Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu
Toplam 19 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #1
    En İyi Moderatör Altay Han - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kasım.2011
    Nereden
    İzmir - Karşıyaka
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.309

    Standart Şəhriyâr (Muhammed Hüseyin Behçet-Tebrizi) Hayatı ve Şiirleri



    Şəhriyâr (Məhəmməd Hüseyn Behcət Təbrizi)
    Şehriyâr (Muhammed Hüseyin Behçet-Tebrizi)


    * * * * *

    Açıklama: Burada şairle ilgili biyografi ve şiirler, Dr. Yusuf Gedikli'nin "Şehriyar ve Bütün Türkçe Eserleri" adlı kitaptan alındı.


    Hayatı:

    Çağdaş Güney Azerbaycan(İran) edebiyatının en büyük şairi olan Şehriyâr, aynı zamanda bütün zamanların en büyük şairlerinden biridir. Şehriyâr, esas olarak Farsça yazmasına rağmen(İran'da uzun yıllar Azeri Türkçesi yasaklanmıştır) onu dünya çapında tanıtan ve önemli kılan Türkçe şiirleridir; özellikle de “Heyderbaba'ya selam” şiiri(92 adet Türkçe şiiri tesbit edilmiştir) şaire Orta Asya Türkleri arasında, Türkiye'de ve tüm dünyada asıl şöhretini ve saygınlığını kazandırmıştır.
    Dr. Yusuf Gedikli'nin önsözünden...


    Şehriyâr'ın gerçek ismi Mehemmed Hüseyin Behcet Tebrizî'dir. Şehriyâr adı, şairin mahlasıdır. Şair bu mahlası, İran'da mevcut eski bir adete uyarak Hafız Divanı'ndan fal açarak bulmuş ve benimsemiştir. Ayrıca şair peygamber soyundan geldiği için “Seyyid” lakabıyla da anılır.
    Şehriyâr, 1904 yılında İran'ın Tebriz şehrinde Bağmeşe Mahallesi'nde doğmuştur. Babası, Tebriz'in birinci derece avukatlarından olan şöhretli Hacı Mir Ağa Hoşginabi, annesi Kövkeb Hanım'dır.

    Şairin çocukluk yılları Tebriz'deki meşrutiyet hareketi devrine (1905-1911) rastlamıştır. Bu yüzden babası, aileyi ata yurtları olan Hoşginab(Huşgenab) mahaline taşır. Hoşginab, Heyderbaba Dağı'nın eteğine kurulu küçük bir köydür. Şehriyâr'ın her insanda olduğu gibi hayatında derin izler brakan ve ileride şiirlerine yansıyan çocukluğu işte bu çevrede geçmiştir.
    Şair, küçük yaşlardan itibaren babasından eğitim almıştır. Çocukluktan beri şiire ve edebiyata ilgisi olduğu için o devirde okutulması adet olan Sadi'nin Gülistan'ını, Kuran-ı Kerim'i, Ebu-Nasri Ferahi'nin Nisab adlı eserleriyle eğitilmiştir. Ayrıca, daha altı yaşındayken Molla İbrahim adlı hocasından da bir süre ders almıştır. Şehriyâr, resmi öğretimine Tebriz'deki Medrese-i Müddehide'de başlamıştır. 1922 yılında Tahran Darülfünun'una gitmiştir. Daha sonra da Tahran Üniversitesi'nde tıp öğrenimi görmeye başlamış, ama öğrenimi yarım kalmıştır. Sevdiği kız yüzünden, Tahran'ın yüksek ricalinden biri tarafından zorla tutuklatılmış; daha sonra da şehirden ayrılması şartıyla serbest kalmıştır. Şair, böylece Nişabur'a bir nevi sürgün olarak gider.
    Şehriyâr daha sonraki hayatında çeşitli küçük memuriyetlerde çalışmış ve 1953 yılında emekli olmuştur.

    Şehriyâr, emeklilikten sonra Tebriz'e döner ve buraya yerleşir. Burada, akrabalarından birinin kızı Azize hanımla evlenir. Şairin Şehrazad ve Meryem adında iki kızı, Ebulhasan adında da bir oğlu olmuştur.
    Büyük şair, 18 Eylül 1988 yılında, Tahran'da vefat etmiştir. 20 Eylül'de Tebriz'de kılınan cenaze namazından sonra, vasiyeti üzerine Makberetü'ş-Şuara (Şairler Mezarlığı) ya gömülmüştür. Şairin hatırasına hürmeten Tebriz'de hiçbir dükkan açılmamış ve bütün halk matem işareti olarak karalar giyinmiştir.

    * * *

    Şehriyâr İran edebiyatındaki yeri dolayısıyla birinci dereceli Maarif Nişanı'yla onurlandırılmış; Tebriz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin en büyük anfisine ve Tebriz'deki bir okula onun adı verilmiştir. Ayrıca, daha hayattayken 16 Mart(9 İsfend) günü, İran'da Şehriyar Günü olarak kabul edilmiştir. Ölümünden sonra da Tebriz'deki evi müze olarak düzenlenmiştir.
    Şehriyâr anadili Türkçe'den başka çok iyi derecede Farsça ve Arapça, iyi derece de Fransızca bilirdi. Arapça olarak da birkaç adet şiiri mevcuttur.
    Şehriyâr gençliğinden itibaren müzikle de ilgilenmiştir. Çok güzel de tar (Azerbaycan Türkleri'nin yöresel sazı) çaldığı bilinir.
    Şair, emekliliğinden sonra Tebriz'de sade bir hayat sürmüştür. Küçük çocuklarıyla ilgilenmiş, güzel hat yazıları yazarak sevdiği arkadaşları ve dostlarına hediye etmiştir.
    Şehriyâr usta şairliğinin yanında seyyit(peygamber soyundan gelen) olması sebebiyle de halk arasında büyük saygı ve sevgi görmüştür. Buna rağmen şair, emeklilik günlerinde maddi sıkıntılar içinde yüzmüş, 1976'da bulunduğu Tahran'da Ettelaat Gazetesi'ne verdiği röportajda 22 yıldır aynı elbiseyi giydiğini itiraf etmiştir.


    Eserleri:

    1. Heydərbabaya salam, Tebriz-1954
    2. Heydərbabaya salam II, Tebriz- 1964
    3. Seçilmiş əsərləri, Bakü-1966
    4. Bütün əsərləri (4 cild) Tahran-1971
    5. Aman ayrılıq, Bakü-1981
    6. Divani-Türki, Tebriz-1992
    7. Yalan Dünya, Bakü-1993
    Yalnızlık bağımsızlıktır; yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştir. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi; yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulade sessiz ve büyük


    Bozkırkurdu - Hermann Hesse

  2. #2
    En İyi Moderatör Altay Han - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kasım.2011
    Nereden
    İzmir - Karşıyaka
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.309

    Standart Cevap: Şəhriyâr (Muhammed Hüseyin Behçet-Tebrizi) Hayatı ve Şiirleri

    * * * ** * * * * * * *

    Şəhriyâr'ın en tanınan şiiri "Héyderbabaya Salam" hakkında...

