Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 2 Toplam 3 Sayfadan BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu
Toplam 29 adet sonuctan sayfa basi 11 ile 20 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #11
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    62
    Mesajlar
    6.980

    Standart Bir Görüş: ERGENEKON

    BİR GÖRÜŞ


    Sevan Nişanyan

    (Taraf gazetesi HerTaraf sayfası 10 Şubat 2009)



    Ergenekon nedir?

    Ergenekon diye bir örgüt olduğunu sanmıyorum, varsa da ikincil bir mevzudur, yan kuruluştur.


    Ya bombalar, cinayetler, tehdit altında karar veren yüksek mahkemeler, talimatla yönlendirilen gazeteler?

    Örgüt açık ve seçik ortadadır, adı da bellidir, ancak yürürlükteki mevzuata göre telaffuz edilmesi suç teşkil eder.

    ‘Bir numara’ kim?

    Rütbeli ve rütbesiz çok üst düzey kişilere emir verebilen, yüksek mahkeme üyelerini ve gazete patronlarını, hatta belki bazı cumhurbaşkanlarını yönlendirme gücüne sahip olan biri olması lazım, mantıken.

    ‘Bir numara’yı ortaya çıkarabilecekler mi?

    2008 Temmuz ayının son günlerinde tüm gazetelerde ‘Bir Numara’yı tarif eden yazılar yazıldı, boş fotoğraf kareleri yayımlandı, hemen ertesi günü adının açıklanacağına dair kamuoyunda bir beklenti yaratıldı. “Muzaffer Tekin’e benzer ama bıyıksız, daha zayıf, Rumeli muhaciri tipli” bir başka tanınmış kişinin resimleri de aynı günlerde aynı gazete sayfalarında sık sık görülmekteydi. Sanırım kendisiyle bir pazarlık yapıldı. “Ergenekon” soruşturmasına zorluk çıkartmaması şartıyla kendisine ilişmeme sözü verildi, hatta kariyerinde ilerlemesi sağlandı.

    Bu ‘pazarlığa’ uyulacak mı peki?

    Zaman zaman duygusal olduğu anlaşılan çıkışlar yapmaktan kendini alamıyor olabilir. Belki de paniğe kapılıyordur. Fakat şu aşamaya kadar anlaşma yürür görünüyor. Feverandan ileri gelen yanlış adımlar atılmasa yürümemesi için bir neden yok gibi görünüyor.

    ‘Sonuna kadar’ gidemeyecekler öyleyse.

    ‘Sonuna kadar’ gitmek kimsenin işine gelmez. Ayrıca Türkiye’ye zarar verebilir. Kamu otoritesinin tamiri güç olacak bir şekilde zedelenmesine yol açabilir. Biliyorsunuz, güvenlik stratejisinde esas olan suçluyu yoketmek değil, tesirsiz hale getirmektir. Bir yere kadar belini kırdıktan sonra zeytin dalı uzatırsınız, sizin kontrolünüzde kalmak şartıyla yaşamasına, hatta kendini geçindirecek kadar ufak tefek işler yapmasına izin verirsiniz.

    Örgütün amacı askeri darbe miydi?

    Zaten iktidarda olan neden darbe yapsın ki? Bu kadar aptalca bir hata yapacaklarını sanmıyorum. 2002’de iktidara gelen hükümetin kendilerini tasfiye etmeye kararlı olduğunu anladılar. Dolayısıyla hükümeti etkisiz hale getirmeye, gerekirse bir dizi siyasi entrikayla iktidardan düşürmeye, hatta belki başbakanı ekarte etmeye teşebbüs ettiler.

    Ahmet Necdet Sezer?

    Sezer ilk cumhurbaşkanı seçildiğinde gayet aklı başında, demokrat, hatta muhalif bir kişilik tablosu çizdi. Göreve geldikten bir yıl kadar sonra adeta 180 derece döndü. Tanınmış bir seri katile devlet madalyası takarken, Türkiye’nin uluslararası arenada gururu olan bir yazarı istiskal etme yolunu seçti. Oysa Sezer’in kendi kişiliği itibariyle birincisinden tiksinecek, ikincisini takdir edecek biri olduğunu sanıyorum. Başına neler geldiğini ancak tahmin edebilirim. Emekli olduktan sonra, selefinin aksine, mutlak suskunluğa gömülmesini saygıyla karşılıyorum.

    Tasfiye kararını bu hükümet mi verdi?

    Hükümetin bu kadar muazzam boyutlu bir işe tek başına girişecek gücü ve cesareti var mıdır bilmem. Batıdan destek almış olmaları muhakkak görünüyor.

    Batı’nın amacı ne peki?

    Türkiye’yi medeni ülkeler ailesi içinde görmek istiyorlar. Bunun dünya dengeleri açısından çok önemli bir hedef olduğunu düşünüyorlar. İslam dünyasında eli yüzü düzgün tek demokrasi ve kayda değer bir ekonomik güç olan Türkiye’nin, çağdışı kalmış bir maceracı klik elinde belirsiz yerlere sürüklenmesinden korkuyorlar. 1945’te, 1968 sonrasında ve 1989’da dünya bambaşka ufuklara yelken açarken kendini yenilemeyi başaramayan Türkiye’nin artık bu kâbustan uyanmasını istiyorlar. 1930’lar faşizmine saplanıp kalmış bir Türkiye’yi Avrupa Birliğine dahil edemeyeceklerini, ona İslam dünyası için bir model ve lokomotif olma rolünü veremeyeceklerini görüyorlar.

    Emperyalizmin bir oyunu mu?

    Eğer emperyalizm ise, böyle emperyalizme can kurban. Bu ülkede yaşayan ve yaşamaya devam edecek 70 milyon insana bundan daha büyük bir iyilik yapamazlar. Üç çocuğum adına onlara teşekkür borçluyum.

    Daha kaç dalga gelir?

    Operasyonun başarıya ulaşması için daha en az iki, belki üç adım şart. Birincisi örgütün medya ayağını kırmaktır. Bunu yapmadan kamuoyunda dönüşüm lehine güçlü bir konsensus oluşturamazlar. Bu adımın nisbeten kolay bir adım olacağını düşünüyorum. İkincisi yargı kurumlarının temizlenmesidir. Adalet işlevini kaybederek siyasi bir örgüte dönüşmüş olan üst yargıya radikal bir müdahale olmadan sistemin yeniden işler hale getirilmesi imkânsız görünüyor.

    Üçüncüsü?

    Üçüncüsü en zorudur. Hrant Dink cinayetin aydınlatılması lazım. Bu cinayet, gerek dünya kamuoyu, gerek Türk toplumunun vicdanı açısından gerçek bir dönüm noktasıdır. Aydınlatıldığı takdirde eski düzenin vicdani dayanaklarının tartışılmaz ve geri dönülmez bir şekilde sarsılacağını sanıyorum.

    Neden zor peki?

    Hrant’ı valiliğe çağırıp tehdit ettiler. Türkiye’de İstanbul valisini kurye olarak kullanabilecek kaç kişi var? Başbakanla cumhurbaşkanını saymıyorum. İçişleri Bakanının da olayın içinde olduğunu sanmam. Geriye iki üç kişi kalıyor, isimleri bellidir. Yargıtay mensuplarını akı kara diye okumaya kim ikna edebilir? Yüz tane kafası traşlı gencin Hrant Dink Caddesinde (eski Halaskârgazi) gösteri yapmasını kim örgütleyebilir? Hürriyet gazetesi Hrant’ı vatan haini gösteren sekiz sütun manşeti kendiliğinden mi attı, yoksa Kerinçsizgillere mi kandı? Demin bir pazarlıktan söz ettim. Eğer öyle bir pazarlık varsa o pazarlığı bozmadan bu soruların cevabı verilebilir mi bilmiyorum. Ama Hrant cinayetini aydınlatmadan bu operasyonu tatmin edici bir sonuca bağlamak da zor. Çözümü güç bir ikilem olmalı. Çözmeye çalışanlara Allah kolaylık versin.

    Hükümet Ergenekon soruşturmasını kendi siyasi amaçları için kullanıyor olabilir mi?

    Böyle bir tehlike var tabii. İktidar tehlikeli bir oyundur. Hükümetin gizli bir gündem güttüğüne, “şeriat özlemi” içinde olduğuna zerrece inanmıyorum; hiç inanmadım. Ama iyi niyetle başlanan bir mücadele bile insanı bazen adım adım zulme, adaletsizliğe sürükleyebilir. Yağmurdan kaçarken doluya tutulma ihtimalini gözden ırak tutmamak lazım.

    Ergenekoncular cezalandırılacak mı?

    Bence zor. Bu kadar salkım saçak bir davayı sonuca nasıl bağlayabilirler merak ediyorum. Belki bilfiil cinayete bulaşmış birkaç kişi mahkûm olur, o kadar.

    Boşuna mı bunca heyecan peki?

    Amaç intikam almak değil ki? Ülkeyi bir beladan kurtarmak, bunca yıldır ufkunu karartan kâbustan uyandırmak. Bir gariban Tuncay Özkan veya memlekete o kadar hizmeti dokunmuş bir Bedrettin Dalan mahkûm olsa kim ne kazanacak. Mevkilerinden tepetaklak gelmeleri, bir süre tutuklu kalmaları ya da yurt dışında sürünmeleri bence yeterince cezadır. Belki akılları başlarına gelir, doğru yola dönerler.

  2. #12
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Bir Görüş: ERGENEKON

    Neşe Düzel - Şamil Tayyar Röportaj
    1.Bölüm

    ŞEMDİNLİ NEDİR?

    2005"te Şemdinli"de eski PKK"lı Seferi Yılmaz"ın kitapevi bombalandı, bir kişi öldü. Halk bombayı atan PKK itirafçısı Veysel Ateş ile astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz"i yakaladı. Van Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkları 39 yıla mahkum etti. Yargıtay bu kararı bozdu ve dava Askeri Mahkeme"de görüldü. Sanıklar tahliye oldu. Org. Büyükanıt, bombalamadan sonra Ali Kaya için "tanırım, iyi çocuktur" demişti.


    Siz, "Çeteler 1998"den itibaren uyandırıldı. Özellikle son beş yılda tavan yaptırıldı" diye yazdınız. Yakalanan çeteler daha önceden mi kurulmuştu?

    Bu çetelerin bir kısmı eski, bir kısmı yeni. Yeni olanlar 2004 yılından sonra kurduruldu. Mesela Vatanseverler, Kuvayi Milliye dernekleri hep 2005 yılında kuruldu. Adına, "derin devlet" veya "müesses nizam" deyin, belli merkezlerden yönlendiriliyor bunlar. Mesela Antalya"da bir fuhuş çetesi çıkıyor. "Eee güzel de, bunun da mı derin devletle alakası var kardeşim?" deniyor.

    Var mı peki?

    Evet, bu çetelerin önemli kısmının derin devletle bağlantısı var. Çünkü temel hedef ülkede kaos, güvensizlik, hukuksuzluk yaratmak. Üç, beş bağımsız adamın kurduğu çetenin bile derin devletle dolaylı olarak bağlantısı var. Sonuçta, o da ülkede hukuksuzluk, güvensizlik yaratıyor diye bu küçük çetelerin de faaliyetini sürdürmesine izin veriliyor.

    Gerçekten bütün çetelere hakim olan, onları yönetebilen, istediğinde "uyandırabilen" bir güç var mı?

    Kesinlikle var. Ama geçmişe göre amaca ulaşmakta biraz daha zorluk çekiyorlar. Çünkü artık yeni bir güç dengesi kuruldu. Eskiden faili meçhul olaylarda, cinayetlerde ilk aklımıza gelen MİT"ti. Sadece onun hem istihbarat hem operasyon yapma gücü vardı. "Bir şey olduğunda, bunu MİT yaptı" derdik. Terörle mücadelenin tırmandığı 1990"larda JİTEM"i konuşmaya başladık. Bugün ise MİT ve Jitem"in yanı sıra, Genelkurmay"a bağlı Özel Kuvvetler ve Emniyet var. Dışarıdan baktığınızda Hilmi Özkök, dört kuvvet komutanının 2004"teki "Sarıkız ve Ayışığı" isimli darbe planlarına karşı genelkurmay başkanı olarak tek başına direnmiş gibi görünüyor ama….

    Evet…

    Direnebilmesinin arkasında özel kuvvetler ve istihbarat gücü yatıyor. Deniz Kuvvetleri Komutanı olsaydı, Jandarma Komutanı"nın istihbarat ve operasyon gücüne karşı direnemezdi. bugün ise bu üç grubun karşısındaki en ciddi direnç noktası Emniyet. Susurluk"ta biraz sicili bozuktu ama… Eğer son yıllarda tırmandırılan çete faaliyetlerine rağmen hala AK Parti Hükümeti ayaktaysa ve hala bu parlamento açıksa, bunda Emniyet"in çok ciddi bir payı var.

    Niye?

    Çünkü bütün faaliyetler Emniyet tarafından izleniyor. Ve Başbakan"ın olan bitenlerden anında bilgisi oluyor. MİT Başkanı Şenkal Atasagun 2004 yılında Aytaç Yalman"a gidiyor, "Paşam, Şener Eruygur"la ( dönemin Jandarma Genel Komutanı) ilgili bazı kötü duyumlar alıyoruz. Lütfen onu uyarın. Herkesin olan bitenden haberi var" diyor. Herkes dediği aslında Başbakan. Olan biten de "darbe girişimleri". Nitekim bu bilgiler, bazı siyasi projelerin ertelenmesine neden oldu bence. Mesela Hükümet, Erkan Mumcu"nun hazırladığı YÖK Reformu"ndan vazgeçti. Kuran kurslarıyla ilgili çıkardığı bir yönetmeliği yürürlüğe koymadı. Kavganın en temel konularından biri olan Kıbrıs"ta ise Hükümet geri adım atmadı.

    "Çeteler son beş yılda tavan yaptı" diyorsunuz. Çeteler, AKP iktidarına karşı mı harekete geçirildi?


    Hem AK Parti Hükümeti"ne, hem de Avrupa Birliği projesine karşı çeteler tavan yaptı. Daha doğrusu AK Parti"yle AB bir araya gelince işin boyutu büyüdü.

    Çetelerin ne yapması bekleniyordu?

