Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Toplam 7 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 7 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #1
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart GIDA HAREKETİ!!


    Mutlak bilinçli olmamız gereken bu konuda ne kadar bilinçli ve duyarlıyız acaba???

    Elime bir kitap geçti sevgili Dostyakası sakinleri oradan hareketle biraz araştırmaya başladım ve bu araştırma katlanarak büyüyecek, bu konu beni zaten rahatsız eden bir konu,
    sizlerden de katılım ve paylaşım rica ediyorum..Bu konu hepimizi yakından ilgilendiriyor çünkü...





    Ölüm Tohumları
    F. William Engdahl


    Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar.

    Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger'in "Yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin." Sözünün Amerikan küçük sosyo-politik elit tarafından tüm dünya insanlarının akıbetini değiştirebileceğinin hikâyesi.

    Engdahl titizlikle Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar konusunu her yönüyle okuyucunun gözleri önüne seriyor. Kalıtımın değiştirilmesinin arkasındaki karanlık oyunlar bilim laboratuarlarından büyük şirketlerin yönetim kuruluna, hükümetteki kilit mevkilerden devlet başkanlarına dek uzanıyor. Günümüzdeki gelişmelerin arkasındaki nedenleri anlamak isteyen, dünya barışı ve sosyal adalete inanan herkesin okuması gereken uykudan uyandıran kitap.





    Bu da geçer, Ya Hû!

  2. #2
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart GIDA HAREKETİ!!

    TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN BÜYÜK TEHLİKE

    Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer, Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılan 'Ulusal Biyo Güvenlik Kanun Tasarısı' ile ilgili çok acı konuştu.
    Özer “Türkiye'nin tüm tohumları ile yaşamımız birkaç "şeytani şirket"in insafına terk edilecek” dedi

    Timeturk’e özel açıklamalarda bulunan Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer, “Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın adını değiştiren ve kanun teklifiyle birlikte sunulmasının GDO yasasını tartışmanın Tarım Bakanlığı kanunu tartışma gibi gösterilip yangından mal kaçırılacaktır. Bu tasarıya TBMM’den geçirmek modern köleliğin onayı ve şeytanın galebe gelmesi demektir” dedi.

    İlginç benzetme

    “Bazen kişi ya da kurumlar icraatlarınız kendi ayaklarına kurşun sıkarlar. Ancak bu kez hükümetimiz silahı tamda kalbimize çevirmiş durumda” diyerek ilginç bir benzetme de bulunan Kemal Özer; İnsanlığın ortak mirası tohumların genetik yapısının değiştirilerek patent altına alınmasına izin verileceğini iddia etti.

    Ulusal Biyo Güvenlik Kanun Tasarısı’nın Bakanlar Kurulu'nda imzaya açılmasının büyük bir talihsizlik olarak niteleyen Özer; Geçtiğimiz ay ABD'de ikna odalarına alınan milletvekillerinin tasarıya oy verip vermemesi ayrı bir merak konusu lakin kölelik tasarısının iktidar milletvekillerini oylarıyla yasalaşması gibi büyük bir riskin söz konusu olduğunu belirterek “kölelik yasası” olarak tanımladığı tasarının, "tarladan sofraya gıda güvenliğini sağlamak" gibi masum bir kılıfla sunulduğunu belirtti.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  3. #3
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart GIDA HAREKETİ!!



    Gıda Güvenliği Derneği internetteki şehir efsanelerine karşı harekete geçti




    ImageGıda güvenliği kavramının toplumda benimsenmesi ve yaygınlaştırılması amacı ile yola çıkan Gıda Güvenliği Derneği, İnternet’te, özellikle e-posta yoluyla yayılan asparagas haberlere karşı harekete geçti.
    Yaptırdığı araştırma ile tüketicilerin İnternet üzerinden yayılan haberlerden oldukça etkilendiğini tespit eden dernek, tüketicilerde yanlış / hatalı bilgi veren asparagas haberlere karşı doğru bilgi verme ve bilinç yaratma amacıyla bir Çağrı merkezi kurarak “Güvenli Gıda, Sağlıklı Türkiye” projesinde ilk adımı atmış oldu. Gıda güvenliği kapsamında doğru bilginin adresi olacak çağrı merkezinde, ayda 15 bin soruya yanıt verilebilecek.

    Topluma “gıda güvenliği” kavramını benimsetmek üzere kurulan Gıda Güvenliği Derneği, toplumun internet yoluyla yayılan asparagas haberlere karşı bilinç düzeyini artırmak üzere “Güvenli Gıda, Sağlıklı Türkiye” projesini başlatıyor. Özellikle e-posta yoluyla yayılan zincir mesajların halkı gıda güvenliği konusunda olumsuz etkilediğini ve bu mesajlarla gerçek dışı bilgiler verildiğini belirleyen dernek, halka “doğru bilgi” vermeyi amaçlıyor. Dernek, Türk halkının gıda güvenliği konusunda algı ve bilinç düzeyini ölçmek amacıyla yapılan kapsamlı bir de araştırma yaptırdı. Yapılan araştırmaya göre; Türk tüketiciler gıdalar yoluyla sağlıklarının bozulma olasılığını trafik kazasında yaralanma olasılığı ile eşit görüyor. Aynı araştırmaya göre, tüketiciler gıda ile ilgili İnternet’ten duydukları bilgilere inanıyor ve satın alma davranışlarında bu bilgileri göz önünde tutuyor.


