Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu
Toplam 26 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #1
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart Tıp sözlüğü

    A
    Abazi : Merkez ve sinir sistemi hastalıkları olmaksızın da görülebilen, yürüme yeteneğinin yitirildiği hareket kusuru.

    Abdomen : Karın, batın.

    Abdominoplatik: Laparoplastik.

    Abdüksiyon: Kol yada bacağın tamamının ya da bir bölümünün vücudun dikey ekseninden yana doğru hareketi.

    Abiyogenez: Canlıların cansız maddelerden meydana geldiğini savunan görüş.

    Ablasyon: Cerrahi girişimle patolojik bir oluşumun alınmasını belirten terim.

    Abrasyon: Derinin yüzeysel katmanlarındaki lezyon.

    Abortus: Çocuk düşürme,düşük.

    Absans: Kısa süreli şuur kaybı.

    Abse: Çevre dokulardan kese tarzında doku ile sınırlı içerisi cerahat ile dolu oluşum.

    Absorbsiyon: Emilme, örn.sindirim, gıdaların barsaklarda absorbsiyonudur denilebilir.

    ACE: Anjiyotensin dönüştürücü enzim için kullanılan kısaltma.

    Açık dolaşım: Kanın damarlardan dokular arasındaki özel boşluklara yayılıp, madde alış-verişi olduktan sonra toplayıcı damarlarla kalbe dönmesine denir.

    Adaptasyon: Canlının yaşama ve üreme şansını artıran çevreye uyumunu sağlayan ve kalıtsal olan özellikleri.

    Addis sayımı: 24 saatlik toplam idrardaki alyuvar ve akyuvarların sayısını ölçme işlemi.

    Addüksiyon: Kol ya da bacağın tamamının ya da bir bölümünün vücudun dikey eksenine doğru hareketi.

    Adenin: Pürin grubundan azotlu bir organik bileşik (Adenintimin protein çiftinin bir azotlu bir bileşeni.)

    Adenit: Salgı bezlerinin akut ya da kronik iltihabı.

    Adenohipofiz: Hipofizin salgıbezi yapısı gösteren ön lobu.

    Adenoidektomi: Adenoitlerin (geniz bademcikleri) cerrahi girişimle çıkarılması

    Adenoidit: Geniz bademciklerinin iltihabı

    Adenokarsinom: Mikroskobik yapısı salgıbezi özellikleri gösteren kötü huylu tümör

    Adenom: Salgıbezi dokularından kaynaklanan iyi huylu bir tümör.

    Adenopati: Salgıbezleriyle ilgili hastalık süreci

    Adenosarkom: Yapısında mikroskobik incelemeyle saptanabilen iki tür hücrenin bulunduğu kötü huylu tümör

    Adenovirüs: Adenoviridae familyasından DNA içeren virüs

    Adenozin trifosfat (ATP): Canlıların doğrudan kullandığı hücresel enerji molekülü, biyolojik enerji.

    Adinami: Kuvvetin azalması ya da kaybı

    Adipoz doku: Hücrelerinde yağ kabarcıkları içeren bağ doku

    Adipozite: Derialtı dokusunda aşırı yağ birikimi

    Adiyadokokinezi: Elleri açıp kapama gibi birbirine karşıt hareketleri art arda hızla yapma yeteneğinin kaybı

    Adjüvan: Organizmanın bağışıklık yanıtlarını güçlendirmek için kullanılan değişik yapılardaki maddelere verilen ad

    Adneks: Belirli bir sistemin ana organıyla hem anatomik, hem işlevsel bağları olan yapıların genel adı

    Adneksit: Dölyatağı ekleri olan yumurtalıklar ve tüplerin akut ya da kronik iltihabı

    Adrenalin: Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormondur. Tabiatta bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir.

    Adventisya: Kan damarları duvarının dış katmanı

    Aeorafaji: Yemek yerken ya da yutarken sindirim sistemine aşırı hava girmesi

    Aerobik solunum: Hücrede yalnız moleküler oksijenin kullanıldığı bir solunum şeklidir.

    Afaki: Gözde merceğinin bulunmaması

    Afazi: Beyindeki ilgili alanların tahribi sonucu, konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybı. Disfazi, aynı durumun daha hafif bir formudur.

    Afrodizyak: Cinsi arzuyu artırıcı maddeler, ilaçlara verilen isim.

    Afoni: Ses kaybı. Kısmi veya tam olabilir. Afoni sebepleri, genellikle konuşma kaslarını kontrol eden sinirlerin hastalığı veya zedelenmesi, boğaz, gırtlak hastalıkları veya nörozdur. Histerik afoninin nedeni, şuuraltı, hiç konuşamamak veya özel bir durumda konuşmamamk arzusudur.

    Aft: Ağız ya da yutak mukozasında genellikle çok sayıda yüzeysel ülserleşme.

    Agalaksi: Doğumdan sonra süt salgısının bulunmaması.

    Agenezi(aplazi): Organizmanın doku, organ ya da organ gurubu gibi bir bölümünün bulunmaması.

    Agenitalizm: Üreme organlarının bulunmaması.

    Aglütinasyon: Sıvı bir süspansiyonda, ufak cisimciklerin bir araya gelip birbirlerine yapışmasıdır.

    Agnozi: Duyular aracılığıyla algılanan uyarılara anlam verme yeteneğinin yok olması

    Agoni: Solunum ve kalp atımlarının düzensizleşmesi, el ve ayakların soğuması gibi yaşam belirtilerinin giderek zayıfladığı ölümden önceki durum

    Agorafobi: Geniş, açık bir sahada yalnız kalınca hissedilen, kontrol edilemeyen bir korkudur.

    Agrafi: Yazı yazma becerisinin kaybolması

    Agramatizm: Sözdizimi açısından doğru cümleler kurarak konuşabilme yeteneğinin olmaması.

    Agranülositoz: Kanda ve kemik iliğinde akyuvarların iyice azaldığı ya da tümüyle yok olduğu ağır hastalık

    Aguzi: Tat alma duyusunun kaybolması

    Ajitasyon: Kişinin etrafa saldırganlığı, aşırı aktivitesi ile karakterize durum.