    Çeteler, Türkiye"de büyük bir kaotik ortam oluşturacaktı. Terörün tırmandığı, can ve mal güvenliğinin hiç kalmadığı, insanların düşüncelerinden, inançlarından dolayı öldürüldükleri bir ülke haline getirilecekti Türkiye. Sonuçta Türkiye içine kapanacaktı, demokratikleşme ve AB projesi duracaktı, hak ve özgürlükler kısıtlanacaktı. Asker yönetimde daha etkin olacaktı.

    Uyandırılan bu çeteler neden AKP"yi yıkacak askeri bir darbenin ortamını sağlayamadılar peki?

    Emniyet İstihbarat"ın bu süreçte çok organize çalışmasına bağlıyorum bunu ben. Eğer emniyet olmasaydı, Türkiye"de bir çok şey çok farklı gelişebilirdi. Son dokuz yılda 35 bin kişi organize suç örgütleriyle yapılan operasyonların sonucunda çete faaliyetinden gözaltına alındı. Bunlar fuhuş işinden organ ticaretine her işi yapıyorlar. Çünkü Ergenekon"un faaliyetlerini yürütebilmek için ciddi bir finansmana ihtiyacı var.

    Ergenekon”u hangi işyeri finanse ediyor?

    En büyük finansman uyuşturucu ve haraç, tahsilat çeteleri üzerinden sağlanıyor. İşadamlarından çok iyi besleniyorlar. Mesela Danıştay cinayetinin tetikçisi Alparslan Arslan aslında tipik bir mafya. İcra avukatıyım diyor ama birlikte çalıştığı ekiple çek, senet tahsilatı yapıyor. İşadamlarına şantaj da yapıyorlar. Mesela Danıştay davasının sanıklarından Osman Yıldırım kahve işletiyor gözüküyor ama tahsilat işleri yapıyor. "ATV"den beş milyon dolar alacağım var" diyor.

    Çete, dediğimizde nasıl bir örgütten söz ediyoruz? Siyasi bir örgüt mü yoksa adi suçlar da işleyen bir örgüt mü?

    Siyasi bir örgüt aslında. Kaynak sağlamak ve iç karışıklık yaratmak için adi cinayetler de işliyorlar ama… Bakın… Çeteler arasında en merkezi ve en ciddi yapılanma Ergenekon"dur. Ergenekon çok derin bir yapı aslında. Amerikan korku filmlerinde küçük böcekler olur. Öldürürsünüz ama onlar bir taraftan üremeye devam ederler ve sonunda yerin altından bir canavar çıkar. Ergenekon işte o büyük canavar. İrili ufaklı çeteler de onun kolları. Bu çeteler hücre bazında örgütlenmişler. Zaman zaman "tetikçi" kullanmışlar. Mesela Danıştay cinayetinde olduğu gibi… Tetiği çeken Alparslan Arslan tamamen Ergenekon"un bir uzantısı. Basın, "Ergenekon"un başı Veli Küçük" diyor. Hayır. O küçük bir eylem grubunun başı. Ergenekon"da ilk ona bile zor girer Veli Küçük. Zaten Ergenekon soruşturmasıyla sadece lobi gücü ortaya çıktı.

    Anlamadım…

    Ergenekon diye merkezi bir yapı var. Şu anda Ergenekon soruşturması kapsamında ismi geçenler ve yargılananlar, o merkezi Ergenekon yapısının içindeki isimler değil. Bunlar daha alt derecede, lobi faaliyetini yürüten, eylem yapan, finansman kaynağını sağlayan, belli yerlerle ilişkiler kuran, STK"lar kuran isimlerdir. yani Ergenekon"un bir alt grubu bunlar. Emniyet"in soruşturma kayıtlarında bunlar "lobi" diye geçiyor.

    Siz, bir yazınızda "Ergenekon"un bir numarası kim?" diye soruyorsunuz.
    Siz bir numaranın kim olduğunu biliyor musunuz?


    Biliyorum. Bu isim bana asla söylemem kaydıyla açıklandı. Ergenekon"la ilgili sadece eski bir bilgi verebiliyorum. 12 Eylül öncesinin bir numarası Turgut Sunalp"ti… Bugünün bir numarasını ona göre düşünün.

    Turgut Sunalp emekli olmadan önce genelkurmay İkinci Başkanı"ydı. 1983"te MDP"yi kurup özal"a karşı seçimlere girdi. Ergenekon"un adı o dönemde "kontrgerilla"ydı. Kontrgerillanın bir numarası Sunalp miydi?

    Evet. Bir numara olduğunda emekliydi. Zaten görevi aktif olarak devam eden hiçbir komutan Ergenekon"un yapısı içinde resmen yer almaz. Sadece destekleyicidir. Ergenekon illegal bir yapılanma. Deşifre olmaları halinde bunu izah edemezler. Onun için ede mekli olmadan Ergenekon"un başına geçmezler. Genelkurmay başkanının bir numara olduğunu düşünün… Daha ileride olur mu, olmaz mı bilemem bunu ama, görevdeyken mümkün değildir. Genelkurmay başkanı ya da kara kuvvetleri komutanı sıfatıyla bu faaliyetleri yürütemezsiniz.

    Ergenekon"un bugünkü bir numarası için, "İsminin baş harflerini versem hemen tanıyacaksınız" diyorsunuz. Kamuoyunda iyi tanınan birinden mi söz ediyoruz?

    Büyük ölçüde… Emekli bir orgeneral. Geçmişte çok üst düzey, çok ciddi bir görevi vardı. Bırakın soyadını, sadece isminin başharfini verseniz bile hemen tahmin edilirkim olduğu. Yakın tarihte orgeneral rütbesinden emekli olan paşaların sayısı zaten son derece sınırlı…

    Bir Numara konuşkan biri mi? Televizyonlarda görüyor muyuz onu?

    Televizyonlarda, sivil toplum örgütlerinin başında pek görmezsiniz. Çok ortalıkta biri değil.

    Bir numara nasıl seçiliyor?

    Belli aralıklarla yenileniyor bir numara. Çünkü devlet içerisinden daha fazla destek sağlayabilmesi için isminin, ilişkilerinin, gücünün ve nüfuzunun eskimemiş olması gerekiyor. Ki, aradığı zaman ona komutanım diyerek çok rahat hizmet verebilsinler ordu içindeki görevliler. Onbeş yıl önce emekli olmuş bir paşanın bu gücü kullanması çok zor.

    Ordunun içindeki üst rütbeli subaylar Ergenekon"un başındaki ismi bilirler mi?

    Önemli bir kısmının tahmin ettiğini düşünüyorum. Bakın…Yakın bir zamanda olmuş bir olayı anlatayım size. Bir numara Genelkurmay Başkanı"nın
    açıklamalarından çok fazla haz etmiyor. Açıklamanın yayınlandığı gazete küpurunu kesiyor ve altına kendi el yazısıyla, " Şu yanlış... Şu da yanlış… Böyle olması lazım" diye uyarı niteliğinde not düşüyor. Bu kupürün bir fotokopisini Genelkurmay"a Büyükanıt"a gönderiyor. Bu kupürün kendisine ulaşıp ulaşmadığını bilmiyorum ama ben, Bir Numara"nın Genelkurmay Başkanı"na el yazısıyla yaptığı uyarıyı gördüm.

    Ergenekon"un iki numarasının da D.S. rumuzlu emekli bir paşa olduğunu yazdınız siz. Hala aynı şahıs mı iki numara?

    Üç, beş ay içinde değişmediyse öyle. Onunla ilgili size şöyle bir anektot aktarabilirim. 28 Şubat sürecinden sonra Emniyet"in elindeki ağır silahlar ciddi tartışma konusu olmuştu. Genelkurmay İçişleri Bakanlığı"na bir yazı göndererek, o silahların iadesini istemişti. Emniyet daha sonra o silahları iade etti. O tarihte İki Numara, Mehmet Ağar"a bir gazeteci üzerinden, "Mehmet"e git söyle. Bir ülkede iki ordu birden olmaz. Tek ordu olur. Emniyet"teki tüm silahları teslim etsin. Yoksa neler olacağını kestiremeyiz" gibisinden çok tehditkar ifadeler içeren bir mesaj gönderdi. Mehmet Ağar galiba o sırada Adalet Bakanı"ydı. Bunu gazeteci Ağar"a söylüyor. Ağar da biraz küfürvari laflar ediyor ve gülerek, "O kendi işine baksın" diyor. Hiçbir yerde yayınlanmadı bu. Şu andaki İki Numara, orduda aktif görevdeyken de Ergenekon"a aktif olarak katkıda bulunmuş, içeriden en fazla desteği vermiş birisi.

    Sizin söylediğiniz iki emekli paşa Ergenekon"u kendi inisiyatifleriyle mi yönetiyorlar yoksa onlara da emir veren biri var mı?

    Politikaları tamamen kendileri oluşturuyorlar ve zaman zaman Genelkurmayla da ters düşebiliyorlar. Genelkurmay Başkanı"nın gücü inkar edilemez, son sözü o söyler ama… Alt birimlerin genel yapı içindeki rolleri dikkate alındığında Bir Numara"nın daha etkin olduğu süreçler de yaşandı. Mesela Hilmi Özkök döneminde Bir Numara daha etkindi.

    Siz, Ergenekon"un bir ve iki numaralarını bildiğinize göre, bunu başka birileri de biliyordur. Polis bunların kim olduğunu biliyor mu?

    Biliyor. Başbakan da mutlaka biliyor. Çünkü Başbakanı bu konularda periyodik olarak bilgilendirdiklerini düşünüyorum.

    Sizce bu emekli paşalar da yakalanacak mı? Yoksa onlar korunuyor mu?

    Yakalanacaklarını düşünmüyorum. Onları yargı önüne çıkaramazlar. onları yargı önüne çıkarabilecek hiç bir siyasi güç yok Türkiye"de bugün için.

    Korkarlar mı?

    Büyük ölçüde. Güç odaklarıyla zımni bir mutabakat olmadan Ergenekon"da bu aşamaya bile gelemezlerdi. Veli Küçük gözaltına alınmadan ve operasyon iin düğmeye basılmadan önce İstanbul Emniyet Müdürü Ankara"ya geldi, Başbakan"la ve içişleri Bakanı"yla görüştü. başbakan"ın yapın talimatından birkaç gün sonra çok gizli bir planlamayla operasyon başladı. "İçlerinde askerler var. veli Küçük var" diye Genelkurmay"a da hazırlıklarla ilgili dolaylı olarak bilgi verildiğini düşünüyorum. Aksi halde operasyonu yapamazlardı. Ergenekon operasyonu aslında bir safra ları atma operasyonudur. Bunlar çok fazla deşifre oldukları için Ergenekon bunları feda etti. Birazç da kurtulma projesi bu. Bu isimler kullanıldılar, misyonlarını büyük ölçüde tamamladılar ve çok fazla deşifre oldukları için feda edildiler. Eğer bu isimler faaliyete devam etselerdi, Ergenekon"un tepelerine doğru gitme ihtimali doğacaktı. Safraları attılar.

    Veli Küçük atılan safranın sizce en yüksek rütbelisi mi olacak?

    Evet. Şu anda gözüken o. Veli Küçük"ten daha ileriye doğru gideceğini sanmıyorum. Bakın… Veli Küçük"ün telefon konuşmalarından birçok şeyi görmek mümkün. Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Veli Küçük ve altıyla ilgili Emniyet"in elinde yedi bin sayfalık dinleme deşifresi var. Veli Küçük çok rahat konuşan ve birçok gazeteciyle de irtibatı olan bir isimdir. böyle bir isim zaten bu kadar derin bir yapılanmanın ckilit unsuru olamaz. Sadece belli konularda zaman zaman görev verilmiş ve o da icra etmiş olabilir. JİTEM"in kurucusu deniyor. Hayır. JİTEM asayiş bölge komutanı orgeneral Hulisi Sayın döneminde kuruldu. Emekli tuğgeneral Veli Küçük o sırada Cem Ersever gibi hareketin itici güçlerinden birisiydi. Daha çok eylemci biri.

    Ergenekon"la Susurluk"un bir bağı var mı?

    Bence bugün birlikteler ama… Susurluk 1995 döneminde çok bağımsız bir organizasyondu. . Susurluk"ta inisiyatif ağırlıklı olarak sivil unsurlardaydı. Susurluk, Emniyet"le MİT"in iç içe girdiği ve zaman zaman da JİTEM"den destek gördükleri, faili meçhul cinayetlerden uyuşturucuya her işe bulaşmış karmaşık bir üçlü yapıydı. Bunlar zaman zaman birbirlerine girdiler ve çatıştılar. Yeşil gibi kullandıkları itirafçılar vardı.

    Peki Ergenekon"la Susurluk bugün nasıl birlikteler?

    Dönemin Jandarma genel Komutanı Şener Eruygur ve kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman"ın başını çektiği Sarıkız ve Ayışığı adını verdikleri darbe projeleri 2004 sonunda yatınca ve iki paşa 2004 Ağustos"unda emekli olunca TSK"da denge biraz değişti. Darbe planına katılan deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları da 2005"te emekli olunca, darbe planları yapan yapı tamamen çöktü . Bu çevrelerde büyük bir hayal kırıklığı yaşandı ve 2005"ten itibaren yer altına inmeye başladılar. Yeraltına indiklerinde eski Susurluk uzantılarıyla karşılaştılar ve orada bir kutsal ititfak yaptılar. Eski örgütler biraz kış uykusuna yatmıştı, çok pasifize bir durumdalardı. Eski ekip bu yeni ekiple birlikte altta birleşip ittifak yapınca güçlerini artırdılar. Zaten geçmişte aralarında ideolojik manada akrabalık bağı olan gruplar bunlar. Kutsal ittifaklarını bayrak, vatan, Atatürkçülük, laiklik, ulusalcılık, Kızılelma, AB karşıtlığı, Ergenekon gibi kavramlar ve değerler üzerinden yeni ibr konsepte büründürdüler. 2005 ten itibaren güçleri arttı ve Türkiye"nin her tarafında harekete geçtiler. İlk ciddi çıkış noktalarından biri de Şemdinli oldu.

    Şemdinli Ergenekon çetesinin işi mi?

