Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 2 Toplam 3 Sayfadan BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu
Toplam 24 adet sonuctan sayfa basi 11 ile 20 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Like Tree8Likes
dqw
  1. #11
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    66
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Murathan mungan şiirleri

    KETUM


    aşıkken tamamlanır
    düşmanken yarım kalan tehlike
    ketum hançer, çiğ rüzgar
    künyendeki kaza benim adım
    yatışmaz artık içimde başlattığım hikaye
    ben her yerden aşka çıkarım

    ırsıdir aşk
    babadan oğula geçtiği gibi
    geçer bir aşktan diğerine
    ruhumu beklet, dağı ertele
    dönülmez sözler verdim
    döndüğümde çaresine bakarım


    M.M


    KIRILGAN


    Kırılgan bir çocuğum ben
    Yüreğim cam kırığı
    Bütün duygulardan önce
    Öğrendim ayrılığı
    Saldırgan diyorlar bana
    Oysa kırılganım ben
    Gözyaşlarım mücevher
    Saklıyorum herkesten
    Ürküyorlar gözümdeki ateşten
    Ürküyorlar dilimdeki zehirden
    Ürküyorlar o dur durak bilmeyen
    gözükara cesaretimden
    Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,
    Bir yanı çılgın dağ doruğu.
    Oysa böyle yapmasam ben
    Nasıl korurum içimdeki çocuğu?
    Bir yanım çılgın nar ağacı
    Bir yanım buz sarayı.


    M.M


    KIRKSEKİZ


    kendine seçilmişler için
    bütün işaretler aynı yolu gösterir
    senin yolculuğa çıktığın yolu
    kime çıkar, niye çıkar, ne çıkar, kim bilir
    kimin kimden aldığını
    doğrular yarım yaşanmış yılları
    hayatın gölgesinde kalmış
    gölgesizler, yaşayan ruhlar göçmen bedenler
    kaç tarihten yapılır bir tek kavim
    öğrendikçe susmayı sözünü bekletir
    içinde durmadan ertelediğin ihtiyar
    gençliğin ve geleceğinle büyüttüğün
    kayıp kavmin çocukları
    bir bir içinden geçerken
    kanat hareketlerini yineler
    dünya kurulduğunda katledilmiş
    yarınları yarım kalmış melekler
    bazı hayatlar yaşandıkça bulur anlamını
    bazı hayatların yaşandıkça çıkar boşluğu
    hayat ne uzundur aslında ne de kısa
    ne yaşadığıdır yalnızca
    bazı pişmanlıklar hayatı kısa kılar
    bazıları için çok uzundur tekrarlar

    maceramızın incisi anlam
    kalbe zarar var oluş definesini
    kırk sekiz melek
    yaşarken yineleyebilmek
    katledilmiş melek kanat hareketlerini


    M.M


    KIRMIZI ..


    kaypak manşetler, sağır katalogları, karnaval biletleri
    kendini tanımanın korkusu
    sürekli bir canlı yayındasınız
    girdabı olmayan yüreğin sireni duyulmaz elbet
    mekanlar lunapark, hayat çarpışan otomobiller
    görüntünün kumbarasında hafızanız beş kuruş
    alarma yakın hiçbir kırmızıya düşmemiş yolunuz
    Bindiğin düş atı yorulmuş oysa
    Üstündeki binici çoktan değişti sana sormadan
    Kendine uygun bir ayna bile bulamadan
    Kalakalırsın baktığın boşlukta
    Bakarsın baktığın kadarsın
    Bundan sonrası
    Geç kaldığın yerlerdeki korunma duyguna bağlı
    anlarsan, anlamanın
    anlamazsan, anlamamanın boşluğundasın
    İşte şimdi Kırmızı!


    M.M


    KIRMIZI FERMAN


    saklama yüzünü suya
    benzetilmiş kelimelerin ardına

    kalbinden söktüğün çadırı
    başkasının yüzüne kurma
    aşk olur
    tepeden tırnağa
    göçebe tende
    kalıcı iklim

    zamanın gaddar haritaları
    neye gerçek neye kurgu dediğin
    kırmızı kıpkırmızı kızıl ve karşılıksız
    her verdiğin

    yol sensin ulak sen kalbindeki zarf
    ölümüne
    koynundaki ferman
    alınmaz kanın akıtılmadan

    ulaştır bunu yerine ömrünü tamamlamadan


    M.M


    KIRMIZI FİLM


    Yaratıcı ruhun tırnakları
    Kırmızı film
    Vamp bir vampir
    Kaynak yapılıyor
    Ruhların geçmişine
    Oksijen maske
    Korkunun alt yazısı
    Kullanılmış biletler
    Deri jartiyer
    Siyahı
    Sahaflara düşmüş
    Sivri topuklar çeviriler
    Derinleşmeden kullanın
    Bütün korkuları
    Fil dişi vampirin
    Ve gece yüzölçümü pelerini
    Olmayanı yazmanın romanı
    Kuralları bile değişmiş
    Nasıl öldürüleceklerinin
    Herkese bir tane kırmızı film
    Satrancın 64 karesi üzerine
    Çarpılan sayısız oyun gibi
    Aynı kan farklı kurular
    Doğadaki üç ana renk
    Yalnızca sekiz nota
    Ne kadar az ve ne kadar çok
    Atomdan bombaya giden
    Kan karanlığı yollar
    Olmayana inanmanın sineması
    Dişlerindeyiz vampirin


    M.M


    KISA FERMAN


    nehirler uzun sürer....


    M.M


    KISSA XXIII


    II
    saraylı bir günahı gizleyen
    gecenin feracesinde
    doludizgin bir şehvet
    gece gözlerinin âzade tiryakisi
    hâlâ bir çenginin sevdasına müebbed

    onlar ki azaltarak kendilerini
    büyüyorlar bir ayazda
    gizli koyunlarında taşıdıkları efsunlu nar
    dağılıyor haramiliğin kızgın avuçlarında
    onlar ki saklıdırlar herkesçe kendilerine bile zinhar
    bir secdeye varır gibi
    yeniden doğuruyorlar birbirlerini
    sevdakâr bir bedende kılınan
    onulmaz şehvetlerin namazlarında
    onlar ki bir sevdâyı hâlâ bir suç gibi yaşayanlar
    azaltarak kendilerini büyüyorlar bir ayazda

    dağlanmış memeleriyle sarar cüzzamlı yüreğini
    satılmaz ki böylesi esir diye halep pazarlarında


    M.M


    KİMSE.


    zamanı yıllarla tartanlar
    yanılırlar
    hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle
    hatta çoğu zaman kendiyle bile
    yaşanır, içini tohuma bırakır
    geçer gider
    geçmez sandıkların bile

    hiçbir geçen tartılmaz kalanla
    neyin kaldığını çoğu kez kendi de bilmezken insan
    kimse kimse kimse
    sahi kimse
    ya da hiç kimse
    söylediklerimden çok
    sustuklarım
    seçtiklerimden çok
    reddedilmek için
    ne kadar varsam
    o kadar kimseyim kendime

    güç kötü bir şey
    kaderken de
    kaldıramazken de
    güç kötü bir şey
    güçlüyken de
    güçsüzken de
    kaldığın yerden devam etmenin karanlığı
    benzemiyor hiçbir çaresizliğe
    kimin kaldığı yer var ki dünyada
    kaldım sandığın yer
    bizden geçendir çoğunlukla
    içimizi parçalaya çoğalta
    hâlâ gittiğim sona aceleci adımlarla
    bütün iş birinin dediği gibi,
    yavaşça acele etmek aslında

    ölene kadar yavaşla işte
    ölene kadar yavaşla
    ne başkalaştırırsan o kadarsın
    başkalarının imtihanlarından büyük gelecekler umma

    çaresizlik bile bizden bir başkası yapmaya yetmez
    bize biçilmiş döngüye katlanırız yalnızca
    bir bakıma hiçbir yerdeyiz
    bir bakıma yalnızca buradayız
    var oluşumuzun ağırlığı altında ezilirken yapayalnız
    ait olduğunu sandığın bütün grupların içinde yapayalnız
    reddin imkânları sayım kayıpları yoklama kaçakları
    sanma ki hayat bizi bekler başka kıyılarda
    oysa biz buradayız
    halsiz, kanıtsız
    yılların neyi tarttığını bile bilmeden
    kendi gücümüzün altında azala azala

    kollarımız kadar kulaç kalplerimiz kadar sahil
    hiçbir adanın almadığı yalnızlarız,
    tamamlanmamış haritasında
    define ve varlık
    geleceğin tarihe dağıttığı kayıplar
    bir gün birbirini bulmanın umuduyla

    gölgemizle barışmanın uzun yolculuğu: büyümek
    kendiyle tanışmayı erteler insan çoğu zaman
    hayat yanlışlarla kısalır
    başka biri olarak girdiğimiz bir kapıdan
    bir diğeri olarak çıkarız
    gündeliğe katlanmak için başkalarını kandırırken kendimizi yanıltırız
    içimizi denerken yüzeriz farklı yüzlerle kendi içimizde bile
    bu yüzden aşk yalnızca bir fikirdir
    bu sefer gerçekleştirdiğini sandığın bir fikir
    hep öyle oldu bende
    hep saklı kaldı içimdeki anahtar
    ve hep aynı kilitte kırıldı

    fikirler de zamanla değişir
    kırıldıkları yerde
    kırıldıkları yer her şeyi değiştirir

    zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile
    sonra başka bir başlangıcın kapısında
    aynı korkularla kalakalırız
    daha önce de söylemiştim:
    kimse yoktur kimsenin kimsesizliğine
    her şiirin gizi başka bir şiirle
    açıklar kendini
    demiştim ya, hep öyle oldu bende
    böyle katlandım kimsesizliğe
    o birini ararken bile biliyordum
    hiç kimse hiç kimse hiç kimse


    M.M


    KONUK MAHALLE


    akşam doğdu kollarımda
    sarnıçlar sularını saldı kasıklarından
    ince sızıların veyl diye dolandığı dar yokuşlar
    utandılar yoksul avuçlarından
    türküye uyandı yeller bir koşu
    taşınmaz yükler onmaz dertler
    açıverdi sabahın kapısıyla gecekonduyu
    uyandı mahalle
    uyandı mı insanlar
    bir tek kolların mıdır akşam sancısı
    ve bir de bizim Raif amcanın kırkbeşlik rakısı



    ibrahimm_ likes this.

  2. #12
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    66
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Murathan mungan şiirleri

    KUPON


    ucuz bir efsane alın
    gündelik yaşamınızdan
    bir İmge biçin kendinize
    pazarın ürettiği görünmez kumaşlardan
    ya da değişik tarihli parçalardan
    yüzünüzü ısmarlayın
    yukarıdan aşağıya üç
    soldan sağa beş
    üç beş kişi
    sığdırın kendinize
    yedeğinizde bulunsun
    malum, bu durumlar belli olmaz
    her çekiliş için farklı
    kuponlar
    bu durak olmazsa önümüzdeki durak
    ilerleyelim beyler
    öldürdükçe içimizi önde boş yer var


    M.M


    KUZEYDEKİ PENCERE


    kokladığın gülün kokusu kalmış sende
    baktığın denizin tuzu
    geçtiğin iklimlerin masalı sinmiş üstüne
    kuzeydeki pencere açık
    göçebe bin bir gece

    sözcükler sökülmüş bir anıyı
    ne kadar tamamlayabilirse
    bir andır eski defterlerin
    güneşinden vurur yüzüne
    yazsam olmaz dersin
    kimi zaman sırf bunun için
    yazmaya değerse de
    kuzeydeki pencereyi açarken
    yere düşen defterden görünür:
    eksik kule, yırtık nehir
    sımsıkı kapatmış olsak da
    bizi ürperten anıları hayatımızın
    eski defter ya da kuzeydeki pencere..


