Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Toplam 8 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 8 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #1
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    62
    Mesajlar
    6.980

    Standart MİTOLOJİ'NİN DOĞUŞU, ANLAMI VE ETKİLERİ



    MİTOLOJİ'NİN DOĞUŞU, ANLAMI VE ETKİLERİ


    Eski Yunan dilinde söz kavramını veren 3 kelime vardır; mitos, epos ve logos.

    Mitos söylenen ya da duyulan sözdür, masal, öykü veya efsane anlamına gelir.Ancak insanlar gördüklerini, duyduklarını anlatırken kendilerinden de pek çok şey eklediklerinden mitoslara pek güven olmaz. Bu nedenle tarihçi Herodot, mitosa tarihi değeri olmayan güvenilmez söylenti demektedir. Platon'da mitosu, gerçekle ilişkisiz, uydurma boş ve gülünç bir masal diye tanımlar.

    Epos, mitostan daha değişik bir anlam taşır. Belli bir düzen ve ölçüye göre söylenen, okunan sözdür ve insana tanrı armağanı olarak görülmüştür. Epos, şiir, destan ve ezgi anlamına gelmiş, ozan ve edebiyatçıların dilinde insanları büyülemiştir. Eskiçağlardan bugüne epik ya da epope olarak tüm Batı dillerine yerleşmiştir.

    Mitosla, epos arasında başlangıçtan itibaren bir yakınlık vardır; Mitos eposun içeriğidir ve çekirdeğini oluşturur. Epos ise mitosu biçimlendirir. Böylece epos mitosun aldığı ölçülü, süslü ve dengeli biçim olarak karşımıza çıkar ve epos ne kadar güzel ve başarılıysa mitos o kadar etkileyici olur.

    Logos ise epos ve mitostan bütünüyle farklıdır. Logos gerçeğin insan sözüyle dile gelmesidir. Logos insanda düşünce, doğada kanundur. Her yerde ve her şeyde vardır.Ortaklaşa ve tanrısaldır.Düşünürün asıl görevi logosu bulmak ve sözle dile getirmektir. Logosla açılan bu yol doğruca bilime ulaşmıştır.Logos ya da loji (logia) bugün herhangi bir bilim dalını belirtmek için kullanılan ek olmuştur (Arkeoloji (eski bilimi), Jinekoloji (kadın bilimi) gibi).

    Mitosla epos uyumlu bir şekilde birleştikleri halde, logos ile aralarında gittikçe kesinleşen bir karşıtlık bulunmaktadır. Antikçağ bilginleri insanı ve evreni anlatırken, mitosun uydurduğu eposun dile getirdiği tanrı masallarını zararlı bulurlar. Fakat yine epos (epik) türden yararlanmışlardır. Platon bile Homeros'u tanrılarla ilgili yalan uydurmakla suçlarken, kendisi de tanrılar katındaki gerçeği açıklarken doğaüstü kanıtlara yönelir ve bir mitos uydurur. Aslında bu İlkçağ insanının yazgısıdır ve mitostan ayrı düşünemez.



  2. #2
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Ynt: MİTOLOJİ'NİN DOĞUŞU, ANLAMI VE ETKİLERİ

    MİTOLOJİ

    Mitoloji bir din veya bir halkın kültüründe tanrılar, kahramanlar, evren ve insanın yaratılışına dair tüm sözlü ve yazılı efsane birikiminin ve bu efsanelerin doğuşlarını, anlamlarını yorumlayıp, inceleyen ve sınıflandıran bilim dalının adıdır.



    Sözcük anlamı

    Mitoloji (Yunanca: μυθολογία, μυθος [mithos] yani “söylenen ya da duyulan söz” ve λογος [logos] yani “konuşma”) kelimelerinin birleşiminden oluşmuş olup, Eski yunan'da “geçmişte söylenenlerin tekrar edilmesi ” gibi bir anlam barındırmaktayken zamanla Batı dillerinde efsane anlamı kazanmıştır. Çağdaş kullanımda, mitoloji ya belirli bir din veya kültürdeki mitlerin bütününü tanımlar (örneğin: Kelt mitolojisi)ya da mitlerin incelenmesi, yorumlanması, toplanması (belki yeniden oluşturulması) ve benzeri çalışmaları içeren bilgi, bilim dalını tanımlar. Nitekim Concise Oxford English Dictionary mitolojiyi şöyle tanımlamıştır:

    “1) Mitlerin, özellikle de belirli bir dinî veya kültürel geleneğe ait olanların, bir bütünü. 2) Yaygın anlamda benimsenmiş fakat abartılmış veya kurgusal bir hikâyeler veya inançlar kümesi. 3) Mitlerin incelenmesi (bilimi).”

    Terimin belirtilen anlamları dolayısıyla, mecazi şekilde, belirli bir görüş, trend veya kavramı hayalî (veya efsanevî) olarak etiketlemek için de kullanıldığı olur. Ayrıca günlük kullanımda mit sözcüğü gerçekte doğru olmayan bir hikâye veya anlatı için tercih edilir ve çoğunlukla bir yanlışlık, doğru olmayan unsur vurgusu barındırır. Bununla birlikte bu tip bir mit kullanımı veya anlamı mitolojide kabul edilmez ve kullanılmaz.

    Mitoloji, zaman zaman Türkçe’de söylenbilim veya söylencebilim olarak da adlandırılmıştır.

    Özellikler

    Efsaneler konu itibarıyla tanrıları, kahramanları ve doğaüstü varlıkları konu alan anlatılardır. Uyumlu bir sistem içerisinde düzenlenmişlerdir ve çoğunlukla geleneksel sözlü aktarı yoluyla (ozanlar, rahipler) şekilde yayılarak canlı kalırlar. Sıklıkla ilgili oldukları topluluğun dinî veya ruhânî yaşantıları ile bağıntılı olan mitler, rahipler veya hükümdarlar tarafından onaylanırlar. Topluluktaki bu ruhânî mevkilerini kaybettikleri zaman, yani topluluğun ruhânî yapısıyla aralarındaki bağ koptuğunda, mitolojik niteliklerini yitirir ve folklora ait söylenceler veya peri masalları haline gelirler.

    Folkloristik (folklorbilim) ki bu disiplin hem seküler hem de kutsal söylencelerin incelenmesini içerir, bir mit gücünün bir kısmını topluluğun (en azından belirli bir kısmının) ona olan inancından ve doğru olarak kabul edilmesinden alır. Folklor incelemelerinde, tüm kutsal geleneklerin birikimi vardır ve terimin kullanımında, günlük kullanımındakine benzer, herhangi bir kötüleme, aşağılama bulunmamaktadır. Örneğin bir dinin hem kendi mitolojisinden ve tekil olarak içerdiği mitlerden ayrı ayrı söz edilebilir. Bu durum tamamen bilimsel ve tarafsız bir yaklaşım olup, bahsedilen söylence ve kavramlara herhangi bir yaşanlama atfetmediği gibi kötüleme ve aşağılama amacı da barındırmaz.

    Efsaneler sık sık gerek evrenin gerekse yerel bölgenin ortaya çıkışını açıklama amacı taşır. Örneğin sırasıyla yaratılış efsaneleri ve kuruluş efsaneleri gibi. Efsaneler ayrıca sık sık doğa olaylarının, başka şekilde açıklanamayan kültürel âdetlerin açıklanması amacını da taşır. Genel olarak efsanelerin doğal anlamda basit bir izah sunmayan herhangi bir şeyi açıklamak için sık sık kullanıldığı söylenebilir.

    Mitoloji terimi Yunan mitolojisi veya Roma mitolojisi formunda olduğu gibi sıklıkla eski kültürlerin antik hikâyelerine atfen kullanılmaktadır. Bazı efsaneler orijinal olarak sözel bir geleneğin ürünüyken zamanla yazınsal hâle de gelmiştirler. Çoğu efsanenin başlangıç noktası aynı iken değişik coğrafya ve kültürlerden etkilenerek farklılaşmış birden farklı anlatı haline dönüşmüş, orijinal olanı ancak mitologların anlayabileceği kadar kompleks hale gelmişlerdir.




    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  3. #3
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Ynt: MİTOLOJİ'NİN DOĞUŞU, ANLAMI VE ETKİLERİ

    Din ve mitoloji

    Çoğu dinde mitolojinin çok önemli ve öncelikli bir yeri bulunur. Mit, günlük kullanımdakinin tersine, aslında bir hikâyenin nesnel anlamda yanlış veya doğru olduğunu tanımlamaz, daha çok, nesnel veya materyalist nosyonlardan ilgisiz bir şekilde, doğru veya gerçek kavramının ruhsal, psikolojik ve/veya sembolik yönlerine gönderme yapar.

    Her ne kadar bugünkü yaygın dinlere mensup çoğu kişi dinlerinin kökeni ve gelişiminde yer alan anlatıları tarihî olaylar olarak ele alsalar da, bunları inanç sistemlerinin figüratif temsilleri olarak gören kişiler de mevcuttur. Bir dinin veya inancın sahip olduğu kavramlar ve anlatılar, karakteristikleri sebebiyle bilimsel anlamda mitik olabilirler ve buradan hareketle birisi Hristiyan mitolojisi, Hindu mitolojisi veya İslam mitolojisinden bahsedebilir. Bu gibi terimlerden anlaşılması gereken o dindeki belirli kavramların, birer kültürel nesne olarak ruhâni, psikolojik ve/veya sembolik yönlerine yapılan atıf olmalıdır; bu dinlerin barındırdığı kavram veya anlatıların yanlış ve doğru olmadığı değil. Zira daha önce de tanımda belirtildiği gibi, mit ve dolayısıyla mitoloji, materyalist veya objektif bir doğruluk nosyonu barındırmadığı gibi bu tip amacı da barındırmaz.

    Din ve mitoloji ilişkisindeki yaygın bir hata da, eski toplulukların inandığı dinlerin mitolojileri ile karıştırılmasıdır. Din ile mitoloji arasındaki içleyici yakın ilişki sebebiyle belirli bir nesne her iki kümenin de elemanı olabilir. Bununla birlikte genel anlamda din ile mitoloji tamamen farklı terim ve kavramlardır. Mitoloji salt mitolojik nesnelerle ilgilenirken, dinin çevrelediği alan ve nesneler daha farklıdır; liturjiden eskatolojiye kadar. Dinî kavramların mitolojik bir yönünün olabilir olması, dinî kavramın dinî oluşunu arkaplana itmez. Bu sebeple örneğin Kelt mitolojisi ve Kelt dini ile kastedilen ayrı şeylerdir; bazı aynı elemanları barındırsalar ve birçok ilişkileri olsa dahi.
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  4. #4
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Ynt: MİTOLOJİ'NİN DOĞUŞU, ANLAMI VE ETKİLERİ

    Çağdaş mitoloji

    Star Wars veya Tarzan gibi film ve kitap serileri zaman zaman güçlü mitolojik yönler barındırırlar ki bu yönler bazen derin ve karışık felsefî sistemlere (doğru) gelişebilir. Bu nesneler mitoloji olmasalar da mitik temalar içerirler ki bunlar bazı kişilere göre benzer psikolojik ihtiyaçları karşılar. Bunun bir örneği J.K Rowling tarafından yazılan Harry Potter isimli romanlarda ve yine yazarın notları incelenerek oğlu Christopher Tolkien tarafından yayına sunulan Silmarillion, Húrin'in Çocukları, Orta Dünya Tarihi, vd. eserlerinde anlatılan Orta Dünya evreninde görülebilir. Bazı sevenleri veya takipçileri kurgusal kompleks dünyaları, örneğin Star Trek serisindeki gibi, yanlış bir şekilde mitoloji olarak yorumlarlar; oysa bunlar nesnel ve bilimsel bağlamda mitoloji olarak tanımlanamaz. Kurgu, insanlar ona inanmadıkları ve ruhâni (veya psikolojik) yaşantıyla bir bağ kurulmadıkça, gerçek anlamda mitoloji seviyesine ulaşamaz.
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  5. #5
    Araf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Nereden
    Kalü Bela
    Mesajlar
    1.228

    Standart Ynt: MİTOLOJİ'NİN DOĞUŞU, ANLAMI VE ETKİLERİ

    Bölgelere Göre Mitolojiler


    Afrika Mitolojisi

    Akamba mitolojisi - Akan mitolojisi - Alur mitolojisi - Aşanti mitolojisi - Baluba mitolojisi - Bambara mitolojisi - Bambuti mitolojisi - Banyarwanda mitolojisi - Basari mitolojisi - Baule mitolojisi - Bavenda mitolojisi - Bazambi mitolojisi - Baziba mitolojisi - Buşongo mitolojisi - Dahomey mitolojisi (Fon) - Dinka mitolojisi - Dogon mitolojisi - Efik mitolojisi - Mısır mitolojisi (İslam-öncesi) - Ekoi mitolojisi - Fan mitolojisi - Fens mitolojisi - Fjort mitolojisi - Herero mitolojisi - Ibibio mitolojisi - Igbo mitolojisi - Isoko mitolojisi - Kamba mitolojisi - Kavirondo mitolojisi - Khoikhoi mitolojisi - Kurumba mitolojisi - Lozi mitolojisi - Lotuko mitolojisi - Lugbara mitolojisi - Lunda mitolojisi - Makoni mitolojisi - Masai mitolojisi - Mongo mitolojisi - Mundang mitolojisi - Ngbandi mitolojisi - Nupe mitolojisi - Nyamwezi mitolojisi - Oromo mitolojisi - Ovambo mitolojisi - Pigme mitolojisi - San mitolojisi - Serer mitolojisi - Şona mitolojisi - Şongo mitolojisi - Songhai mitolojisi - Sotho mitolojisi - Tonga mitolojisi - Tumbuka mitolojisi - Xhosa mitolojisi - Yoruba mitolojisi - Zulu mitolojisi