    Akalazya: Bir büzgen kasın yetersiz gevşemesiyle ortaya çıkan bozukluk

    Akalküli: Düzenli düşünme yeteneğinde sayısal simgelerle işlem yapma güçlüğü biçiminde ortaya çıkan bozukluk

    Ajite: Rahatsız, huzursuz, taşkınlık yapan.

    Akinezi: Normal bir insanda kendiliğinden oluşan otomatik hareketlerin bir bütün olarak azalması ya da kaybı

    Akne: Yüz, omuzlar, sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığıdır. En çok 14-20 yaşlar arasında görülür ve bu hastalığın tipik belirtileri olan siyah noktalar, sivilceler, gençlerin bu en hassas devirlerinde genellikle psikolojik rahatsızlıklara yol açar. Yağ bezlerinin kanalında bir tıkaç oluşur ve bu tıkacın başı sertleşip siyahlaşır. Bazen, kanal tıkalı olduğu halde, bez yağ salgılamaya devam eder ve böylece içi yağ dolu bir kist oluşur. Siyah noktalara tıpta komedon adı verilir.

    Akoli: Bağırsaklarda safranın bulunmadığı patolojik durum

    Akomodasyon: Gözün farklı uzaklıklarda bulunan cisimleri net olarak görmek için yaptığı uyum

    Akondroplazi:Tedavisi olmayan, sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir. Gövde normal büyüklüte olup, kol ve bacaklar anormal derecede kısa ve baş normalden büyüktür.

    Akrofobi: Yüksek yerlerde ya da uçak gibi hızla yükselen araçlarda bulunma korkusu

    Akromatopsi: Renk algılamasının bulunmadığı görme bozukluğu
    Akromegali: Beyin tabanında bulunan hipofiz bezinin ön bölümünün aşırı çalışmasına bağlı bir durumdur. Büyüme tamamlanmadan, kemiklerin uzaması sona ermeden erken çağlarda baş gösterirse jigantism adı verilen dev görünüm oluşur. Bozukluk büyüme çağının bitiminden sonra baş gösterirse, el ve ayakların genişlemesi, çene ve burnun büyümesi ve sesin kalınlaştığı görülür.

    Akson: Sinir hücrelerinin uzun uzantısı.sinaptik bağlantıların sağlantığı uzantılardır.

    Aktif taşıma: Yarı geçirgen bir zarda maddelerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama enerji harcayarak geçmesi olayıdır.

    Aktin: Kaslarda kasılmayı sağlayan protein yapıdaki ince iplikler.

    Akustik Sinir: İşitme siniri.

    Alel: Bir karakter üzerinde aynı yada farklı yönde etkili olan iki veya daha fazla genden herbiri.

    Alg: Sulu ortamda yaşayan tek hücreli organizmalardır.Fotosentez yada fagosite yaparak beslenir.

    Ambliyopi: Gözde belirli bir bozukluk olmaksızın oluşan görme tembelliği.

    Allantoyis kesesi: Yumurta içindeki metabolik artıkların depolandığı embriyonik kese.

    Alveol: Akciğerlerde genişlemiş küçük kesecik.

    Amino asit: Proteinlerin yapı taşıdır. Bir amino asit, amino grubu (NH2) ile bir karboksil grubu (COOH) taşıyan bileşiklerdir. Çok sayıda amino asit peptid bağları ile bağlanarak proteinleri oluşturur.

    Amnezi: Hafızanın kısmen veya tamamen kaybolması.

    Amonyak (NH3): Protein metabolizması sonucu oluşan azot ve hidrojen bileşimi olan keskin kokulu bileşik.

    Anaerobik solunum: Hücrede moleküler oksijenin kullanılmadığı bir solunum şeklidir.

    Analjezik: Ağrı kesici.

    Anemi: Kısaca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemi, alyuvarların sayı olarak az olması ve alyuvarların içerisinde bulunan hemoglobin adı verilen maddenin miktarının azlığıdır.

    Anemik: Kan değerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin miktarı düşük olan kişi.

    Anerji: Özel bir antijene cevap verilmemesi hali. Organizmanın savunma yeteneğinin kaybolması.

    Anestezi: Doktorlar, ameliyat sırasında ağrı duymaması için, ameliyattan önce hastaya bir iğne yapar ya da solunum yoluyla bir gaz verirler. Hastanın bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki ağrıları duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddelere de anestezik denir.

    Anizogami: Farklı şekil, büyüklük ve yapıdaki gametlerin birleşimiyle yapılan eşeyli üreme şekli.

    Anksiete: İç sıkıntısı, iç daralması.

    Anosmi: Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildiği gibi koku siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir.

    Anoreksi: Anorexia Nervosa, özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna rağmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir bozukluktur. Bu durum genellikle kişinin çok şişmanladığı kanısı ile mübalağalı bir şekilde rejim uygulaması ile başlar, önceleri kontrol edilebilen iştah bir süre sonra hakikaten yok olur ve zayıflama normal ölçüleri aşar.

    Ansefalit: Beyin iltihabı.

    Antiasit: Asit giderici

    Antidiüretik hormon: Böbreklerden suyun geri emilmesini sağlayan ve hipofizin arka lobundan salgılanan hormon.

    Antienflamatuar: İltihabi reaksiyonu önleyen madde, ilaç...

    Antijen: Canlı vücuduna dışarıdan giren ve antikor oluşmasını sağlayan yabancı madde.

    Antikodon: tRNA'daki üçlü baz dizilişi.

    Antikor: Vucuda giren yabancı maddeleri(antijen) yok etmek için vücudun ürettiği savunma maddesi.

    Antiseptik: Mikropları, yani insan, hayvan ve bitkilerin dokularına yerleşerek hastalığa yol açan bakteri, virüs, mantar gibi tek hücreli asalak canlıları yok etmek sağlıklı yaşamın temel koşullarından biridir. Antiseptik, antibiyotik ve dezenfektan gibi değişik adlarla anılan birçok madde bu amaçla geliştirilmiştir. Ama genel olarak "mikrop" öldürücüler denen bütün bu maddelerin bazı özellikleri ve kullanımları farklıdır.

