+ Konuyu Cevapla + Yeni Konu Aç
Toplam 3 sonuçtan 1 ile 3 arasındakiler gösteriliyor.
dqw
  1. #1
    Dost Üye
    Durum : Farazi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi : Oct 2008
    Yaş: 29
    Mesajlar: 1.278
    Beğenileri;
    37 mesajı beğendi
    Konular
    390
    Rep Gücü: 65
    Rep Puanı: 270
    Farazi is a jewel in the rough Farazi is a jewel in the rough Farazi is a jewel in the rough

    MASAL TEKERLEMELERI

    Bir iki tombul tekir
    Camdan bakar
    Başına takar
    Hop hop, altın top



    MISTIK
    Mustafa, Mıstık,
    Arabaya kıstık,
    Üç mum yaktık,
    Seyrine baktık.

    LEYLEK
    Leylek leylek havada,
    Yumurtası tavada,
    Gel bizim hayata,
    Hayat kapısı kitli,
    Leyleğin başı bitli.

    KUZU
    Kuzu kuzu me
    Bin tepeme
    Haydi gidelim
    Ayşe teyzeme.

    YAĞMUR
    Yağ yağ yağmur,
    Teknede hamur,
    Bahçede çamur,
    Ver Allah’ım ver,
    Sicim gibi yağmur.

    KARGA
    Karga karga “gak” dedi,
    “Çık şu dala bak” dedi,
    Karga seni tutarım,
    Kanadını yolarım.

    PORTAKAL
    Portakalı soydum,
    Başucuma koydum.
    Ben bir yalan uydurdum,
    Duma duma dum.
    Duma duma dum.
    Öğretmeni kandırdım,
    Kandırdım. OYUN
    Oooo…..
    İğne battı,
    Canımı yaktı,
    Tombul kuş Arabaya koş.
    Arabanın tekeri,
    İstanbul’un şekeri.
    Hop Hop altın top,
    Bundan başka oyun yok.

    HANIM KIZI
    Çan çan çikolata,
    Hani bize limonata?
    Limonata bitti,
    Hanım kızı gitti.
    Nereye gitti?
    İstanbul’a gitti.
    İstanbul’da ne yapacak?
    Terlik pabuç alacak.
    Terliği pabucu ne yapacak?
    Düğünlerde,
    Şıngır mıngır oynayacak.

    KEÇİLER
    Ayşe Hanımın keçileri,
    Hop hop hopluyor,
    Arpa, saman istiyor,
    Arpa, saman yok,
    Kilimcide çok.
    Kilimci kilim dokur,
    İçinde bülbül okur.
    İki kardeşim olsa,
    Biri ay, biri yıldız,
    Biri oğlan, biri kız,
    Hop çikolata çikolata,
    Akşam yedim salata,
    Seni gidi kerata.

    SINIFLAR
    Mini mini birler,
    Çalışkandır ikiler,
    Mavi gözlü üçler,
    Dayak yiyen dörtler,
    Misafirdir beşler,
    Altılar, altınımı çaldılar,
    Yediler, yemeğimi yediler,
    Sekizler, semizdirler,
    Dokuzlar, doktor oldu,
    Onlar bizi okuttu.

    EBE
    Ebe ebe gel bize
    Uzaktan vur elimize
    Eğer vuramazsan
    Ebesin ebe
    Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi,
    Bunu sana kim dedi?
    Diyen dedi on yedi
    Yağlı böreği kim yedi?

    TAVUK
    Pazara gidelim,
    Bir tavuk alalım,
    Pazara gidip,
    Bir tavuk alıp ne yapalım?
    Gıt gıdak diyelim.
    Happur huppur,
    Happur, huppur yiyelim.

    TOP
    Bir iki üç
    Söylemesi güç
    Sana verdim bir elma
    Adını koydum Fatma
    Hop hop hop
    Bir büyük altın top

    DEDE
    Altı kere altı otuz altı
    Dedemin sakalı yolda kaldı
    Sakalını aldı dereye attı
    Dedem sakalsız kaldı EV
    Evli evine
    Köylü köyüne
    Evi olmayan
    Sıçan deliğine

    İĞNE
    Ooooo
    İğne iplik
    Derme diplik
    Çelik çubuk
    Sen çık.