    Kesinlikle. Şemdinli Ergenekon"un bir eylemi. Çünkü Doğu ve Güneydoğu"da daha çok JİTEM, JİT ya da Türk İntikam Tugayı denilen TİT üzerinden faaliyete geçildi.Orta Anadolu ve Batı"da ise bu süreç vatansever örgütler, dernekler, vakıflar, STK"lar üzerinden yürütüldü. Ülkenin içini karıştırma, darbe ortamını hazırlama, Türkiye"yi AB"den, hukuktan ve demokratikleşmeden uzaklaştırma, içe kapatma projesinin en büyük parçalarından biridir Şemdinli. Şemdinli"de bölge halkıyla devlet karşı karşıya gelsin ve orada yanan ateş Türkiye"yi sarsın istendi. Bir düyşünün. Şemdinli olayı öncesinde hakkari"de 22 bombalama olayı yaşanıştı. Siz 9 Kasım 2005"teki Şemdinli olayından sonra orada hiçbir patlama duydunuz mu? Hayır.

    Niye hiç bombalama olayı olmadı?

    Çünkü adres deşifre edildi. mersin"de iki çocuğun bayrak yakma hadisesesi de 2005"te yaşandı. sonra 2006"da Nevruz kutlamalarında yaşananlar…. Sonra Mersinde büyük bir bayrak yürüyüşü yapıldı. "Vatanserverler"in örgütlediği bu yürüyüşten önce Kürtlere yönelik çok ağır ithamların yer aldığı bildiriler dağıtıldı Mersin"de. Bu derneğin yöneticilerinin telefon kayıtlarının hepsini inceledim ben.

    Bu konuşmalar Emniyet tarafından dinlenmiş mi?

    Evet, hepsinin kayıtları var. mesela yöneticilerden biri, "türkiye"nin her tarafından adam topladık oraya. Hatta dört bin askeri yürüttük, kimse farkına bile varmadı" diyor. Askerleri sivil kıyafetlerle yürütmüşler!

    Genelkurmay"ın bundan haberinin olmaması mümkün mü?

    Bilemiyorum. Bunlar devletin içinde çok uzantıları olan isimler.
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  3. #13
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Bir Görüş: ERGENEKON

    Ergenekon davası ve söz konusu örgütlenmeye dair bütün bilgilerimizi ve dikkatimizi çeken noktaları buradan paylaşırsak puzzle'ı birleştirebiliriz sanırım.

    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  4. #14
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Bir Görüş: ERGENEKON

    İKİNCİ BÖLÜM

    HİZBULLAH"I ERGENEKON KURDURDU

    NEŞE DÜZEL: Ergenekon askerler tarafından mı kontrol ediliyor?

    ŞAMİL TAYYAR: Eee tabii. Yapı ağırlıklı olarak emekli askerlerden oluşuyor. Ama sivil bağlantıları var. Mesela Ergenekon"la alt gruplar arasındaki bağlantıyı kuranlar emekli askerler olmayabilir. Burada sivil isimlerden yararlanıyorlar. Bunlar akademisyen olur, gazeteci olur. Yukarıdaki merkezi yapıyla yani Ergenekon"la hücre tipi yapılar arasındaki bağlantıları sağlıyor siviller.

    Niye askerler değil de siviller?

    Böyle olunca, hücreler deşifre olduğunda biz daha çok sivillerle karşılaşıyoruz. Bu yapının daha çok sivil olduğunu düşünüyoruz. Mesela Ergenekon soruşturmasında son olarak Doç. Dr. Ümit Sayın"ın ismi ortaya çıktı. Raporlar hazırlıyor. Genelkurmay"a dilekçeler veriyor. Türkiye"nin pek çok yerinden birçok emekli askerle, binbaşıyla, istihbaratçıyla mesajlaşıyor. MSM"leri yayınlandı. Bu mesajlarda onlara yol gösteriyor, direktifler veriyor.

    Üstten aldığı direktifleri alta mı ulaştırıyor aslında?

    Tabii. Doç. Ümit Sayın bu süreçte ciddi rolü var. Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol"un da öyle. Derecesi, emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin"den çok daha üstte bence. Bazen de işler çok karışabiliyor. Mesela Hrant Dink cinayetinde "büyük abi" denilen Erhan Tuncel hem Emniyet"e muhbirlik yapmış hem de MİT"le çalışmış. Anlayacağınız aynı ismi Erhan Tuncel"de olduğu gibi birden fazla kanal kullanabiliyor.

    Hrant Dink"in öldürülmesinde Ergenekon"un payı var mı?

    Var bence. Velik Küçük en alttaki isimleri tanamıyabilir ama aradaki köprü ismi tanır. Danıştay davasında da öyle… Sanıklarından bir tanesi sarhoş, diğeri uyuşturucu bağımlısı. Zaten bütün bu tetikçiler yukarıyı bilmezler. Sadece onlara üç kuruş para ve kimlik verirsiniz ve bu çocukları bunları kullanırsınız. Nitekim Danıştay Davası"nın sanıkları da "bize para verildi" diyorlar.

    Ergenekon"un yapısı ağırlıklı olarak emekli askerlerden oluşuyor dediniz. Peki Ergenekon"un uzantıları emniyet içinde de yok mu?

    Uzantıları Emniyet içinde de var. Emniyet de çok homojen bir yapıya sahip değil. Emniyet"in içinde farklı gruplar var… Devletin diğer katmanlarıyla irtibata geçmiş isimler var... Ergenekon olayında da hepsi bir bütün olarak hareket etmiyorlar. Hrant Dink ve Malatya cinayetlerinin dosyalarına baktığınızda bunu görüyorsunuz zaten.

    Ne görüyoruz?

    Malatya"da Misyonerlerin boğazını kesen Emre Günaydın için diğer sanıklar, "Emniyet"le ilişkilerim çok iyi diyordu. Biz ondan korkuyorduk" diyorlar… Bütün bu dosyaları okuduğumda uykularım kaçtı. Birkaç gün kendime gelemedim. Neyin çıkacağını bilemiyorsunuz. Aklıma mukayyet olmak istiyorum. Çok karanlık, çok…

    Jandarma komutanı Eşref Bitlis"in ölümünde yani uçağının düşmesinde Ergenekon"un payı var mı sizce?

    Olabilir. Jandarma Genel komutanıyken uçağı düştü ve öldü. Eşref Bitlis"le ilgili söylenen genel şey şudur. Bitlis"in Kürt sorunuyla ilgili düşüncelerinin ordu içindeki yaygın kanaatten biraz farklı olduğu anlatılır hep. O tarihte Eşref Bitlis de Turgut Özal gibi, Kürt sorununun sadece silahlı mücadeleyle çözülemeyeceğini düşünüyor. Siyasi ve sosyal çözümler de üretilmesini istiyor. Özal"ın da aynı proje kapsamında öldürüldüğü tezi çok yaygın. Buna ister derin devlet deyin, ister müesses nizam deyin, ister Ergenekon deyin, bu hakim güç, devlet içerisinde bu projeyi yaşama koydu.

    Ergenekon tam olarak ne zaman kuruldu sizce?

    Bugünkü formatıyla kökleri, Türkiye"nin NATO üyesi olduğu 1950"lere kadar uzansa da…. Bu virüs, cumhuriyet tarihinden de eski olabilir ve İttihat Terakki"ye kadar gidebilir. 1950"den önce de devlet içinde durumdan vazife çıkarıp harekete geçen yapılar vardı. Cumhuriyet"in ilk yıllarındaki bazı faili meçhul cinayetler, 1943"teki orgeneral Mustafa Muğlalı hadisesi böyledir. Van"ın Özalp İlçesi"ne bağlı Kukur Deresi"nde 33 vatandaş elleri arkadan bağlanarak kurşuna dizildi ama Mustafa Muğlalı"ya uzun yıllar kimse dokunamadı.

    NATO üyeliğinden sonra Türkiye"de kurulan "kontrgerilla"nın parasını Amerika"nın verdiği ve bu yapıyı Alparslan Türkeş"e kurdurduğu söylenmez mi?

    Bu yapının kurucusunu bilemem ama Türkeş bir dönem bu işin çok önemli ayaklarından biri. Türkeş"in bu yapının kurucusu olma ihtimali yüksek ama şu kesin olarak söylenebilir. Onun bu yapıyı güçlendirdiği ve en ciddi teorisyenlerinden biri olduğu söylenebilir. Bir de şu var. Mahir Kaynak, "derin devlet" dememek lazım, bunlar birer çete diyor.

    Bu ne anlama geliyor?

    "Derin devlet yoktur, bunlar çetedir" demek, işi biraz basite indirgemek oluyor. "Her devletin kendi genetik kodlarını korumak için böyle özel yapılara ihtiyacı olabilir" mantığıyla bunu söylüyorlar ama… Çağdaş demokrasilerde illegal yapıları kabul etmek mümkün değil. Berlin duvarının yıkılmasıyla bütün NATO ülkeleri bu yapıyı tasfiye ettiler. Bizde ise devam ediyor.

    Ergenekon operasyonunu başlatma ve sürdürme cesaretini ve başarısını gösterdiğini söylediğiniz AKP, Ergenekon"un en büyük eylemlerinden biri olduğuna dikkat çektiğiniz Şemdinli hadisesinin üstünü örttü. Hatta Meclis Araştırma Komisyonu"nun hazırladığı raporu bile Meclis"te görüştürmedi. AKP Hükümeti Şemdinli"yi niye kapattı sizce? Bir pazarlık mı yaptı?

    Pazarlık olduğunu düşünmüyorum. AKP gerçek manada 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra güç kullanmaya başladı. Bakın 12 Eylül 2006"da Diyarbakır"da otobüs durağına yakın bir yerde büyük bir patlama oldu. Yedisi çocuk on bir kişi öldü. Bunun PKK eylemi olduğu söylendi. Bence bu da aynı Şemdinli gibi Ergenekon uzantısı bir eylemdir.

    Neye dayanarak söylüyorsunuz bunu?

    Bazen eylemlerde kullanılan bomba düzeneklerinden hareketle o eylemi PKK"nın yaptığı söyleniyor ama… Şu da unutulmasın. PKK"ya yönelik k operasyonlarda çok sayıda bu tür düzenekler ele geçiriliyor. Bu bombaların imha edilmesi gerekiyor. Ama Ümraniye operasyonunda da görüldü, bunlar imha edilmeyip illegal işlerde kullanılıyor. Sonra rahatlıkla eylemi PKK yaptı denebiliyor.

    Bülent Orakoğlu Abdullah Öcalan"ın Ergenekon üyesi olduğunu söyledi. PKK"yı Ergenekon mu kurdurdu?

    1978"de Öcalan"a PKK"yı MİT"in kurdurduğu çok yaygın olarak söyleniyor. 1970"lerin başında siyasal"da birinci sınıfta okurken Öcalan gözaltına alındığında dönemin askeri savcısı Baki Tuğ, Öcalan"la ilgili çok ağır bir ididaname hazırladı ama dava sürecinde o iddianameyi değiştirdi. Ve Öcalan için üç ay hapis cezası talep etti. 1983"te Abdullah Öcalan"ın eşi Kesire Öcalan"ın Beka Vadisi"nden helikopterle alınarak Dicle Üniversitesine getirildiği söyleniyor. Dönemin diğer güçlü Kürt örgütlerine karşı ortaya çıkarılmış bir örgüttü PKK o zaman. Zaten 1978"de 28 Kürt örgüt vardı ve PKK"nın esamisi okunmuyordu. Ancak 1983"ten itibaren devletle bağlantı koptu ve PKK yabancı istihbarat örgütlerinin eline geçti. 1984"ten itibaren onlar tarafından büyütüldü ve kontrolden çıktı. O zaman da PKK"nın karşısına Hizbullah"ı çıkardılar. Hizbullah, derin devletin PKK karşısındaki örgütlenmesidir.

    Hizbullah Ergenekon"un parçası mıdır?

    Evet. Kesinlikle. O kullanıyor Hizbullah"ı.

    Peki Hizbullah son dönemde uyandırılıyor mu?

    MİT Müsteşarı Emre Taner"in bazı milletvekillerine verdiği özel brifingdeki ifadelerine bakarsak…. 2005-2006"da Hizbullah"ta çok ciddi bir hareketlenme var. Hizbullah da uyandırılıyor. İç karışıklık, kaos hedefine hizmet etmesi ve ed darbe ortamının yaratılması istenmiş olabilir.

    Siz iki yıl önce Selçuk üniversitesinden bazı öğretim görevlileriyle öğrencilerin Kıbrıs"ta ve Davutpaşa Kışlası"na eğitime götürüldüğünü de yazdınız. Ne eğitimi gördü o insanlar?

    Şimdi Yıldız Üniversitesi"ne devredilmiş çok büyük bir alan bu. Ergenekon soruşturmasından öğreniyoruz ki…. Bunlar bomba yapmayı, silah kullanmayı ve bazı eylem şekillerini öğreniyorlar. Bir gün bu gençlerden biri ayağında kurşun yarasıyla üniversiteye dönüyor. Demek ki orada atış yapıyorlar. Veli Küçük"ün de çiftlik evinin zaman zaman poligon olarak kullanıldığı biliniyor. Anadolu"nun çeşitli yerlerinden gelmiş dar gelirli üniversite öğrencilerini zaman içinde tetikçi olarak da kullanabilirler. Ergenekon, yıllardır üniversitelerde çalışıyormuş.

    Kim eğitti bu çocukları?

    Ergenekon…. Bazen eğitenler emekli askerler çıkıyor. Mesela Ümraniye soruşturmasındaki gibi emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin çıkıyor.

    Gençlerin ne amaçla eğitildiklerini biliyor musunuz?

    Bunlar bulundukları yerlerde ortalığı karıştırabilirler. Mesela TAYAD"lıların bir eyleminde bir linç girişimi düzenlemek gerekiyor… Ya da insanların korkutulması ya da uyarılması için evlerinin önüne, arabasının yanına bomba konulması, küçük ölçekli saldırılar düzenlenmek isteniyor… Ya da Hrant Dink cinayeti, Malatya katliamı gibi eylemler yaptırılıyor bunlara…

    Malatya katliamını Ergenekon mu yaptı?