    20. yüzyılın hakkında en çok kunuşulup, yazılan şiirlerinden olan Heyderbabaya'ya Selam, ilk defa Mart 1954de yayınlanmıştır. Yayın yeri Tebriz'dir. Eserin ve kitabının orijinal adı: “Ez Üstad Şehriyâr, be-lehçeyi mahalli-yi Azerbaycan”
    80 sayfalık bu eser kaliteli kağıda basılmıştır. Eserdeki el yazıları Hattat Tahir-i Hoşnevis tarafından yazılmıştır. Nakış ve resimleri ise Mirza Abdülvahhab Şiari çizmiştir. Eser Hüseyin Ağa Sefiri matbaasında basılmıştır.
    76 adet başlikten oluşan ve hece vezniyle yazılan bu eser Pehlevi Hanedanının Türkçe okuyup yazmayı yasaklamasından sonra yazılmış ilk önemli Türkçe eserdir. Böylece Şehriyâr, İran'daki Türkçe yasağını delen ilk yazar olmuştur.
    2. Heyderbabaya Selam şiiri ise 1964 yılında yazılmış, İrade-yi Azerbaycan gazetesinde neşredilmiştir. Bu ikinci şiir ise 49 beşlikten oluşmaktadır ve yine hece ölçüsüyle yazılmıştır.

    Heyderbaba'ya Selam şiirinin yazılış sebebi:
    Şehriyâr'ın bu şiiri, annesinin; “oğlum, sana büyük şair diyorlar fakat nece yazıyorsun ki ben anlamıyorum” demesi üzerine yazdığı söylenir. Rüstem Aliyev, şairin annesi hakkında şöyle yazar:
    “ Birgün evde Şehriyâr anasının yanında Farsça bir gazel yazıp okuyor. Anası oğlunu dikkatle dinledikten sonra şaire; oğul, ben Fars dilini anlamıyorum, ne olur birkaç şiir de öz dilimizde yaz ki ben de anlayayım, zevk alayım... diyor.”

    Bu arada Heyderbaba; şairin çocukluğunu geçirdiği ata yurdu Hoşginab köyünde bulunan yüksek bir dağdır. Şair şiirde, böylece hem dağı hem çocukluğunu, anılarını ve yaşadığı tabiatı yadetmiştir.


    _____________________________


    not: Şiir, 76 beşlikten oluştuğu ve çok uzun olduğu için, Türkiye Türkçesi çevirisi ile birlikte, 10'luk bölümler halinde buraya yazacağım.

    harfler hakkında:

    é harfi: bu harf, (e-i) arası bir ses vermektedir. Kuzey Azerbaycan(yani Azerbaycan Cumhuriyeti)ne ait metinlerdeki e'den farklıdır. oradaki e harfi, (a-e) arası okunur ve ters e ile gösterilir.
    x harfi: Azerbaycan Türkçesinde h-g arası gırtlak sesini gösterir.
    ġ harfi: bu harf ince ünlülerden önce gelen g harfleri için kullanılmıştır.

    ____________________________


    Héyderbabaya Salam

    1.
    Héyderbaba, ildırımlar şaxanda
    Séller, sular şakgıldayıp axanda
    Gızlar ona sef bağlayıp baxanda
    Salam olsun şövketüze, élüze
    Menim de bir adım gelsin dilüze.
    2.
    Héyderbaba, kexliklerin uçanda
    Kol dibinden dovşan galxıp gaçanda
    Baxçaların çiçeklenip açanda
    Bizden de bir mümkün olsa yad éyle
    Açılmıyan ürekleri şad éyle.
    3.
    Bayram yéli çardagları yıxanda
    Novruzgülü, garçiçeyi çıxanda
    Ağ bulutlar köyneklerin sıxanda
    Bizden de bir yad éylesen sağ olsun
    Derdlerimiz goy dikkelsin, dağ olsun.
    4.
    Héyderbaba, gün dalıvı dağlasın
    Üzün gülsün, bulagların ağlasın
    Uşagların bir deste gül bağlasın
    Yél gelende vér getirsin bu yana
    Belke menim yatmış bextim oyana.
    5.
    Héyderbaba, senin üzün ağ olsun
    Dört bir yanın bulağ olsun, bağ olsun
    Bizden sora senin başın sağ olsun
    Dünya gazov-ġeder, ölüm-itimdir
    Dünya boyu oğulsuzdur, yétimdir.
    6.
    Héyderbaba, yolum senden kec oldu
    Ömrüm kéçdi, gelemmedim géç oldu
    Héç bilmedim gözellerin néc'oldu
    Bilmez idim döngeler var, dönüm var
    İtginlik var, ayrılıg var, ölüm var.
    7.
    Héyderbaba, igid emek itirmez
    Ömür kéçer, efsus bere bitirmez
    Namerd olan ömrü başa yétirmez
    Biz de vallah unutmarıg sizleri
    Göremmesek helal édin bizleri.
    8.
    Héyderbaba, Mir Ejder seslenende
    Kend içine sesden-küyden düşende
    Aşıg Rüstem sazın dillendirende
    Yadındadır, ne hövlesek gaçardım?
    Guşlar tekin ganad çalıp uçardım.
    9.
    Şengülava yurdu, aşıg alması
    Gâh da gédip orda gonag galması
    Daş atması, alma, héyva salması
    Galıp şirin yuxu kimi yadımda
    Eser goyup ruhumda, her zadımda.
    10.
    Héyderbaba, Gurugöl'ün gazları
    Gediklerin sazag çalan sazları
    Ket-kövşenin payızları, yazları
    Bir sinema perdesidir gözümde
    Tek oturup séyr éderem özümde.
    ********
    1.
    Heyderbaba, yıldırımlar çakanda
    Seller sular çağıldayıp akanda
    Kızlar ona saf bağlayıp bakanda
    Selam olsun şevketinize, memleketinize
    Benim de adım gelsin dilinize.
    2.
    Heyderbaba, kekliklerin uçanda
    Göl dibinden tavşan kalkıp kaçanda
    Bahçelerin çiçekler açanda
    Bizden de mümkünse yad eyle
    Açılmayan yürekleri şad eyle.
    3.
    Bayrak yeli çatıları yıkanda
    Nevruz gülü, kar çiçeği çıkanda
    Ak bulutlar gömleklerini sıkanda
    Bizi de hatırlarsan sağolasın
    Dertlerimizi koy büyüsün, dağ olsun.
    4.
    Heyderbaba, gün arkanı dağlasın
    Yüzün gülsün, pınarların ağlasın
    Çocukların bir deste gül bağlasın
    Yel gelince ver getirsin bu yana
    Belki benim yatmış bahtım uyana.
    5.
    Heyderbaba, senin yüzün ak olsun
    Dört bir yanın pınar olsun, bağ olsun
    Bizden sonra senin başın sağ olsun
    Dünya azap-keder, ölüm-yitimdir
    Dünya boyu oğulsuzdur, yetimdir.
    6.
    Heyderbaba, yolum senden ters oldu
    Ömrüm geçti, gelemedim geç oldu
    Hiç bilemedim, güzellerin nasıl oldu
    Bilmezdim dönemeçler var dönüm var
    Yitim var, ayrılık var, ölüm var.
    7.
    Heyderbaba, yiğit emek yitirmez
    Ömür geçer, hayıflanmak fayda vermez
    Namert olan ömrü başa yetirmez
    Biz de vallahi unutmadık sizleri
    Göremesek de helal edin bizleri(hakkınızı helal edin)
    8.
    Heyderbaba, Mir Ejder seslenende
    Köy içine sesden-sedadan düşende
    Aşık Rüstem sazını dillendirende
    Aklındadır, ne korkarak kaçardım?
    Kuşlar gibi kanatlanıp uçardım.
    9.
    Şengülava yurdu, aşık elması
    Bazen gidip de orda misafir kalması
    Taş atmak, orda elma, ayva salması
    Kalıp şirin uyku gibi aklımda
    Eser verip ruhumda, her şeyimde.
    10.
    Heyderbaba, Kurugöl'ün kazları
    Dağların sazak çalan sazları
    Köyün-kentin kışları yazları
    Bir sinema perdesidir gözümde
    Oturup da seyrederim özümde.
    Konu Altay Han tarafından (07.Nisan.2012 Saat 18:32 ) değiştirilmiştir.
    gogeselam, {travel} and ibrahimm_ like this.
    Yalnızlık bağımsızlıktır; yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştir. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi; yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulade sessiz ve büyük