    M.M


    LAVANTA


    Ordadır
    yazın eskittiği otlar arasında
    uzakta bir nehrin gürültüsünü kazar
    masmavi usturalar abanoz ağacına

    Ordadır
    uyuyan bir namlunun sessizliğiyle
    günün sabahlığında
    dudaklarının arasında bir ot, bir ıslık
    iz bırakmaz sisler gibi geçer ağaçların arasından
    varır kendini derinleştiren uçurumlara

    Ordadır, bir devin tavşan uykusunda
    aklında kımıldanan otlar, ağaçlar
    düşünü düşürdüğü sular
    yüzünü bıraktığı sular
    almamış zaman kalmış kireç altında
    çelimsiz bir kabuk başlamış yürek yarası
    ki ne zaman çarşılara çıksa silahsız
    onu vururlar
    göğsünde siyah bir yıldızla
    kalbinde kuruyan bataklık
    kırlara yakın durur, yanık kokulara

    serin çiy vakti çimenlerle konuşur
    ne zamandır çıkmıyor sokaklar açık artırıma
    ıssız bir kil ile gövdesini kateden bir ateştopu
    Kendini sakladığı sular altında
    ve son bir kez:
    ışık ve çamurda kaldı lavanta


    M.M


    MASKELİ BALO


    Yaredir sinede eski sevgili
    Eski sevgili eski günler
    Hayata baksana takmıyor kimseyi
    Hiçbir şey diriltmez artık geçmişi
    Yaredir yine de

    Yaktın gemilerimi
    Dönüş yok artık geri
    Tak etti canıma bu maskeli balo
    Bu maskeli balo
    Ve onun sahte yüzleri

    Yaredir sinede eski sevgili
    Ne yapsan kolay unutulmaz
    Ağlama geçmişe yaşadık bitti
    Anılar bizi yalnız bırakmaz
    Yalnızız yine de


    M.M


    MAT


    aydınlığın duruyor
    giderken bıraktığın aynalarda

    domino taşlarında
    bezginliğin kıraathaneleri

    söndü yıldızlarım senden sonra
    zamanlar herkes için bir değil
    karanlığım taşrada bir kasaba.


    M.M


    MEKTUP


    boş bırak düşlerini
    ben geleceğim
    kucağımda yaratmanın sevdaları
    ve akşamüstlerinde sonlu bekleyişlerin karanlığı
    tahta pervazlara takılı kalmış çınar gölgelerini kanattığı
    hiç yaşanmamış Nerime Sultan anılarını dürüp
    ben geleceğim
    arnavut kaldırımlarının taşıyamadığı yükümle
    kendimi yine bir yerinden söküp
    kırık dökük sevgilerin ut tellerinde tınlayan
    o veremli yazgısını
    yine de bir çiçek gibi iliştirip gönlüme
    o yalnızlığı Bizans'tan kalma İstanbul gecelerinin
    sokak camlatan yağmurunda
    kendimi ağır bir yük gibi çeke çeke
    Emirgan sırtlarından yorgun ve telaşlı
    biraz daha eskimiş, biraz daha solgun ve biraz daha acılı
    ben geleceğim
    dolu da olsa yaşlanmış kucakları
    sahici ve acıtıcı gözyaşlarını bir mahsup gibi taşıya taşıya acılar defterinde
    kimselere göstermeden usulca ve çok saklı
    ben geleceğim
    bir ticaret kentine


    M.M


    METAL


    pencerede kedi yalnızlığı
    metal bir ay fener gibi
    böyle gecelerde yağmurun sesi
    kağıt hışırtısına benzer
    ışık yıllarının karanlık hızında
    yedi askı daha asili yıldızlara
    takıyorum kulaklarımı
    dalmaya ve uçmaya hazır
    iki kişi olarak
    bölündüğüm yerde
    hard'n'heavy slowlari
    yer değiştiriyor içimde butun kişilikler
    tek basıma oynadığım cin ruleti
    bir jeton, bir zıpkın
    ayni anda isliyor
    katil ile maktul arasında en kısa yol
    kalkış takımları infilak ediyor
    dans bittiğinde birimiz ölecek
    büyük plato bildiriyor koşulları:
    tek kişilik düello bir metal tango!


    M.M


    METAL YORGUNLUĞU


    o zaman söylediler:metal yorgunluğu
    daha dediler yılların var oraya
    nice süslerden sonra ulaşılan bir yalınlık gibi
    nice bütünlüklerden edinilmiş bir kırgınlığa
    eşyanın karanlık kuralları
    etin acı tadı
    bağımsız kurgusu zamanın
    yetmez görünenleri anlamaya
    daha dediler yılların var

    zamanın biriktirdiği derinlik
    çekimin çözülen yasası
    şimdi eşiğinde miyim bu şiirin
    geldim mi metal yorgunluğa
    ilkin savatlı gümüşüm
    şimdi bende mi sıra?


    M.M


    MIRILDANDIKLARIM


    Kırdın mı incittin mi birilerini
    Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.
    Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
    Yeniden düşünmeliyim
    Dostluklarımı, ilişkilerimi
    Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
    Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
    Borçlarımı ödedim mi?
    Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
    Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
    giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
    Geri verdim mi aldıklarımı:
    Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
    Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
    Yokladım mı duygularımı
    Hala sevebiliyor muyum insanları?
    Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
    ovmalı umutları
    Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
    Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
    Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
    Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
    Gece telefonları, ıssız konuşmalar
    Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
    Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
    O kadar çok anlattım ki
    Kendime kaldım anlatmaktan...
    Bunaldım kendisiyle boğuşmasını
    Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
    Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
    Ofset duyarlılıklardan
    Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
    'içtenliğin' yada 'dünya görüşünün' kirletmediği
    Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
    Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
    vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
    Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
    Hala bir umut var mıdır
    Çikmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
    Ne çıkmaz sokaktayım nede mutsuz
    Sadece rüzgarlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
    Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
    Kış güneşinin mutlu ettigi bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
    Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim
    senin ve benim , yani bizim için...


    M.M


    MİKA


    Gökyüzünde yapıştırma bir yıldız
    Şimşekler ormanında
    Bir tek yıldırım
    Selofan yağmurlardan sonra
    Yine patinaj
    Çekimine girdiğimiz
    Manyetik alan
    Dağılıyor elyaf ve aşk
    Sezon değişiyor
    Parabolik aynalarda
    Başka bir set kuruluyor
    Yepyeni bir dizayn
    Işıl ışıl göz alıyor megastar mikalar
    Klip hızında karton film derinliğinde
    Bir marka gibi yaşanıyor aşklar
    Merkezi sistem yönetiyor ayrılıkları, açıklamaları
    Acı yok. Can yakmıyor tuzla buz olsa da
    Dağılmış mika parçaları

    Kesin çözüm
    Acele servis
    Buyrun, siz ne arzu etmiştiniz?


    M.M


    NYLON


    Bir başıma kaldığım aşklar
    Nylon denizlerin şiirleri
    Nylon denizler posteri
    Deniz posterleri
    Boy pos naylon
    Nylon
    Aştı geçmiş zaman
    Gözyaşı taneyle
    Denizler nylon

    Kayısız kalıyor kayıt
    Yaygın vahşet, günlük ölüm, over dose
    İçe, geriye, ileriye kapalı gözlerde
    Nylon perdeler
    Gündelik konserve
    Aşkı siyaset
    Siyaseti aşk gibi
    Yaşamış yakın tutanak
    Ayna ve kağıtta duruşumuz aynı
    Hâlâ aşk, hâlâ şiir ve şiddet


    M.M


    OLMASA MEKTUBUN


    Olmasa mektubun,
    Yazdıkların olmasa
    Kim inanırdı
    Senle ayrıldığımıza.

    Sanma unutulur,
    Kalp ağrısı zamanla
    Herşeyi unutarak
    Yaşanır sanma.

    Neydi bir arada tutan şey ikimizi
    Birleştiren neydi ellerimizi
    Bırak bana anlatma imkansız sevgimizi
    Sevmek birçok şeyi göze almaktır.

    Baksana geçmişe,
    Ne çok anıyla yüklü
    Nerde o taverna,
    Nerde sinema

    Harcanmış zamanla
    Yeniden yaşanmaz ki;
    Geç kaldıktan sonra
    Arama boşa!





    ibrahimm_ likes this.

  3. #13
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    66
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Murathan mungan şiirleri

    OMAYRA


    Cevabı ömür süren bir soru bıraktım sana
    Mendili kan kokan sevgili arkadaşım
    Usta bakışların keşfettiği rahatlıkla arkama yaslandım
    elimde şah mat yüzüğümde tek taş siyanür
    adınla bulanan bir aşkın, bir maceranın
    macerasında
    yolun sonunu söylüyordu
    günahkar iki melek olan sağdıçlarım

    al birkaç bulutlu sözcük
    atlasını sırtında taşıyan çalınmış bir zaman
    mekik, taflan, kar kesadı bir iklim
    aşk mı, macera mı dersin bu uzun seferberlik
    bu ilişkinin topoğrafyasını
    mezhepler tarihinden bulup çıkardım
    adanan boynunda o gümüş zincir
    bilmiyorsun arması sallanıyor ucunda
    işte yazgının kara zırhlısı!
    Kork! kutsal kitaplardaki kadar kork!
    Çünkü hiçtir bütün duygular
    Korkunun verimi yanında

    Benim ruhum nehirler kadar derin!
    Kızıl kısraklar gibi üstümden geçeceksin!

    arı bir sessizlik duruyor
    şiddetimizin armaları arasındaki uzaklıkta
    gövdenin demir çekirdeği
    kalkan teninin altında
    sana okunaksız bana saydam giz
    içindeki uğultunun izini sürüyorum
    bir açıklığa taşıyorum ele vermez yerlerini
    harabeler diriliyor
    heykeller tamamlanıyor
    kendi kehanetinden büyülenmiş gözlerimin önünde
    başka çağlara gidip geliyoruz
    aşk tanrısı için
    seviştiğimiz ve uyuduğumuz sahillerde
    aşkın kaplan ve yılan düğümüyle

    öpüyorum seni boynundaki yaradan
    iniyorum kaynağına
    aydınlanmamış yanların ışığa çıkıyor
    dokunuşlarımın parıltısında
    düğümlü mendilin, gümüş zincirin
    sımsıkı mühürlendiğin bütün kilitler
    çözülüyor avuçlarımda


    tılsım tamamlanıyor
    ortaçağ kentlerinden geçiyoruz dönüşte
    indiğim kaynakların mezhep değiştiriyor
    zamanın ve uzamın kilitlendiği kara kutuda benim kelimelerim
    tılsım tamamlanıyor
    dudaklarımdan sızan erkek sütünün kara büyüsüyle
    sevgilim, oluyorsun
    uyuyor ve yıkanıyoruz ay ışığında
    bakıyorum güneş iniyor yüzünün alacakaranlığına

    Adın yoktu tanıştığımızda
    eksiğini de duymadık
    bazen bir rüzgarı, bazen birkaç zeytini
    adının yerine kullandık

    Adın yoktu tanıştığımızda
    sonra da olmadı
    çünkü başka biri oldun zamanla

    Şimdi adın var
    Şimdi ruhumun sislere sarılı derinlikleri
    yükseliyor ve tehdit ediyor
    kıstırılmış varlığımın bütün cephelerini
    yüzümün pususunda geziyor
    sularda bilenmiş bıçaklar
    uyandırılmış acılarım, bulanmış sarnıcım
    etimle ruhum arasında çelişen ilke
    geri döndü bana
    kendi ellerimle kurduğum kara büyüden
    içimdeki tarih bitti
    siliyorum bir aşkı var eden her ayrıntıdaki parmak izlerini
    ve şimdi adın var
    ve şimdi
    ikimizin vaktinde
    intikam saati geldi

