak gibi görünüyor. Bu projede çok yakında açıklayacağım başrol erkek oyuncu ve ben filmin aynı zamanda yapımcısı da olacağız. Çeşitli finans kaynaklarından bize plase olacak olan bütçemizin tamamı veya bir bölümü bizim tarafımızdan sağlanacağı için yapımcılığı da biz üstleneceğiz. Ancak yapım işlerini, Batılı anlamda yürütebilecek profesyonel bir kuruluşa devretmeyi düşünüyoruz. Sponsor kuruluşlarla ve yapımcılarla bu anlamda görüşmelerimiz devam ediyor. Hala tamamlamış da değiliz. Olumlu noktaya varmış olsak da sponsor ve yapımcı beklentimiz de diğer taraftan sürüyor.



    Filmin çekimi ve vizyona girme tarihi hakkında ne düşünüyorsunuz?
    Benim istediğim, filmin Mayıs ayı içinde çekimlerine başlanması ve yaz başında kurgulanarak, Eylül ayında vizyona girmesi. Yani yeni sezon başlarken, filmin yeni sezonda çıkmasını tasarlıyorum ben. Ama bu sinema dünyasıdır, her an herşey değişebilir. Şu andaki plan ve program bu çerçevede ilerliyor, bir aksilik, aksaklık yok. Filmin dar mekanda, iki insan arasında geçmesi, klostrofobik bir yapısı olacağını düşündürse de, filmin oldukça gerilimli bir komedi yapısı olacak. Elbette bir dramatik kurgu çerçevesinde olacak bu. Hiç öyle ilk anda akla gelen, ağır aksak ilerleyen, temposu düşük, karanlık, asansör boşluğunda sallanan bir adamın hikayesi olmayacak. Filmin, yan saspenslerle, nabızları, frekansı yüksekte tutan bir yapısı olacak. Son derece zekice kotarılmış diyeceğimiz diyaloglarla, bir yırtıcıların savaşı gibi geçen diyaloglarla ilerleyecek. Bu iki özelliği nedeniyle daha önceki filmlerimde olduğu gibi, geniş bir kitleye ulaşacağını düşünüyorum ama tabii ki küçük bir prodüksiyon olduğunu tırnak içinde belirterek. Yani ticari anlamda kendi çapı çerçevesinde bir başarıya ulaşacaktır. Onun dışında festivallerden de epeyce ses getireceğini düşündüğüm, yani daha derin filmleri de özleyen sinefillerin de hoşlanacağı bir yapısı olacak. Hem senaryo, hem de reji anlamında. Artık, bizim ülkemizdeki üretim süreci çerçevesinde ve az önce anlattığım süreç çerçevesinde bu yapının zamanının geldiğini düşünüyorum açıkçası . Doğru zamanda doğru işleri yapmak gerektiğini düşünüyorum ve şimdi o doğru zamana ulaştığımızı hissediyorum.



    Gözde Arıkol

    YÖNETMEN FİLMOGRAFİSİ


    Denize Hançer Düştü 1992
    İstanbul Kanatlarımın Altında 1996
    Ağır Roman 1997
    Öldürme Üzerine Küçük Bir Film 1997
    Teammüden Cinayet - 1997 .... Televizyon Filmi
    Ne Olacak Şimdi - 1997 .... Televizyon Filmi
    Asansör 1999
    Fosforlu Cevriye 2000
    Sniper - 2000
    O Şimdi Asker 2002
    Lise Defteri 2003 .... Televizyon Filmi, Kanal D
    Çınaraltı 2004 .... Televizyon Filmi
    3. Tür 2004
    Banyo 2005
    Beyza'nın Kadınları 2005




    YÖNETMENLİĞİNİ YAPTIĞI KISA FİLMLERİ


    Sniper - 2000
    What's Gonna Happen Next? - 1997
    Murder at First Degree - 1997
    Lapsus - 1991
    Balcony - 1992
    Kıl Payı - 1992
    Agony - 1992
    Ayak Sesleri - 1990 / 35' ( TRT Genç Sinemacılar Projesi )
    Çizgim - 1989



    YAPIMCI FİLMOGRAFİSİ

    Denize Hançer Düştü 1992
    Öldürme Üzerine Küçük Bir Film 1997
    Asansör 1999
    Lise Defteri 2003
    Banyo 2005



    SENARİST FİLMOGRAFİSİ


    Denize Hançer Düştü 1992
    İstanbul Kanatlarımın Altında 1996
    Ağır Roman 1997
    Asansör 1999
    Artık Sevmeyeceğim 2000
    O Şimdi Asker 2002
    Lise Defteri 2003
    Çınaraltı 2004
    Beyza'nın Kadınları 2005
    Banyo 2005



    YAYINLANMIŞ KİTAPLARI


    Lise Defteri 2003

    DİĞER FİLMOGRAFİSİ

    Ağır Roman 1997 .... Kurgu

    AKTÖR FİLMOGRAFİSİ

    İstanbul Kanatlarımın Altında 1996
    Dansöz 2000 Çingene Çeribaşı
    Komser Şekspir 2000 Doktor