    Bozkırkurdu - Hermann Hesse

  3. #3
    En İyi Moderatör Altay Han - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kasım.2011
    Nereden
    İzmir - Karşıyaka
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.309

    Standart Cevap: Şəhriyâr (Muhammed Hüseyin Behçet-Tebrizi) Hayatı ve Şiirleri

    11.
    Héyderbaba, Garaçimen cadası
    Çovuşların geler sesi-sadası
    Kerbela'ya gédenlerin gadası
    Düşsün bu ac yolsuzların gözüne
    Temeddünün uydug yalan sözüne.
    12
    Héyderbaba, Şéytan bizi azdırıp
    Mehebbeti üreklerden gazdırıp
    Gara günün sernövüştün yazdırıp
    Salıp xalgı birbirinin canına
    Barışığı beleştirip ganına.
    13
    Göz yaşına baxan olsa gan axmaz
    İnsan olan xencer béline taxmaz
    Amma héyif kor tutduğun buraxmaz
    Béhiştimiz cehennem olmagdadır
    Zilhiccemiz meherrem olmagdadır.
    14
    Xezan yeli yapragları tökende
    Bulut dağdan yénip kende çökende
    Şéyxülislam gözel sesin çekende
    Nisgilli söz üreklere deyerdi
    Ağaşlar da Allah'a baş eyerdi.
    15
    Daşlıbulag, daş-gumunan dolmasın
    Baxçaları saralmasın, solmasın
    Ordan kéçen atlı susuz olmasın
    Déyne bulag xéyrin olsun, axarsan
    Üfüġlere xumar xumar baxarsan.
    16
    Héyderbaba, dağın-daşın seresi
    Kexlik oxur, dalısında feresi
    Guzuların ağı, bozu, ġeresi
    Bir gédeydim dağ-dereler uzunu
    Oxuyaydım “Çoban ġeyter guzunu!”
    17
    Héyderbaba, Suluyér'in düzünde
    Bulag ġeyner çay-çemenin gözünde
    Bulağotu üzer suyun üzünde
    Gözel guşlar ordan gelip kéçeller
    Xelvetleyip bulaglar su içeller.
    18
    Biçin üstü sünbül biçen oraglar
    Éyle bil ki zülfü darar daraglar
    Şikârcılar bildirçini soraglar
    Biçinçiler ayranların içerler
    Bir huşlanıp sondan durup biçerler.
    19
    Héyderbaba, kendin günü batanda
    Uşakların şamın yéyip yatanda
    Ay bulutdan çıxıp gaş-göz atanda
    Bizden de bir sen onlara ġisse dé
    Ġissemizde çoxlu ġem ü ġüsse dé.
    20
    Garı nene géce nağıl déyende
    Külek galxıp gap-bacanı döyende
    Gurd kéçinin Şengül'üsün yéyende
    Men gayıdıp bir de uşag olaydım
    Bir gül açıp ondan sora solaydım.

    * * * * *

    11.
    Heyderbaba, Karaçimen Caddesi
    Tellalların gelir sesi sadası
    Kerbela'ya gidenlerin cefası
    Düşsün bu aç yolsuzların gözüne
    Medeniyetin uyduk yalan sözüne.
    12.
    Heyderbaba, şeytan bizi azdırıp
    Muhabbeti yüreklerden kazdırıp
    Kara günün mukadderatını yazdırıp
    Salıp halkı birbirinin canına
    Barışıklığı bulaştırıp kanına.
    13.
    Göz yaşına bakan olsa kan akmaz
    İnsan olan silah beline takmaz
    Ne yazık ki kör tuttuğunu bırakmaz
    Cennetimiz cehennem olmaktadır
    Sevinçlerimiz mateme dönüşmektedir.
    14.
    Hazan yeli yaprakları dökünce
    Bulut dağdan inip kente çökünce
    Şeyhülislam güzel sesini çekince(susunca)
    Hasretli söz yüreklere değerdi
    Ağaçlar da Allah'a baş eğerdi.
    15.
    Daşlıbulak, taşla kumla dolmasın
    Bahçeleri sararmasın solmasın
    Ordan geçen atlılar susuz kalmasın
    Güzel ırmak, hayrın olsun, akarsın
    Ufuklara mahmur mahmur bakarsın.
    16.
    Heyderbaba, dağın taşın yalçını
    Keklik öter, arkasında da yavrusu
    Kuzuların akı, karası, bozu
    Bir çocuktum dağ dereler boyunca
    Söyleseydim "çoban getir kuzunu!"
    17.
    Heyderbaba, Suluyer'in düzünde(ovasında)
    Irmak kaynar çay-çimenin gözünde
    Bulak otu yüzer suyun üstünde
    Güzel kuşlar ordan gelip geçerler
    Fırsat bulup dereden su içerler.
    18.
    Biçme vakti sümbül biçen oraklar
    Öyle bil ki(adeta) zülfü tarar taraklar
    Avcılar bıldırcın ararlar
    Çiftçiler ayranlarını içerler
    Bir dinlenip sonra(yine) biçerler.
    19.
    Heyderbaba, köyde gün batınca
    Çocuklar akşam yemeğini yiyip yatınca
    Ay buluttan çıkıp kaş göz yapınca
    Bizden onlara bir masal anlat
    Kıssamızdan pek çok gam ve keder anlat.
    20.
    Kadın nene gece masal söyleyince
    Rüzgar kalkıp kapıyı bacayı dövünce
    Kurt keçinin Şengül'ünü(yavru) yiyince
    Ben geri dönüp de çocuk olaydım
    Bir gül açıp ondan sonra solaydım.
    gogeselam, {travel} and ibrahimm_ like this.
    Yalnızlık bağımsızlıktır; yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştir. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi; yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulade sessiz ve büyük


    Bozkırkurdu - Hermann Hesse

  4. #4
    En İyi Moderatör Altay Han - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kasım.2011
    Nereden
    İzmir - Karşıyaka
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.309