    Omayra, bu adı verdim sana
    ve mevsimleri bütün anlamlarıyla
    iki çakılına bir deniz vereyim
    hayallerine mavi buğday
    dokuz yaşamın olsun tek tek öldüreyim
    esmer ve çırılçıplak bir gecede
    bütün düşmanların gelecek
    koynumdaki cenazene

    seni saran efsane çürüyüp toprağa karışırken
    kucağımda başın
    gümüş bir tarakla tarayacağım saçlarını
    kendi enkazımın üstünde
    kurtlar, çakallar gibi uluyarak ağlayacağım acıdan
    öldürerek yaşatacağım seni kendimde

    Ocağın parıltısıyla aydınlanan yüzün
    gücünden habersiz sakin gülüşün
    kamçılıyor içimdeki bütün köleleri
    ben ki hileli bir oyun,
    birkaç kırık zar
    ve kara muskalı tılsımlarla
    almışken seni kaderinden, kıyasıya bağlamışken kendime
    asıl sen tutsak etmişsin beni
    dünyaya kapalı kapıların ardındaki
    içi boş sessizliğine

    sığlığın, sevgisizliğin
    o sonsuz kendiliğindenliğin
    dünyanın sana değmeyen yerleri
    nasıl da çekici yapıyor seni
    o kadar bağlandım ki
    tutkusuz bedenine
    ya öldüreceğim seni
    ya tunç çağından heykeller indireceğim dökümüne

    Sayıklayan bir ağaç gibiyim Omayra
    uğultusu geliyor ta derinden
    gövdemin geçtiği masalların
    içimdeki deprem ayakta tutuyor beni
    geri dönüp vuruyor çalınmış zaman
    bak sana korkaklığımı veriyorum
    var olmanın bütün varoşlarından
    ben yenildim, işte silahlarım
    tılsım tamamlandı
    sonuna geldim çizgilerini sildiğim
    bir büyük haritanın
    Aşkım ölümün sınırında Omayra
    olduğun yerde kal kımıldama!




    güz gülleri and ibrahimm_ like this.

  4. #14
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    66
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Murathan mungan şiirleri

    ONLAR CESET KUŞLARIYDI


    aşk dediklerinde çocuktum.
    gözlerimin kesilen ellerden yapıldığını öğrendiğimde
    bir katliam gibi sevişmeyi düşünmezdim, çoktum
    onlar ceset kuşlarıydı
    deniz en büyük ölü
    afrika uyanmıştı ya
    ben boğulmuştum


    M.M


    OPAK


    Uzundur kaçıyor opak
    Işıktan açığa çıkardığı
    Yaklaşıyor gövde
    Yolları geceliyor geçerken
    Bir zamanlar çölleri ormanları denizleri de öyle
    Kalabalığın vahşi örtüsünde
    Fizik yasalarıyla çıktığı sürek avı
    Çekirdeği saklamanın ham yalnızlığı
    Geri emiyor gölgeyi
    Verilmez olan
    Başka gözleri erteleyen
    Yalnızca opak doku
    Gündeliği yerine getiren ölümlü nesne
    Onu bizden geleceğe kaçırıyor

    Kendinin başka'larıyla yer değiştirerek görünüyor
    İlerliyor, her yere vesikalık gövdeler bırakarak
    Şimdiki zamanda çoktan geçtiği köprü
    Bir gün bütün izleri havaya uçuracak
    Başka kalplerde daha tanıdık olacak bir gün
    Ondan süzülen ışığa aldanıp
    Daha dün aramızdaydı, diyenler bambaşka birini hatırlayacak


    M.M


    OTUZ YAŞ


    daha vakit var diye
    yazmadığımız
    şiirlerdi
    kaldılar
    yüzümüzden gelip geçti
    ilk gençliğin fener alayları
    yeniyetme arkadaş çetesi dağıldı artık
    büyümenin konaklama yerlerinde
    nice ihanete uğradık
    ayrıldı yollar
    ömrümüzü koyduğumuz şeylerdi ki
    dört yöne dağıldılar

    daha vakit var diye
    dönüp de bir gün
    kaldığımız yerden,hepsini birden
    yaşarız sandık
    oysa emanetmiş bizim sandıklarımız
    içlerinde kilitli kalmış onca şeyle
    günü geldi
    aldılar

    nasıl kullanılacağı bilinmeyen anlardı
    sonuna dek yaşamaktan korkup da kaçtığımız
    yerini ve anlamını bulmayı beklerken
    çürüdü gitti içimizde
    saklı duygularımız
    şimdi yabancı bakışlara bir şey söylemeyen
    karalama defterleri,bulanık anılar
    rüzgara,ateşe,suya yazılmış
    gençliğin solgun güncesi
    biz ne zaman büyüdük
    onlar ne zaman yetim kaldılar
    tutulan güneşlerin altında
    yollar geçildi
    dönüş yok artık o duyarlığa
    yaşarken ve yazarken
    yarım kalmış şiirler
    yarım kaldılar


    M.M


    ÖDÜNÇ HANÇER ÖLDÜRMEZ BENİ


    ödünç hançer öldürmez beni

    bir küfür gibi kara
    kayış dilini ver
    binlerce kez açıklasam da
    dilini çözemediğim ihanet
    gel bir daha bende dene kendini
    ne sen öldürebiliyorsun beni bu cenkte
    ne ben yenebiliyorum seni
    yazıldığın mevsime çok su ver kendi izinden
    giden yolları suçlarından arındır
    arkanda kaldı seni ilerde bekleyenler
    unutkan şiirler, kopmuş alıntılar
    hiçbir zaman kullanamadığın hatıralarla
    kendine yazdığın yaşam öyküsü!
    ah, bu kadar aşk herkesi yanıltır
    gelme üstüme
    boşalmış yeminlerin bileği
    ben sandığın sözcüklere vuran aksimdir
    ödünç hançer öldürmez beni
    ya başka bir silah seç kendine
    ya bırak başkasının ellerine
    ölüm aşkın işidir
    kork benden sevgilim
    ahretin olurum senin
    bu kadar çok seven öldürmesini de bilir
    ben seni
    çok yanılmış kalplerin sağlamlığıyla sevdim
    gücümdü güçsüzlüğüm
    ey, izini sürdüğüm ruhumdaki kara gölge,
    büyüttüğüm oğullarımı bir bir elimden alan hayat
    yanıltma beni, beni bana yakıştır
    son darbeden önce ilk sözü söyleyemeyen!
    kolay değil ödenmiş hayatın katili olmak
    kör eder hançerini içimin gücü
    ölümü göze alan yaşamasını da bilir


    M.M


    ÖNCE..


    Çıktığım dağlar küllenirdi içimde
    sessiz, serin sulara inerdim
    ceylanlardan önce

    sular yıkayabilirdi beni o zamanlar
    güneş alırdı içimin avlusunu

    uyurken sızlıyor içimdeki can:
    kanlısıydım öldürdüm
    çoğaldı düşlerim
    uyuduğum uyku artık ikimizin yerine
    sanki o sağ ben ölüyüm
    her gece her gece her gece


    M.M


    ÖTEKİ MİTHOSU


    göze alırsanız eğer
    kırılır
    dağılır aynadan
    sandığınız resimler
    sözcükler kalır geriye
    cam kırıklarına saklanmış
    az ışıklı odalarda sözcükler
    Ayna: anlam ve görüntü için sırlanmış kiler
    bulur çıkarırsınız bir yerlerden
    daha bulurken kararırsınız
    çok önce öğrenmiştiniz: Bedel
    özlenir ve kalır geriye
    gerekenler

    Sonra bir gün
    Sizin için bir gün
    Tehlikesiz, eski bir harita gibi
    uyuttuğunuz aynaların tozunu silerken
    elinize batar
    bir zamanlar yaranızı kanatmış sözcükler
    olaylar silinmiş, adlar unutulmuş, belirsiz bir geometride
    yerini bir türlü bulamaz kişiler, ilişkiler
    yalnızca bir duygu
    dipdiri bir acı çok eski tarihli bir çağrışıma eşlik eder
    bu nedir ki, yıllar sonra, telâşsız bir gün, ömrümüzün durulmuş
    bir mevsiminde, içinizin kazınmış yerlerinden
    ölümcül bir ağrı ansızın geri teper

    Eğilip bakrsınız aynaya
    Siz çoktan gitmişsiniz
    Yerinizde sözcükler
    Böyle zamanlarda sözcükler
    Bütün bir hayatın yerine ikâme eder

    Sözcükler.Tutmamış ömürlerin teyel yerleri
    camlatılmış kelebekler, kurutulmuş akrepler gibi
    başkalarına kaldınız
    bir zamanlar sanmıştınız ki hayat
    kitaplardan ve sözcüklerden geçer
    kendinizi eskiten oyunlara daldınız
    örneğin uzun tutulmuş bir önsöz yüzünden
    kitaba geç kaldınız
    Ki 'hayatınız' su içinde birkaç roman eder
    Sözcükler.Büyülenmiş, içi doldurulmuş, bekletilmiş, kullanılmış,
    anlamı çoğaltılmış, yani sizin
    yerinizi bekler, diye
    öğrendiğiniz
    Bütün sözcükler yaşamı çaldı sizden
    Aynadaki sandığınız şimdi bütün hayatınızı temellük eder

    Bilirsiniz
    aynalarla konuşur çok odalı evlerde büyüyenler
    düşün yerine ayna
    anların, durumların, duyguların yerine
    sözcükler
    masalın en iyi yani yeniden söylenebilmesidir
    söylendikçe büyülenirler
    birleşir nehirler, dağlar yer değiştirir, tılsım ve tehlike
    çığ ve lâv, kılıç ve ipek, coğrafya ve tarih yeniden keşfedilir
    ışığın kırılma yerlerinden geçerken
    sırlanır yüzlerin kuytu yerleri
    gümüş bir alaşımdır ilk imge: sınır ve melankoli
    yani bütünlük ve binbir gece
    ışıksız aynanın yalnız
    olduğunu böyle öğrenirler
    bir gün bir ışık sızar bir kapı aralığından
    giz ve ihanet ödeşir
    düş erir.masal biter.büyü tutmaz sözcükler
    Görülmüştürler.
    erken parçalanır çok odalı evlerde büyüyenler

