Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu
Toplam 24 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #1
    Dost Üye Farazi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    37
    Mesajlar
    1.265

    Standart Sunay Akın Siirleri




    AYRILIK ŞİİRİ


    Her satırı
    mendireğe dizili karabatağa benzeyen
    bir mektup bırakarak
    balıkçı koyundan
    sisler içinde uzaklaşan kayık gibi
    bir sabah usulca ayrıldın
    koynumdan

    Bütün yolcularını
    boğaz köprüsünün çaldığı
    araba vapurunun
    boş seferleri
    gibi yalnızca rüzgar
    gezinir sensiz
    yüreğimde

    Durgun bir sudur aslında deniz
    ki çocukların
    acemi oltalarını denedikleri
    kuytu bir iskelenin
    tahtaları altına yazdığım
    ayrılık şiirini okudukça
    dalgalanır.




  2. #2
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    64
    Mesajlar
    6.980

    Standart Ynt: Sunay Akın Siirleri

    Şiiriçi Hatları Vapuru - Nazım Hikmet vapuru


    deniz ile arasına
    dökülen asfaltı kırar
    ve özgürlüğüne kavuşturur
    salacak iskelesini
    batmak pahasına

    Can Yücel vapuru
    alaycı bir düdük çalar
    savaş gemilerine
    ki rakı şişeleri asılıdır
    can simitlerinin
    yerine

    Attila İlhan vapuru
    keyifle yarar suları
    içinde çünkü sevgililer öpüşür
    ve güvertesinde
    sigarasını rüzgara karşı yakan
    bir katil üşür

    Edip Cansever vapuru
    denize yansıyan
    otel ışıkları altında
    gider gelir Boğaz’ın en uzak
    iki iskelesi
    arasında

    Orhan Veli vapuru
    evlerine taşırken
    telaş içinde insanları
    küpeştesinden atılan
    simitleri kapışır
    martı kuşları

    Cemal Süreya vapuru
    akşamüstleri giyince
    ışıklı elbisesini
    ince bir duman savurarak havaya
    dansa kaldırır
    Kız Kulesi’ni

  3. #3
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    64
    Mesajlar
    6.980

    Standart Ynt: Sunay Akın Siirleri

    Alacak / Sunay Akın


    Yol kenarlarındaki
    yağmur mazgallarını
    kumbara sanıp
    harçlığımı atardım
    bu yüzden en çok
    denizden alacaklıyım


    At Kokusu / Sunay Akın

    Son evi gösterin bana İstanbul' da
    vapur sesinin duyulduğu
    ki kapısını çalıp
    söyleyeyim içindekilere
    daha çok kedi yavrusu ezilsin diye
    eski iskeleleri
    sahil yoluyla ayırdıklarını
    denizden

    Karşılığında ben de size
    kanaryası ölüp
    kuaför salonuna dönüşmeyen
    kaç mahalle berberinin
    kaldığını söylerim
    ya da kaç fötr şapkanın
    tutsak olduğunu
    köhne bir konağın
    askısında

    Kaç faytoncunun
    artık taksicilik yaptığını da bilirim
    ama söylemem
    onu da siz bulun
    dikiz aynasına takılı boncuklardaki
    at kokusundan


    Beceriksiz / Sunay Akın

    Kabuğunu koparmadan
    ne bir elmayı soyabildim
    ne de iyileştirebildim bir yaramı
    ama karşıma çıkınca
    kızmadım hiç elma kurduna
    bendim çünkü bıçağı saplayan
    onun yurduna

    Şair diyorlar benim için
    bilmiyorum oysa
    her şiire konmalı mı uyak
    her yere nedense
    konamıyor teyyare
    hay dilimi
    arı türkçe soksun; uçak

    Kaptan olmak isterdim
    aynanın karşısında
    eski bir sinema yıldızı
    gibi ağlayan
    İstanbul'un hatlarında
    bir fırça hafifliğiyle gidip
    gelen vapurlara

    Eskimo bir şair dokunuyor omuzuma
    ve Kız Kulesi'ni göstererek
    bırak artık diyor üzülmeyi
    yedi tepeli bu şehirde
    şiir okunacak tek yer
    elbette denizin ortasındaki
    şu küçük buz dağı

    Terzi olsa da babam
    sökük dikmesini beceremem
    beni yalnızca sen anlarsın
    iğnenin deliğinden geçsin
    diye ipliklerin
    bir anlık ıslatıldığı dudaklara
    takılıp kalan annem


    Beyazperde / Sunay Akın

    Artıyor kara çarşaflılar
    yurdumun her köşesinde
    neden olacak
    siyaha boyanıp
    kadınlara giydiriliyor
    yıkılan sinemalardan
    geriye kalan
    onca beyaz
    perde


    Cephede / Sunay Akın

    Aslında ben daha güzel ölürdüm
    arka bahçede askercilik oynarken
    tahta tüfeğimle toprağa uzanır
    annemin sesiyle doğrulurdum hemen
    -Çabuk kalk üstün kirlenecek hınzır!

