Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 3 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci 1234 SonuncuSonuncu
Toplam 34 adet sonuctan sayfa basi 21 ile 30 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #21
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart A'dan Z'ye hastalıklar

    Varis

    Damarların büyümesi ve şişmesine varis denir. Çoğunlukla bacağın alt kısımlarında görülür. Nedeni ayakta fazla durmak, şişmanlık, kan damarlarındaki kapakların düzensiz çalışması veya jartiyer kullanmaktır.

    Belirtileri, deri yüzeyindeki damarlar eğri, büğrü olup şişerler. Deri rengini kaybeder. Akşam saatlerinde de ayak bilekleri şişebilir. Banyodan sonra, aybaşı halinde, sıcak havalarda veya uzun süre ayakta kaldıktan sonra, yorgunluk, bacaklarda ağrı, karıncalanma ve dolgunluk hissedilir.

    Varis ülseri

    Daha çok, bacağın alt kısmında görülen yuvarlak bir yaradır. Nedeni, varisli yerde meydana gelen herhangi bir yaralanmadır.

    Hastalık bacağın alt kısmında, bileğe yakın bir yerde yuvarlak bir yara olarak ortaya çıkar. Ayak bileği şişer, deri esmerleşir ve bazen de ağrı hissedilir. Doktor tedavisi şarttır.

    Veba

    Bulaşıcı ve öldürücü bir hastalıktır. Veba mikrobunu taşıyan farelerin pireleri tarafından insanlara geçer. Nedeni, pisliktir. Pis ve güneş girmeyen yerler veba için en uygun ortamlardır.
    Hastalık, mikrop kapıldıktan sonra gelen 2-8 gün içinde kendini gösterir.

    Hastada, aniden başlayan baş ve sırt ağrıları, ateş, titreme, kusma, nefes darlığı, halsizlik, deri lekeleri, burun kanaması, kan tükürme, kasık ağrıları ve devamlı dalgınlık görülür. Dili de kahverengi ve kurudur.

    Yapılacak ilk iş hastayı tecrit etmektir. Çevresindeki sağlıklı kimselerin de koruyucu aşı olması gerekir. Bugün için önemi kalmayan ve eski devirlerde olduğu kadar çok görülmeyen bu hastalığın tedavisi için geç kalmadan sağlık kuruluşlarına haber vermek gerekir.

    Verem

    Akciğer veremi, tüberküloz, fitizi diye bilinir. Nedeni, koch basili denilen ufak kıvrık içinde küçük noktacıklar görülen çomak şeklindeki verem basilidir. Verem mikrobu insan vücuduna çeşitli yollardan girebilir.

    Bu yolların başında, solunum yolları gelir. Hastalık, çoğunlukla veremlinin balgamı veya veremli ineklerin sütü ile bulaşır. Sağlık şartlarına uymamak, aşırı yorgunluk, üzüntü, grip, boğmaca, kızamık veya şeker hastalığı vücudun direncini kaybetmesine ve hastalığın ihtimalinin artmasına neden olur.

    Verem, üç devrede gelişir. Birinci devrede, hastada genel yorgunluk, iştahsızlık, sırt ağrıları, öksürük, ve 38 dereceye varan ateş görülür.Verem basili bu devrede tüberkül adı verilen iltihaplı bölgeler oluşturur. İkinci devrede hiç bir belirti görülmeyebilir.

    Fakat basiller bütün vücuda yayılarak deri, eklemler, kemikler, böbrekler, bağırsaklar, karın ve beyin zarına yerleşirler. Bu devrede tedaviye başlanmamışsa, vücudun direnci azalmaya başlar.

    Üçüncü devrede, varem basilleri kan veya lenf kanalları yoluyla yayılmaya devam eder. Hastada, yorgunluk, balgamlı öksürük, akşamları yükselen hafif ateş, iştahsızlık ve gece terlemeleri görülür. Bu devrede, tedavi edilmezse, diğer akciğer de hastalanabilir.

    Tedaviye 4 ila 9 ay kadar devam etmek gerekir. Tedavinin ilk şartı temiz ve açık hava, bol gıda ve üzüntüsüz bir hayattır.