    Ya da böyle sağlamlaşırlar belki
    her parçası kuzey yıldızıyken dağılmış aynanın
    yola düşüp, yoldan çıkıp
    hiçbir şeyi unutmadan, her şeyi yeniden öğrenirler
    aynayı, mithosu ve ötekini
    yeniden düşünmeye
    erken gecikenler

    ayna, mithos ve öteki
    özgeçmişin vazgeçilmez elementleri
    Ayna.Anayurdu ayna hepimizin.İçinden çıkıp kavuştuk dile
    ve eyleme geçtik, ve kendimizi sınadık
    ağır taşlar koyduk kişiliğimizin köşelerine
    yani kendi kanunlarımızı varlığımızın yerçekimine
    bilmeden ve böylelikle bütün yolcuları yasakladık kendimize
    kırılmıştı sözcükler, parçalanmıştı ayna
    anladık imgemizin yalnızca bir kovuk olduğunu
    ve bunu öğrenmenin göçünde
    dağıldık kuzey yıldızlarına
    Şimdi uzak yollardan ve uzun maceralardan sonra yeniden
    dönüyoruz
    ülkemize, kimliğimize; imgemizi orada bıraktık
    imge oyunlarını da
    bırakarak yaşlandık birçok şeyi
    Bırakmayı kabullendiğimiz günden beri.
    ağır yalnızlıklardan geçtik, ödeştik kendimizle
    bir uçtan bir uca savrulurken onca şey harcadık hiç
    düşünmeden
    oysa hâlâ ayrıntılar ve ayrımlar arasındaki
    yollar kapalı bize

    olgunlaşmakla göze aldığınız birşeydir bu, ya da düpedüz
    yaşanmakla, umudun bazı çeşitlerinden boşanmakla, gelecek
    için bunca zaman taşıdığınız birçok yükü atmakla
    adına ne derseniz deyin, göze aldığınız birşeydir bu
    yani başlar bir gün
    sizin için bir gün
    geç kalmış yüksek sesli soruların dönemi
    sürçmeye başlar Dil sandığınız tekerlemeler
    gündeme gelir yeniden
    değişik çağlardan ödünç alınmış bilmeceler
    gizini çözersiniz
    kendiniz için kurduğunuz bütün Serüvenin
    yaşlanmayan ve gerçekleşmeyen portrenizin
    tozu alınmamış her şey yalnızca geçmişi yineler

    sfenksi kendini sorulamış bunca yıl
    tek kişilik korosu yanıtlamış
    paradoksları kullanmayı hayatı anlamanın yolu sanmış
    okuduklarından artıp, okuduklarına kalmış
    göze aldığınız birşeydir bu
    aynada portre, mithosda serüven, ötekinde giz
    saklı dururken
    yolculuklar taşımaz sizi hiçbir yere
    Bunu çok önceleri öğrenmeliydiniz

    oysa oturduğunuzda soruların başına, kaç saatiniz vardı?
    ölecek ve yetecek
    kaç saatiniz?
    Zaman'ın saydam sırrı portreyi aynadan ayırmaktaydı
    Başlangıçtı.
    kazılarda eksilmiş bir kabartma gibiyidi imgeniz
    sözcükler örselenmiş, aynalar pantimento
    çıkmaz sokaklardı adresiniz.sığındığınız kalelerde birer birer
    eksildiniz.
    Çekip gidiniz buralardan.Her yaşın uçurtmaları vardır
    birinin ipini çekiniz
    şimdi gözlerinizin ermediği bir yerden yeni bir ufkun başladığını göreceksiniz

    çok yaşar, çabuk ölür, ilk tuttuğu sipere tüm bir hayatın kalesini
    inşa edenler
    ayna silinir, mithos biter, gider öteki
    kitaplar yalnızca ölümü erteler
    yaşam çıplak.siz giyinik.Utanırsınız
    kuşandığınız kavramlar kullanılmaz silâhlar gibi sizi terkeder
    Öteki: çoktan eskimiş bir metafor, Dostoyevski'yi
    ve onu izleyen sonrakileri anımsamak neye yarar şimdi?
    Geçmiş bizi bırakıp gitti
    O kadar çok şey öğrendik ki,
    kendimiz için bile bir klişeyiz artık
    En çok buna katlanamıyoruz
    Farkındayız.Ve çürüyoruz.
    Hepimiz artık gençliğin bizi terkeden kuşağındayız
    Eğer göze alıyorsanız bu kadarı da size yeter
    yedi renk, taze su, parlak ışık
    her zaman yeniden okunacak bir kitap bulunur
    öğrenilecek yeni sözcükler
    durduğunuz yerde, her yere aynı mesafeden bakıyorsunuz
    buraya geldiyseniz eğer, daha ne istiyorsunuz?



    güz gülleri and ibrahimm_ like this.

  5. #15
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    66
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Murathan mungan şiirleri

    PAMUK İPLİĞİ


    kendimize döşediğimiz taşlar
    görünmeyenin piramidi
    başka uygarlıkların saatleriydi kullandığımız
    zehirli yıldızlarını tanıdık gökyüzünün
    kendimizi bile büyüledik piramidimizin giziyle
    petrol kuyusu bütün gün
    rasaşane bütün gece

    koynumuzdaki tılsımı düşürmedik güne
    teslim etmedik kelimeleri
    dar boğazlarda,kör geçitlerde,karanlık dönemeçlerde
    bozuk para kadar kullandık çarşılarınızı
    baktığımız pencereleri kimselere kiralamadık
    uğramadık bir harf için bile mürekkebinize
    yalvaç olmadan,ermiş olmadan gelip geçtik
    karanlık oyların kamusundan
    güvendik sessizliğin derinliğine
    içimiz bölünse de başkalarına
    parçalanmadı kendimize çizdiğimiz yekpare harita
    ömrümüzün yolları
    kırk yıl,kırk yaş,kırk ikindi
    biz her zaman birkaç kişi
    hayatımız piramit,ömrümüz pamuk ipliği
    bilinse de olur artık bilinmese de...


    M.M


    PARANTEZLE ANIMSAMA


    ısrarlı bakışların taşıdığı o acıtıcılık
    seğirir durur kasıklarımda
    ilk sevişme acemiliklerini arayan tat
    anılarına tutkundur aslında


    M.M


    PASEVENİN GÜNLÜKLERİ


    I.
    bir ölüm yalınlığı durulturken
    piomente imgelerini
    her suskunluk
    bir iç kanamasıdır ilişkilerde
    her duygu bir sürgüne dönüşür
    bir kadın kimliğinde
    aşk yeniden çoğaltır yenilgilerini
    pavese, yani o bilenmiş uçurum duygusu
    bulur son hüviyetini sıkılgan katilinde.

    II.
    aşkın ve cinayetin, buzul kimsesizliğinin
    sessizliklerle yaşanan zıpkın gerginliği
    ve kalemin öteki yüzü, tutkunun siyah şiirleri
    bir hiçliğin düşmanca felsefesinde
    ya da Pavese'den sonra yaşanan
    Pavese günlüklerinde.
    ...
    ölüm kendini ararken
    ve görüntülerken kendini her gün
    bir şiirin apansız tetiğinde.

    III.
    çoğul bir siyahtır artık
    kalemin değdiği her kör nokta
    her çizgi daha çizilirken kendine
    uçurumlar kazan
    bir intihardır şiir adında.

    IV.
    bir ölüm denemecisi
    yazar, unutulmuş kentleri, batık denizleri, sevgilileri
    delilik gözleri gibi
    sözcüklerden yontulmuş bir sessizlik ve
    sonsuz bir yalnızlık gibidir yazmak eylemi.

    V.
    bir anı (zehir tadında),
    bir görüntü (kimsenin görmediği
    gizlenmiş, duyarlığa),
    bir sözcüğün yer değiştirmesi
    (belli belirsiz paslanarak),
    ve sonra apansız bir akşam gezintisi
    yeni bir düşünce verebilir insana
    birkaç zamanlık yaşama inadı
    biraz tebessüm
    -kırık dökük de olsa-
    'yeni bir hayat' kurmacalarına
    dokunma isteğinin yonttuğu tutunma çabalarına
    ...
    sonra çözülür zıpkın
    kendini bırakır
    gölgesini düşüren takıntılarına.

    VI.
    sözcükler, ah sözcükler kimsesizliğim benim
    nefret, bütün duyarlıklar adına tek mülkiyetim
    ...
    nerden gelsem ben
    nereye gitsem pavese
    ...
    içimde hep bir konuk duyarlığı
    ben hep bir konuk gezdiririm
    yakamda bir çiçek kabarıklığı
    ...
    nereden gelsem ben
    nereye gitsem paseve
    ...
    kimsenin ağırlamadığı.

    VII.
    yinelenmekten eprimiş nesneler
    Piomente'de yine şiddet ikindileri
    tedirgin sayfaların dizgini şiir
    huzursuz bir tay gibi silkeler dizeleri
    silkeler gururun ve şehvetin yurtsaydığı
    izlenimci Piomente harabeleri
    sevdaydı, şiirdi, öfkeydi, aşktı
    bunların hepsi usul usul intihar evrimleri.

    VIII.
    günden güne eksiliyor tekil kalabalığım
    artık sabahı da kaplıyor acı.
    tiksiniyorum bütün bunlardan
    Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım.


    M.M


    PATLAYICI MADDE


    Yüzey kusuru tarıyor
    İlerleyici yaşlanma
    Likit dinamit
    Çözülüyor
    Kalbin taş kuyusunda
    Susuyorum susuyorum susuyorum
    Belki de korkuyorum
    Bir konuşsam ortaya çıkacak olan
    İçimin simyasından
    Kanındaki tutku yapan element
    Nefretin incelikli kılınan pelikülü
    Dinamit saklı likit gözlerinde
    Buluştuğumuz yüzey
    Sakin ekran
    Gülümsüyoruz steril
    Sıfıraltı işlemine kadar inmiyor davranışlarımız
    Kapılar açılıp kapanıyor
    Başka koridorlara ayrılıyoruz
    Gülümsüyoruz steril
    Oysa dehşet yatıyor derinliklerimizde
    Susuyorum susuyorum sonra şiir yazıyoruz


    M.M


    PAZUBENT


    beden dediğin aşka vesile
    insan ruhlara aşık olur
    sevdikçe başkasını
    kendini bulur

    ne hasreti öldürür, ne vuslatı ondurur
    suretten surete süründürür aşk seni
    hayat dediğin bir gün anlamak
    geçtiğin yollarin kıymetini

    bazı kalplerin kaderidir aşk
    ne dua beddua ne tövbe yemin
    nafile pâzu boşalmış kıymet
    nice yazsan korunduğun gövdeye
    tabiatta olmayan kelime
    nasıl karşı koyabilir
    tabiat güçlerine

    bin kere inkar ettim
    bin kapıda yenildim
    aşk bin kere
    bin kere ayrılık
    dediğin sema adımları
    kültürel miras genetik şifre
    tenimde
    açılan vahdet yaraları
    tutulduğum suretlerden
    geçtim gittim
    kaderin önünde koşarken
    yeni suretlere
    bin kere

    hakikatım marifetim yadigarım
    kalbini bende sınamışlar için
    adadığım divanım
    ömrümü hayat yapan bütün erkeklere

    bir kere olsun unutmak için
    beyhude
    bin kelime!