    Asya Mitolojisi

    Çerkes Mitolojisi - Ayyavazhi mitolojisi - Budist mitoloji - Bon mitolojisi (Budizm öncesi Tibet mitolojisi) - Çin mitolojisi - Hint mitolojisi - Hmong mitolojisi - Japon mitolojisi - Kore mitolojisi- Pers mitolojisi - Filipin mitolojisi - Türk mitolojisi- Vietnam mitolojisi

    Avustralya ve Okyanusya Mitolojisi

    Avustralya Aborijin mitolojisi - Hawaii mitolojisi - Maori mitolojisi - Melanezya mitolojisi - Mikronezya mitolojisi - Papua mitolojisi - Polinezya mitolojisi - Rapa Nui mitolojisi

    Avrupa Mitolojisi


    – Anglo-Sakson mitolojisi - Bask mitolojisi - Katalan mitolojisi – Kelt mitolojisi - Korsika mitolojisi - Çuvaş mitolojisi - Girit mitolojisi - Hollanda mitolojisi - İngiliz mitolojisi - Etrüsk mitolojisi - Estonya mitolojisi - Fransız mitolojisi - Cermen mitolojisi - Yunan mitolojisi - Macar mitolojisi - Fin mitolojisi - İrlanda mitolojisi - Leton mitolojisi - Litvanya mitolojisi - Lusitanya mitolojisi - Nors mitolojisi - Roman (Çingene) mitolojisi - Roma mitolojisi – Romanya mitolojisi - Sardinya mitolojisi - İskoç mitolojisi - Slav mitolojisi - İspanyol mitolojisi - İsviçre mitolojisi – Tatar mitolojisi-Yunan Mitolojisi

    Orta Doğu Mitolojisi

    Arap mitolojisi (İslam öncesi) – İbrahimi mitoloji(Yahudi öncecisi) – Pers mitolojisi - Kürt mitolojisi – Mezopotamya mitolojisi (Sümer, Asur ve Babil) – Yezidi mitoloji

    Kuzey Amerika Yerlileri Mitolojisi

    Abenaki mitolojisi - Algonkin mitolojisi - Karaayak mitolojisi - Çippewa mitolojisi - Chickasaw mitolojisi - Choctaw mitolojisi - Creek mitolojisi - Crow mitolojisi - Haida mitolojisi - Ho-Chunk mitolojisi - Hopi mitolojisi - Inuit mitolojisi - Iroquois mitolojisi - Huron mitolojisi - Kwakiutl mitolojisi - Lakota mitolojisi - Leni Lenape mitolojisi - Miwok mitolojisi - Navaho mitolojisi - Nootka mitolojisi - Ohlone mitolojisi - Pawnee mitolojisi - Pomo mitolojisi - Saliş mitolojisi - Seneca mitolojisi - Tsimshian mitolojisi - Ute mitolojisi - Zuni mitolojisi

    Güney Amerika ve Mezoamerika Yerlileri Mitolojisi

    Aztek mitolojisi - Chilota mitolojisi - İnka mitolojisi - Guaraní mitolojisi - Haiti mitolojisi - Maya mitolojisi - Mapuçe mitolojisi - Olmec mitolojisi - Toltec mitolojisi
    Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisindeyse, bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen Kimsin?İnsan mı? Papağan mı?

  6. #6
    EKoL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mayıs.2009
    Nereden
    istanbuL
    Mesajlar
    2.650

