Mide ülserleri



Baharla birlikte bizi rahatsız edecek bir hastalık grubu da ülser adı verilen hastalıklar. Hem ilkbahar hem de sonbaharda doğada ortaya çıkan değişiklikler genel olarak yaşamımızı sürdürmemizi sağlayan stres etkisi yaratarak ve bulabildiğimiz yiyecekleri değiştirerek mide hastalıklarına yol açarlar. Değişen yiyecekler yanı sıra yaşamımızda endişe yaratan durumlar da hem genel olarak beden dengesini bozarak hem de yeme alışkanlıklarımızı değiştirerek etki eder. Eskiye göre özellikle az yemek, öğün atlanması sindirim sistemini çok etkiler. Bunların yanı sıra ilaçlar, özellikle ağrı kesiciler ülser yapma özelliğine sahiptir. Başta aspirin olmak üzere pek çok ağrı kesici, ağrı kesme mekanizmasını etkilerken midenin asit salgılama sistemini de uyararak mide asidinin artmasına yol açar. Sigara, alkol, kahve de mide asit salgısını arttıran, dolayısıyla ülser yapıcı etkiye sahiptir. Son zamanlarda helicobacter-pilori adında sindirim sisteminde yerleşen gastrit ve ülsere yol açan bir bakterinin de ülser yaptığı saptanmıştır.

Sindirim sisteminde yiyeceklerin sindirilmesi bağırsak hareketleri, HCl hidroklorik asit ve enzimler aracılığıyla olur. HCl ve enzimler yiyeceği parçalarken mide bağırsak dokusuna da zarar verirler. Bunun için sindirim sistemi hücrelerini sindirim işlevinin zorunlu maddeleri HCl ve enzimlerinden korumak üzere çalışan koruyucu bir sistem vardır. Bu sistem mide ve on iki bağırsak hücrelerinden, bu hücrelerden salınan koruyucu maddelerin varlığından oluşur. Bu sistemin zayıflaması ve asit salgısının artması ülsere yol açar.

Ülser yara demektir. Bizim dilimizde mide bağırsak yarası olarak değil, ülser olarak kullanılmış, sonra herkesin bunu öğrenmesiyle yerleşmiştir. Sindirim sistemi işlevinin yukarıda saydığımız nedenlerle bozulması yemek borusu-özefagus, mide-gaster, on iki parmak bağırsağı- duedenumda yaralara yol açarlar. Hücrelerin oluşturduğu duvar zayıflar, yıkılır, daha korunaksız olan daha alttaki hücreler etkilenir ve yemek borusu, mide bağırsak duvarında dış yüzeye doğru ilerleyen yaralara yol açar.

Mide ülserleri

Mide ülserleri yemekten sonra göbek üstü ile iman tahtası arasında bulunan ağrı, yanma, kazınma belirtileri ile kendini gösterir. Mide boşken ağrı oluşur bu nedenle mide ülserli kişi sürekli yiyerek ağrıyı azaltmaya çalışır. Açlık, ağrı nedeniyle dayanılmaz olur, gece uykudan uyandırır. Asitli yiyeceklerin yenmesi ise asit etkisini arttırdığı için yenmeleriyle birlikte ağrıyı ortaya çıkarır. Kola, kafeinli içecekler, ağrı kesici ilaçlar ağrıyı arttırıcı özelliğe sahiptir. Ağız tadı bozulur. Dil paslıdır. Bulantı kusma midede şişkinlik, erken doyma hissi gibi yakınmalar da ortaya çıkar.

Ülserler hiçbir tedavi yapılmadığında kötü sonuçlara yol açar. Yara mide duvarında ilerlerken bir damara rastlar ve kanamaya yol açabilir. Yine yara ilerler mide duvarını delip ve mide perforasyonu dediğimiz tabloyla karın boşluğuna açılabilir. Ülser kendiliğinden iyileşebilir. Ancak iyileşirken iyileşme dokusu mide dokusunun yerini alır ve midede büzüşmelere yol açar. Birden çok yaranın böyle iyileşmesi sonrasında midenin oniki parmak bağırsağına boşalma yerinde daralmalar olur. Bu darlıklar tam tıkanmaya kadar gidebilir. Bu nedenle sindirim sistemi ülserlerinin mutlaka tedavi edilmeleri gereklidir.

Mide kanamasında genel ülser belirtilerine kanama belirtileri eklenir. Tansiyon düşer. Soğuk terleme, halsizlik solukluk ortaya çıkar. Bunlara kanın parçalanmasıyla oluşan kahve telvesi gibi kusma ve katran gibi siyah ve cıvık, kötü kokulu bir dışkılama eşlik eder. Hastaya hızlıca ülser tedavisi başlanmalı, kaybettiği kanı yerine koymak için kan verilmeli ve acil olarak endoskopiye alınarak hemen kanayan yerde kanamayı durduracak bölgesel tedavi uygulanmalıdır.