    M.M


    PERDAH


    bir sen kendini eskisi gibi hatırlıyorsun
    başak kapıları açmıyor söylediklerin
    kendinden eksilttiklerini
    hayat koymuyor geri
    dünle konuşuyorsun

    tüylenmiş öfken, için acımış
    sıkıntı çoğaltmıyor kimseyi
    izlerini siliyorsun kendini yinelerken
    hatırlamaktan göremiyorsun şimdiyi
    aldığın yaş katettiğin yola denk değil
    dünyaya bunca acımasız gözlerin
    kendine kapalı bir tek,
    olgunlaşmadan çürüdüğünü bilmiyorsun

    bunca tükenmişken yıldızların
    gecen çekiliyorsun
    içindeki koyu is, yağlı bölge
    kırık hayal parçaları
    yenilmez gevşeyeni
    yüzünün perdahında
    denediğin usturalar
    geri getirmez seni
    bütün bunlar
    herkes kötü, dünya fena
    sonumuz geldi diye değil
    öğrenmen gerekenleri
    zamanında öğrenmediğin içindir

    bir erkeklik mesleğidir perdah
    zaman çekilen suları bilir
    zamanı geldiğinde
    kalmak için çekilmek gerekir


    M.M


    PEYNİR TEKNESİ


    nasır bağlamış elleri
    yüreğinin kapısını yıllarca
    kapalı tuta tuta
    yağmur öncesi bir buluta gizlenmiş
    unutmuş olsa gerek
    zorludur, öç alır pişmanlığın elleri
    getirir kor insanı bilmediği bir hududa


    M.M


    PUHU


    puhu
    yürekte gidenin ayak sesi
    ağır dönen kilit
    görünmez hayvanını yatıştıran
    mimozalı gölgeler

    sularda dünyanın batışı
    cama vuran,camına vuran
    kapısı çekilmiş evler

    loş pencere,kör kapı,puhu
    sokakta oynayan için bekliyor camdaki gölgen
    kalendeki mürekkep
    uzayınca sokak silinir onun için gölgen
    ya da sen silinirsin
    aynı puhu ama şimdi her şey daha uzak


    M.M


    RETİME


    Bir yola çıkarken neleri almadık yanımıza
    Bir yangından neleri ilk kurtarmadık
    Nerede çürüttük

    Bir zamanlar her şeye kanan kalplerimizi
    Yerini bulmamıs incelikler, bozguna uğramıs düşler,
    Atlanmış serüvenlerle hangi hayatların yanından geçtik
    nerede yitirdik
    erken itiraflar
    ergen isyanlarla
    bir korsan gibi yasadığımız gençliğimizi

    Büyüdük, büyüdük sandık
    Kaybetti bazı şeyler artık önemini


    M.M


    SADAKLAR


    Onlar ki bir zayıf vaktini beklerler,
    Öğren

    Dört mevsimden geçmemiş arkadaşlıklar
    Kırılmış fanus, kararmış tılsım
    yürekleri sadakları kadar zengin değilmiş
    Birlikte gittiğimiz yollar
    Başka haritalarda kaybolurken
    Öğretirler

    aynı değil kalpte biriken zaman
    sırtlarda ne çok ok birikmiş

    kılıçsız kalkansız arkadaşlıklarda
    savunmasızlığı tek savunma olan
    doksan dokuz yaradan
    bir ad bile vermezken
    kör inanç, kayıp gece, boşalmış mushaf
    uzanır elleri sadaklarına
    başkasının gizine nisan yaşayan
    inceok inceok önceok
    ne toprağın teninde ürperen hayat
    bunca aşk bunca anı bunca kalp
    gün gelir yalnızca bir ince ok.


    M.M


    SAKLI BIÇAK


    sol el saklı bıçak
    kanadım gittim kendimden
    kendimi bir başkasının ölüsü sanarak

    bütün karşılıkları birden çalışan simgeler gibi
    aynı güne düşmez kaybettiklerimizin mevsimi
    bazı aşklar yalnızca ayrılıkları için bile değer
    yaşlanınca hatırlamak
    yaşlanınca hatırlamak
    biledikçe biliyorsun
    bir zamanlar sol elde tuttuğun bıçağın
    ertelenmiş hayaleti
    kapanmamış göğsünde
    yıllar sonra yeniden kanayacak

    bunun için aşk
    bunun için şiir tutan sol elim
    ayrılırken içimi kazıdığım saklı bıçak

    eylül bitiyor sevgilim
    uzun eylülü ömrümüzün
    bir kitap gibi bitiyor
    seni kanıyor sol elim
    seni şimdi
    başkalarının gözlerine emanet ediyorum.


    M.M


    SALGIN


    yalnızca aşk değil bu,
    yalnızca ayrılık değil, salgın
    bize geçmişten geçen
    kandan, tarihten, doğamızın bize kurduğu tuzktan
    kaderimizden ve yıldızlardan geçen salgın
    yalnızca bir humma değill bu,
    ellerindeyiz bilmediğimiz bir tutsaklığın

    damarlarımdaki kana hükmediyor
    şefkat, şehvet, şiddetle
    kendini bende sınayan salgın
    ölümün kenarına düşen satırlarla
    batan ayın kenarına düşen satırlarla
    bu sayrıl hüküm, bu kara humma, bu kanama
    kendini sürdürüyor bende
    sormayın bana ben bilmiyorum
    ben hiçbir şey bilmiyorum,
    içindeyim salgın gibi
    derin sayrılığı başka çağlara ait bu aşkın
    kilitlendiğim var oluşundan çıkamıyorum
    ben de isterdim serin, uzak, kuzeyli bir
    olmayı, hesaplarını tutmayı
    sözlerin, duyguların, davranışların
    gelecek sağlamak için yapılan ince ayarların
    ama ben saf korkudan yapılmış tehlikeli mısraları,
    hikayesi uzun olan kılıçları,
    çölde geçen şarkıları ve onu seviyorum
    onu seviyorum onu seviyorum onu seviyorum.


    M.M


    SAMURAY


    Çünkü sen bir samuraysın
    Çünkü o bir samuray
    Bir bulmaca gibi çıktın ortaya
    Parçalarını yanlış yerleştirmişler
    Ve sen bunun nedenini asla bilmedin
    Çünkü bir samuraysın çılgın savaşçı
    değiştirmiyor seni takvimler
    bir kılıca benziyor öne sürdüğün gövden
    kaynağı belirsiz bir ışık aydınlatıyor
    suyun verildiği yeri
    ve bilmiyorsun kapıların ardında ne var
    anlamak istemiyorsun seni bekleyeni
    Çünkü sen bir samuraysın
    Çünkü o bir samuray



    güz gülleri and ibrahimm_ like this.

  6. #16
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    66
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Murathan mungan şiirleri

    SANDIK ODASI


    gün ışığıyla yıkanmış küskün bir yıldız
    gibi akıp geçtin
    sessizliğimizin üstünden
    oyalanacak bir şey bile bırakmadın
    tozlanmış,dalgın bakışlarımıza
    ne zaman,nerede bir şey yitirsek
    burada bulacağımızı sanırdık
    bu sandık odasında
    mümkünmüş gibi
    balkonda unuttuğumuz nice yazlardan sonra...


    M.M


    SARI FERMAN


    ihanet bildirir sarı ferman
    aldatanla aldatılan
    daha ferman üzerinde el değiştirir
    yoluna katlanmadan
    önü kesilir
    kalbin aklın sezginin
    her menzilde çözülen
    gerçek
    biraz daha kaybedilirken
    sararır gülümsemekten ferman
    okunmayacak kadar
    anlamını yitirir yazılanlar
    sonunda güneşe tutulmaktan
    dokusu çözülmüş
    lime lime bir gerçeklik kalır
    herkese
    hiçbir işe yaramasın diye

    çünkü ihanet anlaşılabilir bir şey değildir
    bu yüzden menziline ulaşamaz
    içinin yollarında zaman aldatmasına uğrar insan
    sebepler bahaneler yalanlarla
    sararıp uçmuş ferman
    hiçliğin kayıtsızlığında şimdi
    ne okuyan ne yazan ne anlatan.


    M.M


    SEVGİ..


    Senin adın bir çiçek
    Papatya gibisin
    Aşkımın simgesisin
    Benim güzel kadınım


    M.M


    SEVGİLİM...


    Sevgilim,
    yetimim benim,

    aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken

    kapılar kapalı, dünya buzlu cam
    uyuşmuş gözlerimin önünde
    hayat akıp gidiyor hiç kımıldamadan

    ikimizin yerine dinliyorum
    sevdiğin şarkıları
    siyah tişörtünü giyiyorum yatarken
    gömleklerini, kazaklarını, kokunu
    senin rüyalarını görüyorum ölür gibi uyurken
    gün boyu elimde kahve fincanı

    kapıyı açmıyorum
    telefonlara çıkmıyorum
    başını bekliyorum geleceği olmayan hatıraların

    Sevgilim,
    yetimim benim,
    nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata
    öldüğünden haberi yok fotoğraflarının


    M.M


    SİS ÇANLARI


    ağır yol, uzak yapılar
    yaklaşmak için yaklaşık tanımlar
    onlarla çıktık yola
    yollarda kaldık
    sis bastı her yanı
    tutukluk çeken silahlar gibi
    sözcükler, fısıltılar, mırıldanışlar
    eksilerek vardık bir yapıya
    O mu, değil mi?
    Kim bilebilir şimdi
    kılavuzlar şehit
    şehitler hain
    gözlerimiz karanlık bir pusuda
    çoğumuz büyümüş, kimimiz ölmüş
    kendimiz bile tanıdık değiliz artık
    gözümüzden silinen düşün sabahında
    önümüzde açılan yeni bir uzay
    Şimdiki Zamana ait bomboş ve ölü anlar
    ne başka yer ne başka zaman
    bizler için hala biryerlerde çalınan
    sis çanları var
    belki bir gün buluşur diye
    aynı ormanda kaybolan çocuklar


    M.M


    SİYAH FERMAN


    ferman siyahı ya da siyah kan
    nereden okuduğuna bağlı
    aşk körü gözlerin
    kendini inandırdığı falı

    bir hikayeyi sonuna kadar yaşamak uğruna
    daha başlangıçta göz yumulan
    birkaç karanlık işaret
    aktıkça
    siyaha boyar bütün ferman

    fermanın okunmaz siyah olanı
    denir

    görmezden gelinen karanlığın kanıdır oysa
    ilerledikçe
    fermanı siyah yapan
    okunmaz yazı değil
    bu kaderin daha başından okunabilirliğidir

    en kısa fermandır siyah olan
    aşk ile ölüm arasında
    en kısa yolu seçmiştir
    ölüme gitmek için aşk
    her ne kadar sonlarda okunsa da
    fermanların ilkidir.


    M.M


    SİZDEN SAKLI


    gelmediniz, ben hep sizi bekledim
    eksilen yanlarımla
    sizden saklı eskidim
    her şeyden önce aşk verilmiş bir sözdü benim için
    gün, ay, saat, hafta; takvimişi zaman yani

    Aldıkça dönemeçleri değişmedi hiçbir şey
    yalnızca ufuklar yeniledim

    Kaç aşktan oluşmuş bir şeydi aşk
    her sevgiliyle biraz daha biraz daha
    sizden saklı eskidim


    M.M


    SOĞUK DAMGA


    aile atının soyundan indim
    karaağaçlar altında
    biliyorum beni bekleyen hiçbir şey yok
    rüzgarın derin mezarlığında ürperen
    soluk bakışlı bir ay,sessizliğimi oluşturan
    o derin,o siyah boşluktan başka
    ne çılgınlık için gürültülü gösterilere adandım
    ne davranışlarımın imlasında
    uyuşmuş kalmış itirafları coşturmayı düşünüyorum
    hüznümün arkadaşlığına kaldım
    karaağaçlar altında


    M.M


    SON EL


    Henüz açılmamış kartların birinde gizleniyor
    varisi olduğumuz tehlike
    zırhlarımız kamaşıyor gövdelerimizden
    mıknatıslar deneniyor kaygan zeminlerde
    birkaç teorem terkisinde alınan yol
    büyük tonozlar altında ilk buluşma
    benim cevabım silah, seninse sorun yok daha
    geceler gölge oyunu
    geceler bir kürek gibi yumuşak
    gel deriler giydireyim geçene
    kırbaç akar adımların
    kuzgun kanadı kaldırımlarda ilerlersin
    sınanmamış Öteki'ne
    pusulamda alıkoyduğum sihir
    kumaş parçaları, bir tutam saç ve ağ
    ilerliyoruz o trapez dengeye
    senin ayıklanmamış duyguların avucunda
    benimse kalbim rehin bir cellat mezadında
    gong vurunca taşıl zaman: elde kalan bir tutam saç
    uçuşan kumaş parçaları
    delinen ağ
    ölendir öldüren yalnız kalır trapezde


    M.M


    SÖZLER YAPRAK


    bazı sözler karanlıkta söylenir, diyorum uykularımın birinde
    bazı sözler hiçbir zaman, diyorum kendi sesime uyanırken
    bazı sözler karanlıkta söylenir
    bazı sözler hiçbir zaman
    diyorum armaların birinde
    öyledir, iki yanı ağaçlı yollar, arasından
    geçip gitmektir şiir
    ağaçla, yolla, ne tarafa
    ve hangi zaman

    imgenin şiddetiyle çoğalır anlam
    parçalana parçalana

    geçtiğimiz yollardan
    onca yaprak düşer
    birkaç şiir kalır yalnızca
    o derin ağaçlardan

    kendi sesimize uyandığımız rüyalarda




    güz gülleri likes this.