    ÖDÜLLERİ

    5. Ankara Film Festivali, 1993, Denize Hançer Düştü, Umut Veren Yeni Yönetmen

    Lapsus
    4. Ankara Film Festivali, 16-35mm Dalı, En İyi Film Ödülü. 1991

    Beyza'nın Kadınları
    St. Petersburg Film Festivali, En İyi Deneysel ve Yeni Teknoloji Film, Bronze Gryphon Ödülü. 2006



  6. #56
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    63
    Mesajlar
    6.980

    Standart Ünlü Yönetmenler/Unutulmaz Filmler

    Erden Kıral









    Doğum Tarihi - 1942, Gölcük

    Güzel Sanatlar Akademisi'nde seramik eğitimi gördü. Film eleştirmenliği, yayıncılık yaptı. Reklam filmleri, kısa ve uzun metraj filmler yönetti. 1983 yılında Berlin'de yaşamaya başladı. TRT için Mavi Sürgün isimli filmi yönetti. Bu film Almanya - Türkiye ortak yapımıydı. Sinema ile ilgili çalışmalarını halen Berlin ve Türkiye'de sürdürmektedir. Berlin Güzel Sanatlar Akademisi ve Almanya Film ve TV Rejisörleri Birliği üyesidir.

    Erden Kıral, uluslararası alanda elde ettiği başarıların da etkisiyle filmlerinde sınırlanmış özellikler yerine yerelden evrensele ulaşmaya çaba harcadı. "Bereketli Topraklar Üzerinde" ve "Hakkari'de Bir Mevsim" adlı filmlerde olduğu gibi Kıral'ın başarısı, birçok uluslararası etkinlikte tescillendi.



    Erden Kıral, 1942'de Kocaeli'nin Gölcük İlçesi'nde doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Seramik Bölümü'nde eğitim gören Kıral, Osman Seden, Yılmaz Güney, Bilge Olgaç ve Mehmet Dinler gibi yönetmenlere asistanlık yaptı. Bir süre reklam filmleri çeken Kıral, "Kumcu Ali Yaşar" ve "Unutulmuşlar" gibi iki kısa film yönetti. Kıral, Fransa'ya giderek oradaki Fas'lı işçilerin yaşamlarını yansıtan bir belgesel film çekti. "Yedinci Sanat" ve "Çağdaş Sinema" dergilerinde yazılar yazan Kıral, "Gerçek Sinema" ve "Güney" dergilerinde yöneticilik yaptı.

    Kıral, 1978'de Yaşar Kemal'in "Teneke" adlı yapıtından hareket ederek ilk uzun metrajlı filmi "Kanal"ı yönetti. 1979'da da Orhan Kemal'in aynı adlı romanından uyarladığı "Bereketli Topraklar Üzerinde" adlı filmi çeken Kıral bu yapıtla, uluslararası alanda birçok etkinliğe katıldı. "Bereketli Topraklar Üzerinde", 1981'de Strasbourg Film Şenliği Büyük Ödülü'nü kazanırken, Kıral da aynı yıl Antalya Film Festivali'nde "En İyi Yönetmen" ödülüne layık görüldü.



    Kıral, 1982'de Ferit Edgü'nün "O" adlı romanından esinlenerek "Hakkari'de Bir Mevsim" adlı filmi beyazperdeye aktardı. Film ayrıca, Berlin Film Şenliği'nde Gümüş Ayı, Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu, Uluslararası Sanat ve Deneme Sinemaları Birliği ve Interfilm ödülünü kazandı. "Hakkari'de Bir Mevsim", Korsika'da yapılan II. Akdeniz Kültürleri Şenliği'nde "En İyi Film" seçildi.

    1983'te Berlin'e yerleşen Kıral, ertesi yıl "Ayna" adlı filmi çekti. Osman Şahin'in "Beyaz Öküz" adlı öyküsünden esinlenerek beyazperdeye aktarılan "Ayna", Korsika'nın Bastia kentinde yapılan III. Akdeniz Kültürleri Film Şenliği'nde Basın-Eleştiri Ödülü, Uluslararası Sinema Günleri Altın Lale Yarışması'nda mansiyon ve Portekiz'de Figueria da Foz Film Şenliği'nde büyük ödülü kazandı.

    1984'te Berlin Sanat Akademisi üyeliğine seçilen Kıral, 1987'de Ömer Polat'ın senaryosunu yazdığı "Dilan" adlı filmi sesli olarak çekti. Sanatçı, Cannes Film Şenliği'ne katılan "Dilan" adlı filmden sonra 1988'de "Av Zamanı"nı yönetti. Film, Berlin Sinema Şenliği'nde Türkiye'yi temsil etti. Kıral, 1992'de "Mavi Sürgün" adlı filmi yönetti. Sanatçının bu çalışması Antalya Film Festivali'nde "En İyi Film" seçildi.