    Tabii… Kesinlikle… 2002 -2007 arasındaki ne kadar böyle provokatif hadise varsa, bunların üç aşağı beş yukarı, yaklaşık tamamı Ergenekon"un operasyonudur.

    Peki Necip Hablemitoğlu cinayeti de mi Ergekon"un işi?

    Ergenekon tarafından yapıldığına dair bir takım ipuçları ve soru işaretleri var. Necip Hablemitoğlu laik, Atatürkçü kesimin önemsediği isimlerden biriydi. Topluma bir mesaj vermek amacıyla 2001 yılında öldürüldü. O dönem AKP"nin güçlenmeye başladığı bir süreçti. . "Dincilerin egemen olduğu atmosfer şiddet ve koru üretmeye başladı" mesajını vermek istemiş olabilirler. Böylece muhafazakar yapı üzerinde baskı kurmak için bu eylemi planlamış olabilirler. Bakın…. Cumhuriyet Gazetesi"nin bombalanması, Danıştay saldırısı, Rahip Santoro cinayeti, Hrant Dink suikastı, Malatya misyoner katliamı, 2006"daki Diyarbakır bombalaması, Dağlıca saldırısından sonra Bursa"daki Kürt vatandaşların işyerlerine yönelik hadiseler…

    Hepsi Ergenekon"un işi mi?

    Evet… Hepsi Ergenekon"un operasyonudur. Eylemi yapanlar birbirlerinden bağımsız olabilirler, birbirlerini tanımayabilirler ama… Bütün bunlar, bir merkezden farklı yerlerden harekete geçirilerek yönlendirildiler. Malatya dosyasına baktığınızda çok sayıda emekli askerin ismini görüyorsunuz. JİTEM"in, Emniyet"in, MİT"in kullandığı muhbirlere rastlıyorsunuz. Biz
    çok tehlikeli, çok büyük bir hukuk dışı yapıyla karşı karşıyayız.. Geçen yıl İzmir"de İbrahim Çiftçi diye bir adam bir lokalda otururken biri geliyor ve üstüne el bambası atıyor. Çiftçi ölüyor. O zaman bu olay pek konuşulmadı. Şimdi bakıyorsunuz….

    Evet…. Neyle karşılaşıyoruz şimdi?

    O el bombası Ümraniye"de ele geçirilen el bombalarıyla aynı seriden çıkıyor. İbrahim Çiftçmafyayla bağlanhtılı biri. (Necip Hablemitoğlu"nun öldürülmesi işini bir dönem bana verdiler, ben kabul etmedim" diye sağda solda konuşmuş. Bunu uyarmışlar. Sonra da bir el bombasıyla öldürülüyor. Eskişehir"de de el bombaları çıktı. Makine Kimya"nın 1977, 1978, 1984 ve 1985 tarihlerinde kara Kuvvetleri Komutanlığı için ürettiği bombalar bunlar. Orduya ait el bombaları bunlar. Bunların hepsinin belgeleri Emniyet"in hazırladığı dava dosyalarında var. Ben şöyle düşünüyorum. Değişik operasyonlarda kullanıldıkları ifade edilerek kayıttan düşülen ve daha sonra böyle illegal operasyonlar yapmak için bir yerlere stoklanan el bombaları bunlar.
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  5. #15
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Bir Görüş: ERGENEKON

    3. BÖLÜM

    ÇETENİN KABUS GÜNÜ


    Star Gazetesi"ndeki köşenizde siz, Ankara"da şehir merkezine uzakta bir yerde geçen hafta Perşembe günü sürpriz bir görüşme yapıldığını yazdınız. 13 Şubat"ı iple çekiyorum dediniz. Ve bugün 13 Şubat. Kim, kiminle, nerede, neyi görüştü?

    Görüşmenin yapıldığı yer Sincan Cezaevi. Konu Danıştay Davası. Görüşülen kişi, Sincan Davası"nın sanıkların biri. Görüşen kişi bir avukat.  Yani sırlar odasındaki bu sürpriz konuşma, Sincan cezaevinde Danıştay Davası"nın bir sanığıyla bir avukat arasında yapıldı.

    13 Şubat"ı yani bugünü niye iple çektiniz peki?

    13 Şubat Danıştay davasının karar günü. Eğer tekrar ertelenmezse bugaün karar verilecek. Danıştay davası"nın iddianamesi tamamen türban çetesinin eylemi olarak şekillendirildi. Ancak sanıkların ifadelerine ve son Ergenekon dosyasına baktığımızda Danıştay saldırısı hiç de öyle dini bir eylemmiş gibi gözükmüyor. Ve şimdi Danıştay davasının dokuz sanığından biri konuşmayı düşünüyor. Bu sanık geçen Perşembe günü bir avukatla görüştü.

    Ne görüştü?

    Bu odada yapılan konuşmalar, sorulan sorulara verilen cevaplar  Ergenekon"a kadar uzanabilir. Danıştay Davası"nın tetikçisi Alpaslan Aslan olaydan hemen sonra yakalandı ve hiç konuşmadı. Cumhuriyet Gazetesi"ne atılan bombaları kimden aldığını da söylemedi. Sorgusunda, "Ben zaten birkaç gün sonra serbest kalacağım. Çünkü Darbe olacak" gibi laflar etti. Sonra Sincan cezaevine konuldu. Kırk gün sonra "ben konuşmak istiyorum" diye bir dilekçe verdi. "Benim liderim Salih Kunter" dedi. Salih Kunter 80 yaşlarında muhafazakar bir adam. Aslan"ın verdiği ikinci isim Süleyman Esen oldu. O da muhafazakar bir avukat. Bir anda davanın seyri değişti.

    Nasıl değişti?

    Bu iki şahsın adı daha önce hiçbir yerde geçmemişti. Hemen yeni bir iddianame hazırlandı ve "Bu üç kişi türban kararıyla ilgili olarak Danıştay"a dini bir eylem düzenlediler" denildi. Oysa o zaman Danıştay baskınıyla bağlantılı olarak şüpheliler arasında adı geçen ama haklarında dava açılmayan emekli asker Muzaffer Tekin gibi isimler bugün Ergenekon davasında yargılanıyorlar. Oysa Muzaffer tekin"le Alpaslan Aslan"ın organik ilişkileri var. İkisi Doğuş Faktoring"in ortakları. Muzaffer Tekin"le ilgili yapılan aramada günyesi çekilmiş iki el bombası bulundu. bunlar Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların seri numaralarıyla aynı. İşte şimdi Danıştay sanıklarından biri
    konuşmayı düşünüyor.


    Peki bu sanık avukata neler söyledi?

    Necip Hablemitoğlu"nu Ergenekon"un öldürdüğünü ileri sürüyor bu sanık. Bu tip soruların hepsini cevaplıyor. Cumhuriyet gazetesine bomba atılmadan birkaç gün önce 27 Nisan 2006"da İstanbul"da Ataşehir"de Veli Küçük"ün de katıldığı büyük bir toplantı yapıldığını ve bombanın atılmasına o toplantıda karar verildiğini iddia ediyor. Bunlar, üzerine gidilmesi gereken ağır iddialar. Tabii bir sanığın hezeyanları da olabilir. Ama üzerine gidilmesi gerekir. Eğer bu sanık konuşursa Danıştay davasının seyri değişebilir.Ama Danıştay Davası sanıklarının cezaevinde yalız değiller. Devamlı ziyaretçileri var.

    Nasıl?

    Sürekli kontrol altındalar. Birileri gidiyor, hep onlarla konuşuyor. Bu sanığı baskı yapılabilir. Mesela Danıştay tetikçisi Alpaslan Aslan"ın da sürekli ziyaretçisi oluyormuş. Hatta bazen Aslan"ın cezaevi dışına çıkarıldığı da söyleniyor. Aslan"ın tüm ziyaretçilerinin bir dökümü çıkarılsa, bazı ipuçları bulunur. Yakalandığı andan itibaren ceza evinde onu kimler ziyaret etti, ne kadar süreyle ne konuştular?  Bunların hepsi kayıt altındadır ama…

    Devletin dört tane istihbarat teşkilatı var. Bunu bilmiyorlar mı?

    Ziyarete gidenlerin bir kısmı zaten onlar.

    Siz Ergenekon"un yıllardır üniversitelerde çalıştığını söylüyorsunuz. Ergenekon üyesi akademisyen çok var mı?

    Hatırı sayılır ölçüde her üniversitede vardır. Medyada da var. Yüksek tirajlı ve etkin her gazetede bağlantılı oldukları bir isim vardır. Ergenekon pisikolojik harekat yürütüyor. Nitekim dosyalara baktığınızda, medyayı da, dernek, vakıf, sendika gibi Sivil Toplum Örgülerini de, üniversiteleri de kullanıyorlar. Mesela Doç. Dr. Ümit Sayın deşifre oldu son operasyonda. Üniversitelerde Doç. Sayın gibileri mutlaka var.
               
    Ergenekon"un 2009 yılında darbe planladığı söylendi. Neden 2009 sizce?

    2004"teki darbe planları gerçekleşmeyince 2005"ten itibaren yeraltına indiler bunlar. Yeraltında Susurluk uzantılarıyla karşılaştılar ve onlarla bir kutsal ittifak yaptılar. Amaçları 2009 yılı için planladıkları darbenin alt yapısını oluşturmaktı. Çünkü 2004"te de görüldü ki, artık tepeden bir darbe yapma imkanı kalmamıştı. Bunun içir bir darbenin alt yapısını, darbenin ortamını hazırlamaya çalıştılar. İşte o zaman Türk Silahlı Kuvvetleri"ndeki komuta kademesi darbeyi istemese bile, onlara göre ortam oluştuğunda buna kayıtsız kalamayacaktı. Ama Yaşar Büyükanıt onlar için büyük hayal kırıklığı oldu.
    Genelkurmay başkanı Org. Büyükanıt  2008"de emekli oluyor. Yerine Kara Kuvvetleri Komutanı orgeneral İlker Başbuğ geliyor. Darbenin alt yapısını ve ortamını hazırlayıp, acaba onun döneminde böyle bir senaryoyu realize edebilir miyiz diye 2009"u düşünüyorlar. 30 Ağustos 2008"den sonraki beş altı aylık bir hazırlık devresinden sonra 2009"da bir darbe planlıyorlar. Ama onların uzun vadeli hedefi 2023"tür. 2023 yapılanması var bunların.

    2023 mü? Ne anlamalıyım bundan?

    Cumhuriyet"in 100"üncü yıl dönümünde, bütün düşmanlardan ve hainlerden arınmış bir Türkiye hedefi bu.

    Kendilerinden olmayan, kendileri gibi düşünmeyen herkesi hain ve düşman olarak tanımladıklarına bakılırsa. buradaki arınma" kelimesi, bütün bu insanları öldürme, tasfiye etme anlamına mı geliyor?

    Bunların en azından sindirildiği, kiminin de öldürüldüğü ya da cezaevine konduğu ve yönetimine kendilerinin egemen oldukları bir Türkiye hedefleniyor. Bu çok kanlı bir eylem planı. Murat Belge"nin size söylediği, "Kıyamet gibi kan akacaktı" öngörüsü kesinlikle doğru. Milis hareketlerinin oluşturulması için hazırlanmış şematik yapılar ve dokümanlar var Emniyet"in elinde. Bu çok kanlı bir eylem planı.  2009 önemli bir adım ama… Asıl hedef 2023. Bu oyunu bozmak gerekiyor.

    Sizce bütün çeteler ve onların yöneticileri ortaya çıkarılacak mı?

    Mümkün değil… Ergenekon denilen yapı ancak Türkiye Avrupa Birliği"ne girdikten sonra tasfiye edilebilir belki. Hukukun her şeyin üstünde olduğu, demokratik mekanizmaların tıkır tıkın işlediği şeffaf bir yapıda, bu tür yapılanmalar yaşayamaz. O zaman da çok büyük operasyonlara gerek kalmaksınız bunlar kendi kendilerine tasfiye olabilirler.

    En üst nokta olarak ancak Veli Küçük"e kadar uzanabilen bir Ergenekon soruşturması Ergenekon yapılanmasını bitirir mi bu ülkede?

    Bitirmez.

    Bu durumda tehlike devam edecek demektir, öyle mi?

    Tehlike geçmedi ama direnç göstermek ve oyunlarını bozmak gerekiyor.

    Nokta Dergisi daha önce yapılan darbe hazırlıklarından söz etmişti. Bu 2009 planı, o hazırlıkların bir sonucu mu?

    2004 teki iki darbe planı vardı. O plan yatınca, darbe planını 2009 yılı diye revize ettiler.

    Sizce Ergenekon örgütünün ortaya çıkarılan kısmı dışında hala aktif üyeleri var mı aramızda?

    Onlara güç pompalayan ciddi bir grup var. Ve bunlar ağırlıklı olarak istihbarat ve operasyonel gücü kullanan kesimler.

    Sizce bütün çeteler ve onların yöneticileri ortaya çıkarılacak mı?

    Mümkün değil. Ama şunu söyleyeyim… Bugüne kadar çıkarılanlarda kendi iç çatışmalarının ve bunun sonucunda yazılan ihbar mektuplarının payı çok büyük. Mesela Sarıkız darbesinin deşifre eden Başbakan"a gönderilen bir ihbar mektubu. Emekli bir albay, " ben de bu işin içinde bulundum. Dikkat edin böyle böyle hazırlıklar var diye yazıyor. Aynı şekilde Vatansever Güçbirliği Hareketi de bir ihbar mektubuyla deşifre oluyor.

    Söyleşi: Neşe Düzel
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  6. #16
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Bir Görüş: ERGENEKON

    İddia:
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  7. #17
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Bir Görüş: ERGENEKON

    Şamil Tayyar'a ait Operasyon Ergenekon bölümünden bir alıntıdır.
    GELECEĞİN BİR NUMARASI HAREKETE GEÇİYOR
    GİZLİ PLAN DEŞİFRE OLDU
    Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Erkut Ersoy'un evinden şok bir belge çıktı. Belgeye göre Lobi'nin ne amaçla kurulduğu ve alt çeteleri anlatılıyor.

