Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 1 Toplam 5 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
Toplam 47 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #1
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    79
    Mesajlar
    336

    Standart PABLO NERUDA

    ATLAR

    Pencereden atları gördüm.

    Berlin’deydim, kıştı. Işık
    Işıksızdı, gökyüzü yoktu gökyüzünde.

    Havanın aklığı ıslak bir ekmek gibi.

    Ve penceremden boş bir sirk
    Kışın dişleriyle kemirilmiş.

    Ansızın bir adamın yedeğinde
    On at göründü sislerin içinden
    Çıkarken titremediler, ateş gibi,
    O saate kadar bomboş olan
    Evreni doldurdular gözlerimde. Görkemli, yangınlı
    Uzun bacaklı on tanrı gibiydiler,
    Yeleleri tuzun düşlerini andırıyordu.

    Portakaldan ve evrenlerdendi sağrıları.

    Baldı derileri, amber, yangın.

    Boyunları gururun taşlarından
    Oyulmuş kulelerdi,
    Ve kızgın gözlerine güçlü bir dirim
    Eğilmişti bir tutuklu gibi.

    Ve orada sessizlikte, ortasında
    Günün, kirli ve dağınık kışın
    Haşarı atlar kan,
    Uyum ve yaşamın kışkırtıcı gömüleriydiler.

    Baktım, baktım ve yeniden yaşadım:
    Kaynağın, altın dansın, gökyüzünün,
    Güzellikte yaşayan ateşin
    Orada olduğunu bilmeden.

    O kapanık Berlin kışını unuttum.

    Ama atların ışığını unutmam.

  2. #2
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    79
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: PABLO NERUDA

    BALIKÇIBAKİ

    Baki bakıyordu daldan
    Balıkçı suya battı,
    Balıkçıbaki daldı dibe
    Balıkçıbaki avladı balık,
    derken Baki daldı, zavallı kuş,
    Balıkçı çıkarken yüze
    kıpraşan gümüş yükü ve
    birkaç damlayla,
    çünkü Balıkçıbaki
    beslenir yalnız gökkuşağıyla,
    suda dalgalanan ışıkla:
    sonra çöker ve tüketir
    titreşen balıklarını


  3. #3
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    79
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: PABLO NERUDA

    BİR SÜRÜ AD

    Pazartesiler karışmış Salılara
    ve hafta bütün bir yılla:
    kesemez zamanı
    bezgin makaslarınız sizin
    ve günün bütün adları
    yıkanıp gider gecenin sularıyla.

    Kimse ben Pedro’yum diyemez,
    Rosa değil, Maria değil kimse,
    ya tozuz, ya kumuz hepimiz,
    hepimiz yağmuruz yağmur altında.
    Venezuelalardan söz ettiler bana,
    Paraguaylardan, Şililerden,
    bir şey anlamıyorum dediklerinden:
    yeryüzünün derisini biliyorum yalnız
    ve onun adsız olduğunu.

    Kökler arasında yaşarken
    çiçeklerden daha zevk duyduydum,
    çan gibi çalardı
    ne zaman bir taşla konuşsam.

    Çok uzundur kış boyu
    sürüp giden bahar:
    zaman kaybetmiş ayakkabılarını:
    bir yıl dört yüzyıl eder.

    Uyurken beni her gece
    nasıl çağırırlar ya da çağırmazlar?
    Ben ben değilsem uykuda
    uyanınca peki kimim ben?

    Diyorum, güçbela
    ayak bastığımız şu yaşamda,
    gelelim yeni doğmuş gibi,
    doldurmayalım ağzımızı,
    bir sürü belli belirsiz adla
    bir sürü kasvetli resmiyet
    bir sürü cafcaflı kelam
    senindiyle benimdiyle
    bir sürü kağıt imzalamakla.

    Her şeyi karıştıran bir kafam var benim,
    birleştirip hayat veren
    içiçe sokan, soyan,
    ta ki dünyanın ışığı
    okyanusun birliğine varsın,
    bir esirgemez bütünlüğe,
    bir çatırdayan miskokuya.

  4. #4
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    79
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: PABLO NERUDA

    BİZLER SUSUYORDUK

    Bilmek acı çekmektir. Ve bildik;
    Karanlıktan çıkıp gelen her haber
    Gereken acıyı verdi bize:
    Gerçeklere dönüştü bu dedikodu,
    Karanlık kapıyı tuttu aydınlık,
    Değişime uğradı acılar.
    Gerçek bu ölümde yaşam oldu.
    Ağırdı sessizliğin çuvalı.

