Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 1 Toplam 6 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
Toplam 59 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Like Tree10Likes
dqw
  1. #1
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    77
    Mesajlar
    336

    Standart ÖNCÜ KADINLAR

    Frances Gabe (KendiniTemizleyen Evin Mucidi)

    Ev işi" sorununa feminist politik yaklaşımların yanı sıra geliştirilen bireysel bir çözüm örneği, Frances Gabe'in,

    KENDİNİ TEMİZLEYEN EV MODELİ

    Ev temizliği kadınların sırtına yüklenmiş, toplumda karşılığı ödenmeyen, küçümsenen, ağır, zaman alan, sürekli yapılması gereken, sıkıcı bir işler bütünüdür. Tuvaletin, banyonun, lavabonun her kullanımdan sonra temizlenmesi, evin silinip süpürülmesi, çamaşırların yıkanması, asılması, ütülenmesi, yerleştirilmesi, bulaşıkların yıkanması, kaldırılması neredeyse günlük rutin yapılan işlerdir. Evde yaşayan sayısının artmasıyla doğru orantılı olarak, hatta yeni doğanların veya bakılması gereken yaşlıların durumları da göz önüne alındığında logaritmik ölçekte diyebileceğimiz, oranda kadının sırtına binen yük artar.

    Türkiye'de orta sınıf kadını benimsediği/benimsemek zorunda kaldığı bu sorunu, evi belirli sıklıkta gelen "temizlikçi kadınlara" temizleterek çözmeye çalışırken, ABD'de Oregon'da yaşayan Frances Gabe, içinde yaşadığı ve bir buluş olarak tarihe geçen "kendini temizleyen ev modeli" ile, kendi tanımlamasına göre bu sinir bozucu işlerin üstesinden gelmeye çalışmıştır.

    Bu evin her odasının tavanında temizleyen/kurutan/ısıtan/soğutan bir alet yerleştirilmiştir. Duvarlar, tavanlar ve döşemeler su tutucu bir malzeme ile kaplıdır. Sadece bir düğmeye basılarak odanın her tarafına sabunlu su, arkasından duru su püskürtülür, ve daha sonra oda kurutulur. Döşemelere köşelere doğru çok hafif bir eğim verildiğinden, döşeme üzerinde kalan fazla su iki köşedeki drenaj sisteminden kendiliğinden atılır. Oda içerisindeki aksesuarlar cam faunuslarla korunur.

    Klozet, küvet ve lavabo kendi kendini basınçlı su sistemi ile temizler. Kitapların tozu bir sistemle emilir. Şöminedeki bir drenaj sistemi külleri toplar. Bulaşık makinesinde yıkanan ve kurutulan kap kacak raylı bir sistemle dolaba yerleşir. Aynı şekilde çamaşır makinesi elbise dolabı ile birlikte tasarlandığından yıkanan ve kurutulan çamaşırlar aynı zamanda dolaba yerleşmiş olur. Koltuklar bir düğmeye basmakla yıkanır.

    Bu ev sadece içinde yaşayanların işini müthiş kolaylaştırmakla kalmaz aynı zamanda da engellilere ve yaşlılara da makul bir yaşam alanı sağlar.

    14 yaşında gittiği Portland Kız Kolejinin dört yıllık eğitimini iki yılda tamamlar. Mimar olan babası ile yapı tasarım ve inşaat işlerinde çalışır. Evini ziyaret edenlere çocukluğunda kendisine çorapların ve sümüklü mendillerin yıkattırıldığından ve bundan çok yorulduğundan ve nefret ettiğinden bahseder. Çocukluğunda kendini temizleyen evin hayalini kurar.

    II. Dünya Savaşından sonra elektrik mühendisi olan eşi ile birlikte yapı onarımı işinde 45 yıl çalışır. Hayalini kurduğu evi kağıt üzerinden hayata geçirmesi 30 yılını alır.

    92 yaşındaki Frances Gabe hayal gücünün sınırının olmayacağının, hayallerin insan yaşadığı sürece bitmeyeceğinin en canlı ve güzel örneklerinden birisidir. Duvarına bu buluşu için aldığı patenti astığı evinde artık kirli çorap ve sümüklü mendil yıkamak yerine, yazan, resim ve heykel yapan, müzikle uğraşan, sanki Rönesans'tan bu güne sıçramış bir kadın olarak, köpeği Molly ile yaşamaktadır.

    Not: Oregon'da Frances Gabe'in örnek evinde bir kişi 25 dolar ve diğerleri ekstra 5 dolar olmak üzere kalmak, evi görmek ve yaşamak mümkündür. İlgilenenlere..