    Gıda Güvenliği Bilgi Düzeyi Araştırması Türk Tüketicisinin Bakış Açısını Yansıtıyor


    Internet üzerinden yayılan şehir efsanelerini tüketiciler üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla Gıda Güvenliği Derneği tarafından GfK Türkiye’ye yaptırılan Gıda Güvenliği Bilgi Düzeyi Araştırması, İnternet’in tüketiciler üzerindeki gücünü doğrular nitelikte. Araştırma ile ilgili bilgi veren Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner “Araştırmamız gıda güvenliği konusunda Türk tüketicisinin halet-i ruhiyesini yansıtan önemli bir çalışma oldu. 17 ilde gerçekleşen, yüzde 74’ü kadın, yüzde 26’sı erkek, 661 kişiyi kapsayan araştırmaya göre Türk tüketicisi için gıda güvenliği önemli bir yörüngede, tüketicinin endişeleri yüksek ve komplo teorilerine eğilimli” dedi.

    Saner, araştırma sonuçlarını şöyle yorumladı: “Tüketicilerin yarısının (yüzde 51) ‘İnternet’ten edindiğim bilgiler ürün tercihimde etkilidir’ ifadesi ve İnternet’te dolaşan her habere inanarak sürekli tükettiği bir gıda maddesinden hemen vazgeçebiliyor olması (yüzde 58) ne denli manipülasyona açık olduğunu gösteriyor. Türk tüketicisinin yüzde 57’si İnternet’ten yayılan her bilgiye inanırken, İnternet’te dolaşan asparagas haberleri ‘gerçek dışı’ bulanların oranı yüzde 37. ‘Her zaman gerçek dışıdır’ diyenlerin oranı ise yüzde 21. Bu sonuçlar bize asparagas e-zincirlere karşı kapsamlı ve köklü bir duruş sergilenmemiz gerektiğini gösterdi. Doğru sanılan yanlışlarda yeni bir fenomen olarak karşımıza çıkan zincir e-postalar ya da İnternet asparagasları hem tüketiciyi yönlendirerek beslenme alışkanlıklarının yanlış bir yönde değişmesine neden olabiliyor, hem de birçok kişi ve kurumu hedef tahtası haline getirerek telafisi mümkün olmayan maddi ve manevi zararlara neden olabiliyor.”

    Asparagasa Zengin de İnanıyor Fakir de
    Basın toplantısında söz alan Yeditepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Artemis Karaali, ‘Asparagas Haberlere Akademik Bakış’ başlıklı konuşmasında Gıda Güvenliği Derneği’nin başlattığı bilinçlendirme projesini bu konuda atılmış önemli bir ilk adım olarak gördüğünü belirtti. Türkiye’de internetten yayılan asparagas haberler nedeniyle bir ‘bilgi kirliliği’ ortamının yaşandığını, bu bilgiler nedeniyle zaman zaman gıda sektörünün çok ağır yaralar alabildiğini, hedef tahtası haline gelen firmaların neredeyse satışlarının durduğunu belirten Karaali, bu nedenlerle, bilgi kirliğini önlemek için bilim insanlarının ve medyaya görevler düştüğünü söyledi.

    Karaali, asparagas haberlere inanış konusunda tam bir eşitlik yaşandığını, fakir-zengin, eğitimli-eğitimsiz ayrımı olmaksızın hemen herkesin asparagas haberlere inanabildiğini belirterek, “Türkiye’de gıda güvenliği konusunda henüz tüketici bilincinin tam anlamıyla oluştuğunu söylemek çok zor. Tüketicinin bu denli kirlenmiş bilgiyle boğulduğu bir ortamda, eğitimli kişilerin dahi doğru bilgiyle yanlış bilgiyi birbirinden ayırt etmesi oldukça zor görünüyor” dedi.



