Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 3 Toplam 3 Sayfadan BirinciBirinci 123
Toplam 29 adet sonuctan sayfa basi 21 ile 29 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #21
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Bir Görüş: ERGENEKON

    2. BÖLÜM
    Ergenekon konusundaki yayınlarıyla ve bilgisiyle Türkiye’de önde gelen kişilerden biri olan ve bu konuda kitapları yayınlanan gazeteci-yazar Şamil Tayyar’la dün birinci bölümünü yayınladığımız söyleşiye kaldığımız yerden devam ediyoruz.

    ***

    NEŞE DÜZEL: “Ergenekon’un ikinci iddianamesinde çok önemli belgeler var” dediniz. Neler bu belgeler?

    ŞAMİL TAYYAR: Mesela zamanın Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in darbe günlükleri, Mustafa Balbay’ın (Cumhuriyet Gazetesi Ankara temsilcisi) günlükleri, Arif Doğan’ın JİTEM ifadeleri, emekli General Şener Eruygur’un ofisinde ele geçirilen belgeler, Cumhuriyet Çalışma Grubu’nun raporları bu iddianamede yer alıyor. Medya patronlarınınki de dahil, inanılmaz görüşme kayıtları ve bilgilerle dolu bunlar. Dolayısıyla İkinci İddianame’de sanıklara isnat edilen suç kapsamı biraz daha genişletilmiş.

    Ergenekon sanıkları neyle suçlanıyorlar şimdi?


    Birinci İddianame’de Ergenekoncuların darbe girişimi hükümete yönelik iken, ikincide sadece hükümete değil, Meclis’e karşı da darbe örgütledikleri ifade ediliyor. Sadece AK Parti’ye değil, CHP ve MHP’ye karşı da darbe organizasyonları var.

    Darbeciler, siyasi partilerde büyük değişiklikler yapmayı planlamışlar. Bir MİT raporunda ‘Ergenekon üyesi’ olarak gösterilen Deniz Baykal da cuntacılar tarafından değiştirilmek isteniyormuş. Bu çelişkiyi nasıl açıklamak gerekiyor sizce?


    Deniz Baykal’ı doğrudan Ergenekon üyesi kabul ettiğim için söylemiyorum ama... Ergenekoncular bazı isimlerle bir dönem işbirliği yapmışlar ve zaman içinde o işbirliğinin kendileri için yararlı olmadığını ve daha etkin bir isimle daha güçlü bir mücadele verilebileceğini düşünmüş olabilirler. İddianameye göre, gazeteci Tuncay Özkan CHP’nin başına getirilmek isteniyor. Hatta Tuncay Özkan CHP genel sekreterliğini kendisine bırakması için Deniz Baykal’la pazarlık yapmış. Bu görüşmeye tanık olan birinin aktardığına göre, Tuncay Özkan, Önder Sav’ın yerine kendisinin genel sekreterliğe getirilmesini istiyor ve Baykal’ın yüzüne şunu bile söylüyor: “Mümkünse siz kenara çekilseniz ve biz bu partiyi canlandırsak, tek başına iktidara getirsek.”

    Peki, Baykal ne yapıyor?

    Gülümsüyor. Zaten ondan sonra Baykal, Tuncay Özkan’dan kopuyor. 22 Temmuz genel seçimlerinde Özkan’ı ve onun önerdiği Hulki Cevizoğlu da dahil hiç kimseyi aday yapmıyor.

    Ergenekon’un değiştirmek istediği Deniz Baykal, neden Ergenekon’un avukatlığına soyundu peki?

    Deniz Baykal, Ergenekon’un yarattığı ruh ve korku ikliminden etkilendi. Çünkü CHP içinde Ergenekon’la bağlantılı çok güçlü isimler var. Baykal’ı yönlendirmiş olabilirler. Şu anda CHP içinde çok etkin bir Ergenekon bağlantısı var. Sadece CHP böyle değil. MHP’nin içinde de Ergenekon’la bağlantılı çok önemli bir isim var. Devlet Bahçeli başlangıçta ondan etkilendi ama 22 Temmuz seçimlerinden sonra MHP’deki Ergenekonculardan kendini soyutlayarak daha bağımsız politikalar üretmeye başladı.

    Darbeciler Devlet Bahçeli’yi de değiştirmeyi planlamışlar. Neden Bahçeli’yi değiştirmek istiyorlar?

    Bahçeli’den destek bulamadıkları için de Bahçeli’nin yerine Ümit Özdağ’ı düşündüler. Çünkü Bahçeli MHP’nin kapılarını onlara açmadı. 1999 yılında yüzde 18 oyu yakaladıktan sonra MHP’de öyle ciddi operasyonlar yaptı ki, ülkücü gençliği sokak hareketlerine sokmadı. Ergenekon için bu çok büyük bir eksikliktir. Darbe zemini oluşturmaya çalışıyorsunuz, sokak hareketlerini tahrik edeceksiniz ama MHP harekete geçmiyor. O zaman batı bölgelerinde MHP yerine sivil toplum kuruluşlarını kullandılar. Hatta hafta sonu yapılan mitinglere sivil kıyafetlerle binlerce asker götürdüler.

    Ergenekon, Büyük Birlik Partisi’nin gençlik örgütü Alperenler’i kullanmadı mı?