    Gülru Yıldız - İnşaat Mühendisi

  2. #2
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    77
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: ÖNCÜ KADINLAR

    Türkiye'deki İlk Kadın Mühendis

    SABIHA (RIFAT) GURAYMAN:

    Derleyen.
    Seda Bingöl-Çevre mühendisliği öğrencisi

    Sabiha Rıfat 1910 yılında bır subay kızı olarak Manastır'da doğdu. İlk öğrenimini Beşiktaş Esma Sultan İlkokulu'nda yaptı. Çocukluk yılları Kurtuluş Savaşı'nın zorlu ve acılı döneminde geçti. 1925 yılında Nişantaşı Kız Ortaokulu'nu bitirdi. 1927 yılına kadar İstanbul Kız Lisesi'ne devam eden Sabiha Rıfat, hocalarının teşviki ile o yıl ilk defa kız öğrenci alan Yüksek Mühendis Mektebi'ne kayıt oldu. 1933 Şubatı'nda diğer kız öğrenci Melek Erbul ile birlikte Yüksek Mühendis Mektebi'ni bitirdi. Aynı yıl Ankara ili Nafia (Bayındırlık) Baş Mühendisliği emrine atandı. 1934-1935 yılları arasında Erzurum'daki iki ortaokulun projelerını hazırladı. 1935 yılında Ankara-Beypazarı yolu üzerindeki ve halen O'na atfen "Kız Köprüsü" diye bilinen kemer köprünün inşaatında görev aldı ve kendini şantiyede de kabul ettirdi. 1935 yılında BayındırIık Bakanlığı Teşkilat Kanunu ile kurulan Yapı ve İmar İşleri Reisliği emrine atandı. Bu görevdeyken, çeşitili okul, hastahane, hükümet konağı, halkevi gibi resmi binaların mimarı ve statik projelerını yaptı ve kontrol illerinde çalıştı. 1939 yılında, yüksek mühendis Remzi Gürayman ile evlenen Sabiha Rıfat 1941'de Koordinasyon Bürosu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi inşaatı kontrol şefliklerinde bulundu. 1945 yılında Ulu Onder Atatürk'ün Anıt-Kabir İnşaatı Başmühendisliği'ne atandı. Bu göreve geldiğinde 35 yaşında idi. 10 yıl bu onurlu görevi üstün bir başarı ile sürdürdü. Anıt-Kabir, nakil töreninden bir süre sonra Milli Eğitim Bakanlığı'na devredilince Sabiha Gürayman da Yapı ve İmar İşleri Reisliği'nde Teknik Müşavirlik kadrosuna getirildi ve bu görevden kendi arzusu ile emekliye ayrıldı.

    Sabiha Gürayman'ın ağzından meslek anıları

    İstanbul'a gelır gelmez hemen okul arkadaşım Nesibe'ye uğramıştım; Atatürk?ün emri ile Mühendis Mektebi'ne bu yıl kız öğrenci alınacağını söyledi.. Koşup gittik. Kayıtlar o gün kapanıyordu. Giriş sınavlarına ise iki gün kalmıştı. "Boşuna yorulma kızım!" dediler. Tepem atmıştı. "Beyefendi! Siz bana kayıt şartlarını söyleyiniz" dedim.

    Güç bela son dakikada okula kaydını yaptırmış, sınavda ise başarılı olmuştur Sabiha Rıfat...

    Okula 350 erkek öğrencinin arasında iki kız öğrenciden biri ben, diğeri arkadaşım Melek idi. Önceleri merakla izleniyorduk. Zamanla her şey değişti. Artık erkek arkadaşlarımla spor yapabiliyor, onlarla aynı takımda oynayabiliyordum. Fransa'dan o yıl "köprüle allahı" diye tanınan bir öğretim üyesi gelmişti. Kendisine benden söz ettikleri için görmek istemiştim. O sırada ben de voleybol antremanından dönüyordum. "Sabiha" diye bağırdılar durdum. Sakallı bir hoca idi. Hoca "dinamit patladığı zaman korkmayacak mısın?" diye takıldı. Fransa'ya davet etti..

    Yüksek Mühendis Mektebi'nden 1933 Şubat ayında mezun olmuş ve Ankara'ya Nafia Müdürlüğü'ne atanmıştım. Aynı dönemde mezun olan arakadaşım Melek ise Bursa'ya tayin edilmişti. Vali Üstündağ?dan diplomalarımızı aldığımızda kız arkadaşım ve meslektaşım "Şimdi ne yapacağız?" sorusuna "Hiiiç herkes gibi,onlar ne yaparsa biz de onu yapacağız" demiştim. Erkek meslektaşlarımızla aramızda bir ayrıcalık görmüyordum, yadırgamıyordum. Kimbilir belki beni başarıya götüren önemli bir nedendi bu.. Nisan 1933'te Remzi ile birlikte gittik Ankara'ya. Gidip Vali Nevzat Tandoğanı gördük. Vali bey baş mühendisin kulağına bir şeyler söyledi. Sonradan "aman kıza fazla yüklenmeyin " demiş. Çalışma hayatımın ilk yıllarında adım mühendis hanıma çıkmıştı. Önceleri pek kolay olmuyrodu tabi. Odaya giren mühendisi soruyor ve çıkıyordu. Sonra alıştılar ve sevdiler de. Odacım yaşlı bir adamcağızdı. Bir gün iş için gelmiş bir vatandaşla konuşuyordu. "Bu mühendis hanım var ya " diyordu," Bu rapor verdi mi koca bir binayı yıktırır". Daha sonra çevremdeki ilgi ve sevgi zamanla saygıya dönüştü.

