Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 1 Toplam 7 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
Toplam 64 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Like Tree3Likes
dqw
  1. #1
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Bunları biliyormusunuz??

    BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ??
    Kendi dirseğini yalamanın imkansız olduğunu

    Ördeğin vakvaklamasının yankı yaratmadığını ve bunu kimsenin açıklayamadığını

    Dünyadaki fotokopi makinelerinde meydana gelen arızaların %23 ünün, makinenin üstüne oturup kendi popolarının fotokopisini çekmek isteyen insanlar sayesinde meydana geldiğini

    Yaşamın boyunca uyku sırasında yaklaşık 70 böcek ve 10 örümcek yiyeceğini (Mmmmh!!
    İdrarın zifiri karanlıkta parladığını

    Eğer çok şiddetli hapşırırsan, kaburgalarından birini kırabileceğini

    Hapşırmayı engellemeye calışırsan, başındaki veya boynundaki damarlardan birinin yırtılabileceğini ve ölebileceğini

    Hapşırdığın sırada gözlerini açık tutmaya çalışırsan, yerlerinden fırlayabileceklerini

    Domuzların vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamadıklarını

    Dünya nüfusunun %50 sinin hiç telefonla konuşmadığını


    Çakmağın kibritten önce bulunduğunu

    Parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan için benzersiz olduğunu

    Bu yazıyı okuyan insanların %75 inden fazlasının, dirseklerini yalamaya çalışacaklarını
    Biliyormuydunuz?

    EN HIZLI KOŞAN KUŞ?
    Devekuşları dünyadaki en büyük kuşlardır. Boyları bizim boyumuzdan daha uzundur. Bir devekuşu yaklaşık 2,5 metre uzunluğunda ve ortalama 120 kilo ağırlığındadır.Orta Afrika'da gruplar halinde yaşayan bu kuşlar uçma kabiliyetine sahip değildirler. Ama Allah onlara düşmanlarından kaçmaları için başka bir özellik vermiştir. Uzun bacaklarıyla çok hızlı koşarlar, o kadar hızlıdırlar ki, hiçbir insan koşarak onlara yetişemez. Devekuşu hayvanlar alemindeki en hızlı koşan kuş ve 1 saatte yaklaşık olarak 70 kilometrelik bir hıza ulaşabilmektedir. Ve şimdi size çok ilginç bir şey söyleyelim: Devekuşunun her bir ayağında sadece iki parmağı vardır, biliyor musunuz? Üstelik bu parmakların biri diğerinden çok daha büyüktür. Ve devekuşları yalnızca bu büyük parmaklarının üzerinde koşarlar.

    Ayrıca, en hızlı koşan kuş devekuşları hızlı koşmalarını sağlayan uzun bacakları sayesinde usta bir dövüşçüdürler. Ayaklarıyla tekme atarlar ve pençeleriyle düşmanlarına karşı rahatça kendilerini savunurlar.

    Dünyanın bu en büyük kuşunun yumurtası da kuş yumurtalarının en büyük olanıdır. Bu dev yumurtalar için kumda geniş bir çukur kazar ve buraya tüm yumurtaları yerleştirirler. Fakat 10-12 tane yumurtladıklarında çukurun büyüklüğünü de ona göre ayarlamaları gerekir. Eğer devekuşu, çukuru, kumda değil de toprakta açsaydı, bu çok zaman alırdı ve kuşun çok fazla enerji harcamasına sebep olurdu. Gerçekten de kumun taşınması, toprağa göre daha kolaydır. Kumu elinizle bile eşeleyebilirsiniz, fakat toprak için en azından bir kürek gereklidir. İşte bu nedenle, Allah'ın ilhamıyla hareket eden devekuşları kazmak için toprağı değil de en az emek harcadıkları kumu tercih ederler. Sonra da yumurtaların üzerini kolayca yine kumla örterler.

    En hızlı koşan kuş devekuşları hakkındaki bir diğer ilginç bilgi de sürüdeki bütün yumurtaların bakımını tek bir dişinin üstlenmesidir. Ancak yuva belli sayıda yavruyu barındırabildiği için bu dişi önceliği kendi yumurtalarına verecektir. Devekuşları kendi yumurtalarını kabukların üzerindeki hava delikleri sayesinde ayırt ederler.