    Antiseptiklerin Tarihi
    İnsanlar, "mikrop kuramının" bulunmasından yüzyıllarca önce neden ve nasıl etki yaptığını bilmeksizin antiseptikleri kullanıyorlardı. Örneğin çiğ etin bol tuz ve baharatla yoğrularak sucuk biçiminde saklanması, sebzelerin yoğun bir tuz ve limon ya da sirke çözeltisi içinde bekletilerek turşu yapılması, bakterileri büyük ölçüde yok ederek bu besinlerin bozulmasını önlüyordu. Bugünkü antiseptikler ise Louis Pasteur'ün değerli çalışmalarının ürünüdür.

    Antiseptikler Nasıl Etki Eder?
    Kimyasal antiseptiklerin mikroplar üzerinde nasıl etkili oldukları tam olarak açıklanamamıştır. Bu maddeler doğrudan doğruya mikrop hücresine girerek yaşamsal işlevlerini engelleyebileceği gibi, mikrop hücresinin dış zarını eriterek de yıkıcı etki gösterebilir. Ne var ki birçok antiseptik normal hücreler üzerinde de ayn etkiyi yapar. Bu yüzden bu maddelerin dikkatli kullanılması gerekir. Bazı antiseptikler ağızdan alındığında ya da vücuda şırınga edildiğinde ağır sonuçlara, hatta ölüme yol açabilir.

    Antispazmodik: Spazm çözücü, daha çok iç organlardaki düz kasların kasılmalarını çözen ilaç grubuna verilen isim.

    Antistatik: Statik elektrik birikimini önleyen madde.

    Antitoksik: Toksin giderici.

    Antitüssif: Öksürük giderici.

    Antiviral: Virüslara etkili, virusların zararlı etkilerini önleyen.

    Anüler: Halka şeklinde.

    Anüri: İdrar çıkaramama.

    Anüs: Makat, sindirim kanalının bitiş kısmı.

    Aorta: Kalpten çıkan, vücudun en büyük damarı, kalpten çıktıktan sonraki kavisli bölümüne arcus aorta, göğüs kafesi içersinde seyreden kısmına torasik aorta ve karın içersinde seyreden bölümüne de abdominal aorta denir.

    Aortik Anevrizma: Aort damarının her hangi bir bölümünde görülen genişleme.

    Apandis: İnce bağırsak ile kalın bağırsağın birleştiği yerde parmak şeklinde bir çıkıntı.

    Apandisit: Kör barsak (apendiks) iltihabı.

    Apati: Çevre ile anormal derecede ilgisizlik, duygusuzluk, kayıtsızlık.

    Apeks: Uç, tepe, zirve.

    Apirojen: Ateş yükselmesine neden olan herhangi bir madde taşımayan.

    Apne: Solunumun geçici bir zaman içinde durması.

    Apoenzim: Enzimin koenzim olmadan etkinlik gösteremeyen protein kısmıdır.

    Apopleksi: Felç, inme.

    Araknoit: Beynin üzerinin örten ince zar.

    Asetabulum: Uyluk kemiğinin başının, kalça kemiği ile eklem yaptığı çukurluk

    Asetilsalisik Asit: Yaygın olarak kullanılan ve bilinen aspirinin kimyasal adı.

    Asidoz: Organizmanın asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çıkan entoksikasyon tablosu.

    Aso: "Antistreptolizin O" için kullanılan kısaltma. Streptolizin, "Hemolitik Streptokok" adı verilen bakterilerin salgıladığı toksinin adıdır. Bu toksinin varlığını tespit için yapılan tetkike de kısaca ASO adı verilir. ASO, romatizma gibi bazı Hemolitik Streptokok enfeksiyonlarında yükselir bu açıdan teşhis te ASO değerleri önem taşır.

    Asthma: Astım. Bkz. Detaylı Bilgi

    Aşil Tendonu: Baldır arka kısmındaki kas grubunun, topuk kemiğine birleşmesini ve ayağın aşağı yukarı hareketini sağlayan yapı (kiriş).

    Atropin: Belladonna (Güzel Avrat Otu) adlı bitkiden elde edilen bir alkaloiddir. Tıpta çok değişik kullanım alanları vardır. Örneğin, göz dibinin muayenesinde, göz bebeğinin genişletilmesi için, ayrıca anesteziden önce üst solunum yollarında salgıların azaltılması için kullanılır.

    Atmosfer basıncı: Atmosferin yer yüzünde bulunan her cisim üzerine yaptığı basınç. Deniz seviyesinde, 760 mm'lik civa sütununun 1 cm2 alana yaptığı basınç "1 atmosfer" basıncıdır
    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  2. #2
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart Cevap: Tıp sözlüğü

    B

    Babinski bulgusu: Nörolojide çok önemli olan bir muayene testi. Ayak tabanıın dış keranı boyunca, ucu sivri bir cismin sürtülmesiyle ortaya çıkan normal refleks, Babinski bulgusunda ters yönde gerçekleşir.

    BAC (bakteriyel yapay kromozom) NA parçacıklarını kopyalamakta kullanılan ve bir cins bakteride bulunan bir madde.

    Bağışıklık: Belirli bir mikroorganizmaya karşı vücudun direncidir. Aktif ve pasif olmak üzere iki tip bağışıklık (immünite) vardır. Aktif immünite, hastalığın, çok hafif de olsa, bizzat geçirilmesiyle oluşur. Hastalığa neden olan organizmalar, vücutta antikor reaksiyonları uyandırırlar ve bu reaksiyonlar, bazı vakalarda, hayat boyu devam eder. Pasif immünite ise, antikor reaksiyonu uyandırıcak nitelikte, fakat kuvveti azaltılmış veya değiştirilmiş olan mikropların vücuda aşılanmasıyla oluşur.

