Deneme, makale ve çevirileri Mavera, Yedi İklim, İlim ve Sanat, Diriliş gibi dergilerde yayımlandı. Kemal Kahraman’la Kuşatma Altında Beyrut Günlüğü kitabı üzerine konuştuk.




Kemal Kahraman 1958'de Nazilli'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Nazilli ve İzmit'te tamamladı. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümünden Yüksek Lisans ve Doktora derecesi aldı. Halen bir kamu kuruluşunda yönetici olarak çalışıyor. Deneme, makale ve çevirileri Mavera, Yedi İklim, İlim ve Sanat, Diriliş gibi dergilerde yayımlandı. Kemal Kahraman'la Kuşatma Altında Beyrut Günlüğü kitabı üzerine konuştuk. Kuşatma Altında Beyrut Günlüğü Beyrut'un İsrail tarafından işgali sonrasında Arap şairler tarafından yazılan şiirlerden seçmelerin yer aldığı bir kitap. Kitapta Abdullah al-Udhari'nin çağdaş Arap şiirindeki akımları ve bu akımların özelliklerini anlatan Çağdaş Arap Şiiri ve Beyrut başlıklı bir yazı ve beş şairden seçilmiş şiirler yer alıyor.

Türkçe'ye Arap edebiyatından çevrilen ve tematik olması bakımından bir ilk olarak değerlendirilebilecek bu çalışmanız küçümen bir antoloji. Çalışmanızın hazırlıklardan, oluşum sürecinden bahseder misiniz?
Arap Edebiyatına karşı ilgim oldukça eskiye dayanır. Cambridge History of Islam'ın çeviri kurulundaydım. 20 yıl kadar önce. İslam Tarihi Kültür ve Medeniyeti adıyla 4 büyük cilt olarak yayınlandı. Orada Arap kültür ve edebiyatını da içine alan sanıyorum 2. cildin tamamını ben çevirmiştim. Orada Arap edebiyatını çok eskilere, İslam öncesine giderek değerlendiren kapsamlı bir makale vardır. Çeviri beni konunun içine çekti. Esasen Türk Dili ve Edebiyatı çıkışlıyım üniversiteden. Edebiyat geleneğimizin Arap edebiyatıyla örtüştüğü alanlar vardır. Modern Arap edebiyatı dediğimizde ise artık suni sınırlarla bölük bölük ayrılmış dünyadan söz ediyoruz. Her biri ayrı ulusalcı akımların girdabında aynı ulusun çocukları. Bununla beraber ortak dil ve kültür, belli bir alış verişi, bağlantıyı korumuş. Türkiye ise bölgenin uzak ülkesi olmuş. Osmanlı mirasını yok etme gayreti Ortadoğu ile Türkiye arasındaki suni duvarları alabildiğine yükseltmiş. Bunun sancıları günümüze kadar devam edip gelmiştir. İşte, yüz yıl öncesine kadar siyasal ve kültürel tüm varlığımızı paylaştığımız bu insanlarla tekrar sağlıklı bir diyalog nasıl kurmalıydık ? Princeton üniversitesi ile bazı üniversitelerimiz ortak programlar yapıyor ama Ortadoğu üniversiteleri Batıda, ABD'de tanındığı halde bizde tanınmıyor. Bu kopukluk benim her zaman dikkatimi çekmiştir. İngilizce kaynaklara dayanarak bir katkıda bulunmak istedim. İlim ve Sanat, Diriliş Mavera gibi dergilerde Çağdaş Arap Edebiyatına ilişkin değerlendirme, hikaye ve şiir çevirileri yayınladım. Lübnan'a yönelik son İsrail saldırıları üzerine, Lübnan üzerine çevirilerimi bir kitapta toplamak istedim. Beyan Yayınları ve Ali Kemal beyin projeyi desteklemesi üzerine kitap gerçekleşmiş oldu.
Beyrut'un İsrail`in işgal ettiği ilk Arap başkenti olmasının dışında Arap dünyası/ aydınları için önemi nedir?