    Kız Köprüsü

    1935?te ilk defa mühendisler kent dışındaki illerle gönderilmeye başlamışlardı. Bu arada iki köprü ihale edilmişti. Bunlardan biri Ankara-Beypazarı yolunun 86.km'sinde inşa edilecekti. O yıllarda bu tür iller önemli illerden sayılıyordu. Tecrübeli mühendis düşünülüyor ve Sabiha Rıfat kadın olduğu için akla dahi gelmiyordu. Vilayette görevli bir baş mühendise gitmek istediğimi açıklayınca "Dağ başında bir şantiyede kadın mühendis olmaz" diyerek düşüncelerini açıklamıştı. Bir müdürler toplantısında baş mühendis, Vali Tandoğan?a durumu anlatınca vali önce karşı çıkmış. Fakat sonra görevlendirilidğimi öğrenince mutluluğumu gizleyemedim. Öyle mutluydum ki, daha ilk günlerde şantiye ve çadır hayatına alışmıştım. Ustalar, ameleler ve çevre köylüleri "mühendis hanım" diyor, başka birşey demiyorlardı. Büyük bir sevgi ve ilgi görmüştüm. Yakın köylerden yemek yapıp getirenler vardı. Golf pantolumu ayağıma geçirip sabahtan akşama kadar işin başında onlarla birlikte çalışıyordum. Kış bastırıyordu. İşin bir an önce bitmesi gerkeiyordu. İşçiler arasında bir huzursuzluk başlamıştı. İşçiler zam istiyorlar, müteahhit vermiyordu. Bir gece yemeğimi yemiş, çadırıma çekilmiştim. Birden içeri müteahhit girdi. "Gidiyorlar mühendis hanım" dedi. Dışarı fırladım. Koştum, koştum. İncecik sesim gecenin karanlığında yankılanıyordu. "Durun! Durun, nereye gidiyorsunuz?" dedim. Daha iyi para alacaklarını, bu nedenle köydeki cami yapımına gittiklerini söylediler. Karın bastırmasından da korkuyorlardı. "Yazıklar olsun utanın! Camiden çok bu köprünün yapımı gerekli , dönün işimizi bitirelim " dedim. Aralarında konuştular,döndüler. Köprüye birlikte başlamıştık, birlikte bitirdik. Vali olayları duymuş başarıma sevinmişti. Yıllar sonra öğrendim ki, bizim kemer köprüye "Kız Köprüsü" adını takmışlar, öyle diyorlarmış."

    Sabiha Rıfat, Remzi Gürayman ile evlenip Amerika seyahatinden döndükten sonra Anıtkabir Kontrol Şefliği'ne getiriliyor. Sabiha Hanım 10 yıl bu görevde çalışıyor. Yunanistan Başbakanı Venizelas " bir kadın ha" diyerek şakınlığını ifade eder. Sabiha Rıfat'ın elini sıkarken "hayatımda ilk defa büyük bir işin başında bir kadın görüyorum. Sizi gerçekten tebrik ederim" demiştir.

    Kaynak: İstanbul Teknik Üniversitesi'nin 210., Sivil Mühendisliğin 100. yılı, Mühendislik'te 50. yılı kutlama bölümü, İTÜ Rektörlügü, 1983, İstanbul

  3. #3
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    77
    Mesajlar
    336

    Standart ÖNCÜ KADINLAR


    Afife Jale


    Afife Jale (1902, İstanbul - 24 Temmuz 1941, İstanbul), ilk Türk kadın tiyatro oyucusudur.

    Dr. Sait Paşa'nın torunudur. Tiyatro sevgisiyle 1918'de, Türk ve Müslüman kadınlarının sahneye çıkmaları yasak olan bir dönemde Darülbedayi'ye (Şehir Tiyatroları) alınmak üzere açılan sınava girer. Prof. Metin And, Türk Tiyatrosu Tarihi kitabında o dönemi "1920 yılında Darülbedayi, Hüseyin Suat'ın "Yamalar" adlı oyununu Kadıköy'deki Apollon Tiyatrosu'nda (şimdiki Reks Sineması) sahneye koyuyordu. Bu oyunda Emel adlı kızı oynayan Eliza Binemeciyan topluluktan ayrılıp yurt dışına gittiği için bu rolü yüklenecek bir bayan aranıyordu. bu rol için seçilen Afife, "Jale" takma ismiyle Kadıköy'de Apollon Tiyatrosu'nda sahneye çıkar. O tarihi geceyi, altı yıl sonra Refik Ahmet Sevengil'e anlatırken "Hayatımda mesut olduğum ilk gece..." diyordu; "Sanatın, ruhuma verdiği güzel sarhoşluk içinde idim. Opiyekte güzel bir sen (scene:sahne) vardır; ağlama sahnesi... Orada taşkın bir saadetle ağladım. Sahiden ağladın... Alkış, alkış, alkış... Perde kapandı; açıldı, bana çiçekler getirdiler. Muharrir Hüseyin Suat bey, kuliste bekliyormuş; ben çıkarken durdurdu; alnımdan öptü: "Bizim sahnemize bir sanat fedaisi lazımdı; sen işte o fedaisin." dedi. şeklinde konuşmuştu.