    Standart Mitolojik kuşlar-h.dilek batislam

    Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi l, İstanbul 2002, 185-208.
    Divan Şiirinin Mitolojik Kuşları:
    HÜMÂ, ANKA VE SİMURG
    H. DilekBATÎSLAM*
    ÖZET
    Divan şiirinin kaynakları arasında mitoloji önemli bir yere sahiptir. Ancak divan
    si iri-mitoloji ilişkisi konusundaki çatışmalar sınırlıdır. Divan şiirinde kullanılan
    mitolojik öğelerin neler olduğu ve bu öğelerin divan şiirindeki yerini belirleyen
    çalışmalara İhtiyaç vardır. Bu tür çalışmalar divan şiirinin daha iyi anlaşılmasına
    katkıda bulunacaktır.
    Yazımızda divan şüri-mitoloji ilişkisiyle İlgili olarak divan şiirinde sözü edilen İiç
    mitolojik kuş üzerinde duracağız. Divan şiirinin mitolojik kuşları Hiimâ, Anka ve
    Simıırg'ıın divan şiirinde hangi özellikleriyle, ne sıklıkta ve nasıl ele alındıkları
    taranan değişik yüzyıllara ait on beş divandan seçilen örnek beyitler aracılığıyla
    verilmeye çalışıldı.
    Anahtar Kelimeler Hümâ, Anka, Simıtrg, Divan şiiri, mitoloji, kuşlar.
    Divan şiirinin mitolojik kuşlarından üçünü ve bunların divan şiirindeki
    kullanım özelliklerini ve sıklığını incelemeye yönelik bu çalışmada,
    çeşitli kaynaklarda verilen bilgilerden yola çıkarak Hümâ, Anka ve
    Simurg'u kısaca tanıttıktan sonra taradığımız Şeyhî, Ahmet Paşa, Necatı,
    Cem Sultan, Mesîhî, Usûlî, Fuzûlî, Hayalî, Bakî, Nefî, Nedim, Nailî,
    Nâbî, Şeyh Galip divanlarından seçtiğimiz örnek beyitler aracılığıyla divan
    şiirinde Hümâ, Anka ve Simurg'un hangi özellikleriyle, nasıl ele alındığını
    tespit etmeye çalışacağız. Ayrıca bu kuşlarla ilgili çeşitli tamlama ve
    ifadelerin kullanım sıklığını vereceğiz.
    Divan şiiri, beslendiği kaynaklar açısından zengin bir şiirdir. Gelenek,
    günlük hayat, din, masal, destan, efsane ve menkıbeler, mitoloji vb.
    divan şiirinin kaynakları ve kullandığı malzemeler arasında yer almaktadır.
    Divan şiirinin tam olarak değerlendirilebilmesi için divan şiirinin
    beslendiği kaynaklar, yararlandığı malzemeler tespit edilerek incelenmesi
    *Yard. Doç. Dr., Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve
    Edebiyatı Bölümü.
    186 H. Dilek BATİSLAM
    gerekir. Divan şiiri mazmun, motif, imaj ve sembollerin sıklıkla
    kullanıldığı bir şiirdir. Şairin yeteneğinin, geleneğe ait bilgi ve kültür
    birikiminin ürünüdür. Şair için, yetenek kadar geleneği bilmek ve belirli
    bir kültürel donanıma sahip olmak da önemlidir.
    Evreni, evren karşısında insanı anlama ve açıklama ihtiyacından doğan,
    bilinç ve bilinçaltının ürünü olan mitolojiyle edebiyat ve sanat eserleri
    arasında sıkı bir ilişki vardır. Edebiyat eserlerinde yazar ve şairlerin hayal
    gücünü besleyen, olağanüstü olayları anlatan, zengin içerikli mitolojik öğeler
    roman, hikâye vb. edebî türler, özellikle de şiir için vazgeçilmez
    malzemelerdendir. Mitolojik unsurlar hem dünya edebiyatında hem de
    bizim edebiyatımızda çeşitli türdeki edebiyat ve sanat eserlerinde en çok
    yararlanılan öğeler arasındadır. Bu gerçek bilinmekle birlikte Türk mitolojisiyle
    ya da mitolojinin edebiyatımızdaki yeriyle ilgili çalışmalar henüz
    yeterli düzeyde değildir.
    Divan şiirini araştıranlar divan şiirinin kaynaklan arasında mitolojinin
    de bulunduğu konusunda fikir birliği içindedirler. Ancak bu mitolojinin
    nereden, ne kadar ve nasıl alındığı konusundaki görüşler bazı yönlerden
    çeşitlilik gösterir. Bu görüşlere göre Divan şiiri mitolojik öğelerini daha
    çok Fars kültürünün yarı tarihî ve İslâmlaşmış mitolo j isiyle Şehname'den,
    Arap kültürü ve mitolojisinden almıştır. Çeşitli kaynaklarda verilen
    bilgilerden yola çıkarak şiir-mitoloji ilişkisi divan şiiri açısından değerlendirildiğinde;
    divan şiirinin dünyası içinde mitolojinin önemli bir
    yer tuttuğu, divan şiirindeki mitolojinin Arap, İran ve İslâm mitolojisinin bir
    karışımı olduğu görüşünün ön plâna çıktığı görülmektedir. Ancak,
    ağırlığın İran mitolojisi yönünde olduğuna da dikkat çekilmektedir.
    Çoğunun kökeni tam olarak bilinmemekle birlikte divan şiirinde sözü
    edilen kişi, hayvan, mekân, zaman, bitki, nesne vb. pek çok varlığın mitolojik
    arka plânı bulunmaktadır. Hümâ, Anka ve Simurg da diğer mitolojik
    öğeler gibi bizi masal dünyasına götüren, zengin inanç, efsane ve anlatımlarla
    karşımıza çıkan mitolojik, efsanevî kuşlardır. Ayrıca Hümâ, Anka ve
    Simurg'la ilgili benzetmeler, mazmun ve motifler divan şairlerinin hemen
    hepsinin kullandığı ortak şiir malzemelerindendir. Bu incelememizle
    Hümâ, Anka ve Simurg'dan yola çıkarak divan şüri-mitoloji ilişkisi ile
    ilgili çalışmalara katkıda bulunmayı amaçlıyoruz.
    ' Erdoğan Alkan, "Şiir ve Mitoloji", Varlık, sayı 1015, İstanbul: Nisan 1992, s. 17-20.
    Dursun Ali Tökel, Divan Şiirinde Mitolojik Unsurlar (Şahıslar Mitolojisi), Akçağ Yay.,
    Ankara 2000, s. 69-106.
    3 Tökel, a.g.e., s. 90-91; Konur Ertop, "Bizim İçin Mitologya", Varlık, sayı 1015, İstanbul:
    Nisan 1992, s. 21-22.
    Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 187
    H ü m â
    Farsça olan Hümâ kelimesi devlet kuşu, saadet ve kutluluk anlamlarına
    gelir. Arapçası "Bulah"dır. Bazı Türk lehçelerinde Kumay, Umay
    şeklinde kullanılan Hümâ, Farsçada Hümâ ve Hümây, Anadolu Türkçesinde
    ise Hümâ ya da Hümâ biçiminde kullanılır.
    Devlet kuşu, cennet kuşu, talih kuşu adlarıyla bilinen Hümâ'nın
    özellikleri, yaşadığı yer ve Hümâ ile ilgili inançlar çeşitlilik göstermektedir.
    Bazı ortak özellikleri dolayısıyla Anka, Simurg, Garuda, Kaknus ve
    Phoenix gibi diğer efsanevî kuşlarla karıştırılan Hümâ'nın sürekli karlarla
    örtülü bir ülkede, Çin Cezayiri'nde, Hint Okyanusu adalarında, Kaf Dağı'nda,
    Hindistan'da, Deşt-i Kıpçak'ta, Bahr-ı Muhitde, Hıta-Hoten bölgesinde
    yaşadığı yolunda çeşitli rivayetler bulunmaktadır.
    Hümâ'ya devlet kuşu denilmesi ile hümâyun kelimesinin hükümdar,
    padişah anlamlarını kazanması Hümâ'nın gölgesi ilgili inançlardan kaynaklanır.
    Halk inançlarına göre eskiden bir hükümdar ölünce halk bir
    meydanda toplanır, Hümâ kimin başına konarsa o kişi hükümdar seçilirmiş.
    Hümâ kuşunun uçarken üzerinden geçtiği ya da gölgesinin düştüğü
    kişinin taç giyeceğine ya da yüksek bir makama ulaşacağına inanılmasının
    nedeni de budur. Günümüzde kullanılan talih kuşu, devlet kuşu deyimleriyle,
    insanın başına ya da üstüne kuş pislemesinin hayra yorulması
    Hümâ'nın zenginlik ve mutluluk getirici olması inancıyla ilgilidir. Bu
    inanç ve deyimler Hümâ ile ilgili inançların günümüzdeki uzantılarıdır.
    Hümâ ile ilgili inançlar arasında, Hümâ'yı bilerek öldüren kişinin kırk
    gün içinde öleceği inancı da birçok kaynakta zikredilen yaygın bir inançtır.
    Hümâ'nın canlısının asla yakalanamayacağına inanılır. Hümâ'nın eski
    4
    Ferit Devellioğlu, Osmanhca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara 1986, s. 465; Ahmet
    Talat Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı, (Haz. Cemal Kurnaz), TDV.
    Yay., Ankara 1992; Cemal Kurnaz, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi "Hümâ"
    mad., TDV. Yay., İstanbul 1998, XVIII, 478.
    5 İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Akçağ Yay. Ankara 1989, MI, 238; Cl.
    Huart, İslâm Ansiklopedisi, "Hümâ" mad. C., MEB. Bas. İstanbul 1988, V/l, 627; Orhan
    Hançerlioġlu, İslâm İnançlan Sözlüğü, Remzi Kitap Evi, İstanbul 1984, s. 171.
    Huart, a.g.m., s. 627-628.
    Murat Uraz, Türk Mitolojisi, Düşünen Adam Yay., İstanbul 1994, s. 157-158;
    Hançerlioğlu, a.g.e., s. 171.
    Hançerlioğlu, a.g.e., s. 171; Agâh Sırrı Levend, Divan Edebiyatı, Kelimeler, ve Remizler,
    Mazmunlar ve Mefhumlar, Enderun Kitap Evi, İstanbul 1984, s. 184.
    9
    Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, "Hümâ, Hümây" mad., Dergâh Yay., istanbul
    1981, V, 284-285; Ahmet Eflâkî, Ariflerin Menkıbeleri, (Çev. Tahsin Yazıcı), Remzi
    Kitap Evi, İstanbul 1987, II, 266.
    188 H. Dilek BATİSLAM
    Türk inancındaki Tanrı Umay'la olan benzerliği ve Çepni boyunun sembolünün
    Hümâ kuşu olduğu da kaynaklarda belirtilir.
    Edebiyatımızda Hümâ'dan ve diğer kimi kuşlardan söz eden çeşitli
    eserler bulunmaktadır. Bunlar arasında İran ve Türk edebiyatlarındaki
    klâsik mesnevi konularından biri olan Hümâ vü Hümâyun mesnevileri
    başta gelir . Ortadoğu İslâm edebiyatlarında sık karşılaşılan kuşlar arasındaki
    konuşmalara dayalı alegorik eserlerin hemen hepsinde Hümâ ile ilgili
    bölümler bulunmaktadır. XII. yüzyılda Gazâlî'nin yazdığı Risaletü't-tayr
    adlı eser başta olmak üzere, bu eserden yararlanılarak büyük İran şair ve
    mutasavvıfı Feridüddin Attar'ın yazdığı Mantıku't-tayr'da ve Attar'm eserine
    nazire olarak Ali Şîr Nevâyî'nin yazdığı Lisanü't-tayr'da sembolik
    kuşlar arasında Hümâ'nın adı sık sık geçmektedir .
    Divan şiirinde mitolojik kuşlar içinde özellikleri nedeniyle en çok
    sözü edilen Hümâ'dır. Hümâ ve onun çeşitli özellikleriyle ilgili benzetmelerin
    sık kullanıldığı beyitlere aşağıdaki örnekleri verebiliriz:
    Sâye-i zülfün Hümâsm salma ağyar üstüne
    Bir siyeh-rûdur anun bahtın hümâyûn eyleme
    (Ahmet Paşa D., G. 276, b. 2, s. 251)13
    "Zülfünün gölgesinin Hümâ'sını ağyar üstüne salma. Bir kara yüzlüdür
    onun bahtını hümâyûn etme; hükümdar, taht sahibi yapma" diyen
    şair, sevgilinin zülfünün, Hümâ gölgesi gibi olan gölgesini rakibin, ağyarın
    üstüne salmasını; böylece kara yüzlü ağyarın bahtının açılmasını ve
    rakibin, sevgilinin gönül ülkesinin sultanı olmasını istemez. Sevgilinin
    zülfünün gölgesini Hümâ'ya benzetir. Hümâ'ya benzeyen bu gölge rakibin
    üzerine düştüğünde onun bahtı açılacaktır. Şair bu beyitte Hümâ'nın gölgesi
    üstüne düşen kişinin şanslı, talihli olacağı inancına telmih yapar. Sevgilinin
    saçının gölgesini Hümâ gölgesi gibi şans getirici olarak görür.
    10 Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin ABC'si, Kabalcı Yay., İstanbul 1999, s. 39-46; Halil
    Ersoylu, "Türk Dünyası'nın Folklor ve Etnografyasında Süs Unsuru Olarak Kullanılan
    Bazı Kuşlar", Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Ekim 1980; II/8, 83-93; Halil
    Ersoylu, "Türk Dünyası'nın Düşünce, Dil ve Edebiyatındaki Bazı Kuşlar", Türk
    Dünyası Araştırmaları Dergisi, Nisan 1981, XI/11, 76-125; Abdulkadir İnan, "Umay
    İlahesi Hakkında", Makaleler ve İncelemeler, TTK. Bas., Ankara 1987, s. 397-399. Pala,
    a.g.e,, s. 238.
    12 L. Sami Akalın, Türk Folklorunda Kuşlar, KB. HAGEM Yay., Ankara 1993, s. 17.
    Örneklerin alındığı divan baskıları metnin sonunda verilmiştir. Beyit ve sayfa
    numaraları bu baskılara aittir. Beyit örneklerinin imlâsında örneklerin alındığı baskıların
    imlâsı esas alınmıştır.
    Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 189
    Amacı sevgilinin zülfünün güzelliğini, etkileyiciliğini övmektir. Ayrıca
    aynı kökten türemiş ve aralarında anlam ilgisi bulunan Hümâ ve hümâyûn
    kelimelerinin bir arada kullanılması; saye, zülf, siyeh, baht kelimeleriyle
    sağlanan renk ve anlam ilgisine yönelik çağrışımlar beyti zenginleştirmektedir.
    Gördüler zâg-ı rakibe o Hümâ oldu şikâr
    Ehl-i diller dediler düşmedi hayfâ yerine
    (Hayalî D., G. 513, b. 6, s. 268)
    "Gönül ehli olanlar o Hümâ gibi olan sevgilinin rakip kargasına av
    olduğunu görünce, eyvah yerine düşmedi dediler" beytinde de sevgilinin,
    kargaya benzeyen rakibin avı olmasından duyulan üzüntü dile getirilir.
    Sevgili, Hümâ'ya; rakip, kargaya benzetilir. Görenler ol Hümâ'nun 'izz ü
    nâzın Havaya saldı gönül şahbazın
    (MesîhîD.,G. 171, b. l,s.227)
    "O Hümâ'nın yüceliğini ve nazmı görenler gönül doğanını havaya
    saldı" diyen şair, sevgiliyi Hümâ'ya benzetir. Sevgili, Hümâ gibi nazla
    yüksekten uçan bir kuştur. Âşık ise onu avlamak için gönül doğanını havaya