  7. #17
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    66
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Murathan mungan şiirleri

    SPREY BOYA


    Bir otomobil markası '68
    Deja Vu hızında
    Dünyanın dalgaları geç ulaşıyor bu koyu kıyılara
    Unutmanın borçları ödeniyor
    Ölü gözlerimiz için yeni düşler
    Tanzim satış mağazalarında
    Seçimlerimizin teyel yerleri gözüküyor
    Ardından boy aynaları için sprey sırlar
    Aldığımız virajlarda hızla eksiliyor
    Bildiklerimiz ve hayallerimiz
    İz bırakmaz sisler gibi
    Yüzlerimiz artık nikel kaplama
    Gümüş ekranda
    Reklam metinlerinde
    Artan dizeler, laboratuvar tahlilleri ilişikte
    Edebiyata ayrılan zaman
    Edebiyatın kendisinin artık ölü bir dil olduğu zamanda
    Sözcükler borsası değer kaybı şiir
    Adorno'nun 'Minima Moralia' adlı uzunçalarından bir şarkı
    'yanlış bir hayat doğru yaşanmaz'
    sonunda iki seçim kalır ve başka hiçbir şey
    intihar ve kötülükten başka


    M.M


    SUBRA GÖMLEKLERİ


    Subra gömlekleri içindeyim
    Zaman tanrı hem erkek hem kadın
    Amca oğlu beni bul
    Mahpus değilim
    Bir mahpusun saydığı günlerdeyim

    Dağlanmış dövmelerim okunmaz etmiş izlerimi
    Yittim ben, bilmiyorum nemdeyim
    İkindiyle aksam arasında
    Ne kadar taşıyabilir tebdilim beni
    Ben ki reddettim
    Mahpus, casus ve katilken
    Yıkanmamışların takdirini

    İçimi olduruyorum. kazıyorum içimi
    Çoğalmasın diye ötekilerim
    Çoğalmasın diye parçalandığı yerde
    Kaldı bedenim
    Gövdemi çoktan astı gitti gövdemin tarihi
    Geçilmez yerinde karanlığın
    Başkasını denedim

    Bazen isliğim çalınıyor kulaklarıma, bazen gelirken
    Düşündüğüm kelimeler
    Maden ocakları hatırlıyorum, demirci körükleri, kaçarken
    Değiştirdiğim şayisiz kan, bir her konaklama yerinde
    Ödediğim defterler

    İçime attığım taşlar tıkadı sarnıcımı
    Tuzun ve kirecin şerbeti dindi
    Kuzey defterleri güney rüzgarları arasında
    Mühürlü mektuplar taşıdım
    Bozgun zamanlarının çarşılarında dağıldı
    Başka bir kader için sakladığım kıymetler

    Ey benim ateşler kitabındaki babam
    Nemde sazımın mızrabı
    Nemde kahribarim
    Amcamoğlu beni bul
    Gidemem, bu yıl güney
    Zaman tanrı Zurvanic
    Beni de ezberine aldı
    Resimde ellerin örtülü olması Kaderin
    Esrarengiz karakterini simgeler
    Denedim kabartmaların hacminden öteye acılan butun imkanlarını
    Ne yapsam gölgede kalıyordu
    Hem Hürmüz hem Ahriman
    Kendime dönecek butun zamanı kılcala daraltmıştı
    Taşıl katmanlar
    Simdiyse boşluğundayım
    Bir büyük kabartmanın
    Örtülü ellerin arkasında
    Gömleğimi ilikleyen kopça
    Gövdemi yazılan esrar
    Karışır yazının gövdesine
    Başkaları okudukça
    Amcamoglu buradayım
    Otların gürültüsüne, tasların tarihine bak
    Mezopotamyadayım.


    M.M


    ŞEBEKE


    Aynana baktım.
    Kenarında resminin durduğu
    Senin yüzünü kendi yüzüme yakıştırdım
    Kullandım bakışlarını, diş fırçanı, donlarını giydim
    Okudum bütün mektuplarını
    kitaplarını, defterlerini
    anılarını parmak izlerime geçirdim
    Talan ettim geçmişini, inin yağmalandı bittin
    Şebeken artık bende
    Şimdi tenini tenimle değiştirmeye geldi sıra


    M.M


    TANINMIŞ ZAMAN


    zaman seni şimdi tanıdım
    her şeyi kaybettikten sonra
    zaman seni kullanamadım
    kendime tanıyamadım seni
    zaman suçumu biliyorum
    senin işini yapmaya kalktım
    zaman ayrıldım ayrıldım ayrılamadım
    zaman ne yaptım ben
    ben ne yaptım


    M.M


    TELLİ TELLİ


    Telli telli şu telli turna
    Sanmaki yaralı uçmaz bir daha
    Takılmış kanadı göçmen buluta
    Anlatır eski beni şimdiki bana

    Sakın çıkma patika yollara
    O dağlara kırlara o karlı ovaya
    Yenik düşüyor herşey zamana
    Biz büyüdük ve kirlendi dünya

    Telli telli şu telli turna
    Sanmaki yaralı uçmaz bir daha
    Takılmış kanadı göçmen buluta
    Döner gelir bir gün konar yurduna

    Telli telli şu telli turna
    Ne kalmış buralı göklerden başka
    Ne kalır yarına bizden sonraya
    Herşey binip gitmiş uçurtmalara


    M.M


    TENİMİZ TAŞBASKISI


    parmak uçlarımızda gezindiğimiz tenimizin
    kaçıncı yazmasına bir erkekle başladık
    kıyılar eğirdik gözlerimizden yağmurlu ezik
    bir boğayla uyandırılmış sabahları gençliğimizin
    belleğimizde dağılan trenlere dalardık
    koynumuzda akşam saklamaları
    ve zaman çizgileriyle yitik
    kaçıncı volkanıdır bu munis şehvetimizin
    ki güz yontan bir rüzgardan artakalmış tutanakları


    M.M


    TERASTAKİ HAVLU


    Aynı terasa açılıyordu yan yanaydı kapılarımız kaldığımız pansiyonda.Akşam üzerleri kaşılaşıyorduk, ortak duş, ortak mutfak, çekingen bir selamlaşma.Aynı terasta yan yana kuruyordu çamaşırlarımız, bu ürpertiyordu beni; acemi, tutuk bir kaç sözlük eşliğinde beyaz şarap içerek aynı terasta seyrediyorduk günbatımını, bu da ürpertiyordu beni.Işığın azalan şiddetinde yan yanaydı terasa vuran gölgelerimiz ve karışıyordu birbirine.
    Elimizde olmadan gülümsemiştik bakışlarımız çarpıştığında, sahildeydik ve aynı kitabı okuyorduk ilk karşılaşmamızda.
    Sezon açılmamıştı, seyrekti sahiller, daha erken yaz gülümsüyordu.
    Pansiyon önündeki sandalların kıpırtısı, çiçeklerin çekingen dirimi, günbatımıyla gölgelenmiş alanların rengi kalmış aklımda.İkimizde yalnızdık ve birbirimize ilişmemeye çalışıyorduk adını kimselerin bilmediği o uzak sahil kasabasında.
    Oysa güneşin batışını izlemek gibi kendiliğinden bir birlikteliğe dönüştü paylaştığımız şeyler.
    Birbirinden kamaşmaya başlamıştı tenlerimiz dokunmasan da yanındaki gövdeyi duymanın şiddetine dönüşmüştü aramızdaki çekim.
    Tenin çağrısı hazırdı kendine kurulan bütün tuzaklara.
    O akşam terastaydık gene.Gün çoktan batmıştı. Çamaşırlar asılıydı uzaktan şarkılar geliyordu ve kekik kokuları.Nedense her zamankinden başka bakıyordun bana.
    Sonra uzulca dedin ki:
    'İlk kez bir erkeğin tenine dokunma isteği duyuyorum içimde.'
    Benim için yaz başlamıştı.
    'Dokun öyleyse,' dedim.
    Sustun.Uzun uzun baktık birbirimize.Kendine nasıl karşı koyduğun okunuyordu yüzünün derinliklerinde.Sonra hiçbirşey söylemeden usulca kalktın, odana gittin, yavaşça örttün kapını.Saatlerce orada, gecede ve o terasta kaldım.
    Sabah uyandığımda odanın kapısı açıktı, eşyalarını toplayıp gitmiştin baktım.Yalnızca terasta unuttuğun havlu çırpınıyordu rüzgârda.
    Bir daha hiç rastlamadım sana, hirbir yerde hiçbir yazda.Düşünüyorum aradan tam on üç yıl geçmiş.On üç yıl önce içinde uyanan isteğin anısı saklı duruyor mu sende?
    Birden adını hatırlamadığımı farkettim bu şiiri yazarken, ama terasta çırpınan havlunun rengi hâlâ gözlerimin
    önünde.
    On üç yıl sonra şimdi sevgilimden ayrıldığım bu derin, bu kavurucu günlerde neden ansızın aklıma düştüğünü sordum kendi kendime.Sonra anladım:
    Bir aşk birçok aşktan yapılıyor ve ayrılınmıyor hiçbir seferinde.


    M.M


    TERKEDEN



    Kimdi kimdi kalan
    Giden mi suçludur herzaman?
    Ne zaman başlar ayrılıklar
    Dostluklar biter ne zaman

    Her geçen gün bir parça daha
    Aldı götürdü bizden
    Aynı kalmıyordu hiçbir şey
    Değişiyordu herşey
    kendiliğinden

    Artık çözülmüştü ellerimiz
    Artık bölünmüştü yüreğimiz
    Birimiz söylemeliydi bunu
    Ötekini incitmeden

    Kimdi giden kimdi kalan
    Aslında giden değil
    Kalandır terkeden
    Giden de
    bu yüzden gitmiştir zaten


    M.M


    TILSIM VE KUM


    İçimdeki hayvanın suya indiği saatler
    tılsım ve kum
    gümüş kadar çıplak
    altın kadar bulanık
    sükut ve konuşmak
    ve olmamış şeyleri hatırlamak
    Hatıra diye
    içimdeki hayvanın suya indiği saatler
    dışındaki derin uyku
    dile kaçtım
    cinnetinden, cehenneminden
    dile geçtim
    dile gelmezken
    uykudayken söylediklerim
    kum söndü
    tılsımla dindim