    Hrant Dink cinayetiyle ilgili olarak kendisine, “Siz bu işlerin acısını çekmiş birisiniz. Örgütlerinizi niye kontrol altına almıyorsunuz” diye sorduğumda Muhsin Yazıcıoğlu bana çok hazin bir cevap verdi. “Bunu önlemek için elimden geleni yapıyorum ama bir yere kadar. Bizim tarlayı çok önceden sürmüşler” dedi. Sızmışlar demek istedi. Muhsin Bey son yıllarda daha olgun bir tavır sergilemeye başlamıştı. 28 Şubat süreciyle başladı bu, Ergenekon’la da devam etti. O, “Ergenekon’un avukatıyım” demedi.

    Sizce Ergenekoncu cuntaların girişimleri nasıl engellendi? O zamanki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök tek başına mı engelledi darbeyi?

    Tek başına değil tabii. Amerika da, hükümet de destek verdi. Ayrıca Genelkurmay’a bağlı iki önemli birim var. Özel Kuvvetler ve İstihbarat Daire Başkanlığı. Hilmi Paşa, darbe teşebbüsünde bulunan komutanların bütün adımlarını İstihbarat Dairesi üzerinden biliyordu. Hilmi Paşa, “evden yemek getirtiyordum” diyor. Böyle bir ortamda Özel Kuvvetler de onun can güvenliğini sağlıyordu. Emniyet de başından beri Ergenekon konusunda siyasi iktidardan yanaydı.

    MİT’ten söz edilmiyor. MİT’te Ergenekon kanadı yok mu peki?

    Olmaz olur mu? MİT, ilk kez bu dönemde sivil iktidara doğru tavır değiştirmeye başladı. Emre Taner müsteşar olduktan sonra MİT’teki Ergenekoncu unsurlar büyük ölçüde temizlendi. Nitekim Ergenekon’la ilgili belgelerin bir kısmı MİT’ten geldi. Ama şu çok ilginçtir.... Ergenekon sanıklarını yakan belgelerin çoğu Jandarma’dan geliyor. Çünkü Şener Eruygur Jandarma komutanıyken, istihbarat biriminin başında Levent Ersöz var. Onun da altında Hasan Atilla Uğur var. Üçü de Ergenekon sanığı şimdi. Bunlar, o dönemde inanılmaz kayıtlar yapmışlar. Zaten Jandarma dinleme ve takip açısından emniyetten daha üstün bir teknolojiye sahiptir. Bu üstünlüğü kullanmışlar ve kendilerine hiçbir zaman dokunulmayacağını sanmışlar.

    AKP’de Ergenekoncular var mı?

    Ergenekon toplum üzerinde nüfuz kullanabilen her kesime sızmış. AK Parti’de Ergenekon’la bağlantılı ve kapatma davası sürecinde korkarak tavır değiştirmiş 20 civarında isim var. Eğer kapatma kararı çıksaydı, çok ciddi istifalar olabilirdi. 60 civarında milletvekiliyle temas kurulduğunu duymuştuk.

    Ergenekon üyeliğinden yargılanan sanıklarının hepsinin amacı ortak mıydı, yoksa değişik amaçlar peşinde koşarak aynı örgütte mi toplandılar?

    En tepedekilerin bir gayesi vardı ama alt düzeydekilerin amacı aynı değildi. Kimi korktuğundan ya da devlette bir ikbal beklediğinden, kimi gayrımeşru işleri örtmeye çalıştığından ya da devlette iktidarı ele geçirmek istediğinden Ergenekon’a destek vermiş olabilir. Ergenekon bir merkezî yapı ama Türkiye çapında taşeron örgütlerden de yararlanıyor. Antalya’da göz korkutmak için bir iki bomba atacak ya da haraç alacak diyelim. Orada devletin içinden beslenen küçük çetelerden birini, mesela fuhuş çetesini kullanıyor.

    Peki... Veli Küçük’le Şener Eruygur’un arasındaki bağ ne sizce?

    Eruygur, Ergenekon’un üst düzey yöneticisi ve kurucusu gözüküyor. Veli Küçük ise yukarıyla operasyon grupları arasında ilişkiyi kuran köprü eleman oluyor. Cinayet işlenecek, eylemler yapılacak, medyada haber çıkarılacak, para sağlanacak... Veli Küçük bu işlerde operasyon gruplarıyla konsey arasında ilişkiyi kuruyor.

    Veli Küçük Susurluk meselesinde de rol almıştı. O zamanki amacı neydi? Gene darbe mi yapmak istiyordu?

    Susurluk’un kodları Ergenekon’dan farklı. Susurluk ağırlıklı olarak Jandarma ve Emniyet’ten beslenen bir menfaat çetesiydi. Uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi işlerden büyük paralar sağladılar. Bunlar hükümeti devirmek yerine aksine hükümetle işbirliği yaparak güçlerini zirveye çıkarmaya çalıştılar. Sonraki aşamada, DYP’yi ele geçirerek bir siyasi organizasyon olarak da etkin olmak istediler. Ama olmadı. Ergenekon’la Susurluk’un ortak yönü Kürt sorununun çözümsüz kalmasından beslenmeleridir. Çünkü kanın aktığı yerde illegal faaliyetler kolayca ranta çevrilebiliyor. Zaten Yüksekova çetesiyle birlikte bazı askerî helikopterlerle uyuşturucu taşındığı ortaya çıktı.