    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  2. #22
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart A'dan Z'ye hastalıklar



    Yanıklar

    Sıcak bir şeyin veya yakıcı bir maddenin etkisiyle vücudun herhangi bir yerinde meydana gelen hücre ve doku bozulmasına yanık denir. Yanıklar ikiye ayrılır.

    - Basit Yanıklar Bunlar, deride hafif bir kızarıklık meydana getiren yanıklardır. Bir süre sonra, içi su dolu kabarcıklar ortaya çıkar. Bunları, kesinlikle patlatmamak gerekir. Yapılacak şey gerekli ilacı sürüp iyileşmesini baklemektir.

    - Önemli Yanıklar Yanık alanı büyük ve derinliği de fazla ise, önemli bir yanık var demektir. Bu gibi durumlarda mutlaka hastaneye başvurmak gerekir.

    Yaralar

    Herhangi bir kaza sonucu deride meydana gelen yarılma, kesilme, ezilme veya parçalanmalara yara denir. Birçok çeşidi vardır. Ateşli silahlar, batıcı veya delici aletler, yakıcı maddeler veya hayvan ısırmaları sonucu meydana gelen yaraların, hiç vakit kaybetmeden tedavi edilmesi gerekir.

    Yaralar, temizlik şartlarına uyulmayıp da, mikrop kapacak olursa, yara yerinde şişme, kızarma, ateş ve ağrı görülür. Bu da, yaranın iltihaplandığına işarettir. Bu durumdaki yaralar, gereği gibi tedavi edilmeyecek olursa, yaradan dağılan mikroplar vücudun diğer tarflarına da yayılıp çok tehlikeli hastalıkara yol açabilir.

    Yaralanmalarda yapılacak ilk iş; akan kanı durdurmaktır. Kanı durdurmak için, kanayan yerin üstüne gaz bezi veya temiz bir bez parçası konup, iyice bastırılır. Kan bir süre sonra durur. Kanama durduktan sonra bez kaldırılır, yaranın üzerine bir parça tentürdiyot sürülüp, yara temiz bir gaz bezi ile sarılır.

    Kan fışkırarak akıyorsa, yaranın üzerine gaz bezi yea temiz bir bez parçası bağlandıktan sonra, kanayan yere bastırılır. Sonra ipin uçları, bir parça çubuğa bağlanıp, döndürüle döndürüle iyice sıkılaşması sağlanır. Ve hiç vakit kaybetmeden hastaneye götürülür.

    Yılancık

    Küçük yara veya sıyrıklardan giren mikropların neden olduğu ve tıp dilinde Erizipel denilen bir çeşit deri hastalığıdır. Halk arasında kızılyürük denir.

    Mikrop kapıldıktan bir kaç saat veya birkaç gün sonra; hastada ateş ve titreme görülür. Bilhassa, yüz, burun kanatları veya baldırlarda; çevresi kabarık, yaygın kızarıklık ve ağrı görülür. Bu bölge, bir süre sonra şişer, deri gerilir.

    Ayrıca iştahsızlık ve baş ağrısı da görülebilir.
    Yılancık ihmal edilmemesi gereken bir hastalıktır. Bunun için de iyi bir tedavi şarttır. Tedavinin ilk şartı, yatak istirahatidir.

    Yılan sokması

    Yılan zehiri çok çabuk ve şiddetli tesir gösteren zehirlerdendir. Ancak, bu zehirler ağızdan alındıkları zaman zehirlemezler. Zehirli yılanların çoğu büyük başlıdır. Bazılarının başları da üç köşelidir. Uzun kıvrık dilleri ve çatallı dişleri vardır.

    Soktukları zaman; dişlerinin dibinde bulunan bezden salgıladıkları zehiri, dişin içindeki kanal vasıtasıyla, soktukları yere aktarırlar. Orada ağrı, şişme ve kızarma görülür. Bazı kimselerde de yılan zehirinin çeşidine göre, kusma, baygınlık, titreme, nefes darlığı, uyuklama veya kısmi felç görülür.

    Yılan sokan kimseye zehir bütün vücuda yayılmadan önce aşağıdaki işlemi yapmak gerekir.