    M.M


    UNUTMADIK


    Yaralı bayramlar geçti
    Mevsimler, butun anlamlarıyla
    Yüreğin koyu yerinde birikenler
    Kendi takvimleriyle gelip geçtiler
    Gelip geçti şehirler ve ölüler
    Unutmadık
    Topraktan çoban yıldızına değin
    Her yer
    Her şey
    Mümkündü
    Nazım kadar coşkulu
    Argon kadar asık
    Lorca kadar yaralıydık
    Unutmadık
    Orada bir coğrafya yağmalanıyor
    Orada gazetelerin ofset baskısı
    Orada yeniden yazıyorlar 835 satir
    Ve umudunu kaybetmeyen şehirler
    Gökyüzünun karanlık kefeniyle örttük
    Yıldızların delik deşik ettiği ölüleriz
    Adsız ölüleriz
    Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan
    Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi
    Savaşlar ve pazarlar cağıydı
    Ayni silahlardı kullandığımız
    Ayni carsılar ayni kandı
    Sevgiye ve kursuna açılmayan yüreklerden geçtik
    Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden
    Viran tarihten
    Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven
    Çocuklar gibi kusup
    Kırda gelincikler gibi gülümseyen
    Müsademe çocuklarını gördük
    Geçip gidiyorlardı
    Tarihin en uzun gecesinden
    Pazarlarda ayni kan
    Ayni paranın değiş tokçusunda
    Karanlık carsılar
    Ayni kanlı tarih her defasında
    Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatin
    Ölüme yakın duran
    Bir de on binlerin korosunda haykıran
    İntifada intifada
    İki güzelliğimiz vardı bizim
    Ufkumuzdan inen
    Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz
    Birini kursunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı
    Otuz uç kursun sikildi her birimize
    Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın
    Doğunun gündüz ve gecelerinde
    Otuz üç yıldız
    Hala ışığını gönderiyor bize
    Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim
    Birkaç karanfil
    Yol için ipek, uyku için maya
    Kalbiniz için
    Kara bir yemin gibi çırılçıplak
    Kelimeler getirdim
    Kaybolmuş yüzyılların vatanında
    Olumun erken takibe aldığı çocuklar
    Dağlarda değilim sizinle birlik
    Yalnızca mataranıza su vermeye geldim
    Nazım kadar coşkulu
    Argon kadar asık
    Lorca kadar yaralı
    Serap ile hakikat arası
    Cağın asamadığı uçurumlarda
    Gider gelirim gider gelirim
    Efsanelerin çeşitlendiği yol ağızlarındaki büyük kamaşma
    Anda gizlenen zaman
    Ateşin alesta dili
    Bitkiler, otlar, kökler
    Dağlanmış dil, narin rengi
    On binlerin dönüştüğü uğuldarken
    Doğunun yeni defteri
    Topraktan çoban yıldızına değin
    Her yer her şey karanlık bir pusuda
    Yazının, tekerleğin, tarihin
    İlk çocuklarından
    Ey büyük Mezopotamya
    İki bin yıllık gece
    Don geri bak
    Kardeşlerim oluyor kalbimin doğusunda.


    M.M


    UNUTULMUŞ BIÇAKLAR


    Hem kendine kıydın
    Hem de bana
    Ardına bile bakmadan gidiyorsun şimdi
    Hey delikanlı
    Hey delikanlı
    Sırtımda unuttun bıçağını
    Ne kadar gitsen de uzağa
    Kanımın izi kalacak avuçlarında
    Hey delikanlı
    Hey delikanlı
    Geri döneceksin
    Bir dolunay vakti
    Geri döneceksin
    Gömmek için
    Beni öldürdüğün yere
    Kendini usulca
    Aşka, şiire, ölüme bırakmış
    Ve çoktan toprağa karışmış
    Bedenimin sırtında
    Bulacaksın ay ışığında bıçağını
    Kanını silip alacaksın koynuna
    Saplamak için başkalarına
    Hey delikanlı
    Hey delikanlı
    Unuttuğun bu kadar mı?


    M.M


    ÜÇ AYNALI KIRK ODA


    Birgün hayatımı yazacağım.Herkes kağıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz. Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim.


    M.M


    VAZODA TOZLU GÜLLER


    yanılmayan iki el
    kapandı birbirinin üzerine
    gözleri sisli kır, ad kavmi
    kırık mühürler
    yılların derin kalıntısından
    bağışlamasız bir duruş seçti kendine
    sanki artık hiç bir şey kımıldatamaz
    içinde küllenen o beyaz pişmanlığı
    her şeyi sessizliğiyle bütünleyerek
    geçiyor kullanmadığı günlerin içinden
    başka ellerin kurduğu bütün saatleri
    bırakmış tozlu ayrıntıların zulmüne
    akşamsefaları gibi dalgındı geçen yaz sonu
    onu görmeye gittiğimde
    benden öteye bakıyordu benden çoktan geçmiş bakışları
    bir tek yağmurun sesiyle tanıdık
    bir şeyler geçiyordu yüzünden bir ölünün anısı
    kadar belirsiz bir aydınlık
    nasıl birikmiş içinde bunca süzülmüş acı,
    nasıl ulaşmış içindeki tedirgin erince
    kopkoyu bir kötülüğe dönüşmüş onca hayal kırıklığı
    kayıp kıtalar gibi baktık birbirimize.
    Tamamen silinmiş aklımdan
    eski fotoğraflarda buluştuğumuz yer
    Oraya nereden gidilir şimdi?
    Oysa karşımda oturuyor
    O opal lambanın gölgesinde
    iyi eğitilmiş kötülüğün bütün incelikleriyle
    Bir de vazoda tozlu güller..





    güz gülleri likes this.

  8. #18
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    66
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Murathan mungan şiirleri

    YADİGAR


    Ne zaman onu düşünsem
    sektirmeyen muşta, içe dönük
    gönül burcunda doğanlardandı
    çıktığında yola, vakitlerden kırlangıç
    yıldızların adsız kervanları
    için tutulan defterlerde
    adına rastlandı çok sonra
    ipek örtülere bürünmüştü
    mağrur ve vahşi
    ne yapsa sığmaz artakalırdı

    çocuktum, yollarına çıkardım
    başımı okşar geçerdi, esmerdi elleri
    belki ona sebep ben en çok
    esmer sözcükleri sevdim
    oysa onları okşayacak zamanı olmadı
    acıkmış gözleri yıldızlara bakıyormuş
    bir dere kenarında bulduklarında
    onu vuran mermi benim de bir yerim kaldı


    YAĞMUR TANELERİ



    Damla düştü toprağa cemre misali
    En büyüleyici pırıltısıyla dün akşam,
    Mis gibi kokusuyla büyüleyen etrafı
    Eksikliğini hissettiğimiz ama söyleyemediğimiz,
    Tek tek ama beraberce kardeşcesine
    Göl gibi derler ya işte öyle durgun ve sessiz
    Üzüntülülerini paylaşırlar sevinçleri paylaştıkları gibi ,
    Lisanlarıyla sevgiden bahsederler hep
    Esintisinde bir samyelinin bir ömür boyu,
    Rahatlatıyor tüm sevgiye muhtaçları şu yağmur taneleri


    M.M


    YALNIZLIK..


    Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum
    Ne tuhaf, vaktim olmazdı
    yalnızlığı bunca bilirken
    kendimi hiç yalnız sanmazdım
    çevremde hep birileri vardı,
    ben hep birilerinin yanındaydım
    günler belirsiz bir gelecek için neredeyse kendiliğinden hazırlanırdı
    aramızda habersiz gidip gelen gündelik armağanlarla
    kendi kendini taşıyan bir ırmağın akıntısında hayat
    bizi kendi sahillerimize ulaştırırdı
    bazı evlerden taşınırdık, bazı insanlar girip çıkardı hayatımıza
    bazı mektuplar alırdık, bazı sözler, çiçek selamları
    sonraları bazı tanıdıklarımızın ölümleriyle de karşılaştık
    elde olmayan nedenle
    sudaki halkalar gibi genişleyen
    küçük alınganlıklardan büyük dargınlıklara
    vazgeçişler, unutuşlar, kayıplar
    birbirimizi çok sevdik hep
    yıllarla azala azala

    şimdi ne zaman yalnız kaldığımı düşünsem,
    yalnız olmadığımı kanıtlamak istiyorum kendime
    eskiden iki albüme sığdırdığım hayatım,
    şimdi sığmıyor eskilenlerle çoğalmış fotograflara
    telefonun başına geçiyorum
    alt alta dizilmiş onca ad arasında seken ömür parçası
    gün ölüyor meşgul numaralarla
    şimdi ne zaman yalnız olduğumu düşünsem,
    şimdi ne kadar yalnız...
    yalnız olduğumu anlamam için beni hiç yalnız bırakmadınız.

    Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum
    her zaman yalnızdım, bunu biliyorum
    büyücü ellerimin kara sanatı yazı
    en çok ben onardım dostlukları, en çok benim elim dikiş tuttu
    bağışlamasız sanarken kendimi
    en çok ben unuttum kalbimin benden sakladıklarını
    tığla içeri çektim takılmış kazakların ipini
    denenmemiş başlangıçları göze aldım,
    hafifletilmiş hasarları, görmezden gelinen enkazı
    mutfağı beklemek hep bana kaldı
    bir şiirden bir romandan bir filmden çıkıp
    her seferinde aydınlık bir inat gibi yeniden karıştım hayata
    hiç el değmemiş gibi yeniden konuk geldim
    odalarınıza, ruhlarınıza
    buraya

    eski aşklarım neredesiniz? Hepinizi çok özledim.
    Şimdi birdenbire bir köşeden çıkıp bana,
    yalnızca, Merhaba, deseniz,
    o zamanlar hiç mutlu etmediğiniz kadar mutlu edersiniz,
    bir zamanlar bütün ağladıklarımı geri verebilirim size
    sağ olun demenk isterim, sağ olun, sağ olun
    sanki beni yeniden sevdiniz
    ama biliyorum, pis bir yağmur başlıyor, şemsiyem yok yanımda,
    yağmurda yürümekten nefret ederken, yürümekte ısrarlıyım gene de
    isterseniz, kederdeki bütünlük, diyelim buna
    ne kadar ıslansam, o kadar çıkacağım sanki
    bir zamanlar çok daha bütün olduğumu sandığım
    o yıkanmış zamanlara...

    yeni değil keşfine gençlik verilmiş gerçekler
    her zaman yalnızdım
    kitaplar kadar yalnız
    yalnızca yalnızlığımdan gürültücü bir kalabalık yaptım
    herkes için farklı aldanışlar kurtarılmış hayatlar yok pahasına

    her zaman yalnızdım
    yanardağlar kadar yalnız
    ey kafiye sevenler,
    şimdi beni gökyüzünde bir yıldız sananlar, yanıldınız!

    nankörlük etmeyeyim gene de,
    yalnızlığımı daha az hissettiğim anlarım oldu yalnız

    evimde hep aynı anda çalar telefonla kapı
    gene öyle oluyor; hiç yalnız bırakmazlar beni
    yalnızlık bilgisiyle çatılmış arkadaşlıkların korunaklı gölgesinde
    yalnızlık için çalar telefonlar kapılar
    İstersen bana uğra, ya da, Akşama buluşalım, ölmeden yapacak çok
    iş var


    M.M


    YAŞ


    Yazmam daha aşk şiiri,
    Diyenlerin kervanında kışladım
    Çöle yağaerken donmuş levhalarda kar sureti
    İmkansızın bereketi
    Gözümü alırken her yanımda ışıyan gençliğim
    Kimin yaşındaydım bilmedim.

    Geceleri heceleyerek söktüm
    Aldım yedeğimdeki kelimeleri
    Işığa tuttum içimi loş tutan nesneyi
    Yunus’un yaşına geldiğimde
    Dünyayı aşk, imkansızı erkek bildim.

    Kelimelerle dokundum dünyanın hallerine
    Dokunulmazlığım kalktı
    Kendi şiirimde kendi Divan’ımdan
    Sürüldüm
    Git gide Fuzuli’nin
    Yaşına geldiğimde.

    Halk türkülerinin serçeli kafiyeleri
    Gibi uçuşu kolay ve çabuk akla gelmez
    Engelleri aşk için yapılan bütün benzetmelerin
    Sırasını sektiren olayların gidişi
    Yılları saymadan Karacaoğlan’ın, Baki’nin yaşına geldim.