    Kuvva-i Milliye Derneği'nin alt birimi olarak faaliyet gösteren Özel Büro'nun başkanı Erkut Ersoy'un evinde yapılan aramada, "Ergenekon'un Bağlı Lobi'nin Belgesi" başlıklı bir belge bulundu. Ersoy'un Özel Büro üyelerine mail olarak gönderdiği ve Ergenekon'un Lobi örgütlenmesini ortaya koyan "Çok Gizli" belgede, Lobi'nin 9 birimden oluştuğu ve departmanların Ergenekon tarafından merkez üyeliğine atanmış, güvenilir beş sivilin yönetileceği anlatılıyor.

    GİZLİ ÖRGÜT PROJESİYMİŞ

    Belgede analiz kısmında ise şu ifadeler yer alıyor: "1999 yılında bir grup şahin generalimizin hazırladığı LOBİ tasarısı, ekte gönderdiğim "ÇOK GİZLİ" belgede açıklanan Ergenekon'un çatısı altında kurulacak bir 'gizli örgüt' projesiydi. Kamuoyunda ismi ilk kez duyulan LOBİ, Şemdinli, Cumhuriyet Gazetesi ve Danıştay Saldırısı, VKGB, Sauna, Bursa, Atabeyler ve henüz açığa çıkan ve çıkmayanı ile onlarca çetenin perde arkası kuruluşudur." Lobi belgesinde, Piyade Kurmay Yarbay xx imzası ile Ergenekon ve Lobi'nin analizi yer alıyor. "Lobi adı verilen bu proje ve saklı yapılanma, 'Ergenekon'un denetiminde ve gizli olarak' yürütülecekti" denilen belgede, şunlar ifade ediliyor:

    GELECEĞİN BİR NUMARASI

    "Proje sahipleri ancak ve ancak Lobi isimli bu gizli örgüt sayesinde milli birlik ve bütünlüğün sağlanabileceğini aksi halde gençliğin sahipsiz kaldığı ve Türk halkının dış istihbarat teşkilatlarının oyuncağı olduğu düşüncesindeydi. Türkiye'de hava yumuşadıkça tasarı daha az gündeme geldi. Ö. Şahin bazı paşaların emekli olması ile birlikte Lobi Tasarısı iyice unutuldu ta ki AK Parti iktidarının seçim zaferine kadar."

    Belgede yer alan bilgilere göre AK Parti'nin iktidara geldiği dönemde Genelkurmay'da kritik bir görevde bulunan ve gelecekte bir numara olmasına kesin gözüyle bakılan bir general, Lobi Tasarısı'nı raftan indiriyor. General, hazırlanmasında söz sahibi olduğu tasarının uygulanmasından kuşku duymuyor, ancak Birinci Başkan'ın tasarıya sıcak bakmadığını bildiği için resmi olarak başlatma emrini vermiyor. "General, kendisine bağlı ve ağzı sıkı muvazzaf ve emekli generalle birlikte tasarıyı bir ucundan koyarken zaten birkaç yıl sonra yaptığına itiraz edilemeyecek bir makamda olacağından emindi ve zaman kaybetmek istemiyordu" deniliyor.

    Muhtıra Planı
    Aytaç Yalman, Genelkurmay Başkanı ile yaptığı bu görüşmeden
    sonra ikinci Başkan Orgeneral İlker Başbuğ'u aradı. Kafasına
    takılan soru, Özkök Paşa'nın sözünü ettiği "özel çalışma" idi.
    Acaba, o özel çalışmada neler vardı?
    İlker Paşa'nın bu soruya cevabına ilişkin farklı rivayetler var.
    Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen günlükte, Yalman, İlker
    Paşa'nın şu cevabı verdiğini söylüyor: "Biz de bir grup kurduk.
    Komutan (Özkök) sizinkileri okudu. Grup bizim ve sizin önerilerinizi
    birleştirerek bir öneri hazırlayacak ve bunları sizlere göndereceğiz.
    Sonra bu konuyu askeri şuraya getirerek tartışıp herkesin
    fikrini alacağız. Bilahare de sonucu cumhurbaşkanına götüreceğiz.
    Sonra da başbakanı buraya davet ederek kendisiyle bu
    konuyu görüşeceğiz. Bizim planımız bu şekilde. Yani sonuçta bir
    nevi muhtıra olacak."
    Çok vahim bir iddia. Çıkan sonuç şu: Hükümete muhtıra verilecek.
    İşin ilginç tarafı, muhtıra çok demokratik bir ortamda hazırlanıyor!
    Biri Genelkurmay, diğeri kuvvet komutanlarınca yürütülen
    iki ayrı grup çalışmasından çıkan metinler askeri şurada değerlendirildikten
    sonra tek metin haline getiriliyor, önce bilgilendirmek
    üzere Cumhurbaşkanı Sezer'e sunuluyor, sonra Başbakan Erdoğan
    Genelkurmay'a davet edilerek muhtıra mektubu veriliyor!
    Bu iddia, Nokta Dergisi'nde yayınlandıktan sonra ne Başbuğ'dan
    ne de Yalman'dan herhangi bir açıklama yapılmadığını
    eklemek isterim.
    Darbe planı
    1 Aralık 2003 günü grup çalışmalarını değerlendirmek üzere
    Genelkurmay karargâhında özel gündemle toplantı düzenlendi
    Toplantıdaki genel kanaat şu yöndeydi: Hükümet, dine dayalı
    bir rejimi getirmeye çalışıyor, onun için anayasayı değiştirecek,
    bunun için de özgürlüklerden yararlanıyor!
    Ne yapılmalıydı?
    Öneriler, üstü kapalı ve kademeli şekilde "askeri darbe" içeriyordu.
    Aytaç Yalman: "Ben çok rahatsızım ve devlet elden gidiyor.
    Bir an önce bir sıkıyönetim içine girilmeli."
    Özden Örnek: "Madem ki hepimiz bu hükümetin Anayasa'ya
    aykırı hareket ettiğine eminiz, o halde 35. madde gereğince Anayasa'yı
    da korumak bizim görevimizdir. Eğer bir eylem planı yapılacaksa
    bu planın ne maksatla yapılacağının bilinmesi lazım."
    Hilmi Özkök: "Her ikiniz de açık konuşmadınız ama istediğiniz
    şey olamaz ve bize çok zemin kaybettirir. Yapacağımız başka
    şeyler var."
    Kimse "askeri darbenin" adını söylemiyordu ama telaffuz edilen
    oydu aslında. Özkök, çok açık tavır koymuştu: Darbe olmaz,
    unutun onu.
    Başka ne yapılabilirdi!
    Özden Örnek: "Bu hükümete alternatif yaratılabilir mi?"
    Hilmi Özkök: "Bu bizim işimiz değil."
    İbrahim Fırtına ve Şener Eruygur da devreye girdiler. Onların
    önerileri de arkadaşlarından farklı değildi. Kuvvet komutanları
    bastırdıkça, Özkök direniyordu. Toplantıdan bir sonuç çıkmadan
    dağıldılar. Son söz için askeri şura beklendi.
    Hilmi Özkök Şûra'ya da direndi
    Tarih 3 Aralık 2003.
    Yüksek Askeri Şura'nın yıl içindeki ikinci toplantısı. Neredeyse
    her komutan söz alıp AK Parti iktidarının icraatlarını değerlendirdi,
    kendince çözüm önerdi. Özden Örnek'e ait olduğu
    iddia edilen günlükte, şura konuşmaları şöyle yer aldı:
    G İ Z L İ BELGELERDE KARANLIK İLİŞKİLER
    Faruk Cömert: "АКР yerel seçimleri kazanırsa amacına ulaşabilmek
    için batıya daha fazla taviz verebilir, dolayısı ile haklarımızı
    da kaybedebiliriz."
    Yener Karahanoğlu: "Onlar nasıl tam demokrasiyi kullanıyorsa
    biz de onlara demokrasi ile mukabele etmeliyiz. Yani azınlık
    olarak çoğunluğa hükmedemeyeceklerini anlatmalıyız."
    Fevzi Türkeri: "Devletin bütünlüğü tehlikededir. Bu takdimi
    seçimden sonra başbakana anlatmanın bir yararı yok. Doğu ve
    Güneydoğıı'da bölücülük hız kazanmıştır. Ülkemiz süratle bölünmeye
    gitmektedir. Şimdiden tedbir alınmalıdır. Basın, TUSIAD,
    sermaye sahiplerini toplayıp bu iktidarın yaptıklarını anlatalım.
    Onları tarafımıza çekmeye çalışalım. Eylem planında çok
    zorluklarla karşılaşacağız. Toplum iktidarın yaptıklarına pembe
    gözlüklerle bakmaktadır. Yerel seçimlerden önce bu işlerin böyle
    gitmeyeceğini anlatalım."
    İlker Başbuğ: "Tablo kötü ama umutsuz olmaya gerek yok.
    Mart ayındaki seçimler önemli. Stratejimizin büyük kısmı seçimlerden
    önce yapılmalı. Aksi halde işimiz zorlaşacaktır. Eylem
    planımızın tek zorluğu acaba toplum bu konuyu ne kadar biliyor?
    En önemli nokta bu... Halkın desteğini almaksızın bir eylem
    planı yapmak önemli değil. 28 Şubat konjonktürü farklıydı, halk
    daha hazır değil."
    Hurşit Tolon: "Bu iktidar ne olduğunu ortaya koydu. Ancak
    takiyyeye başvuruyor. Arkasında ABD ve AB var. Bunlar Ortadoğu'yu
    1915'te yaptıkları gibi şekillendirmek istiyorlar. Bu hükümetten
    öncelikli tehdit bölücülük, sonra irticadır. Seçimden
    önce ikaz etmezsek önümüze aşamayacağımız bir engel çıkacaktır.
    Halk bize sırtını çevirmez. Bu hükümet ulusal onurumuz ile
    oynamaktadır. Onur kırıcı bir durumdayız. Üniter yapımıza zarar
    verilmektedir. Bu iktidarın alternatif var mı? Şu anda yok gibi
    görünüyor. Muhalefete bu konu anlatılmalıdır."
    Şener Eruygur: "Söylenecekler söylendi. Sadece bir iki konuyu
    ilave etmek istiyorum. Her şey elden gidiyor. Örneğin emniyet, jandarma ile yarışıyor ve onu kötüleyerek yükselmeye çalışıyor.
    Ayrıca Web sayfası açmışlar ve başbakanı övüyorlar."
    Yaşar Büyükanıt: "Ortaya konan stratejinin bazı gerekli parametrelerin
    ilavesi ile gözden geçirilmesi uygundur. Vahim bir
    tablo. ABD ve AB, ülkemize Ortadoğu'da yeni bir rol biçmeye
    çalışmaktadır... Eylem planında tedbirleri sıralamak kolay ama
    uygulanabilir olmalıdır. Kamuoyu desteği için en önemli kaldıraç
    basın yayındır. Bunu kullanmalıyız."
    İbrahim Fırtına: "Eylem planının amacı anayasayı korumaktır.
    Takdimde TSK'nın eylem planını tek başına yapamayacağını
    belirtmek bir zafiyettir. Bu cümleler, kayıtlardan çıkarılmalıdır.
    Cumhurbaşkanı ile müşterek hareket şart. Parlamento, cumhurbaşkanı
    tarafından feshedilmelidir. Yeniden anayasa yapılmalı
    ve bu anayasa kendini koruyacak her türlü imkân konulmalıdır.
    Bu hükümetle olmaz. Hukuki şartlar müsaittir. Gereken
    yapılmalıdır. Cumhurbaşkanının yetkileri vardır."
    Özden Örnek: "Burada bulunan herkes aynı fikirde. Bu bence
    en önemli konuydu. TSK zaman ile zemin kaybetmektedir.
    Bu ifadeyi halk desteği anlamında söylüyorum... Askerin söylediği
    yapılır ama bunun nedeni vardır. Zira askerin elinde silahı
    vardır ve bu silah askere bazı manevra yetenekleri verir. Silahımız
    bizim caydırıcılığımızdır. Bu nedenle 'ben silahımı kullanmayacağım'
    diye açıklamalar yapmamalıyız. AKP'nin attığı her
    adıma aynı şiddette ama çok kararlı olarak cevap vermeliyiz. Ben
    bunların bölüneceğine inanmıyorum ve bundan sonraki seçimi
    de kazanacaklardır. O zaman geç olacaktır."
    Aytaç Yalman: "Söylenecekler söylendi, kendimi suçlu hissediyorum.
    Zamanı boşuna geçirdik. Benim önerim hemen ve gecikmesiz
    eylem planına başlamak. Seçimden önce muhtıra vermeliyiz."
    Hilmi Özkök: "Teşekkür ederim, herkesin aynı fikirde olması
    güzel. Ben yüzde 80'ni ile aynı fikirdeyim. Ama katılmadığım
    noktalar var. Açık konuştuğunuz için hepinize teşekkür ederim.
    GİZLİ BELGELERDE KARANLIK İLİŞKİLER
    Muhtıra vermeye niyetim yok. Bu hükümet gitmelidir. Demokratik
    yollardan bu işi halledeceğiz. Yapabileceğimiz birçok şeyin
    de olduğuna inanıyorum."
    Toplantıya ilişkin bu kadar ayrıntılı diyalogun yer aldığı günlüğe
    düşülen şu not da dikkat çekiciydi:
    "Tarihi nitelikte bir toplantıydı. Bir yıldır ilk defa yapılıyordu.
    Genelkurmay Başkanı'na aynı fikirde olunmadığı mesajı verildi.
    O da kendinin yalnız olduğunu anladı."
    Günlük yayınlandıktan sonra burada ismi geçen hiçbir komutan,
    "tekzip" niteliğinde açıklama yapmadı. Tek itiraz, Özden
    Örnek'ten geldi. O da, "Bu günlük bana ait değil" dedi.
    Bu diyaloglardan anlıyoruz ki, Özkök dışında herkes, siyasi
    iktidara karşı eylem planının yürürlüğe girmesinden yanaydı. Bu
    kadar aceleci olunması talebinin gerisinde ise 2004 yılının Mart
    ayında yapılacak yerel seçimlerdi.
    Onlara göre, hemen harekete geçilmezse AK Parti ikinci zaferini
    kazanmış olacak ve eylem planını için geç kalınacaktı!
    s 19-21
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  8. #18
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Bir Görüş: ERGENEKON

    1 Nisan 2009 Neşe Düzel Şamil Tayyar Röportajı
    1.Bölüm

    NEŞE DÜZEL: Önce hemen seçim sonuçlarıyla Ergenekon arasındaki ilişkiyi sormak istiyorum. AKP’nin oylarının yüzde 40’ın altına düşmesi Ergenekon sürecini yavaşlatır mı yoksa AKP siyasi irade olarak Ergenekon soruşturmasının arkasında durmaya devam eder mi?

