Sindirim sistemi rahatsızlıkları



Sindirim sistemi vücudumuzun ihtiyaç duyduğu enerji, yapı taşı, su vb. maddeleri aldığımız ağızla başlar. Sistemde bu maddelerin parçalanması, sindirilmesi ve emilmesi işlemleri yapılır. En son olarak da sindirim ve emilmeye uygun olmayan maddeler dışkılama ile dışarı atılır. Bedenimizin bu normal ritmi içinde yaptığı, toplumsal ve üretim ilişkileri ile de belirlenen belli alışkanlıklarımız var. Genellikle iki ana öğün olmak üzere üç öğün yiyoruz. Özellikle çalışanlar sabah kahvaltısını geçiştiriyor, evde kalanlar da kahvaltı ile öğle yemeğini birleştiriyor. Akşam yemeği ise genellikle evde yemek pişiren biri olduğu, ve aile bireylerinin tümünün birlikte sofraya oturduğu tek zaman olduğu için en ağır ve çeşitli besinleri yediğimiz öğün oluyor. Akşam yemeği sonrasında da genellikle en hareketsiz olduğumuz zaman dilimini yaşıyoruz.

Oysa sağlıklı yaşamla ilgili olarak yapılan araştırmaların sonucunda, daha sık, üç ana, üç ara öğün yememiz, en ağır yemekleri sabah ve öğle öğünlerinde yememiz öneriliyor. Önceleri alışkanlıklarımız ve bilimsel gerilik yüzünden gerekeli olanı yapamıyorduk. Şimdi ise üretim süreci buna izin vermiyor. Üretim sürecinin insanın yaşamsal ihtiyaçları ile uyumlu olacak biçimde düzenlenmesi de mücadele edeceğimiz hedeflerden biri olmalı. Almamız gereken yiyeceklerin günlük miktarı ve çeşidini daha önce beslenme konusu olarak yazmıştık.

Kabızlık

İshal daha çok mikrobik hastalıklarla, lifli sebzelerle ortaya çıkarken, kabızlık daha başka nedenlerle ortaya çıkar ve başka hastalıkların ortaya çıkardığı belirtidir. Dışkılama genellikle sabahleyin bir şeyler yedikten sonra sindirim sistemimizin çalışmaya başlamasıyla uyarılır. Gaz çıkarır ve dışkılama isteği duyarız. Bu isteğin mümkünse ertelenmeden giderilmesi iyi olur. Dışkılama insan tarafından denetlenebilir ve sonra boşaltmak üzere ertelenebilir. Gidermediğimizde genellikle yemek, içmek ve hareketle sindirim sistemi her çalıştığında uyarı tekrarlanır. Biz bağırsaklarımızı günün belli bir anında bulunduğumuz koşullara göre dışkılamaya alıştırabiliriz. Ama dikkat etmemiz gereken, bu zaman geldiğinde artık ertelememektir. Ertelediğimizde dışkının bileşimindeki su emilir, daha katı, kuru bir dışkı ortaya çıkar. Bunun hareketi de zor olur, daha sonra yeni üretilen dışkı için tıkaç gibi bir etkisi olur, ve uyarı geldiği halde hemen dışkılama olmaz. Bu durumda dışkılama gerçekleşinceye kadar tuvalette kalmak iyi olur. Çünkü sabırsızlanarak yaptığımız her erteleme kabızlığı arttırır.

Kabızlık bu nedenle modern zamanların ve özelikle beyaz yakalıların hastalığı olarak tanımlanır. Beyaz yakalıların hareketsiz yaşantısı, genel olarak zamanla yarıştığımız iş süreçleri, dışkılamak için yeterli süreyi tuvalette geçirmemize engel olur. Erteleriz ve her erteleme, kabızlığa yol açar. Bir diğer neden de modern zamanlarda beslenme alışkanlıklarımızın değişmesi ve lifli besinlerden çok nişasta ve proteinden zengin beslenmeye başlamamızdır. Hamur işi, patates daha çok bakliyat grubu ve etle beslenme kabızlığa yol açar. Lifler, bağırsakta su tutarak dışkının daha kolay hareket ettirilmesini sağlarlar. Lif oranı azaldığında, dışkının su oranı azalır, hareketi zorlaşır. Ayrıca girişte sözünü ettiğim, suya ulaşmadaki güçlükler nedeniyle az su içtiğimizde de dışkının katılaşması nedeniyle kabızlık ortaya çıkar.

Dışkılama ile bedenimizin kullanmadığı maddeleri attığımız için, kabız olduğumuzda bu maddelerin bağırsaklarda kalma süresi artar. Bir süre sonra hem kalın bağırsaklar işlevini yapamadığı için, hem de dışkı içeriğinin zarar vermeye başlaması nedeniyle bağırsak dokusu değişir ve kanserler ortaya çıkar. Kabızlık, önce kansere yol açan bir durumdur. Daha sonra bağırsak içinde ortaya çıkan kitlenin bağırsak boşluğunu daraltması nedeniyle dışkı kitlesi geçemez ve kabızlığa neden olur. Bu nedenle uzun süren ve su ve lifli yiyeceklerle geçmeyen, sert, keçi dışkısı gibi küçük parçalı dışkılama ile olan kabızlık bir kalın bağırsak hastalığı, kanseri açısından bizi uyarmalıdır.