    NACAK
    Nacak sapına
    İki kes
    Bir sana
    Biri de bana

    HEDİYE
    Kızın adı Hediye
    Ekmek vermez kediye
    Kedi gider Kadıya
    Kadının kapısı kitli
    Hediyenin başı bitli

    EL EL EPENEK
    El el epenek
    Elden düşen kepenek
    Kepeneğin yarısı
    Keloğlan’ın karısı

    KARNIM AÇ
    Karnım aç
    Karnına kapak aç
    Değirmene kaç
    Değirmenin kapısı kitli
    Heybaşı bitli

    DEĞİRMEN
    Değirmene girdi köpek
    Değirmenci vurdu kötek
    Geldi yedi köpek
    Hem kötek
    Hem yedi köpek

    ALİ DAYI
    Ali dayının keçileri
    Kıyır kıyır kişniyor
    Arpa saman istiyor
    Arpa saman yok
    Kilimcide çok
    Kilimci kilim dokur

    ÇARŞI
    Çarşıya gittim
    Eve geldim hanım yok
    Bebek ağlar beşik yok
    Çorba taşar kaşık yok
    Ali baba öldü tabut yok

    HAKKI
    Hakkı hakkının hakkını yemiş.
    Hakkı Hakkı’dan hakkını istemiş.
    Hakkı Hakkıya hakkını vermeyince
    Hakkı da Hakkı’nın hakkından gelmiş.

    HASAN
    Hasan Hasan
    Helvaya basan
    Kapıyı kıran
    Kızı kaçıran

    To view links or images in signatures your post count must be 20 or greater. You currently have 0 posts.

  2. #2
    Dost Üye
    Durum : Farazi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi : Oct 2008
    Yaş: 29
    Mesajlar: 1.278
    Beğenileri;
    37 mesajı beğendi
    Konular
    390
    Rep Gücü: 65
    Rep Puanı: 270
    Farazi is a jewel in the rough Farazi is a jewel in the rough Farazi is a jewel in the rough

    MASAL TEKERLEMELERI

    KÜÇÜK DOSTUM
    Küçük dostum gelsene
    Ellerini versene
    Ellerimizle şap şap
    Ayaklarımızla rap rap
    Bir şöyle, bir böyle
    Dans edelim seninle.

    ELLERİM PARMAKLARIM
    Sağ elimde beş parmak,
    Sol elimde beş parmak
    Say bak, say bak, say bak.
    Hepsi eder on parmak.
    Sen de istersen saymak
    Say bak, say bak, say bak.
    Hepsi eder on parmak.

    ALİ
    Ali baksa dum dum
    Sakalına kondum
    Beş para buldum
    Cebime koydum

    KUZU
    Kuzu kuzu mee
    Bin tepeme
    Haydi gidelim
    Hacı dedeme
    Hacı dedem hasta
    Mendili bohça
    Kendisi hoca

    KOMŞU, KOMŞU
    -Komşu, komşu !
    -Hu, hu!
    -Oğlun geldi mi?
    -Geldi
    -Ne getirdi?
    -İnci, boncuk.
    -Kime, kime?
    -Sana, bana.
    -Başka kime?
    -Kara kediye
    -Kara kedi nerede?
    -Ağaca çıktı
    -Ağaç nerede?
    -Balta kesti
    -Balta nerede?
    -Suya düştü.
    -Su nerede?
    -İnek içti.
    -İnek nerede?
    -Dağa kaçtı.
    -Dağ nerede?
    -Yandı, bitti kül oldu

    TAVŞAN
    Kapıdan tavşan geçti mi?
    Geçti
    Tuttun mu?
    Tuttum
    Kestin mi?
    Kestim
    Tuzladım mı?
    Tuzladım
    Pişirdin mi?
    Pişirdim
    Bana ayırdın mı?
    Ayırdım
    Hangi dolaba koydun?
    Çık çık dolaba koydum
    Haydi, al getir
    Getiremem
    Neden getiremezsin?
    Kara kediler yemiş.
    Vay vay, miyav

    NEREDEN GELİRSİN?
    Nerden gelirsin?
    Zikzak kalesinden.
    Ne gezersin?
    Açlık belasından.
    Nerde yattın?
    Beyin konağında.
    Altına ne serdiler?
    Perde.
    Desene kupkuru yerde.
    Bıyıkların neden yağ oldu?
    Bıldırcın eti yedim.
    Bıldırcın yağlı mıydı?
    Gökte uçarken gördüm.
    Saçların neden ağardı?
    Değirmenden geldim.
    Değirmen dönüyor mu?
    Zımbırtısını duydum.
    Ayakların neden ıslandı?
    Çaydan geçtim.
    Çay derin miydi?
    Köprüyü dolaştım,
    İşte geldim sana ulaştım.
    CAM
    Bir cam
    İki cam
    Üç cam
    Dört cam
    Beş cam
    Altı cam
    Yedi cam
    Sekiz cam
    Dokuz cam
    On cam
    Bu da benim amcam.