    Yumurtadan çıkan yavrular savunmasızdır. Her an yırtıcı bir kuşa yem olabilirler. Ancak, yavrular bir tehlike ile karşılaştıklarında kendilerini korumak için yere yamyassı serilerek ölü taklidi yaparlar. Bu şekilde, düşmanları onların ölü olduğunu düşünerek onlara saldırmaz. Bu taklidi bütün yavrular aynı şekilde uygular.

    Daha dünyaya yeni gelen bir kuşun bunu akletmesi veya öğrenmesi imkansızdır! Peki, o zaman nasıl olur da bir kuş doğar doğmaz adeta bir tiyatrocu gibi böyle bir rol yapma yeteneğine sahip olabilir? Cevap çok açıktır. Allah, "Rab" yani eğiten, öğreten sıfatıyla başka hiçbir savunmaları olmayan bu yavrucaklara böyle etkili bir korunma tekniğini öğretmiştir.
    fe-daî and derûn like this.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  2. #2
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Bunları biliyormuydunuz??

    Karıncaların kulakları nerede? Karıncaların kulakları nerde diye hiç merak ettiniz mi? Çok ilgiçtir ki karıncaların kulakları diğer hayvanlara göre çok farklı yapı ve özelliktedir.



    Yeryüzüne dağılmış yaklaşık beş bin türü bulunan karınca, yerin metrelerce aşağısına iner ve pek çok dehlizden oluşan yuvalar yapar. Yiyecekleri depolamak için dehlizlerde özel bölmeler açarlar.

    İşçi karıncalar,dişilerin yumurtlayacağı güvenli dehlizler açmakla yükümlüdür.
    İnanılmaz hislere sahip olan bu hayvanlar, yuvalarını kesinlikle kaygan zeminlere yapmazlar.
    Karınca bulunmayan arazilerin güvenli olmadığı tezi, bilim adamlarının da kabul ettiği bir gerçektir.

    Canlıların işitme organları kulaklarıdır. Her canlının kulak yapısı da değişiktir. Bazı canlılarda sadece hassas bir zar şeklinde deriden ibarettir. Ama karıncalara gelince tamamen değişik bir sistem vardır.
    Yani karıncaların işitme organları ayaklarının içindedir ve son derece hassastır. Sanki yer çekimini fark edecek duyarlılıkta.
    Alıntı



    Bu da geçer, Ya Hû!

  3. #3
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Bunları biliyormuydunuz??

    İlginç Yasaklar ŞAŞIRTAN YASAKLAR
    İşte 'pes doğrusu!' dedirten şaşırtıcı seks yasaklarının listesi...

    MOTOSİKLETTE OLMAZ!
    LONDRA: İngiltere'nin başkentinde, motosiklet üzerinde seks yapılamıyor! Hareket halindeki motosiklette sevişmek zaten imkansız ama Londralı çiftler, park halindeki araçlarının üzerinde bile birlikte olamıyor!

    TEŞHİRCİLİK DERT DEĞİL
    MANCHESTER: İngiltere'nin Manchester şehrinde erkeklerin, süpermarket ve alışveriş merkezleri dışında teşhircilik yapmaları yasak! Erkekler bu iki mekanda, isterlerse, çırılçıplak bile dolaşabilirler.

    SATRANÇ OYNANMAZ!
    ESTONYA: Yolunuz başkent Tallinn'e düşer de, canınız seks yaparken satranç oynamak isterse; bu sevdadan vazgeçin. Çünkü bu ülkedeki seks yasakları arasında sevişirken oyun oynamak baş sırada yer alıyor.

    BİRDEN FAZLA EŞ YOK
    MACARİSTAN: Macaristan'da birden fazla kadınla evlilik yasak. Bu ülkede eğer bir erkek, iki kadınla evlenmeye kalkışırsa, ikisiyle birden yaşamaya mahkum ediliyor. Çünkü Macar Hukuku, bunun yeterince büyük bir ceza olacağını düşünüyor!

    ÇİRKİN, GÜNEŞ GÖREMEZ
    İTALYA: İtalya'nın Tropea şehrindeki bir kadın, eğer 'şişman, çirkin ya da genel olarak çekicilikten uzak' ise; plajda çıplak güneşlenmesi yasak.

    EŞCİNSELLERE HAPİS VAR
    FAS: Fas'ta bir insanın hemcinsiyle ilişkiye girmesi, para cezasından başlayıp üç yıl hapse kadar uzanan geniş bir yelpazede karşılık buluyor.