    YÖNETMEN FİLMOGRAFİSİ

    Kanal - 1978
    Bereketli Topraklar Üzerinde - 1979
    Hakkari'de Bir Mevsim - 1982
    Ayna - 1984
    Dilan 1986
    Av Zamanı - 1987
    Mavi Sürgün - 1993 ( TRT )
    Aşk Üzerine Söylenmemiş Herşey 1995
    Avcı 1998
    Baba Evi (TV) 1999
    Baba (TV) 1999
    Unutulmuşlar 2000
    Kumcu Ali Yaşar 2000
    Babam ve Biz (TV) 2001
    Vicdan - 2008




    YAPIMCI FİLMOGRAFİSİ

    Kanal 1978
    Bereketli Topraklar Üzerinde 1979
    Mavi Sürgün 1993
    Avcı 1998


    SENARİST FİLMOGRAFİSİ



    Bereketli Topraklar Üzerinde 1979
    Ayna 1984
    Dilan 1986
    Mavi Sürgün 1993
    Aşk Üzerine Söylenmemiş Herşey 1995
    Baba (TV) 1999




    ÖDÜLLERİ

    Av Zamanı - 2. Ankara Film Festivali, En İyi Film Ödülü. 1989
    Av Zamanı - 2. Ankara Film Festivali, En Yönetmen Ödülü. 1989
    Bereketli Topraklar Üzerinde - 18. Antalya Film Şenliği, En İyi Yönetmen. 1981
    Mavi Sürgün - 30. Antalya Film Şenliği, En İyi Yönetmen. 1993
    Av Zamanı - 2. Ankara Film Şenliği, En İyi Yönetmen. 1989



  7. #57
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    63
    Mesajlar
    6.980

    Standart Ünlü Yönetmenler/Unutulmaz Filmler

    Sinan Çetin







    Yönetmen, prodüktör, yayıncı. Türkiye'nin önemli yönetmenlerindendir. Film çalışmaları dışında reklam filmi, TV dizisi ve klip prodüksiyonu gibi çalışmalar yaptığı Plato Film isimli şirketi kurmuş, yeni sinemacılar yetiştirmek üzere Plato Okul'u açmıştır. Berlin In Berlin, Çiçek Abbas, Propaganda ve Komser Şekspir Çetin'in ses getirmiş olan filmlerindendir.



    1953 yılında van'da dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini babasının görevi dolayısıyla Anadolu'nun farklı şehirlerinde tamamladıktan sonra Ankara'ya taşındı. Hacettepe Üniversitesi'nde sanat tarihi üzerine eğitim alan Çetin, grafik, resim ve fotoğrafla ilgileniyordu ve bu alanlarda uğraşlar vermeye başladı. Sonraları sinemaya yönelen rejisörün sektördeki ilk deneyimi 1975 yılında Zeki Ökten’in yönetmenliğini yaptığı Hanzo adlı filmdeki asistanlık göreviydi. Usta yönetmenler Şerif Gören ve Atıf Yılmaz ile birlikte çalışma fırsatı da yakalayan Çetin, 1977 yılında Hacettepe Üniversitesi'nden mezun oldu. Aynı yıl Baskın ve Halı Türküsü adlı belgeseller için kamera arkasına geçti.
    Yönetmenin ilk filmi 1980 yılında izleyiciyle buluştu: Bir Günün Hikayesi. Oyuncu kadrosunda Nizamettin Arıç, Fikret Hakan, Nur Sürer yer alıyordu. Sürer, bu filmde canlandırdığı Zeynep rolüyle 1982 Antalya Film Festivali'nde en iyi kadın oyuncu ödülüne layık görülmüştü.

    Sonraları sırasıyla Çirkinler de Sever, Çiçek Abbas, 14 Numara, Prenses, Gökyüzü ve Gökyüzü isimli filmleri yöneten Çetin, 1993 yılında izleyiciyi Türkiye'de o yıla kadarki en büyük gişe hasılatını yapan Berlin in Berlin'le buluşturdu. Film başrol oyuncusu Hülya Avşar'a Moskova Uluslararası Film Festivali'nde en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandırdı ve aynı festivalde Sinan Çetin en iyi yönetmen adayı oldu. Bu arada reklam filmleri ve müzik klipleri de yönetti ve 1987'de kurduğu Plato Film'i başarılı bir noktaya getirdi. Yüzlerce ödüllü reklam filmine imza atan Çetin, Bay E'den sonra babasının hayatını yansıttığı ve trajikomik unsurlarla dikkat çeken 1999 tarihli Propaganda filmi için kamera arkasındaydı.



    2001'deyse Okan Bayülgen, Gazanfer Özcan ve Kadir İnanır'lı oyuncu kadrosuyla dikkat çeken Komser Şekspir'i izleyiciyle buluşturan yönetmen 2002'de Daryl Hannah, Sylvia Kristel ve Marcia Cross gibi uluslararası yıldızların başrollerde görüldüğü Bank'ı yönetti. Vizyona giriş tarihi çeşitli sorunlar yüzünden ertelenen Romantik isimli yapım ise 2007 yılında gösterimdeydi.



    İlk evliliğinden 1 çocuğu olan Çetin, ikinci evliliğini aynı zamanda filmlerinde sinamatograf olarak çalışan Rebekka Haas'la yaptı. Bu evlilikten de 3 çocuğu dünyaya geldi.