    Eveleme develeme
    Evvel altı elma yedi
    Seren sekiz serçe dokuz
    Tarmanın topu kara
    A devenin çatı kara

    EBE
    Ebe ebe nerede
    Su doldurur derede
    Dere boyu çalılık
    Derede olur balık
    Şu ebe de ne alık
    Oltamı attım,
    Balığı tuttum.
    Balık suya dalamaz,
    Ebe beni bulamaz.
    Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi
    Bunu kim dedi,
    Diyen dedi on yedi,
    Yağlı böreği kim yedi?

    ELLERİM
    Ellerim tombik tombik,
    Kirlenince çok komik
    Kirli eller sevilmez
    Güzelliği görülmez
    Dişlerim bakım ister
    Hele saçlar, hele scalar
    Uzayınca tırnaklar
    Kirlenince kulaklar
    Bize pis derler, pis derler
    DEVE
    Eveleme develeme
    Evvel altı elma yedi
    Seren sekiz serçe dokuz
    Tarmanın topu kara
    A devenin çatı kara.
    PATLICAN
    Patlıcan var patlıcan,
    Patlasın senin kocan.
    Şisko şisko biberler,
    Arabaya bindiler.
    Elmalar yedi buçuk,
    Onu yedi, bir çocuk.
    Patlıcandan bıktım,
    Ben oyundan çıktım!
    KOMŞU
    Komşu komşu huu…
    Sırtındaki ne?
    Arpa
    Kaça sattın
    Kırka
    Eve ne aldın?
    Hırka
    Çocuğa ne aldın ?
    Halka
    BÖREK
    Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi,
    Bunu sana kim dedi?
    Diyen dedi on yedi,
    Yağlı böreği kim yedi?
    SINIFLAR
    Mini mini birler,
    Çalışkandır ikiler,
    Mavi gözlü üçler,
    Dayak yiyen dörtler,
    Misafirdir beşler,
    Altılar, altınımı çaldılar,
    Yediler, yemeğimi yediler,
    Sekizler, semizdirler,
    Dokuzlar, doktor oldu,
    Onlar bizi okuttu.
    HANIM KIZI
    Çan çan çikolata,
    Hani bize limonata?
    Limonata bitti,
    Hanım kızı gitti.
    Nereye gitti?
    İstanbul’a gitti.
    İstanbul’da ne yapacak?
    Terlik pabuç alacak.
    Terliği pabucu ne yapacak?
    Düğünlerde,
    Şıngır mıngır oynayacak.
    PİTİ PİTİ
    Ooooopiti piti
    Kremanın sepeti
    Terazi lastik jimnastik
    Biz size geldik bitlendik
    Hamama gittik temizlendik
    Dik Dik Dİk
    Son dersimiz matematik

    To view links or images in signatures your post count must be 20 or greater. You currently have 0 posts.

  3. #3
    Dost Üye
    Durum : Farazi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi : Oct 2008
    Yaş: 29
    Mesajlar: 1.278
    Beğenileri;
    37 mesajı beğendi
    Konular
    390
    Rep Gücü: 65
    Rep Puanı: 270
    Farazi is a jewel in the rough Farazi is a jewel in the rough Farazi is a jewel in the rough

    MASAL TEKERLEMELERI

    MASAL TEKERLEMELERİ

    Masalların başında sözcüklerin ses benzerliğinden yararlanılarak söylenen yarı anlamlı, yarı anlamsız söz dizileri vardır. Bunlara “tekerleme” denir.

    Masal tekerlemeleri birbirleriyle pek ilgisi olmayan, ancak dinleyicinin ilgisini masala çekmek için bir araya getirilmiş sözlerden oluşur. Tekerlemenin asıl güzelliği de, birbirleriyle ilgisiz gibi görünen bu tür sözlerin bir düzen içinde sıralanmasındadır. Bu da bir söz ustalığını gerektirir. Bu ustalık masal anlatanın, yani masalcının ustalığına bağlıdır.