    Bakteri: Tek hücreli mikroorganizmalardır. Bunlar, mantarlardan küçük, fakat virüslerden büyüktürler. Bazıları hastalık yapıcı, bazıları zararsızdır; bazı bakteriler ise, faydalıdırlar: Örneğin, toprağın nitrojen yapıcı bakterileri. Bakteriler, şekillerine göre sınıflandırılabilirler: Coccus'lar yuvarlak, bacillus'lar çubuksu, vibrio'lar virgül şeklinde, spirillum'lar dalgalıdır.

    Bakteriemi: Bakterilerin veya bakteri toksinlerinin kana geçmesiyle oluşan ateş, titreme ile seyreden klinik tablonun adıdır. Eş anlamlı olarak septisemi de kullanılır.

    Ballismus: Kol ve bacakların, istemsiz, şiddetli, atıcı hareketleridir. Bu durum, gövdenin yarısında görüldüğü takdirde, "hemiballismus" adını alır.

    Bal özü:Çiçekler tarafından salgılanan tatlı ve genellikle kokulu bir sıvı.

    Bandaj: Yara sarmaya veya yaraları kapatan gazları ve tespit edici tahtaları yerinde tutmaya yarayan kumaş parçasıdır.

    Barbitüratlar: Sinir sistemini uyuşturucu etkileri olan maddelerdir.

    Basil: Çomak şeklindeki mikroorganizmalardır. Örneğin Tüberküloz'un etkeni Koch adı verilen basildir.

    Başkalaşım: Bazı böcek ve kurbağa gibi canlıların, yumurtadan çıktıktan sonraki gelişme evrelerinde yapısal değişikliğe uğrayarak atalarına benzer hale gelmeleri.

    Batın: Gövdenin, göğüs ve pelvis bölgeleri arasındaki kısmıdır. Göğüsten, bir kas bölme teşkil eden diafragma ile ayrılmış olan batının, alt kısmında pelvis boşluğu ile devamlılığı vardır.

    Bazal Metabolizma: Vücut yüzeyi birimine göre hesap edilen, istirahat anında sarf edilen enerji miktarıdır.Vücut yüzeyi şahsın, boyu ve kilosundan hesap edilir.Troid bezinin fazla çalışmasında, bazal metabolizma yükselir.

    Bazal metabolizma hızı: Besin alınması ve hareketsiz durumda vücudu canlı tutmak için gerekli enerji tüketimi.

    Bell Paralizi: Yüz siniri felcidir.

    Bence-Jones Proteini: Myelomatosis gibi kemik iliğini ilgilendiren hastalıklarda, idrarla çıkartılan bir cins protein.

    Beriberi: B vitamini noksanlığında meydana gelen ağır bir polinevrit.

    Beyin: Omurgalılarda kafatası içindeki merkezi sinir sisteminin bir bölümü

    Bikonkav: Her iki yüzeyide konkav, iç bükey veya oyuk olan.

    Bifid: İki bölüme ayrılmış durumda olan, çatallı, yarık.

    Bifurkasyon: İki dala ayrılma yeri.
    Bilateral: Her iki tarafa ait olan, iki taraflı.

    Billurubin: Hemoglobinin yıkılmasından açığa çıkan kırmızı boya.

    Billüribinemi: Kanda billüribinin artması.

    Biopsi: Canlı bir dokudan muayene edilmek üzere küçük bir parça alınması.

    Bilefarit: Göz kapaklarının, özellikle kenar bölümlerinin iltihabı.

    Bistüri: Laboratuarda kullanılan keskin bıçak.

    Biyogenez: Canlıların kendilerine benzeyen canlılardan oluştuğunu açıklayan görüş.

    Biyokütle: Belirli bir alan ve hacimde bulunan canlı ağırlığa biyokütle denir.

    Biyosfer: Dünyadaki bütün canlıların yaşadığı 16-20 km kalınlığında tabaka. Biyosferin deniz seviyesinden 8-10 km'si atmofere, 8-10 km'si okyanusların dibine doğru uzanır.

    Biyoteknoloji: Özellikle DNA ve hücreyle ilgili konularda kullanılan biyolojik tekniklere verilen ad.

    Blastula: Döllenmiş yumurtanın bölünmeler sonucu, ortası sıvıyla dolu olan bir hücre tabakasından oluşan yapı.

    Bone: Kemik.

    Botilismus: Basillus Botulismus toksinleri ile meydana gelen zehirlenme.

    Brakiyalji: Kol ağrısı.

    Bradikardi: Kalbin dakikadaki atım sayısının azalması.

    Bronchiolitis: Solunum sisteminin en küçük fonksiyonel üniteleri olan bronşiollerin iltihabına denir.

    Bronş: Soluk borusundan ayrılan akciğerlere giden iki boru.

    Bronşit: Bronşlarda bakterilerin yerleşip üreyerek iltihaplanması.

    Bowman kapsülü: Nefronun ucunda, glomerulusu saran yarım küre şeklindeki bölüm.

    Bül: Ciltte içi sıvı dolu kabarık oluşumlar. Çapları 0.5 cm'den büyüktür. Küçük olanlarına vezikül denir. Bkz. Resim - Vezikül

    Büllöz: Büllerden oluşan lezyon.
    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  3. #3
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart Cevap: Tıp sözlüğü

    C

    Caduceus: Mitolojide Tanrı'nın habercisi olan Merkür'ün asasıdır. ABD ordusu tıp mensuplarının sembolü olup, tıp biliminin sembolü olan Eskülap asaından farklıdır. Merkür asaının çevresinde iki yılan vardır, Eskülap'ta ise, bir yılan bulunur.

    Caisson Hastalığı: Vurgun. Dalgıçlarda ve çok yükselen havacılarda atmosfer basıncının ani değişimlerine bağlı olarak meydana gelir.

    Calcaneus: Topuk kemiği.

    Candida: Bir mantar çeşidi.

    Cenin: Gelişmenin erken dönemindeki embriyoya verilen ad.

    Cerahat: Alyuvarlar, bakteri ve yıkılmış doku kalıntıları gibi iltihap ürünlerini kapsayan doku sıvısıdır.