    Standart Cevap: Şəhriyâr (Muhammed Hüseyin Behçet-Tebrizi) Hayatı ve Şiirleri

    * * * *

    21
    Emmecanın bal bellesin yéyerdim
    Sondan durup üs donumu géyerdim
    Baxçalarda tiringeni déyerdim
    Ay özümü o ezdiren günlerim
    Ağac minip at gezdiren günlerim.
    22
    Heçi xala çayda paltar yuvardı
    Memmed Sadıg damlarını suvardı
    Héç bilmezdik; dağdı, daşdı, duvardı
    Her yan gelip şıllag atıp aşardıg
    Allah ne xoş, ġemsiz ġemsiz yaşardıg.
    23
    Şéyxülislam münacatı déyerdi
    Meşed Rahim lebbadeni géyerdi
    Meşdaceli bozbaşları yéyerdi
    Biz xoş udug xéyrat olsun, toy olsun
    Ferg élemez, her nolacag goy olsun.
    24
    Melik Niyaz verendilin salardı
    Atın çapıp gıygacıdan çalardı
    Gırgı tekin gedik başın alardı
    Dolayıya gızlar açıp pencere
    Pencerelerde ne gözel menzere.
    25
    Héyderbaba, kendin toyun tutanda
    Gız-gelinler hena, pilte satanda
    Bey geline damdan alma atanda
    Menim de o gızlarında gözüm var
    Aşıgların sazlarında sözüm var.
    26
    Héyderbaba, bulagların yarpızı
    Bostanların gülbeseri, garpızı
    Çerçilerin ağ nabatı, sakgızı
    İndi de var damağımda dad vérer
    İtgin géden günlerimden yad vérer.
    27
    Bayram ıdı, géce guşu oxurdu
    Adaglı gız bey corabın toxurdu
    Herkes şalın bir bacadan soxurdu
    Ay ne gözel gaydadır şal sallamag
    Bey şalına bayramlığın bağlamag.
    28
    Şal istedim men de evde ağladım
    Bir şal alıp téz bélime bağladım
    Gulamgile gaşdım şalı salladım
    Fatma Xala mene corab bağladı
    Xan nenemi yada salıp ağladı.
    29
    Héyderbaba, Mirzemmed'in baxçası
    Baxçaların turşa, şirin alçası
    Gelinlerin düzmeleri, taxçası
    Héy düzülür gözlerimin refinde
    Xéyme vurar xetireler sefinde.
    30
    Bayram olup gızıl palçıg ezeller
    Nakgış vurup otagları bezeller
    Taxçalara düzmeleri düzeller
    Gız-gelinin fındıgcası, henası
    Heveslener anası, gaynanası.


    * * * * *


    21
    Canım halamın tatlı dürümünü yerdim
    Sonra durup gömleğimi giyerdim
    Bahçelerde şarkılar söylerdim
    Oy o yüreğimi ezen günlerim!
    Ağaçlara binip, at gezdiren günlerim!
    22
    Heçi Teyze derede gömlek yıkardı
    Mehmet Sadık damlarını onarırdı
    Hiç bilmezdik; dağdı, taştı, duvardı
    Her yana gider, zıplar aşardık
    Allah'ım ne hoş, gamsız gamsız yaşardık!
    23
    Şeyhülislam duasını okurdu
    Meşet Rahim cübbesini giyerdi
    Meşdaceli güveçlerini yerdi
    Biz hoştuk, hayrat olsun, toy olsun
    Fark etmez, her ne olacaksa olsun!
    24
    Melik Niyaz tüfeğini salardı
    Atını dört nala sürüp nara atardı
    Başını alır dağlara kaçardı
    Dışarıya kızlar açıp pencere
    Pencerelerde ne güzel manzara.
    25
    Heyderbaba, köyde düğün olunca
    Kızlar gelinler, kına, fitil satınca
    Damat geline damdan elma atınca
    Benim de o kızlarında gözüm var
    Aşıkların sazlarında sözüm var.
    26
    Heyderbaba, ırmakların sazları
    Bostanların salatası, karpuzu
    Satıcıların şekerleri, sakızı
    Şimdi de var damağımda tat verir
    Yitip giden günlerimden yad verir.
    27
    Bayramdı, geceleri kuşlar öterdi
    Gelin kız damat çorabı dokurdu
    Herkes şalını bir bacadan sokardı
    Ay, ne güzel şeydir şal sallamak
    Damat şalına bayramlık bağlamak!
    28
    Şal istedim ben de evde ağladım
    Bir şal alıp hemen belime bağladım
    Teyzemgillere kaçtım, şalı salladım
    Fatma Hala bana çorap bağladı
    Hanım nenemi hatırlayıp ağladı.
    29
    Heyderbaba, Mirza Memet'in bahçesi
    Bahçelerin şirin, ekşi eriği
    Gelinlerin yollukları, bohçaları
    Hep görünür gözlerimin önünde
    Çadır kurar hatıralar safında.
    30
    Bayramda kızıl balçık ezerler
    Nakış dikip otağları bezerler
    Raflara kremlerini dizerler
    Kızların gelinlerin kınası
    Heveslenir anası, kaynanası.
    gogeselam, {travel} and ibrahimm_ like this.
    Yalnızlık bağımsızlıktır; yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştir. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi; yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulade sessiz ve büyük


    Bozkırkurdu - Hermann Hesse

  5. #5
    En İyi Moderatör Altay Han - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kasım.2011
    Nereden
    İzmir - Karşıyaka
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.309

    Standart Cevap: Şəhriyâr (Muhammed Hüseyin Behçet-Tebrizi) Hayatı ve Şiirleri

    31
    Bakiçinin sözü-sovu, kâğızı
    İneklerin bulaması, ağızı
    Çerşenbenin girdekânı, mövisi
    Gızlar déyer “atıl-matıl Çerşenbe,
    Ayna tekin bextim açıl Çerşenbe.”
    32
    Yumurtanı göyçek güllü boyardıg
    Çakgışdırıp sınanların soyardıg
    Oynamagdan birce meğer doyardıg?
    Eli mene yaşıl aşıg vérerdi
    İrza mene novruzgülü dererdi.
    33
    Novruz Eli xermende vel sürerdi
    Gâhdan yénip küleşlerin kürerdi
    Dağdan da bir çoban iti hürerdi
    Onda gördün ulag ayag saxladı
    Dağa baxıp gulagların şaxladı.
    34
    Axşam başı naxır ılan gelende
    Godugları çekip vurardıg bende
    Naxır kéçip gédip yétende kende
    Héyvanları çılpag minip govardıg
    Söz çıxsaydı sine gerip sovardıg.
    35
    Yaz gécesi çayda sular şarıldar
    Daş-gayalar sélde aşıp xarıldar
    Garanlıgda gurdun gözü parıldar
    İtler, gördün, gurdu seçip ulaşdı
    Gurd da gördün, galxıp gedikden aşdı.
    36
    Gış gécesi tövlelerin otağı
    Ketlilerin oturağı, yatağı
    Buxarıda yanar odun yanağı
    Şebçeresi, girdekânı, iydesi
    Kende basar gülüp-danışmag sesi.
    37
    Şüca xaloğlunun Baki sövgeti
    Damda guran samavarı, söhbeti
    Yadımdadır, şesli geddi-gameti
    Cünemmegin toyu döndü yas oldu
    Nenegız'ın bext aynası kâs oldu.
    38
    Héyderbaba, Nenegız'ın gözleri
    Rexşende'nin şirin şirin sözleri
    Türki dédim oxusunlar özleri
    Bilsinler ki adam géder ad galar
    Yaxşı-pisden ağızda bir dad galar.
    39
    Yaz gabağı gün güneyi dövende
    Kend uşağı gar güllesin sévende
    Kürekçiler dağda kürek züvende
    Menim ruhum éyle bilin ordadır
    Kexlik kimin batıp galıp, gardadır.
    40
    Garı Nene uzadanda işini
    Gün bulutda eyirerdi téşini
    Gurd gocalıb çektirende dişini
    Sürü galxıp dolayıdan aşardı
    Baydaların sütü aşıp daşardı.