    ŞAMİL TAYYAR: Başbakan Erdoğan seçimlerle ilgili her türlü değerlendirmeyi yapacaklarını açıkladı. Eğer Ergenekon’la ilgili sürecin AK Parti’ye oy kaybettirdiği sonucuna varırlarsa bu Ergenekon’la mücadeleyi geriye götürür. Başbakan’ın danıştığı isimler arasında Ergenekon’la mücadelede frene basmak gerektiğini düşünenler var ama bu doğru değil. 28 Şubat Susurluk sürecinde Erbakan’ın yaptığı hataya düşerler. AK Parti Ergenekon’da uzlaştığı an dizlerinin üzerine çökertilir.

    Peki, araya seçimin girmesiyle biraz gündemin gerisine düşen İkinci Ergenekon İddianamesi’nin tümünü okuyacak vaktiniz oldu mu?

    Konuların çoğunu bildiğim için tamamını çok hızlı okudum.

    İkinci İddianame ile birincisi arasında en önemli fark ne sizce?

    Birinci İddianame’nin ağırlık noktası telefon görüşmeleriydi. Bu yüzden de Ergenekon davası, bant çözümlerinden ibaretmiş gibi algılandı ve “tape davası” diye eleştirildi. İkinci İddianame’nin hazırlandığı sırada ise yapılan operasyonlarla ortaya krokiler, gömülü silahlar, bombalar çıktı. Ergenekon’a inanmayanlar, bu insanların gerçekten çok karanlık işler planladıklarını ve bunun için cephanelik kurduklarını gördüler. İkinci İddianame, Ergenekon’a inanmayanların kafasındaki karışıklığı biraz giderdi. Çünkü bu iddianamede çok önemli belgeler var. Ayrıca şu anda ele geçirilmiş 200 el bombası var.

    Çok mu büyük bir cephane bu?

    Bu el bombaları, Ergenekon’u sulandırmak isteyenlere bir cevaptır. Danıştay cinayeti tek bir silahla işlendi. Bir Glock marka silahla Türkiye neredeyse bir darbenin eşiğine getiriliyordu. Hatırlayın Ertuğrul Özkök, bu cinayet için “Türkiye’nin 11 Eylül’ü” diye yazdı. Danıştay baskınının tamamen dincilerin, bir “türban çetesinin” eylemi olduğuna dair manşetler ve köşe yazıları çıktı. Ardından Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan, biri patlayan ikisi patlamayan üç el bombasıyla Türkiye rejim değiştiriyormuş gibi bir havaya sokuldu. Bu karanlık hesaplar deşifre edildiği için şimdi rahat konuşuyoruz ama eğer o ruh iklimi sürseydi bugün Türkiye çok farklı bir yere gidebilirdi. Zaten İkinci İddianame’deki bir önemli fark da Danıştay cinayetiyle ilgili.

    Danıştay baskını, Ergenekoncuların ülkede kaos ortamı yaratıp darbe yapmak için düzenledikleri eylemlerden biri olarak mı davaya girdi?

    Evet. Yargıtay, mahkeme kararını bozdu ve bu cinayetin Ergenekon’la ilişkili olabileceğine karar verdi. İkinci İddianame, Danıştay cinayetini ve Cumhuriyet’e bomba atılmasını Ergenekon Örgütü’nün eylemleri olarak tarif etti. Şimdi bunlarla da suçlanıyorlar.

    İkinci İddianame’ye de baktığımızda, Ergenekon’un en tepesinde darbecilikle suçlanan gene sadece iki emekli general var. Bunlar gerçekten örgütün en tepedeki isimleri mi?

    Birinci ve İkinci İddianameleri topladığınızda 142 sanık var. Ayrıca dokuz ve onuncu dalga operasyonlarla ilgili olarak 77 kişi hakkında da soruşturma devam ediyor.

    Bedrettin Dalan bunlar arasında mı?

    Evet. Aslında çok kritik isimler olacak Üçüncü İddianame’de. Eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, eski Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin, eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek... Hepsi Üçüncü İddianame’de olacak. İkinci İddianame’ye gelince... Şu anda bir numaralı sanık eski Jandarma Genel Komutanı emekli General Şener Eruygur, iki numaralı sanık eski Birinci Ordu Komutanı emekli General Hurşit Tolon, üç emekli Albay Levent Ersöz, dört emekli albay Hasan Atilla Uğur, beş numaralı sanık da emekli General Veli Küçük. Darbe girişimleri onların görev yaptığı dönemde olmuş. Bu isimlerden sadece Eruygur ve Tolon için Ergenekon örgütüyle ilgili “kurucu üye ve üst düzey yönetici” tanımı yapılıyor. Diğer üç sanıkla ilgili sanıkla böyle bir ifade yok.

    Bundan, Ergenekon’un kurucu üye ve üst düzey yönetici sayısının aslında iki generalden ibaret olmadığını mı anlamalıyız?


    Tabii. Ergenekon’un ele geçirilen bir örgüt şeması var. Orada, “Ergenekon Başkanlığı” deniyor. Bu başkanlık beş ya da yedi kişilik bir “Konsey”i tarif ediyor. Şu anda sanık iki kişi var. Asgari üç kişinin daha bu konseyde olması lazım. Savcılar buraya kimleri oturtacaklar, bilmiyoruz.

    Üçüncü İddianame’de mi belli olacak bu?

    Üçüncü İddianame’ye, Eruygur ve Tolon’la aynı fonksiyonu icra eden veya o konseyde yer alan iki isim daha girebilir. Bunlar emekli asker ya da sivil olabilir. Ağırlıklarına baktığımız zaman ilk akla gelen isimler, Tuncer Kılınç, Sabih Kanadoğlu ya da Kemal Yavuz... Kılınç ve Yavuz’un ifadeleri alındı. Üçüncüye sanık olarak girerler mi henüz bilmiyoruz. Ama konseyin tamamlanması için en az üç kişiye daha ihtiyaç var. Bunlar kim bilmiyoruz.

    Dava konusu olan Ergenekon örgütü kaç yılında kurulmuş?

    Ele geçirilen belgelere göre, 1999’un ekim ayında kurulmuş. Aralıktan itibaren faaliyete başlamış. Aslında bu, ordu içindeki iktidar savaşının sonucunda ortaya çıkmış bir örgüt. Dava konusu olan Ergenekon, 28 Şubat kadrolarına karşı kuruldu. Bunların o dönemdeki rakipleri Batı Çalışma Grubu’ydu. 1998 yılı 30 ağustosta Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı emekli oldu. Onun emekli olmasıyla iki grup arasındaki iktidar çatışmasında güç dengesi Ergenekoncular lehine değişmeye başladı. Çünkü Karadayı’nın yerine Hüseyin Kıvrıkoğlu genelkurmay başkanı oldu. Kıvrıkoğlu, bir yıl, Karadayı’nın kendisine emanet ettiği kadrolarla çalıştı. 1999 ağustosundaki Şûra’da ise kendi damgasını vurdu.

    Ne yaptı?

    Eruygur, Tolon ve eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Kıvrıkoğlu’nun çok yakın çalışma arkadaşlarıdır. Bunlar onun döneminde çok güçlendiler. 1997’de Kıvrıkoğlu’na suikast girişiminde bulunulduğu iddiasını çok daha kolay aydınlatabiliriz bu yüzden.

    Kıbrıs’ta bir tören sırasında tribüne ateş açılmış ve Kıvrıkoğlu’nun önündeki sıralardan birinde oturan bir albay ölmüştü.

    Tatbikatı Özel Kuvvetler yapıyordu. Özel Kuvvetler, Genelkurmay Başkanlığı’na bağlıdır. Burası karanlık bir noktadır. Kıvrıkoğlu’nun genelkurmay başkanı oluncaya dek 1998 yılı boyunca hiç uçağa binmediği ve özel programlara katılmadığı anlatılır. Gerçi, aradan epey zaman geçtikten sonra 28 Şubat kadroları içinden Ergenekoncularla işbirliği yapanlar oldu. Mesela Genelkurmay Adli Müşaviri Erdal Şener... Aynı şekilde Susurluk’un içindeki bazı kadrolar da daha sonra Ergenekon’la işbirliği yaptılar. Mesela Veli Küçük, Sami Hoştan, İbrahim Şahin... Ama 28 Şubat’ın lider kadrosundan Çevik Bir bugün ortalıkta yok mesela...

    28 Şubat darbesinde genelkurmay başkanı İsmail Hakkı Karadayı’ydı. Bugün Karadayı’nın kasetleri yayınlanıyor. Bu kasetlere göre Karadayı, 367 kararı için ANAP’a baskı yapıyor, ANAP ve DYP’yi birleştirmeye çalışıyor. Karadayı da mı daha sonra Ergenekonculara yakınlaştı?


    Karadayı genelkurmay başkanı olmasına rağmen 28 Şubat’ın lideri değildi. Karadayı alt kadroları sert buluyordu. 28 Şubat’ın lider kadrosu Çevik Bir ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’ydı. Batı Çalışma Grubu’nu da Erkaya kurdu. Daha sonra Batı Çalışma Grubu güç kaybetti ve tasfiye oldu. Yerine Ergenekon parladı. 28 Şubat kadrolarıyla Ergenekon arasında iktidar kavgası yaşanmış olsa da, AK Parti’nin iktidar olması üzerine, 28 Şubat’ın tasfiye olmuş bazı isimleri, Ergenekon’la mutabakata girdiler. Karadayı da böyle bir zımni mutabakata girmiş gözüküyor.

    28 Şubatçılar Amerikan karşıtı değillerdi. Ergenekoncular ise Amerikan karşıtı ve Rusya’yla işbirliği kurulmasını istiyorlar. İki darbeci grubun arasındaki ideolojik farklılık bu muydu?

    Ergenekoncular başta Amerikan karşıtı değillerdi. Onların Avrasya politikası, Rusya’yla ve Almanya’yla yakınlaşma politikaları 1 Mart 2003 tezkeresinden sonra başladı. 1 Mart tezkeresinde AK Parti hükümetiyle Amerika arasında yaşanan gerginlikten yararlanmak istediler. Zaten 2003-2004 yıllarında darbe planları hazırlamaya cesaret etmelerinin bir sebebi de budur. O tarihte Amerika, AK Parti hükümetini hırpalamak ve burnunu sürtmek adına hükümet karşıtı faaliyetleri engelleyici olmadı. Ama bunların darbe yapacağını görünce, bence müdahale etti.

    Amerika, hükümete darbe bilgisini vererek mi Ergenekonculara müdahale etti?

    Hem siyasi iktidarı bilgilendirerek bence müdahale etti. Ayrıca Amerika’nın bilgisi olmadan ve onun desteğini almadan Türkiye’de asla darbe yapamazsınız. Dolayısıyla o dönemde AK Parti hükümetinin de darbecileri kontrol altına almaya çalıştığını görüyoruz.

    Sizce Ergenekon’un özü darbe girişimi mi? Ergenekon davasının tümüne bir darbe hazırlığının davası olarak bakmak mümkün mü?

    Evet. Şu anda Ergenekon bir darbe davası haline geldi. 2003’te başlatılan ve daha sonra devam ettirilen darbe girişimlerini kapsıyor bu dava.

    İddianame, üç eski kuvvet komutanının görevdeyken bir ayaklanma hazırlığına katıldıklarını ama emekli olduktan sonra bu girişimden çekildiklerini söylüyor. Niye onlar durdu da Şener Eruygur ve Hurşit Tolon duramayıp devam etti sizce?

    Özden Örnek’in günlüklerinden, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman asında en az Eruygur kadar bu işe hevesli biri gibi algılanıyor. Bence Amerika bazı istihbarat bilgilerini MİT’le ve hükümetle paylaştı. Dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, komutan Aytaç Yalman’a gidiyor ve, “Şener Eruygur’u uyarın. Bazı yanlış işler yapıyor. Sanmayın ki bunlar gizli kalıyor. Birileri bunlardan haberdar” diye uyarıyor. O konuşmadan sonra Yalman deşifre olduğunu hissediyor ve bunun bedelinin ağır olduğunu düşünmüş olmalı ki yavaş yavaş darbe planlarından ve Şener Paşa’dan uzaklaşıyor. Aynı şekilde diğer kuvvet komutanları İbrahim Fırtına ve Özden Örnek de kopuyorlar.

    MİT onları niye uyarıyor?

    Sonuçta başbakanlığa bağlı bir kurum. Belki hükümetin baskısıyla uyarıyor. Belki de Amerika darbeye dur deme ihtiyacını duydu ve bu operasyonu MİT üzerinden yaptı.

    Aytaç Yalman’la Şener Eruygur’un kişisel banka hesaplarından 1,5 milyon doları transfer edip dinleme aygıtları alındığını duyurdu Taraf gazetesi. Bu paralar nereden gelmiş olabilir?


    Bu iddia doğruysa, ciddi bir kaynak ayırdıkları anlaşılıyor bu işe. Ergenekon’un iş dünyasıyla ilişkileri olduğunu biliyoruz. Bunlar Ergenekon üyesi değiller. Ama bunlar askerî ihalelere girdikleri ve orduyla iş yaptıkları için ya da fabrikaları Jandarma bölgesinde kurulu olduğu için, Ergenekon, iş dünyasından ciddi bir para akışı sağlamış gözüküyor. Özellikle Jandarma bölgesinde işletmeleri bulunan patronlarla Jandarma arasında daha sıcak bir temas kuruluyor.

    Cuntacılar sadece sivilleri değil ordu mensuplarını da fişlemişler. Başarılı olmaları halinde orduyu da değiştireceklermiş. Sizce nasıl bir değişiklik yapacaklardı orduda?