    Cerrahi: Tıbbın en eski dallarından biridir. İlaçla ya da başka tedavi yöntemleriyle iyileştirilemeyen hastalıkların, yaralanmaların, vücuttaki yapı bozukluklarının ameliyatla onarılmasına ya da hastalıklı organı kesip çıkararak iyileştirilmesine dayanır.

    Cerumen: Kulak kiri. İnsan kulağında normal olarak bulunan balmumu kıvamındaki salgıdır. Bu salgının fazlalığı, kulak tıkanması ve geçici sağırlığa yol açar.

    Cestodiasis: Yassı solucan enfeksiyonudur.

    Clavicula: Köprücük kemiği.

    Cor: Kalp.

    Covper bezi: Seminal sıvının oluşturduğu bezlerden biri.

    Crossing-over: Eşey ana hücrelerinde gerçekleşen mayoz bölünmenin profaz I safhasında oluşan tetratların kromatitleri arasındaki parça değişimi.

    Caoxae: Kalça kemiği.





    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  4. #4
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart Cevap: Tıp sözlüğü

    Ç

    Çekum (Caecum): İncebarsakla kalınbarsağın birleştiği yerdeki kesedir. Bu bölgede, iltihaplanma, ülserasyon veya kanser görülebilir.

    Çenek: Tohum yaprağı. Tohumun yapısındaki bitki taslağında bulunan yapraklardanherbiri.

    Çift çenekli bitki (Dikotiledon) :Embriyolarında iki çenek yaprak (kotiledon) bulunan bitkiler. İletim demetleri gövdede belirli bir düzende yerleşmiştir.

    CDNA: Tamamlayıcı DNA. Haberci RNA şablonundan sentezlenerek elde edilen DNA şeklinde de tanımlanabilir.

    Çıban: Çıbanlar, derideki ter bezleri veya kıl keselerinin enfeksiyonlarıdır.

    Çiçek: Akut, enfeksiyöz bir hastalıktır. Her yaşta ve her cinsten kişiler bu hastalığa yakalanabilir. İki tipi vardır: Variola major ve variola minor.

    Çil: Deride, güneşe maruz kalma sonucu beliren, ufak lekelerdir. Bunlar, daha fazla, lokalize güneş yanıklarına benzetilebilir ve ekseriyetle sarışın veya kızıl saçlılarda görülen melanin pigmenti birikimidir.




    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  5. #5
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart Cevap: Tıp sözlüğü

    D

    Dakriyoadenit: Gözyaşı bezi iltihabı.

    Dakriyosistit: Gözyaşı kesesi iltihabı.

    Dakriyosistektomi: Gözyaşı kesesinin ameliyatla çıkartılması.

    Dakriyosistografi: Kontrast madde verilerek gözyaşı kesesi ve kanalının radyolojik olarak incelenmesi.

    Dakriyosistorinostomi: Gözyaşı kanalının tıkalı olduğu durumlarda uygulanan, kesenin burun boşluğuna diranajını sağlayan ameliyat.

    Dakriyolit: Gözyaşı taşı.

    Daltonizm: Renk körlüğü.

    Debilite: Zeka geriliği.

    Defekasyon: Dışkının dışarı atılması.

    Defekt: Eksiklik, kusur.

    Defibrilatör: Kalbin normal dışı hızlı atımını durdurarak tekrar normal kalp ritmine dönmesini sağlayan araç.

    Deflorasyon: Kızlık zarının yırtılması.

    Deformite: Şekil bozukluğu.

    Deformasyon: Şeklini bozma.

    Dekübitis: Uzun süreli yatan hastalarda hareketsizlik sonucu sırtta ve kalçalarda açılan yaralar.

    Dekompresyon: Baskı yapan gücün veya baskının kaldırılması.

    Dekonjessan: Konjesyonu (şişme) azaltan, dekonjessif.

    Delirium: Zehirlenmeler, ateşli hastalıklar, epilepsi, histeri ve akıl hastalıklarında görülebilen, titreme, hallüsinasyonlar ve saldırganlıkla birlikte bilincin kaybolması tablosuna verilen isim.

    Demans: Bunama, muhtelif formları vardır.Senil Demans, Presenil Demans, Toxic Demans.

    Demonstrasyon: Göstererek öğretme.

    Dejenerasyon: Dokuların normal yapılarının bozulup normal fonksiyonlarını yapamıyacak hale gelmeleri.

    Demoralizasyon: Moral çöküntü.

    Demiyelinizasyon: Sinir liflerinin etrafını saran myelin tabakasının kaybı.

    Dansimetre: Yoğunluk ölçen cihaz.

    Deontoloji: Aynı meslek grubunda olan insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde uyulması öngörülen ahlaki, moral değerler.

    Depilasyon: Kılların çıkartılması işlemi.
    Depresyon: Ruhsal ve bedensel çöküntü, isteksizlik.

    Dermabrazyon: Deri üzerindeki benler veya yara izlerini ortadan kaldırma amacı ile yapılan kazıma işlemi.

    Dermatit: Cildin iltihabi durumu.

    Dermatoloji: Cildiye, cilt hastalıklarını inceleyen bilim dalı.

    Dermis: Ciltte en üst tabaka olan Epidermis'in altındaki tabakaya dermis adı verilir. Bkz. Lazerle Cilt Tedavisi

    Dendrit: Sinir hücresinin kısa olan uzantısı.
    Deoksiribonukleik asit (DNA) : Canlılardaki yönetici molekül. Genetik bilgileri içeren ve hücre çekirdeğinde yer alan ikili sarmal molekül

    Deoksiribonukleotid: DNA'nın yapıtaşı olan molekül.

    Deoksiriboz: C5H10O4 bileşiminde olan ve DNA'nın yapı birimlerinden biri olan şeker. Genel adı pentoz olan monosakkarit.

    Deplazmoliz: Plazmolize uğramış hücrenin tekrar su alarak eski haline dönmesi.

    Dermis: Hayvanlarda derinin alt tabakasına verilen ad.

    Difüzyon: Moleküllerin hareket enerjileriyle çok yoğun ortamdan az yoğun ortama hareket etmesi.