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Arap dünyası "ulusal akımların" hakim olduğu Arap devletlerine bölündü. Bu devletlerde bağımsızlık, emperyalizm karşıtlığı ve kendine özgü bir sosyalizm düşüncesi ağırlığını koydu. O zamanlar bunun doğal sonucu, Sovyet blokuna yakınlıktı. Sovyetler bu yeni devletlere bol bol silah sattı. Yeni devlet olmuşlardı ve bunun adını bağımsızlık koymuşlardı. Cezayir, Tunus, Mısır, Suriye, Lübnan, Irak vesaire. Hepsinin kahraman liderleri vardı. Bu tartışılmaz liderler ülkelerini otoriter bir rejime dönüştürmekte gecikmedi. Arap dünyasındaki düşünürler, aydınlar, yazarlar, şairler, daha özgür bir atmosfer arayışıyla ya "ilgili" oldukları batı ülkelerine göç ettiler, ya da kendilerini daha rahat hissedecekleri ulusal bir ada aradılar. İşte Beyrut, Ortadoğunun Paris'i de denen Beyrut bu arayışların yöneldiği şehir oldu. Jöntürklerin Paris'e kaçmaları gibi, Arap dünyasının yazarları, şairleri Beyrut'a yöneldi. Beyrut kültür, basın ve yayın dünyasının merkezi haline geldi. Türkiye'de bile türü ne olursa olsun Arapça kitap denince Beyrut akla geliyordu. FKÖ liderliğinin sığınağı da Beyrut oldu. Esasen Beyrut, çevresindeki ulusal devletler arasında Osmanlı sistemine benzeyen çok kültürlü bir özgürlük adası gibiydi. Lübnan ve Beyrut Fransız nüfuz bölgesiydi, dolayısıyla Beyrut'un yolu Paris'e çıkıyordu.
Arap şiiri, yüzyıllar öncesine kök salan güçlü bir geçmişe sahiptir. Son yüzyılda, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında, "Modern" Arap şiiri ilginç bir gelişme göstermiş, Arap halkının kimlik ve özgürlük mücadelesine koşut olarak oluşan yeni akımlara tanık olmuştur. Arap şiirindeki belli başlı akımlar konusunda neler söylenebilir?
Bir kere Modern Arap şiiri nasıl bir yönelme içinde olursa olsun, kendini klasik şiirin etkisinden kurtaramaz. Şekil değişebilir fakat Arap kültürünün nabız atışları olan şiirin ruhu değişmez. Değişirse Arap olmaz. Arapçanın kendisi, Arap şiir geleneği Arap şiirinin tarlasıdır. Burada kendine bir yer bulamazsa bir anlam kazanamaz. Evet Arap dünyası yaşanan siyasal gelişmelere bağlı olarak yeni şiir akımlarına tanık olmuştur. Yüzyılın başlarından itibaren Ortadoğudaki kaostan kaçan ve ABD'ye göç eden Arap şairler Arap şiirinde dönüm noktası oldu. Daha sonra Irak merkezli Tef'ile akımı, Suriye Okulu olarak da bilinen Mecelle akımı, 67 Arap – İsrail savaşından etkilenen Haziran deneyimi ve 1982 Beyrut işgalinden etkilenen Beyrut deneyimi öne çıktı. Siyasi ve askeri olarak gururu kırılmış olan Arap dünyası, sesini şiirlerde bulmuştur. Bu akımların öncüleri çeşitli açılardan eleştirilmiştir. Gerçekten iki kutuplu dünyada İsrail – ABD cephesine karşı Arap liderleri ister istemez Sovyetlere yönelmiş, Sovyetler silah satmış ve Arap aydınlarına sahip çıkmıştır. Biz ise öbür kutuptaydık. Aramız kutuplar kadar uzaktı. Bu akımları ve öncülerini bizdeki kategorilerle değerlendirmek yanlış olur. Şiir akımları yaşanan sosyal ve siyasal olaylara Arap şiirinin bir yorumu ve katkısı olmuştur.
Mehceret edebiyatı nedir? Bu edebiyat Arap şiirine nasıl katkıda bulunmuştur?
Mehceret veya Göçmen edebiyatı ABD ve Latin Amerika'ya "hicret" eden Arap şairlerin edebiyatıdır. New York'ta yaşamış olan Halil Cibran ve Emin Ruhani'nin Kalem Rabıtası grubu 1910'dan itibaren tanınmaya başladı. Bu şairler İslam öncesi de dahil olmak üzere klasik Arap şiirinin imaj dünyasını canlandırdı. Bunu yaparken serbest şiir ve mensur şiir formlarını Arap şiirine hediye etti. Böylece Arap şiirinin tipik şekil özelliği olan aruz ve beyit formlarının dışına çıkılmış oldu. Esasen bunlar Hıristiyan Arap şairlerdi fakat özellikle New York gibi bir ortamda kendi köklerini Arap dünyası ve kültüründe arama gereğini duydular.