    * * * * *


    31
    Tüccarın sözü, lafı, kağıdı
    İneklerin bulaması, ağızı
    Çarşambanın kuru üzüm, cevizi
    Kızlar derler: “Atıl-matıl, çarşamba,
    Ayna gibi bahtım açıl, çarşamba”.
    32
    Yumurtayı mavi güllü boyardık
    Vuruşturup kırılanı soyardık
    Oynamakla bizler sanki doyardık
    Ali bana yeşil aşık verirdi
    Rıza bana nevruz gülü toplardı.
    33
    Ali harman vakti düven sürerdi
    Bazen inip samanları kürerdi
    Dağdan da bir çoban köpeği ürürdü
    O an gördün eşek ayak diretti
    Dağa bakıp kulakların titretti.
    34
    Akşam üstü sürülerle gelince
    Sıpaları çekip, vururduk bende
    Sürü geçip gidip varınca köye
    Hayvanlara çıplak binip sürerdik
    Söz çıksaydı, sinemizi gererdik.
    35
    Yaz gecesi çayda sular şırıldar
    Taşlar kayalar selde aşıp, gürülder
    Karanlıkta kurdun gözü parıldar
    İtler gördün, kurdu seçip ulaştı
    Kurt da gördün, kalkıp gedikten aştı.
    36
    Kış gecesi ahırların odaları
    Köylülerin oturağı, yatağı
    Odun yanar şenlendirir sobayı
    Kuruyemişi, cevizi, iğdesi
    Köyü kaplar gülme konuşma sesi.
    37
    Hala oğlunun Bakü’den hediyesi
    Damda duran semaveri, sohbeti
    Yadımdadır güzel boyu posu
    Genç ölünün düğün evi, yas oldu
    Nenekız'ın baht aynası karardı.
    38
    Heyderbaba, Nenekız'ın gözleri
    Rakşende’nin şirin şirin sözleri
    Türkçe yazdım, okusunlar özleri
    Bilsinler ki, adam gider ad kalır
    İyi kötü ağızda bir tat kalır.
    39
    Yaza doğru gün güneyi döverken
    Köy çocukları kar topu oynarken
    Kayakçılar dağda kayak kayarken
    Benim ruhum biliniz ki ordadır
    Keklik gibi bata çıka kardadır.
    40
    Koca Nine uzatınca işini
    Gün buluttan eğirirdi ipini
    Kurt kocayıp, çektirince dişini
    Sürü kalkıp dere tepe aşardı
    Bakraçların sütü dolup taşardı.
    {travel} and ibrahimm_ like this.
    Yalnızlık bağımsızlıktır; yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştir. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi; yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulade sessiz ve büyük


    Bozkırkurdu - Hermann Hesse

  6. #6
    En İyi Moderatör Altay Han - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kasım.2011
    Nereden
    İzmir - Karşıyaka
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.309

    Standart Cevap: Şəhriyâr (Muhammed Hüseyin Behçet-Tebrizi) Hayatı ve Şiirleri

    41
    Xecce Sultan emme dişin gısardı
    Molla Bağır emoğlu téz mısardı
    Tendir yanıp tüssü övü basardı
    Çaydanımız ersin üste gaynardı
    Govurgamız sac içinde oynardı.
    42
    Bostan pozup getirirdik aşağı
    Doldururduk övde taxta-tabağı
    Tendirlerde pişirirdik gabağı
    Özün yéyip toxumların çıtdardıg
    Çox yémekden lap az gala çatdardıg.
    43
    Verziğan'dan armut satan gelende
    Uşagların sesi düşerdi kende
    Biz de bu yandan éşidip bilende
    Şıllag atıp bir gışgırıg salardıg
    Buğda vérip armutlardan alardıg.
    44
    Mirze Tağı'ynan géce gétdik çaya
    Men baxıram sélde boğulmuş aya
    Birden işıg düşdü o tay baxçaya
    "Ey vay!" dédik "gurddur", gayıddıg gaşdıg
    Héç bilmedik ne vaxt küllükden aşdıg.
    45
    Héyderbaba, ağacların ucaldı
    Amma héyif cavanların gocaldı
    Toxluların arıglayıp acaldı
    Kölge döndü, gün batdı, gaş gereldi
    Gurdun gözü garanlıgda bereldi.
    46
    Eşitmişem yanar Allah çırağı
    Dayir olup mescidizin bulağı
    Rahat olup kendin évi, uşağı
    Mensur Xanın eli-golu var olsun!
    Harda galsa Allah ona yar olsun!
    47
    Héyderbaba, Mol'İbrahim var, ya yox?
    Mekteb açar, oxur uşaglar, ya yox?
    Xermen üstü mektebi bağlar ya yox?
    Menden axunda yétirersen selam
    Edebli bir selam-ı ma lâ-kelam.
    48
    Xecce Sultan emme gédip Tebriz'e
    Amma ne Tebriz ki gelemmir bize
    Balam durun, goyag gédek evmize
    Ağa öldü tifağımız dağıldı
    Goyun olan yad gédüben sağıldı.
    49
    Héyderbaba, dünya yalan dünyadır
    Süléyman'nan Nuh'dan galan dünyadır
    Oğul doğan derde salan dünyadır
    Her kimseye her ne vérip alıpdır
    Eflatun'dan bir guru ad galıpdır.
    50
    Héyderbaba, yar u yoldaş döndüler
    Bir bir meni çölde goyup çöndüler
    Çéşmelerim, çırağlarım söndüler
    Yaman yérde gün döndü, axşam oldu
    Dünya mene herabe-yi Şam oldu.