    Dihibrit: İki karakter bakımından melez olan bireylere verilen ad.

    Dikotiledon: Embriyosunda iki çenek yaprağı bulunan bitki.

    Diploid: 2n kromozom takımı taşıyan hücre.

    Disakkarit: İki mol monosakkaritin dehidrasyonu sonucu oluşan çift şeker. Maltoz, sakkaroz, laktoz gibi.

    Diyabet: Şeker hastalığı.

    Doğalgaz: Yer kabuğunun içinde metan, etan gibi çeşitli hidrokarbonlardan oluşan yanıcı gaz.

    Doku: Belirli bir işi yapmak üzere özelleşmiş hücreler topluluğu.

    Dominant: Baskın gen.

    Döllenme: Yumurta ve spermin birleşmesi.

    Döllenme borusu: Spermlerin yumurtayla birleştiği ve zigotu oluşturduğu tüp.

    Döl yatağı: Uterus. Dişi üreme sisteminde, fetusu doğuma kadar beslemek ve barındırmakla görevli kas yapısında bir organdır.

    Domain: Bir protein içerisinde bulunan ve kendine ait bir fonksiyona sahip bölüm. Tek bir protein içindeki domain bölümleri, hep birlikte proteinin total fonksiyonunu belirler.

    Düşük: Fetusun, gebeliğin 28. haftasından önce ölümü, ve rahmin dışa atılmasıdır.
    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  6. #6
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart Cevap: Tıp sözlüğü

    E

    Edema: Ödem, vücudun her hangi bir yerinde hücre dışında anormal su birikmesi.

    E.E.G: Elektroansefalografi kelimesi için kullanılan kısaltma.
    endo
    Efektör: Bir organizmanın uyarıya karşı reaksiyon gösteren vücut kısmı, örneğin kas.

    Effekt: Tesir, etki.

    Effektif: Etkili, tesirli.

    Efervesan: Suya atıldığı zaman küçük gaz kabarcıkları çıkartarak köpüren, eriyen.

    Effüzyon: Vücut boşluklarında veya doku içerisinde sıvı birikmesi. "Plevral effüzyon" iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesidir.

    E.K.G: Elektrokardiogram kelimesi için kullanılan kısaltma.

    Ekinokok: Köpek ve kurtlar, nadiren kedilerde bulunan bir parazit olup larvaları memeli canlılarda büyüyerek hidatik kistleri yaparlar.

    Eklampsi: İlerlemiş gebeliklerde veya doğumdan hemen sonra yüksek kan basıncı, ödem ve idrarda protein yükselmesi ile karekterize nöbetler ve önlem alınmazsa bilincin kaybolması hali.

    Ekdoderm: Embriyo gelişimi sırasında meydana gelen dış tabaka.

    Eklem: İskelet sistemini oluşturan, iki yada daha fazla kemiğin birbirne eklendiği kısım.

    Eko: Yankı.

    Ekoloji: Canlıların birbirlriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı.

    Ekokardiyografi: Kalp, damar sisteminin teşhisinde kullanılan ultrasonik bir yöntem.

    Ekokardiyogram: Ekokardiyografi yoluyla elde edilen çizelge.

    Ekoensefalogram: Beynin ekoensefalografi ile elde edilen çizelgesi.

    Ekolali: Hastanın kendisine söylenilen sözleri anlamsız şekilde aynen tekrarlaması.

    Ekosistem: Bir çevredeki canlı ve cansızların tümü.

    Eklampsi: Gebelerde plasentadan gelen toksinlerle oluşan bilinç kaybı ve konvulsiyonlarla birlikte seyreden tablo.

    Eksizyon: Bir dokunun çıkartılıp atılması.

    Ektazi: Genişleme. Örn. Bronşektazi.

    Ektoderm: Derinin en dış tabakası.

    Ektopi: Her hangi bir organın normal bulunması gereken yerde değilde, vücudun başka bir yerinde olması hali.

    Ektropion: Göz kapaklarının serbest kenarlarının dış tarafa kıvrılmaları.

    Ekzama: Deride kızarıklık, şişme, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok psikosomatik nedenli cilt rahatsızlığı. Akut ve Kronik diye ayrıldığı gibi Yaş ve Kuru ekzema cinsleri de vardır.

    Elektroansefalografi: Beynin elektriki faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.

    Elektrokardiografi: Kalp adelesinin faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.

    Embriyo: Yumurtanın döllenmesinden sonra, oluşan canlı taslağı.

    Emülgatör: Besinlere katılan ve onların kararlı emülsüyon haline gelmesini sağlayan katkı maddesi.

    Endokrinoloji: İç salgı bezlerinin fonksiyonlarını, normal dışı çalışma sonucu oluşan hastalıklarını ve bunların tedavilerini inceleyen tıp dalıdır.

    Endoderm: Embriyo gelişimi sırasında meydana gelen iç tabaka.

    Endokard: Kalbin içini örten bir sıra yassı epitel dokudan oluşan zar.

    Endokrinolog: Endokrin sistemin yapı, patolojileri ve tedavisi konusunda uzman kişi.

    Endokrin bez: İç salgı (hormon) bezi.

    Endosperm: 3n kromozomlu besi doku.

    Ensefalon: Beyin.

    Envazyon: Yayılma, örneğin kafatasındaki bir tümörün beyin dokusuna envazyonu denince tümörün beyine yayılması kastedilir.

    Enzim: Hücre içinde üretilen ve bütün hayat olatlarını başlatan, hızlandıran, protein yapısındaki Katalizör proteinlere verilen ad. Biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşme sürecini hızlandırır, ancak sürecin oluş biçimini etkilemezler.

    Epitel: Organ ve vücut yüzeylerini örten hücre tabakası.

    Erozyon: Deri veya mukozada görülen, sınırlı bir bölgede epitel kaybı, yüzeyel yaralar. Örneğin; Cervical erozyon, halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinir.

    Epididimis: Erkek üreme sisteminde, testislerin üzerinde bulunan spermlerin olgunlaştığı ve kısa bir süre depolandığı yer.