    Sokulan yer kol veya bacakta ise; yaranın üst tarafına sıkı bir bağ yapılır. Sonra alkole bandırılmış veya ateşte kızartılmış bıçak, çakı veya jiletle yara kanatılır. Arkasından, ağzın etrafına ve dudaklara zeytinyağı sürülür.

    Sokulan yer emilip, tükürülür. Aynı işlem 3-4 kere tekrarlanır. Sonra madeni bir şey ateşte kızdırılıp, sokulan yer dağlanır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri veya bir kaçı uygulanır. Zehirlenme belirtileri varsa vakit kaybetmeden hastaneye götürmek gerekir.

    Yorgunluk

    Uzun süre çalışmaktan sonra görülen durumdur. Organların sürekli olarak yorgunluğu sonucu bozulmasına da sürmenaj denir. Gereği gibi çalışmama, isteksizlik, halsizlik, baş veya sırt ağrıları, hazımsızlık, huzursuzluk ve huysuzluk, can sıkıntısı gibi belirtilerle ortaya çıkar.

    En kolay tedavi, ılık duş alıp, istirahat etmektir. Sabah akşam, kol ve bacakları soğuk su ile yıkamak da çok faydalıdır.
    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  3. #23
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart A'dan Z'ye hastalıklar


    Zatülcenp

    Akciğerleri saran zarın iltihaplanması sonucu görülen bir hastalıktır. Tıp dilinde plörezi denir. Nedeni, zatürree, verem veya akciğer absesinden yayılan iltihaptır. Tedaviye vakit geçirmeden başlamak gerekir.

    Zatürree

    Halk arasında akciğer iltihabı tıp dilinde ise pnömani denir. 3 çeşidi vardır.

    - Lober Pnömoni: Pnömokok adı verilen mikropların neden olduğu had akciğer iltihabıdır. Mikroplu tozlar, fazla yorgunluk, soğuk algınlığı veya uzun süre güneşte kalmak hastalığın zeminini hazırlar. Hastalık ani baş ağrısı, titreme, kusma ve sırt ağrıları ile başlar.

    Ateş, 40 dereceye kadar yükselir. Fakat 10. günden sonra düşmeye başlar. Öksürük, kısa sürelidir. Balgam, kanlı ve yapışkandır. Hastanın yüzü kızarmış, dudaklarının etrafı kabarmış, cildi kuru ve dili de paslıdır. Geceleri kriz gelebilir.

    - Virüs Zatürreesi: Virüslerin neden olduğu bir çeşit zatürreedir. Ya aniden ya da bir soğuk algınlığı sonunda görülür. Lober pnömoniden daha hafif geçer. Hastalığın ateşi 39 dereceye kadar yükselir. Kendini son derece yorgun hisseder. Öksürüğü kuru fakat az balgamlıdır. Kol ve bacaklarında da ağrılar vardır.

    - Bronköpnomoni: İyi tedavi edilmeyen grip, boğmaca, bronşit veya kızamıktan sonra ortaya çıkan bir hastalıktır. Nedeni, akciğer ve bronşların yer yer iltihaplanmış olmasıdır.

    Hastalık, bronşit gibi başlar, tedbir alınmazsa, 2-3 gün içinde ağırlaşır. Ateş sabahları 38 derece iken akşamları 40 dereceye kadar yükselir. Hastada öksürük, cerahatli ve bazen de kanlı balgam görülür. Halsizdir, nefes almakta güçlük çeker, rengi de soluktur.

    Doktor tedavisi şarttır. Diğer tarftan, hasta istirahat ettirilir ve morali üstün seviyede tutulur. Yanına fazla misafir kabul edilmez. Ağrı olan tarafına içine sıcak su doldurulmuş şişe konur. Sıcak su buharı teneffüs ettirilir. Ateşi yükseldiği zaman da; vücudu ıslak bezle silinir. Ateş düşürücü ilaçlar verilmez.

    Zayıflık

    Vücut yeterli derecede beslenmezse, kilo kaybeder. Bu durum, bir çok müzmin hastalıklarda ve had hastalıkların hemen hemen hepsinde görülür. Zayıflık, belirli bir hastalıktan kaynaklanıyorsa, ilk önce onu tedavi etmek gerekir.