    salmıştır. Beyitte sevgilinin yüksekten uçması ve zor ele geçirilmesi
    gibi özellikleri nedeniyle Hümâ'ya benzetildiği görülmektedir. Hümâ-yı
    perçemün dâ'im gönül saydına kasd eyler Ne lâzım anı sayd itmek olupdur
    çün şikâr-ı zülf
    (Cem Sultan D., G. 166, b. 5, s. 136)
    "Perçeminin Hümâ'sı daima gönül avlamak ister, onu avlamaya ne
    gerek vardır. Çünkü o zülfün avı olmuştur" diyen şair, sevgilinin perçemini
    Hümâ'ya benzetir ve daima âşığın gönlünü avlamak peşinde olduğunu
    söyler. Ancak âşığın, sevgilinin gönlünü avlamak için çaba göstermesine
    gerek yoktur. Çünkü âşığın gönlü zaten sevgilinin zülfüne av olmuştur.
    Olmasa Nef î n'ola dil-beste zülf-i dilbere Tab'-ı
    şuhu dama düşmez bir Hümâ'dır n'eylesin
    (Nef î D., G. 91, b. 6, s. 325)
    "Nef î dilberin zülfüne âşık olmasa ne olur? Onun şuh yaradılışı tuzağa
    düşmeyen bir Hümâ'dır, ne yapsın?" diyen şair, sevgilinin şuh yaradılışıyla
    Hümâ gibi tuzağa düşmez, ulaşılmaz olduğunu dile getirir.
    190 H. Dilek BATİSLAM
    Hümâ'nın avlanamama özelliğine telmih yaparak sevgilinin ele geçmeyeceğini
    anlatır.
    Zülf-i siyahı sâye-i perr-i Hümâ imiş
    İklîm-i hüsne anun içün pâdişâ imiş
    (Bakî D., G. 218, b. l, s. 234)
    "Siyah zülfü Hümâ kanadının gölgesiymiş. Güzellik ülkesine onun
    için padişahmış" denilerek sevgilinin siyah zülfü Hümâ kanadının gölgesine
    benzetilir. Sevgilinin, güzellik ülkesinin padişahı olması da bu sebebe
    bağlanır. Beyitte Hümâ'nın gölgesinin üstüne düştüğü kişinin padişah
    olması inancına telmih yapılır.
    Perçemin zülfün Hümâ-veş saye saldı üstüme
    Pâdişâh-ı 'âlem oldum çün gedâ oldum sana
    (Muhibbi D., G. 38, b. 2, s. 52)
    "Saçının perçemi Hümâ kuşu gibi üstüme gölge saldı. Sana kul olduğum
    için âlemin padişahı oldum" diyen şair, sevgilinin perçeminin Hümâ
    gibi üzerine gölge saldığı için padişah olduğunu söyler. Aynı zamanda
    sevgilinin de kuludur. Yukarıdaki beyitle benzer özellikler taşıyan bu beyitte
    de Hümâ gölgesinin uğur getirme özelliği üzerinde durulmuştur.
    Sevgilinin zülfünün gölgesi övülmüştür.
    Tezerv-i hoş-hırâmım sînem olsun cilvegâhın gel
    Hümâveş saye salsın başıma zülf-i siyahın gel
    (Nedim D., G. 77,b.l,s.314)
    "Hoş salınan sülünüm! Cilve edeceğin yer sinem olsun, gel. Siyah
    zülfün Hümâ gibi başıma gölge salsın, gel" diyen Nedim sevgilisinin siyah
    zülfünün Hümâ gibi başına gölge olmasını ister. Hümâ'nın gölgesi kimin
    başına düşerse onun şansının açılacağı inancına telmih yapar. Sevgilinin
    saçının gölgesinin de kendisine Hümâ gibi şans getirici olduğunu vurgular.
    Gölgelikde edemezsin derd-mendinle karâr
    Sen hümâsın dâ'imâ işin senin pervâz olur
    (Necâtî Beg D., G. 201, b. 5, s. 241)
    "Dertlinle gölgelikde duramazsın. Sen Hümâsın; senin işin daima
    uçmak olur" beytinde sevgili, Hümâ gibidir, daima uçar. Hiçbir yere
    konmaz, kendisinin yüzünden derde düşen âşığa ilgi göstermez. Âşık sevTürk
    Kültürü İncelemeleri Dergisi 191
    giliye sitem eder. Sevgilinin kısa bir süre görünüp sonra kaybolmasını
    Hümâ'nın hiçbir yerde durmayıp sürekli yer değiştirmesine benzetir.
    Sayd olurken perçem-i tavusuna şehbâz-ı can
    Ol Hümâyı ben meges ya'ni şikâr etsem gerek
    (Şeyhî D., G. 96, b. 5, s. 192)
    "Can doğanı tavus perçemine av olurken ben, yani sinek o hümâyı
    avlasam gerek" beytinde de âşık kendisini sineğe, sevgiliyi de Hümâ'ya
    benzetmiştir. Hümâ gibi zor ele geçen sevgiliyi avlamaya çalışmasının
    imkânsızlığını anlatmıştır.
    Seg-i kuyun Mesîhî'nün etin yiyelden ey âfet
    Hümâ-yı mürg göz dikmişdür anun üstühânına
    (Mesîhî D., G. 216, b. 5, s. 256)
    "Ey âfet! Bulunduğun yerin köpekleri Mesîhî'nin etini yediğinden
    beri Hümâ kuşu onun kemiğine göz dikmiştir" diyerek şair, rakibi kendisinin
    etini yiyen köpeğe benzetmiş, Hümâ'nın da kemiklerini yemek istediğini
    söyleyerek, Hümâ'nın kemikle beslenmesine telmih yapmıştır. Beyitte
    aslında Hümâ ile dolaylı olarak anlatılmak istenen sevgilidir. Köpek
    olan rakip âşığın etini yemiş, Hümâ olan sevgili de onun kemiklerine göz
    dikmiştir. Rakiple sevgili iş birliği yaparak âşığa eziyet etmektedir.
    Nice ayrılsın Necati 'aşk-ı dil-berden kim ol
    Bir Hümâdur k'âşiyanı ol hevâ üstündedür
    (Necati Beg D., G. 121, b. 7, s. 205)
    "Necati sevgilinin aşkından nasıl ayrılsın ki? O, yuvası havada olan
    bir Hümâ'dır" beytinde Hümâ'nın yuvasının havada olma özelliğine telmih
    yapılır.
    Hâl-i Hümâ-nümâsma zülfü kafeslenir Kim
    mürg-i ma'nâ hâne-i mısra'da beslenir
    (Şeyh Galip D., G. 100, b.l, s.306)
    "Hümâ gösteren benine zülfü kafes olur. Mana kuşu ki mısra evinde
    beslenir" beytinde âşık taneyi gören kuş misali sevgilinin tuzağına düşer.
    Sevgilinin beni Hümâ'ya benzetilir. Zülfü de ben üzerindeki kafes gibidir.
    Ben tane, zülüf tuzaktır. Sevgilinin Hümâ gibi olan beni zülüf kafesinin
    kurduğu tuzakla âşığı avlar. İkinci dizede de anlam kuşa benzetilmiş ve
    mısra evinde beslendiği söylenmiştir.
    192 H. Dilek BATİSLAM
    Bakî suhanda sana bu gün hem-cenâh yok Tab'-ı
    bülendün evc-i belagat Hümâsıdur
    (Bakî D., G. 80, b. 5, s. 150)
    Bakî, "Bu gün söz söylemede seninle aynı kanatlara sahip olan yok.
    Yüce yaradılışın güzel söz söyleme doruğunun Hümâ'sıdır" diyerek kendini
    söz söyleme konusundaki ustalığı ve yaradılışının yüceliği bakımından
    belagat doruklarında uçan Hümâ'ya benzetir. Hümâ'nın yüksekten
    uçma ve ulaşılmazlık özelliklerini kendini övmek için kullanır. Fahriye
    yaparken Hümâ'nın özelliklerinden yararlanır.
    Usûlî dâr-ı dünyâdan güzer kıl
    Hümâsın alçağa konma hazer kıl
    (Usûlî D., K. 2, b. 31, s. 40)
    "Usûlî! Dünya evinden vaz geç, sen Hümâ'sın; alçağa konmaktan çekin"
    beytinde şair kendini Hümâ'ya benzetir ve Hümâ gibi yüksekten
    uçmakla övünür. Alçağa konmaktan çekinmeyi tavsiye ederken Hümâ'nın
    özelliklerini tefahür vesilesi yapar. Hümâ gibi yüksekten uçan büyük bir
    şair olduğunu vurgulamak ister.
    Cîfe-i dünyâya çok meyi etmedim kerkes kimi Bir
    Hümâ-tab'ım gıda besdir bana bir üstühân
    (Fuzûlî D., K. 31, b. 3, s. 101)
    "Akbaba gibi dünya leşine çok meyletmedim, bir Hümâ yaradılışlıyım.
    Gıda olarak bana bir kemik yeterlidir" diyen şair, kendini yaradılışının
    yüceliği, üstün özellikleri bakımından Hümâ'ya benzetir. Hümâ'nın
    yaradılış bakımından diğer kuşlardan üstün olduğu gibi kendisinin de
    farklı olduğuna dikkat çeker. Dünyayı bir leşe benzetir ve dünya nimetleri
    peşinde koşanların leş yiyen akbabalar gibi olduğunu vurgular. Dünya
    malına meyletmediğini söyler. Hümâ ile akbabayı, beslenme biçimleri
    bakımından, karşılaştırır. Hümâ'nın kemikle beslenmesine telmih yapar.
    O vekîl-i bihîn ki dergehinün
    Köhne cârûbıdır cenâh-ı Hümâ
    (Nâbî D., C. l, Tarih 82, b. 43, s. 278)
    "O seçkin vekil ki Hümâ kanadı dergâhının eski süpürgesidir" beytinde
    de Hümâ kanadının vekilin dergâhının eski süpürgesi olduğu söylenir.
    Şair, bu beyitte mübalağa yapar. Hümâ'dan övgü amacıyla yararlanır.
    Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 193
    Hümâ ile ilgili en ilginç benzetmelerden biri Nâbî'nin aşağıdaki beytinde
    yer almaktadır:
    Elif ki encümen-i harfde ser-âmeddür
    Per-i Hümâ-yı sa'âdet serindeki meddür
    (NâbîD.,C.l, K.28,b.l,s.l61)
    "Elif ki harfler topluluğunun başta gelenidir. Mutluluk Hümâsı'nın
    kanadı başındaki meddir" diyerek şair, elif harfi üzerindeki med işaretini
    Hümâ kanadına benzetir. Saadet Hümâsı'nın kanadı nitelemesiyle
    Hümâ'nın mutluluk getirici olma özelliğini hatırlatır. Şair (âşık) elif harfi,
    bu harfin üzerindeki med işareti de Hümâ kanadı gibi mutluluk getiren
    sevgilidir.
    Yukarıdaki örnek beyitlerde de görüldüğü gibi mitolojik kökenli bir
    kuş olan Hümâ'nın en önemli özelliği devlet kuşu, talih kuşu olmasıdır.
    Bu nedenle daha çok mutluluk, şans ve güç sembolü olarak kullanılmıştır.
    Şairler mutluluğu, şansı, ulaşılması zor hedefleri, idealleri ifade etmek için
    Hümâ ile ilgili benzetmelerden yararlanmışlardır. Divan şiirinde de sıralanan
    özellikleriyle sıkça söz konusu edilmiştir. Hümâ, havada çok yüksekten
    uçması, elde edilemeyişi, tuzağa düşmemesi, gölgesinin insanlara
    şans getirmesi, kemikle beslenmesi, diğer kuşlardan üstün olması gibi
    özellikleri ve bunlarla ilgili inançlar, efsaneler, rivayetler dolayısıyla divan
    şairinin şiirinde zengin bir hayal ve benzetme dünyası içinde karşımıza
    çıkar. Özellikle divan şairi övgülerinde yer verdiği kişileri sevgili, padişah
    ya da veziri, fahriye yaptığı durumlarda da kendisini Hümâ'ya benzetir.
    Şair kendisini överken şairlik yeteneğinin çeşitli özelliklerini ulaşılmazlık,
    olağanüstülük bakımından Hümâ'ya benzetir. Şairin hayali Hümâ avlayan
    şahin olur. Şair için kimi zaman mana da Hümâ'dır. Bazen de şair şiir
    Hümâ'sını avlamaya çalışır. Kendisinin ya da övgüsünü yaptığı diğer kişilerin
    Hümâ gibi olağanüstü özelliklere sahip olduğunu söyler. Padişahı
    överken şair, padişahın Hümâ gölgesi gibi insanlara şans, uğur ve mutluluk
    getirici olduğunu anlatır. Hümâ'nın kanadı padişahın eşiğinin süpürgesi
    olur. Sevgili, Hümâ'ya benzetildiği zaman hangi âşığına iltifat etse
    onun başına devlet kuşu konmuş ve o kimsenin şansı açılmış olur. Sevgilinin
    güzelliği Hümâ gibi ulaşılması zor bir güzelliktir. Sevgili, âşığa gölgesi
    düşmeyen Hümâ'dır. Sevgilinin zülfü ulaşılmazlık açısından; zülfünün
    gölgesi ise uğur getirici olması açısından Hümâ'ya benzetilir. Sevgili,
    Hümâ olduğu zaman âşık için avlanması çok zordur. Çünkü Hümâ gibi
    yüksekten uçmaktadır.
    194 H. Dilek BATİSLAM
    Divan şiirinde Hümâ'nın bazı özelliklerini vermek amacıyla taradığımız
    Şeyhî, Ahmet Paşa, Necati, Cem Sultan, Mesîhî, Usûlî, Fuzûlî, Hayalî,
    Bakî, Muhibbi, Nef î, Nedim, Nailî, Nâbî ve Şeyh Galip divanlarında
    kullanılan Hümâ ve Hümâ ile ilgili tamlamalar ve kullanım sıklıkları
    şunlardır: Hümâ: (Muhibbî: 19; Nâbî: 14; Nef î: 11; Şeyh Galip: 9; Mesîhî
    ve Bakî: 8; Usûlî: 7; Ahmet Paşa ve Hayalî: 5; Necâtî: 4; Nailî: 3; Nedim ve
    Şeyhî: 1); Hümâ-sâye: (Hayalî: 4; Nef î ve Nedim: 2; Nailî ve Bakî: 1); Bâl-i
    Hümâ: (Şeyh Galip: 4; Nâbî: 2; Nefî: 1); Hümâ-yı devlet: (Nâbî: 3; Necâtî,
    Mesîhî, Bakî ve Nedim: 1); Hümâ-himmet: (Necâtî: 2; Usûlî: 1) Hümâpervâz:
    (Muhibbî: 3; Nefî ve Bakî: 1); Hümâ-veş: (Nailî: 2; Nedim: 1)
    Hümâ-yı himmet: (Şeyh Galip ve Fuzûlî: 2; Necâtî:! ); Hümâ-yı evc-i
    sa'âdet: (Nâbî ve Bakî: 1) Hümâ-yı kuds: (Ahmet Paşa ve Cem Sultan :1);
    Hümâ-yı lâ-mekân: (Nâilî:3 ; Şeyh Galip:4); Per-i Hümâ: (Nâbî ve Nedim: 3;
    Cem Sultan: 2; Ahmet Paşa ve Nefî: 1); Hümâ-yı şeref: (Ahmet Paşa ve
    Şeyhî: 1); Mânend-i Hümâ: (Nâbî ve Nedim: 1); Mürg-i Hümâ: (Mesîhî:2;
    Şeyh Galip:!); Sâye-i per-i Hümâ: (Bakî: 2; Nâbî ve Nefî: 1); Zıll-ı Hümâ:
    (Cem Sultan: 3; Mesîhî ve Fuzûlî: 2; Ahmet Paşa, Necâtî, Bakî ve Şeyh
    Galip: 1); Şeh-per-i Hümâ: (Nailî ve Ahmet Paşa: 1); Ah-ı Hümâ-yı kanâ'at:
    (Nâbî: 1); Bâl-i Hümâ-yı evc-i istiğna: (Şeyh Galip: 1); Bâl-i Hümâ-yı peride:
    (Nedim: 1); Bâl-i Hümâ-yı saltanat: (Nefî: 1); Bâz-ı Hümâ: (Hayalî: 1);
    Cenâh-ı Hümâ: (Nâbî: 1); Cihân-bân-ı Hümâ-sâye: (Nefî: 1); Cihân-bân-ı
    Hümâ-zıll: (Nefî: 1); Çeleng-i per-i Hümâ: (Şeyh Galip: 1); Çeşm-i Hümâ:
    (Şeyh Galip: 1); Devlet Hümâ'sı: (Muhibbî: 2; Ahmet Paşa: 1); Fer-i Hümâ-yı
    evc-i sa'âdet-mesîr: (Bakî: 1); Gam-ı sayd-ı Hümâ-yı nazm: (Şeyh Galip: 1);
    Hâl-i Hümâ-nümâ: (Şeyh Galip: 1); Ham-ı zülf-i Hümâ-pervâz: (Bakî: 1);
    Hem-sâye-i bâl-i Hümâ: (Nedim: 1); Hüdâvend-i Hümâ-himmet: (Nefî: 1);
    Hümâ-pesendi-i ikbâl: (Nailî: 1); Hümâ-şeref: (Hayalî: 1); Hümâ-şikâri-i zülf:
    (Nailî: 1); Hümâ-tab': (Fuzûlî: 1); Hümâ-tal'at: (Hayalî: 2; Muhibbi: 1);