    Yönetmen çeşitli üniversitelerde verdiği derslerin yanı sıra Plato Okul'u kurarak sinema endüstrisinin yeni çalışanlarını yetiştirmeye katkıda bulunmaktadır. Korku filmlerini seven Çetin bir gün kendisi de bir korku filminde oynamak istemektedir. Cihangir tutkusuyla tanınan Çetin'in evi ve Plato Film bu semtte bulunmaktadır. Sinan Çetin liberal düşünceyi yaymak amacıyla yakın dostu fikir adamı Atilla Yayla'nın da entelektüel desteğiyle Ayn Rand ve Karl Popper gibi filozofların eserlerini yayınladığı bir yayınevi kurmuştur. Yayla'nın en önemli eserlerinden biri olan "Liberalizm", Çetin'in yaptığı özel bir kapak tasarımıyla bu yayınevinden yayınlanmıştır.




    Sinan Çetin'den

    "Bir gün bu ülkede devletin kutsal sayılması gerektiği ve bireyden daha önemli olduğu teranesi sona ererse, rahat bir nefes alacağız. "

    "Film yönetmenliği sözü olan her sanatçının sözünü söyleyebileceği en olanaklı alandır. "

    "Hiçbir düşünce kutsal değildir. Bütün düşünceler gelişir ve değişir. Eğer gelişmeyen ve değişmeyen bir düşünce varsa, çoktan bitmiş, ömrünü tüketmiş demektir. Sadece embesiller fikir değiştirmez."

    "Dolayısıyla kadınla ilgili ayrı bir dünya olmamalı. Ayrı bir sorun, ayrı bir gelecek, ayrı bir geçmişi yok kadının. Bu anlamda hiçbir zaman feminizmi anlamadım."

    "Bir ülkede gelişen hayata uygun yasalar çıkmazsa, başkentin kanunları manasızlaşıp hayatın karşısına dikiliyor."




    Filmleri


    1975 - Hanzo (Asistan)
    1980 - Bir Günün Hikayesi (Yönetmen)
    1982 - Çiçek Abbas (Yönetmen)
    1982 - Çirkinler de Sever (Yönetmen)
    1985 - 14 Numara (Yönetmen)
    1986 - Prenses (Yönetmen)
    1993 - Berlin in Berlin (Yönetmen)
    1995 - Bay E (Yönetmen)
    1999 - Propaganda (Yönetmen)
    2001 - Komser Şekspir (Yönetmen)
    2002 - Mumya Firarda (Aktör)
    2004 - Okul (Yapımcı)
    2005 - Pardon (Yapımcı)
    2005 - Şans Kapıyı Kırınca (Aktör)
    2007 - Romantik (Yönetmen)
    2008 - Çocuk (Yapımcı)
    2008 - Plajda (Yapımcı)
    ---- - Banka (Yönetmen)(Halen yapım aşamasında)




    Televizyon dizileri


    2004-2008 - Avrupa Yakası(Yapımcı)
    2006 - Sahte Prenses(Yapımcı)
    2008 - Mert'le Gert(Yapımcı)



    Yönettiği Kısa Filmler

    1977 - Baskın
    1977 - Halı Türküsü


    Aldığı Ödüller


    1982 Antalya Film Festivali - Bir Günün Hikayesi -En İyi Yönetmen


  8. #58
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Ünlü Yönetmenler/Unutulmaz Filmler



    Abi, isim başlıkları eklemeleriniz için teşekkürler..Emeğinize sağlık..



    Bu da geçer, Ya Hû!

  9. #59
    Topal Kırkayak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kasım.2012
    Mesajlar
    228

    Standart Cevap: Ünlü Yönetmenler/Unutulmaz Filmler

    Jean Vigo




    Jean Vigo, 26 Nisan 1905'te Emily Clero adıyla Katalan asıllı İspanyalı anarşist bir militan olan Eugene Bonaventure de Vigo' nun (takma adıyla Miguel Almereyda) oğlu olarak Paris'te Rue Polonceau 'da dünyaya geldi. Annesi Emily Clero'ydu. Çocukluğu ailesi ile birlikte sürekli yer değiştirerek geçti. Babası 13 Ağustos 1917 gecesi hapishanedeyken öldürülecekti. İddalara göre bundan cezaevi yönetimi sorumluydu. Bu olayın ardından annesi onunla pek fazla ilgilenmedi ve onu yatılı bir okula gönderildi. Bu esnada güvenliği için gerçek adı gizlendiğinden, ismi Jean Sales olarak değiştirilmişti. Vigo, yaşamı boyunca babasının gizemli ölümü ve yalnız başına yatılı okula gönderilmesinin olumsuz etkilerinin üstesinden tam olarak gelemeyecekti. 1922' de yeniden Paris' e döndü ve Chartres yakınlarında bulunan Lycee Marceau' ya devam etti. 1925'te Sorbonne' yazıldı.
    1929 yılında evlendiği Elizabeth Lezinska bir sanayicinin kızıydı. Ondan 1931 yılında -daha sonra sinema eleştirmeni olacak olan-Luce Vigo adlı bir kızı oldu. Çocukluğundan beri oldukça sağlıksız olan Jean Vigo, henüz 29 yaşındayken tüberküloza bağlı septisemi nedeniyle Paris'te yaşamını yitirdi.