    Zihin yorgunluğu

    Aklın geçmiş olayları, öğrenilen şeyleri saklayıp, zamanı gelince şuur üstüne çıkarıp, hatırlaması kabiliyetine hafıza denir. Bu yeteneklerin geçici olarak kaybolmasına da zihin yorgunluğu denir.

    Zona

    Göğüs veya gövdede ya da yüzde ve gözde, çoğunlukla yalnız bir tarafta olmak üzere görülen ve sinirler boyunca yakıcı ağrılara, zona veya herpes zoster denir.

    Hastalık başladıktan birkaç gün sonra ağrıların olduğu yerde, bir kırmızılık ve ortasında içi su dolu küçük kabarcıklar görülür. Bu belirtiler bir hafta kadar devam eder.

    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  4. #24
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    62
    Mesajlar
    6.980

    Standart A'dan Z'ye Hastalıklar rehberi

    Abse





    Abse nedir abse nasıl oluşur nedenleri nelerdir abse nasıl tedavi edilir

    Genellikle bakteri istilasına bağlı bir tahriş sonucu dokularda oluşan bir olaydır. Abse bölgesinde, artan kan dolaşımından ötürü, doku arasında, bol miktarda sıvı ve akyuvarlar toplanır. Hasta bölge genellikle sağlam kısımlardan ayrılmış olur ve zamanla, ölü akyuvarlar, bakteriler ve doku arasına sızmış olan sıvı, irin adı verilen birikintiyi oluşturur.

    Abse oluşumunun vücut yüzeyindeki ilk belirtisi, dokunulduğunda ağrıyan, sert, kırmızı bir bölgedir. Abse yerelleşmeye ve irin oluşmaya başlayınca, bu kırmızı alanın sınırları çok belirginleşir ve merkezi yumuşamaya başlara. Genellikle, irin, direnci en az olan bölgeye doğru ilerler, bir çıkıntılı nokta oluşturur. Yüzeydeki bir abse için direnci en az olan bölgeler, deridir.



    Zamanla, abse patlar ve irin dışarı akar. Abse yerleşip irin oluşur oluşmaz, o bölge yarılırsa, ağrı ve olayın ilerlemesi önlenmiş olur. İrin oluşmadan ve abse yerelleşmeden yarmak veya iğneyle delmek gereksizdir, çünkü bu takdirde abse yayılır. İki yöntemle abse gelişimi önlenebilir: Antibiyotik kullanmak veya o bölgede kan akımını artırmak için abse alanını dinlendirip sıcak tutmak. Isı sağlamak amacıyla, eskiden lapa kullanılırdı, ancak bunun etkisi çok kısadır ve bölgeyi çok ıslak tutar. En iyisi, küçük bir absede dahi, doktorun fikrini almaktır. Patlayıp akan abse, akıntının serbest olduğu ve bölgenin kuru tutulabildiği hallerde, çok çabuk iyileşir. Akan absenin üstünü temiz, kuru gazlı bezle kapatmak ve bu gazlı bezi sık sık değiştirmek gerektir.



    PERİANAL ABSELER . Anorektal abseler, sık görülürler. Sebep genellikle anal bezlerdeki enfeksiyondur. İntersfinkterik planda yayılır. En sık perianal bölgeye yerleşir. Ayrıca nadiren bartolin bezi absesi, enfekte sebase kist, pilonidal abse, prostatit… vb. enfeksiyonlar da anorektal boşluklara ilerleyip abse oluşumuna neden olabilmektedir.

    Anorektal abselerde sebebi bilinmeyen ateş olur.

    Iskiorektal ve perianal abselerde dışarıdan kırmızılık görülür. Kitle palpe edilebilir (rektal tuşede). Ayrıca hapşırma, öksürme ve oturma ile artan ağrı vardır.



    At Nalı Absesi: Enfeksiyon posterior orta hattaki bir anal bezden yayılır. Iskiorektal fossaya geçer ve her iki tarafta, bilateral perianal şikayetlere neden olur.