    Gıda Güvenliği Bilgi Düzeyi Araştırması’ndan İlginç Notlar:


    Türk Tüketicisi Diyor ki; “Hayatımdaki En Büyük Üç Risk: Trafik, Çevre Kirliliği, Gıda”
    Gıda Güvenliği Derneği tarafından GFK Türkiye’ye yaptırılan araştırma Türk tüketicisinin risksiz bir hayat düşünemediğini gözler önüne seriyor. Türk tüketicisine göre çevre kirliliği nedeniyle sağlığının bozulma riski (yüzde 88). Trafik kazasında yaralanma riskiyle (yüzde 87) gıdalar yoluyla sağlığının bozulma riski başabaş (yüzde 86). Oysa, Avrupa Birliği vatandaşlarının büyük çoğunluğu ‘Çevre Kirliliği’ (yüzde 61) ve ‘Trafik Kazaları’nı (yüzde 51) başlarına gelme ihtimali en yüksek olan potansiyel riskler olarak görüyor. İş gıda güvenliğine gelince daha rahatlar; yüzde 40’ı sağlıklarının gıda ürünleriyle bozulabileceğini düşünüyor. Yalnız Avrupa kıtasında da homojenlik söz konusu değil. İskandinav ülkeleriyle Balkan ülkeleri apayrı dünyalar. Yunanistan-Malta gibi ülkelerde tüketicinin gıda maddeleri yüzünden sağlığını kaybetme korkusu yüzde 60 iken, Finlandiya’da bu oran yüzde 20’ye düşüyor.

    Türk Tüketicisi Konu Gıdalar Olunca Bilim Adamlarına ve Hekimlere Güveniyor
    Türk tüketicisinin en çok güvendiği bilgi kaynaklarının başında bilim adamları (yüzde 53) ve ikinci sırada hekimler (yüzde 41) geliyor. Avrupa tüketicisinin gıda riskleri konusunda yapılan bilgilendirmelerde en çok güvendiği bilgi kaynakları tüketici örgütleri (yüzde 32) ve hekimler (yüzde 32).

    [color=red]Tüketiciye Göre Gıda Güvenliğinde Geriye Gidiyoruz
    Türk vatandaşlarının yarıdan fazlası gıda güvenliğinin
    - 10 yıl önceye göre daha kötüye gittiği fikrine sahip.(%52)
    - %38’i geliştiğini,
    - %7’si ise aynı düzeyde kaldığını
    düşünüyor.

    Avrupa vatandaşlarının ise

    - %38’i geliştiğini,
    - %29’u aynı düzeyde kaldığını,
    - %28’i ise daha kötüye gittiğini
    düşünüyor.

    Internetten Alınan Bilgiler Satın Alma Kararını Etkiliyor
    Araştırma sonuçlarına göre; Tüketicilerin yarısı (yüzde 51) “İnternetten edindiği bilgileri ürünleri satın almada etkili olduğunu düşünüyor.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  4. #4
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart GIDA HAREKETİ!!

    ABD'li gazeteciden dehşet veren iddialar

    Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl’ın istenmeyen ırkları kısırlaştırma planının ayrıntılarını açıkladığı üprertici iddialarla şok olacaksınız!

    devlerinin insanlık için gerçek bir kıyamet yaratacağını söylüyor. İddiaları son derece ürkütücü. Norveç'teki küresel tohum deposuyla amaçlanan arî üstün ırk yaratmak mı yoksa istenmeyen ırkları yiyeceklerle kısırlaştırmak mı? "Kıyamet tohum deposu" olarak da bilinen Svalbard hariç dünyadaki diğer tohum depolarını bekleyen "kıyamet"i kim koparacak? Engdahl sorularımızı yanıtladı.

    Yeni Aktüel Dergisini 29 Kasım - 5 Aralık 2007 tarihli 125. sayısında "Kıyamet Kapısı" başlığıyla kapak konusu olarak işlediğimiz ve 26 Şubat 2008'de tamamlanacağını duyurduğumuz "proje", tamamlandı. Norveç'in kuzeyindeki Spitsbergen adasında "Svalbard Küresel Tohum Deposu" adı verilen o ambar, Mart 2008 itibariyle resmen faaliyete başladı. Donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edilen ambarda şu anda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyon farklı tohum özel ambalajlarda saklanıyor. Kuzey Kutbu'na 1100 kilometre uzaklıkta olan buzdağı ambarında bazı dayanıklı tohumlar 1000 yıl kadar bozulmadan kalabilecek. Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposuna "kıyamet tohum deposu" da deniyor. Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini biraraya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak.

    Buraya kadar her şey gayet iyi niyetli görünüyor. Ancak Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl'ın bu proje ile ilgili dehşet verici şüpheleri var.

    Engdahl, tarım sektörünü ellerinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiklerini düşünüyor. Spitsbergen'in buzlaşmış kayalıklarının altında "dünyayı ekonomik ve genetik olarak ele geçirme" planlarının yattığını iddia eden Engdahl, teorisini ambar projesi finansörlerinin kimlikleri ve geçmişleri hakkında ayrıntılı hatırlatmalar yaparak ispatlıyor. İlk baskısı 2007'de yapılan, Nisan 2009'da Türkçe'ye çevrilen "Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar" adlı kitabın da yazarı olan Engdahl ile "kıyamet muhafızları" dediği finansörlerin kimlikleri, neler yaptıkları ve Svalbard Küresel Tohum Deposu üzerindeki hedefleri hakkında konuştuk.


    - Svalbard Küresel Tohum Deposu'nun finansörleri kimler?