    Daha sonra "Tatlı Sır" ve "Odalık" oyunlarında da polis baskını ile karşılaşır. İçişleri Bakanlığı'nın gönderdiği bir genelgeyle müslüman kadınların sahneye çıkmaları yasaklandı. Ancak bu işin bir de geçmişi vardı. 10 Kasım 1918'de, Behire, Memduha, Beyza, Refika ve Afife stajyer kadrosuna alınmışlar, ötekiler işi bırakmışlardı. İkisi de sahneye çıkarılmamışlardı. Refika suflör olarak çalışıyordu. Tüm baskılara karşın bundan sonra Burhanettin Topluluğunda Seniye, Yeni Sahne’de Şaziye (Moral), Münire (Neyyire Neyir), Bedia (Muvahhit) Milli Sahne'de Huriye ve Hikmet, Ruhat gibi Müslüman Türk kadınları Afife'yi izlediler" diye anlatır.

    Nezihe Araz'ın kaleminden Afife şöyle sesleniyor. "Beni acıyarak değil, düşünerek severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa ben varım" inancı ve aşkıyla yaşıyordu Afife, "Olmak ya da olmamak" işte gerçek buydu onun için. "Olmak"la sanatını icra etmek eşanlamlıydı, bu eşanlam da tiyatroydu. Toplum hayatında ilk olmak; yani onun deyimle "ilk ateşi yakmak"," ilk türküyü söylemek"," ilk aşkı ya da direnişi başlatmak" bir olaydı ve bunun her zaman bir bedeli vardı. İlkler yol boyu bu bedeli ödediler."

    Bu zaptiye baskının ilkinde Afife arkadaşlarınca kaçırılmışsa da daha sonra sokakta polisce yakalanarak karakola götürülür. "Dinini, milliyetini unutan sen misin?" diye hırpalanır. Aile içinde babası da onun tiyatrocu olmasına karşıdır. Babasının gözünde Afife artık fahişedir. Evden de ayrı yaşamak zorundadır. Bu arada Darülbedayi'deki ücretli görevine de son verilir. Güvencesiz ve parasızdır. Önüne geçilmeyen şiddetli baş ağrıları başlar. Hekimi morfinle tedavi yoluna giderek büyük bir yanlışlık yapar. Bunun sonucu Afife artık bir morfin bağımlısıdır. Bu nedenle yaşamının son yıllarını Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde geçirir ve 39 yaşındayken burada ölür.

    1929'da evlendiği eşi Selahattin Pınar , Afife Jale için "Huysuz ve tatli kadin" adli şarkıyi bestelenmiştir.

    Günümüzde Yapı Kredi Sigorta tarafından düzenlenen ve gelenekselleşmiş hale gelen Afife Tiyatro Ödülleri her yıl sanatçının anısına düzenlenmektedir.


  4. #4
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    77
    Mesajlar
    336

    Standart ÖNCÜ KADINLAR




    Afife Jale

  5. #5
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    77
    Mesajlar
    336

    Standart ÖNCÜ KADINLAR

    Tarihin önde giden ilk kadınları

    SEVİNÇ ÖZARSLAN


    Halide Edip, Afife Jale gibi edebiyat ve sanat dünyasında ilklere imza atan kadınları yakından tanıyoruz. Ama bir de tanımadıklarımız var. İlk modaevini açan Makbule Hanım, ilk doktor Safiye Ali, ilk kadın yönetici Nezihe Muhiddin gibi. Bilinmeyen 27 kadının hikayesini Güldane Çolak ve Lale Uçan yazdı.