    Tansu Çiller döneminde 1994’te yaşanan ekonomik krizin Afganistan’dan getirilen 20 milyar dolarlık uyuşturucu parasıyla atlatıldığı söyleniyor.

    İkinci İddianame’de geçiyor bu. Zaten iddianame birçok konuda 1999’un gerisine gidiyor. Savcılar, “Ergenekon her ne kadar 1999’da kurulmuş olsa da bunu kuran kadroların eylemleri geçmişe uzanıyordu. Bunların eylemlerinin 1999 ve sonrasıyla sınırlandırılması doğru olmaz” diyorlar. Dolayısıyla 1999 öncesindeki bazı olaylarla ilgili isimlerin de gözaltına alınıp sorgulanması söz konusu olabilir. Bu da yeni operasyon dalgaları demektir. Aslında doğru olan, bu süreçten dört ayrı dava çıkarmaktır. Bir Ergenekon. İki Susurluk. Üç, Sarıkız. Dört, JİTEM. Nitekim İkinci İddianame’de Sarıkız’ı ayrı bir dosya olarak ayırdılar. Eğer Sarıkız ayrılmasaydı, Ergenekon’a geçmiş olsun derdik.

    Çünkü Sarıkız, Ergenekoncuların görevde oldukları dönemde yaptıkları bir darbe hazırlığı. Ergenekon dosyasından ayrılmasaydı, Ergenekon’un tamamı askerî mahkemede yargılanmak zorunda kalacaktı değil mi?

    Evet.

    Şemdinli’yi bu dört dava dosyasından hangisine koymak lazım?

    Şemdinli, Ergenekon’un içine girer. Çünkü Ergenekon’un faaliyet alanında gözüküyor. Ergenekoncular, 2003-2004’te darbe yapmayı planladılar ama başaramadılar. Sonra konsept değişikliğine gittiler. “Biz bu darbeyi 2009 yılında yapacağız. Ama önce darbenin alt yapısını kurmalıyız. Bunun için de Türkiye’yi karıştıracağız” dediler ve Türkiye’nin her yerini kullanmaya başladılar. İlk iş olarak da Şemdinli’yi yaptılar. Ardından Ergenekon’un Hrant Dink cinayeti, Danıştay baskını, Cumhuriyet’e atılan bombalar, Malatya misyoner cinayetleri geldi.

    Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili’nin eşi Ferda Paksüt de sanıklar arasında. AKP’nin kapatılma davası düşünüldüğünde başka bir boyut kazanıyor bu durum. Ergenekon’un Yargı’da uzantıları var mı sizce?

    Var tabii... Ergenekon’un en güçlü olduğu yerlerden biri Yargı’dır. Yargı’da çok güçlüler ve süreci akamete uğratmaya çalışıyorlar. Ciddi bir yargı reformu yapılmadan Ergenekon davasından arzulanan sonuç çıkamaz.

    Ergenekon soruşturması daha da gelişecek mi? Yoksa bu İkinci İiddianame’yle ve bugünkü sanıklarla bu dosya kapandı mı?

    Ergenekon davasında ileriye gidilmesi için devletin tepesinde güçlü bir irade yok. Ama gene de şartlar değişebilir. Çünkü Ergenekon’da elde edilen her bilgi başka bir operasyonu tetikliyor. Bu yüzden Ergenekon dava sürecinin nereye kadar gideceğini bilmiyoruz. Türkiye’de de ilk defa bir darbe teşebbüsü yargı önüne çıkarılıyor. Ayrıca bu dönemde Kürt meselesine de neşter vurulmak isteniyor. Bu değişimden rahatsız olan kesimleri harekete geçirip, ülkede gene bir kaos ortamı yaratmak isteyebilirler. Daha yeni Tekirdağ’da Başbakan’a bir suikast planı ortaya çıkarıldı. Zaten bu olaydan sonra da bakanlar dahil tüm devlet büyüklerine yönelik koruma arttırıldı. Cumhurbaşkanı’nın Irak’a gittiği gün şaşırtmaca yapıldı ve Kayseri’ye de iki rutin program konuldu.

    Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazasıyla ilgili kuşkularınız var mı?

    Kafamda soru işaretleri var ama elimde somut bir veri olmadan konuşamıyorum. Rahmetli Yazıcıoğlu yakın tarihin en önemli karakutularından biriydi. 1980 öncesi ve sonrası olaylara ışık tutabilirdi.

    Devlette kırmızı alarm Ergenekon yüzünden mi verildi?

    Sadece Ergenekon değil. Dengelerin değişmesine derin PKK da itiraz edebilir. Çünkü bunlar yıllardır kan ve şiddetten besleniyorlar ve bunu ranta dönüştürmüşler. Ayrıca yabancı istihbarat örgütleri de devreye girmişlerdir. Çünkü Kürt sorunu çözülürse dengeler değişecek. Türkiye’nin Amerika’ya yakınlaşmasından Rusya da, İran da rahatsız olabilir.

    İkinci Ergenekon İddianamesi’nin yayınlandığı gün Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı olan albay da Güneydoğu’daki faili meçhul cinayetlerle ilgili tutuklandı. Halen görevini sürdüren bir albayın böyle bir suçlamayla tutuklanması ilk kez oluyor bildiğim kadarıyla. Bu tutuklamayı nasıl yorumluyorsunuz?