    YANAKTAN ÖPÜŞÜLMEZ
    BAE (Birleşik Arap Emirlikleri): Bu ülkede, yanağa kondurulan bir öpücük bile kanuna aykırı hareket etmek anlamına geliyor. Çünkü bunun toplum için zararlı bir davranış olduğu düşünülüyor.

    PORNO İZLEYEMİYORLAR
    İSRAİL: İsrail'de 2002 yılında yeni bir yasa yürürlüğe girdi ve bu yasayla, kablo ya da uydu kanallarında porno film izlemek yasaklandı. Cezası ise üç yıla kadar hapis!

    BEKARET MARİFET DEĞİL!
    GUAM: Pek çok ülkenin aksine Guam'da kızların bakire evlenmeleri yasak! Profesyonel bekaret bozucular, genç kızların bu sorununu derhal çözüyor ve onları evlilik hayatına birer kadın olarak yolluyor.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  4. #4
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Bunları biliyormuydunuz??

    Diş beyazlatmayla ilgili doğru bilinen yanlışlar
    Günümüzde herkes inci gibi beyaz dişlere sahip olmak için ya sağlam dişlerinden oluyor, ya diş hekimlerine müracat ediyor ya da hurafelere inanıyor.

    Diş beyazlatma hakkındaki kulaktan dolma bilgiler ve önyargılar nedeniyle dişlere zarar veren yöntemlere başvurulduğunu belirten Diş Hekimi Dr. Diler Karakaya, diş beyazlatmayla ilgili doğru bilinen yanlışları anlattı.

    1- Sert fırça kullanmak ve sert fırçalamak daha çok beyazlatır: Sert diş fırçalarını kullanmanız, diş minesine daha çok zarar verir. Ayrıca sert ve yanlış şekilde fırçalamanız ise dişlerinizin aşınmasına sebep olur. İyi fırçalamak; fırçanın sertliğiyle değil, fırçalama tekniğiyle ilgilidir. Bu yüzden orta sertlikte diş fırçalarını kullanın. Çok sert fırçalar, dişlerinizi aşındırırken, çok yumuşak fırçalar da dişlerinizi temizlemeyebilir.

    2- Diş macununu fazla kullanmak dişleri çizer: Diş macununun miktarından çok, içindeki granüllerin büyüklüğü önemlidir. Dişlerin mine tabakasının çizilmesi; macunun fazla kullanılmasıyla ilgili değil, kullanılan macunun granüllerinin büyük olmasıyla ilgilidir. Bu yüzden granülleri büyük olan macunları, uzun süre kullanmayın. Fırçanızın üzerine mercimek tanesi kadar macun koyun.

    3- Çamaşır suyuyla fırçalamak beyazlatır: Çamaşır suyu ile dişleri fırçalamak kesinlikle çok sağlıksızdır; asla yapılmamalıdır! Çamaşır suyu, hem dişlerinizin yapısına hem de ağız dokunuza zarar verebilir.

    4- Karbonat ve tuzla fırçalamak beyazlatır: Karbonat ve tuz, büyük granüllü olduğu için dişin doğal yapısını zamanla bozup daha çok renkleşmelere neden olabilir. Bu nedenle özellikle uzun süre karbonat ve tuzla dişlerinizi fırçalamamalısınız.

    5- Beyazlatma dişleri daha çok sarartır: Dişleri beyazlatmak yani "bleaching" aksine dişlerin rengini daha çok açmak için yapılır. Doktorunuzun tavsiye ettiği gibi beslenirseniz; yani beyazlatma süresince dişlerinizi boyayacak (çay, kahve, kola, sigara vb.) maddelerden uzak durur ve rutin ağız bakımınızı yaparsanız, böyle bir durum söz konusu olmaz.
    6- Beyazlatıcı macunlar dişe zarar verir: Aslında bu doğru bir düşüncedir. Bazı macunların içindeki granüller çok büyük olduğu için diş minesini çizebilir. Bu nedenle beyazlatıcı macunlar mutlaka hekim kontrolü altında kullanılmalıdır. Eğer sigara içiyorsanız, beyazlatıcı macunları çok uzun süre kullanmamalı ya da doktorunuza danışarak kullanmalısınız.

    7- Diş taşı temizliği dişin minesine zarar verir: Diş taşı temizliği; doktorunuz tarafından yapıldığı sürece dişlerinize zarar vermez, aksine taşların orada kalması sizin için çok daha zararlıdır. İleride geri dönüşümü olmayan doku kayıplarına neden olabilir.

