Zarfsız Mektup...



Birçok şey yazdım sen yokken. Hep senden bir şeyler kattım kimselere fark ettirmeden. Okunası şiirlerim oldu, gülünesi olaylar… Akşamlar tükettim sigara içer gibi. Nice sabahlar güneşle birlikte günün kıyısına vurdum, hep bir şeyler söyledim, seni bekledim durdum. Biliyorum biliyorsun, olsun ben yine anlatıyorum.
Birçok sızı tattım sen yokken. Gergefinden geçtim kalabalık düşüncelerin. Sıkıntısından terledim, aklımı kurcalayan garip fikirlerin. Doğru ya da yanlışın seçimi zorladı aklımı, kâğıt kalem eşliğinde sabahlara karşı çok uyukladım. Doğru yerde durmadığımı anladım ama başka yerde de duramadım. Yanaklarımı ıslatmadan sessizce ağladım. Hangi kitabın ağır fikirleriydi aklıma sinen, hangi düşüncenin kalıntılarıydı beni bu hale getiren bir türlü bilemedim. Bulmaca çözer gibiydi hayatım, doğrudur bazı kutulara yanlış şeyler yazdığım. Tutmadı mayası, olmadı, durmadı, durulmadı kalbim kahrolası!
Bir şeylerin özlemi acıttı beni. Özlediğim şeyleri teptim sonra… Bulamadım bir türlü yerimi, tutmadı kimseler elimi. Ya da tuttular da bilemedim kıymetini. Memnun olamadım bir türlü, hayatta beğenmedim yerimi, gerçi hayatı beğenmedim de denebilirdi ya da hayat beni beğenmedi… Karışık cümlelerim oldu sen yokken, toparlamak için çok uğraştım. Her şey sanki boşa uğraştı, uykusuz günlerin sonunda dalıp giderken uykuya, kulaklarım açık kalan radyodan gelen sese alıştı. Gezdiğimiz tozduğumuz ve bolca güldüğümüz günler geldi de aklıma, anlayamadım neden gülerdik, en çok neyi severdik. Şimdilerde neye gülmeliyiz ya da gülmeli miyiz bilemedim, günlerin geçişine sabredemedim ama çekip de gidemedim.
Hiç kimse hiçbir şey demedi. Gerçi bu haldeki birine kimse bir şey diyemezdi. Aşık olan birine bir şeyler anlatmanın gereksizliği gibi. Aşık falan değildim. Her şey o kadar basit değildi. Ama aşkı aradığımı inkar edemem, aşka aşık olduğumu söylesem inanır mısın bilemem, ama bildiğin gibi bir aşkım olmadı işte. Sen yokken aşkı da anlattım, gerçi ben de pek bir şey anlamadım.
İnsanın kendinden kaçması mümkün olsaydı kaçardım. Her şeyi umursamaz tavırlarla geçiştirme çabalarıma rağmen, tıkandım zaman zaman, anlayacağın kaçamadım. Umursamaz tavırlarım başıma dert oldu sonra, bilirsin: geçiştirilen sorunlar, üstesinden gelinmeyen sorumluluklar; bulaşıkların yığılması gibi yani. Kendime okunacak kitaplar listesi bile yaptım uzunca, sonra listeyi bile okumadım. Kütüphanede ne varsa, rastgele bir kitap aldım canım sıkıldıkça. Sıkıldım cümlelerim uzadıkça, uzadıkça geceler ve çoğaldıkça deftere düşen heceler, sıkıldım…
Baştan alıp okudum şiirlerimi, bazı yerlerini düzelttim. Aynaya baktım, üstümü başımı düzelttim. Ama baştan alınca yaşanmışları, kareler akınca gözlerimin önünden, düzelteceğim bir şey kalmamıştı. Her şey yaşandığı gibi kalmalıydı, hüzün bazen, bazen mutluluk falan. Zaten başka bir yolu da yoktu, geçen düzeltilemezdi, geçip giderdi. Bir şeyleri düzeltmek derdinde de değildim aslında. Ütü yapmaktan bahsetmiyorum tabi ki. Ütülerimi hala kendim yapıyorum, ne annemin ne kardeşimin yaptıklarını beğenmiyorum. Bir şey daha var: güzel olmasa da kendi yaptığım makarnayı daha çok seviyorum. Bilmem, beklide güzel yapıyorum.
Şarkıların dolduruşuna geldim bazen, sen yokken. Unuttum içinde bulunduğum zamanı, toparladım pılımı pırtımı, başka diyarlara uzandım. Kandırıldım, döndüğüm zaman her şey olduğu gibi duruyordu, çiçekleri sulamayı unutmuştum bir tek, onlar kuruyordu. Ne kimse “neyin var” diye soruyordu, ne de gözlerimden bir şey anlaşılıyordu. İyi saklıyordum kendimi, sır yüklü kitaplar gibi. Az uyuyor, az konuşuyor, çok düşünüyordum. İnsanlar arasına karışınca güler yüzlü bir maske takıp anlatılanlara gülüyordum. Ama biliyordum, yıllardır gerçekten güldüğüm bir şey olmamıştı, gülebileceğim bir espri kalmamıştı sanki. Kimselere fark ettirmiyordum halimi, fiyakalı cümleler kuruyordum, gözlüğümü takıyor hep şık geziyordum. Saçlarımı sorma, ben onları dağınık seviyorum.
Umursamaz hallerden kurtulup yavaş yavaş düşünmeye başladım geleceği, pek beceremem gerçi. Evlilik planlarım yok hala. Dünyayı gezme hayalim hayal oldu belki, ama çiftlik kuracağıma dair sözlerim ilk günkü gibi, hani içinde meyve ağaçları ve havuzu olan. Gerçi zaman kavramını düşündükçe ve aklıma nihayetin düşüncesi geldikçe vaz geçiyorum her şeyden, bilirsin insanlık halleri. Beni zorlayan şeylerden biridir zaman, aklımı zorlayan. Geçmiş zamanda oradaydık, şimdiki zamanda burada, gelecek zamanda nerede ve tüm bunlar neden? Sadece zamanı sorgulamak değil tabi ki, mekanı da anlamaya çalışmak karıştırır düşüncelerimi. İfade edemem her şeyi, dilim aklıma yetişseydi anlatabilirdim belki. Sözlerim de nasibini aldı halimden, somut ve soyut arasında hızlı geçişlerim bu yüzden. Bakma sen bana, o kadar da kötü değilim, üzülmeni istemem…
.
.
Alıntı