Göçmen edebiyatının diğer kolu Brezilya'nın Sao Polo şehrinde 1933'ten itibaren tanınmaya başlayan Endülüs grubudur ki burada Arap göçmenler, köklerini Endülüs'te arayan Hispanik bir çevre bulmuştur. Bu grubun etkisi ve çalışmaları günümüze kadar devam etmiştir ve apayrı bir araştırma konusudur.
1967 Haziran Savaşında İsrail`in Arap ordularını silip süpürmesinden sonra Beyrut`taki El Adab dergisi Ağustos 1967 sayısında Nizar Kabbani`nin Gerileme Kitabına Dipnotları`nı yayımladı. Şiir, hemen bütün Arap dünyasında yasaklandı. Yasaklanır yasaklanmaz da el altından bastırılıp dağıtıldı ve ezberlendi. Arap dünyasında o günden sonra Haziran Edebiyatı (El Adab el Huzarani) diye bilinen bir edebiyat anlayışı oluştu. Haziran edebiyatının belli başlı özellikleri denildiğinde neler akla gelir?
1967 savaşı mevcut Arap sistemlerinin iflasını göstermişti. Politik çaresizlik ve halkın duyduğu öfke bu edebiyatta yankısını buldu. Daha önce Arap liderleri, klasik edebiyatı bile ulusal devletlere göre paylaşmıştı. Fakat 67 hezimeti ve arkasından 73teki kısmi zafer, birlik duygusunu getirdi. Halk kendini önce Arap sonra belli bir ülke vatandaşı olarak görmeye başladı. Bunun şiire yansıması, Haziran edebiyatıdır.
Haziran Akımı 1982 yılına kadar etkisini sürdürdü. 1982 Haziranında İsrail Lübnan`a girerek Beyrut`u işgal etti. İşgalle birlikte Arap şiirinde Beyrut Akımı adı verilen yeni bir şiir akımı doğdu. Bu şiir akımı Haziran Edebiyatından hangi noktalarda farklılaşır?
1982'de ilk defa bir Arap başkenti İsrail tarafından işgal edilmiştir. Bu işgal ve FKÖ'nün Lübnan'ı terk etmesi, Arap şairleri derinden etkilemiş ve Arap liderlere karşı güvensizliği doruk noktaya çıkarmıştır. Harabe halindeki şehir, çöl ve deniz imajları şiire hakimdir. Haziran edebiyatındaki direniş ruhu yerini çaresizliğe bırakmıştır. Modern Arap dünyası en büyük trajedileri yaşamış buna karşılık en büyük destansı şiirler ortaya çıkmıştır.
Beyrut'un işgalinden sonra Arap şairler için sürgünlük kaçınılmazlaşır. Kitabınızda yer alan şairlerin hepsi sürgünlük deneyimi yaşamışlar mıdır?
Elbette. Yaşadıkları dönem ve ortamda başka türlü olamazdı. Adonis Suriye'den Lübnan'a oradan (doğal olarak) Paris'e gitmiştir. Mahmut Derviş, tam bir muhacir. Filistinde doğuyor, daha 1948'de yeni kurulan İsrail, köyüne saldırıyor. Ailesiyle Lübnan' kaçıyorlar, henüz 7 yaşında yetim kalıyor. Bir yıl sonra köyüne döndüğünde köyünün tamamen yıkıldığını, yerine bir Yahudi yerleşiminin kurulduğunu görüyor. İlkokula giderken defalarca göz altına alınıyor. Sonra eğitim için Lübnan ve Paris. Suriye'li Magut da Lübnan'a göçmüş. Sadi Yusuf ise Irak'ta doğuyor, 1982'de Beyrut'ta. Oradan Kıbrıs'a hicret ediyor.
Çalışmanızda Ali Ahmed Said'in (16 şiir), Mahmud Derviş'in(12 şiir), Mahmut El Magutun'un (1 şiir), Said Yusuf'un (9 şiir) ve Nizar Tevfik Kabbani'nin(1 şiir) şiirleri yer alıyor. Bu çalışmayı oluştururken, nelere dikkat ettiniz ve şair-şiir seçiminde neleri göz önünde bulundurdunuz?