    Supralevatör Abse: Tanısı zor olduğundan, önem arzeder. Hastadaki tek bulgu, sebebi bilinmeyen ateştir. Vajinal ve rektal tuşede hassasiyet ve fluktuasyon veren bir kitle tesbit edilebilir.

    İntersfinkterik Abse: Rektum çevresinde künt bir ağrı vardır. Şişlik ve endürasyon tesbit edilemez. Rektal tuşede yumuşak ve hassas bir kitle tesbit edilebilir.

  5. #25
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    62
    Mesajlar
    6.980

    Standart A'dan Z'ye Hastalıklar rehberi

    Adale romatizması



    Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslarda ve özellikle de eklemlerde kendini gösteren ağrılı, bazen şişlik ve şekil bozukluğuna da neden olan hastalıklara genel olarak Romatizma adı verilmektedir.

    Romatizma her yaşta görülebilen bir hastalık olmakla birlikte yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar. Kadınlarda daha sık görülür.

    Adale Romatizması; çoğunlukla, şiddetli soğuk algınlıklarından sonra görülen ve hareket etmenin zorlaşmasına neden olan bir çeşit romatizmadır. Oluştuğu bölgeye göre bel yada boyun tutulmasına neden olabilir. Şikayetler 1-2 haftada kendiliğinden geçebilir, fakat kesin tedavi edilmezse tekrar etme ihtimali yüksektir.

    Soğuk algınlığı, terleme en önemli nedenleri olmakla birlikte, aileden gelen kalıtımsal etkenlerin yanında diş çürüğü gibi iltihaplarında Adale Romatizmasının gelişmesine katkısı olduğu düşünülmektedir.

    Romatizma hastalığı olanların üşütmemeye dikkat etmeleri ve korunmak için terli çamaşırları, en kısa zamanda değiştirerek üşütmeye karşı önlem almaları gerekir. Ayrıca, vücut direncini zayıflatan ve vücudun mikrop kapmasına sebep olan diş çürüğü ve diğer iltihaplar tedavi ettirilmelidir.



  6. #26
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    62
    Mesajlar
    6.980

    Standart A'dan Z'ye Hastalıklar rehberi

    Adenit



    Boyundaki lenf damarlarının şişmesi sonucu meydana gelen iltahaplı şişliğe adenit denir.
    Boyundaki derin ve yüzeyel fasyalar arasında yer alan tonsiler, submandibuler, submental, oksipital, yüzeyel ve derin juguler, nukkal, spinal aksesuar ve transvers servikal lenf bezlerinin enfeksiyonudur. Etkenler genellikle viruslar, S. aureus, grup A streptokok, diğer streptokoklar, anaerob bakteriler, Bartonella henseleae, atipik mikobakteriler ve Gram negatif basillerdir. Akut bilateral adenitler daha çok viruslara ve grup A streptokoka, akut tek taraflı adenitler S. aureus, grup A streptokok, anaerob bakteriler ve viruslara, subakut ve kronik adenitler ise atipik mikobakteriler, tüberküloz, toksoplazmozis ve kedi tırmığı hastalığı (Bartonella henseleae)’na bağlıdır. Nadiren M. tuberculosis, mantarlar, T. gondii, F. tularencis, Y. pestis, HIV ve C. diphtheriae da etken olarak karşımıza çıkabilir. Mikroorganizmalar genellikle üst solunum yolu, tonsiller ve dişlerden veya travma yolu ile, nadiren kan yolu ile lenf bezlerine gelir.