    Öncelikle, bu ambarın Global Crop Diversity Trust (GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü) aracılığıyla işletildiğini söylemeliyim. Nisan 2009 rakamlarına göre 123 milyon dolarlık bir finansmanları var. Roma'da kurulan bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson bulunuyor. 1998'e dek New York merkezli Nüfus Konseyi'nin de (Population Council) başkanıydı. Bu konsey John D. Rockefeller'ın nüfus popülasyonunu düşürmek amacıyla 1952'de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konsey. Diğer GCDT üyeleri arasında Hollywood Dream Works Animation'a başkanlık eden Lewis Coleman da var. Coleman, ABD'nin en büyük Pentagon anlaşmalı askeri endüstri şirketi olan Northrup Grumman Corporation'ın da kurul başkanıydı.

    Örgütün finansörleri ise;

    - Geçen yıl şirketin aktif yönetiminden çekilerek kurduğu Bill-Melinda Gates Vakfı aracılığıyla kendini Asya ve Afrika'daki çiftçilere yardıma adayacağını beyan eden Microsoft'un kurucusu Bill Gates!

    - Dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD'li DuPont / Pioneer Hi-Bred!

    - Yine bir ABD'li GDO devi Monsanto!

    - İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta!

    - 1970'lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla "Yeşil Devrim" diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller!

    - ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada'dan da devlet fonları aktarılıyor.

    Yani özetle, GDO tohumları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak tarlalardan orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları olası bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir adaya saklıyor.

    Dünyanın pek çok ülkesinde "zaten var olan" tohum depolarına ne gibi bir felaket gelecektir ki, Svalbard'a muhtaç kalınacaktır?


    Ebu Garib tohumları nerede?

    - Nükleer savaş, iklim değişimi veya meteor düşmesinin dışında bir felaketten mi söz ediyorsunuz?

    Evet, planlı bir felaketten söz ediyorum. Bunu anlamak için yalnızca 2003 Amerikan bombardımanından sonraki Irak'a bakmak yeterli. Irak medeniyetlerin beşiği ve binlerce yıl önce buğday tarımının doğduğu yerdir. Ebu Garib'de yüzlerce yılda geliştirilen buğday tohumu çeşitlerinin yer aldığı bir tohum bankası bulunuyordu. Amerikan bombardımanından sonra o tohum mahzeni tarihe karıştı. Artık kimse o tohumların nerede olduğunu bilmiyor. Düşünün, dünyadaki tüm tohum çeşitleri NATO destekli Svalbard'da biraraya getirilip kontrol altına alındığında, dünyadaki diğer paha biçilmez tohum bankalarını savaşlar ve terörist eylemler ile yok etmek çok kolay olacak! Sonrasında da Monsanto ve DuPont gibi devler kendi GDO tohumlarını tüm dünya çiftçilerine tek elden sunabilecekler. Yani tüm tohum çeşitlerini ele geçirdikten sonra dünyanın diğer tohum bankalarını, tekel oluşturabilmek amacıyla yok edebilirler.


    Ari ırk yaratma projesi"

    - Peki tekel olma arzusunun temelinde yatan tek sebep ekonomik mi?

    Hayır. Bunu açıklamak için önce kıyamet muhafızlarının kimliklerinden ve geçmişte neler yaptıklarından biraz söz edelim. Rockefeller 1971'de Uluslararası Tarım Araştırmalarında Küresel Danışmanlık Grubu olan CGIAR'ı kurdu. CGIAR, üçüncü dünya ülkelerinin bilim adamlarının ve agronomistlerinin (tarım uzmanı) "modern tarım ürünü" kavramlarında uzmanlaşmaları ve ABD'de öğrendiklerini ülkelerine götürmeleri ile yakından ilgilendi. GDO'lu "Gen Devrimi"nin yaygınlaşması için paha biçilmez bir etki şebekesi oluşturdular. CGIAR, daha etkin olabilmek için BM Gıda ve Tarım Örgütünü (FAO), BM İlerleme Programı'nı ve Dünya Bankası'nı da işin içine dâhil etti.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  5. #5
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart GIDA HAREKETİ!!


    Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl’ın açıklamaları devam ediyor


    Norveç’in kuzeyindeki Spitsbergen adasında “Svalbard Küresel Tohum Deposu” adı verilen ambar, Mart 2008 itibariyle resmen faaliyete başladı. Donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edilen ambarda şu anda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyon farklı tohum özel ambalajlarda saklanıyor. Kuzey Kutbu’na 1100 kilometre uzaklıkta olan buzdağı ambarında bazı dayanıklı tohumlar 1000 yıl kadar bozulmadan kalabilecek. Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposuna “kıyamet tohum deposu” da deniyor. Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini biraraya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak.

    Bu depo projesinin ardında, Tarım sektörünü ellerinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin “dünyayı ekonomik ve genetik olarak ele geçirme” planları var.

    Nisan 2009′da Türkçe’ye çevrilen “Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar” adlı kitabın da yazarı olan Engdahl ile söyleşiden bölümler:

    - Svalbard Küresel Tohum Deposu’nun yöneticileri kimler?