    Bir kadın düşünün ki, geleceğin gençlerini yetiştirmek üzere mücevherlerini satsın. Bu yüzyıldan baktığımızda artık çok uzaklarda kalan bu tür manzaralara 1900’lü yılların başında sıkça rastlanıyor. Mesela Aziz Haydar Hanım, kardeşiyle açtığı ilk anaokulunda geleceğin çocuklarına yabancı dil, müzik eğitimi veriyor, genç kızlara ev işleri, biçki dikiş, elişleri konusunda bilgilerini aktarıyor. İlk kadın doktor Safiye Ali, ilk hemşire Safiye Hüseyin Elbi’nin ilim öğrenmek ve öğretmek için nasıl mücadele ettiklerine yine bu dönemde tanık oluyoruz. İlk kadın yazar Halide Edip Adıvar, ilk kadın tiyatro sanatçıları Bedia Muvahhit, Afife Jale de o zamanlarda yetişen kadınlardan.. Ama hiç kimse bu isimler kadar meşhur olmamış, yaptıkları mücadeleler bugünlere taşınmamış. Ta ki iki sene öncesine kadar Güldane Çolak ve Lale Uçan bu işe el atana kadar... Çolak ve Uçan, Osmanlıcayı iyi derecede bilen iki araştırmacı. Güldane Çolak ev hanımı, Lale Uçan ise İngilizce öğretmeni. İşlerinden arta kalan zamanları Osmanlı arşivlerinde ve kütüphanelerde araştırma yaparak geçiriyorlar. İki sene önce başladıkları arşiv taramasında II. Meşrutiyet, yani 1908 ve Cumhuriyet’in ilk yılları arasında birçok kadın öncünün hikâyesinin, dönemin basın-yayın organlarında sık sık yer aldığı dikkatleri çekince bir kitap yazmaya karar vermişler. “II. Meşrutiyet’ten Günümüze Basında Kadın Öncüler” (Heyamola Yayınları) kitabında 27 kadının hikâyesine yer veriliyor. Meşrutiyet’in ilanının 100. yılına denk gelen çalışma, feminist bir düşüncenin ürünü değil. Ülkenin zor zamanlarında kadınların ne kadar önemli rol üstlenebileceğine dikkat çekiliyor.


    İlk kadın doktor Safiye Ali


    Safiye Ali, Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid’in yaverlerinden Ali Kırat Paşa’nın kızı ve Bülent Ecevit’in annesi ressam Nazlı Ecevit’in teyzesi olarak biliniyor. 1894 doğumlu olan Safiye Ali, Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nden sonra Almanya’ya giderek Würzburg Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydolur. O yıllarda henüz Darülfünun Tıp Fakültesi kız öğrenci kabul etmiyordur. 1921’de Berlin’de doktorluk sınavını başarıyla vererek yurda döndüğünde, Türkiye’nin ilk kadın doktoru olarak özellikle fakir çocuklar olmak üzere herkese hizmet eder.


    İlk modaevini açan Makbule Hanım


    Makbule Hanım, arkadaşı Nazire Hanım ile birlikte ortak olarak, 1000 lira sermayeyle ilk modaevini 1926 yılında Beyoğlu’nda açar. Paris’e giderek elbise modelleri getirir, sergi düzenleyerek atölyenin tanıtımını yapar ve müşteri portföyünü oluşturur. Ancak makastarlarının başarısızlığı nedeniyle müşterileri azalır. Nazire Hanım da ortaklıktan ayrılınca yalnız kalır. Borçlarını ödeyemez duruma gelir; ama o pes etmez. Tekrar Paris’e gider, makastarını değiştirir, atölyesini daha güzel bir yere taşır ve sonunda kâra geçer… 1927 yılında Makbule Hanım, Beyoğlu’nun aranan modacılarından biri olur.


    Seyyar fotoğrafçı Muzaffer Hanım


    Muzaffer Hanım, Cumhuriyet tarihinin ilk fotoğraf makinesi kullanan kadını olarak dönemin basınında yer bulur. 23 Haziran 1339 tarihli Süs dergisinde seyyar fotoğrafçı olarak anılır. Muzaffer Hanım’ı seyyar fotoğrafçılığa yönelten en büyük neden; bazı kadınların fotoğraf stüdyosunda poz vermekten çekindiklerini fark etmesi. Kendince pratik bir çözüm bulur. Kadınlara, gazete aracılığıyla çekim saatlerini bildirerek randevu verir ve Muzaffer Hanım makinesiyle hizmetini hanımların ayağına götürür.


    Tayyare ile uçan ilk kadın Belkıs Şevket Hanım


    Belkıs Şevket Hanım, 1913’te kurulan Osmanlı Müdafaa-i Hukuk Nisvan Cemiyeti’nin üyelerinden biri. Cemiyet, kadınların hayatın içinde yer almalarını sağlamak amacıyla müteşebbis kadınları destekler. Cemiyetin ses getiren girişimi, Belkıs Şevket Hanım’ın pilot Fethi Bey’in kullandığı uçakla İstanbul semasında uçmasıdır. Belkıs Hanım’ın yaptığı ilk başvuru, kadın olması nedeniyle şirket tarafından reddedilir. Yapılan büyük tartışmalardan sonra 2 Aralık 1913 uçuş tarihi olarak belirlenir. Hükümet, halkın takdirini toplayan bu genç kadının fotoğrafını Askerî Müze’de sergiler, yeni çıkan kolonyaya da ‘Belkıs Kolonya Suyu’ adını verir.


    İlk kadın memur Bedra Osman


    Bedra Osman ve arkadaşları kadın memur aradığını duyuran İstanbul Telefon Şirketi’ne başvurur. Ama daha dilekçelerini verirken ilk engelle karşılaşırlar. Kurum çalışanlarından Sürenyan Efendi, başvuru dilekçelerini almaz, hatta onlara hakarete kadar varan tavırlarla bu işi yapamayacaklarını söyler. Ancak ikinci başvurularında dilekçeleri kabul edilir. Bu kez Fransızca ve Rumca konuşma şartı aranır. O dönemde çıkan Kadınlar Dünyası dergisi aracılığıyla kamuoyu oluşturularak Bedra Hanım’ın memureliği kabul edilir.