    Klinik: Lenf bezi büyümesinin süresine ve tek veya iki taraflı olmasına bağlı olarak değişir. Sistemik semptomlar genellikle yok veya hafiftir. Birlikte etraf dokuda sellülit veya bakteriyemi varsa, yüksek ateş görülebilir. Özellikle streptokok adenitlerinde başlangıçta üst solunum yolu enfeksiyonu semptomları olabilir. Lenf bezi büyüklüğü 2-6 cm kadar olabilir, en sık submandibular (% 50-60) ve üst servikal bezler (% 25-30) etkilenir. Bez üzerindeki deri genellikle hiperemiktir ve lokal ısı artımı vardır. Vakaların yaklaşık ¼’ünde fluktuasyon alınır. Daha çok S. aureus ve mikobakteri enfeksiyonlarında süpürasyon olabilir. Lenf bezlerinin yoğun olarak bulunduğu diğer bölgeler (klavikula üstü, aksilla ve inguinal bölge) kontrol edilmeli, dalak ve karaciğer büyüklüğü araştırılmalıdır. Vücutta yaygın lenfadenopati ve hepatosplenomegali varsa, servikal lenfadenopati genellikle sistemik bir hastalığa (EBV, CMV gibi viral enfeksiyonlar, toksoplazmozis, tüberküloz, kollajen doku hastalıkları, lösemi…) cevap olarak gelişmiştir. Ağız boşluğu, farinks, burun, kulak, saçlı deri gibi lenf drenajı boyundan geçen bölgelerin muayenesi ile muhtemel primer kaynak ile ilgili bilgi elde edilir.

    Komplikasyonlar: Abse formasyonu, sellülit, bakteriyemi, internal juguler ven trombozu, etkene bağlı komplikasyonlar (akut romatizmal ateş, glomerulonefrit, haşlanmış deri sendromu…)

    Tanı: Hafif vakalarda klinik tanı yeterlidir. Ancak antibiyotik tedavisine cevap alınamazsa, iğne aspirasyonu veya insizyon ile örnek alınıp Gram, Wright ve Ziehl-Nielsen boyaları ile boyanıp incelenmeli, gerekirse sitolojik ve patolojik yönden değerlendirilmelidir. Ağır vakalarda tedaviye başlamadan örnek alınması uygun olur. Persistan, 8-12 haftada tanı konamamış adenitlerde ve neoplazi ile uyumlu bulgular varsa (alt servikal ve supraklavikular lenfadenopatiler, kilo kaybı, düşmeyen ateş, deriye ve derin dokulara yapışıklık)

    Ayırıcı Tanı: Kabakulak, bakteriyel parotitis, diş abseleri, konjenital boyun kitleleri (tiroglossal kanal kisti, brankial yarık kisti, kistik higroma, epidermoid kist), boyun tümörleri (lenfoma, nörojenik tümörler, tiroid tümörleri, parotis tümörleri, Kawasaki hastalığı, ilaç reaksiyonları, kollajen doku hastalıkları, sarkoidoz, retiküloendotelyozlar, depo hastalıkları.

    Tedavi: Lenf bezinin fazla büyümediği, hassasiyetinin az olduğu ve primer enfeksiyon odağının bulunmadığı hafif vakalarda antibiyotik tedavisine gerek yoktur, lenf bezi küçülmeye başlayıncaya kadar haftalık kontrollerle izlenmesi yeterlidir.

    Büyüme devam ederse veya hasta başvurduğunda lenf bezi büyük (ancak 3 cm’den küçük), hassas, deri kızarık ve primer enfeksiyon odağı yoksa oral empirik antibiyotik tedavisi başlanıp, küçülme oluncaya kadar izlenir. Bu hastalarda antibiyotik olarak flucloxacillin, cephalexin, clindamycin veya amoxicillin/clavulanate kullanılabilir.

    Lenf bezi 3 cm veya daha büyükse, inflame ise, birlikte sellülit varsa ve/veya sistemik semptom ve bulgular varsa, başlangıç antibiyotik tedavisine cevap vermemişse, hastanın hospitalize edilmesi ve insizyon veya dreya drenaj ile örnek alınıp incelenmesi uygun olur. Etken saptanamamışsa, veya sonuçları beklerken parenteral clindamycin, cefazolin + metronidazole, sulbactam/ampicillin veya vankomycin (veya teikoplanin) + metronidazole tedavilerinden biri başlanabilir.