    Erepsin: Proteinlere etki eden ince bağırsak özsularında bulunan enzim.

    Ergotin: Çavdar mahmuzu özütü. İlaç yapımında kullanılır.

    Eşey: Cinsiyet.

    Eşeyli üreme: Farklı iki eşey hücresinin birleşmesiyle bir canlı oluşması.

    Eşeysiz üreme: Bir canlının özelleşmiş üreme hücrelerini meydana getirmeden tıpatıp atasına benzer canlıların oluşmasını sağlayan üreme şeklidir.

    Etoloji: Canlıların davranışlarını inceleyen bilim dalı.

    E.coli: Küçük boyutlu gen yapısı dolayısıyla genetik hastalık göstermeyen ve laboratuarda kolaylıkla üretilen bir cins bakteri. Bu sebeplerden dolayı genetik çalışmalarda yaygın biçimde kullanılır.

    Elektroforesis: DNA parçacılkları ya da proteinler gibi iri molekülleri, benzeri moleküllerle birarada bulunduğu karışımlarından ayrıştırmakta kullanılan bir yöntem.
    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  7. #7
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart Cevap: Tıp sözlüğü

    F
    Fab Fragmanı: Immünglobulin molekülünde bulunan, antijen bağlayan fragman.

    Fab sınıflaması: FAB terimi French-American-British sözcüklerinin baş harflerinden oluşur. Akut lenfoblastik lösemi (ALL) ve akut myeloblastik lösemide (AML) neoplastik hücrelerin morfolojik özelliklerine göre yapılan bir sınıflama sistemidir. FAB sınıflaması için wright boyaması, sitokimyasal boyalar ve bazı durumlarda (ör: AML - M7) elektron mikroskopla platelet peroksidaz pozitifliğinin gösterilmesinden de yararlanılır. FAB'a göre ALL olguları 3, AML olguları 7 kategoriye ayrılır. Hücre morfolojisine göre yapılmış bir sınıflama olmakla birlikte her grubun klinik davranışı, hatta tedaviye yanıtları farklıdır. Bu sınıflamanın doğru yapılabilmesi için periferik kan örnekleri ile karar verilmesi yeterli değildir, mutlaka kemik iliği yayması incelenmelidir.

    Fagositoz: Yabancı bir partikülün nötrofil tarafından etkisi hale getirilmesindeki en öönemli aşamadır. Sırasıyla partikülün nötrofile tutunması, hücre içine alınması, fagositik vakuol (fagozom) oluşması ve degranülasyon kademelerinden oluşur.

    Fallop Tüpleri: Her biri yaklaşık 10 ar cm. uzunluğunda, uterusun üst köşelerinden yumurtalıklara kadar uzanan iki borudur. Tuba uterina veya uterus tüpleri de denir.

    Fallot's Tetralogy: Kalbin doğumsal bir anomalisine verilen isim.

    Falks Serebri: Beynin sağ ve sol yarı kürelerini birbirinden ayıran, orağa benzediği için bu isim verilen kalın zar.

    Familya: Irsi, kalıtsal, herediter.

    Farinks: Yutak.

    Fasial Sinir: Yüz siniri, yedinci kafa çifti.

    Fasial Paralizi: Yüz siniri felci, bu sinirin felcinde yüzün yarısı kısmen hareketsiz ve ifadesiz kalır. Santral ve Periferik olmak üzere iki türlü olur.

    Fat: Yağ.

    Fatal: Öldürücü, ölümle sonuçlanan.

    Favizm: G-6PD eksikliği olan bazı kişilerde bakla yenildiğinde ağır seyirli bir hemolitik kriz oluşur. Sadece bir kısım hastada oluşması nedeniyle bakla ile oluşan hemolizin tek nedeninin enzim eksikliği olmadığı, genetik veya immünolojik başka faktörlerin de rolü olduğu düşünülmekte ise de kesin mekanizma açıklanamamıştır. Favizm oluşumu G-6PD Akdeniz tipinde sık görülür.

    Faz Spesifik İlaçlar: G1 spesifik: L-Asparaginaze S spesifik: Antimetabolitler, hidroxyurea, procarbazine G2 spesifik: Bleomycine, bitki alkaloidleri M spesifik: Bitki alkaloidleri

    Febril: Ateşli, hummalı.

    Fekalit: Barsakta bir kısım dışkının sertleşmesi sonucu oluşan dışkı taşı.

    Feçes: Dışkı.

    Femur: Uyluk kemiği.

    Ferment: Bazı organların salgılarında bulunup kimyasal değişikliklere etki eden maddeler.

    Fermentasyon: Mayalanma.

    Ferritin: Demir elementinin vücutta depo edilen şekli.

    Fertil: Gelişme yeteneği olan, doğurabilen.

    Fertilite: Doğurma yeteneği, verimlilik.

    Fetus: Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen isim.

    Fetal: Fetus'a ait.

    Fibrin: Kanın pıhtılaşmasına yarayan albumin cinsinden bir madde.

    Fibrinemi: Kanda fibrin bulunması.

    Fibninüri: İdrarda fidrin çıkması.

    Fibrom: İyi huylu bağ dokusu uru.

    Fibro-Sarkom: Bağ dokusunun kötü huylu tümörü.

    Fibröz: Lif dokusu

    Fibula: Bacaktaki iki kemikten dış kısımda olanıdır. Üstte Tibia ile eklem yapar diz eklemi yapısına girmez, altta ise ayak bileği eklemine iştirak eder.

    Filaria: Omurgalı canlıların kanında ve dokularında yaşayan kıl kurdu cinsi parazit. Elefantiazis denilen rahatsızlığa neden olur.

    Frenik Sinir: Nervus Frenicus. Göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran diafragmanın sinirine verilen addır.

    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  8. #8
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart Cevap: Tıp sözlüğü

    G

    Galaktemi: Kanda süt bulunması.

    Galaktosel: Memede, içi süt dolu kist.

    Galaktore: Memeden kendiliğinden süt gelmesi.

    Galaktoz: Süt şekeri.

    Galaktozüri: Gebelerde idrarla galaktoz çıkması.