    Hümâ-yı 'ar§-t kadem: (Şeyhî: 1); Hümâ-yı âşiyan-zâd-ı sa'âdet: (Nâbî: 1);
    Hümâ-yı baht: (Nedim: 1); Hümâ-yı bâz-ı himmet: (Muhibbi: 1) Hümâ-yı bîpervâ:
    (Nâbî: 1); Hümâ-yı bülend-âşiyan: (Nâbî: 1); Hümâ-yı çetr-i Hümâyûn:
    (Ahmet Paşa: 1); Hümâ-yı dil: (Nailî: 1); Hümâ-yı evc-i ferağ: (Nâbî:
    1); Hümâ-yı evc-i himmet: (Şeyh Galip: 1); Hümâ-yı evc-i hüner. (Fuzûlî: 1);
    Hümâ-yı evc-i istiğna: (Bakî: 1); Hümâ-yı evc-i 'izzet: (Hayalî: 1); Hümâ-yı
    ferruh-fâl: (Şeyh Galip: 1); Hümâ-yı gül-per: (Nâbî: 1); Hümâ-yı hüner:
    (Nâbî: 1); Hümâ-yı hüsn: (Şeyh Galip: 1); Hümâ-yı lâ-mekân-ter: (Nailî: 2);
    Hümâ-yı maksad: (Şeyh Galip: 1); Hümâ-yı medh: (Nedim:!); Hümâ-yı
    meram: (Şeyh Galip: 1); Hümâ-yı mihr: (Şeyh Galip: 1); Hümâ-yı nâz: (Şeyh
    Galip: 1); Hümâ-yı nûr-bâl: (Hayalî: 1); Hümâ-yı nusret: (Necâtî: 1); HümâTürk
    Kültürü İncelemeleri Dergisi 195
    yi perçem: (Cem Sultan: 1); Hümâ-yı ruh: (Usûlî: 1); Hümâ-yı saltanat: (Necâtî:
    1); Hümâ-yı sühan: (Mesîhî:!); Hümâ-yı tâb': (Şeyh Galip: 1); Hümâ-yı
    vasi: (Cem Sultan: 1; Muhibbi: 1); Hümâ-veş: (Muhibbi: 1) Hümâ-yı zafer.
    (Necati: 1); Hümâ-yı zülf-iyâr: (Ahmet Paşa: 1); Hüner-mend-i Hümâ-sâye:
    (Nefî: 1); Kâm-ı Hümâ: (Nailî: 1); Kasd-ı Hümâ-yı dil: (Nailî: 1); Lâne-i
    tâ'ir-i Hümâ-yı himem: (Şeyh Galip: 1); Ma'na Hümâ'sı: (Bakî :1); Magz-ı
    can-perver-i Hümâ-yı dilim: (Nailî: 1); Nâm-ı Hümâyûn-ı Hümâ: (Nâbî: 1);
    Niyâz-ı sâye-i bâl-i Hümâ: (Nâbî: 1); Per-i Hümâ-yı ney: (Şeyh Galip: 1);
    Per-i Hümâ-yı saltanat: (Bakî: 1); Sayd-ı Hümâ: (Şeyh Galip: 1); Sayd-ı
    Hümâ-yı 'akl: (Nailî: 1); Sayd-ı Hümâ-yı ma'rifet: (Nâbî: 1); Sâye-i Hümâ:
    (Muhibbi: 1) Sâye-i bâl-i Hümâ: (Şeyh Galip: 1); Sâye-i mürg-i Hümâ:
    (Şeyh Galip: 1); Sâye-perverd-i Hümâ-yı evcgâh-ı râz: (Nailî: 1); Şahin-i
    Hümâ: (Nefî: 1); Zât-ı Hümâ-pervâz: (Nedim: 1); Zıll-ı Hümâ-yı devlet:
    (Nailî: 1); Zıll-ı Hüma-yı re'fet: (Nedim: 1); Zıll-ı Hümâ-yı saltanat: (Nefî:
    1); Zıll-ı şeh-per-i Hümâ: (Şeyh Galip: 1); Zıll-ı şeh-per-i Hümâ-yı evc-i isti'lâ:
    (Nailî: 1).
    Sıraladığımız bu terkiplerle seçtiğimiz örneklerde bulunan kelime ve
    terkiplerin çoğu dikkat edilirse daha çok Hümâ'nın yüksekten uçması,
    ulaşılmazlığı, ele geçmemesi, şans getirici olması, gölgesi vb. olağanüstü
    kimi özellikleriyle ilgili inançları yansıtır niteliktedir. Öte yandan Hümâ,
    Anka ve Simurg'la kıyaslandığında divan şiirinde daha sık karşımıza çıkmakta,
    özellikle XVI. yüzyıldan başlamak üzere giderek şiirlerdeki kullanım
    sıklığında da artış görülmektedir.
    A n k a
    Anka kelimesi İbranice anak kelimesinden türemiştir. Anak, isim olarak
    gerdanlık, uzun boyunlu dev anlamlarına, fiil olarak ise gerdanlık
    takmak, boğmak, boğazı sıkmak anlamlarına gelir . Anka; uzun boyunlu,
    ismi olup cismi olmayan büyük bir kuştur. Simurg, Zümrüdüanka adlarıyla
    da bilinir. Cennet kuşuna benzer yeşil bir kuş olduğu için bu ad verilmiştir.
    Bu adların dışında Anka, Semender, Devlet Kuşu, Phoenix,
    Tuğrul, Hümâ adlarıyla da bilinir. Bulunduğu yerdeki kuşları avlayarak
    batıya doğru uçtuğundan Anka-yı muġrib de denir.17 İslâm tasavvuf ve
    M V. F. Büchner, İslâm Ansiklopedisi, "Anka" mad., MEB. Bas., İstanbul 1940,1,437.
    Atilla Özkmmlı, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi "Anka" mad., Cem Yayınevi, İstanbul
    1987,1,112.
    Hançerlioğlu, a.g.e., s. 758-759.
    Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Marifet Yay., İstanbul 1996, s. 49-50.
    196 H. Dilek BATİSLAM
    edebiyatlarında Anka'ya verilen, bazı kaynaklarda "yutucu, yok edici"
    şeklinde de yorumlanan muğrib "gurub eden, uzaklaşan, gözden kaybolan"
    sıfatı bu efsanevî kuşun gözle görülmeyişiyle ilgilidir. Çok yüksekten
    uçtuğu yolundaki inanç da bundan kaynaklanmaktadır. Bu özellikleriyle
    Anka'nın dünyanın en iri, en yüksekten uçan ve havada en fazla kalabilen
    (200 gün) kuşu "albatros" arasında bir benzerlik aramak mümkündür.
    Anka Hint mitolojisindeki Garuda gibi "kuşlar padişahı"dır. Bazı efsanelerde
    de yine onun gibi Kaf dağından başka denizin ortasında ulu bir ağacın
    tepesinde de oturur.
    Yüzü insan yüzüne benzer, boynu uzun, tüyleri renk renktir. Kendisinde
    her hayvandan bir alâmet bulunduğu ya da vücudunda otuz kuşun
    renk ve alâmeti olduğu, bu nedenle İranlıların Anka'ya Sirenk, Simurg
    dedikleri söylenir. Kırmızı ve altın renkli, uzun tüylü, güzel sesli ve
    erkektir. Bir rivayete göre dişidir. Tanrı sonra buna bir erkek yaratmıştır.
    Musa peygamber zamanında meydana gelen bu kuş, çoğalıp Necid ve Hicaz
    taraflarına yayılmıştır. Mısırlıların efsane olarak anlattıklarına göre
    Anka, kartal büyüklüğünde bir hayvan olup boynunun tüyleri altın gibi
    sarı ve kuyruğu beyaz ile karışık pembe renkli ve güzel gözlüdür. Gözle
    görülmeyecek kadar yüksekte uçan ve Kaf dağının tepesinde yatan Anka'-
    nın ölümü ve doğumuyla ilgili çeşitli rivayetler vardır.
    İran destanlarında Simurg adıyla anılan Anka, Firdevsî'nin Şehnâme1-
    sinde Zâl'i yetiştiren ve oğlu Rüstem'e yardım eden kuş olarak bilinir.
    Ayrıca İran mitolojisinde Anka, Rüstem'in cerrahı, babası Zâl'in dadısı
    olarak da anlatılır.
    İslâm mitolojisinde ise, Anka kuşların padişahı olarak anılır. Hz.
    Musa zamanında yaratılmış, Hicaz'a gitmiş, Hz. Süleyman'ın meclisince
    bulunmuştur. Kısas-ı Enbiya'nın Hz. Süleyman'la ilgili bölümünde de
    "Anka Kuşunun Öyküsü" adlı bir öykü yer almakta olup bu öyküde Anka
    18
    Sargon Erdem, Türkiye Diyanet Vakfı islâm Ansiklopedisi, "Anka" mad., TDV. Yay.,
    İstanbul 1991, III, 199.
    19
    Şemsettin Sami, Kamus-ı Türkî, Çağrı Yay., istanbul 1987, s. 904; Onay, a.g.e., s. 40;
    Devellioġlu, a.g.e, s. 43; Uludağ, a.g.e., s. 49-50. Hançerlioğlu, a.g.e., s. 758-759.
    21 Ömer Ferit Kam, Âsâr-ı Edebiyye Tedkikâtı (Haz. Halil Çeltik), KB. Yay., Ankara
    1998, s. 165-166.
    22 Harîrî, Makamât, (Çev. Sabri Selsevil), MEB. Bas., İstanbul 1986, s. 602-603.
    23 İskender Pala, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, "Anka" mad., TDV. Yay.,
    İstanbul 1991, III, 201; Özkırımlı, a.g.m., s. 112.
    Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 197
    ile Hz. Süleyman arasında geçen olaylar anlatılmaktadır. Ayrıca rivayetlere
    göre Anka Hz. Zülkarneyn ile Kaf dağında görüşmüştür. Hz. Muhammet'-
    ten önce bir peygamberin bedduasıyla yok olmuştur.
    Arapça'da Anka, Farsça'da Simurg adı verilen; Türkçe'de ise, bu iki
    isimle ya da bu iki ismin birleşmesinden meydana gelen Zümrüdüanka
    (Simurg u Anka) adıyla anılan, İslâm tasavvuf ve sanatında da önemli yer
    tutan efsanevî kuş, benzer nitelikteki başka kuşlarla karıştırılmıştır. Ön
    Asya efsanelerinde Anka pek çok kaynakta birlikte ele alındığı Batıdaki
    eski Mısır kökenli Phoenix ve İslamî çevrelerdeki Hümâ devlet kuşundan
    tamamen, Hint mitolojisindeki çift başlı kartaldan ise kısmen farklı özelliklere
    sahip tasvir edilir. Boynunun çok uzun olduğuna ve boynunda beyaz
    tüylerden bir halka taşıdığına inanılan Anka ile Anadolu Selçuklu
    sanatında bazı çift başlı kartal tasvirlerinin boynunda bir halka bulunması
    nedeniyle bu iki efsanevî kuşun birleştirildiği ve çift başlı kartalın Anka
    sayıldığı söylenir. Araplar arasında Anka hikâyesi semender ile karıştırılmış,
    semender de bazen kuş olarak tasvir edilmiştir.
    Çeşitli efsanelere göre Anka, insanlar gibi düşünür ve konuşur. Çok
    geniş bilgi ve hünerlere sahiptir, kendisine başvuran hükümdar ve kahramanlara
    akıl hocalığı yapar. Tüyleriyle sıvazlayıp yaraları iyi eder. Kaf
    dağını aşabilmek ve göğe yükselebilmek için Anka'ya binmek gerekir.
    Nitekim Zülkarneyn de Anka'yla göğe çıkıp yıldızlara ulaşmıştır. Çeşitli
    dinsel, büyüsel etkileri olduğuna inanılan Anka ile ilgili inançlar, kaynağını
    eski Mısır inançlarından almakla birlikte, Çin'den İran mitolojisine ve
    Müslümanlıktan Hristiyanlığa kadar geniş bir inanç alanına yayılmıştır.
    Hristiyanlar Phoenix adını verdikleri bu kuş mitinin yorumunu yaparak
    onu öldükten sonra yeniden dirilmenin simgesi yaparlar. Çinliler ise Anka'yı
    raks ve müziğin mucidi olarak kabul ederler. Yahudi inançlarına göre
    ise Anka, çocukları kapıp boğduğu için peygamber Hz. Musa'nın bedduasıyla
    yok edilmiş ve soyu kurutulmuştur. O günden beri yeryüzünde
    görünmez. Bir efsaneye göre beş yüz yıl yaşar. Dünyada her dönemde
    yalnız bir tane Anka kuşu olduğuna inanılır.
    Anka'nın ünlü Arap masallarından Bin Bir Gece Masalları'nda da
    sözü edilmiş, Anka ortaçağ Arap ve Fars bilim kitaplarına da girmiştir.
    24 Orhan Duru, Kısâs-ı Enbiyâ, YKY., İstanbul 1997, s. 61-65.
    " Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, "Anka" mad., Dergâh Yay., İstanbul 1977, IV,
    139-140; Erdem, a.g.m., s. 199. 26 Uraz,a.g.e, s.158-159;
    Hançerlioğlu, a.g.e., s. 758-759.
    198 H. Dilek BATİSLAM
    Yüzyıllarca yaşadığına ve hep yüksekten uçtuğuna inanılan Anka, divan
    şiirinin dışında halk hikâyelerinde, halk edebiyatının çeşitli ürünlerinde
    ve çağdaş edebiyatımızın değişik edebî türlerinde de çeşitli özellikleriyle
    karşımıza çıkar. Halk hikayelerinde ve masallarda da önemli bir yer tutan
    Anka, masallarda daha çok Kaf dağı ile birlikte anılır. Masal ve hikâye
    kahramanlarına yardım eder, onları kimi zaman zor durumlardan kurtarır,
    kanatlarında çok uzun seyahatlere ya da uzak diyarlara götüren yardımcı
    kuş rolünü oynar. Bazı masallarda da Anka, Keloğlan'ın koruyucusudur.
    Tasavvufta da Anka değişik anlamlarda kullanılmış, efsanevî özelliklerinden
    yararlanılarak bazı tasavvufî görüşlerin anlatılmasında sembol
    görevi üstlenmiştir. İlk sufîlerde rastlanmayan Anka adı Ruzbihân-ı
    Bakli gibi şair ve âşık mutasavvıflarca teşbih ve temsil unsuru olarak kullanılmıştır.
    Anka kavramının tasavvufa iyice yerleşmesinde Attar'ın
    Mantıku't-tayr adlı eserinde bu kuşu ayrıntılı bir şekilde ele alması etkili
    olmuştur. Dünya edebiyatında ve bizim edebiyatımızda özellikle didaktik,
    ahlakî hikâyelerde hayvan motifleri sıklıkla kullanılır. Fikir ve düşüncelerin
    hayvanların ağzından aktarılmasının sağladığı kimi yararlar bu
    yolun tercih edilmesinde rol oynamıştır.30 Özellikle dinî-tasavvufî içerikli
    eserlerde anlatımın daha açık ve anlaşılır olmasını sağlamak için kuş motifinden
    yararlanılmıştır. Bazı felsefî manaları anlatmak, soyut kavramları
    somutlaştırmak için çeşitli kuş isimlerini sembol olarak kullanan İbnü'l-
    Arabî'den sonra efsanevî bir kuş olan Anka'nın özellikleri çeşitli tasavvufî
    manaların sembolü olarak kullanılmıştır.
    Anka ile ilgili çeşitli benzetmeleri örneklerle gösterebilmek için taradığımız
    divanlardan seçtiğimiz beyitleri şöyle sıralayabiliriz:
    Öyle yaksın beni kim âteş-i reng-â-rengin
    Mürg-i 'Anka çıka hâkister-i hâşâkimden
    (Şeyh Galip D., G. 239, b. 7, s. 384)
    "Rengârenk ateşin beni öyle yaksın ki, süprüntülerimin külünden
    Anka kuşu çıksın" diyen şair Anka'nın küllerinden yeniden ortaya çıkması
    27 İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Akçağ Yay., Ankara 1989, MI, 36-37;
    Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, "Anka" mad., s. 139-140.
    28
    Süleyman Uludağ, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, "Anka" mad., TDV.
    Yay., İstanbul 1991, III, 200.
    29
    Hançerlioğlu, a.g.e., s. 758-759.
    Saadettin Eğri, "Klasik Türk Edebiyatında Hayvan Motifleri", Osmanlı Ansiklopedisi,
    Yeni Türkiye Yay., Ankara 1999, X, 741.
    Uludağ, a.g.m., s. 201.
    Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 199
    inancına telmih yapmıştır. Ayrıca, bu beyitte şair, sevgilinin ateşiyle yanarak
    küllerinden Anka gibi tekrar ortaya çıkma isteğini dile getirir.
    Gir gönül Kâfına 'Ankâ-yı hakâyık kıl şikâr
    Ey Usûlî dâm-ı tezvir ü riyadır kal u kîl