  7. #27
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart A'dan Z'ye Hastalıklar rehberi

    Ağız yaraları
    Ağız mukozasının iltihaplanmasına genel olarak stomatit, dilin iltihaplanmasına ise glossit adı verilir. Ağız içinde bulunan mikroplar ve mantarlar bir denge halindedirler. Bu dengeyi bozan ve enfeksiyon etkeni olan bakteriler, virüsler ve mantarlar ağızda ülser meydana getirebilirler. Ayrıca bazı kan hastalıklarında ve tedavi için kullanılan ilaçlara bağlı olarak da ağızda yaralar görülür. Ağızdaki dişler ve takma dişler de mukozayı tahriş edebilir Ağız içinde en çok görülen yaraların bir çeşidi, ağrılı olduğu için konuşmayı güçleştiren aftöz stomatit ve herpes (uçuk) denilen, bazen tek veya 2-3 tane bulunabilen 3-5 mm. çapında oval veya yuvarlak, kenarları belirgin kabarcıklardır. Bunların etkeni virüs olduğu için tam bir tedavisi yoktur. Antibiotik ve antimikotik (Tetrasik-lin, Misteklin), ayrıca kortizon, B vitamini kompleksi ve C vitamini verilebilir.



    Mantarların neden olduğu ağız yaralarına halk dilinde pamukçuk, tıp dilinde moni-liasis veya müge denir. Bu durum, çocuklarda daha çok görülür. Tedavisinde, antimikotik denilen ilaçlar (Nystatin) veya jansiyan moru (violet de gentiane), metilen mavisi (blue de methylen) gibi eriyikler uygulanabilir.Dilde yaralara frengide, tüberkülozda, difteri ve lösemide rastlanır. Ağız yaraları yanı sıra dilin iltihaplanması ve ağrıması demir eksikliğinden ileri gelen kansızlıklarda, şeker hastalığında görülür. Dilde beyaz ve çatlaklı bir kalınlaşma kanser öncesi bir hastalık sayılan lökoplaziyi akla getirebilir. Ayrıca diltn ön kenarlarında sert bir yüzey üzerinde acılan yaralar dil kanserinin başlangıcı olabileceğinden vakit geçirmeden bir doktora başvurmak gerekmektedir.






    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  8. #28
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart A'dan Z'ye Hastalıklar rehberi

    Akrep sokması
    Akrep Sokmaları, Yurdumuzun Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde zehirli akrepler bulunmaktadır. Genellikle elbiselerin ve ev eşyalarının içinde bulunur. Zehirlerinin içinde toksalbümin ve düşük oranda da bazı enzimler bulunur.

    Akrep Isırması

    Türkiye'nin hemen her yöresinde çok rast*lanan bir türdür. Zehiri, kuyruğunun ucun*da bulunur. Kuyruğun uzantısı olan iğneyle, sokar ve vücuda akıtır. Ağrısı büyüktür ve be*raberinde bazı araz da görülebilir (ürperme, ateş yükselmesi, şok hali, kas kasılması, hat*ta boğulma).
    Akdeniz akrepleri yine de en tehlikelileri sayılmaz: Afrika'da insanın ölümüne dahi se*bep olan türler çoktur.





    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  9. #29
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart A'dan Z'ye Hastalıklar rehberi

    Albümünirü
    Albüminüri, böbreklerden geri alındığı için normalde çıkmaması gereken albüminin idrarda görülmesi halidir. Bu olaya daha doğru bir deyimle proteinüri de denilmektedir. Böbrek bozukluğunun en erken belirtilerinden biridir. Ayrıca yüksek protein içeren perhiz uygulamaları, bazı ilaçların alınması veya ağır egzersizlerden sonra protein harabiyeti sonucu ortaya çıkabileceği de saptanmıştır.
    Çok kolay yöntemlerle, örneğin idrarı bir deney tüpü içinde ısıtarak, idrarda protein bulunup bulunmadığı anlaşılabilir.Doktorlar böbrek hastalıklarını teşhis etmek, gebelikte böbrek fonksiyonlarını kontrol etmek, gebelik toksemisinin varlığını anlamak için sık sık idrarda protein kontroluna gerek duyarlar.
    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  10. #30
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart A'dan Z'ye Hastalıklar rehberi



    Alerji


    Alerji, vücudun, aslında zararlı olmayan bazı maddelerden veya hava şartlarından etkilenmesi ya da psikolojik etkenler sonucu bazı maddelere aşırı reaksiyon göstermesidir.