    Yerdeyim yine bak anneciğim
    n'olur kızma adımı çağır


    Cunta / Sunay Akın

    Gördünüz mü keyfini
    generalin
    başını sıkarken
    yüzünde çıkan
    sivil'cenin


    Madalya / Sunay Akın

    Bayram yerinde canlandırılırken
    kentin kuruluşu
    ayakları kesilen gazi
    koltuk deyneklerini
    bırakmadığı için alkışlamadığına
    inandırır herkesi

    Ölü askerlerin ceplerinden
    topladıkları kanlı fotografları
    barış toplantılarında
    sinema önündeki çocuklar gibi
    birbirleriyle nasıl değiştirdiklerini
    bilir generallerin

    Kaç askeri
    kendisine özendirdiğini de saymıştır
    savaşın tam ortasında
    kuyruğunu bırakıp
    kumtorbaları arasından
    evine kaçan kertenkelenin

    Bayram yerinde canlandırılırken
    kentin kurtuluşu
    ayakları kesilen gazi
    hiç düşünmeden
    değişir madalyasını
    çorap kokusuna

  4. #4
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Sunay Akın Siirleri

    AİLE BOYU


    Ezilmiş bir çocukluk benimkisi
    bir iskelenin
    vapurların yanaştığı yüzüne asılıdır
    üç tekerlekli bisikletimin
    lastikleri

    Annesiz büyüdüm çünkü
    yani serçeydim
    kar üstündeki
    ve arka bahçesinde
    kasabın beslediği kuzu

    Dudaklarımı,işte bu yüzden
    aile boyu
    bir şişeye değdirip
    içmeyi severim
    gazozu.


    S.A


    AMA ÖLÜM


    Özgürlük kitabının
    sayfaları arasına
    cellatların kurduğu
    darağacındaki ip
    yarım kalan
    sayfayı gösteriyor
    okumaya devam edecek
    nice insana
    Evlilik fotoğraflarının yırtılarak
    kırılan çerçevelerin
    sokağa atılan
    tahtalarıyla çakılıyor
    çocuk tabutları
    Hiçbir genç kız
    taşımıyor kolyesinde
    sevgilisinin fotoğrafını
    ama ölüm
    sayfaları oyulmuş
    bir aşk romanının
    içine gizliyor
    tabancasını...


    S.A


    ANTİK ACILAR


    Geçim parası için
    nice yaşlının
    eski İstanbul evlerinden
    getirdiği eşyalar
    üstüne kar koyulup
    satılıyor antik
    acılar çarşısında..


    S.A


    ASANSÖR


    Telefon santralleri
    beni sana bağlar sevgilim

    nükleer santraller ölüme
    gökyüzünün nerede olduğunu soran
    bir vapur dumanına
    yanıt veremiyor hiç kimse

    Çocuğunu asma köprüde sallayan
    bir annedir İstanbul
    ki onun
    içi süt dolu
    biberonudur Kız Kulesi
    soğusun diye suya tutulan

    Ne kalem kılıçtan
    ne kılıç kalemden üstün olsun
    öğrensinler birlikte yaşamayı
    örneğin kalem
    aşk şiirleri yazsın
    ve köreldikçe kılıç yontsun

    Yalnız kaldığımız an da bile
    alırız insan kokusunu
    ıssız adasında
    üstünden atamamıştır Robinson
    yakalanma korkusunu

    Kendi boşluğuna asılı
    birer asansörüz aslında
    ve ben elimde
    taze bir karanfil
    sıkışıp kaldım
    iki kadın arasında..


    S.A


    AT KOKUSU


    Son evi gösterin bana İstanbul'da
    vapur sesinin duyulduğu
    ki kapısını çalıp
    söyleyeyim içindekilere
    daha çok kedi yavrusu ezilsin diye
    eski iskeleleri
    sahil yoluyla ayırdıklarını
    denizden

    Karşılığında ben de size
    kanaryası ölüp
    kuaför salonuna dönüşmeyen
    kaç mahalle berberinin
    kaldığını söylerim
    ya da kaç fötr şapkanın
    tutsak olduğunu
    köhne bir konağın
    askısında

    Kaç faytoncunun
    artık taksicilik yaptığını da bilirim
    ama söylemem
    onu da siz bulun
    dikiz aynasına takılı boncuklardaki
    at kokusundan..


    S.A


    AYNA OYUNU


    Mahalledeki en güzel kızın
    duvara aynasından
    yansıttığı ışığı
    nedendir bilmem
    hep ben yakalardım
    onca çocuğun
    elleri arasından.



    S.A


    BARIŞ


    Ekmek kırıntıları
    serpiyorum cephede
    kumtorbaları üstüne
    su verirken
    evinde generalim
    kuşkonmaz çiçeğine..