    23 yaşından sonra Jean Vigo' nun sinemaya duyduğu ilgi arttı ve satın aldığı kamerayla tedavi olmak amacıyla gittiği Nice' te, kısa bir belgesel olan ilk filmi À propos de Nice'i (Nice Hakkında) (1930) çekti. İki yıl sonra yüzücü Jean Taris' in yaşamın anlattığı Taris, roi de l'eau filmini yaptı. 1933' te daha sonra başyapıtı sayılacak olan Zéro de conduite' yi çekti. Bu film Vigo'nun kendi yatılı okul yaşamından izler taşıyan ve otoriteyi sert bir şekilde eleştiren, oldukça kişisel ve başarılı bir filmdi. Film, Fransız ruhuna aykırı öğler taşıdığı gerekçesiyle Fransız hükümeti tarafından derhal sansürlendi. Bu durumun getirdiğu umutsuzluğa rağmen 1934 yılında, bir mavnada birlikte yaşamaya çalışan genç bir çiftin öyküsünü romantik ve realist öğelerle harmanlayarak anlattığı filmi L'Atalante' yi çekti. Vigo bu filmin çekimlerinden kısa bir süre sonra, filmin montajını yapamadan yaşamını yitirecekti. Yapımcılar Vigo'nun burjuvaziyi eleştiren ilk filmi À propos de Nice gibi, bu filmin anlatımını da sert bulduklar ve filmi keserek değiştirdiler.
    Tüm filmlerinin toplamı süresi ancak üç saat tutan Vigo' nun filmleri, günümüzde sinemada şiirsel realizmin en güzel örnekleri arasında gösterilmektedir. Yaşadığı dönemde çok fazla eleştirilen ve sansüre uğrayan Vigo, 1945' ten sonra yeniden keşfedildi. Özellikle de Fransa'da 1950'lerin sonunda başlayan ve 1960'larda etkili olan Fransız Yeni Dalga hareketindeki genç yönetmenlere esin vererek unutulmazlar arasına girdi.
    Prix Jean Vigo, Fransa' da Jean Vigo adına düzenlenen ve yıllık olarak verilen önemli bir sinema ödülüdür.

    Çektiği filmler ;

    *1930 / À propos de Nice Nizza - Nice Hakkında 25 dk.

    *1931 / Taris, roi de l'eau Jean Taris, Swimming Champion 10 dak.




    *1933 zero de conduite (hal ve gidiş sıfır) ilk anarşist sinema örneğidir.

    Anarşiye bir saygı duruşu niteliğindeki Hal ve Gidiş Sıfır sinema tarihinde çocuklar üzerine yapılmış en önemli filmlerden biridir. Yazar, yönetmen, senaryo yazarı ve kurgucu Jean Vigo'nun filmi Hal ve Gidiş Sıfır, yönetmenin bir yatılı okul öğrencisi olarak yaşadığı kötü deneyimlerinden yola çıkarak çekilmiş ve Truffaut'nun 400 Darbe ve Lindsay Anderson'un If / Eğer adlı aynı konuyu işleyen klasikleşmiş filmlerini büyük ölçüde etkilemiştir.





    *1934 L’Atalante (Geçip giden çanta) filminde şairane gerçekçiligin işaretleri görünürken hal ve gidiş sıfır filmine yapılan saldırılara da cevap vermektedir.

    Vigonun yaptığı bu iki film görüntü yönetmeni olan kardeşi boris kaufman ın da desteği ile etkili bir hale gelmiştir. Bu iki film deneysel tarz ol arakta yeni filmlerdir. Lirik bir yaklaşımı realizm ve sürrealizm ile birleştiren bütününde yaşama anarşik bir yaklaşımı sergilemektedir.

    Hal ve gidiş sıfır özgürlüğe karşı bir otoriteyi sergiliyordu film gösterimden kaldırıldı. 1945 te yasak kalktı.

    L’Atalante çekilirken Vigo ölür.1990 a girerken İngiliz film arşivinde bulunan özgün kopyasına dayanılarak tekrar gösterime sunulur.
    gogeselam likes this.
    all theories
    like clichés
    shot to hell,
    all these small faces
    looking up
    beautiful and believing;
    i wish to weep
    but sorrow is
    stupid.
    i wish to believe
    but belief is a
    graveyard.
    we have narrowed it down to
    the butcherknife and the
    mockingbird.
    wish us
    luck.