    Aslında tekerlemenin masalla hiçbir ilgisi yoktur. Sadece dinleyicinin ilgisini çekmek ve onu masal dünyasına girişe hazırlamak için söylenir. İşte masalcının söz ustalığı da burada başlar. Söylediği tekerlemeyle dinleyenleri neşelendirir. Anlatacağı masala ilgi çeker. Masalının dikkatle ve heyecanla dinlenmesini sağlar.

    Kimi masal tekerlemeleri de bilinenlerden birkaçının birleştirilmesinden oluşur. Araya yeni deyim, benzetme ve sözcükler eklenerek yeni biçimlere sokulur.

    Gelin şimdi de söz ustalığının en güzel örneklerinden biri olan masal tekerlemelerinden sizin için seçtiklerimizi okuyalım. Onları ezberlemeye çalışalım. Anlatacağımız masallara bu tür tekerlemelerle yeni renkler katalım.

    * * *


    Evvel zaman iken, deve tellal iken, saksağan berber iken… Ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken. İp koptu, beşik devrildi. Anam kaptı maşayı, babam kaptı meşeyi, döndürdüler dört köşeyi. Dar attım kendimi dışarı… Kaç kaçmaz mısın… Vardım bir pazara. Bir at aldım dorudur diye. Bineyim dedim, at bir tekme salladı bana geri dur diye… Padişahın topları ateşe başladı. Topladım gülleleri cebime koydum darıdır diye. Tozu dumana kattım, Edirne’ye yettim. Selimiye minarelerini belime soktum borudur diye. Yakaladılar beni tımarhaneye attılar delidir diye. Babamdan haber geldi, onun eski huyudur diye. Bereket inandılar, tutup beni saldılar. Neyse uzatmayalım, masala başlayalım…

    * * *

    Bir varmış, bir yokmuş. Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde. Deve tellal iken, horoz imam iken, manda berber iken, annem kaşıkta, babam beşikte iken… Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, babam düştü beşikten, alnını yardı eşikten… Annem kaptı maşayı, babam kaptı küreği, gösterdiler bana kapı arkasındaki köşeyi… O öfke ile Tophane minaresini cebime sokmayayım mı borudur diye… O öfke ile Tophane güllesini cebime doldurmayayım mı darıdır diye… Orada buldum iki çifte bir kayık. Çek kayıkçı Eyüb’e…

    Eyüb’ün kızları haşarı… Bir tokat vurdular enseme, gözlerim fırladı dışarı… Orada gördüm bir kız… Adı Emine, gittim yanına… Bir tarafı tozluk dumanlık, bir tarafı çayırlık çimenlik, bir tarafı sazlık samanlık… Bir tarafta boyacılar boya boyuyor renk ile… Bir tarafta demirciler demir dövüyor denk ile… Bir tarafta Mehmet Ali Paşa cenk ediyor şevk ile… Anan yahşi, baban yahşi, kurtuldum ellerinden… vardım masal iline.(Naki TEZEL’den)

    * * *

    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler top oynarken eski hamam içinde… Ben deyim şu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu; kuş uçmadı, Gümüş uçtu. Gümüş uçmadı, Memiş uçtu. Uçar mı, uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten… Biri kaptı maşayı, biri aldı meşeyi; dolandım durdum dört köşeyi…

    Vay ne köşe bu köşe! Dil dolanmadan ağız varmaz bu işe; bu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, şu köşe güz köşesi, diye iki tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün etmez mi Maraş paşası!.. Hemen bir sarıya bir fare deliği bulup, attım kendimi dışarı; gelgelelim şu mahallenin yumurcakları haşarı mı haşarı; bir fiske vurdular enseme, gözlerim fırladı dışarı!..

    Az gittim uz gittim… Dere tepe düz gittim. Çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek; soğuk sular içerek, altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne göreyim, gide gide bir arpa boyu yol gitmişim!..

    Vay başıma, hay başıma; bu yol bitecek gibi tükenecek gibi değil, ya bir devlet kuşu konsa başıma, ya da alsa beni kanadına kaşına, demeye kalmadı bir de gördüm ki, ne göreyim? Adıyla sanıyla, yeşiliyle alıyla, Zümrüdüanka dedikleri değil mi? Kafdağı’nın üstünden süzüm süzüm süzülüp geliyor. Bakın hele! Yüzü insan, gözü ahu. Ne maval, ne martaval. İşitilmedik bir masal!..