Açıkçası kitabı oluştururken sayısal bir oranlama düşünmedim. Sevdiğim şiirleri çevirmiştim, onların arasından Lübnan'la ilgili bulduklarımı bir araya getirdim. Daha çok genişletilebilir. Bu alanda yapılacak çok iş var.
Şiirlerde öne çıkan metaforlar, temalar desek...
Ben en çok destansı şiir formundan etkilendim diyebilirim. Fakat çok lirik geçişler var, en büyük dramı son derece insani bir detaya gizlemişler. Kullanılan mecazlarda klasik şiirin etkileri kendini gösteriyor. Fakat bu onu çağdaş bir şiir olmaktan çıkarmıyor.
Şiir zamanın giysilerini parçaladığında
Rüzgarları çağırdım

Adonis böyle diyor. Zaman ötesi, ufukları gören (çöl) bir dünya söz konusudur. İnsanlar kendi hayallerini bile unutmuştur, bu nedenle aynayı temizlemek gereklidir. Oysa bu topraklar, Mütenebbi'nin ayak seslerini bile tanımaktadır. Çölün sükuneti, kafatasları, gökyüzü ve yıldızlar, mızraklar, tütsüler, baharatlar, dualar, hacılar. Bu bütün bir Arap dünyasıdır.
Kavganın, acının ve yalnızlığın çok erken yaşta bilincine varmış bir şair olarak Mahmud Derviş 1982 yılının eylül ayında gerçekleştirilen Sabra -Şatila katliamından hemen sonra, "Gölgeyi Yüksekten Övmek - Beyrut Kasidesi"ni yazar. Bu şiirle Filistin kavgasında, en güçlü silahlardan birisinin şiir olduğunu bütün dünyaya kanıtlar. Bir konuşmasında M. Derviş: "Şairi olmayan bir ülke, hiçbir savaşı kazanmış sayılmaz" diyor. Savaş, işgal, yıkım ortamında Arap şairler şiire nasıl bir görev biçiyorlar?
Mahmut Derviş Arap şiirinde bir fenomendir.1982'de o da Lübnan'daydı. FKÖ'nün aktif yöneticileri arasındaydı. 1988'deki Bağımsızlık Bildirgesini o yazdı. Fakat 1993'te bu görevinden istifa etti. Ömrünü vakfettiği Filistin halkının FKÖ ve Hamas olarak bölündüğünü gördü. Ve bugünlerde kendisini kaybettik. FKÖ bilindiği gibi iki kutuplu dünyada Sovyetler tarafından destek görmüştür. Derviş'in de Lenin ve Stalin "barış" ödülleri vardır. Fakat bu ilişki ne FKÖ'yü ne de bu gibi şairleri ülkemizdeki anlamda "solcu" yapmaz. Bizim için önemli olan kendi halklarının yaşadığı trajediyi ne ölçüde yansıttıkları ve bunu yaparken nasıl şiir yazdıklarıdır. Arap dünyasında İsrail kaynaklı olarak yaşanan savaş, yıkım ve işgal, ifadesini en iyi şiirde bulmuştur. Çünkü dünya medyası İsrail'e karşı bir söylem geliştirmekten uzaktır. Siyasal ve askeri varlık gösteremeyen Arap dünyasında şairler mısralarını silah gibi kullanma gereğini duymuş, bunda da başarılı olmuştur. Bu çerçevede ilk akla gelecek isim Mahmut Derviş'tir.
Arap dünyasının en büyük şairlerinden biri Kabbani. Arap şiiri uzmanları "büyük şairler" sıralamasının başına Kabbani`yi ya tek başına ya da Adonis ile birlikte koyuyorlar. Kitapta Adonis'in ilk başta Kabbani'nin ise en sonda yer almasının sebebi nedir?
Adonis üzerinde şiiri nedeniyle özellikle durmuştum. Adonis mesaj için şiiri feda etmemiştir. Daha sakin, lirik ve derindir. Arap şiirinin serüvenini iyi izlemiştir. Konumuzla ilgili en çok ondan şiirim vardı. Kabbani'nin en sona gelmesi iyi bir tesadüf oldu. Fakat onun şiirini kitap için çevirdim, en son çevirdim.