    JİTEM’in üzerine gidileceğini gösteriyor bu. JİTEM’le ilgili ayrı bir dava dosyası açılıp soruşturma daha da derinleştirilirse, Türkiye yakın tarihiyle hesaplaşır. İnsanlarımız ne tür karanlık olayların sahnelendiğini, ülkeyi bölmek için insanların nasıl birbirine düşürüldüğünü görürler. Türkiye böyle bir fırsat yakaladı.

    Güneydoğu’daki Ergenekon’un bacağı olan JİTEM soruşturması daha derinleşecek mi yoksa bu soruşturma da bir yerde kesilir mi sizce?

    Eğer olayın çapı büyürse müdahale edilebilir. Çünkü JİTEM dosyasının nerede duracağı bilinmez. Cizre ve Silopi olayları ayrı JİTEM dosyasının açılması için bir çıkış noktası olabilir. Bugün 17 bin insan kayıp. Ne kadarının öldürüldüğünü, ne kadarının kayıp olduğunu bilmiyoruz.

    JİTEM ile Hizbullah arasında da işbirliği olduğu söyleniyor. Bu iddiayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

    28 Şubat sürecinde Emniyet İstihbarat Daire Başkanı olan Bülent Orakoğlu’nun Birinci İddianame’ye yansıyan ifadesi var. Adana’da Temel Cingöz Jandarma il alay komutanıyken, Orakoğlu da o sırada Adana’da görevli. Bir gün bir masanın etrafında sohbet ederlerken, Temel Cingöz’ün yanında ayakta asker gibi duran bir genç gördüğünü söylüyor. Orakoğlu merak edip, “bu kim,” diye soruyor... Cingöz, “Hüseyin Velioğlu. Bu bizim muhbirimiz” diyor.

    İnsanları bodrumlarda domuz bağlarıyla infaz eden Hizbullah’ın lideri...

    Evet. İstanbul’da öldürüldü. Bu bile işin ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. İkinci İddianame’de, JİTEM’in kurucularından Arif Doğan’ın ifadelerinde de var. JİTEM, PKK’yla mücadele ederken Hizbullah’ı kullanmış. PKK’lı olduğunu düşündükleri insanları Hizbullah’a infaz etsin diye vermişler.

    Ergenekon ile PKK arasında da işbirliği olduğu söyleniyor. Bu iddiayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

    PKK 1978’de derin devletin bazı unsurlarınca kuruldu ya da kurulması teşvik edildi. Ama daha sonra kontrolden çıktı. Devlet eliyle bir Frankeştayn yaratıldı. Doğu ve Güneydoğu’daki menfaat çeteleri silah ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi olaylarda zaman zaman PKK’yla işbirliği yapmışlar. Bazen de onu siyasi proje için kullanmışlar. Uluslararası istihbarat örgütleri de Ergenekon üzerinden PKK’yı kullanmış olabilirler. Mesela 1993’te Bingöl’de 33 erin şehit edilmesi çok karanlık bir olay.

    Hangi açıdan karanlık?

    Özal dönemiydi ve Kürt meselesinin çözümü için çok ciddi adımlar atılıyordu. PKK da ateşkes kararı almıştı. O sırada ve Bakü-Tiflis boru hattının döşenmesi gibi uluslararası gelişmeler yaşanıyordu. Amerika ve İngiltere bu projeye karşıydı. Azerbaycan’da Elçibey baştaydı. O günlerde 33 erin öldürülmesi hadisesi yaşandı. Arkasından Elçibey gitti. Boru hattı projesi, Amerika ve İngiltere’nin istediği şekilde değişti... Sonra Sivas katliamı oldu... Özal öldü... Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis öldürüldü... Zaten 1993 yılı aynı 2006-2007 Türkiye’si gibi bir dönemdir.

    Benzerliği nedir?

    İçinde çok sır barındırıyor. 1993’ün kodları çözülse, Türkiye’nin yakın karanlık tarihi herhalde büyük ölçüde aydınlanır. 1993 yılının bir kısmı Susurluk, bir kısmı da JİTEM üzerinden çözülebilir. Son bir örnek daha vereyim. Ergenekon sanığı Osman Gürbüz...

    Bahar Kılıçgedik’in Taraf’ta çıkan haberine göre, Ergenekon sanığı DHKP-C’li Osman Gürbüz’ün adı İkinci İddianame’de de Gazi olaylarında tetiği ilk çeken kişi olarak geçiyor.

    Osman Gürbüz bir tetikçi... İlişkilere bakın... Geçmişte araba kazası yapıyor. Elinde Jandarma telsizi yardım istiyor. Onun kullandığı otomobil, Elazığ’da Mehmet Ağar’ın seçim kampanyasında kullanılıyor. Bütün bu iddialar ve ilişkiler ortaya çıkarılmalı. 1993 ve 2006, 2007 Türkiye’nin kodları çözülmeli ve yakın karanlık tarih aydınlatılmalı
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  2. #22
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Bir Görüş: ERGENEKON

    [b]YORUM

    Bugünkü anlamda Dava Dosyası Ergenekon Tıpkı Susurlukta olduğu gibi İki Mehmet'in Kavgasıdır.