    (Usûlî D., G. 74, b. 9, s. 170)
    "Gönül Kafma gir, hakikatlerin Anka'sını avla. Ey Usûlî! Dedikodu,
    iki yüzlülük ve yalan dolan tuzağıdır" diyen şâir, gönlü Kafa, gönüldeki
    hakikatleri ise avlanması gereken Anka'ya benzetir. Anka'nın Kaf ta yaşadığını
    hatırlatır.
    Gönlümün şehbâzı 'ulvîlerde itmişken karâr
    Bir 'aceb lu'b ile sayd itdi anı 'Ankâ-yı 'ışk
    (Muhibbi D., G. 1439, b. 4, s. 443)
    "Gönlümün doğanı yücelerde dolaşırken acayip bir oyunla aşk Anka'sı
    onu avladı" beytinde şair, gönül doğanının aşk Anka'sı tarafından
    avlandığını söyler.
    Etmezem gülzâr seyrin bülbül-i şeydâ gibi
    Meskenim Kâf-ı kanâ'at olalı 'Anka gibi
    (Hayalî D., G. 605, b. l, s. 299)
    "Anka gibi kanaat Kafi meskenim olduğundan beri çılgın bülbül gibi
    gül bahçesinde dolaşmam" beytinde âşık kanaat Kaf mda olduğu için çılgın
    âşıklar gibi gül bahçesinde gezmez. Anka'nın Kaf dağında yaşamasına
    telmih yapılır.
    Ne ra'na rahş olur elhak ol ejderhâ-yı 'Ankâ-per Ki
    eyler cilvesi sermende tavûs-ı hırâmânı
    (Nef î D. K. 12, b. 28, s. 82)
    "Doğrusu o Anka kanatlı ejderha ne güzel at olur ki cilvesi salınan tavusu
    utandırır" diyen Nef î padişahın atını övdüğü Tahşiyesinde atı Anka
    kanatlı ejderhaya benzetir. Onun yürüyüşünün, edayla salınışının tavus
    kuşlarını bile kıskandırdığını söyler. Atın hızını, çabukluğunu ve
    ulaşılmazlığını da Anka ile kıyaslar.
    Nice benzer sana tarz-ı pâdişâhân-ı selef Bir
    midir pervâz-ı 'Ankâyile pervâz-ı cerâd
    fNef î D.. K. 26. b. 29. s 1281
    200 H. Dilek BATİSLAM
    "Önceki padişahların tarzı sana nasıl benzer? Anka'nın uçmasıyla çekirgenin
    uçması bir midir?" diyen Nefî padişahın övgüsünü yaparken
    Anka'dan yararlanır. Padişahı öncekilerle karşılaştırdığında bunun çekirgeyle
    Anka'nın karşılaştırmasını yapmak gibi olduğunu söyler. Padişahın
    Anka gibi olağanüstü özelliklere sahip olduğunu belirtir. Anka'nın uçmakla
    ilgili özelliklerine de telmih yapar.
    Tâ Cihân-âbâda vardı Isfahan mülkün geçüp
    Kûmdan pervâz eden şi'r-i terim 'Anka gibi
    (Nedim D., K. 18, b. 37, s. 72)
    "Rum'dan uçan taze şiirim Anka gibi İsfahan ülkesini geçip ta Cihânâbad
    şehrine kadar ulaştı" diyen Nedim taze, yeni ve güzel şiirinin Anka
    gibi uçup pek çok yere ulaştığını söyler. Fahriye yaparken şiirinin güzelliğini,
    her yere ulaştığını anlatmak için Anka'dan yararlanır. Anka'nın uçarak
    bir çok yere kolayca ulaşabilme özelliğiyle şiirinin her yere ulaşabilme
    özelliği arasında benzerlik ilişkisi kurar. Şöhretinin bir çok yere ulaştığını
    belirtir.
    Gönül ki kâkülüne sineden hücum eyler Ol
    âşiyâne-i 'Anka bu şîr-pîşesidir
    (Nailî D., G. 110, b. 4, s. 203)
    "Gönül, kâkülüne sineden hücum eder. O Anka yuvasıdır, bu aslan
    gibi ona hücum eder" diyen şair, kakülü Anka yuvasına, gönlü de şîrpîşeye
    (işi aslan gibi hücum etmek olan) benzetir. Gönül, sevgilinin Anka
    yuvasına benzeyen kâkülüne aslan gibi hücum ederek onu elde etmek ister.
    Açdugınca şeh-per-i zerrinini 'Ankâ-yı mihr
    Zâg-ı şeb kıldukça anun heybetinden intikâl
    (MesîhîD.,K. 13, b. 31, s. 58)
    "Güneş Anka'sı, altından yapılmış uzun kanatlarını açtıkça, onun
    heybetinden gece kargası yer değiştirir (korkup kaçar)" diyen şair, güneşi
    Anka'ya, geceyi ise siyah rengi dolayısıyla kargaya benzetir.
    Yukarıdaki örneklerden yola çıkarak genel bir değerlendirme yapıldığında
    divan şirinde Hümâ kadar sık olmamakla birlikte Anka ile ilgili
    inanç, efsane ve rivayetlere de yer verildiği görülür. Anka ile birlikte en
    çok Anka'nın yaşadığı yer olduğu söylenen Kaf dağının sözü edilir. Ayrıca
    Simurg, Sireng adlarıyla da anılan Anka'nın renkli tüyleri, yere konmaması,
    görünmezliği, kanadı, mekânının tam olarak bilinmeyişi, ünü, külleTürk
    Kültürü İncelemeleri Dergisi 201
    rinden yeniden ortaya çıkması, yuvası, avlanamaması, lâ-mekân mülkünde
    ya da Kaf ta uçması vb. özellikleri telmih yoluyla teşbih ve mecazlara konu
    olur. Bazen de cennet kuşu olması ve yeşil rengi üzerinde durulur.
    Şairler kendileriyle ilgili benzetmelerde de Anka'dan yararlanır. Bu
    durumda şair kendini mana Anka'sı olarak nitelendirir ya da manayı Anka'ya
    benzetir. Ayrıca cömertlik Anka'sı, aşk Anka'sı, gönül Anka'sı gibi
    birleştirmeleri de kullanır. Hümâ kanadı gibi kimi örneklerde Anka kanadından
    da süpürge yapıldığı görülür.
    Şehnâme'de anlatılan Zaloğlu Rüstem'i Anka'nın beslediğine dair rivayet
    nedeniyle Rüstem'le birlikte anılır. Kimi zaman sevgili Anka gibi
    adı bilinip görünmeyen bir varlık olarak tasvir edilir. Âşık sevgilisini Anka'ya
    benzettiği zaman ondan yakınlık ve yardım beklediğini dile getirir.
    Anka olma özelliğini eğer kendisine yüklemişse kanaat ve alçakgönüllülüğünü
    övünerek söyler. Ulaşılması zor durumları ifade etmek için, avlanmayışı
    ve ele geçmeme özelliği nedeniyle söz edilir. Anka ayrıca aşk, âşık
    ve gönül için benzetilen olarak ele alınır. Âşık bazen Anka ile "hem-cenâh"
    olur, bazen de Anka'ları avlayacak güçte görünür. Anka'nın kanadı
    âşığın başında sorguç olur.
    Anka ile ilgili olarak divan şiirinde kullanılan tamlamalar arasında
    "Kaf-ı Kanâ'at, Kaf-ı istiğna" tamlamalarıyla birlikte "'Ankâ-yı 'âli-şân,
    'Ankâ-yı 'âlî-himmet, 'Ankâ-yı himmet" gibi tamlamalar da bulunmaktadır.
    Ayrıca kanaatkârlık ifade etmek için de "'Ankâ-meşreb, 'Ankâ-tabî'at"
    terkipleri kullanılır. "'Ankâ-yı lâ-mekân" ise, tasavvufta Allah anlamında
    kullanılmaktadır.
    Taradığımız divanlarda bulunan Anka ve Anka ile ilgili tamlamaların
    kullanım sıklığına ilişkin bilgiler şunlardır: 'Anka: (Muhibbi: 15; Nâbî ve
    Hayalî: 13; Nefî: 7; Fuzûlî ve Nedim: 3; Nailî, Usûlî ve Bakî :2 ; Cem
    Sultan: 1); 'Ankâ-yı 'âlî-§ân: (Nâbî ve Hayalî:!); Bâl-i 'Anka: (Şeyh Galip
    ve Nefî: 1); Per-i 'Anka: (Nâbî ve Nedim: 1); Şeh-per-i 'Anka: ( Nâbî: 2;
    Nedim: 1); Zîr-i 'Ankâ-yı şükûh: (Nefî ve Nailî: 1); 'Ankâ-meni§: (Nedim:
    1); 'Ankâ-yı 'âlî-himmet: (Hayalî:!); 'Ankâ-yı 'aşk: (Muhibbi: 2; Hayalî:!);
    'Ankâ-yı beyt-i Naat: (Şeyh Galip: 1); 'Ankâ-yı cihân-gîr: (Şeyh Galip: 1);
    'Ankâ-yı Çin: (Şeyh Galip: 1); 'Ankâ-yı hakâyık: (Usûlî: 1); 'Ankâ-yı hevâ:
    (Şeyhî: 1); 'Ankâ-yı 'inayet: (Nâbî:!); 'Ankâ-yıKaf: (Muhibbi: 4; Hayalî:!);
    Pala, a.g.e., s. 36-37; Cemal Kurnaz, Hayalî Bey Divanı Tahlili, KTB. Yay., Ankara
    1987,s.510.
    Devellioğlu, a.g.e., s. 43.
    202 H. Dilek BATİSLAM
    'Ankâ-yı Kûh~ı Kaf: (Muhibbi: 2); 'Ankâ-yı Kaf-ı kadr: (Bakî: 1); Anka-yı
    Kaf-ı lâ-mekan: (Şeyh Galip: 1); 'Ankâ-yı ma'na: (Şeyh Galip: 2); 'Ankâ-yı
    mihr: (Mesîhî: 1); 'Ankâ-yı sehâ: (Şeyh Galip: 1); 'Ankâ-yı vahşet: (Şeyh
    Galip: 1); Beyzâ-i mürg-i 'Anka: (Nâbî: 1); Cây-geh-i 'Anka: (Nâbî: 1);
    Dâne-i 'Anka: (Hayalî: 1); Ejderha-yı Ankâ-per: (Nefî: 1); Ma'na-yı 'Anka:
    (Şeyh Galip: 1); Kafin 'Anka'sı: (Muhibbi: 3); Mürg-i 'Anka: (Şeyh Galip:
    2); Mürg-i 'Ankâ-yı Kaf-ı diğer: (Şeyh Galip: 1); Pervâz-ı 'Anka: (Nefî: 1)
    S i mu r g
    Kaynaklarda verilen Simurg'la ilgili bilgiler büyük ölçüde Anka için
    verilen bilgilerle benzerlik göstermektedir. Çünkü Simurg Anka'nın Farsça'daki
    adıdır. Simurg, Anka adı verilen hayalî büyük bir kuş olarak tanımlanmakta
    olup Simurg kelimesi de "otuz kuş büyüklüğünde" anlamındadır.
    Simurg-ı ateşîn-per ve simurg-ı zerrîn-per tamlamaları ise, güneş
    karşılığı kullanılır. Simurg'la ilgili olarak ayrıca mitolojiye göre Kaf dağının
    arkasında yaşadığına inanılan bir kuş, Anka kuşu, masal kuşu,
    Zümrüd-i Anka, Ankâ-yı muğrib denilen hayalî bir kuş tanımları verilmektedir.
    Elbruz dağında bulunduğuna inanılan Simurg'da her kuştan
    bir iz bulunduğu için Simurg denilmiştir. Bir başka söylentiye göre
    Simurg her kuştan bir tüy taşıdığı için vücudu bir kuşlar koleksiyonu
    gibidir, yüzü insan yüzüne benzer. Farsça'daki diğer adı da Sireng'tir.
    Simurg'un aslında bir kuşun adı olmayıp Rüstem'i yetiştiren olgun bir
    kişinin adı olduğu da söylenmektedir.
    İran destanlarında iki simurgdan söz edilir. Bunlardan biri Zal ile
    Rüstem'i koruyan Simurg, diğeri ise İsfendiyar'ın öldürdüğü dev kuştur.
    Doğduktan sonra babasının emriyle ıssız bir yere bırakılan Şam'ın oğlu
    Zal'ı Simurg bulup yuvasına götürerek yetiştirmiştir. Simurg'a gaipten
    gelen bir ses Zal'ın soyunun gelecekte ünlü olacağını bildirmiştir. İnsan
    gibi konuşan Simurg Zal'a konuşmayı öğretmiş, sonra da onu babası Şam'a
    götürmüştür. Simurg ayrılacağı zaman Zal'a tüylerinden birini vermiş ve
    bir tehlike anında bu tüyün bir kısmını yakmasını söylemiştir. Bu sihirli
    tüyle çağrılan Simurg, Zal'ın oğlu Rüstem'in doğumu sırasında annesini
    Ziya Sükûn, Farşça-Türkçe Lügat, Gencîne-i Güftâr, MEB. Bas., İstanbul 1984, II,
    1255-1256.
    1255-U5Ö.
    M. Zeki Pakahn, Osmanlı Tarih Deyimim ve Terimleri Sözlüğü, MEB. Bas., İstanbul
    1993, III, 22; Devellioğlu, a.g.e., s. 1144.
    Şemsettin Sami, Kamusu'l-A'lâm, Ankara 1996, IV, 2781; Firdevsî, Şehname (Çev.
    Necati Lugal), MEB. Bas., İstanbul 1992,1,568.
    Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 203
    sarhoş ettikten sonra ona böğrünü açmasını söyler. Yaraya iyi gelecek süt
    ve miskle karıştırılan otu gösterir. Bundan sonra kuşun bir tüyüyle yarayı
    ovmak gerekir. Simurg ikinci ve son kez Rüstem'in İsfendiyar ile savaşı
    sırasında çağrılır. Rüstem'in ve atı Rahş'ın vücutlarına saplanan okları
    çıkarır ve onların yaralarını yine tüyleriyle iyileştirir.
    İsfendiyar'ın öldürdüğü diğer Simurg ise zararlı bir canavardır. Bir
    dağ üzerinde yaşar. Uçan bir dağa veya siyah bir buluta benzer. Pençesiyle
    timsahları, parsları ve fili bile kaldırabilir. Her biri kendisi kadar büyük
    iki yavrusu vardır. Bunlar uçtukları zaman çok büyük bir gölge meydana
    getirirler. İsfendiyar Simurg'u her yanına keskin silahlar konulan bir
    gerdun kullanarak hileyle öldürmüştür/
    Kaynaklarda Türk edebiyatına Simurg efsanesinin bir motif olarak
    İran edebiyatından geçtiği söylenmekle birlikte bunun pek doğru olmadığı
    da belirtilmektedir. Türk kavimlerinin folklorunda, destan ve masallarında
    uzun bir epizot olarak önemli bir yer tutan Simurg'un İslâm'dan
    önceki Türk kavimleri arasında da yayıldığı tahmin edilmektedir. İslâmİran
    edebiyatının eski Türk masalmdaki Tuğrul, Alp Kara Kuş vb. adlı
    38
    kuşun yerine Simurg'u koymuş olabileceği de öne sürülmektedir.
    Simurg'un kimi özelliklerinin yer aldığı beyitlere şu örnekleri verebiliriz:
    Gönül şehbâzını Simurg-ı Kafa hem-cenâh eyle Bu
    alçaklarda pervâz eyleyen zâg u zegandan geç
    (Hayalî D., G. 38, b. 4, s. 102)
    "Gönül doğanını Kaf dağının Simurgu'na doğru kanatlandır, onun gibi
    yüksekten uçur. Bu alçaklarda uçan karga ve çaylaktan uzaklaş" diyen şair,
    gönlünü doğana benzetir ve gönül doğanının Kaf dağının Simurg'u gibi
    yüksekten uçmasını ister. Simurg'un Kaf dağında yaşadığına telmih
    yapar, gönlünün üstün özelliklere sahip olduğunu ima eder. Behrâm'ı biçer
    dest-i celâlindeki şemşîr Sîmurg'ı kapar dest-i celâlindeki nâvek
    (Nedim D., Tarih 5, b. 16, s. 131)
    37V.F. Büchner, İslâm Ansiklopedisi, "Simurg" mad., MEB. Bas., İstanbul 1988, X, 653-
    654; Şemsettin Sami, a.g.e., s. 2781.
    Abdulkadir İnan, "Türk Folklorunda Simurg ve Garuda", Makaleler ve İncelemeler,
    TTK Bas., Ankara 1987, s. 350-352; Hayrettin İvgin, "Türk Dünyası Kültüründe
    Bazı Mitolojik Hayvanlar", Türksoy, Temmuz, Ankara 2001,1/4, 50-53.
    38
    204 H. Dilek BATISLAM
    " Padişahın yüce elindeki kılıç Behrâm'ı biçer. Yüce elindeki ok
    Simurg'u kapar" diyen Nedim, padişah III. Ahmet'in Övgüsünü yapar.
    Padişah'ın elindeki büyüklük, yücelik gücünü mübalağa ederek anlatır.
    Padişahın okla Simurg gibi ele geçmesi neredeyse imkânsız görünen bir