    S.A


    BECERİKSİZ


    Kabuğunu koparmadan
    ne bir elmayı soyabildim
    ne de iyileştirebildim bir yaramı
    ama karşıma çıkınca
    kızmadım hiç elma kurduna
    bendim çünkü bıçağı saplayan
    onun yurduna

    Şair diyorlar benim için
    bilmiyorum oysa
    her şiire konmalı mı uyak
    her yere nedense
    konamıyor tayyare
    hay dilimi
    arı türkçe soksun; uçak

    Kaptan olmak isterdim
    aynanın karşısında
    eski bir sinema yıldızı
    gibi ağlayan
    İstanbul hatlarında
    bir fırça hafifliğiyle gidip
    gelen vapurlara

    Eskimo bir şair dokunuyor omuzuma
    ve Kız Kulesi'ni göstererek
    bırak artık diyor üzülmeyi
    yedi tepeli bu şehirde
    şiir okunacak tek yer
    elbette denizin ortasındaki
    şu küçük buz dağı

    Terzi olsa da babam
    sökük dikmesini beceremem
    beni yalnızca sen anlarsın
    iğnenin deliğinden geçsin
    diye ipliklerin
    bir anlık ıslatıldığı dudaklara
    takılıp kalan annem..


    S.A


    BEYAZ


    O siyahtı
    kurşuna dizenler beyaz
    silah sesinden
    ürkerek gökyüzüne
    uçuşan kuşlar
    bembeyaz...


    S.A


    BİRARAYA


    eşit olmadığı
    söylenir insanların
    aynı boyda olmayan
    beş parmağı gibi bir elin

    oysa uzanır
    nice yorgun
    emekçinin dudağı
    su dolu avucuma

    elimin
    eşit olmayan
    beş parmağını
    getirince biraraya














  5. #5
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Sunay Akın Siirleri

    BULUT


    Kestik artık umudu
    yağmurdan
    yürek biçimini
    alsa da gökyüzündeki
    küçük bulut


    S.A


    CEPHEDE


    Aslında ben daha güzel ölürdüm
    arka bahçede askercilik oynarken
    tahta tüfeğimle toprağa uzanır
    annemin sesiyle doğrulurdum hemen
    -Çabuk kalk üstün kirlenecek hınzır!

    Yerdeyim yine bak anneciğim
    n'olur kızma adımı çağır.


    S.A


    ÇAĞDAŞ


    Afiyetle yiyor
    gökten düşen üç elmayı
    apartmandaki çocuklar
    annemin her gece anlattığı
    öykülerin sonunda

    Bana ise çöpleri kalıyor
    evimiz çünkü bodrum katında..


    S.A


    ÇATANA


    Galata köprüsü kaldırılınca
    boynu hep
    bükük kalacaktır
    altından geçmek için
    bacasını kıran
    çatananın..


    S.A


    ÇEKMECE


    Büyüklerle ben yapamıyorum
    çocuklar da almıyor beni oyunlarına
    devlet dairesinde
    yangından kurtarılmayacak
    sıkışmış bir çekmece gibiyim
    açılamıyorum sana

    Kardeşiyle sokaklarda hep
    bir örnek giydirilen sen
    nasıl sevmezsin eşitliği
    yürürken düşen çoraplarını
    aynı hizaya getirmek için
    annen değil miydi önünde diz çöken

    Öpüşme sahnesinin tam ortasında
    içeri girdiğin yazlık sinemanın
    yer göstericisiyim
    yürüyorsun fenerimin ışığında
    yer: Kız Kulesi
    ve sonu ayrılıkla bitecek
    hüzünlü bir aşk filmini oynuyor
    beyaz duvarında

    Bir kez olsun çıkmazken ağzından
    seni sevdiğimi
    her gün söylememi yadırgama
    bil ki bu şehirde
    iskelenin verilmesini
    beklemeden atlarım vapurlara

    Son karesi gibi Red Kit'in
    batan güneşe doğru
    sürerken atımı
    gitme kal demeni bekliyorum
    ama yalnızca
    rüzgar çekiştiriyor atkımı.


    S.A


    ÇIKIŞ KAPISI


    Kesik bileklerimi göstererek girdim
    sinema kapısından içeri
    bendim sefer öncesi
    korkaklar kadınlarının yanına dönsün
    sözüyle padişahın
    ordudan ayrılan yeniçeri

    Kapındaki postalları görünce
    balkona astığın sutyenin
    damlalarıyla ıslanan kedinin
    tüylerini okşarayarak uzaklaştım
    kuleler ki hüzne bir bıçak
    gibi saplanan sunay'a kın

    Beyaz peynir tabağı
    ve su katılmış rakı kadehi
    Kız Kulesi'dir çilingir sofrasının
    sen ki yoksun manzarada
    ilk ışıklarını yakan
    bir vapur güzelliğiyle akşamın

    Kapımı çalarsan bir gün
    eşikteki ayakkabılara aldanıp
    evimin içini kalabalık sanma
    atmaya kıyamayan annem
    bütün ayakkabılarımı
    dizmiş yalnızlığıma

    Gecenin karanlığında
    bir sinema salonu gibi uzanan şehirden
    gitmek düşer payıma
    çıkış kapısı diye bakıyorum nicedir
    gökdelenlerin tepesinde yanan
    kırmızı ışıklara.


    S.A


    ÇOBAN


    Oybirliğiyle koyunlar
    keçiyi seçer
    kendilerine başkan
    oysa sürünün başına
    kurdun akrabası
    köpeği koyar
    çoban..