    İlk biçki yurdunu açan Behire Hakkı


    Behire Hakkı, büyükanne ve annesinden öğrendiği dikiş tekniğini Paris’te eğitim alan Osman Zeki’den iki ay metot dersi alarak geliştirir, hazırladığı patronları Paris Terzi Akademisi’ne gönderir. Oradan onay alınca 913’te Taş Mektep’te ilk biçki yurdunu açar. 25 öğrenciyle açılan kuruma 6 ayda 51 başvuru daha olur ve eğitim süresi bir yıla çıkar. 1917 yılında yurdun öğrenci sayısı 366’yı bulur. Mezunların birçoğu kendi atölyelerini açar, bir kısmı evinde çalışarak kendi geçimini sağlar. Behire Hakkı ve terzi okulu savaş yıllarında cephedeki askere kıyafet dikerek de gönüllerde taht kurar.


    İlk kadın öğretmenlerden Şukufe Nihal


    Şukufe Nihal, liseler ve öğretmen okulları için kadın öğretmen yetiştiren İnas Darülfünun’un ilk öğrencilerinden biri. 1919’da Edebiyat Fakültesi’nin coğrafya bölümünden mezun olur ve öğrenci yetiştirmeye başlar. Türk kadınının yükseköğrenimdeki yerinin şekillenmesi için cesur adımlar atar. Ayrıca Türk edebiyatının önemli kadın şairleri arasında anılır.


    İlk diplomalı hemşire Safiye Hüseyin Elbi


    Safiye Hanım, büyükbabasından duyduğu Florence Nightingale hakkında anlattığı hikâyelerle büyür. Bu nedenle hemşirelik mesleğini kendine yakın bulur. Besim Ömer Paşa’nın Darülfünun’da verdiği hastabakıcılık kurslarına katılır. Besim Ömer Paşa, Balkan Harbi sırasında, Safiye Hanım’ı Asar-ı Atika Müzesi Hastanesi’nde görevlendirir. Ağır yaralıların tedavi edildiği bu hastanede, gece gündüz demeden koridorlarda günlerce uykusuz koşturur. Bu hizmetleri nedeniyle I. Dünya Savaşı’nda Galata Hilal-i Ahmer Hastanesi’ne tayin olur… Ölümüne kadar kendisini hayır işlerine adar.


    İlk kadın yönetici Nezihe Muhiddin


    Bürokrat kökenli bir ailenin kızı olan Nezihe Muhiddin, öğretmen olabilmek için Maarif Nezareti’nin sınavına hazırlandığı dönemde, yeni kurulan İttihat Terakki Kız Sanayi Mektebi’ne müdire olur. 20’li yaşlarda müdire olarak seçilmesinin nedeni, yetiştirildiği ortam ve kültürlü çevrenin izlerini taşıyor olmasıdır. Okulda jimnastik, piyano, lisan ve biçki-dikiş derslerine girerek hem öğretmenlik hem de yönetici olarak geleceğin kadınlarına örnek olur. 16 Haziran 1923’te siyasal alanda kadın varlığını gösterme amacıyla kurulan Kadınlar Halk Fırkası’nın başkanlığına seçilir.


    İlk kadın dergisini çıkaran Ülviye Mevlan


    Ülviye Mevlan, 4 Nisan 1913’te ilk kadın dergisi Kadınlar Dünyası’nı çıkarmaya başlar. Derginin kadınların sorunlarını somut olarak dillendiren bir misyonu vardır. Osmanlı basınında kadının sesini duyuran ilk dergidir. Dergideki tüm çalışanlar da kadındır. 1921 yılına kadar yayın hayatına devam eder. Ülviye Mevlan, maddi manevi her şeyini dergi için harcar. Yeri geldiğinde mücevherlerini bozdurarak dergiyi yaşatmaya çalışır. Mevlan, erkek dünyası gibi görülen basında duyulmaya başlanan topuklu ayakkabı seslerinin ilk sahibelerinden biridir.


    Zaman, Cumartesi


    22.03.2008


  6. #6
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart ÖncÜ kadinlar


    SORBONNE ÜNİVERSİTESİNDEN MEZUN İLK TÜRK KADINI TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN İLK KADIN KİMYACISI PROF. DR. REMZİYE HİSAR(d. 1902, Üsküp - ö. 1992, İstanbul)