    Öncelikle, bu ambarın Global Crop Diversity Trust (GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü) aracılığıyla işletildiğini söylemeliyim. Nisan 2009 rakamlarına göre 123 milyon dolarlık bir finansmanları var.

    Roma’da kurulan bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson bulunuyor. 1998′e dek New York merkezli Nüfus Konseyi’nin de (Population Council) başkanıydı.

    Bu konsey John D. Rockefeller’ın nüfusu düşürmek amacıyla 1952′de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konsey. Diğer GCDT üyeleri arasında Hollywood Dream Works Animation’a başkanlık eden Lewis Coleman da var. Coleman, ABD’nin en büyük Pentagon anlaşmalı askeri endüstri şirketi olan Northrup Grumman Corporation’ın da kurul başkanıydı.

    - Svalbard Küresel Tohum Deposu’nun finansörleri kimler?

    - Geçen yıl şirketin aktif yönetiminden çekilerek kurduğu Bill-Melinda Gates Vakfı aracılığıyla kendini Asya ve Afrika’daki çiftçilere yardıma adayacağını beyan eden Microsoft’un kurucusu Bill Gates!

    - Dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD’li DuPont / Pioneer Hi-Bred!

    - Yine bir ABD’li GDO devi Monsanto!

    - İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta!

    - 1970′lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla “Yeşil Devrim” diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller!

    - ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada’dan da devlet fonları aktarılıyor.

    Yani özetle, GDO’lu tohumları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak tarlalardan orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları olası bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir adaya saklıyor.

    Dünyanın pek çok ülkesinde “zaten var olan” tohum depolarına ne gibi bir felaket gelecektir ki, Svalbard’a muhtaç kalınacaktır?



    www.gidahareketi.org



    Bu da geçer, Ya Hû!

  6. #6
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart GIDA HAREKETİ!!



    Gerçek insanlara gerçek yiyecek aranıyor!


    Bilim ve teknoloji her geçen gün ilerlerken insanoğlunun da doğru orantılı olarak daha az hasta olması gerekiyordu. Ancak bu işte bir terslik var, hastalıklar gün geçtikçe artıyor. Sakın yediğimiz içtiğimizden olmasın? Hormonlu gıdaları duymuştuk ama şimdilerde yeni bir kavram çıktı karşımıza; Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, yani kısaca (GDO)`lar. Yazar F. William Engdahl GDO`lar hakkında çok çarpıcı açıklamalar yapıyor. Geçtiğimiz günlerde Buğday Derneği ve Bilim + Gönül Yayınları`nın davetlisi olarak İstanbul`a gelen Engdahl`in açıklamaları yiyeceklerimizi alırken iki değil üç defa düşünmemizi sağlayacak cinsten.

    KAR HIRSI İLE İNSANLAR ZEHİRLENİYOR

    Engdahl`in ülkemizde yayınlanan kitabı Ölüm Tohumları`nın adından da anlaşılabileceği gibi bazıları kar hırsıyla tarlalara tohum değil ölüm saçıyor. Kalıtımın değiştirilmesinin arkasındaki karanlık oyunlar bilim laboratuarlarından büyük şirketlerin yönetim kuruluna, hükümetteki kilit mevkilerden devlet başkanlarına dek uzanıyor. Engdahl, `Bu insanlar yapabildikleri her şeyi yapıp, her şeyi kontrol etmeye çalışıyorlar. Allah`mış gibi davranıyorlar.` diyor. Çoğu Amerika`daki 3 - 4 büyük şirket soya, pamuk, pirinç, patates gibi temel besin maddeleri olan organizmalar üzerinde genetik değişiklikler yapıyor. Elde ettikleri ürünlere patent alıyorlar. Bunlar halka daha çok ürün veren, daha vitaminli, daha sağlıklı, daha, daha... diyerek tanıtılıyor.

    ÇİFTÇİYİ SOYUYORLAR

    Çiftçiler bu tohumları alabilmek için bu şirketlere para ödüyorlar. Fakat bu tohumlar kısırlaştırılmış. Çiftçi sonraki yıl ekim yapabilmek için yeniden tohum almak zorunda. Böylece şirketlere her yıl para ödemek zorunda kalan çiftçiler ya iflas ediyor ya da bağımlı hale geliyorlar. Bu tohumların kullanılması bazen baskı bazen anlaşmalar yoluyla sağlandığı için bu kısırdöngü devam ediyor. Geleneksel tarımı devam ettiremeyen çiftçilerden topraklarını yine bu şirketler satın alıyor ve endüstriyel tarım yapmaya başlıyor.