    S.A


    ÇOCUK VE HÜZÜN


    I
    Ne zaman bir çocuk ölse
    gözü evlerinde
    annesinin kavurduğu
    helvada
    kalır

    II
    Yoksul bir çocuk görsem
    yağmur altında üşüyen
    köprü olmak geçer
    hiç değilse
    içimden

    III
    Her akşamüstü oyuncakçı
    camekanından
    çocuk ellerinin
    izlerini
    siler..


    S.A


    ÇUKUR


    Bilerek mi yanına almadın giderken
    başının yastıkta
    bıraktığı çukuru

    Güveniyordum
    oysa ben sevgimize
    vapur iskelesi
    ya da tren istasyonundaki
    saatin doğruluğu kadar

    Beni senin gibi
    bir de annem terketmişti
    ki göbeğimde durur
    onun yokluğundan
    bana kalan
    çukuru


    S.A


    DAĞ YOLU


    benden kısadır boyun
    bir köy otobüsünün
    dağa tırmanması
    gibi uzanırsın
    dudaklarıma

    katılmaz oldu nicedir yolumun
    tozu dumanına..






















  6. #6
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Sunay Akın Siirleri

    DAVET


    Dürüst olalım beyler
    İlk adım sizden
    Sökün savaş gemilerinden
    Can simitlerini


    S.A


    DİŞİ KUŞ


    Kuru bir ot
    gibi yaşıyorum
    gözlerden uzak
    patika bir yolun
    kıyısında

    Tek suçum
    sap olamamak
    baltanın
    kanlı oyunlarına

    Ama yine de
    umut dolu kalbim
    belki bir dişi kuş
    taşır beni diye
    daldaki yuvasına...


    S.A


    DUDAK PAYI


    Çay bardağında
    Bırakılan dudak payı
    Kadar bile
    Uzak kalamam
    Gözlerine

    Yakın olsun isterim
    Ellerime ellerin
    Yanındaki beton binaya
    Yaslanması gibi
    Köhne bir evin

    Seni bir çivi
    Gibi çaktım
    Çünkü beynime
    Ve toplayıp
    Bütün kerpetenleri
    Attım denize.


    S.A


    ELİŞİ


    Savaşhaberleriyle dolu
    renkli gazete sayfalarını
    katlayıp bir çocuk üstüste
    kesiyor özene bezene
    elindeki makas ile

    Ve insanlar oluşuyor kağıttan
    tutuşmuşlar elele..


    S.A


    FİLİKA


    Batmak üzere olan
    bir gemide
    panik içindeyken herkes
    ne de çok sevinir
    ipleri çözülen
    filika


    S.A


    GARİP


    Şiirden kovduğu uyağın
    dönüp dolaşıp
    sonunda mezar taşına
    konması ne
    garip:

    Orhan Veli
    1914 - 1950


    S.A


    GECEKONDU


    Umut dolu
    tarlakuşları
    kentin kıyısına
    hep gece
    kondu


    S.A


    GÖRÜLMÜŞTÜR


    Ne yak
    Mektubun ucunu,
    Ne sevgini
    Sayfalar dolusu
    Dile getir....

    Zarfı kapatırken yalnız,
    Kuytu dudaklarını
    Çokça değdir.....


    S.A


    GÖZYAŞI


    Ödünsüz bir sobanın
    yanında titreyen
    çocuğu görse yağmur
    gözyaşlarını odaya
    tavanarasındaki delikten
    usulca bırakır


    S.A


    HARÇ


    Bilemiyorum hangi gökdelenin
    tuğlaları arasındadır
    elele yürüdüğümüz
    ve seni
    ilk kez öptüğüm
    o kuytu kumsal
    Ama duyarım
    bir mısır tarlasının
    yüreğindeki telaşı
    görülünce dağın ardından
    kentin ilk gökdeleni
    Daha kamyonlar dolusu
    kum elenir
    inşaat önlerinde
    ayıklanır deniz kabukları
    yok edilir gibi
    bir cinayetin izleri..
















  7. #7
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Sunay Akın Siirleri

    HEYKEL


    Yalnızca ben bilirim
    diktatör heykellerine
    pislemek için
    göç ettiğini
    dünyadaki bütün
    kuşların..


    S.A


    HÜCUM EMRİ


    Kum taneciği
    kaçtı diye gözüne
    emir veren generalin
    iki dakika daha
    çok yaşadı insanları
    o şanslı kentin.


    S.A


    İSKELE


    İskelenin altına
    sığınan deniz
    bırak artık saklanmayı
    savaş gemileri
    çoktan geçip
    gitti...


