Hayber'de siyahi bir çoban vardı. Yahudilerden birinin yanında ücretle koyun otlatıyordu. Bir gün yine Hayber'in dışında koyunlarını otlatırken, Hayber'i fethetmek üzere gelen Hz. Muhammed (s.a.v)'le karşılaştı. Efendimiz'e ''Bana İslam'ı anlatır mısın?'' demişti.

Efendimiz İslam'ın tanıtılmasında ve tebliğinde adam farkı gözetmezdi. İslam'ı anlatırken O'nun yanında, herkes eşitti, bir kralla bir çobana aynı şekilde davranırdı. Kimseyi hakir görmezdi. Bu sebeple kılıç ve ok sesleri arasında yoksul çobana İslam'ı anlattı.

Çobanın yüreğini sıcak bir sevgi kaplamıştı. Çoban şehadet getirerek Müslüman oldu. Çoban, ''Ya Resulallah, ben şu koyunların sahibi olan kişinin yanında çalışan bir işçiyim. Koyunlar bana emanet. Şimdi bunlara ne yapayım?'' diye sordu.

Hz. Peygamber, ''İslam dini emanete hıyanet etmemeyi emretmektedir. Sürünün başına dön, yüzlerine hafifçe vur ve kaleye doğru yolla! Cenab-ı Hak seni isteğine kavuşturacaktır.'' dedi. Çoban, Efendimiz'in dediği gibi yaptı ve koyunları Hayber'e gönderdi.

Çoban hemen sahabilerin arasına döndü ve Hayber Yahudilerine karşı savaşa koyuldu. Bir süre savaştıktan sonra Yahudilerin attığı bir taşla şehit düştü. Savaşın sonunda onun cansız bedenini getirdiklerinde Resulullah önce şehide baktı sonra da yüzünü çevirdi. Neden böyle yaptığı sorulduğunda da, ''Şimdi huriler onun yüzündeki toprakları siliyorlar.'' dedi.

Yoksul çoban hayatında hiç namaz kılmadan, secdeye başını koymadan şehit düşmüştü. Bu zat ashab arasında bulmaca gibi sorulur olmuştu: ''Bilin bakalım! Hiç namaz kılmadan cennete giren adam kimdir?'' ''Şehit çobandır.''