  10. #60
    Topal Kırkayak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kasım.2012
    Mesajlar
    228

    Standart Cevap: Ünlü Yönetmenler/Unutulmaz Filmler

    Theodoros Angelopoulos



    Theodoros Angelopoulos (Yunanca: Θόδωρος Αγγελόπουλος ) (d. 27 Nisan 1935 – ö. 24 Ocak 2012) Yunan sinemasının Costa Gavras ve Costas Ferris ile birlikte öncü yönetmeni. Sanatsal sinemanın en önemli çağdaş temsilcilerindendir.
    Mitololojik göndermelere bol yer verilen filmlerinde, daha çok bireyden hareketle tarihsel bağlam içinde toplumsal olaylar konu edilmektedir. Özellikle entelektüel bireyin yaşama dair ızdırapları ve düş kırıklıkları işlenir. Filmlerinde geniş plan çekimler ve uzun sekanslar çokça yer alır. Çoğunu Eleni Karaindrou'nun müziklediği filmleri arasında şunlar sayılabilir: 36 Günleri, Avcılar, Kumpanya, Kitera'ya Yolculuk, Arıcı, Puslu Manzaralar, Leyleğin Geciken Adımı, Ulis'in Bakışı, Sonsuzluk ve Bir Gün, Ağlayan Çayır, Zamanın Tozu.
    Theo Angelopoulos, 20-26 Eylül 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilen 17. Altın Koza Film Festivali'nin onur konuğu olarak Adana'ya gelmiş ve ödül törenine katılmıştı. Bu festivalde yönetmenin "Kiteraya Yolculuk", "Arıcı", "Leyleğin Geciken Adımı", "Ulis'in Bakışı", "Sonsuzluk ve Bir Gün", "Ağlayan Çayır" ve "Zamanın Tozu" adlı filmlerinin "Balkanların Belleği - Theo Angelopoulos" adlı özel bir bölümde gösterileceği ilân edilmiştir.
    Angelopoulos 24 Ocak 2012 günü, akşam saatlerinde Pire-Drapetsona otoyolunda, Öteki Deniz-The Other Sea adlı yeni filminin çekimi sırasında çarpan bir motosiklet yüzünden yaşama veda etti. Olay yerinden ambulansla Faliro'daki bir hastaneye götürülen ünlü yönetmen, yoğun bakıma alındı ancak hastanede yaşamını yitirdi. Yunanistan'ın önemli gazetelerinden Kathimerini, Angelopoulos'un ölüm haberini, ölümünün şüpheli olabilecegi iması ile, mansetten verdi. Gazete henüz teyit edilemekle birlikte Angelopoulos'a çarpan aracın polise ait olduğu iddiasını da dile getirdi.




    Theodoros Angelopoulos, 1989 yılında İstanbul Film Festivali için Türkiye'ye geldiğinde sinema yazarı Atilla Dorsay'a verdiği röportajda ilk gençliğinde, o yıllarda egemen olan Amerikan sinemasından etkilenmiş olmakla birlikte Fransa'da yaşamaya başladıktan sonra Avrupa sinemasından ve Yeni Dalga film akımından fazlasıyla etkilendiğini, özellikle de Friedrich Wilhelm Murnau, Orson Welles, Kenji Mizoguchi ve Michelangelo Antonioni'nin filmlerinin onun üzerinde derin etkiler bıraktığını belirtmiştir.
    Filmlerinde çok uzun plân-sekanslar kullandığını, hatta bu nedenle Paris'te okuduğu IDHEC sinema okulundan 1961 yılında atıldığını söyleyen Angelopoulos, Eisenstein'ın kuramlarının aksine "kurgu sineması"na sıcak bakmadığını, duyguları çok öne çıkardığı ve ritmi bozduğu için araya sık sık yakın plânların eklendiği kurgu anlayışına karşı olduğunu söylemiştir. Ona göre bu baş döndürücü hızlı tempolu kurguda "ölü zaman" denilen şey de ortadan kalkmaktadır. Oysa Angelopoulos'un 'müzikal dinlenme' olarak adlandırdığı ve ancak uzun plânlarla elde edilebilecek bu "ölü zaman", etki oluşturabilmek için çok gereklidir.
    Angelopoulos, filmlerinde (özellikle de "Kumpanya" filminde) sıklıkla başvurduğu zamanda ve mekânda ileri geri sıçramalarla, Bertolt Brecht'in epik tiyatrosuna en yakın sinemayı yapan yönetmen olduğunu, ayrıca çokları modası geçmiş olarak tanımlasa da filmlerinde Freud'cu öğelere yer verdiğini, ilk filmlerinde politik sinema yaparken, değişen dünya şartlarında son filmlerinde artık siyaseti sadece bir arka plân olarak kullandığını da sözlerine eklemiştir.
    Angelopoulos'un hemen hemen tüm filmlerinin görüntü yönetmeni Yorgos Arvanitis'ti. Senarist Tonino Guerra ve besteci Eleni Karaindrou da yönetmenin ilk dönemi haricindeki birçok filmine katkıda bulunmuşlardır. Bu ikilinin katkılarıyla Angelopoulos'un filmleri daha lirik ve hüzünlü bir çizgiye gelmiştir



    Theo Angelopoulos anlatıyor


    Her yeni girişim muğlak duyguların yarattığı bir karmaşıklığın da yeniden başlangıcı demektir.
    Bastırılıp dizginlenemeyen duygular demektir.
    Kendini ifade etmeye çalışmanın baskısı demektir.
    Kaybettiklerini ve bulduklarını, sonra tekrar kaybettiklerini ele geçirmek demektir.
    İyileşmek…
    Benim sonum yine benim başlangıcım demektir.