    S.A


    JİLET


    Kamaralarında çıplak
    kadın resimlerinin asıldığı
    savaş gemisinden
    bozma bir jilet
    her traş oluşumda
    hem okşar
    hem kanatır
    tenimi


    S.A


    KAĞIT GEMİ


    Deniz kıyısında
    bir martıyla konuşurken görüyormuş
    dostlarım beni sürekli
    bir kaptanım çünkü
    kağıt gemilerden
    emekli

    Kılları uzadıkça ellerimin
    unuttum kağıtlardan
    nasıl gemi yapıldığını
    ki yaşlılığa uzanan
    birer iskeledir parmaklarım
    çözüldü uçlarından
    nice kağıt geminin
    palamarı

    Çocukluğumun tahta atını
    bozarak yaptığım iskeleye
    küçük bir kağıt gemi
    yanaşır mı dersiniz
    kazısam ellerimdeki
    bütün kılları ! ...


    S.A


    KAYIP DALGA


    Kimim ben
    ve sakalından bir tek kılın
    müzelere giremeyeceğine ağlayan
    köse bir peygamberden
    nedir beni
    ayıran

    Hüzünlü bir çocuk yüzü müyüm
    merdiven altındaki
    boş rakı şişelerinin
    hareketliliğinden anlayan
    babasının eve gelip
    gittiğini

    Bir cüce miyim yoksa
    cenaze gününde
    annesinin tabutuna
    uzanamayışının ağırlığını
    hep omuzlarında
    taşıyan

    Küçük odaya çıkıyorum
    tavan arasındaki
    ve bir geminin
    dümeni gibi çevirerek
    istasyon düğmesini
    kayboluyorum bir zamanlar
    etrafında ailece toplandığımız
    radyo dalgaları
    arasında! ..


    S.A


    KAZA SÜSÜ


    Biri çıkıp öldürsün beni
    ve kaza süsü versin
    cansız bedenime
    nasıl da sevinirdim
    ilkokul pencerelerine bayrak asarken
    doğduğum kazanın
    her bayram öncesi süslenmesine

    Çay bardağı biçiminde yontulsun
    mezar taşlarım
    ve yaşamdan bir tek yudum
    bile alamayacağım için
    üstlerine yatay olarak
    bir de kaşık
    konsun

    Ne başucuma
    ne de ayak ucuma dikilsinler
    biri sağımda
    diğeri solumda olsun
    ki görenler
    mezarı sansınlar
    bir çocuğun

    Peşlerinde koşturarak papazı
    kiliseden çaldıkları
    günah çıkarma kulübesinde
    şiir kurtuluş örgütünü kuran
    kenan evren lisesinden terk çocuklar
    mutlaka gelirler cenazeme
    her birinin elinde deniz yıldızı

    Üzülmeyin dostlarım
    ezbere bilirim latince sözcüklerini
    hayvanlar ansiklopedisinin
    adını bilmemiş olmaktan
    utanmayacağım asla
    tabutumun içine girecek
    ilk böceğin


    S.A


    KEDİ KIRIKLARI


    Ortancasıyım üç kardeşin
    hiç tatmadığı için
    acırken ağabeyime
    kıskanç gözlerle bakarım
    iki insan sıcaklığı üstünden
    dünyaya gelen
    kardeşime

    Kutsal kitaplarda
    aramam boşuna
    bir işaret
    bilirim ki kuşların
    silah sesinden
    ürkmediği gün kopacak
    kıyamet

    Bilemezsiniz yüreğime neler olduğunu
    nasıl ki bir korsanın
    denize attığı rom şişesini
    limana demirleyen geminin
    çapasıyla kırdığından
    hiçkimsenin haberi
    olmuyorsa

    Birbirinin üstüne
    ters çevirerek içimdeki iskemleleri
    uzaklaşırım aranızdan
    çarşıda kaybolan bir çocuğun
    elinde soğuyan
    anne sıcaklığı
    hızıyla...


    S.A


    KIRIK KİBRİT


    Her kapı eşiğinde
    çocuk mezarı diye takıldığınız
    45 numara ayakkabılarımla
    içinde etleri çürüyen
    bir çocuk cesedi taşıdığımı
    nasıl da bildiniz

    Hiçbir bardakta
    dudak payı bırakmadınız bana
    bir kaşık sesini
    bile çok gördünüz
    şekersiz içerek
    çaylarınızı

    Bakarak yürüdüm oysa balkonlara
    göz göze
    gelebilmek için
    çamaşır ipinin arkasına astığı
    iç çamaşırlarının
    ıslaklığına sürünerek
    kanaryasını güneşe çıkaran
    bir kadınla

    Yanıma yaklaşıp kibrit istediğinizde
    ıssız bir adaya düşen
    yalnız adamın
    dumanı görülsün diye yaktığı
    ateşiydi sizlere
    uzattığım

    Ve siz
    her seferinizde
    sigaranızı yaktınız
    ama açıktan geçen gemiler gibi
    yanınıza beni almadan
    gittiniz! ..


    S.A


    KIRMIZI


    Sevgilim kızma sakın
    ve lütfen yanlış anlama
    kırmızı rujunu sürünce
    paramın yetmediği
    elma şekerleri
    geliyor aklıma
















  8. #8
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Sunay Akın Siirleri

    KIZ KURUSU


    Pulsuz zarf gibisin
    üstünde adresi
    evde kaldın
    n'aber kız
    kulesi


    S.A


    NOKTALI VİRGÜL


    Virgül
    hiç susmayan
    bir davulun tokmağı
    çağırır kelimeleri
    kağıtlardaki düğününe


    S.A





    KÖMÜR


    Yine bir kömür
    kütürdedi sobada
    kayıp bir madencinin
    kalbi rastgeldi
    atıverdi sıcak odada.