    8- Diş taşları temizlendikten sonra daha çok diş taşı oluşur: Dişlerinizi düzenli ve doğru fırçalamanız diş taşı oluşumunu engeller. Diş taşı temizlendikten sonra bir daha oluşmayacak diye bir şey yoktur. Oluşan taşlar düzenli olarak doktorunuz tarafından temizlenmelidir.

    9- Evde de beyazlatma yapılabilir: Marketlerde ve eczanelerde satılan diş beyazlatmayla ilgili ürünlerin içindeki jellerin konsantrasyonu çok düşük olduğu için çok etkin bir beyazlık görülmeyebilir. Ayrıca bu ürünleri doğru kullanmak çok kolay değildir; ürünlerin kullanımı sırasında diş etlerinize zarar verebilirsiniz. Bunun için mutlaka seçtiğiniz ürünleri doktorunuzun fikrini alarak kullanın.

    10- Dişleri beyazlatmak diş hassasiyetine neden olur: Diş beyazlatıcı jeller dişlerde hassasiyet yapabilir, ancak günümüzde kullandığımız jellerde bu oran çok azdır. Oluşan hassiyet genellikle bir gün içinde geçer. Geçmeyen hastalarda özel olarak uygulanan flor jelleri, macun ve gargaralar ile hassasiyet çözülebilir.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  5. #5
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Bunları biliyormuydunuz??

    Yatmadan su içmek kalp krinizi önlüyor Su içmenin vücut için ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. Su, doğru zamanlarda içildiğinde, faydaları da en üst seviyeye çıkıyor.

    Su içmek için doğru zamanı seçmek, suyun insan vücudundaki etkinliğini en üst seviyeye çıkaracaktır.

    Uyanır uyanmaz 2 bardak su:
    İç organları harekete geçirir.

    Her yemekten 30 dakika önce 1 bardak su: Yiyecekleri hazmetmeye yardım eder.

    Banyodan önce 1 bardak su:
    Tansiyonun düşmesine yardım eder.

    Uykudan önce 1 bardak su: Kalp krizini ve felci önler.

    SUYUN VÜCUTTAKİ HAYATİ GÖREVLERİ

    1. Beynimizin % 75'i sudur.
    2. Vücut ısısını düzenler.
    3. Hücrelere gıda ve oksijen taşır.
    4. Solunum için oksijeni nemlendirir.
    5. Yediklerimizi enerjiye çevirir.
    6. Kanımızın % 83'üdür.
    7. Atıkları (oksitleri) yok eder.
    8. Hayati organlarımızı korur ve rahatlatır.
    9. Kemiklerin % 22'sidir.
    10. Gıdaları absorbe etmesinde vücuda yardım eder.
    11. Adalelerin % 75'idir.
    12. Eklem yerlerini rahatlatır / yastık vazifesi görür.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  6. #6
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Bunları biliyormuydunuz??

    Testi Suyu Nasıl Soğuk Tutar

    Testinin ham maddesi, çamur çukuru veya kuyusunda dinlendirilmiş topraktır. Binlerce yıllık bir geçmişe dayanan ve insanın öğrendiği ilk teknik olan toprak kap yapımı yöntemleri en az değişikliğe uğramış bir sanattır. Sanayi makineleri çömlekçinin el ile yaptığını otomatik olarak yaparlar, o kadar.





    Fırında pişirmek yoluyla çanak çömlek yapma sanatında evrim, estetiğin yanı sıra sağlamlık ve geçirimsizlik niteliklerini iyileştirmeyi amaçlar. Parçayı geçirimsiz kılabilmek için pişirme ve içini sırla kaplama yöntemleri geliştirilmişlerdir.



    Testilerin suyu soğuk tutma özellikleri ise istenmeyen bir nitelikten, geçirimli olmalarındandır. Testiler düşük derecelerde pişirildikleri için nispeten gözenekli kalırlar. İçlerindeki suyu hafif hafif gözeneklerinden dışarı vererek terlerler. Bu terleme olayı aynen insanda olduğu gibi buharlaşma yoluyla ısı düzenlemesi yapar, serinlemeyi sağlar.





    Testinin geçirimli topraktan yapılmış, emici özellikleri olan, gözenekli yüzeyinden dışarı çıkan su dışarıdaki sıcak havayla karşılaşınca buharlaşır. Buharlaşma sırasında su tanecikleri testi yüzeyindeki ısıyı da alırlar ve testinin sıcaklığını düşürürler.