    Prof. Dr. Remziye Hisar birçok ilke imzasını atmış bir Türk kadını. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın kimyacısı olmasının yanısıra Fransa'nın Sorbonne Üniversitesi'nden mezun olan ilk Türk kadını..
    1992 yılında yitirdiğimiz Remziye Hisar tipik bir Cumhuriyet kadınıydı. Dünyaca ünlü fizikçi Feza Gürsey ve Milletlerarası Pisikoloji Cemiyeti'nin tek Türk azası psikiyatrist Deha Hanım'ın annesi Remziye Hisar 1902 yılında Üsküp'te dünyaya gelmişti..
    Davutpaşa'daki üç yıllık Mekteb-i İptidayiyi bir yılda başarıyla tamamlayıp mezun olmuş ve dokuz yaşında ilk şahadetnamesini almıştı. Daha sonra İttihat ve Terakki Mektebi ve Emirgan İnas Rüştiyesi'ne devam eder. Çok sevdiği Türkçe öğretmeninin İstanbul Darülmuallimatı'na transfer olmasıyla öğrenimini bu okulda sürdürür. 15 Temmuz 1919 tarihinde bu okulun Darülfünun'a hazırlamak üzere oluşturduğu iki sınıflık bölümünden birincilikle mezun olur. Sınıfın iyi öğrencileri arasında yeralan Remziye Hisar küçük sınıflardaki öğrencilere geometri ve matematik dersleri vermeye başlar. Mezun olmasının ardından Darülfünun'un kimya bölümüne kaydını yaptıran Remziye Hisar kimya bölümünü yeğlerken Türkiye'yi temsil eden bir ismin bulunmamasının kendisini üzmüş olmasından ötürü seçtiğini yakınlarına anlatır. Kız öğrencilerin erkek öğrencilerden ayrı saatlerde ders aldığı bu dönemde öğretmeni ve okul arkadaşlarıyla birlikte Bakü'ye gider. Ve birden bire bir savaşın tam ortasında bulur kendisini. Kafkasya'daki savaşlar ve Bakü'de kendilerine gereksinim olmadığını öğrenmek bile onu yıldırmaz ve bir erkek öğretmen okulunda öğrencilere ders verir. Ancak terslikler ve şanssızlıklar birbirini izler Sovyet Rusya'nın Azerbaycan'ın bağımsızlığına son vermesi ile orada tanışıp evlendiği eşi Doktor Reşit Süreyya Gürsey ile birlikte İstanbul'a döner. İlk çocuğunu dünyaya getirmesinin ardından Adana'da Darülmuallima'ya müdür olarak tayin olan Remziye Hisar çocuğunu annesine bırakarak Adana'ya gider. Güç koşullarda çalışmasını sürdürmek zorunda kalan Hisar eşinin tedavi için Paris'e gitmesinin ardından bilgisini geliştirmek için Paris'e gider. Adını bilim dinyasında duyurmak amacı ile Sorbonne'da kimya bölümünde öğrenim görmeye başlar. Biyokimya sertifıkası alan Hisar Paris'te Maarif Vekaleti'nin verdiği bursla öğrenim görür. Doktorasına başlayacağı dönemde bursu kesilen Hisar Erenköy Lisesi'ne kimya öğretmeni olarak atanır. Öğrenimini yarım bırakmak zorunda kalarak yurda dönen Remziye Hisar zorlu bir çaba sonucunda doktorasını yapmak üzere 1930 yılında yeniden Paris'e gider. Eşinden boşanan ve Paris'e kızı ve kardeşiyle giden Remziye Hisar günlerini çalışmaya verir. Doktora tezini tamamlamasının ardından Türkiye'ye döner. 1933 - 1936 yılları arasında İstanbul Üniversitesi'nde kimya ve fıziko kimya doçenti olarak görev yapar. Daha sonra Ankara Hıfsısıhha Müessesesi'ne farmakodinami şubesi hayati kimya mütehassısı olarak atanır. 1947 yılında İTÜ Makine ve Kimya doçentliği görevine başlayan Hisar 1959 yılında profesör olduktan sonra 1973 yılında da emekliye ayrılır.
    Tipik bir Cumhuriyet kadını olan Remziye Hisar, dünyaca ünlü fizikçi Feza Gürsey ve Milletlerarası Psikoloji Cemiyeti'nin tek Türk üyesi psikiyatrist Deha Gürsey Hanım'ın annesidir.

    1991 yılında Tübitak Hizmet Ödülü'nü almıştır.

  7. #7
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart ÖncÜ kadinlar


    KUMARI YASAKLAYAN İLK KADIN MUHTAR: ATATÜRK'ÜN ÖDÜLLENDİRDİĞİ KADIN
    1933 yılında Türkiye'nin ilk kadın muhtarı seçilen Gül Esin Aydın Çine İlçesi Karpuzlu Bucağı'nın muhtarlığını yaptığı dönemde Atatürk tarafından ödüllendirilmiştir.
    Muhtar olmasının ardından kahvehanelerde kumar oynamayı yasaklayan Gül Esin kız kaçırma olaylarını önlemiş ve nikah işlerini düzene sokarak da büyük başarı elde etmişti.