    * * * * *

    41
    Hatçe Sultan hala dişini sıkardı,
    Molla Bekir Emmi oğlu pısardı
    Tandır yanıp duman evi basardı
    Çaydanlıkta çay ne güzel kaynardı
    Kavurmamız sac içinde oynardı.
    42
    Bostan bozup getirirdik aşağı
    Doldururduk evde tahta tabağı
    Tandırlarda pişirirdik kabağı
    Kendisini yiyip, çekirdeğini çıtlardık
    Çok yemekten neredeyse çatlardık.
    43
    Verzeğan’dan armut satan gelince
    Çocukların sesi düşerdi köye
    Biz de bu yandan işitip gidince
    Hoplayarak bir haykırış salardık
    Buğday verip armutlardan alırdık.
    44
    Mirza Tağı’yle gece gittik çaya
    Ben bakarım selde boğulmuş aya
    Birden ışık düştü öte bahçeye
    ”Eyvah dedik, kurttur”, dönüp de kaçtık
    Anlamadık nasıl küllükten aştık.
    45
    Héyderbaba, ağaçların yüceldi
    Amma yazık gençlerin hep kocaldı
    Tok olanların bile zayıfladı küçüldü
    Gölge döndü, gün battı, kaş karardı
    Kurdun gözü karanlıkta parladı.
    46
    Duydum yanar diye Allah çırası
    İşler olmuş mescitlerin pınarı
    Rahat olmuş köyün evi, çocuğu
    Mensur Han’ın eli kolu var olsun
    Nerde olsa, Allah ona yar olsun.
    47
    Héyderbaba, Molla İbram var mı?
    Okul açmış, çocuklar okuyor mu?
    Harman üstü okulu kapıyor mu?
    Benden Hoca’ya götürürsen selam
    Edepli, dört başı mamur bir kelam.
    48
    Hatce Sultan Hala gitmiş Tebriz’e
    Gelemiyor nasıl Tebriz’se bize
    Yavrum, kalkın gidelim evimize
    Ağa öldü, düzenimiz dağıldı
    Koyun gibi olan ele gidip sağıldı.
    49
    Héyderbaba, dünya yalan dünyadır
    Süleyman’dan, Nuh’dan kalan dünyadır
    Oğul veren, derde salan dünyadır
    Her kimseye her ne verse almıştır
    Eflatun’dan bir kuru ad kalmıştır.
    50
    Héyderbaba, eş ve yoldaş döndüler
    Bir başıma çölde koyup kaçtılar
    Çeşmelerim, çırağlarım, söndüler
    Yaman yerde gün döndü, akşam oldu
    Dünya bana Şam harabesi gibi oldu.
    ibrahimm_ likes this.
    Yalnızlık bağımsızlıktır; yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştir. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi; yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulade sessiz ve büyük


    Bozkırkurdu - Hermann Hesse

  7. #7
    En İyi Moderatör Altay Han - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kasım.2011
    Nereden
    İzmir - Karşıyaka
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.309

    Standart Cevap: Şəhriyâr (Muhammed Hüseyin Behçet-Tebrizi) Hayatı ve Şiirleri

    51
    Emoğluynan géden géce Gıpçağ'a
    Ay ki çıxtı atlar geldi oynağa
    Dırmaşırdıg, dağdan aşırdık dağa
    Meşmemi Xan, göy atını oynatdı
    Tüfengini aşırdı, şakgıldatdı.
    52
    Héyderbaba, Garagöl'ün deresi
    Xoşnigab'ın yolu, bendi, beresi
    Orda düşer çil kexliyin feresi
    Ordan kéçer yurdumuzun özüne
    Biz de kéçek yurdumuzun sözüne.
    53
    Xoşnigab'ı yaman güne kim salıp?
    Séyyidlerden kim gırılıp kim galıp?
    Amir Gaffar dam-daşını kim alıp?
    Bulag gene gelip gölü doldurur
    Ya guruyup baxçaları soldurur.
    54
    Amir Gaffar séyyidlerin tacıydı
    Şahlar şikâr étmesi gıygacıydı
    Merde şirin, namerde çox acıydı
    Mezlumların hakgı üste eserdi
    Zalimleri gılış tekin keserdi.
    55
    Mir Mustafa Dayı, uca boy baba
    Héykelli, sakgallı Tolustoy baba
    Eylerdi yas meclisini toy baba
    Xoşnigab'ın abırısı, erdemi
    Mescidlerin, meclislerin görkemi.
    56
    Mecdüssadat gülerdi bağlar kimi
    Güruldardı bulutlu dağlar kimi
    Söz ağzında erirdi yağlar kimi
    Alnı açıg, yaxşı, derin ganardı
    Yaşıl gözler çırag tekin yanardı.
    57
    Menim atam süfreli bir kişiydi
    El elinden tutmag onun işiydi
    Gözellerin axire galmışıydı
    Ondan sora dönergeler dönüpler
    Mehebbetin çıragları sönüpler.
    58
    Mir Saléh'in delisovlug étmesi
    Mir Eziz'in şirin şaxséy gétmesi
    Mir Memmed'in gurulması, bitmesi
    İndi dések ehvalatdı, nağıldı
    Kéçdi, gétdi, itdi, batdı dağıldı.
    59
    Mir Ebdül'ün aynada gaş yaxması
    Cövcülerinden gaşının axması
    Boylanması, dam-duvardan baxması
    Şah Abbas'ın dürbünü yadeş bexéyr!
    Xoşnigab'ın xoş günü, yadeş bexéyr!
    60
    Sitar emme nezikleri yapardı
    Mir Gadir de her dem birin gapardı
    Gapıp yéyip dayça tekin çapardı
    Gülmeliydi onun nezik gappası
    Emmenin de ersininin şappası.


    * * * * *


    51
    Emmoğluyla gittik gece Kıpçak’a
    Ay da çıktı, atlar geldi oynağa
    Tırmanırdık, dağdan aşardık dağa
    Meşmemi Han kır atını oynattı
    Tüfeğini aşırdı, şakırdattı.
    52
    Héyderbaba, Karagöl'ün deresi
    Hoşnigab'ın yolu, bendi, beresi
    Orda düşer çil kekliğin yavrusu
    Ordan geçer yurdumuzun özüne
    Biz de geçelim yurdumuzun sözüne
    53
    Hoşnigab'ı kötü güne kim saldı?
    Seyitlerden kim öldü, kim kaldı?
    Emir Gaffar dam taşını kim aldı?
    Irmak gene gelir gölü doldurur
    Ya da kuruyup, bahçeleri soldurur.
    54
    Emir Gaffar seyitlerin tacıydı
    Şahları avlar iken yakıcıydı
    Merde tatlı, namerde çok acıydı
    Mazlum hakkı üzerine eserdi
    Zalimleri kılıç gibi keserdi.
    55
    Mir Mustafa dayı, yüce boy baba
    Heybetli, sakallı bir Tolstoy baba
    Eylerdi yas yerini, düğün yeri baba
    Hoşnigab'ın yüzü suyu, erdemi
    Mescitlerin, meclislerin görkemi.
    56
    Mecdüssadat gülerdi bağlar gibi
    Gürülderdi, bulutlu dağlar gibi
    Söz ağzında erirdi yağlar gibi
    Alnı açık, güzel, derin anlardı
    Yeşil gözler ateş gibi yanardı.
    57
    Benim babam sofralı bir kişiydi
    El elinden tutmak onun işiydi
    Güzellerin en sona kalanıydı
    Ondan sonra nice çarklar döndüler
    Muhabbetin ateşleri söndüler.
    58
    Mir Salih'in delilikler etmesi
    Mir Aziz’in ‘Şah Hüseyn’ demesi
    Mir Mehmet’in kurulması, bitmesi
    Şimdi desek, hikayeydi, masaldı
    Geçti gitti, yitti battı, dağıldı.
    59
    Mir Abdül’ün aynada kaş yakması
    Uçlarından, kaşlarının akması
    Uzanması, duvarlardan bakması
    Şah Abbas’ın dürbünü, hayırla an
    Hoşnigab'ın hoş günü, hayırla an.
    60
    Sitar Hala çörekleri yapardı
    Mir Kadir de hep birini aşırırdı
    Kapıp, yiyip, tay gibi kaçardı
    Gülünç haldi onun çörek kapması
    Halamın da kepçeyi şaplatması.
    ibrahimm_ likes this.
    Yalnızlık bağımsızlıktır; yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştir. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi; yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulade sessiz ve büyük