    1 Numara veya 2 Numara işin magazinel boyutudur Ve tabir yerindeyse Devlet içinde Devlet Yapılanması gerçekleştiren bu yapının takım olarak organize olduğunu gördüğümüz için bugünkü sorumuz yada cevabımız değildir.
    Tabi ki bu denli gizli ve bazılarına göre ise bir o kadar aşikar olan bir yapının en üst'ünün güç saygınlık ve kontrol mekanizmasını nasıl kullandığını hatta yönlendirdiği çok önemli bir durumdur. Ancak daha ileri ki yazılarımızda ya da başka bir başlık altında değineceğiz. Tabi satır aralarına da dikkat diyoruz.

    Gerek iddianame gerek ergenekon konusunda uzun araştırmalar yapmış, eklediğimiz ve eklemeye devam edeceğimiz yazarlar'ın yazılarında şunu görüyoruz
    Son 20 yılda belki bu tarihi biraz daha geri götürebiliriz. iki ayrı derin yapılanma söz konusu...
    Bunlardan Biri "Batı Çalışma Grubu" ve 28 Şubat akabinde bu kadroyu tasfiye etmek isteyen "Avrasyacılar" Yani bugünkü anlamda "Ergenekon"..
    2004-2005 yıllarında açığa çıkarılan Darbe girişimleri ile bu iki grubun Yer altında temas ettiğini, saha elemanlarının ve kısmi olarak üst düzey yöneticilerinin bir ittifak'la birleştiğini görüyoruz.
    Ancak bugün Yapılan operasyon'un tamamen "Avrasyacılar" üzerine yoğunlaştırıldığı aşikardır.
    iki grup arasındaki kavga ve iktidar savaşları, AKP iktidarına karşı darbe girişimi, AKP-Amerika Müttefikliği ve Söz konusu kadronun Rusya ve Almanya ile yakın ilişkide olması... Ergenekon'un bugün dava dosyası haline gelmesindeki en büyük etkenlerdir.
    Tayyar'ın
    Alıntı Araf Nickli Üyeden Alıntı
    1998 yılı 30 ağustosta Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı emekli oldu. Onun emekli olmasıyla iki grup arasındaki iktidar çatışmasında güç dengesi Ergenekoncular lehine değişmeye başladı. Çünkü Karadayı’nın yerine Hüseyin Kıvrıkoğlu genelkurmay başkanı oldu. Kıvrıkoğlu, bir yıl, Karadayı’nın kendisine emanet ettiği kadrolarla çalıştı. 1999 ağustosundaki Şûra’da ise kendi damgasını vurdu.
    yukarıdaki olaya işareti üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur ve yaptığımız yorumumuzu desteklemektedir.

    Ayrıca Karanlık yapı içindeki iktidar çatışmaları ve çatırtılar
    yine tayyar'ın
    Alıntı Araf Nickli Üyeden Alıntı
    Kıbrıs’ta bir tören sırasında tribüne ateş açılmış ve Kıvrıkoğlu’nun önündeki sıralardan birinde oturan bir albay ölmüştü.

    Tatbikatı Özel Kuvvetler yapıyordu. Özel Kuvvetler, Genelkurmay Başkanlığı’na bağlıdır. Burası karanlık bir noktadır. Kıvrıkoğlu’nun genelkurmay başkanı oluncaya dek 1998 yılı boyunca hiç uçağa binmediği ve özel programlara katılmadığı anlatılır. Gerçi, aradan epey zaman geçtikten sonra 28 Şubat kadroları içinden Ergenekoncularla işbirliği yapanlar oldu. Mesela Genelkurmay Adli Müşaviri Erdal Şener... Aynı şekilde Susurluk’un içindeki bazı kadrolar da daha sonra Ergenekon’la işbirliği yaptılar. Mesela Veli Küçük, Sami Hoştan, İbrahim Şahin... Ama 28 Şubat’ın lider kadrosundan Çevik Bir bugün ortalıkta yok mesela...
    Noktasına dikkatleri çekerek bu düşüncemizi desteklemektedir
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  3. #23
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Bir Görüş: ERGENEKON

    FEHMİ KORU YAZISI

    İlhan Selçuk salıverildi, bana saldırılar ise devam ediyor. Çok ilginç bir dönemden geçtiğimizi artık hepimiz biliyoruz; özellikle de İlhan Selçuk, Doğu Perinçek ve Kemal Alemdaroğlu'nun 'Ergenekon operasyonu' kapsamında gözaltına alınmaları hepimizin gözünü açmış olmalı. Polisler evine geldiğinde çay ikramına nail olmuşlar İlhan Bey'in, savcılar da mahkemeye sevk etmeden kendisini salıvermişler.

    İlk gün yansıtıldığı kadar ayağa kalkmayı gerektirecek bir şey yokmuş sizin anlayacağınız...

    83 yaşındaki bir yazarın gecenin bir vakti evinden alınması hoş bir şey mi? Elbette değil. Daha nazik ve kamu vicdanını rencide etmeyecek bir yöntem bulunabilirdi. Gözaltının uzamaması, tutuklama ihtiyacı duyulmaması rahatlatıcı. Savcılar bilmek istediklerini öğrenmiş, ipuçlarını birbirine bağlayacak irtibatları kurabilmişler midir?