  5. #5
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    79
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: PABLO NERUDA

    BU AKŞAM EN HÜZÜNLÜ ŞİİR

    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
    Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
    Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
    Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
    Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
    Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
    Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
    Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
    O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
    Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
    Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
    Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
    Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
    Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
    Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
    Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
    Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
    Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

    Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
    Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
    Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
    O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
    Artık sevmiyorum ya severim belki yine
    Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
    Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
    Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

    Belki bana verdiği son acıdır bu acı
    Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona

  6. #6
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    79
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: PABLO NERUDA

    BUĞDAYIN TÜRKÜSÜ

    Halkım ben, parmakla sayılmayan
    Sesimde pırıl pırıl bir güç var
    Karanlıkta boy atmaya
    Sessizliği aşmaya yarayan

    Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
    Tohuma dururlar yeniden
    Ve halk, toprağa gömülü
    Tohuma durur bir yerde
    Buğday nasıl filizini sürer de
    Çıkarsa toprağın üstüne
    Güzelim kızıl elleriyle
    Sessizliği burgu gibi deler de

    Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.

  7. #7
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    79
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: PABLO NERUDA

    ÇOCUKLUĞUN TAŞRASI

    Çocukluğun taşrası, romantik balkondan seni yelpaze gibi açıyorum. Eskiden
    olduğu gibi sokakların terk ettiği ben, terkedilmiş sokakları inceliyorum.
    Düş darbeleriyle dövdüğüm küçük kent, kıpırtısız varlığından
    beliriveriyorsun. Köpüğün kıyısında uzun ve ağır adımlarla toprakları ve
    otları çiğneyerek, daha yeni boyanmış bu gök altında büzüşmüş sen, bir tek
    sen geceyi kaçıran taşlar atabilirdin. Böyle yarattın kendini, yalnızlıkla
    yoğrulmuş, iç sıkıntılarıyla yaralı, yürüyerek, yürüyerek kederli
    kasabalarda. Neye yarar eskilerden söz etmek, neye yarar unutuşun
    çamaşırlarını yeniden giymek? Yine de gölgen büyük ve kara, çocukluğumun
    taşrası. Büyük ve kara kasaba gölgen renksiz soğukluğun, kuzey rüzgarının
    öpücüğü altında. Ve güneşli, beklenmedik, tatlı günlerin de var bir başak
    gibi sallanarak nemden çıktığında zaman. Ah! suların yükselmesinin korkunç
    kışı, babaannem ve ben titrerdik aklımızı kaçırasıya titrerdik. Her yandan
    yağan, kederli ve savurgan, bitmek tükenmek bilmez yağmur. haykırırlar,
    ağlarlardı ormanlarda yitmiş trenler. Rüzgarın çevrelediği tahta evler
    çatırdardı. Rüzgar şaha kalkmış ayaklarıyla pencereleri uçururdu, yıkardı
    çitleri; şiddetli, umutsuz, arazi olurdu denize doğru. Ancak tertemiz
    geceler de vardı, güzel havanın yaprakları, kusursuz yıldızlar içine
    sokulmuş karanlık gökyüzü. Ağır kaldırımlarda, alacakaranlıkta ya da
    unutulmaz sabahlarda genç kızı elinden tutup gezdiren aşık oldum. Söylenmiş
    onca sözcük nasıl anımsanmaz? Çiçek gibi açılan öpücükler, dalgalanan
    çiçekler her şey bitse de. Fırtınayla yüzleşen ve acı kanatları altında
    ağzını güçlendiren çocuk seni destekliyor bugün fırtınadan sonra büyük bir
    ağaç gibi nemli ve sessiz memleket. gizli saatlerin elinden kaçmış, herkesin
    tanımadığı çocukluk taşrası. Son yağmurla ıslanmış yapı iskelesine uzanmış
    yalnızlığın bölgesi, bir geri dönüş barınağı olarak öneriyorum seni ömrüme.