    HİLKAT GARİBELERİNE NEDEN OLUYOR

    Daha korkunç olanı ise genetiği değiştirilmiş bu besinlerin sağlık üzerine etkileri. GDO`lar üzerine gerekli çalışmalar yapılmamış ya da bilinçli olarak yaptırılmamış. Engdhal genetiğin tam olarak kontrol edilemediğini, daha çok süt versin diye genetik yapısına müdahale edilen ineklerin bir süre sonra kanser olduklarını, genetiği değiştirilmiş mısırla beslenen ineklerin 3 kulaklı, 3 bacaklı yavrular doğurduklarını, genetiği değiştirilmiş patatesle beslenen farelerin beyin ve iç organlarının küçüldüğünü söylüyor. Üstelik A vitamini eklemek için genetiğine müdahale edilen pirinçten bir insanın günlük A vitamini ihtiyacını karşılayabilmesi için günde 9 kilo pirinç yemesi gerekiyor. Yani Engdahl GDO`ların bahsedilen faydalarının koca bir yalandan başka bir şey olmadığını söylüyor.

    KENDİLERİNİ ALLAH SANIYORLAR

    Engdahl, bu çalışmaların eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger`in `Yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin.` sözünden hareketle insanları kontrol altına alabilmek için hükümetlerle anlaşmalı olarak devam ettiğini anlatıyor. Engdahl, `Bu tohumların moleküler biyoloji kısımlarını daha çözmemişler. Bunların denenmesi, FDA tarafından test edilmesi gerekli ancak Pentagon bir savaş politikası, bir silah gibi görüyor. `Normal, geleneksel besinlerle eşittir.` deyip testleri engelliyor. Testleri büyük firmalar kendileri yapıyor, bu nedenle basit ve yüzeysel testler yapılıyor. Zaten FDA`nın kilit noktalarında kendi adamları var. Aynı şekilde nüfusun artışını kontrol etmek amacıyla Rockefeller Vakfı gibi büyük şirketler destekliyor. İnsanların sağlığına zararlı şeyleri insanlara hissettirmeden piyasaya sürüyorlar.` diyor.

    TEK ÇARE BOYKOT

    Aynı kişilerin insan gen haritasının çıkarılmasıyla da ilgilendiğini anlatan Engdahl bu çalışmaların ve Dünya Ticaret Örgütü ve Sağlık Örgütü`nün dağıttığı aşıların da insanları kısırlaştırmak ve virüs yaymak için kullanıldığını söylüyor. Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Kanada, Arjantin, Amerika ve Afrika`nın bazı bölgelerinde kullanıldığını Avrupa`daki direncin ise kırılamadığını söyleyen Engdahl çözüm yolunun GDO`ların ve endüstriyel tarımın boykot edilmesi olduğunu söylüyor.


    Gönül olmayınca canavar olmak kolay

    Türkiye`de moleküler biyolojinin kurucularından olan Prof. Oktay Sinanoğlu kar amacıyla insanların sağlığıyla kolay oynayabilmenin maneviyat eksikliğinden kaynaklandığını söylüyor: `Moleküler biyoloji muhakkak Türkiye`de kurulmalıdır dedim. Tıpta hayırlı gelişmeler olur diye düşünmüştüm. Böyle olacağı hiç aklıma gelmemişti. Bilim ve teknolojide yapılan her şey insanın yararına da zararına da kullanılabilir. Asıl bilimin bir kanadı akıl, bilim, matematik, bir kanadı gönül terbiyesi ve tasavvuftur. Batı dillerinde gönül kelimesinin tercümesi bile yoktur. Dolayısıyla gönül tarafı olmayanlar bilim yaptığında, bunu atom bombası yapmak için, insanlığa zarar vermek için kullanır. Sonuçta da öyle oldu. Mesele budur ve bunu araştırıp açıklayan kişi de William Engdahl`dir.`




    Bu da geçer, Ya Hû!

  7. #7
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart GIDA HAREKETİ!!

    Tohum Yasası - Bu Ne Biçim Yasa
    Mehmet Sinan Gür




    Öğrendiğime göre bundan sonra çiftçiler ekmek istedikleri şeylerin tohumunu, örneğin domates tohumunu bile dışarıdan, İsrail gibi ülkelerden alacaklar. AKP tarafından böyle bir yasa çıkarılmış. Artık buğday, pamuk, aklınıza gelebilecek ekilen biçilen ne kadar temel ürün varsa, tohumu dışarıdan alınacak. Buna hangi zihniyet nasıl karar veriyor, insan küçücük bir çıkar için nasıl bu kadar aymaz olur, memleketini, insanlarını satar?

    Ben size ne olacağını söyleyeyim. Tohumların gen yapısı ile onayan dünya çapında kurumlar var. Gen yapısı değiştirilen tohumlar isteğe göre yalnız bir kez ürün veriyor, bir yıl ekiliyor, ikinci yıl yok, insan vücudunda hücre yapılarını etkiliyor, kalıcı tahribatlar yapıyor. Diyelim uzun vadeli, yıllara yayılı olarak kansere neden oluyor. Aynı Aids virüsünü yaptığı gibi vücut bağışıklık sistemini çökertiyor.