    * * *

    Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde… Bu sözün önü var, arkası yok; gömleğimin yeni var yakası yok… Sabır da bir huydur, suyu var tası yok. De gel sabreyle sabreyle… İyi ama susuzla sabırsız ne yapar? Ya bir kuyu kazar, ya dolaşır çarşı pazar; ben de aç karın, yüksek nalın çıktım pazara, Mevlam uğratmasın iftiraya nazara…

    Bir kaz aldım karıdan, boynu uzun borudan! Kendisi akça pakça, eti kemiğinden pekçe, ne kazan kaldı ne kepçe! Kırk gündür kaynatırım kaynamaz.

    Hay dedim, huy dedim; bu ne pişmez şey dedim. Bir iken iki olduk, üç iken dört olduk; anan soylu, baban boylu derken kırk olduk; kırkımız kırk ateş yaktık!… Kırk gündür kaynatırım kaynamaz. Baktım ki olacak gibi, sofraya konacak gibi değil, eğil dağlar eğil dedik; onumuz hu çekti, onumuz su çekti; onumuz un, odun çekti; haydan geleni huya sattık, unu bulguru suya kattık. Suyu kazana, kazanı yeniden ocağa attık; vay ne kaynattık ne kaynattık… De şimdi kaynar mı, kaynamaz mı? Derken efendim bu kez başını kaldırıp bize bakmaz mı!..

    Gayrı pabucunu bırakıp kaçan kaçana! Kanadını kaldırıp uçan uçana! Eh, bir ben miyim kırk kişinin gevşeği? Çıkardım ahırdan boz eşeği vurdum sırtına palanı, çektim yedi yerden kolanı; bindirdim üstüne doksanlık anamı. Boynuna mavi bir boncuk takmadım ama, koynuna koydum bir sabırtaşı. Sabırtaşı, sabırcıktaşı deyip geçmeyin öyle! Ne anamın aşı, ne gözümün yaşı. İtler işin başı, tandırın başı, masalın başı, bu sabırtaşı! Verilecek kuluna vermiş, bize de versin Yaradan; haydi dedikoduyu kaldırıp aradan, dinleyin şimdi; sabırlı kim, sabırsız kimdi…

    * * *

    Evvel zamanda, yoksullar handa
    Beyler, konağında yaşarmış.
    Buna öfkelendim
    Bir hayli söylendim
    Aldım başımı çıktım dışarı
    Görmeyin gidişimi
    Bakmadan sağa sola
    Düştüm bir yola.
    Az gittim, uz gittim
    Dere tepe düz gittim
    Çayır çimen geçerek
    Arpa buğday biçerek
    Soğuk sular içerek
    Altı ay bir güz gittim
    Yürüdüm yürüdüm vardım bir bağa
    Daldım bir konağa
    Vay sen misin dalan
    Kimi kolumdan tuttu kimi bacağımdan
    Attılar beni bir dağa
    Zoruma gitti başladım ağlamaya
    Karşıma çıktı bir derviş
    Derviş amca dedim bu ne iş?
    Kuru idim ıslandım sel beni neyler
    Bulut oldum uslandım
    Yel beni neyler?
    Vay gidi dünya
    Kimi güler, kimi söyler
    Kulak verin bu masala
    Keloğlan ne iş tutar, n’eyler* * *

    Handadır handa, bir kara manda
    Üç yüz yaşındaydım evvel zamanda
    Mavi çadır gerilmiş, duydum pazar kurulmuş
    Vurdum karıncaya palanı
    Kırk yerinden bağladım kolanı
    Sardım sırtına seksen sekiz çuval soğanı
    Vardım pazara
    Vay ne pazar ne pazar, güzeller durmaz gezer
    Kırlangıçlar terzi, köpekler kalaycı, tilkiler tüccar

    Buldum bir köşe, başladım işe
    Soğan sarmısak satarken
    Terazimin kolu kırıldı bir güzele bakarken
    Kurbağa kanatlandı gitti gelin getirmeye
    Gelin çıktı çardağa, çat yerleşti bardağa
    Masaldır bunun adı, dinlemekle çıkar tadı

    * * *

    Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken eski hamam içinde… Odunun biri bir odun vurdu kafama… Kafam koptu kalktı gitti sarmısak pazarında sarmısak satmaya… Durur muyum ya, ben de arkasından koştum. O gitti ben gittim, o gitti ben gittim; derken arkasından yetiştim ama, bak şu kafaya:
    - Ben senin kafan değilim, demesin mi?
    - Kafamsın!
    - Değilim!
    - Kafamsın!
    - Değilim!