    S.A


    KUŞTÜYÜ


    Antene konan kuşun
    şiirler yazılı
    beyaz tüylerinde
    belli ki konaklamış
    demirparmaklıklı
    bir pencere önünde


    S.A


    LEBLEBİ


    Nasıl ayrılır
    ürkeklik
    ayakları ilk kez
    bir mısır tarlasına
    değen kargadan

    Ne zaman
    karar verir rüzgar
    fırıldakla oynamayı bırakıp
    kızların eteklerini
    uçuşturmaya

    Ne yazar
    anı defterine
    kuru bir tarlaya
    ilk düşen
    yağmur damlacığı

    Akıllı çocuğun
    bilgisayarıdır leblebi
    siz hiç anlamadınız mı
    leb demeden
    bir şeyleri...


    S.A


    LİMAN


    Sıralanmış saksılar vardı
    limana bakan
    penceremizin önünde
    ve çiçekler arasında
    ekmek kırıntıları serpen
    martı yüzlü
    bir anne

    Terasta toplanan kadınlar
    limandaki beyaz geminin
    ışıkları yanınca
    dedikodusunu yapmayı unuturlardı
    tam o saatlerde sokaktan geçen
    yazlık sinemadaki
    biletçi kızın

    Annesinin dizlerinin dibinden
    hiç ayrılmayan
    uslu bir çocuk gibidir
    limandaki deniz
    ama sokağa çıkıp
    dalga olmak geçer
    yüreğinden


    S.A


    MAKİ


    Bir an önce görülsün
    diye Akdeniz
    Toroslar'da ağaçlar
    hep çocuk
    kalır


    S.A


    MİĞFER


    Yağmur sinmiş toprağa
    usulca geceden
    su içiyor göçmen kuş
    ölü bir askerin
    ters dönmüş miğferinden

    Çok yaşamayı diliyor
    siperlerin içinde
    birbirlerine askerler
    hapşırık sesi
    beklemeden

    Korkulacak bir şey
    olmazdı gözlerinde
    belki ölmek
    onca silah sesinden
    kaçmasaydı kuş
    telaşlı ve ürkek


    S.A


    NAFTALİN


    Eksik olan
    bir yanı vardı aşkımızın
    bir filminde
    üç beş figüran dövüp
    ata binmemesi
    gibi cüneyt arkın'ın

    Haberin olsun
    vermedim eskiciye
    yırtık ayakkabılarımı
    nasıl ayrılırım ki onlardan
    kapınızın önünde
    az mı çıkarıp
    giymiştim

    Naftalinledim bende kalan yün kazağını
    söylemiş miydim size
    naftalin
    ki güvelere karşı kullandığı
    kimyasal silahıdır
    anıların.


    S.A


    NÖBETÇİ


    Bıraktı mektubu Ayşe kız
    kovuğuna ağacın
    bir taş daha çaldı ırmak
    ve çıngırağını sallayarak
    yine koşuştu buzağı

    Bağışla beni generalim
    bekleyemedim bu dağı









  9. #9
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Sunay Akın Siirleri

    OZAN


    I
    Yaşamı savunmaya
    katılmaması ozanın
    kendini mürekkep lekesi
    sanması gibi
    imzanın

    II
    Ne pipo
    ne sakal
    yerde gördüğün
    ekmek parçalarını
    eğil ve al

    III
    Varsın hançerlensin
    yurdumda
    nice ozanın kalbi
    bir çocuğun dökülen
    süt dişleri gibi


    S.A


    PENCERE


    Kokusu mahalleye yayılsın
    diye yaptığı yemeklerin
    akşamüstleri
    açık tutar penceresini
    yeni gelin


    S.A


    REÇEL


    Gülemedim ki hiç
    hasta yatağının başucunda
    haberi bu yüzden
    yoktur annemin
    sol yanağımdaki
    gamzeden

    Komodinin üstündeki
    ilaçların sayısı arttıkça
    kutularından yaptığım
    gökdelenin uzamasına
    sevinirdim

    Ve bilmezdim
    annemin yaşantısındaki
    renkliliğin yalnızca
    raflarda dizili
    kavonozların içindeki
    reçeller olduğunu.