    AKP’ye oy verip bu gibi yasaların işleme girmesine meydan verenler, böyle bir şey olduğu takdirde, sonuçlarına yalnız oy vermeyenler katlanmayacak, siz de bu işin içindesiniz. Günün birinde insanlar genleriyle oynanmış ürünler yemekten sapır sapır ölmeye başladığı zaman siz sağ kalmayacaksınız. En azından oy verdiğiniz adamları denetleyin. Bu adam ne diyor, bu işi nasıl, neye dayanarak yapar? Bu kadar aymazlık, enayilik neden? Bunları bir sorun. Çünkü artık yalnız bizim değil sizin canınız da söz konusu. Burada paradan söz etmiyorum. Bu olay hayatta kalma konusu. Göz göre göre, kendi elinizle hayatınızı teslim ediyorsunuz. Aklınızı başınıza toplayın, bunu yapmayın.


    Yaşamımız Tehdit Altında






    Yiyecek maddelerinin hormonlu olarak üretmekten daha büyük bir tehlike bizi bekliyor. 22:Kasım.2002 Gecesi saat 11.30 da Flash TV’de Bir program izledim. Konu yiyecek maddelerinin genleriyle oynanması, katılımcılar Dr. Ümit Emre, Doç Dr. Şükran Şahin idi. Not edebildiklerimi aktarıyorum.

    Gelişmiş ülkelerde, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde yiyecek maddelerinin genlerinde çeşitli bahaneler öne sürerek değişiklikler yapılmaktadır. Örneğin patatesin içine giren patates zararlısına karşı, onu patates hücrelerinin DNAlarına yapay, ya da değiştirilmiş genler aşılanmakta, böylece patates zararlısı patates içinde yaşayamamaktadır. Ancak bu işlemin hiç hesaba katılmamış sonuçları olabilmektedir. Şöyle ki, bir kere zararlıyı önleyici gen istenen yere değil, kendi istediği yere gitmektedir. Bu bir anlamda kontrolün daha başından kaybedilmesi demektir. İstediği yere giden gen gittiği yerde kontrol dışı etkiler yapmaktadır. Zararlının patates içine girmesini önlerken kanserojen toksinlerin aşorı ölçüde salgılanmasına neden olabilmekte, AIDS, Hepatit B gibi virüslerin tetikleyicisi durumuna girebilmektedir. Yani patates yiyerek AIDS olma, bilinmeyen hastalıklara yakalanma olasılığı ortaya çıkmaktadır. Buna karşılık bazı çevreler ağızdan alınan maddelerin midede sindirileceği, o yüzden karışmayıp bünyeye bir zarar vermeyeceği söylenmişse de bazı durumlarda besin maddelerinin sindirilmeden kana karışabileceği bilimsel bir gerçektir. Buna karşılık bazı çevreler ağızdan alınan maddelerin midede sindirileceği, o yüzden karışmayıp bünyeye bir zarar vermeyeceği söylenmişse de bazı durumlarda besin maddelerinin sindirilmeden kana karışabileceği bilimsel bir gerçektir. Yani karşı iddia geçersizdir.

    Zararlıyı öldüren gen patates hücresi içinde istediği yere gidip kontrolden çıkınca örneğin patateste bulunan A vitamini anormal bir şekilde artabilir. Normalin 100 katına çıkabilir. Siz bir patates yediğinizi sanırken aslında 100 patates yemiş olursunuz. Bilimsel olarak fazla A vitamininin zehir etkisi yaptığı bilinmektedir. Ya da bunun tam tersi olabilir. Patateste hiç A vitamini olmaz. Siz beslendim sanırken hiç besin almamış olursunuz. Bunun beklenmedik sonuçları olabilir. Çin’de pirincin genleriyle oynanmış ve yaygın olarak gece körlüğü hastalığı çıkmıştır.

    Aynı işlem mısır kurduna karşı yapılmaktadır. ABD’de yetiştirilen soya fasulyesinde yapılmaktadır. Böyle işlemler Doğa dengelerinin alt üst olmasına neden olur. Mısır kurdu ile beslenen kuşlar beslenemez olurlar. Onların ayaklarına bulaşan polenlerle döllenen bazı bitki türleri yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalırlar. Bir türün yok edilmesi soykırım demektir ve doğanın milyonlarca yılda oluşturabildiği değişim zinciri bozulur. Maddeler başka maddelere dönüşemezse bunun ucu insanlara da dokunur.

    Bütün canlıların ve bitkilerin genleriyle oynamak mümkündür. Alabalık, tavuk, mısır, domates, patates, soya fasulyesi insanların en çok tükettikleri ve üzerinde en çok oynanan canlı ve bitkilerdir. Yani tehlike çok yakındadır.