    Diye atıştık, vuruştuk. Son sonu kadının kapısında buluştuk. Buluştuk ya, bak şu püsküllü belaya, kadı evde yokmuş, mercimek ağacına çıkmış da mercimek topluyormuş…

    Ağacın tepesinden bize bağırdı:
    - Sizin davanız büyük dava!.. Kuş kanadı kalem olsa, derya deniz mürekkep; gene ne yazılır, ne biter… Hele kırk tomar kâğıt, kırk kucak kalem getirin de ötesini düşünürüz, dedi.

    Bir dediğini iki eder miyiz? Aldık getirdik, bulduk getirdik. Merdiveni de aradık taradık, götürüp mercimek ağacına dayadık, dayadık ya, kadı inerken kırılıvermesin mi mübarek!..

    Kadı öldü, kafam da bana döndü: Ah kafa, nah kafa; ne çekersem senin elinden çekiyorum…

    * * *

    Var varanın, sür sürenin… Baykuşu çoktur viranenin… Destursuz bağa girenin, geçmez para ile dükkâna girenin, hokka çömleğini başında patlatır Bekri Mustafa… Hak dost, veli dost… Babamdan kaldı bir eski post… Ben dikerim, o sökülür… Arasına bit, pire sokulur… Ufacığı bakla gibi, büyüceği toklu gibi… Tuttum pireyi, İstanbul’a yolladım. Bekledim, bekledim gelmedi. Ardından uşak yolladım.

    Kırk kişiyiz… Onumuz odun yarar, onumuz kav çakar, onumuz su taşır, onumuz ateş yakar… Bir de baktık kaz kafasını kaldırmış, kazandan bize bakar… Fare takla tukla… Ne nohut bıraktı bu yıl, ne de bakla… Kahveci kutuyu sakla, tiryaki olmuş o güdük fare…

    Fare ovada yedi başağı, sıyrıldı çıktı direkten… Somunu kaptı kürekten… Gözleri büyük çörekten… Dişleri iri oraktan…

    Tavandan teker meker… Gözlerime toz döker… İhtiyara bakmaz geçer. Bir oh çekmez mi bizim güdük fare? Tavanda koptu patırtı… Çömlek başına atıldı… Çektim tüfeği avludan… Yah ettim dokuz kilo soğan.

    Derken efendim, baldıranlığa daldı kurudur diye… Boz eşek attı çifteyi geri dur diye. Ben tuttum kuyruğundan ileri diye…

    Kalktı sıçradı kürek sapına… Gözünü dikmiş çocuk hakkına… Seksen kiloluk pekmez küpüne…

    Reçel olup gitti bizim güdük fare… Efendimin ağası… Sivridir külahisi… Uzatmayalım biz bu sözü, başımıza gelir daha belası…

    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir memleket padişahının kırk oğlu varmış…

    * * *

    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal, pire berber iken, ben dayımın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, aşağıdan:

    - Tutun da, vurun da! diye bir gürültü kopmaz mı?

    - Eyvah, dedim. Şimdi bunlar susmazlar, dayımı uyutmazlar.

    İki kalktım, bir hopladım. Yüz ayak merdiveni bir çırpıda atladım.

    Baktım; bir kuru kalabalık.

    - Nereye gidiyorsunuz böyle? dedim.

    - Hak aramaya gidiyoruz, dediler.

    Neyse, katıldım ben de içlerine, vardık koca şehrin birine. Aradık taradık, hakkımızı bulduk. Meğer o da pire değil miymiş?

    Bindim pireye, vardım Tire’ye. Pire gider çatır çutur, hak sahibine balta getir. Bak şu pirenin işine, yular bağladım dişine. Gören şaştı, duyan şaştı, Üsküdar vapuru Beşiktaş’ı aştı.

    Tuttum pirenin birisini, kırdım ufağını irisini, davula geçirdim derisini, kaytan yaptım kuyruğunu.

    Sonra sırtına vurdum palanı, altından çektim kolanı, dinleyin bakalım bendeki koca yalanı…(Eflâtun Cem GÜNEY’den)

    To view links or images in signatures your post count must be 20 or greater. You currently have 0 posts.

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.