Antolojide en fazla şiir Ali Ahmed Said'ten yani Adonis'ten seçilmiş. Adonis, Avrupa ve Amerika edebiyatı konularındaki derin bilgisi sayesinde çağdaş Arap şiirinde çok önemli bir yer tutar. Aynı zamanda eleştirmen ve çevirmendir; plastik sanatlarla, kaligrafiyle ve kolajla da ilgilenmektedir. Paris'te yaşayan Adonis, siyasal konumlanışı bakımından pek çok Arap edebiyatçısı tarafından eleştirilmektedir. Suriyeli edebiyatçı ve aynı zamanda Yazarlar Birliği Başkanı Nadia Khost Adonis'in İsrail politikalarına destek verdiğini ifade eder. Buna karşın Beyrut'un işgali ile ilgili pek çok şiir yazmış. Adonis'i bu noktada nasıl değerlendirmek gerekir?
Bu durum yalnız Adonis için söz konusu değil aslında. Mahmut Derviş de FKÖ üyesi olmakla beraber, kategorik olarak solda görülebilir. İsrail – ABD cephesine karşı tüm Ortadoğu Arap devletleri Sovyetlere yaklaşmıştı. Suriye'nin SAM füzelerini hatırlayalım. Aynı şekilde Mısır, Irak, Libya gibi ülkeler de sürekli Sovyet silahlarıyla doluyordu. Sovyetler Birliği kültürel destek de veriyordu. Mahmut Derviş Lenin ve Stalin barış ödülü sahibidir. Ödüllerin siyasi araç olarak kullanılmasının tarihi eskidir. Orhan Pamuk'la başlamamıştır. Şimdi, Mahmut Derviş bizim ölçülerimizde solcu mudur ? Bizim ölçülerimiz Ortadoğuya uymuyor. Çünkü onlar sıcak çatışmanın içindeydi. Adonis de Batı eğitimi almış belki bohem bir hayat süren bir şair. Özel hayatını tahmin edebiliriz. Ülkemize de geldi, sol dediğimiz kesim tarafından ağırlandı. Biz şairleri şiirleriyle değerlendirmeliyiz. Adonis, kendi halkının acılarını paylaşmış, kendi şiir geleneğini çok iyi izlemiş ve özgün şiirler yazmıştır. Bizdekiler gibi köklerini inkar etmiş, yabancılaşmış, şiir geleneğini yok saymış, kendisine dünyanın bilmem neresinden üstadlar bulmuş, meşruiyetini onlara dayandırmış değildir. İsrail politikalarını ne şekilde desteklemiş bilemiyorum. Ama Ortadoğuda Arap liderlerinin politikalarını desteklemek de bir o kadar eleştirilebilir. İsrail'in sembolik durumundan yararlanmaya gerek yok. Ortadoğu kendi halkına karşı nice suçlar işlemiş liderlerle doludur. Mesela Mısır'da halen komik seçimler devam etmektedir.
Said Yusuf ve Mahmut El Magutun diğer üç şaire gore daha az tanınıyor Türkçe'de.Biraz bu şairlerden ve şiirlerinden söz eder misiniz?
Sadi Yusuf Basra'lı. 1934 doğumlu. Bağdat'ta öğrenim görmüş. İşgal sırasında Beyrut'ta. Oradan mülteci sıfatıyla Kıbrıs'a geçiyor. Bu arada, Yunanistan Arap dünyasına bizden daha yakınlık göstermiştir. Sadi Yusuf elbette daha önce sözünü ettiğimiz şairler kadar tanınmış değil. Fakat Lübnan'da çıkan Şiir dergisinin önemli şairleri arasındaydı. Kitaba, işgale tanıklık eden kısa şiirlerini aldım.Mumammed el Magut ise Suriyeli. 1934 doğumlu. Fakat 1960'tan itibaren Arap şiirinin en etkili isimleri arasında. Serbest şiir formunu Arap şiir geleneği ve birikimiyle ustaca bir araya getirdi. Sosyal konulara ağırlık verdi.2005'te Şam'da öldü. Bu iki şairi Türkçede tanıtmak istedim.
1976 yılında Nuri Pakdil'in Fransızcadan çevirip yayımladığı "Çağdaş Arap Şiiri" kitabı başta olmak üzere Arap edebiyatı ve şiiri çoğu zaman ikinci dilden Türkçe'ye aktarılmıştır. İkinci dilden şiir çevirmenin ne gibi güçlükleri var?