    S.A


    REKLAM


    Boyadılar koca duvarı
    rengarenk yazılarla doldurdular
    elinde gazoz şişesiyle
    bir de gülen kız resmi çizdiler
    ağzı bir karış açık

    Oysa duvarın dibinde
    ağlıyordu sarmaşık


    S.A


    ROMATİZMA


    Islak çamaşırlara
    konan serçe
    hemencecik kaç oradan
    sen de yoksa annem
    gibi hastalanıp
    ölebilirsin


    S.A


    RÜZGAR


    Bayrakları birbirine
    benzemese de ülkelerin
    bir ağızdan söyledikleri
    barış ezgisini
    yankılatır rüzgar
    direklerine çarpan
    iplerinin

    Savaş alanında
    silahların sustuğu saatlerde
    mektup yazacak
    bir ailesi olmayan askerin
    yaptığı kağıt gemiyi yüzdürür
    arkadaşının kan
    gölünde

    Karıştırır martıların oyununa
    çocukların getirilmemesi
    rica olunan davetiyelerin
    arkasına yazarak
    Galata Kulesi'nden
    attığımız son sözlerini
    erdal eren'in

    Usulca siler
    patika yollardaki
    nal izlerini
    ve açıp pencereleri
    korkutur aniden
    tanrıça heykeliyle sevişen
    müze bekçisini

    Beklediğimiz sensin ey özgürlük
    kaybolur izleri
    bütün işkencelerin
    bir gün çıkıp gelirsen
    nasıl ki katlanmış hüznünü
    unutuyorsa o anda
    rüzgara açılan bir yelken



    S.A


    SANA YAKIN


    Bir dostun sıcaklığına
    Öylesine
    Yaslamak istiyorum ki başımı
    Ya omzunu uzat sevgilim
    Ya da telleri kopuk
    Bir kemanı

    Kanadının altına sığınacak
    Bir kuş arayan
    Eskimiş saçak gibiyim sensiz
    Yada bütün balinalarının
    Kıyıya vurup intahar ettiği
    Bir deniz

    Bir hitit çanağıyım
    Toprağa gömülü
    Ve sen
    İlk kazısını yapan
    Bir arkeolog ürkekliğiyle
    Ellerinin arasına
    Al beni

    Tek dileğimdir çünkü benim
    Sana yakın bir sunay akın


    S.A


    SERÇE


    Ayak izleri
    ki görülmez
    kar kelimesinin
    geçtiği her şiirde
    yiyecek arayan serçenin


    S.A


    SERÇE VE KEDİ


    I
    Toprağın altından bağlanıyor
    artık telefon telleri
    ve bir telaş
    yüreğini sarıyor serçelerin
    gördükçe kedileri

    II
    Anlar mı serçelerin
    neden göç etmediğini
    sobanın kurulmasını
    bekleyen
    kedi

    III
    Yalnızca rüzgar gelir
    ölü bir serçenin
    cenaze törenine
    ve usulca
    kımıldatır tüylerini
    kediden önce


    S.A


    SEVMEK


    Saçak altına sığınmış
    göçmen kuşun
    kar tanecikleri arasında
    düşen beyaz tüyünü de
    görebilmek

    İşte
    sevmek








  10. #10
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    69
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Sunay Akın Siirleri

    SÖZGELİMİ


    Sözgelimi
    bir cenaze törenine
    katılır gibi yürüyorum sokaklarda
    ve iğneyle tutturulmuş
    çocukluk fotoğrafım
    gülümsüyor ceketimin
    yakasında

    Son dileği
    asılacağı ipin üstünde
    yürümek olan
    bir cambazım sözgelimi
    cellatın düğümleyerek
    boynuma geçirdiği ip
    düşürüyor sonunda beni
    her gösteride alay ettiğim
    yaşamdan

    Bir mehteranım sözgelimi
    çalgılar arasında
    yürürken savaş alanına
    üç adımda bir
    geriye döner
    ve yaşlı gözlerle anarım
    sevgilimi...


    S.A


    ŞEMSİYE


    tozlu bir şemsiye durur
    çatı katındaki odanın
    kuytu bir köşesinde
    kumaşındaki eski yağmurların
    hüzünlü kokusuyla

    anımsar mısın bilmem
    yağmurun bardaktan
    boşanırcasına yağdığı o günü
    hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza
    dudaklarımla hesaplamıştım
    yüz ölçümünü

    nicedir sokağa çıkarmıyorum
    şemsiyeyi
    korkuyorum çünkü
    kapısı açık kafesinden
    uçan bir kanarya gibi
    beni ikinci kez terk etmenden

    yanıt alamayacağımı bilsem bile
    yanına gidip
    sorarım hergün şemsiyeye
    altında elele
    nasıl görünürdük diye


    S.A


    TELAŞLI PENGUEN


    Aşkımız bitti
    yüreğim burkularak söylüyorum bunu
    çünkü bir yangın kovasının
    içindeki durgun suda
    beyaz bir kelebeğin boğulması
    gibi garip oldu sonu
    Aşk ki ay değil
    güneş tutulması diyordum
    dudak büküyordun bana
    oysa ilkokul bahçesindeki çocuklar
    ellerindeki isli camların ardından
    gülüyorlardı sana
    İnanmamıştın aşkın
    bir elbise hırsızı olduğuna
    ama köşesinde
    kedinin uyudugu bir yatakta
    çırılçıplak bırakmıştı
    her ikimizi de
    Giderken bir buzdağı gibiydin
    sıcak sulara doğru yüzen
    ve doruğunda
    bir çift bale pabucunun
    asıldığını söylüyordu
    eteklerindeki telaşlı penguen
    Bakakaldım
    bindiğin taksinin ardından
    onlar ki her mevsim
    sarı birer sonbahar yaprağıdır
    terk ettigin kentin sokaklarında
    rüzgarla savrulan