    Bozkırkurdu - Hermann Hesse

  8. #8
    En İyi Moderatör Altay Han - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kasım.2011
    Nereden
    İzmir - Karşıyaka
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.309

    Standart Cevap: Şəhriyâr (Muhammed Hüseyin Behçet-Tebrizi) Hayatı ve Şiirleri

    61
    Héyderbaba, Amir Héyder néyniyür?
    Yegin gene samavarı géyniyür
    Day gocalup alt engiynen çéyniyür
    Gulag batıp, gözü girip yaşına
    Yazıg emme hava gelip başına.
    62
    Xanım Emme Mir Ebdül'ün sözünü
    Eşidende eyer ağzı-gözünü
    Melkâmıda vérer onun özünü
    Davaların şuxlug ulan gatallar
    Eti yéyip başı atıp yatallar.
    63
    Fizze Xanım Xoşnigab'ın gülüydü
    Amir Yahya emgızının guluydu
    Ruxsare artist idi, sévgiliydi
    Séyyid Hüséyn Mir Saléh'i yamsılar
    Amir Cefer géyretlidir, gan salar.
    64
    Seher tézden naxırçılar gelerdi
    Goyun-guzu dam-bacada melerdi
    Emmecan'ım körpelerin belerdi
    Tendirlerin gavzanardı tüssüsü
    Çöreklerin gözel iyi, issisi.
    65
    Göyerçinler deste galxıp uçallar
    Gün saçanda gızıl perde açallar
    Gızıl perde açıp yığıp gaçallar
    Gün ucalıp artar dağın celalı
    Tebi'etin cavanlanar cemalı.
    66
    Héyderbaba, garlı dağlar aşanda
    Géce kervan yolun azıp çaşanda
    Men hardasam, Tehran'da, ya Kâşan'da
    Uzaglardan gözüm séçer onları
    Xıyal gelip aşıp kéçer onları.
    67
    Bir çıxaydım Damgaya'nın daşına
    Bir baxaydım géçmişine, yaşına
    Bir göreydim neler gelmiş başına
    Men de onun garlarıylan ağlardım
    Gış donduran ürekleri dağlardım.
    68
    Héyderbaba, gül goncesi xendandır
    Amma héyif, ürek gezası gandır
    Zindegânlıg bir garanlıg zindandır
    Bu zindanın deriçesin açan yox
    Bu darlıgdan bir gurtulup gaçan yox.
    69
    Héyderbaba, göyler bütün dumandır
    Günlerimiz birbirinden yamandır
    Birbirizden ayrılmayın amandır
    Yaxşılığı elimizden alıplar
    Yaxşı bizi yaman güne salıplar.
    70
    Bir soruşun bu gargınmış felekden
    Ne istiyir bu gurduğu kelekden
    Déyne géçirt ulduzları elekden
    Goy tökülsün, bu yér yüzü dağılsın
    Bu şéytanlıg gurgusu bir yığılsın.


    * * * * *


    61
    Héyderbaba, Emir Haydar neyliyor?
    Yakın gene semaveri kaynıyor
    Çok yaşlanmış, alt çeneyle çiğniyor
    Kulak bitmiş, gözü girmiş kaşına
    Yazık hala, inme gelmiş başına.
    62
    Hanım Hala Mir Abdül’ün sözünü
    İşitince eyer ağzını, gözünü
    Azrail’e verir onun özünü
    İddiaya şaka ile katarlar
    Eti yerler, başı koyup yatarlar.
    63
    Fizze Hanım Hoşnigab’ın gülüydü
    Emir Yahya amca kızının kuluydu
    Ruhsâre artist idi, sevgiliydi
    Seyit Hüseyin Mir Salih’i yansılar
    Emir Cafer gayretlidir, kan salar.
    64
    Sabah erkenden çobanlar gelirdi
    Koyun kuzu dam bacadan melerdi
    Emme Can’ım körpelerin belerdi
    Tandırların yükselirdi tütsüsü
    Çöreklerin güzel iyi kokusu.
    65
    Güvercinler deste kalkıp uçarlar
    Gün saçanda kızıl perde açarlar
    Kızıl perde açıp, yığıp kaçarlar
    Gün yücelip artar dağın hiddeti
    Tabiatın çok gençleşir sureti.
    66
    Héyderbaba, karlı dağlar aşanda
    Gece kervan yolun aşıp şaşanda
    Ben nerdeysem, Tahran’da, ya Kâşan’da
    Uzaklardan gözüm seçer onları
    Hayalim gelir, aşıp geçer onları.
    67
    Bir çıkaydım Damkaya’nın taşına
    Bir bakaydım geçmişine, yaşına
    Bir göreydim neler gelmiş başına
    Ben de onun karlarıyla ağlardım
    Kış donduran yürekleri dağlardım.
    68
    Héyderbaba, gül goncası handandır
    Ama yazık, yürek gıdası kandır
    Hayat denen bir karanlık zindandır
    Bu zindanın kapısını açan yok
    Bu darlıktan bir kurtulup kaçan yok.
    69
    Héyderbaba, gökler bütün dumandır
    Günlerimiz birbirinden yamandır
    Birbirinizden ayrılmayın, amandır
    İyiliği elimizden almışlar
    İyi bizi kötü güne salmışlar!
    70
    Sorun hele şu lanetli felekten
    Ne bekliyor şu kurduğu tuzaktan?
    De ki, geçir yıldızları elekten
    Koy dökülsün, bu yer yüzü dağılsın
    Bu şeytanlık korkusu bir yıkılsın.
    ibrahimm_ likes this.
    Yalnızlık bağımsızlıktır; yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştir. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi; yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulade sessiz ve büyük


    Bozkırkurdu - Hermann Hesse

  9. #9
    En İyi Moderatör Altay Han - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kasım.2011
    Nereden
    İzmir - Karşıyaka
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.309

    Standart Cevap: Şəhriyâr (Muhammed Hüseyin Behçet-Tebrizi) Hayatı ve Şiirleri

    71
    Bir uçaydım bu çırpınan yélinen
    Bağlaşaydım dağdan aşan sélinen
    Ağlaşaydım uzag düşen élinen
    Bir göreydim ayrılığı kim saldı?
    Ölkemizde kim gırılıp kim galdı?
    72
    Men senin tek dağa saldım nefesi
    Sen de géyter dağlara sal bu sesi
    Bayguşun da dar olmasın gefesi
    Burda bir şir dağda galıp bağırır
    Mürüvvetsiz insanları çağırır.
    73
    Héyderbaba, géyret ganın gaynarken
    Garaguşlar senden gopup galxarken
    O sıldırım daşlarınnan oynarken
    Gavzan menim himmetimi orda gör
    Ordan eyil gametimi dağda gör.
    74
    Héyderbaba, géce durna géçende
    Koroğlu'nun gözü gara séçende
    Gırat'ını minip kesip biçende
    Men de burdan téz metlebe çatmaram
    Eyvaz gelip çatmayıncan yatmaram.
    75
    Héyderbaba, merd oğullar doğginen
    Namerdlerin burunların oğginen
    Gediklerde gurdları dut boğginen
    Goy guzular ayın şayın otlasın
    Goyunların guyrukların gatlasın.
    76
    Héyderbaba, senin göylün şad olsun
    Dünya varken ağzın dolu dad olsun
    Senden kéçen tanış olsun, yad olsun
    Déyne menim şair oğlum Şehriyâr
    Bir ömürdür gem üstüne gem galar.