    İçindeki su ile testi arasındaki ısı alışverişinin azalmasından dolayı testinin içindeki su da ısınmaz. Bu böylece devam ettiği ve testiden dışarı sızan su buharlaşmaya harcandığı sürece, dış ortamın testiyi ısıtması önlenmiş olur. Şüphesiz bu sürede testideki su da bir miktar azalır.




    Testilerin bu özellikleri en iyi Orta Anadolu gibi kara ikliminin hakim olduğu, kurak ve gecelerin serin geçtiği bölgelerde görülür. Geceleyin düşen hava sıcaklığı ile soğuyan su, sabahtan itibaren ısınan havanın kuru yani içindeki nem oranının düşük olması sebebiyle daha kolay buharlaşır ve testi içindeki suyu gün boyunca serin tutar.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  7. #7
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Bunları biliyormuydunuz??

    Tükenmez kalemi kim buldu ? Ladislao Biro Macar bir heykeltraş, ressam ve yazardır. Aynı zamanda düzeltmendir ve kaleminin mürekkebini devamlı yenilemek zorunda olması onu deliye çevirmektedir.

    1930’ların başında, kimyacı kardeşi Georg ile birlikte tekrar tekrar mürekkep doldurma ihtiyacı olmayan ve sayfaları bulaştırmayacak bir kalem yapmak üzere deneylere başladılar.

    Biro fark etti ki gazete basımında kullanılan mürekkep çabucak kuruyor, sayfayı ıslak ya da bulaşık bırakmıyordu. Aynı tip mürekkebi kullanacak bir kalem yapmaya karar verdi. Kalemin ucunu bu koyu mürekkebin akabileceği şekilde tasarladı. Bunu, kalemin ucuna minik bir top koyarak başardı. Kalem kağıt üzerinde hareket ettikçe top dönüyor, kalemin içinden aldığı mürekkebi kontrollü bir şekilde kağıda ulaştırıyordu. Aslında bu özelliğin patenti, 1888 yılında deriyi işaretlemeye yarayan bir ürün için, John J. Loud tarafından alınmıştı. Ancak ticari olarak uygulamaya sokulamamıştı. Laszlo Biro tükenmez kalemin patentini 1938 yılında aldı.

    1943 yılında iki kardeş Arjantin’e taşınarak buluşlarını finanse etmeye istekli bir yatırımcı buldular. Tükenmez kalemlerini Birome adı altında Arjantin’de pazarlamaya başladılar. Bir süre sonra, İngiltere’de Kraliyet Hava Kuvvetlerine kalem sağlayan bir fabrika açtılar.

    Ancak yağmur altında yazabilme özelliğini kazandıktan sonra tükenmez kalemi halka pazarladılar. İlk 5000 müşteriye yağmur altında yapılan tanıtımdan birkaç yıl sonra şirket, BIC Corporation tarafından satın alındı ve tükenmez kalemin hikayesi günümüze ulaştı.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  8. #8
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Bunları biliyormuydunuz??

    Bazı İnsanlar Neden Solaktır? İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak olmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha uygun olabailirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, katılımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

    İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

    Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yarısının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her, iki yarısının da birbirinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.
    Solakların oranı hakkında çeşiti görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özleştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

    Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

    İngilizce’de sol anlamındaki “left” kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan “lyft” kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki “right” ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  9. #9
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Bunları biliyormuydunuz??

    Günlerin Anlamları... Haftanın günleri Arapça, Farsça gibi dillerden bize gelmiş. Anlamları şöyle:

    Pazar: Farsça bazar (alış veriş için kurulan yer, Pazar)’dan. Pazar’ın kurulduğu gün.

    Pazartesi: Pazar’ın ertesi günü

    Salı: İbranice salis (üç)’ten, haftanın üçüncü gününe denk gelen gün.

    Çarşamba: Farsça cehar-şenbe (dördüncü gün, cehar: dört, şenbe:gün)’den

    Perşembe: Farsça penç-şenbe (beşinci gün, pençbeş), şenbe=gün)

    Cuma: Arapça Cem’den Cuma (toplanma, toplantı anlamında) İslam dininin doğuşundan sonra Müslümanların haftada bir toplanıp toplum işlerini görüştüğü, birlikte ibadet ettiği toplanma günü.

    Cumartesi: Cuma’nın ertesi günü.

    alıntı



    Bu da geçer, Ya Hû!