    Bilmiyorum. Tıpkı son günlerde yazılarıma sıkça konuk ettiğim İlhan Selçuk'un gözaltına alınacağını bilmediğim gibi. Tıpkı daha önce gözaltına alınanlarla ve bundan sonra alınabileceklerle ilgili hiçbir bilgim ve ilgim olmayışı gibi...

    Kendileri olsa bu durumdan yararlanmaya kalkışırlardı. Geçmişi hatırlayın: Yazarlarından bazıları politikacılar ve devlet görevlileriyle ilgili iddialarda bulunur, ısrarla işin peşini takip ederlerdi; sonunda göz altına alınırsa politikacı veya memur, "Bizim sayemizde" diye başlık atarlardı. Yaşa saygı da yoktur bunlarda; torun-torba sahibi nice insanı zindanlara attırdıkları için övündükleri bilinir...

    Yaşlı birini zor durumda görmek, yaşını başını almış kişi ne kadar yanlış işler yapmış olursa olsun, bizleri huzursuz eder. "İlhan Selçuk gözaltında" haberi beni çok mutsuz etti. Bir yandan bu mutsuzluğu, bir yandan da buna sebep olduğum iddiasının rahatsızlığını yaşattılar bana; esas kahrolduğum bu...

    İlhan Selçuk dikkatle izlenmeyi hak eden yazılar yazıyor. Ben de burada fırsat düşürüp yazdıklarını değerlendiriyorum. Sadece ben değil, medyada İlhan Selçuk'u yakın takibe almış pek çok meslektaş var, onlar da yazıp duruyorlar. O da kendisine takılanlara bazen cevap veriyor. Türk basınında bugüne kadar hep olduğu gibi.

    Birdenbire şunu anladık: İlhan Selçuk hakkında yazı yazılmaması gereken dokunulmaz biriymiş... Televizyon ekranlarından, "İlhan Selçuk'umuzu ihbar ettiler" diye bağıranlar herhalde bu kanaatte olmalılar. Ne yapmışım ben? İlhan Selçuk'la ilgili yazı yazma dışında? O yazılarda kendisinin yazdıklarının satır aralarını deşifre etmeye çalışmışım. Afedersiniz de, 'Ergenekon' gibi bir dosyayı elinde bulunduran savcı yazımı okuyup "Haydi, İlhan Selçuk'u da içeriye alayım" mı demiş oluyor?

    Ben yazıyormuşum, savcılar göz altına alıyormuş... Bunu iddia eden nasıl bir kafadır yahu?

    Aslında bu soruyu sormamam gerektiğini biliyorum. Çünkü bu tür olayların nasıl cereyan ettiğinin farkındayım. Durumdan vazife çıkarmak nedir, haberdarım. Gözaltıyla birlikte dikkatlerin bir-iki isim üzerinde yoğunlaştırılması elbette masum bir davranış değildi; masum olmadığı için de yukarıdaki sorularımı sorulmamış kabul edebilirsiniz.

    Biliyorsunuz, geçmişte Milli Güvenlik Kurulu'nda görev yapmış kuvvet komutanı düzeyindeki bazı subaylar emeklilik sonrası Cumhuriyet Gazetesi Vakfı yönetimine girdiler. Bunlardan biri Aytaç Yalman, diğeri Şener Eruygur... Şener Eruygur aynı zamanda Atatürkçü Düşünce Derneği'nin de başkanı. Bu arada yine eski komutanlardan Doğu Silahçıoğlu da Cumhuriyet'e yazılarıyla sürekli katkıda bulunuyor.

    İlhan Selçuk'un böyle bir dost çemberine rağmen gözaltına alınabilmesi esas hayret sebebi olmalı.

    Ergenekon konusu ne zaman açılsa hemen tepe yöneticiler akla gelir. 2 ve 3 numaranın isimlerinin baş harflerini bu konuyu yakından izleyen, kitap yazan bir meslektaş açıkladı; '1 numara' ise çok korkutucu biri olmalı ki kimse onun adını telâffuz edemiyor. Savcılar onu biliyor mu, yoksa gözaltına aldıklarından öğrenmeye çalıştıkları '1 numara' denilen kişinin kimliği mi?

    Şimdiye kadar hiç önemsemediğim bu konuyu şimdilerde kafama takmamın sebebi, İlhan Selçuk'un gözaltına alınmasıyla birlikte üzerime üzerime gelinmesini '1 numara' denilen kişinin orkestra şefliğine bağlamam. Onun yönlendirmesiyle sağa bakıp hizaya geçmiş olmalı saldırganlar... Bu sebeple benim için de önemli biri haline geldi artık '1 numara'...

    Doğu Perinçek de gözaltında, Kemal Alemdaroğlu da; kimsenin aldırdığı yok. 80'i aşmış olmayabilirler, ama onlar da yaşı kemale ermiş ve ismi duyulmuş kişiler... Salıverilmek şöyle dursun, gözaltı süreleri uzatılıyor da kimse sesini yükseltmiyor.

    Peki, bunun sebebini bilen var mı?"