Toparlarsak kabızlık, kendi dışkılama alışkanlıklarımızın dışında, dışkılamanın 4-5 günde bir olması, ve bunun tekrarlanmasıdır. Dışkılama böyle olduğunda bizim için uyarıcı olmalı ve bir doktora başvurmalıyız.

Sindirim sistemimizin sağlıklı çalışması için, dengeli ve her gün belli miktarda lif içeren sebze ve meyvelerden mutlaka yemeliyiz. Her gün üç litre su içmeliyiz. Genel olarak vücudumuzu ve karın kaslarımızı çalıştırarak bağırsaklarda hareketliliğe yol açtığı için, mutlaka her gün yürüyüş yapmalıyız. Dışkılama uyarısı geldiğinde ertelememeliyiz. Her gün hemen hemen aynı saatlerde dışkı yapmaya çalışmalıyız. Dışkılama oluncaya kadar tuvalette kalmalıyız.

İshaller

Dışkı ve dışkılama, başka kültürleri bilmiyorum ama, bizim kültürümüzde bedenin doğal bir işlevi değil de söz edilmesi ayıp ve yasak olan kelimeler olarak kabul edilir. Kaka gibi kibarlaştırılmış, çocuklaştırılmış adları da vardır. Ama söz ederken genelde sıkıntı duyduğumuz kelimelerdir. Nasıl etkileniyorlarsa özellikle çocuklar 'kakanı yaptın mı?' sorusuna bile yapmış olmaktan utandıkları, ya da yapmanın ayıp olduğunu düşünerek hayır diye yanlış cevap vermektedirler. Artık bu sıkıntıdan kurtulmalı ve kültürümüzü bedenimizle ve işlevleriyle barışık olacak biçimde değiştirmeliyiz.

Yediğimiz besinlerin sindirilmeyen ve emilmeyenleri dışkıyı oluşturur. Ve atılır. Normalde dışkı, şekillidir, sarı ve koyu kahve arasında rengi vardır. Vücudumuzun kullanmadığı maddelerin atılmasını sağladığı için, her gün bir kez, şekilli dışkılamak önemlidir. Yediğimiz yiyeceklerin içeriği dışkılama sayısını, miktarını ve şeklini belirler. Kayısı, yeşil nohut, dut, erik vb. lifli yiyecekler dışkılama sayısının artmasına yol açarlar. Yine, nişastadan ve hayvansal proteinden zengin yiyecekler, ise lif içermedikleri ya da çok az içerdikleri için dışkılama sayısı azalır. Kabızlık ortaya çıkar.

İshal sindirim siteminde emilim bozukluğu olduğunda da ortaya çıkar. Emilemeyen grup genellikle sık ve cıvık dışkı ile atılır. Süt, özellikle soğuk süt içmek en yaygın görülen sindirim ve emilim bozukluğundan kaynaklanan ishallere yol açar. Besin her gün alındığında süreğen ishaller görülür ve emilim eksikliğine bağlı olarak zayıflama ve gelişme geriliği başta olmak üzere başka belirtiler ortaya çıkar. İshale yol açan başka bir durum da antibiyotik kullanımıdır. Hem molekül olarak sindirim sistemini rahatsız ettikleri için ishal, mide ve karın ağrısına yol açabilirler. Hem de hastalıklı dokuya ulaşırken bağırsaklarımızda yaşayan ve bazı besinlerin sindirilmesini ve suyun emilmesini sağlayan barışık yaşadığımız bakterilerin ölmesine yol açarak bağırsaklardan su atılmasını arttırır ve ishale yol açar. Özellikle uzun süre antibiyotik kullanımından sonra bağırsaklar uzunca bir süre mikropsuz hale gelir ve uzun süren ishallere yol açar.

Günde 2-3 litre su içmeliyiz

Beslenmenin dışında günlük olarak iki, üç litre su almamız gereklidir. İçtiğimiz çay kahve vs. içecekler bu üç litreye dahil değildir. Günlük su tüketimimiz de gerek üretimin gerek toplumsal yaşamın bu ihtiyacı karşılamaya yönelik düzenlenmemesi nedeniyle çok zor yerine getirdiğimiz bir ihtiyaçtır. Eski çeşmeler, yok olmuştur, büyüyen kentlerde yenileri yapılmamıştır. Bu nedenle sokakta su içmek çok zorlaşmıştır. İşyerimizde de su içmek neredeyse çay içmekten daha zordur. Piyasa bu ihtiyacımızı da suyu şişeleyip metalaştırarak çözdü. Ama bir meta olarak su, her zamanki gibi parası olanların çözebildiği bir sorun olarak durmakta. Paramız yoksa, parklardaki sulama vanalarından, ya da tuvaletlere girip, elimizi, ağzımızı musluğa dayayarak susuzluğumuzu gidermek zorunda kalıyoruz. Yani, paramız yoksa sokakta su bile içmek çok zordur. İşyerimizin ve kentin tüm alanlarının temiz ve parasız içme suyu ile donatılması için mücadele etmemiz gerekmektedir.


Hazırlayan: Dr. SELMA GÜNGÖR