  10. #10
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Bunları biliyormuydunuz??

    Niçin HeR insanın sesi faRkLı ? BiLiyormusunuz ?


    İnsan sesi, daha doğrusu insan konuşması oluşurken katkıda bulunan o kadar çok şey vardır ki, bunlar bir araya gelince iki insanın konuşmasının aynı olma ihtimali yok denecek kadar azdır. Hatta her bireyin konuşması o kadar kendine özgüdür ki, telefonda sesin alttan ve üstten belirli frekansları yok edilmesine rağmen, açar açmaz "merhaba" deyişinden karşımızdaki kişiyi tanıyabiliriz.

    Sesimizin oluşmasının ana nedeni şüphesiz ses tellerimizdir. Ses tellerimizin boyu sesimizin kalınlığını belirler. Ne kadar uzunsalar ses o kadar ince çıkar. Kadınların erkeklere göre avantajları ses tellerinin daha uzun olmalarıdır. Tabii ki ses tellerimiz sesimizin tınısını tek başlarına belirleyemezler. Dudağımız, dişlerimiz, dilimiz olamsaydı ortaya anlaşılmaz rahatsız edici bir gürültü çıkardı.
    Konuşurken nefes veririz. Bu nefes konuşmanın karekteristiğini etkileyen en az 11 noktadan geçer. Ayrıca kişinin karekteri, havanın akışı ve hızı, ağız ve dudak yapısı da konuşmada etkin faktörlerdir. Ancak tüm konuşma olayının organizatörü beyindeki bir bölgedir. Burada düşüncenin ana yapısı oluşturulur, kulak ve gözlerden gelen sinyallerle birleştirilir ve boğaza sinyal olarak gönderilir.

    Hayvanlarda ise beyinde böyle bir bölge yoktur. Bazı papağan, muhabbet kuşu hatta karga türlerinin konuşmaları onların ezberleme ve tekrar edebilme yetenekleridir. Bilinçli bir konuşma söz konusu değildir. Genetik olarak insanan en yakın olan şempanzelerin bile dil ve damak yapıları nedeni ile insan gibi konuşmaları mümkün değildir.
    Dünyanın dört bir yanında farklı lisanlar konuşuluyor ama tüm bu insanlar ağızlarında benzer sesler çıkarıyorlar. Her iki dudakları ile "p" ve "b", dudak ve dişleri ile "f" ve "v", dilin ön kısmı ile "t" ve "d", dilin arka kısmı ile de "k" ve "g" seslerini çıkarıyorlar.
    Dilin ilk insanlarda, işbirliği daha doğrusu kültür ve bilgileri gelecek nesillere aktarma ihtiyacından doğduğu sanılıyor. Günümüze kadar altı bin dil geliştirilmiş. Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin daha az sayıda harfle yazılamalarıdır. Altay dilleri ailesine giren Türkçe'mizde bazı ilginç özellikler var. Bir kere cisimleri dişi ve erkek olarak ayırmıyoruz, ses uyumu var ve bir ad veya fiil kökünden değişik eklerle yeni kelimeler türetebiliyoruz.

    İnsan yüzündeki kaş, göz, burun, ağız ve diğer şekillerin çok az fark göstermelerine rağmen hepsi birleşince nasıl bir insan diğerine benzemiyorsa, oluşumunda katkıda bulunan şeylerin çeşitliliği açısından konuşmamız da öyledir.

    ALıntıdır.



    Bu da geçer, Ya Hû!

Benzer Konular

  1. Erkekler evde bunları giyiniyormuş:)
    Konu Sahibi gogeselam Forum Erkekçe
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 21.Ocak.2013, 01:38
  2. Bunları Kendinize Sorun
    Konu Sahibi gogeselam Forum Kadınca
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 06.Ağustos.2010, 15:33
  3. Hayvanlar Hakkında Bunları Biliyor muyuz?
    Konu Sahibi Fairy Forum Hayvanlar Alemi
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 16.Mart.2010, 10:52
  4. Bunları biliyor muydunuz ?
    Konu Sahibi SongüL Forum Dinimiz isLam
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 25.Kasım.2009, 13:50
  5. Karaciğeriniz için bunları yiyin
    Konu Sahibi ege Forum Beslenme - Diyet
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 10.Nisan.2009, 10:44

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir instakip.com, dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, mehter takımı Perde , filmizle88, Ayetel Kürsi