    Not: Kemal Alemdaroğlu sabaha karşı serbest bırakılırken, Doğu Perinçek ise tutuklandı.
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  4. #24
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Bir Görüş: ERGENEKON


    Yine Ergenekon notları
    YİNE diyorum çünkü 16 Ocak günü de “Ergenekon Notları” diye yazmıştım. İki ucun hatasından bahsediyordum: Hatalardan biri, Ergenekon’u savunmak, soruşturmayı engellemeye çalışmak, darbecilik fikrine “bunlar bizden” psikolojisiyle destek vermekti.
    Öbür uçtaki hata, “İsmi geçen veya siyasi görüşleriyle ‘yakın’ sayılan herkesi ‘örgütlü’ gibi görmek, peşinen suçlu diye bakmak”tı...
    Yazıma şöyle devam etmiştim:
    “Bir kişi ordunun müdahalesini isteyen konuşmalar yapıyor olabilir, bu siyaseten korkunçtur ama suç değildir! Böyle bir kimseyi Ergenekon’la bağlantılı sayabilmek için siyasi duruş benzerliği yetmez. Aralarında ‘örgütsel bağ’ olduğunu gösterecek ciddi bulguların bulunması şarttır; düzenli toplantılar yapmak, birlikte karar almak, hiyerarşi içinde bulunmak, en azından sözel düzeyde ‘şiddet’ içermek gibi...”
    Böyle örgütsel ve eylemsel bağları ciddi olarak düşündüren “makul şüphe sebepleri” olmadıkça kişilerin evlerini, bürolarını aramak, gözaltına almak yanlıştır!

    Şüphe ne demek?
    Tam üç ay geçti, bugün aynı şeyleri tekrar yazma ihtiyacını duyuyorum. Çünkü son derece gerekli ve isabetli olan Ergenekon soruşturmasının aşırı yaygınlaştırıldığı şeklindeki kaygım azalmamış, artmıştır.
    En ufak bir şüphe halinde gözaltılar yapıldığı kaygısını taşıyorum. Halbuki kanun her şüpheyi geçerli saymıyor, “makul şüphe” tanımını yapıyor.
    “Şüphe” nihayet sübjektiftir. Düşüncelerini demokrasiye, laikliğe, ulusal bütünlüğe aykırı bulduğumuz kişi ve gruplar hakkında “Ne halt ediyorlar?” diye “şüphe”lerimiz olabilir!
    Hukuk, bu tür sübjektif şüpheleri ciddiye almaz! O kişinin suça bulaştığı konusunda “makul şüphe” yaratacak düzeyde somut olguların olup olmadığına bakar.
    Siyasi fikir benzerliği, yakın sosyal ilişkiler, hatta birlikte yasal eylemler yapmış olmak bile yetmez. İlişkilerin ve eylemlerin “örgütsel” olduğu konusunda “makul şüphe” yaratacak somut bulgular olması lazımdır.
    Ergenekon soruşturması elbette gereklidir, ancak “şüphe” kavramının fazla geniş yorumlandığı kaygısını taşıyorum. Halbuki ceza hukukunda kavramlar geniş değil, aksine, dar yorumlanır!

    Ölçülü olmak!
    Böyle kapsamlı ve ‘duyarlı’ bir soruşturmada “kuru” ile “yaş”ın birbirine karıştırıldığı duygusu toplumda yaygınlaşırsa, adalete güven sarsılır. “Kuru” da “yaş” da birlikte haksızlığa uğramış olarak görülür.
    Son örnek, darbeciliğe karşı olduğu için cumhuriyet mitinglerinde konuşturulmayan Türkân Saylan’ın evinde arama yapılmasıdır.
    Çok yakından tanıdığım Tijen Mergen diğer bir örnektir. Mergen’in siyasi tavrı bile yoktur. Sırf “Baba Beni Okula Gönder” kampanyası için ÇYDD ile yakın ilişkide bulunmuştur; bu da “makul şüphe”yi bırakın, sıradan bir şüphe konusu bile olamaz, olumlu bir sosyal çalışmadır.
    İşte bu yazımı noktalarken ÇYDD yöneticileri serbest bırakılıyordu. Tijen Mergen de serbest bırakılmıştı.
    Ama sabahın kör saatinde polisler evlerini aramış, gözaltına alıp iki gün “nezarethane”de tutmuşlardı!
    Eninde sonunda, adalete güvenelim dedim kendi kendime.
    Ama, gözaltısız bu sonuca ulaşılamaz mıydı?
    Elbette dosyaların içeriğini bilmiyorum. Ama ‘ölçü kaçıyor’ kaygısının yayıldığı gerçeğini ve ölçülü olmak zaruretini hatırlatmayı da gerekli buluyorum.

    Taha Akyol




    Bu da geçer, Ya Hû!

  5. #25
    ufi
    ufi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üye
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    30

    Standart Ergenekon



    Hayata dair bazı şeyler,bazen tek bir kareye sığabiliyor değil mi ?...

  6. #26
    ufi
    ufi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üye
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    30

    Standart Ergenekon

    Alıntı flu Nickli Üyeden Alıntı
    ERGENEKON'un açılımı tam nedir ben bilmiyorum, şayet bilen var ise burada paylaşsın ben kendi payıma çok memnun olacağım...

    -Her ne kadar yalanlanmaya çalışılsa da-28 Şubat sürecini içine sindiremeyen,
    birtakım kişilerin (!!???........ ) devlet içerisinde var olan derin devletin,yeni ve farklı bir bir şekilde örgütlenmiş modeline 2009,Nisan,16 .Saat 21:33 itibariyle Ergenekon Operasyanu denilmektedir "ufice"...yerse....