Mide delinmesinde önce mide ağrısı hafifler, ama hemen arkasından mide içeriğindeki asitin karın organlarını etkilemesi nedeniyle çok şiddetli bir ağrı ortaya çıkar. Karın duvarı sertleşir. Tahta gibi olur. Karın hareketleri ağrıyı arttırdığı için hasta soluk bile alamaz. Hastanın acil ameliyata alınması gerekir. Teşhis delinme nedeniyle karın boşluğuna geçen mide gazının karın filminde karın boşluğunda diyafram altında görülmesi ile konur.

Mide çıkış ucunun daralması-pilor stenozu ise şişkinlik, ağız kokusu, geğirme, bulantı kusma, çabuk doyma yakınmaları ile görülür. Bu yakınmalar ülser olmasa da darlık nedeniyle ortaya çıkar. Bu sonucun düzeltilmesi de ameliyatla olur.

Onikiparmak duedenum ülserleri

Oluşundaki mekanizma aynıdır. Mide içeriğinin onikiparmak bağırsağına gelmesi ile oluşur. Ayrıca onikiparmak bağırsağına dökülen safra akımının ve pankreas enzimlerinin azalması ya da artması da ülser oluşumunu hızlandırır. Belirtileri mide ülseri ile hemen aynıdır. Ağrı yemek yedikten bir saat sonra ortaya çıkar. Akşam yemeğinden sonra ve gece şiddetlenir. Mide ülserinde ortaya çıkan sonuçlar burada da görülür. Ama mideye göre çapı daha küçük bir organ olduğu için daralmalar daha kısa sürede tıkanmaya ve acil ameliyat gerektiren duruma yol açarlar.

Hem mide hem onikiparmak bağırsağı ülserleri göbek üstünde ağrı yapan safra kesesi ve pankreas hastalıklarıyla çok karışırlar.

Yemek borusu ülserleri

Yemek borusunun mide ve onikiparmak bağırsağı gibi mide asitinden korunma mekanizması yoktur. Feflü-geğirme nedeniyle mide asidinin yemek borusuna kaçmasıyla ülserler oluşur. Ama yanlışlıkla içilen asidik ya da bazik maddeler, özellikle evde kullanılan çamaşır sularının içilmesiyle yemek borusunun ciddi kimyasal yanıkları ve ülserler oluşur. Bu açıdan en korunmasız organdır. Göbek üstünde ve iman tahtası kemiği arkasında ağrı, yanma hissedilir. Ağız kokusu, bulantı, şişkinlik ve tabii geğirme-regürjitasyon görülür.

Tanı; Her üç ülserde de şikayetler genellikle tipiktir. Ama kesin tanıya gitmek için önceden ilaçlı filmler kullanılırken, şimdi tedavi etme olanağı da sağlayan endoskopi, bir cihazla organların içine görme yöntemi kullanılır. Endoskopi sırasında yutaktan başlayarak tüm yemek borusu, mide ve on iki parmak bağırsağı incelenerek görülür. Ülserlerin yeri ve büyüklükleri saptanır. Kanama varsa hemen kanama durdurucu tedavi uygulanır. Ülserli ya da varsa başka hastalıklı dokudan biyopsi alınır. Ülserli ortamdan doku örneği alınarak kanser ya da sık rastlanan ülser etkeni olan helicobacter-pilori açısından da araştırma yapılır. Patolojik inceleme tedaviyi kesinleştirir.

Endoskopi içinde ağızdan sindirim sistemine gönderilen elastik yapıda bir borudur. Ucunda girdiği dokuyu aydınlatan ve görüntü olarak yansıtan bir ışık ve görüntüleme sistemi vardır. Çok pahalı cihazlardır. Ve pek çok hastaya aynı cihaz temizlenip mikropsuzlaştırılarak kullanılır. Ama yine de kan yoluyla bulaşan hastalıkların bir insandan diğerine bulaşmasını engellemek için tetkik öncesinde hepatit mikrobu araştırılmalı, hepatit mikobu taşıyanlar ayrı bir endoskopla incelenmelidir. Uygulama sırasında sizden hepatit mikrobu araştırılmasına ve buna göre endoskop kullanılmasına dikkat etmek gerekmektedir.

Önleme (Korunma)Korunma için sık ve düzenli yemek yemek gereklidir. Mide asit salgısını arttıran kafeinli kola, kahve gibi yiyecekler, alkol alımına dikkat etmek gereklidir. Sigaradaki nikotin de asit salınımını arttırdığı için, sigara bırakılmalıdır. Aç karnına hiç içilmemelidir. Her kişiye dokunan yiyecekler vardır; şişkinlik, yanma, kazınmaya yola açarlar, bunlardan yenmese iyi olur. Stres kontrolü önemlidir. Ağrı kesici ilaçların pek çoğu NSAİ- grubu, yani aspirin ve benzerleri mide asit salgısını arttırır. Bunları tok karına kullanmak, kullanırken yanma geliştiğinde keserek hemen doktora danışmak gereklidir.