    kuşu vurabileceğini söyler. Simurg'u mübalağa ve övgü amacıyla kullanır.
    Sânına nisbet mülûkun şevketi benzer hemân
    Peşşenin Simurg'a nisbetle ser ü samanına
    (Nedim D., K. 21, b. 31, s. 81)
    "Senin sânınla diğer hükümdarların yüceliğinin kıyaslanması sivrisinekle
    Simurg'un hâlinin kıyaslanmasına benzer" diyen Nedim, övgüsünü
    yaptığı padişahın diğer padişahlarla yücelik açısından kıyaslanmasının
    Simurg'la sivrisineğin kıyaslanması gibi olacağını söyler. Simurg'la sivrisinek
    nasıl boy ölçüşemezse seninle de diğer padişahlar boy ölçüşemez, der.
    Karşılaştırma yaparken Simurg'un üstün özelliklerinden yararlanır. Mübalağa
    yapar.
    Hevâ-yı aşkun içre ben kaçurdum Kafa Sîmurg'ı
    Cenâh-ı himmeti ol dem ki mânend-i 'ukâb açdum
    (Bakî D., G. 320, b. 4, s. 298)
    "Aşkının hevesi içinde ben Simurg'u Kafa kaçırdım. O an gayret kanadını
    kartal gibi açtım" diyen Bakî, aşk hevesi içinde gayret kanadını
    kartal gibi açıp Simurg'a yönelince Simurg'u Kafa kaçırdığını anlatır.
    Simurg'un Kaf da bulunduğuna telmih yapar.
    Ne çâbük-rahş olur ol Düldül-i Simurg-per elhak
    Ki olmuş 'âlem-i fıtratda sehmu'1-gayb ile tev'em
    (Nef î D., K. 39, b. 27, s. 175)
    "O Simurg kanatlı Düldül ne hızlı at olur ki yaradılış âleminde
    bilinmezlik korkusunun ikizi olmuştur" diyen şair sözünü ettiği atın
    Simurg kanatlı Düldül gibi olduğunu söyleyerek hızını, çabukluğunu över.
    Atın hızını övmek amacıyla Simurg'dan yararlanır.
    Simurg divan şiirinde Hümâ ve Anka'dan daha az karşımıza çıkar.
    Daha çok Anka gibi Kaf dağı ile birlikte kullanılır. Ulaşılmazlığı,
    avlanmazlığı, yuvası ve diğer bazı alışılmadık, olağanüstü niteliklerinden
    dolayı divan şâirleri şiirlerinde övgü amacıyla Simurg'un özelliklerinden
    söz ederler.
    Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 205
    Taradığımız divanlarda bulunan Simurg'la ilgili tamlamalar ve bunların
    kullanım sıklığı ile ilgili bilgiler şunlardır: Simurg: (Hayalî: 5 ; Nedim:
    3; Şeyh Galip, Muhibbi ve Şeyhî: 2; Nefî, Cem Sultan ve Bakî: 1) ;
    Simurg'i Kaf: (Nedim:2; Hayalî: 1) ; Bâl-i simurg-ı letafet: (Şeyh Galip: 1);
    Bâl-i simurg-t ma'ârif: (Şeyh Galip: 1); Beççe-i simurg: (Nedim: 1); Beççe-i
    simurg-ı celâl ü câh: (Nedim: 1); Düldül-i Simurg-per: (Nef î: 1); Simurg-âsâ:
    (Nedim: 1); Simurg-ı çark: (Ahmet Paşa: 1); Simurg-t ejder-efgen: (Nedim:
    1); Simurg-t himmet; (Şeyhî: 1); Simurg-ı kadr: (Necâtî: 1); Simurg-ı Kaf-ı
    ma'rifet: (Şeyh Galip: 1); Simurg-ı ma'na: (Şeyh Galip: 1); Simurg-ı ruh:
    (Usûlî: 1); Simurg-ı zemn-bâl ü per: (Bakî: 1); Simurg-ı zerrin-pençe-i Kaf-ı
    mehabet: (Nedim: 1); Simurg-nisbet: (Fuzûlî: 1)
    Sonuç
    Yukarıda verdiğimiz çeşitli kaynaklardan alınmış bilgilerden de anlaşılacağı
    gibi Hümâ, Anka ve Simurg birçok kültürde yer alan evrensel
    nitelikli mitolojik kuşlardır. Her kültürde bunlara yüklenen anlam, bunlarla
    ilgili inanç ve efsaneler bazı farklı özellikler gösterebilmektedir. Elimizdeki
    bilgilerle divan şiirinde kullanılan Hümâ, Anka ve Simurg'la ilgili
    kullanımların kökenini ve tarihsel süreç içerisinde geçirdiği değişiklikleri
    tam ve net bir şekilde tespit etmek mümkün görünmemektedir. Bununla
    birlikte bu kuşlar ve bunlarla ilgili anlatıların İslâmiyet Öncesi döneme
    kadar gittiği, daha sonra İslâm inancı etkisiyle farklı anlam ve motiflerle
    zenginleştirildiġi, divan şiirinde de yeni anlamlar yüklenerek gelenekselleştiği
    söylenebilir. Divan şairi mitolojik kuşlarla ilgili öğeleri kullanırken
    mecazlarla özel bir hayal sistemi oluşturup yeni bir şiir dili yaratarak anlatım
    imkânlarını geliştirmiştir. Divan şairinin başarısı geleneğin kendisine
    sunduğu hazır malzemeyi yeni bir söyleyiş biçimiyle sunmakta kendini
    göstermektedir. Sonuçta kökeni neresi olursa olsun divan şiirinde bu öğeler
    etrafında zengin bir kültür birikimi oluşturulmuştur.
    Mitolojik kuşlar Hümâ, Anka ve Simurg'la ilgili olarak kaynaklarda
    verilen bilgilerden de anlaşılacağı gibi bu kuşlar ve bunlarla ilgili inanç,
    efsane ve düşünceler belirli noktalarda kesişmektedir. Bu nedenle söz konusu
    kuşlarla ilgili benzetme öğeleri, telmihler, hayal ve çağrışımlar da
    birbirine benzemektedir. Ortak yönleri olağanüstü, ulaşılmaz, alışılmadık
    özelliklere sahip olma Kaf dağında yaşama olan Hümâ, Anka ve Simurg
    divan şairleri için övgü malzemesi olarak zengin çağrışım ve hayaller
    üretmeye uygun öğelerdir. Divan şiirinde Hümâ, Anka ve Simurg kimi
    206 H. Dilek BATİSLAM
    zaman övgüsü yapılan padişah, vezir, sadrazam ya da sevgili, kimi zaman
    da şairin kendisi daha doğrusu şairliğiyle ilgili olarak karşımıza çıkar.
    Padişah, Hümâ, Anka ve Simurg gibi insanlara şans ve mutluluk getiricidir.
    Gölgesiyle Hümâ gibi insanları korur, şanslarını arttırır. Hümâ,
    Anka ve Simurg'un kanadı ya da tüyleri padişahın eşiğinin süpürgesi olur.
    Methiyelerde padişah yakalanması, ele geçirilmesi mümkün olmayan
    Simurg'u okla vurur. Nef î padişahın, atlarını övdüğü rahşiyyesinde atların
    Anka kanatlı olduklarını söyler. Mitolojideki kanatlı atlara da gönderme
    yapar.
    Gönül ülkesinin padişahı olan sevgili de Hümâ, Anka ve Simurg gibi
    ulaşılmazdır. Yüksekten uçar. Saçlarının, zülfünün, perçeminin gölgesi
    Hümâ gibi baht açıcıdır. Sevgili naz Hümâsı'dır. Adı var, kendi yoktur.
    Gölgesini âşığın üzerine düşürüp onun bahtının açılmasını istemez.
    Şaire gelince, onun sanat gücü ulaşılamayacak kadar yüksektir. Yeni
    söyleyişli şiiri, özgün söyleyişleri Anka gibi en uzak yerlere kısa bir süre
    içinde ulaşır. Şair söz ustalığının doruğundaki Hümâ'dır. Hümâ olmak
    yetmez şaire; kimi zaman da mana Anka'sı olur. Sair Hümâ, Anka ve
    Simurg'un gökyüzünün en üst katında oiması gibi sanat ve hüner göğünün
    doruġundadır.
    Aşık ise Anka gibi sevgiliyi avlamak ister. Çünkü her gönlün isteği
    bir sevgili avlamaktır. Âşığın gönlü aşk güvercini olduğunda, sevgili onu
    avlayan Anka olur. Sevgilinin ateşi, âşığı, Anka'nın kendisini yakmasına
    benzer biçimde yakar. Ama âşık, Anka'nın küllerinden dirilmesi gibi yeniden
    dirilir. Âşık, sevgilinin şans getirici Hümâ gölgesi olarak kabul ettiği
    saçlarının gölgesinin rakibin değil kendisinin üzerine düşmesini ister.
    Divan şairi Hümâ, Anka ve Simurg'u daha çok övgü amaçlı söz varlığı
    içinde kullanmaktadır. Övülen kişilerde, bu kuşlarda olduğu gibi, olağanüstü
    özellikler olduğu, onların sıradan kimseler olmadıkları, benzetmeler
    aracılığıyla vurgulanmaktadır. Ancak övgünün dışında telmih öğesi olarak
    da bu kuşların şiirde söz konusu edildiği görülür. Hümâ'nm gölgesi baht
    ve talih getirici olma özelliği, yükseklik, değer, devlet ifade etmesi, yaşadığı
    yerin bilinmeyişi, yuvası, Anka'nın Kaf dağında yaşaması, kanaatin
    simgesi olması, kemik yiyerek beslenmesi, Rüstem ve Zal ile olan ilişkisi,
    ulaşılmasının zorluğu gibi temel özellikleri de divan şiirinde telmih ve
    benzetmelere konu olmuştur.
    Erişilmezlik, yücelik ve olağanüstülük gibi özelliklerin ortaya konulmasında
    Hümâ, Anka ve Simurg'la ilgili anlatılar, inanç ve efsaneler şair
    Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 207
    için yararlanılması, zenginleştirilmesi mümkün malzemelerdir. Bu nedenle
    dolaylı anlatım, çağrışım sanatı olan şiir aracılığıyla divan şairleri
    okuyucuyu gerçek dünyadan hayal dünyasına götürmek amacıyla olağanüstü
    özelliklen olan Hümâ, Anka ve Simurg'dan yararlanmışlardır. Ayrıca
    divan şairi benzetme, niteleme, kuvvetlendirme, durumu ve ruh hâlini
    yansıtmak amacıyla da bu kuşların kimi özelliklerinden ilhanı almıştır.
    Kökeni kesin olarak bilinmemekle birlikte divan şairinin bağlı bulunduğu
    kültür dairesi içinde bu kuşlar ve bunların özellikleriyle ilgili çeşitli inanış
    ve efsaneler divan şairince yeniden yorumlanarak zengin çağrışımlı, kendine
    özgü bir hayal dünyası içinde okuyucuya sunulmuştur. Her şair bu
    kuşları ortak kullanımın dışında, dünya görüşüne, hayatı ve olayları algılama
    biçimine göre anlamlandırmıştır.
    Divan şairlerinin şiirlerinde sıklıkla kullandıkları mitolojik kuşlar
    Hümâ, Anka ve Simurg'un divan şiirinde genellikle yukarıda sözünü ettiğimiz
    ortak çağrışımlarla kullanıldığı görülmektedir. Ancak bu ortak çağrışımları
    her şairin kendi söz varlığı içinde iarkh hayal ve terkiplerle ifade
    ettiği örneklerden anlaşılmaktadır. Ortak ve geleneksel olanın dışında şaire
    özgü kimi hayal, benzetme ve tediplerin varlığı açıkça görülmektedir.
    Taradığımız divanlardan yola çıkarak Kullanım sıklığı açısından
    Hümâ, Anka ve Sirnurg'u değerlendirdiğimizde divanlarda en çok Hümâ
    ve Hümâ ile ilgili öğelere yer verildiğini görüyoruz. Hümâ ve ilgili öğeler
    toplam 264 kez kullanılırken Anka ve Anka ile ilgili öğeler 112 kez,
    Simurg ve onunla ilgili öğeler ise 36 kez kullanılmıştır. Tamlamaların
    kullanım sıklığı açısından bakıldığında ise tamlamaların birkaçı dışında
    büyük bir bölümünün şairlerin kendilerine özgü oldukları görülmektedir.
    Sonuç olarak, bu çalışma sonucunda divan şairlerinin sanıldığı ya da
    genellikle söylendiği gibi ortak malzemeyi aynen kullanmadığı, ortak malzemeyi
    kullanırken dil ve anlatım bakımından mutlaka kendine özgü buluşlardan
    yararlandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca divan şiirinde mitolojik
    kuşlarla ilgili oldukça zengin malzeme olduğu da görülmektedir. Bu tür
    belirli ortak malzemelerin şairler tarafından farklı kullanım biçimlerini
    belirlemeye yönelik metne dayalı çalışmalar şairlerin dil ve üslûp özelliklerinin
    tespitine katkıda bulunacak çalışmalardır. Mitolojinin divan şiirindeki
    yeri, mitolojik motiflerin divan şiirinde uğradığı değişim ve dönüşümler,
    şairlerin mitolojik motifleri algılama biçimleri, bilinen motiflerle
    yeni çağrışımlar yakalayarak anlatımı zenginleştirme, karşılaştırmalı edebiyat
    çalışmaları için materyal sağlama gibi pek çok özelliğin ortaya konulabilmesi
    için bu tür çalışmalar önemli katkı sağlayacaktır.
    208 H. Dilek BATİSLAM
    Çalışmada Yararlanılan Divanlar Kaynakçası:
    Ak, Coşkun, Muhibbi Divanı, KTB. Yay., Ankara 1987.
    Akkuş, Metin, Nefî Divanı, Akçağ Yay., Ankara 1993.
    Akyüz, Kenan; Beken, Süheyl; Yüksel, Şedit; Cunbur, Müjgan, Fuzûlî
    Divanı, Akçaġ Yay., Ankara 1990.
    Bilkan, Ali Fuat, Nâbî Divanı, C. 1-2, MEB. Bas., İstanbul 1997.
    Ersoylu, İ. Halil, Cem Sultan'ın Türkçe Divanı, AKDTYK, TDK. Yay.,
    Ankara 1989.
    İpekten, Haluk, Nailî Divanı, Akçağ Yay., Ankara 1990.
    İsen, Mustafa, Usûlî Divanı, Akçağ Yay., Ankara 1990.
    İsen, Mustafa; Kurnaz, Cemal, Şeyhî Divanı, Akçaġ Yay., Ankara
    1990.
    Kalkışım, Muhsin, Şeyh Galip Divanı, Akçağ Yay., Ankara 1994.
    Küçük, Sabahattin, Bakî Divanı (Tenkitli Basım), AKDTYK. TDK.
    Yay., Ankara 1994.
    Macitj Muhsin, Nedim Divanı, Akçağ Yay., Ankara 1997. Mengi,
    Ntinz, Mesıhı Divanı, AKDTYK. Yay., Ankara 1995. Tarlan, Ali
    Nihat, Ahmet Paşa Divanı, Akçaġ Yay., Ankara 1992. Tarlan, Ali
    Nihat, Hayalî Divanı, Akçağ Yay., Ankara 1992. Tarlan, Ali Nihat,
    Necatı Divanı, Akçaġ Yay., Ankara 1992.
    "Mythological Birds of the Classical Ottoman Poetry:
    HUMA, ANKA AND SlMURG"
    A b s r a c t
    Tiıe mythohgy halâs ı>ery important place among the soıırces of divan poetry. Despite this,
    it is yet to be studied dosely. Its İmportance deserves further studies which mil certainly heîp
    understand and comprehend the Ottoman dassical poetry betler, in thîs paper the three
    tnythoîogical birds nameîy Hüma, Anka, and Simurg and thetr usage were examined. in
    order to do so, some couplets ekosen and usedfrom varİus dİvans.
    Keywords
    Keyıvords: Hüma, Anka, Sİmurg, Tlıe Classical Ottoman Poetry, mythology, birds.
    E K o L