    Bu çalışmalar ilaçlama ve aşılar yerine kullanılmak üzere yapılmasına karşın şu anda herhangi bir denetleme olmadığı için, bilimsel olarak kontrol altına girmiş olmadığı için çok tehlikelidir. Genler bazen çıplak tabir edilen şekilde kullanılmaktadır ve bu son derece tehlikelidir. Örneğin yine patatese çocuk felci aşısı yerine geçecek genler yerleştirilmiştir. ABD 9.5 milyon hektar alana genleriyle oynanmış soya fasulyesi ekmiştir. Bunlar toksik mi, yani zehirli mi, en masumundan alerji yapar mı, AIDS, kanser riski var mı bilinmiyor. Analiz yapmadan kullanmak son derece sakıncalıdır. Aynı zamanda bu gıdalar bizim gibi ülkelere satılmak üzere, yolda, geliyor. Öngörülebilir riskler için önlem alınabilir ama bir de başımıza ne geleceğini bilmediğimiz riskler var. Bu yüzden yaşamımız tehdit altındadır. Kromozomlarla oynamanın geri dönüşü yoktur. Değişikliğ uğramış bitkilerin polenleri rüzgarla bir ülkeden diğerine gidebilir. Yani tehlike bir ülke için değil bütün dünya içindir. Polenler sınır tanımaz. Bütün eko sistem sonsuza kadar değişebilir. Sonunda yıkıntının altında bunu yapanlar da kalabilirler.

    AB ülkeleri bu konuyla ilgili bir komisyon kurmuş. Genleriyle oynanan hiçbir yiyecek maddesini sokmuyorlar. Yani güçleri olduğu için direniyorlar. Japonya, toprakları sınırlı olduğu için yiyeceğini ABD’den almak zorunda. ABD’den hangi yiyeceklerin genleriyle oynandığının ambalaj üzerine yazılmasını rica etmişler. ABD bu ricayı reddetmiş. ABD kendi ülkesi insanlarına genleriyle oynanmış yiyecekleri yedirmiyor.

    Türkiye’de böyle bir denetim yok ve 15 milyon aç insan var. Aç insan önüne ne konursa yer. Bilindiği gibi yakın zamanda şeker üretimine kota kondu. Türkiye’de artık istendiği kadar şeker üretilemeyecek. Eksik kalan bölüm ABD’den ithal edilecek. Orada üretim genleriyle oynanmış mısırdan elde edilen nişastanın yine sentetik olarak tatlandırılmasıyla yapılıyor. Bir süre sonra bunlar önümüze konacak.

    Gümrüklerde biyo-teknoloji laboratuarları kurulmalıdır. Besin maddeleri incelenmeden ve onaylanmadan ithal edilmemelidir. Bunun için çalışmaya bugün başlansa tam olarak bir koruyucu oluşturabilmek için 4-5 yıl geçmesi gerekir. Bu yüzden hükümetimize de iş düşmektedir.

    Herkes manavından, bakkalından, marketinden aldığı yiyeceklerin genleriyle oynanıp oynanmadığını sormalıdır. Şimdi olmasa bile bir süre sonra bir bilinç ve duyarlılık oluşacaktır. Genleriyle oynanmış yiyecekleri yemeyin, yedirmeyin. ABD bu yiyecekleri sorgusuz sualsiz gönderiyor. Genlerle oynanması durdurulmazsa hep birlikte yok olacağız. Bir makinenin dişlilerinden biri çıkarılır ya da bir dişli daha eklenirse bütün sistem karmakarışık olur, çöker. Genlerle oynamakla aynı şey yapılmış oluyor. Milyonlarca yılda oluşan biyolojik denge bozulursa, geri dönüşü yoktur.

    Bu konuda yazılan raporlar DPT nin (Devlet Planlama Teşkilatı) Sekizinci 5 yıllık kalkınma planına girdi. Türkiye’de haber yapılmıyor ama dünyada Green Peace (Yeşil Barış) örgütü, çevreciler eylemler yapıyorlar. Klonlanan Dolly adlı koyun genetik olarak 100 yaşına girmiş. Yani olaya gerçekten hakim olunamamış. Hilkat garibeleri yaratınca konuya hakim olunmuş sayılmaz.

    Eskiden beri geçerli olan bir kural vardır. Bilinmeyen ot yenmez. Çünkü zararlı, zehirli olabilir. Bu basit, anlaşılır kural şimdi de geçerlidir. Bilgilenmek gerekir. Bu sorun var olma, yok olma sorunudur. Yangına depreme benzemez. Hiç durmayacak bir tehlikedir. Genleriyle oynamış buğdaydan yapılan ekmekleri zaten şu anda yemekteyiz. Belki bilmeden diğerlerinden de yiyoruz. Kendimizin ve çocuklarımızı geleceği için duyarlı olmalıyız.

    Metnin tamamı programda doktorlarımız tarafından söylenmiştir. Size doğru geliyorsa, lütfen bu konuda bir kamuoyu oluşturmak ve herkesi haberdar etmek üzere bu yazıyı çoğaltıp olabildiğince tanıdıklarınızla ve çevrenizle paylaşınız.



    Bu da geçer, Ya Hû!

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir instakip.com, dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, Perde , filmizle88, Ayetel Kürsi kapadokya balayı takipçi satın al