    Görmenin gevşeyen bilgisi
    Yaş aldıkça tutunduğum diri şaşkınlık
    Başkasına doğru çözülüyor tenimdeki kelepçe
    Zaman benim içinde ileri gittikçe
    Dönüp bakmaların tarihinden
    Geri saydım kendimi sana geldim
    Onca aşk içinden geçtim de
    Kimsenin yaşına değmedim.

    Kimsenin yaşına değmeden
    Daha anısı kurumayan
    Dünlerim bitmediğinde
    Hayatın rüya dilini bile öğrenemeden
    Hayatta kaldım
    Onca felaketten
    Şimdi buradayım
    Elver yanına geleyim bunca aradığım,
    Babam ol, oğlum ol,
    Kardeşim, yoldaşım, arkadaşım ol,
    Ben sevgilim gibi seveyim
    Benim yaşıma geldiğinde.

    Bildiklerim kadar unuttuklarımla da seni büyüteyim.

    Biliyorum, yenilenenler geçmişe kadar kaçar birinde
    Haritamı kaybettim ey Piri Reis!
    Çinisi soldu maviliğimin
    Nice Osmanlı şiirnde
    Odalardan odalara
    Azala çoğala
    Yaşadım da
    Fatih’in kokladığı karanfili
    Denize bakan bir şiirde düşürdüm.

    Rüyasında koklanmış karanfilini Fatih’in
    Alınmış İstanbul’da düşürdüm
    İçim başka yere sürüldü
    Tarih alındı benden
    Günümün acı ışığına kaldım yeniden

    Bir sikkenin ilk basıldığı günü hatırlıyorum
    Suç ışımasında ortak belleğin altın
    Kaynağına indiğim suya düşürdüm
    Kendi yaşıma geldiğimde

    İlk şiirimi üzerine kazdım ben
    Ben kendimi ilk şiirimde düşürdüm
    Çok alındım kendimden.


    M.M


    YAZ SİNEMALARINDAN


    yaz geçer, ömürde
    geçmeyen nedir,geçer görünen
    sessiz parklar kimsesizliğinde
    ya başka kentlere gitmiş insanlar
    ya sokağa çıkmıyorlar
    kimsesiz öğle sonları
    kimsesiz öğle sonlarında
    yaz sinemaları
    içimde o tenhalık
    dilsizliğimde olumsuz aşkların kanlı diyalogları
    (beklemiş sozler. bekletilmiş sözler
    öksüz kalır
    kaçınılmazdır.
    ya da yanlış yerlerde , yanlış kişilere kullanılır
    nasıl saptanır bir ömürde bir dilin kırıldığı yer?)
    o zamandan bu yana çok şey değişmedi
    nasıl 'anlaşıldı' sanılırsa bir yazıda bir dilin kırıldığı yer
    öyle şurup gidiyor sözcükler,beraberlikler
    öyle şurup gidiyor unutmakla,
    alışmak arasında butun eylemler

    yetişkin biriyim artık.
    oysa yetişmiyor sözlerim duygularıma
    siz gelirken içimdeki öteki
    (öne fırlar , el koyar olayların gidisine
    her zaman olduğu gibi
    saklanır,gizlenir yara alacak yerler )
    yakalanmamak için kimseye
    bölünüp durdum bir filmden ötekine
    neye baksam buzlu cam
    görünmez ediyor ardındakileri
    neyi yazsam kalıyor buzlu camin ardında
    bölünüp durdum
    değişik yüzyıllara dağılmış kimliğime
    öyle çoğaldı ki duyan , acıyan , gören yanlarım
    yıllardır birbiriyle konuşup duran
    iki kişi kaldım geriye
    yazgımı bağladığım
    zamanlaması yanlış düello tetiğine
    yazgımı bağladığım
    sonunu basından anladığım filmlere
    bitirilen bir yazı daha
    ya da kendiliğinden biterken yaz
    yorgunluğunuz hatırlatır zamanın geldiğini
    hersek hazırdır,öyle sanırsınız
    emniyeti acık,namlusu temiz
    yedeğinizde birseli çok sonra anlamanın bedeli
    bizi bugüne getiren yollar anılardan ayıklanmıştır
    artık gidebilirsiniz

    siz gelirken ansızın içimdeki öteki
    çeker tetiği
    oysa yankılanır ateş almayan bir tabancanın sessizliği
    sessiz parklar kimsesizliğinde

    bu kez de olmadı. bir dahaki filme


    M.M


    YAZ BİTTİ


    yazın bittiği her yerde söylenir
    söylenmeyen şeyler kalır geriye

    ve sonra hiç bir şey olmamış gibi
    ağır, usul bir hazırlık başlar
    uykuya benzer yeni bir mevsime

    orda burda,ev içlerinde,kır kahvelerinde,deniz kenarlarında
    incelen yazın akşam esintilerinde
    zaman usulca sıyrılır aramızdan
    ta içimizde duyarız gelecek günlerin geçmişini
    başka ne gelir elimizden
    büyük bir uzaklığa gülümseyerek
    geçiştiririz
    ıskaladığımız şeyleri

    yatıştırıcı rüzgarlar
    dışavurur içimizdeki lodosu, poyrazı, günbatımlarını
    saklar bizi
    gözlerimizdeki hüzne 'dinginlik' adını verir
    'seni iyi gördüm' diyenler
    biz de iyi hissederiz kendimizi
    elimizden başka ne gelir ki?

    köşe başları, akşamüstleri,kokular
    tozar gider zamanın boşluğunda
    karışır anların kuytu belleğine
    belki sonraları bir gün
    hatırlanır aynı kederle
    yazın bittiği her yerde söylenir
    söyleyenler inanır bir şeylerin sahiden bittiğine
    yaz biter
    eskir geceler,serin,hüzünlü
    yeni mevsime hazırlık: ömrün teyel yerleri
    bir yanı telaş,bir yanı ürperten yaz sonu ikindileri
    çıkarır sizi dalgın derinliğinizden
    yaşadığınızı duyarsınız teninizde
    bir zamanlar okumuş olduğunuz kitapları özlersiniz
    sıcak odaları, beyaz, temiz yastıkları
    ahşap panjurları
    yaz bitti
    bitmeyen şeyler kaldı geride

    yaz bitti
    yaz bitti
    yüksek sesle söylüyorum bunu kendime
    her yerde söylendiği gibi
    yaz bitti
    yaz bitti
    hiç bir şey hiç bir şey
    hiç bir şey
    yalnızca üşüyorum şimdi


    M.M


    YAZ SONU


    yaz inceliyor, güz
    bizse hiç büyümeyen rus bebekleri
    bir düşte karşılaşmıştık, bir düşte kaybolduk
    hadi birimiz uyandırsın artık ötekini
    birbirinin karanlığına kapatılmış
    birbirinin içinde tipiye tutulan
    her kozaya ayrı biçilen uzun kışlardan
    hadi birimiz uyandırsın artık ötekini
    ilkgençliğin yazıları bitti. Şimdi bırakılmış çiftlikler
    yağmurlarla boşalmış leylek yuvaları
    elimizde sorular, gün yeniden dağıtıyor
    kalanlar için yazılanları
    yaz sonu yaz sonu yaz sonu
    Biliyorum
    yine haziran yine temmuz yine ağustos


    M.M


    YAZGI-1


    insanlar
    ya ölürler ya terk ederler bizi
    yalnızlık
    yalnızca yalnızlık çizer kaderimizi


    M.M


    YILAN YASTIĞI


    Yolcu bir mağaraya uğrar
    Ve olaylar başlar

    Kuzey ışığı, doğu rüzgarı
    Güney denizleri
    Günbatımı
    Yasemin, zakkum, kara manolya
    Başımızı koyduğumuz yılan yastığı
    Efsane, zehirden sonra başlıyor

    Ey içinden geçtiğim ateş
    Yıkandığım su
    İncinmiş sisler içinde kalbimin doğusu
    Bakımsız yüzyıllardan sonra
    On binlerin dönüşünü akan
    Geri çağrılmış ırmaklar
    Her gün gizleriyle bakıştığımız eski uygarlıklar
    Kadar yabancı
    Gündeliğin karanlık uğultusu
    Efsanesi içimizi yakan
    Yılan yastığı
    Güneşin akşam dualarını söylediği mezralarda
    Her şey dünyanın yaradılışına benziyor
    Doğu rüzgarları ağzında zehirli yaprakları
    Esiyor esiyor

    Mağarada ejderha uyanıyor
    Yedi uyku uyumuş yolcu
    Yılan yastığı terliyor

    güz gülleri likes this.

  9. #19
    Onursal Üye Firuze_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2010
    Nereden
    maviliklerde
    Mesajlar
    2.773

    Standart Cevap: Murathan mungan şiirleri

    Bazı gecelerin sabahı yoktur
    Yalnızca bir karanlık olarak kalırlar


    Bazı ayrılıkların dönüşü olmaz
    Giden gider
    Borçlarıyla yaşar kalanlar

    Geleceği yoktur bazı kalplerin
    Aşk uğramaz onlara bir daha
    Tek bir "hatırayla" yaşlanırlar

    Bazı pişmanlıklar uzun sürer
    Zamana yayılırlar.

    Kendinden kaçanlara
    Saklanacak yer kalmaz dünyada
    Gün gelir kendileriyle tanışırlar
    Asıl yalnızlık o zaman başlar
    Hayata geç kalmıştır kendine geç kalan
    Şairin dediği gibi
    Bir daha yaşamak zorunda kalır
    Geçmişi anlayamayanlar

    Bazı geceler
    Bazı insanlar
    Bazı yerlerde
    Sahiden karşılaşırlar
    Bazı insanlar bazı aşklar bazı şarkılar
    Bu yüzden unutulmazlar
    Bazı hayatlar hayal tutmazlar
    Bu yüzden
    Bazı bazı bazı
    Çabuk yaşayıp
    Ansızın kaybolmalar
    Bazı bazı bazı...
    güz gülleri likes this.


    Benim ayağımın altıda müsait. Başımın üstüde...

    Nerede duracağını kendin belirle...



  10. #20
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Murathan mungan şiirleri




    Sevgilim,
    yetimim benim,

    aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken
    ...
    kapılar kapalı, dünya buzlu cam
    uyuşmuş gözlerimin önünde
    hayat akıp gidiyor hiç kımıldamadan

    ikimizin yerine dinliyorum
    sevdiğin şarkıları
    siyah tişörtünü giyiyorum yatarken
    gömleklerini, kazaklarını, kokunu
    senin rüyalarını görüyorum ölür gibi uyurken
    gün boyu elimde kahve fincanı

    kapıyı açmıyorum
    telefonlara çıkmıyorum
    başını bekliyorum geleceği olmayan hatıraların

    Sevgilim,
    yetimim benim,
    nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata
    öldüğünden haberi yok fotoğraflarının...



    Bu da geçer, Ya Hû!

Benzer Konular

  1. Azap Şiirleri
    Konu Sahibi Azap Forum Sitemiz'in Şairleri ve Yazarları
    Cevap: 53
    Son Mesaj : 27.Ağustos.2013, 05:06
  2. Karacaoğlan şiirleri
    Konu Sahibi Farazi Forum Karacaoglan
    Cevap: 19
    Son Mesaj : 18.Eylül.2012, 20:44
  3. J. Arar şiirleri
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Şairler ve Şiirleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 26.Şubat.2009, 15:30
  4. BurSa ŞiirLeRi..
    Konu Sahibi yaSmin Forum Şiir Köşesi
    Cevap: 7
    Son Mesaj : 18.Aralık.2008, 13:21
  5. Alİ Yüce şiirleri
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum A
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 21.Kasım.2008, 10:36

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Sohbet Mobil Sohbet hdfilmsizle yalanlar büyücüsü 2016 izle