    Sinemayla ilişkim tıpkı bir kabus gibi başlamıştı. 1946 ya da 47 yıllarıydı, tam olarak hatırlamıyorum. Savaş sonrası yıllar. Birçok insanın sinemalara akın ettiği yıllar. Biz, çocuklarınsa gişenin önlerinde oluşan uzun kuyrukların arasından sıvışarak balkonun sihirli karanlığında kaybolduğunu hatırlıyorum. O yıllarda çok film izledim, ama hatırladığım ilk film Michael Curtiz’in oynadığı ‘Kirli Yüzlü Melekler’ filmiydi.
    Filmde kahramanın iki muhafızın kolları arasında elektrikli sandalyeye doğru getirildiği bir sahne vardır. Onlar yürüdükçe gölgeleri de duvarda büyür.
    Sonra birden bir çığlık duyulur… Ölmek istemiyorum!
    ‘Ölmek istemiyorum!’ Bu çığlık uzun bir süre rüyalarımdan çıkmadı.
    İşte sinema hayatıma böyle girmişti. Duvarda gittikçe büyüyen bir gölge ve bir çığlıkla.
    Çok erken yaşlarda yazmaya başladım, yakın tarihin gürültülü ve duygusal olaylarının ben de çalkantılar yarattığı bir dönemde.
    1940 yılında savaşın sirenleri.
    Alman İşgal Ordusu’nun terk edilmiş Atina’ya girişi. İlk sesler, ilk görüntüler.
    Sonra, 1944 yılında İç Savaş. Kıyımlar.
    Babamın ölüme mahkum edilişi.
    Boş bir alanda binlerce ölünün arasında babamı ararken annemin bana tutunan ve tirtir titreyen elleri.
    Çok uzun zaman sonra, çok uzaklardan, ondan bir haber almamız.
    Yağmurlu bir günde eve dönüşü.
    İlk öyküler. Görüntüyü arayan kelimelerle ilk temas. O zamanlar pek farkında değildim. Nedense uzun zaman sonra anladım, ilk senaryomda bu kelimeleri kullanınca.
    Kelimeler şöyle dökülüvermişti, ‘yağmur yağıyor.’
    Bizim zamanımızda, Homeros ve eski trajedilerin şiirleri okul müfredatında bir hayli yer alırdı. Eski mitolojiler üzerimize çökerdi ve biz de onların üzerine çökerdik.
    Anılarla dolu topraklarda yaşıyoruz, eski taşların ve kırık heykellerin üzerinde.
    Bütün çağdaş Yunan Sanatı bu ortak var oluşun izlerini taşıyor.
    İzlemiş olduğum yolun, almış olduğum derslerin, düşüncelerimin bütün bunlardan ilham almaması imkansızdı.
    Şairin dediği gibi, ‘Bu rüyaya daldıkça, bunlar da rüyadan çıktı. Öyle ki, hayatlarımız bile bir bütün oldu, onları birbirinden ayırmak zor artık.’
    Erken yaşlardan itibaren edebiyat ve şiirle olan ilişkim, beni dil, estetik ve modernizm üzerine olan bütün araştırmalara yaklaştırdı.
    Daha sonra, 60’ların başından itibaren Paris’te, politik hareketliliğin arttığı günlerde, Aristo’nun dramatik sanat tanımını bir noktaya kadar çürütmeyi başaran Brecht’in epik tiyatrosu benim için bir dayanak noktası olmaya başlamıştı.
    Sonra ilk filmlerim, yolculuk, sınırlar, sürgün.
    İnsan yazgısı.
    Ebediyete dönüş.
    Bütün saplantılarım filmlerime girer ve çıkar. Tıpkı bir orkestra enstrümanlarının müziğe girip çıkması, tekrar duyulmak için sessizliğe bürünmeleri gibi.
    Saplantılarımızla uğraşmaya mahkum edilmişiz. Aslında tek bir film çekiyoruz, tek bir kitap yazıyoruz. Aynı tema üzerine varyasyon ve fügler.
    Film çekmeye başladığımdan beri hep aynı ekiple çalışıyorum. Onlar beni tanıyor, ben de onları tanıyorum. Yıllar geçtikçe de her biri benim ailem oldu. Çalışırken beni çok sık sinirlendiriyorlar, ama onları görmeyince çok özlüyorum. Takıma yeni bir teknisyen dahil olduğunda, sanki her şey ona bağlıymış gibi bir şüpheye kapılıyorum. Yeni gelenlerle çekim planları ve belirsizliklerim üzerine konuşuyorum.
    Bunca yıl geçti ama hala aynı heyecan, aynı belirsizlik, bizi bir araya getiren aynı istek, nefeslerimizi tutarak çekimin bitmesini beklemek.
    Seyahatler, gidişler, başıboş dolaşmalar.
    Bir araba, fotoğrafçı bir arkadaşım sessizce arabayı sürüyor ve yollar.
    Sık sık hayatta kendimi dengede ve huzurlu hissettiğim yuvanın, arkadaşımın kullandığı arabada yanında oturmak olduğunu düşünürüm. Açık pencere, geçmişe giden manzara.
    Görüntüler işte bu yolculuklarda doğar, not tutmak zorunda kalmam. Silüetleriyle beraber doğarlar, kendi renkleriyle, kendi tarzlarıyla, hatta çoğu zaman da kendi kamera hareketleriyle, kendi estetik dengeleriyle ve ışıklarıyla.
    Yüzlerce fotoğraf bellek görevini görür, ama film çekilmeden de hiçbir şey bitmez. Filmin çekimleri esnasında her şey yeni gerçekliğine dayandırılarak yeniden üretilir.
    Oyuncular, talihli ve talihsiz beklenmeyen olaylar, ani fikirler.
    İlk filmimi yaptığımdan bu yana neredeyse otuz yıl geçmiş. Eliot’tan alıntı yaprak söyleyebilirim ki:
    ‘İşte buradayım, yolun yarısında.’
    Tarihin öfkesiyle yıllarım geçti.
    Hala görüntüleri nasıl kullanacağımı öğrenmeye çalışıyorum.
    Her teşebbüsüm yepyeni bir başlangıç ve bir çeşit de başarısızlık.
    Başarısızlık, çünkü yalnızca kendimizi ifade etmek zorunda kalmadığımızda öğrenmişiz demektir.
    Dolayısıyla her yeni girişim muğlak duyguların yarattığı bir karmaşıklığın da yeniden başlangıcı demektir. Bastırılıp dizginlenemeyen duygular demektir. Kendini ifade etmeye çalışmanın baskısı demektir.
    Kaybettiklerini ve bulduklarını, sonra tekrar kaybettiklerini ele geçirmek demektir.
    İyileşmek…
    Benim sonum yine benim başlangıcım demektir."