Nuri Pakdil'in "seçkisi" bu alanda gördüğümüz ilk örnekti. Sezai Karakoç'un İslam'ın Şiir Anıtlarından adlı çevirisini de düşünürsek, bu eserler bizde, aslına en yakışan iyi çeviriler izlenimi bırakmıştır. Bu konuda kesin bir şey söylemek zordur. Çünkü şiir ve anlamı ayrı şeylerdir. Çok iyi Arapça bilen bir yabancı, çok kötü çevirebilir. Bazı çevirilerin aslından bile iyi olduğu şeklinde latife vardır. Bütün sorun, iyi bir çeviriye ulaşmakla ilgili olabilir. İngilizceye çeviren bir Arap ise doğru İngilizce ifadeyi bulamamış olabilir. Bir İngilizse o zaman Arapça ifadeyi yanlış yorumlayabilir. Arap edebiyatına vakıf olan birinin iki metni karşılaştırabilmesi gerekir. En iyisi hem Türk hem de Arap edebiyatına vakıf olanın tercüme etmesidir. Fakat buradaki vukuf bilgi anlamında değildir, söylediğim gibi bilgi ve anlam esas olsaydı en iyi şiiri ulema yazardı. Burada kararı bürokrasi veya diploma değil, okuyucu ve zaman vermektedir. Sanat, hele hele şiir böyledir.
Kitabınızın sunuşunu "Bu seçkiyi Arap şiirinin, kültürünün ve dünyasının ülkemizde tanınmasına katkıda bulunması temennisiyle" sonuçlandırıyorsunuz. Arap dünyasındaki düşünürler ve edebiyatçılar, Batı'ya göre Türkiye'ye yeterince yansımıyor. Sizce bunun nedeni nedir, çevirmen sorunu mu yoksa okuyucu ilgisizliği mi?
Yüz yıldır yaşanan kopukluk. Ortadoğu sınırlarımız geçit vermiyor. Ticari ilişkiler yeni yeni rasyonalitesini buluyor. Engeller hala devam ediyor. Teknoloji ve bilimde geri bile kalsak edebiyatlarımız birbirini izleyebilirdi. Kapılar açık olsaydı. Kültürel açıdan Ortadoğu bizim için adeta meşru olmayan bir bölgeydi. Hala da kuşkuyla bakılabilir. Oysa yapılan turistik gezilerde Ortadoğu insanının Türkiye'ye ne kadar önem verdiğini anlıyoruz. Fakat bilimsel ve sanatsal ilişkilerimiz çok zayıf. Arapça İlahiyatta var sosyal bilim ve edebiyatı eksik. Ticarette var kültürel boyutu eksik. Okuyucu bizim şairlere ne kadar ilgi gösteriyor ki sıra Arap dünyasına gelsin denebilir. Olsun şiir okuyucusu ilgi duysun yeter. Şahsen ben, Mahmud Derviş ve Kabbani'den çok önce, Aragon, Mayakovski, Rilke, Ritsos okumuştum. Bir de genel okuyucuyu düşünün. Kapılar açılma sürecinde ama alınacak çok yol var.
Seçkiye aldığınız şiirlerden en çok hangisini beğendiniz, niçin?
Adonis'in Atmaca'nın Günleri ve Mahmut Derviş'in Akdeniz Kıyısında Antik ve Güzel Bir Şehir Üzerine Kısa Yansımalar adlı şiirleri nedense bende benzer bir etki bırakıyor. Ortadoğu, Akdeniz, İslam medeniyeti çağları, yıkım, uygarlık ve destan. Bunlar birey ve toplum için geçmekte olan hayatın şiirselliğini çok iyi yakalamış şiirler.
Kuşatma Altında Beyrut Günlüğü'ne okurlardan gelen olumlu ya da olumsuz tepkiler neler oldu?
Birkaç değerlendirme yazısı çıktı. Yeni Şafak Kitap ekinde gördüğüm çok iyiydi. Genel okuyucular önemli bir katkı olduğunu söylüyor. Profesyonelce ilgili olanlar ikinci dil konusuna girmekten hoşlanıyor. Doğrusu çok iddialı değilim. Konuya bir katkım olduysa ne ala. Arap edebiyatıyla yakından ilgilenen, Arapçadan çeviriler yapacak yetkin insanlara çok ihtiyaç var.

Röportaj: ASIM ÖZ
Haksöz-Haber