Ülser tedavisi

Tedavide diyet olarak dokunan yiyeceklerin yenmemesi önerilir. Sık ve az yemek ağrının oluşmasını engellediği için önerilir. Mide asidini nötr hale getirmek için anti-asit adı verilen genellikle çiğneme tableti ya da erimiş halde şişelerde bulunan ilaçlar kullanılır. Diğer grup asit salgısını azaltan ilaçlardır. H2 reseptör antagonisti ve proton pompa inhibitörü denilen iki gruptan oluşur. Bu grup giderek geliştirilmektedir. En çok bu grup kullanılmaktadır. Üçüncü grubu ülserli dokunun üzerini kaplayarak yarayı asidik ortamdan koruyanlar oluşturur. Bu grup şimdilerde fazla kullanılmamaktadır. Helikobakter-pilori saptandı ise bu mikroba karşı antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır. Anti biyotik tedavisi 3 hafta, yara iyileşmesinin tedavisi ise en az 1 aydır. Ama tam iyileşme için 3 ay süren tedavi gerekebilir.

Meslek hastalıkları

Cıva zehirlenmesi

Cıva, barometre, termometre, manometre yapımında, klor, asetik asit, süt kostik üretiminde, altın ve gümüş filizlerinin işlenmesinde, dericilik ve şapka endüstrisinde radyo ve televizyon tüplerinin yapımında kağıt ve kağıt hamuru yapımında, suni ipek yapımında, cıva ile lehim kalaylama işlerinde, cıvalı boya yapıştırıcıların üretiminde, cıva katotlarının kullanıldığı eloktroliz işlerinde, enerji jenaratörleri ve cıvalı akülerin yapımında, diş hekimliğinde, ilaç ve dezenfektan yapımında, organik bileşikli tarım koruma ilaçları üretiminde, sublime kereste koruyucusu olarak, elektronik araç ve gereçlerin cıvalı pompa, vakum ve buhar lambaları yapımında kullanılır.

Cıva bileşikleri oda ısısında buharlaşarak çalışma ortamına yayılır. Isı arttıkça yayılma artar. Çeşitli bileşikler halinde bulunan cıva bileşikleri daha çok solunum yoluyla vücuda girer. Az oranda ağız ve deri yoluyla girer. En çok böbrek beyin ve karaciğerde birikim yapar.

Cıva zehirlenmesinde ilk belirtiler baş ağrısı, sinirlilik, yorgunluk, kol, bacak ağrıları, bulantı kusma, iştahsızlık, zayıflama, karın ağrısı ve ishaller olur.

Sağlıklı bir insanda-işçide huzursuzluk, güvensizlik, korku, alınganlık, dikkat azalması oluşursa cıva zehirlenmesi akla gelmelidir. Uyku sırasında el ve gözkapağında titremeler-tremor oluşur. Epilepsi, havale görülebilir. El yazısı titrekleşir. Konuşma bozulur, kekemelik, fısıltıyla konuşma, dil sürçmesi olur. Bilinç, dikkat ve hafıza işlevleri bozulur.


Sindirim sisteminde ağız ve boğazda önce kuruluk, sonra salgılarında artış gözlenir. Diş etlerinde ve ağızda mavi mor şeritle gelişir. Ağız kötü kokar. Ağız dokusu kırmızıdır. Akciğer, kalp ve böbrek işlevleri bozulabilir. Deride kızarıklıklar, akıntılı iltihaplar gelişebilir.

Cıva zehirlenmesi kesin tanısı kan ve idrarda cıva saptanması ile olur.

Kanda normal değer: 0,6-1,2 mcgr/100 ml

İdrarda normal değer: 0,11-20 mcgr/lt'dir.

İdrarda 100 mcgr /lt üzerindeyse çalışma şartlarının kötü olduğunu gösterir.

İdrarda cıva 200 mcgr/lt üzerinde ise işçi işyeri ortamından uzaklaştırılır.

İdrarda cıva 300 mcgr/lt ise cıva zehirlenmesi olarak kabul edilmelidir.

Cıvanın organik bileşikleri ile üretim yapılıyorsa idrarda 50mcgr/lt üzerinde cıva tespit edildiyse işçinin cıva ile teması kesin önlenmelidir.

Tedavi

Hastaya mide lavajı yapılır, kusturulur. Dimercaprol(BAL) tedavisine hemen başlanır. Hastada idrara çıkmama ortaya çıkabilir. Bu durumda, gerekirse diyaliz yapılmalıdır.

Korunma

İşe giriş muayeneleri, ve periyodik muayeneler düzenli yapılmalıdır. Hastalar eğitilmeli ve tehlikeler konusunda uyarılmalıdır. İşyerinde çalışılırken geniş cıva yüzeyleri oluşturulmamalıdır, çünkü buharlaşama artar. Masa ve döşemeler eksiz, düz bir zemin halinde olmalıdır. Masa kenarlarında oluklar olmamalıdır. Masa altına cıvayı aktif olmaktan çıkaran iyot-kömür tabakası yerleştirilmelidir. Masa etrafından aspirasyon yapılmalıdır. İşyerindeki ısı mümkün oldukça düşük tutulmalıdır.


Dr.selma GÜNGÖR

*TTB , İşyeri hekimliği ders notlarından yararlanılmıştır.