    Bunlar Sarıkız, Ayışığı, Yakomoz ve Eldiven diye dört darbe planı hazırlamışlar. Sarıkız darbe planı, darbeye bir zemin hazırlama projesidir. Bunda medyanın, derneklerin ve STK’ların örgütlenmesi ele alınıyor. Ayışığı ve Yakamoz darbe planları ise yönetime nasıl el konulacağını, darbenin nasıl yapılacağını, anlatıyor. Önce Hilmi Özkök istifa ettirilecek, yerine Aytaç Yalman, arkasından da Şener Eruygur genelkurmay başkanı olacak. Tolon da kara kuvvetleri komutanı olacak. TSK yeniden yapılanacak. Eldiven darbe planında ise darbe yapıldıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti nasıl bir devlet olacak, uluslararası ilişkiler nasıl dizayn edilecek, bu planlanıyor. Ama darbeciler Hilmi Özkök’ü emekli edemediler. Ondan sonraki Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’la ve ardından İlker Başbuğ’la çok uğraştılar.

    Nasıl uğraştılar? Neler yaptılar?

    İkinci İddianame’de Büyükanıt’ı zehirlemeye çalıştıklarını görüyoruz. Daha önce de Hilmi Özkök’ü zehirlemeye çalışmışlar.

    Başbakan Erdoğan’la eski Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın ünlü Dolmabahçe buluşmasında Ergenekon konuşulmuş olabilir mi?

    Sanmıyorum. Ama ne konuşulduysa hepsini başbakanın not ettiğini biliyorum. Çünkü başbakan gün içinde tüm yaşadıklarını not ediyor. Hatta Dolmabahçe’deki görüşmeden hemen sonra bir parti yöneticisi giriyor. Bu arada Özel Kalem’de bekleyen bakanlar var. Yönetici, başbakanın yanından 45 dakika sonra çıkıyor. Bakanlar, “Dolmabahçe’yi anlattı mı” diye merakla sorduklarında, “Hayır, o konuda tek laf etmedi, sadece not aldı. Ben odada 45 dakika boyunca öylece oturup bekledim. Başbakan sürekli bir şeyler yazdı. Yazmayı bitirdikten sonra da bana başka bir konuda bir şeyler söyledi ve odadan çıktım” diyor.

    İkinci Ergenekon’da darbecilerle medya arasındaki bağlar daha da detaylı çıkıyor ortaya. Bazı gazete patronlarını işin içine sokmuş gibi gözüküyorlar. Medya bu darbe girişimlerinin ne ölçüde içinde sizce?

    İddianameye göre iki odak gözüküyor. Cumhuriyet Gazetesi ve Aydınlık Dergisi. Bir de Kanaltürk Televizyonu. Bunları çok ağırlıklı olarak kullanmışlar. Daha sonra bunları yeterli bulmayıp Aydın Doğan’a ve Çukurova Grubu’nun patronu Mehmet Emin Karamehmet’e baskı yapmışlar. Ama şunu itiraf etmek lazım ikisi de kısmi destek verdiler, tümden onların yayın organı gibi hareket etmediler. İddianamedeki eklere baktığımızda, Ergenekon’un herkesi dinlediğini görüyoruz ve bunların tüm ticari faaliyetlerinin mercek altına alındığını görüyoruz.

    Ergenekon’la ve darbe girişimiyle ilgili olarak medyada yeni operasyonlar yapılacak mı sizce?

    Medyada ciddi bir operasyon beklemiyorum ben. Küçük çaplı operasyonlar olabilir ama büyük isimlere yönelik operasyonlar olacak gibi gözükmüyor. Sadece medyada değil, şu aşamada genel olarak Ergenekon’da çok büyük isimleri kapsayan operasyonlar olacağını düşünmüyorum. Ama bu hiç olmayacağı anlamına gelmez çünkü Ergenekon’da süreci bir miktar da iç ve dış dinamikler belirliyor.

    Ergenekon davasının gidişatını etkileyebilecek iç ve dış dinamikler nedir?


    Hükümetle asker arasında Ergenekon davası konusunda zımni bir mutabakat var. Ama bu mutabakat onuncu dalga operasyondan sonra zedelendi. Onuncu dalgada MGK eski Genel Sekreteri Tuncer Kılınç’ın ve eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun evlerine gidildi. İş büyümeye başladı. Ergenekon’daki bu çap büyüklüğü hükümetle asker arasındaki zımni mutabakatı bozdu. Ergenekon davasına bakışta bir pürüz oluştu. Bu durum davayı etkileyebilir. Bu iç dinamik.

    Ergenekon davasının gidişatını etkileyebilecek dış dinamik nedir?

    Mesela Türkiye’nin gündemine Kürt meselesinin çözümü girdi. Bu, Amerikan planı gibi gözüküyor. Irak’taki merkezî yönetimin de, Bölgesel Kürt Yönetimi’nin de bu planı desteklediğini görüyoruz. İçeride AK Parti hükümeti de buna sıcak bakıyor. Bu büyük bir proje. Eğer Kürt meselesinin çözümüyle ilgili olarak asker ve hükümet işbirliği yapıyorsa ve bu işbirliği Ergenekon sürecinden daha fazla önemseniyorsa, Ergenekon’un çok ileriye gitmemesi ve burada bitirilmesi, hükümet-asker ilişkinin selameti açısından yararlı bulunabilir.

    Kürt meselesini çözmek Ergenekon’la hesaplaşmanın önüne geçebilir mi?

    Evet geçebilir. Şöyle bir anlaşma olabilir. ‘Evet, bazı yanlışlar yapılmıştır. Ama biz bunu kendi içimizde çözebiliriz. Burada durulsun’ denebilir. Çünkü bu iş daha büyük isimleri kapsıyor. Onuncu dalga operasyonda Sabih Kanadoğlu’nun sadece evi arandı. Onun ifadesi bile alınamadı. Bence müdahale edildi.

    Neye dayanarak bunu söylüyorsunuz?

    Kendisi arama bittikten sonra televizyonlara çıktı, “Bir hukuk adamı olarak çok üzülüyorum. Bana Danıştay cinayetini ve Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombaları sordular” dedi. O olaylarla bağlantısı olduğu iddia ediliyor ki, evine giden savcı ve emniyet görevlisi tarafından bununla ilgili görüşü sorulmuş. Bunlar ev aramasında dosyalar karıştırılırken ayaküstü sorulacak sorular değil. Zaten Birinci ve İkinci İddianamelerin ruhuna bakarsanız, Danıştay baskını ve Cumhuriyet’e bombalarla ilgili olarak sadece örgütün üst düzey yöneticileri suçlanıyor. Çünkü örgüt yöneticileri üyelerin yaptıkları tüm eylemlerden sorumlu tutuluyorlar. Bu cinayeti bizatihi Sabih Kanadoğlu işlemediğine göre, ona isnat edilen suçlama örgüt yöneticiliğidir. Ben yapılan açıklamalardan ve iddianamenin ruhundan bunu çıkartıyorum.

    Ergenekon çok tepelere çıktı diye mi sürece müdahale edildi sizce?

    Evet. Hatta bu isimleri gölgede bırakacak önemli bir şahsın daha evine gidileceği ancak bir müdahale sonucunda gidilemediği iddiası var. Operasyon grubu içindeki Emniyet’ten bazı isimler bize, bunun Sabih Kanadoğlu’nu da, Tuncer Kılınç’ı da gölgede bırakacak bir isim olduğunu, fakat operasyonun yarıda bırakıldığını söylediler. Zımni mutabakat bozuldu ya da bir numaraya kadar gidilecek yolun üzerine çok ciddi bir bariyer çekildi derken bunu anlatmaya çalışıyorum.
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  9. #19
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    62
    Mesajlar
    6.980

    Standart Bir Görüş: ERGENEKON

    BİR HABER





    NATO Gladio istedi reddettik
    03-01-2006 Hürriyet
    Necdet AÇAN



    Emekli Orgeneral Kemal Yamak, Fransız ve İngiliz generallerin kendisinden Gladio kurmalarını istediğini, NATO içinde müşterek harekát ve çalışma için destek vaadinde bulunduklarını açıkladı. Yamak, ’Gölgede Kalan İzler ve Gölgeleşen Bizler’ adlı anı kitabında NATO yetkilileriyle bizzat görüştüğünü anlatıyor.

    ÖZEL Harp Dairesi için her yıl ABD’den alınan 1 milyon doların nasıl harcanacağı konusunda 1974’te Daire Başkanı Kemal Yamak ve Amerikalı yetkili arasında yapılan pazarlıkta anlaşmazlık çıktı. ABD’nin "Para bizim, bizim dediğimizi yapacaksınız" ısrarına Türk tarafı karşı çıkınca Özel Harp Dairesi 1 milyon dolardan oldu. Kaybedilen paranın Ecevit hükümetinden istenmesine karar verildi. ABD ile çıkan anlaşmazlıktan sonraki gelişmeleri Yamak şöyle anlatıyor:

    ABD’NİN YERİNE NATO
    Bu kopuştan bir süre sonra, önce İngiltere, daha sonra Fransa olmak üzere, NATO kanalından gelen yetkili resmi ziyaretçiler (general) bizimle temas kurmuşlar ve müşterek planlar, eğitim ve tatbikatlar üzerinde nabız yoklamışlardır. Bizzat muhatap olduğum bu görüşmelerde, bizim Balkanlar ve Kafkaslar’da hálá devam eden izlerimizi ve muhtemel etkilerimizi dile getirerek, NATO içinde müşterek harekát ve çalışmalarda işbirliğinin fayda ve önemi üzerinde durmuşlar, destek ve işbirliği isteği ile vaatlerde bulunmuşlardı.

    TEKLİFİ REDDETTİK
    Arzlar, teklifler ve alınan emirler çerçevesinde kendilerine yukarıda belirttiğimiz konseptimiz ve anafikrimiz izah edilmiş, böyle bir çalışma ve planlamaya katılamayacağımız bildirilmiştir. Bizim Gladio’yla veya başka bir ülkenin herhangi bir teşkilatıyla herhangi bir ilgimiz ve ilişkimiz de olmamıştır. Onların Gladio gibi bir teşkilata sahip olmaları ve bazı olaylara karışmış bulunmaları, sadece bir isim benzerliğiyle bizi de öyle görmeye yeter bir neden olamaz. Biz, bize dayanarak, kendi güvenlik ihtiyacımız için ve kendimize benzeterek bir konsept tespit etmişiz, onlar da kendilerine.

    ’ABD OLMAZSA AVRUPA VAR’ DEDİ
    Gladio’yla ilgili sözler ve olaylar duyulup münakaşa edilirken, Sayın Başbakan Ecevit’in brifingden (Özel Harp Dairesi’nin anlatıldığı) sonra ’Gerekirse Fransa, Almanya ve İtalya gibi Batı Avrupa devletleriyle temas kurar ve destek alabiliriz’ ifadesi aklıma geliyor ve ileri sürülen iddialar doğru ise, biz yine konseptimizin sınırları içinde kalsak dahi, kurulmuş olan bu ilişkiler nedeniyle bu iddia ve isnatlardan nasıl kaçınabileceğimizi düşünüyordum." (S. 305-306)

    Para ve malzeme sizde kalsın
    Özel Harp Dairesi’nin Amerika Birleşik Devletleri özel yardım fonundan her yıl alınan ve hesabı resmi bütçeye karıştırılmadan, ayrı bir muhasebede tutulan 1 milyon dolarla ilgili, yıllık görüşme zamanı gelmişti. Amerikalı geldi. Mutat konuşma ve pazarlıklar başladı. Biz ihtiyacımız olan silah ve teknik malzemeyi istiyor, o bize, ihtiyacımız olmayanı, ellerinde olanı vermeye çalışıyordu. Münakaşa uzadı, anlaşamıyorduk. Israrımız karşısında bir ara sertleşti ve "Para bizim değil mi? Ne istersek onu veririz. Önerdiklerimizin dışında bir şey veremeyiz" dedi. Bunu duyar duymaz, "O zaman hem paranız, hem de vereceğiniz malzeme sizde kalsın" dedim. Ayağa kalkıp "Toplantı bitmiştir" diyerek görüşmeyi bitirdim. Sonucu Genelkurmay Başkanlığı’na arz etmek ve bu ihtiyacın örtülü ödenekten karşılanarak Amerikan yardımından vazgeçilmesini teklif etmek kararına vardık.

    Daireden siviller habersiz
    (...) Bu daire o güne kadar Genelkurmay Başkanı ve ikinci başkanlar dışında hiç kimse ve makama böyle bir brifing vermemişti. Ordu ve kuvvet komutanlıklarına daha kısa, bilgilendirici mahiyette ve kişisel brifingler veriliyordu. Konudan ne sayın bakanın, ne de başbakanın haberi vardı. Milli Savunma Bakanı rahmetli Hasan Esat Işık, Başbakan da Sayın Bülent Ecevit’ti. (S. 286)

    GLADIO NEDİR?

    Her ülkede farklı isimde
    KOMÜNİZM tehlikesi ve Avrupa’da muhtemel Sovyetler Birliği işgaline karşı NATO bünyesinde kurulan, 1990’larda açığa çıkartılan ittifak örgütü. Her ülkede farklı isimler altında kurulan örgütün merkezi Brüksel’deki NATO Karargáhı’ydı. Örgütün İtalya’daki adı Gladio (Kılıç) idi. Yunanistan’da B-8 ya da SheepSkin (Koyun Postu), Belçika’da SDRA-8, Hollanda’da NATO Command, Batı Almanya’da Gehlen Harekátı, Stay Behind ya da Sword, Avusturya’da Schwert, Fransa’da Rüzgár Gülü, İspanya’da Anti-Terör Kurtarma Grubu (GAL), İngiltere’de ise Secret British Network olarak bilindiği bu ülkelerin yetkililerince açıklandı. Örgüt, Türkiye’de Kontrgerilla olarak biliniyor.

    Özel Harpçileri kimse bilemez kod adları var
    KEMAL Yamak, Hürriyet’e dün konu olan ’CHP’li Özel Harpçilerin’ kimlikleri ile ilgili Hürriyet’in sorusunu şöyle yanıtladı:

    "Özel Harp Dairesi’ne üye olan milletvekillerinin isimlerini bilmem. Onlar gençliklerinde örgüte alınıyor, sonra milletvekili oluyorlar. Bu da onların seçilmelerindeki isabeti gösteriyor. Kimliklerini bilmiyorum, ama sonradan milletvekili olduklarını kesin biliyorum. Zaten onların isimlerini kimse bilmez, belki örgüte alan ilk kişi bilebilir. Çünkü hepsinin kod adı var. Çalışırken biz onları kod adları ile çağırırdık. Bir de sadece CHP’de değil, tüm partilerde var."