    Filmografi

    1970 Yeniden Canlandırma / (Anaparastasi) / Yönetmen

    1972 '36 Günleri / (Meres tou '36) / Yönetmen

    1975 Kumpanya / (O Thiassos) / Yönetmen/Senaryo

    1977 Avcılar / (I Kinighi) / Yönetmen/Senaryo

    1980 Büyük İskender / (O Megalexandros) / Yönetmen

    1984 Kitera'ya Yolculuk /(Taxidi stin Kythira) / Yönetmen/Senaryo

    1986 Arıcı / (O Melissokomos) / Yönetmen/Senaryo

    1988 Puslu Manzaralar / (Topio stin Omichli) / Yönetmen/Senaryo / Avrupa Film Ödülü, En İyi Film 1989

    1991 Leyleğin Geciken Adımı / (To Meteoro Vima tou Pelargou) / Yönetmen/Senaryo

    1995 Ulis'in Bakışı / (To Vlemma tou Odyssea) / Yönetmen/Senaryo



    1998 Sonsuzluk ve Bir Gün / (Mia aioniothta kai mia mera) / Yönetmen/Senaryo / Altın Palmiye 1998

    2004 Ağlayan Çayır / (To Livadi pou dakryzi üçlemesinin 1. Filmi) / Yönetmen / Gayrıresmi üçleme bölüm 1

    2009 Zamanın Tozu / (I skoni tou chronou) / Yönetmen / Gayrıresmi üçleme bölüm 2

    2012? Öteki Deniz / (L'altro mare) / Yönetmen/Senaryo / Gayrıresmi üçleme bölüm 3. Gösterime verilmedi
    gogeselam likes this.
    all theories
    like clichés
    shot to hell,
    all these small faces
    looking up
    beautiful and believing;
    i wish to weep
    but sorrow is
    stupid.
    i wish to believe
    but belief is a
    graveyard.
    we have narrowed it down to
    the butcherknife and the
    mockingbird.
    wish us
    luck.

Benzer Konular

  1. Ünlü Düşünürlerden Resimli Aşk Sözleri..!
    Konu Sahibi yaziklar_olsun Forum Aşk-Sevgi
    Cevap: 17
    Son Mesaj : 26.Aralık.2015, 17:58
  2. EN ÜNLÜ HEYKELLER!...
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Heykel
    Cevap: 14
    Son Mesaj : 12.Ocak.2011, 23:19
  3. Dünyanın en ünlü 7 mezarı
    Konu Sahibi ege Forum Dünya`dan
    Cevap: 6
    Son Mesaj : 26.Aralık.2009, 01:05
  4. En ünlü komplolar
    Konu Sahibi gogeselam Forum Komplo Teorileri
    Cevap: 14
    Son Mesaj : 05.Temmuz.2009, 10:45
  5. DÜNYANIN EN ÜNLÜ MİMARİ ŞAHESERLERİ
    Konu Sahibi TAYLAN36 Forum Dünya`dan
    Cevap: 15
    Son Mesaj : 11.Ocak.2009, 03:40

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, kapadokya balayı sesli chat, yakın tatil yerleri, egepenyildiz.com