  8. #8
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    79
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: PABLO NERUDA

    EN İYİ GÜNE ÖVGÜLER

    En iyi gün tan atmadan önce başlar ve geceden sonra biter. En iyi gün
    karanlık süngerlerinin arasına fırlatır oklarını ve işte karşımızda, en iyi
    gün, iyi bir yoldaş gibi, ayakta durur yol ortasında.
    Bu mutlu zamanı haber verir belirtiler ama kimse derlemez onları. Kim okur
    kayan yıldızların alfabesini? Hiç durup çözmedin sokaklara dökülen küçük
    öncü belirtileri. Son rüzgarların temel gülünü de incelemedin.
    Ne önemi var ey sevinçli gün! Şafağın gönderinin tepesine çekildin ve böyle
    göründün, güler yüzlü savaşçı. Uyandıklarında buğdayların çiyi titretirsin.
    Aydınlığın meyveleri boyar ve yollarını yitirmiş arıların kanatlarını
    açarsın. Ve vadideki o sarı çiçeğin benzeri yoktur çünkü geceleyin
    apaydınlık parmakların beklemiştir başında.
    Yayılmış gök, açık gök; genç kız ağır geniş adımla iner yaprakların kokusu
    içine. Solunan hava soluklaşmaz, havada gerçek menekşe rengini korur.
    Kasaba, ah! o billur taşra, bir türlü satın alınamayan bronz çanın açılışını
    yapar ve sandalın sahibi, yoksullukların kıyısından dalgalandığını görür
    denizin ıslak zümrütleri arasında yelkenlisinin beklediği yelkenin. Küçük
    kız, küçüğüm, gezme günüdür bu gün, kovmalısın kederini ve göğsün iki dirhem
    bir çekirdek giysinin altından dikler iki ak tomurcuğu. Yiğit dost, uzak
    dost, sevgili köpük, bugün sevincin sana getirdiği mektubu, haberleri
    alırsın: Gerardo, sarhoş herif, eski dostum. Biliyorsun, Thomas başını
    sokacak bir yer buldu. Federico, Juanita, herkes memnun. İşçiler pişman
    değiller bu günün tatil olmasına ve içleri sızlar yaygaracı yumurcakları
    beklerken. Bir çiçek süslüyor yoksulun barınağını bu huzurlu saatlerde ve
    her yeri örümcek ağı bağlayan yıkıntı eve gün ışırken sabah ya da gün
    batarken akşam barınaksız bir umudu saklayan iki sevgili girer.


  9. #9
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    79
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: PABLO NERUDA