    http://bannerbreak.com/banners/6/675/125681886243635604.gif







  7. #7
    EKoL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mayıs.2009
    Nereden
    istanbuL
    Mesajlar
    2.650

    Standart Mitolojinin Verimli Alanı

    Mitolojinin Verimli Alanı

    Tanrılar, yarı tanrılar ve kahramanlarla ilgili bu masallarda inanç ögesi ağır basar: onlar simgesellikleri yanında bir inanışı da duyururlar. Yunan insanı onları inana inana uydurmuştur. Usun denetleyici baskısı olmadığı zaman bellek alabildiğine çalışır, imgelem çılgınca iş görür: mitolojilere yönelirken bu gerçeği gözden uzak tutmak gerekir. O dönemler dünyanın çok büyük, en yakın yerlerin en uzak, en görünür şeylerin giz dolu, ötelerin bilinmezliklerle, belki de olağanüstülüklerle tıklım tıklım dolu olduğu dönemlerdir. “Bilmeliyiz ki bu destansı anlatıların oluştuğu dönemlerde gerçek olanla imgelemsel olan arasında çok az bir ayrım vardı daha. İmgelem canlı bir biçimde uyanmıştı, us onu denetleyemiyordu” (Edith Hamilton). Bu yüzden mitolojilere yönelirken, yunan mitolojisine de yönelirken imgelemselin yansıttığı gerçeklikle bu imgelemselin kendisini birbirinden ayırabilmek gerekir. Buğulu ve renkli görünümlerin altında yatan şey insanın bir özelliğidir, insanla ilgili bir özellikler toplamıdır, insanın herhangi bir yanı, herhangi bir yüzü, herhangi bir durumudur.

    Mitolojide bizi en çok ilgilendiren şey felsefeye ilk tohumlarını kazandıracak olan ussal araştırmadır. Bu araştırma büyük ölçüde ilkin yunan mitolojisinde başlamıştır. Edith Hamilton şöyle der: “Yunanistan’ın doğuşuyla insan evrenin merkezine yerleşti. Bu da gerçek anlamda bir düşünce devinimini ortaya koyuyordu. O zamana kadar insan varlığının üstünde pek durulmamıştı. İlk olarak Yunanistan’da insan kendi kendinin bilincine tam olarak vardı.” Ancak her şeyi Yunanistan’la başlatmak doğru değildir. Daha önce gördüğümüz uygarlıklarda, özellikle mısır ve Mezopotamya uygarlıklarında evrenin oluşumu, insanın evrendeki yeri üzerine görüşler ortaya konulmuştu. Bu görüşlerin Yunanistan’daki kadar kötü olmaması doğaldır. Yunan uygarlığı kendinden önceki uygarlıkların bir kalıtçısıdır. Yunanlıların evrenle ve insanla ilgili görüşleri Mısırlılarınkine ve Metopotamyalılarınkine göre daha geniş oldu, böyle olmakla felsefi düşünceye geniş yeri özelliği gösterdi, bir başka deyişle felsefi düşünceyi hazırladı, onun tohumlarını attı.
    E K o L


    http://bannerbreak.com/banners/6/675/125681886243635604.gif







  8. #8
    EKoL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mayıs.2009
    Nereden
    istanbuL
    Mesajlar
    2.650

    Standart Roma Mitolojisi Hakkında

    Eski Roma mitolojisi Yunan mitolojisinden belirgin çizgilerle ayrılıyordu. Romalılar çeşitli anlayışları - dürüstlük, doğruluk, cesurluk vb. özellikleri tanrılarla özdeşleştirirlerdi. Roma mitolojisi Yunanların İtalya'ya yerleşmesinden sonra eski Yunan mitolojisinin etkisi altında kalarak bazı değişikliklere uğradı. Önceleri Mars onlar için bitkilerin köklerini besleyen bir tanrı, Venüs ise bahçelerin tanrıçasıydı. Sonradan Yunan mitolojisinin etkisi altında kalarak bu tanrılar savaş ve aşk tanrısı adlarını almışlardı.

    Roma mitolojisinin en ilginç tarafı ise Eski Romalıların olaylara bakış açılarıydı. Roma mitolojisi sadece tanrılar ve doğaüstü canlıların öykülerinden oluşmamaktaydı, aynı zamanda halkın ve Roma devletinin ideolojisine yerleşmiş olan bir bakış açısıydı. Gerçek Roma şehrinin kuruluşunun ve halkları idaresi altına almasının çok çok önceden tanrılar tarafından belirlenmiş olmasındaydı. Bu mit Romalıların bir çok savaşı kazanması sonucunda da ortaya çıkmıştı. Romalılar eski devirlerden başlayarak önce kendi çevrelerindeki kabileleri, daha sonra Avrupa, Asya ve nihayet Afrika'da yaşayan bir çok ulusu egemenlikleri altına almışlardı. Eski Romalılar bunu çok doğal olarak karşılamışlardı. Onlara göre Roma tanrılar tarafından seçilmiş bir devletti.

    Roma mitolojisi edebiyata yansımış ve ünlü Romalı şair Vergillius 'Aeneas' adlı eserini yazmıştı. 'Aeneas' eserinde şair Troya kahramanlarından biri olan Aeneas'ın halkı ile birlikte İtalya'ya nasıl yerleştiğini anlatmış. Aeneas, Troya'lı prens Ankhises ile tanrıça Aphrodite'nin oğludur. Tanrılar, kral Priamos soyunun sona ermesine Dardanos soyunun ise devam etmesine karar vermiştir. Bu nedenle Aeneas, annesi tanrıça Aphrodite'nin yol göstermesi ile yakınları ve halkıyla İtalya'ya varabilecektir. Uzun ve bol serüvenli bir yolculuktan sonra Aeneas, İtalya'nın Tiber nehri kıyılarına kolonisini kurar. Burada yörenin kralı Latinus ile dost olur ancak, Yunan kolonisinin komutanı Turnus ile döğüşür ve onu yenerek öldürür. Latinus'un kızı Lavinia ile evlenerek Lavinium kentini kurar. Bu kent sonraları Albalonga adını alacaktır. Nihayet kent Roma adını alarak çok ünlenecek ve tarihte önemli roller üstlenecektir. Aeneas soyu, oğlu Iulus ile devam eder ve bu soydan gelen Ilia ünlü ikizler Remus ve Romulus'u (Remo ve Romolo) doğurur.
    E K o L


    http://bannerbreak.com/banners/6/675/125681886243635604.gif







Benzer Konular

  1. Kİtle İletİŞİm AraÇlarinin Etkİlerİ
    Konu Sahibi Fuzuli Forum Sosyoloji
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 02.Şubat.2010, 18:18
  2. Sanatin Anlami
    Konu Sahibi Fuzuli Forum Kültür Sanat Rehberi
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 02.Şubat.2010, 15:33
  3. AlaŞim Elementlerİnİn Çelİklere Etkİlerİ
    Konu Sahibi Fuzuli Forum Ders Notları
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 29.Ocak.2010, 19:56
  4. Dinin Doğuşu
    Konu Sahibi Fuzuli Forum Din ve ilahiyat
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 25.Ocak.2010, 16:20
  5. Matematiğin Doğuşu
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Serbest Kürsü
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 16.Şubat.2009, 05:22

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir instakip.com, dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, mehter takımı Perde , filmizle88, Ayetel Kürsi