    * * * * *


    71
    Bir uçaydım bu çırpınan yel ile
    Yarışaydım dağdan aşan sel ile
    Ağlaşaydım uzak düşen el ile
    Bir göreydim ayrılığı kim saldı?
    Ülkemizde kim öldü, kim kaldı?
    72
    Ben, sen gibi dağa saldım nefesi
    Sen de döndür, göklere sal bu sesi
    Baykuşun da dar olmasın kafesi
    Aslan burda darda kalmış bağırır
    Mürüvvetsiz insanları çağırır.
    73
    Héyderbaba, gayret kanın kaynarken
    Kara kuşlar senden kopup kalkarken
    O sarp yalçın taşlarınla oynarken
    Yüksel, benim himmetimi orda gör
    Ordan eyil, kâmetimi darda gör.
    74
    Héyderbaba, gece turna geçerken
    Köroğlu’nun gözü kara seçerken
    Kır atına binip, kesip biçerken
    Ben de burdan amacıma tez ulaşamam
    Ayvaz gelip çatmayınca yatamam.
    75
    Héyderbaba, sen mert oğullar doğur
    Namertlerin burunlarını yere sürt
    Gediklerde kurtları tutup boğuver
    Koy kuzular huzur ile otlasın
    Koyunların kuyrukları katlasın.
    76
    Héyderbaba, senin gönlün şad olsun
    Dünya varken ağzın dolu tat olsun
    Senden geçen yakın olsun, yad olsun
    De ki benim şair oğlum Şehriyâr
    Bir ömürdür gam üstüne gam yığar.



    Şehriyâr
    1953
    ibrahimm_ likes this.
    Yalnızlık bağımsızlıktır; yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştir. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi; yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulade sessiz ve büyük


    Bozkırkurdu - Hermann Hesse

  10. #10
    En İyi Moderatör Altay Han - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kasım.2011
    Nereden
    İzmir - Karşıyaka
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.309

    Standart Cevap: Şəhriyâr (Muhammed Hüseyin Behçet-Tebrizi) Hayatı ve Şiirleri

    Türk'ün Dili

    Türk'ün dili tek sévgili-istekli dil olmaz
    Özge dile gatsan bu esil dil esil olmaz.

    Öz şé'rini Fars'a, Ereb'e gatmasa şa'ir
    Şé'ri oxuyanlar, éşidenler kesil olmaz.

    Fars şa'iri çox sözleri bizlerden aparmış
    Sabir kimi bir süfreli şa'ir paxıl olmaz.

    Türk'ün meseli, folkloru dünyada tekdir,
    Xan yorganı, kend içre meseldir, mitil olmaz.

    Azer goşunu ġéyser-i Rum'u esir étmiş,
    Kesra sözüdür, bir béle tarix nağıl olmaz.

    Pişmiş kimi şé'rin de gerek dad-duzu olsun,
    Kend ehli bilirler ki, doşabsız xeşil olmaz.

    Sözler de cevahir kimidir, esli bedelden
    Teşhis véren olsan bu geder zir-zibil olmaz.

    Şa'ir ola bilmezsen, anan doğmasa şa'ir
    Missen a balam, her sarı köynek gızıl olmaz.

    Çox gıssa boy olsan, olusan cin kimi şéytan,
    Çox da uzun olma ki, uzunda ağıl olmaz.

    Menden de ne zalım çıxar oğlum, ne gısasçı
    Bir defe bunu gan ki, ipekden gezil olmaz.

    Ötmez, oxumaz bülbülü salsan gefes içre,
    Dağ-daşda doğulmuş deli céyran hemil olmaz.

    İnsan odu, tutsun bu zelil xalgın elinden,
    Allah'ı séversen, béle insan zelil olmaz.

    Herçend, Serab'ın südü çox, yağ-balı çoxdur,
    Baş erşe de çatdırsa Serab Erdebil olmaz.

    Millet ġemi olsa bu cocuglar çöpe dönmez,
    Erbablarımızdan da garınlar tebil olmaz.

    Düz vaxtda dolar taxta-tabag edviyye ile,
    Onda ki nenem sancılanar, zencefil olmaz.

    Bu Şehriyâr'ın teb'i kimi çimmeli çéşme
    Kövser ola bilse démirem, Selsebil olmaz.


    Tebriz, 1969


    * * * * *


    Türk'ün Dili

    Türk'ün dili tek sevgili, aziz dil olmazdı
    Başka dile katsan bu asil dil asil olmazdı.

    Öz şiirini Fars'a, Arap'a katmasa şair
    Şiiri okuyanlar, işitenler anlamaz olmaz.

    Fars şairleri birçok sözü bizden almışlar,
    "Sabir" gibi bir cömert şair kıskanç olmaz.

    Türk'ün adetleri, folkloru dünyada tektir,
    Bilinir ki, zenginin yorganı süssüz olmaz.

    Azeri ordusu Rum imparatorunu esir etmiş,
    İran sözüdür: Böyle bir tarih masal olmaz.

    Pişmiş şiirin de bir tadı tuzu olsun,
    Köylüler bilir ki, pekmezsiz kuymak olmaz.

    Sözler de cevher gibidir, aslı kendindedir,
    Anlayan olsaydı, bu kadar çer çöp olmazdı.

    Şair olamazsın, anadan doğma şair değilsen,
    Bilirsin ki, her sarı gömlek kızıl olmaz.

    Çok kısa boylu olursan, olursun cin gibi şeytan,
    Çok da uzun boylu olma ki, uzunda akıl olmaz.

    Benden ne zalim olur oğlum, ne de intikamcı,
    Bir defa bunu anla, ipekten sert çuha olmaz.

    Ötmez, dilsiz bülbülü koysan kafes içine
    Dağda taşta doğmuş deli ceylan kuzu olmaz.

    İnsandır ki tutsun bu zavallı halkın elinden
    Allah'ını seversen, böyle insan rezil olmaz.

    Ne kadar olsa, Serab'ın sütü, yağı, balı çoktur
    Başı erse de yetse, Serab Erdebil gibi olmaz.

    Millete dert olsa, bu çocuklar çöpe dönmezdi,
    Büyüklerimizin de karınları davul gibi olmazdı.

    Normal zamanda dolar tabak çanak ilaç ile
    Ne zaman ki nenem hastalanır, ilaç olmaz.

    Bu Şehriyâr'ın ilhamı gibi yıkanmalı kaynakta,
    Kevser suyu olsa demiyorum, Selsebil bile olmaz.


    Tebriz, 1969





    şiir hakkında not: Şair, bu şiiri bazılarının "neden Türkçe yazıyorsunuz? Türkçe ne dildir, ne de lehçedir?" demeleri üzerine yazmıştır. Ana dilini seven, ona muhabbet besleyen şair, bu sözlerden çok müteessir olmuş, his ve fikirlerini şiirlerine yansıtmıştır.
    Yalnızlık bağımsızlıktır; yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştir. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi; yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulade sessiz ve büyük


    Bozkırkurdu - Hermann Hesse

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
müslüman sohbet, islami forum sohbet oyun