    FEDERİCO GARCİA LORCAYA YANIK ŞİİR

    Issız bir evde,
    Korkudan ağlayabilseydim;
    Gözlerimi çıkarabilsem de,
    Yiyebilseydim;
    Senin sesin için yapardım
    Bunları,
    Yaşlı portakal ağacı sesin;
    Senin şiirin için yapardım
    Bunları,
    Çığlık çığlığa fışkıran şiirin.
    Baksana,
    Maviye boyuyorlar hastaneleri,
    Senin için;
    Kıyıdaki kenar mahalleleri
    Ve okullar,
    Senin için büyüyorlar;
    Tüy salıyorlar,
    Yaralı melekler;
    Pullar örtünüyor,
    Düğün balıkları;
    Deniz kestaneleri,
    Göğe uçuyorlar;
    Siyah tülleriyle terzi dükkanları:
    Kanla doluyorlar, kaşıklarla,
    Senin için;
    Ve,
    Yutuyorlar,
    Yırtılmış kurdeleleri;
    Öz canlarına kıyıyorlar,
    Öpüşe öpüşe;
    Ve ak sadeler giyiniyorlar.
    Bir şeftali ağacı
    Giyinip de,
    Kuş gibi seğirtirken sen;
    Kasırga gibi fırıl fırıl,
    Bir pirinç gülüşüyle gülerken;
    Türküler çağırdığında;
    Allak bullak ederken,
    Atardamarlarını,
    Dişlerini, gırtlağını,
    Parmaklarını;
    Vay ne şirindin,
    Kahrolurdum ben
    Kahrolurdum ben
    Kızıl göller için:
    Güz ortasında bir şahbaz at
    Ve kana belenmiş bir tanrıyla,
    Beraber yaşadığın.
    Kahrolurdum ben,
    Mezarlıklar için:
    Gece, sesi kısılmış
    Çanlar arasından,
    Suyla, mezarlarla küllenmiş
    Nehirler gibi geçen;
    Nehirler:
    Hasta asker koğuşları sanki,
    Tıklım tıklım dolu;
    Ve matem yağlı ölüme,
    Çürük taçlı mermer şifreli ölüme,
    Nehir nehir gelen ölüme doğru;
    Birdenbire taşıveren nehirler.
    Gece, ayakta, ağlaya ağlaya,
    Boğulmuş çarmıhların geçişini
    Seyrederken sen;
    Kahrolurdum seni görmek için:
    Bak,
    Ölüm nehrinin önünde ağlıyorsun
    Perperişan;
    Garip kalmış köşelerde başın,
    Durmaz ha, durmaz gözlerin
    Ağlar yaşın yaşın.
    Gece ve çıldırasıya yalnız,
    Külleri ısıra ısıra;
    Dumanı, gölgeyi, unutmayı:
    Siyah bir huniyle yığabilseydim,
    Trenlerin, gemilerin üstüne;
    Filizlendiğin ağaç için,
    Yapardım bunları,
    Topladığın,
    Yaldızlı su yuvaları için;
    Sarmaşık için,
    Yapardım bunları;
    Gecenin sırrını sana ileterek,
    Kemiklerini saran
    Sarmaşık için.
    Islak soğan kokusu gelen
    Şehirlerden,
    Seni bekliyorlar;
    Boğuk bir sesle,
    Şarkı söyleyerek
    Geçesin diye.
    Yeşil kırlangıçlar,
    Saçlarının arasına yapıyorlar,
    Yuvalarını;
    Dilsiz sperma sandalları,
    Peşin sıra geliyorlar;
    Sümüklü böcekler, haftalar,
    Yelkenleri düşürülmüş serenler,
    Kirazlar da,
    Dönüveriyorlar ossaat:
    Gözükünce solgun başın,
    On beş gözlü başın,
    Al kan içindeki ağzın.
    Şehrin otellerini,
    İsle doldurabilseydim;
    Hıçkıra hıçkıra,
    Yok edebilseydim
    Çalar saatları;
    Ezik dudaklarıyla yaz ayı,
    Evine nasıl gelecek,
    Göreyim diye
    Yapardım bunları;
    Yığın yığın insanların,
    Melil mahzun tantanalarıyla
    Ülkelerin,
    İşlemez sabanların,
    Gelincik çiçeklerinin;
    Mezar kazıcıların, süvarilerin,
    Kanlı haritaların, gezegenlerin,
    Evine nasıl geldiklerini
    Göreyim diye;
    Yapardım bunları.
    Küllerle örtülü dalgıçların,
    Uzun bıçaklarla delik deşik olmuş
    Meryem Ana tasvirlerini
    Sürüte sürüte gelen maskelerin;
    Damarların, köklerin, hastanelerin,
    Karıncaların, su gözelerinin,
    Evine nasıl geldiklerini
    Göreyim diye;
    Yapardım bunları.
    İçine kapanmış atlının
    Örümcekler arasında öldüğü
    Bir yatakla,
    Gecenin;
    Kinden, dikenlerden bir gülün,
    Sarıya çalan bir geminin,
    Rüzgarlı bir günle, bir bebeğin;
    Evine nasıl geldiklerini
    Göreyim diye:
    Yapardım bunları.
    Ben, Oliverio, Norah,
    Vicente Aleixandre, Delia,
    Maruca, Malva, Marina,
    Maria Luisa, Larco, La Rubia,
    Rafael Ugarte, Cotapos,
    Rafael Alberti, Carlos,
    Manolo Altolaguirre, Bebé,
    Molinari, Rosales, Concha Méndez,
    Ve daha da unuttuklarım;
    Evine nasıl gelecektik,
    Göreyim diye
    Yapardım bunları.
    Gel de taçlar takayım,
    Gel, sağlık esenlik delikanlısı,
    Gel, kelebek kıravatlı civan;
    Sen ey,
    Sonsuz hür siyah bir şimşek gibi:
    Pırıl pırıl insan;
    Madem, geç vakitlere dek,
    Kalınamıyor daha kayalıklarda;
    Bari aramızda konuşalım,
    Gel,
    Şöylece bir, olduğumuz gibi;
    Çiğ için olmadıktan sonra,
    Şiirlerde n'olacak yani?
    Bir ağu hançerin,
    İçimize işlediği bu gece için
    Olmadıktan sonra;
    Şiirlerde n'olacak yani?
    Bu tan kızıllığı için,
    Olmadıktan sonra;
    İnsanın vurulmuş yüreğinin,
    Ölüme hazırlandığı,
    Şu viran köşe için olmadıktan sonra
    Şiirlerde n'olacak yani?
    En çok gece, geceleyin:
    Kıyamet gibi yıldızlardır,
    Dolmuşlar hepten ırmağa;
    Bir kurdele gibiler,
    Fakir fukara dolu evlerin
    Pencerelerindeki..