    Normalde vücudu koruyan bağışıklık sistemi, bazı insanlarda zararlı olmayan birtakım maddelere karşı da aşırı yanıt verir. Bu reaksiyonlara "aşırı duyarlılık" ya da "alerji" adı verilir. Alerjik reaksiyona yol açan antijene de "alerjen" denir. Alerjik reaksiyonlar tek tip değildir, birçok yolla ortaya çıkarlar, vücudun değişik bölümlerinde meydana gelebilirler ve çeşitli şiddette olabilirler.

    Alerjik reaksiyonlara neden olan maddelere "alerjen" denir. Bu maddeler solunum yolu ile alınabildiği gibi, ciltten temas ya da yiyecek şeklinde ağızdan da alınabilir. Bu maddeler alerjik reaksiyon gelişebilmesi için vücuda daha önceden girmiş olmaları gerekir. Yani vücudun bağışıklık sisteminin bu maddeyle daha önce karşılaşması ve bunlara duyarlı hale gelmesi gerekir. Daha sonraki karşılaşmalarda çok hızlı bir şekilde reaksiyonlar gelişir. Reaksiyon gelişiminden de vücuttaki mast hücrelerinin alerjenler aracılığı ile parçalanması ve içinden "histamin" denilen maddenin çıkması sorumludur. Aşağıda özellikle solunum yolu ile alınan ve en sık karşılaşılan alerjenler verilmiştir.


    Toz akarı.Alerji belirtileri kaşıntı, kurdeşen ya da astım, alerjik rinit (saman nezlesi) belirtileri, hapşırma, burun akıntısı, burun ve genizde kaşıntı, burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı olarak görülebilir. Kişi, eğer bazı maddelerle temasından dolayı alerji oluyorsa, o maddenin uzaklaştırılması ile sorun çözümlenmiş olur.

    İmmün (bağışıklık) sistem, yabancı maddelerle karşılaştığında onları tanımayı ve belleğine almayı öğrenir. Ardından yabancı maddelere (antijenlere) karşı antikorlar üreterek yanıtını hazırlar. Organizmada ne zaman aynı antijen görülse hatırlama özelliği nedeniyle daha önceden hazırlanmış yanıt başlar. Bu nedenle örneğin, saman nezlesi olan bir kişi her yıl polenlerle karşılaşınca immun sistemdeki bu özellik sebebiyle hemen reaksiyon gösterir.


    Alerji çeşitleri [değiştir]Alerjik rinit
    Alerjik astım
    Alerjik dermatit
    Alerjik konjuktivit

    Genel alerjikler [değiştir]Bitkiler ve polenleri;
    çavdar
    yulaf
    çayır otu
    Huş ağaçları
    küf sporları
    İlaçlar;
    penisilinler
    sülfonamidler
    salisilatlar
    lokal anestezikler
    Yiyecekler;
    fındık
    Susam
    deniz ürünleri
    yumurta
    bezelyeler, fasülyeler, fıstıklar, soya fasülyesi ve diğer baklagiller
    soya
    süt
    buğday
    mısır ya da darı
    Böcek ısırıkları;
    arı sokması
    yaban arısı
    akrep vb. hayvanlar
    Hayvansal ürünler;
    hayvan kılı
    hamamböceği
    akarlar
    Diğer;
    Lateks
    Sigara dumanı





    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

Benzer Konular

  1. Kalıtsal Hastalıklar
    Konu Sahibi Fuzuli Forum Tıp ve Sağlık
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 01.Şubat.2010, 16:36
  2. İlişki İle Bulaşan Hastalıklar
    Konu Sahibi Fuzuli Forum Tıp ve Sağlık
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 01.Şubat.2010, 15:58
  3. Su ile Bulaşan Hastalıklar
    Konu Sahibi Fuzuli Forum Tıp ve Sağlık
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 01.Şubat.2010, 15:57
  4. Bulaşıcı Hastalıklar
    Konu Sahibi Fuzuli Forum Tıp ve Sağlık
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 01.Şubat.2010, 14:57
  5. paranoid hastalıklar
    Konu Sahibi Fuzuli Forum Psikoloji
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 31.Ocak.2010, 00:00

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir instakip.com, dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, mehter takımı Ayetel Kürsi Perde , filmizle88