    Son gözaltılarla beraber yazmayayım,düşünmeyeyim susayım diyorum ama yine dayanamadım...
    Son üç gündür makaleler oluşturabilecek kadar bir sürü şey yazdım çizdim sanırım devam da edicem...Elim yazıya ciddi anlamda değse yularımdan boşanıcam ya... bakalım artık.






  7. #27
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart Dalga dalga ergenekon

    Ergenekon davası yeni dalgalarla devam ederken gündemi oluşturmayı da sürdüyor. İşte karikatürcülerin gözünden Ergenekon Davası'nın on ikinci dalgası...




    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  8. #28
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Ergenekon





    İki gazeteci daha cezaevinde

    ''Ergenekon'' soruşturmasında gözaltına alınan gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık tutuklama talebiyle mahkemeye sevkedildi. Nöbetçi mahkeme Şener ve Şık'ın tutuklanmalarına karar verdi.

    Güncelleme:06 Mart 2011 06:14
    Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındıktan sonra adliyeye çıkarılan gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık tutuklandılar.
    Nöbetçi mahkeme, Nedim Şener ve Ahmet Şık için "Ergenekon Terör Örgütüne üye olmak" suçundan tutuklama kararı verdi.Gazeteciler Şık ve Şener, Metris Cezaevi'ne gönderildi.
    Yazar İklim Bayraktar ve polis memuru Aydın Bıyıklı ise serbest bırakıldı.

    Nedim Şener ve Ahmet Şık dün saat 15.45’de Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirildi. İlk olarak Nedim Şener’in ifadesi alındı.

    NEDİM ŞENER YAKLAŞIK 5 SAAT SÜRDÜ

    Şener, saat 16.00’da Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’e ifade vermeye başladı. Gazeteci Şener’in ifadesi yaklaşık 5 saat sürdü. Şener’in ardından gazeteci Ahmet Şık ifade vermeye başladı. Şık’ın ifadesini de savcı Öz aldı.

    BAYRAKTAR İLE BIYIKLI SERBEST

    Savcılık sorguları öğlen saatlerinde biten Oda TV muhabiri İklim Bayraktar ve polis memuru Aydın Bıyıklı da kararın açıklanması için uzun süre bekledi. Bayraktar ile Bıyıklı savcılık sorgularının ardından serbest bıraktı.

    BIYIKLI: ADALETE GÜVENİYORDUK

    Serbest bırakıldıktan sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Aydın Bıyıklı, "Adalete güveniyorduk. Adalet yerine geldi. Adaletin yerine geleceğine, adaletin tecelli edeceğine inanıyorduk." diye konuştu.

    BAYRAKTAR: ADALET YERİNİ BULDU

    Oda TV çalışanı İklim Bayraktar ise,"Hiçbir şey söylemeyeceğim. Adalet yerini buldu. Oğlumu ve eşimi çok özledim. Onları üzdüğüm için çok üzgünüm. Oğluma sizin aracılığınızla, onu çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Onu çok ağlayarak bıraktım. Ailemi üzdüğüm için çok üzgünüm, istemeden ve elimde olmayan sebeplerden dolayı." dedi.

    BAYKAL’A ŞANTAJ İDDİALARI

    İklim Bayraktar, “Deniz Baykal’a şantaj iddialarına" yönelik soruya, "Öyle bir şey yok arkadaşlar. İnanın yok. Şantaj diye bir şey yok. Ne münasebet ya. Savcı bey ne sorması gerekiyorsa, onları sordu. Bütün cevaplarımı verdim." diye yanıt verdi.


    mynet



    Bu da geçer, Ya Hû!

  9. #29
    Paylaşımcı Üye errool - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eylül.2010
    Yaş
    45
    Mesajlar
    1.164

    Standart Cevap: Ergenekon

    şuan artık resmen bir kavram kargaşası hasıl oldu ve herşey birbirine karıştı. muhalif olmakla eleştirmekle ergenokoncu olmak hemen hemen aynı. hani demokrasi hani düşünce özgürlüğü. bir tarafa o özgürlük sınırsızca kullandırılırken ve hak olarak sunulurken eleştiremiyecekmiyiz dile getiremiyecekmiyiz. eli kalem tutan dili laf yapan herkesi atıyorlar içeri ama nereye kadarrrr diye sormadan da edemiyorum. şu satırları yazarken ben bile acaba yrın benide alırlarmı diye düşünüyorum açıkcası...allah sonunu hayır etsin
    Hatalarımla varım...


    Rabbim; Yüreğime Yüreğiyle Geleni Nasip Et...<!-- google_ad_section_end -->

Benzer Konular

  1. Çiçek Abbas Ergenekon Versiyon :)
    Konu Sahibi Sokak Şairi Forum Komedi ve Mizah
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 13.Mayıs.2010, 14:49
  2. Barnabas İncili, Ergenekon, Küçük, Vatikan İlişkileri
    Konu Sahibi Araf Forum Komplo Teorileri
    Cevap: 8
    Son Mesaj : 06.Nisan.2009, 14:52

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir instakip.com, dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, mehter takımı Perde , filmizle88, Ayetel Kürsi