    Galaktüri: İdrarın süt görünümünde çıkması.

    Ganglion: Lenf bezi, bazı ufak urlara verilen isim.

    Gangren: Dokunun ölmesidir, ancak halk arasında daha çok bir uzvun vücuda bağlıyken ölmesi anlaşılır.

    Gastrit: Mide iltihabı.

    Gastrodüodenit: Mide ve onikiparmak barsağının iltihabı.

    Gastroenterit: İshalle seyreden mide barsak iltihabı.

    Gastroenteroloji: Mide, barsak hastalıkları bilgisi.

    Gastroenterelog: Mide, barsak hastalıkları mütehassısı.

    Gastroskopi: Hastaya yutturulan bir kamera ile midenin görerek muayene edilmesi.

    Gastrointestinal: Mide - barsak.

    Gastrolit: Mide taşı.

    Gastromegali: Midenin genişlemesi.

    Gastronomi: İyi yemek yeme bilimi.

    Gastroptozis: Mide düşüklüğü.

    Giardia: Tek hücreli organizmalardandır. Esas adı Giardia Lamblialis olup, sindirim sisteminde yerleşir.

    Giardiasis: Giardia İntestinalis adlı mikroorgnizmanın sebep olduğu hastalık.





    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  9. #9
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart Cevap: Tıp sözlüğü

    H

    Habitüel: İtiyadi, alışkanlığa bağlı.

    Hallüsinasyon: Gerçekte olmayan şeyleri algılamak.

    Halluks: Ayak başparmağı.

    Halotan: Anestezik bir madde.

    Hamartom: Yeni oluşmuş kan damarlarında meydana gelen tümör.

    Hamartroz: Eklem boşluğuna kan dolması.

    Haşiş: Esrar, haşhaş.

    Hematom: Organ içerisinde veya aralarında kan birikmesi.

    Hemoraji: Kanama.

    Hemaglütinasyon: Kan yuvarlarının aglütinasyonu.

    Hemanjiektazi: Kan damarlarının genişlemesi.

    Hemanjiom: Kan damarlarından dogan urlar.

    Hematemez: Kan kusma.

    Hematosel: Testis torbalarında kan birikmesi.

    Hematolog: Kan hastalıkları uzmanı.

    Hematomiyeli: Omurilikte kanama.

    Herpes: Uçuk, içi sıvı dolu vezikül.

    Herpes Simpleks: Aynı adı taşıyan virüsün sebep olduğu çeşitli deri ve mukoza bölgelerinde yaygın, küçük, içi sıvı dolu oluşumlar ile belirgin virütik enfeksiyon.

    Hiler: Hilus'a ait. Örneğin, Hiler Lenf Adenopati denildiği zaman Hilus'a komşu lenf bezlerinde büyüme anlaşılır.

    Hilus: Organlarda büyük damar ve sinirlerin, akciğerlerde solunum yollarının giriş kapısı.

    Hİiperkromazi: Pigment fazlalığı gösteren.

    Hipofiz: Beyin tabanında burun arkasının üst kısmına uyan bölgede hormon salgılayan bir bezdir.

    Hipospadias: Penisin doğumsal bir şekil bozukluğudur. İdrar yolunun son kısmı olan üretra'nın dışa açılan deliğinin normal yerinde değil, penisin alt yüzünde herhangi bir yerde olması halidir.





    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

  10. #10
    ege
    ege isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Onursal Üye ege - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.478

    Standart Cevap: Tıp sözlüğü

    İ

    İhtiyozis: Cildin pul pul ve kuru oluşu ile kendini gösteren bir hastalık.

    İdiopatik: Oluşumunda bir sebeb gösterilemeyen.

    İdeopatik trombositopenik purpura: Deri ve mukozalarda yaygın kanama odakları yanında, hafif travma sonucu kolayca kanama görülmesi, trombosit sayısının azalması ve kanama zamanının uzaması ile belirgin, sebebi bilinmeyen purpura (deri ve mukozalardaki küçük kanama) şekli.

    İkter: Sarılık.

    İktus: İnme. darbe.

    İdiot: Doğuştan aptal.

    İleitis: İnce barsak iltihabı.

    İleum: İnce barsağın son bölümü.

    İleus: Barsak tıkanması.

    İlluzyon: Dışarıdan gelen görsel uyarıların olduklarından faklı algılanması.

    İmbesil: Geri zekalı.

    İmitasyon: Taklit.

    İmmatür: Tam gelişmemiş.

    İmminent: Tehdit eden.

    İmminent Abortus: Düşük tehdidi altındaki gebelik.

    İmmobil: Hareketsiz.

    İmmün: Bağışık, bulaşıcı hastalıktan muaf.

    İmmünite: Bağışıklık,muafiyet.

    İmmünize: Bağışık kılmak.

    İmmünoloji: Bağışıklığı inceleyen bilim.

    İmmünolog: Bağışıklık uzmanı.

    İnflamasyon: Çeşitli mikrobik ajanlar veya toksinlerine karşı vücudun göstermiş olduğu; hararet artması, kızarıklık ile karakterize iltihabi reaksiyon.

    İntermedier: Arada oluşan, meydana gelen.

    İntraepitelial: Epital hücreleri içerisinde.





    http://img87.imageshack.us/img87/4568/enguzelsahil.jpg

Benzer Konular

  1. En Güzel ÜDS Sözlüğü
    Konu Sahibi Sokak Şairi Forum Genel Eğitim
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 10.Ocak.2011, 09:32
  2. A DAN Z YE FOBİ SÖZLÜĞÜ...
    Konu Sahibi sinanakin1996 Forum Garip Olaylar
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 14.Haziran.2009, 21:12
  3. Tarih Sözlüğü-
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Tarih
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 05.Mart.2009, 00:40
  4. öğrenci sözlüğü...
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Serbest Kürsü
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 20.Şubat.2009, 12:49
  5. RESİM SÖZLÜĞÜ
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Resim sanati
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 31.Ekim.2008, 03:36

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir instakip.com, dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, mehter takımı Ayetel Kürsi Perde , filmizle88