  10. #20
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    62
    Mesajlar
    6.980

    Standart Bir Görüş: ERGENEKON

    Casson: 'En etkili Gladio sizde'
    28-04-2008 Sabah




    İtalyan Gladiosu'nu çözen savcı: En etkili Gladio sizde

    ECEVİT KILIÇ

    İtalyan savcı Felice Casson: "Türkiye stratejik açıdan önemli. Arap dünyası, Rusya ve Avrupa arasında yer alıyorsunuz. Ayrıca hem etnik hem de dini probleminiz var"..

    Bu haftaki Haftanın Sohbeti'nin konuğu, Gladio'yu çökerten İtalyan savcı Felice Casson. 1972'de üç jandarmanın öldürüldüğü suikast dosyasını 12 yıl sonra açan Casson, NATO üyesi ülkelerde CIA tarafından kurulan örgütü deşifre etti. İtalyanca "Roma Kılıcı" anlamına gelen Gladio, Casson'un ortaya çıkardığı belgelere göre, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra olası Sovyetler Birliği işgaline karşı kurulmuştu ve tek merkezden yönetiliyordu. İsimlerini de daha çok o ülkenin tarihi ve mitolojisinden aldılar; Yunanistan'ın "Koyun Postu", Fransa'nın "Rüzgâr Gülü", Türkiye'nin ise "Özel Harp Dairesi", halk arasındaki adıyla "kontrgerilla." Yapının iki unsuru vardı; askeri görevliler ve siviller. Sivillerden oluşan yapının adı ise "Ergenekon". 1990'lı yılların başında batı ülkeleri, Gladio'nun faaliyetlerine son verdi. Sorumluları yargılandı. Türkiye hariç. Türkiye'ye gelen savcı Felice Casson ile Gladio'nun Türkiye'de neden ortaya çıkarılmadığını, Ergenekon operasyonunu ve deneyimlerini konuştuk.

    * 1972'de bir araca konan bir bombanın patlamasında üç jandarma görevlisinin öldürüldüğü dosyayı 1984'te yeniden açarak Gladio'yu ortaya çıkardınız. Dosyayı açmanızın nedeni neydi?
    Öldürülenler, bir nevi jandarma örgütü olan Carabinieri'dendi. Olay ilk önce solcuların, sonra da daha lokal ve küçük adli suçluların üzerine yıkıldı. Göreve başladığımda dosyanın bir sonucu yoktu ve dosya bana devredildi. Bir de, "Bugüne kadar bir sonuç çıkmadı, bundan sonra da çıkmaz. Sen kapatırsın dosyayı" dediler. Ama ben kapatmadım, dosyayı yeniden açtım. Olayın sol gruplarla değil, doğrudan faşist gruplarla ilgili olduğunu tespit ettim. Ayrıca öldürülen jandarmaların görev yaptığı teşkilatın üst düzey yetkililerinin de olayla bağlantıları vardı. Bu olayı çözünce Gladio ortaya çıktı.

    * Bu örgüt nereye bağlıydı ve tam olarak görevi neydi?
    Doğrudan CIA'ya bağlıydı. Kuruluş amacı, ülkeyi Sovyetler Birliği işgaline karşı korumak. Ama daha 60'lı yıllara gelmeden bu amacından sapıp, ülke içindeki muhaliflere karşı da görev yapmaya başladı. Aslında CIA'nın hoşuna gitmeyen grupları baskı altına alıyor, sindiriyordu. Sadece solculara karşı değil, o dönem hangi kesim muhalifse; mesela Hıristiyan Demokratlara karşı bile görev yaptı. Yani kim CIA'ya, Amerika'ya muhalifse, hedefte onlar vardı.

    * Bu sindirmede ne tür yöntemler izliyorlardı?
    Bulduğum belgelerin birinde, özellikle İtalya ve Fransa gibi solun güçlü olduğu ülkelerde, sabotaj ve cinayet tarzı önlemler alınması öneriliyordu. Halk arasında tepki oluşturmak amacıyla, hep gerilimi artırıcı eylemler yaptılar.

    MEZARLIKTA SİLAH DEPOSU

    * Örgütün çok sayıda silah deposunu ortaya çıkardınız. Türkiye'de de Ergenekon operasyonunun başlangıcı, bir gecekonduda ele geçirilen ve NATO ürünü olan bombalar oldu. Kaynağı ne bu silahların?
    İtalya'nın askeri istihbarat servisi SİSMİ'nin arşivlerine girdiğimde, ülkenin çeşitli yerlerinde bulunan sığınak kayıtlarına rastladım. Bunların "Sığınak 1", "Sığınak 2" gibi adları vardı. Kayıtlarda, sığınaklardaki patlayıcı ve silahların dökümü de mevcuttu. Sığınaklardaki silahlar ve patlayıcılar hem doğu hem de batı ülkeleri kökenliydi. Özellikle Trieste yakınlarında bulduğumuz sığınak çok büyüktü. Elimdeki belgelerde kayıtlı silahlarla sığınaktakileri karşılaştırdım. Birbirini tutmadı, farklı silahlardı. Zaten sığınak gizli... Üstelik amaç bu silahları eylemlerde kullanmak... Sığınaktaki silahlar alınıp kullanılmış, sonra yerine başka tür silahlar konulmuş. Normalde her bir sığınağın örgüt içinde bir sorumlusu vardı, ama bu sorumlular hep askeri istihbarat içindeki şefe bağlıydı.

    * Bu sığınaklar daha çok nerelerde yer alıyor?
    Çok farklı ve şüphelenilmeyecek yerlerde. İtalya'da mağaralarda, mezarlıklarda, hatta kiliselerin altındaydı. Zaten Gladio, tarihin en iyi saklanmış sırrıdır. 1950'den 1980'li yılların sonuna kadar varlığı bilinmedi. Bu sırrı bu kadar saklayabilen örgüt zaten büyüktür.

    **

    PANELE GELDİ

    "Devlet, Derin Devlet ve Hukuk" paneli için gelen Casson, Demokrat Parti'den Venedik Senatörü olarak İtalya Meclisi'nde. Devlet yöneticilerinin hepsinin Gladio'dan haberdar olmadığını belirten Casson'a göre: "Gladio parlamentolardan gizleniyor. Devlet başkanlarının tamamı da bu örgütün varlığını bilmiyor. Kimin haberdar olacağı CIA'ya bağlı."

    İtalya'da da darbe olacaktı

    * Araştırmalarınızda Türk Gladiosu'nun izine rastladınız mı hiç?
    Tüm NATO üyesi ülkelerde bu örgütün olduğunu net olarak gördüm. Yani Türkiye'de de vardı. Hatta o dönemde NATO'ya üye olmayan İspanya, Portekiz ve Avusturya'da da vardı. Zaten Türkiye'nin konumu çok önemli olduğu için, olmaması mümkün değildi. Ama özellikle Türkiye'yle ilgili bir dokümanla karşılaşmadım.

    * Eğitim kamplarını da ortaya çıkardınız. İtalya'daki kamplarda eğitim gören Türkler var mıydı?
    Bulduğum bilgiler arasında, bütün bu ülke örgütlerinin ortak tatbikat ve eğitim yaptıkları da vardı. Türkiye ile İtalya arasında da olmuştur. Üzerinden çok zaman geçtiği için isim hatırlamıyorum.

    * Türk Gladiosu hakkında neler biliyorsunuz?
    Özel olarak Türk Gladiosu'yla ilgilenmedim. Ama burada belirleyici olan, Türkiye'nin stratejik önemi. Bu stratejik konum soğuk savaş sırasında çok daha önemliydi. Sovyetler'e sınır olması da düşünülünce, Türk Gladiosu'nun İtalya'dakinden daha önemli ve etkili olması muhtemel.

    * Türkiye'de kontrgerillayla ilişkilendirilen üç askeri darbe oldu. Bu darbeler Türk Gladiosu'nun daha aktif olduğu anlamına mı gelir?
    Evet. İtalya'da da 60'lı yıllarda bir darbe hazırlığı yapılmış. Bu gerçek, dosyaları yeniden açtığımda ortaya çıktı. Ama darbeler tek başına bu örgüt tarafından yapılmıyor. İçinde polis de, istihbarat da, başka kuruluşlar da vardır. Gladio, bunların tamamını yönlendirebildiği takdirde darbe yapabilir.

    * Organizasyonu mu yapıyor?
    İtalya'da ortaya çıkardığımız dökümanda darbe planı da vardı. Bunun için değişik yapılara görev veriliyordu. Muhalif parlamenterlerin isim listesi vardı. Darbe olduğunda bu isimler tutuklanarak, İtalya'daki Gladio merkezine götürülecekmiş. Diğer taraftan aynı anda bazı gazete ve televizyonlara baskın yapılacakmış

    * Türkiye'de darbeler aynı planla gerçekleştirildi...
    Gladio hep benzer yöntemler kullanıyor.

    **

    GLADIO NEDİR?...

    Latin kökenli bir kelime olan Gladio (kılıç) ismi, Amerikan ve İngiliz kontrgerilla örgütlenmesi olarak 1952 yılında kuruldu. Örgüt, kuruluşundan 4 yıl sonra 1956’da casusluk ve gerilla savaşı için örgütlendi. CIA tarafından yönetilen ve finanse edilen örgüt Türkiye’de ise Kontrgerilla olarak tanınıyor.

    * Bu örgütü deşifre etmenize en çok kimler tepki gösterdi ya da direndi?
    Başta İtalya Cumhurbaşkanı ve tüm merkez sağ çözülmesini istemedi. Bir de askeri istihbarat örgütü. Çok zorluk çıkardılar.

    * Peki kimler destek çıktı?
    Merkez sol çok destekledi. Çünkü onlara göre İtalya'nın karanlık bir dönemi vardı ve bu dönemde olup bitenler açığa çıkartılmalıydı. Geçmişle hesaplaşmak gerekliydi.

    * Gladio'nun varlığını öğrendiğiniz an ne hissetiniz?
    Kendimden daha büyük ve güçlü bir şeyin varlığını hissetim. Korkutucu ve ürkütücüydü. Ama benim görevim gerçeği ortaya çıkarmaktı. O süreçte bana medya yardımcı oldu. Medyadan çok destek aldım. Basın açıkça "Savcı Casson bu işte sonuna kadar gitmelidir" diye desteğini deklare etti. O desteği alınca daha da cesaretlendim.

    **

    Türk savcı istihbaratın arşivine girmeli

    * Türkiye'de kontrgerillayla ilgili yürütülen bir Ergenekon operasyonu var. Kontrgerilladan tamamen kurtulmamız için önerileriniz neler?
    İtalya'da örgütü tamamen açığa çıkarmak için, İtalya askeri istihbarat servisinin arşivlerini incelemek talebiyle başbakanlığa başvurdum. İzin verildi. İznin kaynağı 1970'li yıllardan kalan bir yasaydı. Yasada, normalde belgelerin gizli olduğu ve savcılara dâhi verilmeyeceği yazılıydı. Ama aynı yasanın 12. maddesi ise anayasaya aykırılık durumunda savcılara belgeleri inceleme hakkı veriyordu. Ben de CIA ile ilişkinin İtalya Anayasası'na aykırılık teşkil ettiğini belirterek izin aldım. Türkiye'de savcılara böyle bir hak tanınıyorsa mutlaka arşivlere girmeli. O zaman Gladio deşifre edilir.

    * Parlamento desteği nasıldı?
    Bir araştırma komisyonu vardı. Ulaştığım belgelerin bir örneğini bu komisyona da veriyordum. Parlamento desteği şart. Ama en önemlisi savcının bağımsızlığı. Bunlar yoksa işiniz zor.

    * Ergenekon operasyonunda ünlü isimlerin gece gözaltına alınmasına tepki geldi. Siz gözaltıları nasıl yapıyordunuz?
    Yasa herkes için aynı. Ama yasa kadar önemli olan bir şey daha var: Ortak akıl, mantık. Ben buna göre hareket ediyordum. Sonuçta sabah saat 10.00'da ifade alınabilecekken, neden gece 05.00'te alınsın? Boş yere polemiklere neden olur.

    * Ülkedeki hangi yetkililer Gladio'nun varlığından haberdar?
    Bütün devlet yöneticileri bu yapıdan haberdar değil. Parlamentolardan özellikle gizleniyor. Hatta devlet başkanlarının tamamı da bu örgütün varlığını bilmiyor. Bazıları haberdardır, bazıları değildir. Kimin haberdar olacağı tamamen CIA'ya bağlı. Amerika kime güveniyorsa o Gladio'yu bilir. Ordu içinde bile böyledir. Hatta bazen Genelkurmay Başkanları, Savunma Bakanları bile örgütün varlığından haberdar olmayabilir.

    * Türkiye'de de 70'li yıllarda aşırı milliyetçi unsurlar kanlı olaylarda kullanıldı. Sivil unsurlar Gladio'nun neresinde?
    Gladio'nun içinde doğrudan görev alan faşistler var. Hatta temel unsurlarından biri. İtalya'daki yapıda polis, jandarma ve faşistler yer alıyordu. Zaten üç grubun da amacı birbirine çok yakındı. Hepsi daha konservatif (muhafazakar) bir İtalya yaratmanın peşindeydi. Bu nedenle birbirleriyle ilişkiye girmeleri, birbirlerini bulmaları zor olmuyor. İtalya'da, Sardinya Adası'nda çok gizli bir merkezleri vardı. Faşistler burada her türlü eğitimden geçirildi.

Benzer Konular

  1. Çiçek Abbas Ergenekon Versiyon :)
    Konu Sahibi Sokak Şairi Forum Komedi ve Mizah
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 13.Mayıs.2010, 14:49
  2. Barnabas İncili, Ergenekon, Küçük, Vatikan İlişkileri
    Konu Sahibi Araf Forum Komplo Teorileri
    Cevap: 8
    Son Mesaj : 06.Nisan.2009, 14:52

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir instakip.com, dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, mehter takımı Perde , filmizle88, Ayetel Kürsi