    S.A


    TİCARET


    Çocuk hastanesinin
    karşısındaki oyuncakçı
    gün geçtikçe artan
    kazancı için
    şükreder Tanrı'ya

    Yem satan ihtiyarın
    yıllar önce kanatlarına
    taş attığını bilmeden
    her sabah aynı meydanda
    toplanır güvercinler

    Ve kitapçı tezgahının
    en önüne sıralanır
    bir şairin
    öldükten sonra
    bütün kitapları


    S.A


    TİK TAK


    Ne kadar aradıysam
    suyunda bulamadım tak'ları
    zaman denilen kuyunun
    yüzümde bu yüzden
    yalnızca tik'lerini taşırım
    çocukluğumun

    Yarısını tuttum
    çocuk doktoru
    olmamı isteyen anneme
    hasta yatağında verdiğim sözün
    doktor olamadım ama
    çocuk kaldım

    İki çocuk
    rahatlıkla oturduğumuz
    kapının eşiğine
    kendi başıma zor sığıyorum bugün
    büyüdükçe insan
    yalnız mı kalıyor ne ?


    S.A


    TUTUKLU


    Tutsak olacağını bilerek
    yine bu sabah
    demirparmaklıktan içeri
    usulca sızdı
    güneş

    Yasaklanınca görüş gününde
    çiçek getirilmesi
    arka duvarın dibinde
    sarmaşık tohumu
    dikmiş annem

    Oysa el bile
    sallayamamıştım ona
    kuyrukta saatlerce bekleyip
    doldurduğu içme suyunu
    dökerken ardıma


    S.A


    YARA BANDI


    Nasıl unutursun
    ilk gunleriydi İstanbul'a taşındığınızın
    usulca dokunmuştun hanımeli kokan
    bir duvara yaslı beyaz bisiklete
    -Binmek ister misin
    diye bir sesle irkilip
    ayrılmıştın hayal dünyasından

    Annenin dizlerine yatırıp
    sarı saçlarını
    saatlerce taramayı düşlediği Ömercik
    duruyordu işte tam karşında
    ki yaramazlık yaptığında
    az mı dua ederdi
    onun gibi uslu olmana

    Kalır mıydın hiç altında
    böylesi sıcak bir davranışın
    sen de cebinde taşıdığın
    kolonya kapağını uzatmıştın ona
    ve başlamıştı bir arkadaşlık
    çatılarına martıların konduğu
    Çiçekçi sokaklarında

    Evlerin arasından
    bakmak isterken Kız Kulesi'ne
    acemisi olduğun bisikletten düşmüştün
    gitmiyor gözünün önünden
    filmlerdeki gibi yardımına koşması
    üstelik o gün ilk kez
    yara bandıyla tanışmıştın

    Kaybettin Ömerciği
    şoförlük yaptığını duymuştın bir ara
    ama bu şehirde
    taşradan gelen bir çocuğa
    bisikletini verecek insanların
    yaşadığına inanıyorsun yine de
    siyah ve kıvırcık saçlarınla


    S.A


    YÜZ HAVLUSU


    Çarmıha gerildiği yaşta İsa'nın
    avuçlarımdan tutan
    iki çocukla çiviliyim yaşama
    aşk bardağını çalkaladığım su olmak
    kırılacak eşya taşıyan
    bir kamyon gibi gidiyor Ağrıma

    Kendi kendime konuştuğum sanılıyor
    hep yanımdadır oysa
    giderken bıraktığın yüz havlun
    bozdun saklambaç oyununu ama
    bana gizlendiğim yerden
    çık demeyi unuttun

    Her gece yatmadan okuduğum
    bir kitap olmanı isterdim
    kırardım ışıkları söndürmeden
    yarım kalan sayfanın ucunu
    ki sen buna tenim kırışıyor
    yaşlanıyorum derdin

    Yokluğundan geri kalan çölde
    attığım her adımda
    gözlerimden dökülür
    hörgücümde taşıdığım sular
    sevgilisinin gölgesinden uzak
    çölde ağlayan deve ölür

    Hava kararırken usulca
    bir zenci olup
    kalıyorum Salacak kıyısında
    ve Kız Kulesi
    Ku Klux Klan
    gibi duruyor karşımda








Benzer Konular

  1. Nazım Hikmet Siirleri
    Konu Sahibi Farazi Forum N
    Cevap: 67
    Son Mesaj : 21.Eylül.2013, 21:59
  2. Cemal Safi Siirleri
    Konu Sahibi Farazi Forum C
    Cevap: 53
    Son Mesaj : 07.Nisan.2011, 09:41
  3. Camel Sigarası - Sunay Akın ( Sesli Öykü )
    Konu Sahibi gogeselam Forum E-kitap (ekitap)
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 24.Temmuz.2010, 12:58
  4. Sunay Akın Hikayeleri Ebediyete Kadar...
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Hikaye - Yazılar
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 20.Mart.2009, 14:00

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
müslüman sohbet, islami forum sohbet oyun