    Bir ölen var,
    Onların evlerinde;
    Bürolarda, hastanelerde belki,
    Belki asansör ve madenlerde,
    İşlerinden oldular.
    Onulur şey değil yaraları,
    Yaratıklar,
    Acı çekiyorlar.
    Her yanda dert yanış,
    Her yanda,
    Vay şuymuş vay bu;
    Pencereler,
    Göz yaşıyla dolu,
    Aşınmış eşikler,
    Göz yaşından;
    Yüklükler ıslak,
    Bir dalga gibi
    Halıları dişlemeye gelen
    Göz yaşından,
    Oysa ki yıldızlardır akar
    Uçsuz bucaksız bir nehirde.
    Federico,
    Dünyayı görüyorsun.
    Yolları görüyorsun,
    Sirkeyi görüyorsun;
    Birkaç ayrılıştan,
    Taşlardan, raylardan gayrı,
    Kimseciklerin kalmadığı,
    Köşeden:
    Duman ha deyince,
    Zalim tekerleklerine;
    Hoşça kalları görüyorsun,
    İstasyonlardaki..

    Her yanda, sorunlar koyuyorlar,
    Çeşit çeşit insan var:
    Kanlı bıçaklı kör var,
    Öfkelisi, ümitsizi var,
    Yoksul var, tırnak ağaçları var;
    Şunun bunun sırtından,
    Geçinmek sevdasıyla;
    Harami var.

    Hayat böyle, Federico,
    Ey babayiğit,
    Ey kara sevdalı adam.
    Sana,
    Dostluğumun sunabileceği şey
    İşte bunlar..
    Sen de epeyce şey biliyorsun
    Şimdiden.
    Yavaş yavaş, daha da,
    Öğreneceklerin var.

  10. #10
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    79
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: PABLO NERUDA

    GÜZ ÇİÇEKLERİNDEN NÂZIMA BİR ÇELENK

    Niçin öldün Nazım?
    ne yaparız şimdi biz
    şarkılarından yoksun?

    Nerde buluruz başka bir pınar ki
    orda bizi karşıladığın gülümseme olsun?

    Seninki gibi ateşle su karışık
    acıyla sevinç dolu
    gerçeğe çağıran bakışı nerde
    bulalım?

    Kardeşim,
    öyle yeni duygular, düşünceler yarattın ki
    bende,
    denizden esen acı rüzgâr
    kapacak olsa bunları
    bulut gibi, yaprak gibi sürüklenir
    yaşarken seçtiğin
    ve ölümünden sonra sana barınak olan
    oraya, uzak toprağa düşerler.

    Al sana bir demet Şili kasımpatıları
    al güney denizleri üstündeki ayın soğuk parlaklığını,
    halkların savaşını, kendi dövüşümü
    ve yurdumun kederli davullarının boğuk
    gürültüsünü
    kardeşim benim, dünyada nasıl yalnızım sensiz,
    çiçek açmış kiraz ağacının altınına benzeyen
    yüzüne hasret,
    benim için ekmek olan, susuzluğumu gideren, kanıma
    güç veren
    dostluğundan yoksun.

    Hapisten çıktığında karşılaşmıştık seninle,
    zorbalık ve acı kuyusu gibi loş hapisten,
    zulmün izlerini görmüştüm ellerinde,
    kinin oklarını aramıştım gözlerinde,
    ama parlak bir yüreğin vardı,
    yara ve ışık dolu bir yürek.

    Ne yapayım ben şimdi?
    Tasarlanabilir mi dünya
    her yanına ektiğin çiçekler olmadan
    Nasıl yaşamalı seni örnek almadan,
    senin halk zekanı, ozanlık gücünü duymadan?
    Böyle olduğun için teşekkürler,
    teşekkürler türkülerinle yaktığın ateş için.


Benzer Konular

  1. Pablo Picasso..!
    Konu Sahibi yaziklar_olsun Forum Yabancı Ressamlar
    Cevap: 14
    Son Mesaj : 14.Ocak.2011, 15:05
  2. Pablo Neruda
    Konu Sahibi Fuzuli Forum Çeviri-Şiirler
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 23.Ocak.2010, 01:13
  3. Pablo Neruda - AĞIR ÖLÜM
    Konu Sahibi istanbul-istanbul Forum Hikaye - Yazılar
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 14.Ocak.2010, 22:28
  4. Pablo Neruda - Bu Gece En Hüzünlü Şiirleri Yazabilirim
    Konu Sahibi gogeselam Forum Çeviri-Şiirler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 04.Temmuz.2009, 18:34
  5. Pablo Neruda - Nazım'a Bir Göz Çelengi
    Konu Sahibi gogeselam Forum Çeviri-Şiirler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 04.Temmuz.2009, 18:29

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
müslüman sohbet, islami forum sohbet oyun