    Türkiye’nin ilk kadın muhtarı olan Meliha Manço’nun 1932-1934 yılları arasında Yalova Gacık Köyünde görev yapmasına karşın, resmi tarih kapsamında adı geçmiyor. Türkiye’nin ilk kadın muhtarının
    Türkiye’nin ilk kadın muhtarı olan Meliha Manço’nun 1932-1934 yılları arasında Yalova Gacık Köyünde görev yapmasına karşın, resmi tarih kapsamında adı geçmiyor.
    Türkiye’nin ilk kadın muhtarının resmi kayıtlarda 1933 yılında Aydın ilinin Karpuzlu Köyü muhtarı Gül Esin olarak geçiyor. Oysa Çiftlikköy ilçesine bağlı Gacık Köyünde 1932-1934 yılları arasında muhtarlık yapan Meliha Manco’nun hiçbir resmi tarih kapsamında adının geçmemesi, kayıtlarının bulunmaması bugüne kadar Yalova’nın önemli bir tanıtım eksikliğinden kaynaklanıyor.
    Türkiye’de bugüne kadar bir çok ilk’e imza atmış ve ilkler kenti olmuş Yalova’mızın, Türkiye’nin ilk kadın Muhtarının Yalova’da görev yaptığını tescil edilmesini Yalovamız.com olarak talep ediyoruz. Bunun için de başta Valiliğimiz olmak üzere, Çiftlikköy Kaymakamlığının girişim başlatılmasını ve bu yanlışlığın giderilerek, Atatürk’ün kenti Yalova’nın çağdaş yüzünün tüm Türkiye’ye ilan edilmesini istiyoruz.
    ibrahimm_ likes this.

  8. #8
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart ÖNCÜ KADINLAR

    KORE SAVAŞINI GÖRÜNTÜLEYEN KADIN İLK TÜRK KADIN FOTOĞRAFÇISI
    1956 yılında Tifdruk tekniği ile basılan Hayat Dergisi fotoğraf dünyamıza yeni değerler kazandıran bir dergi oldu. Derginin birinci sayısında Hikmet Ferudun Es'in Malatya'dan yolladığı bir yazı dizisi yayınlanmaya başlamıştı. Bu röportajı fotoğraflarıyla zenginleştiren ise; Semiha Es idi..
    Bu ikili daha sonra Kongo Hollywood yıldızları kadın gözü ile Tahran isimli çalışmalara Hayat Dergisi bünyesinde imza attılar.
    25 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu'nda Kore Savaşı'na katılmak üzere 4 bin 500 kişilik silahlı birliğin Birleşmiş Milletler emrine verilmesi kararlaştırıldı. Hürriyet Gazetesi savaşın görüntülenmesi için Semiha Es'i görevlendirdi. 11 Kasım 1950 tarihinde gazetede verilen Kore eki ile Türkler savaşı Semiha Es'in objektifınden izleme olanağına kavuştu.

  9. #9
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart ÖncÜ kadinlar


    Leman Bozkurt Altınçekiç (1933 - 2001)

    İlk Türk kadın jet pilotu. NATO kuvvetlerinin de ilk ve uzun zaman boyunca tek kadın jet pilotu.


    1933 yılında Sarıkamış, Kars’ta doğdu. Liseyi bitirdiği yıl Türkkuşu İnönü Tesisleri'nde planör eğitimi aldı. Hemen ardından Türkkuşu Motorlu Okulu'na öğretmen adayı olarak katıldı. 1954 yılında Silahlı Kuvvetler'e kadınların da alınmasıyla ilgili karar çıkınca İzmir Hava Harp Okulu'na başvurdu ve Ekim 1955'te burada eğitime başladı. Pervaneli uçaklarla eğitimini tamamlayarak 30 Ağustos 1957'de mezun oldu.


    Daha hızlı ve daha yüksekten uçmak arzusuyla jet pilotu eğitimi almak istedi. Ağustos 1958'de Eskişehir'deki jet eğitim filosuna katıldı ve kısa sürede eğitimini başarıyla tamamladı.


    Kasım 1958'de jet pilotu brövesini takan Leman Bozkurt, dokuz yıl süreyle F-84 ve T-33 jet uçaklarında uçtu. Sonraki yıllarda Hava Kuvvetleri'nin karargâh hizmetlerinde çalıştı. Personel Plan Şube Müdürü ve Merkez Şube Müdürü olarak görev yapan Leman Bozkurt Altınçekiç, kıdemli albay olarak Hava Kuvvetleri'nden emekli oldu.


    Leman Bozkurt Altınçekiç, 4 Mayıs 2001'de İzmir'de hayatını kaybetmiştir.

  10. #10
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart ÖncÜ kadinlar


    İLK AVUKAT
    Yassıada'da hukuk profesörü babasını savundu..Hür Fikirleri Yayma Derneği'nin kurucusu..Çocuk Dostları Derneği'nin kurucusu..Milletlerarası Hukukçular Komisyon'u üyesi..Milletlerarası Barolar Birliği Yönetim Kurulu İdari Heyeti Üyesi.. Yazar.. Kadın hakları savunucusu..
    Süreyya Ağaoğlu tarihimize ilk kadın avukat olarak geçmiştir. 1989 yılında 85 yaşında yitirdiğimiz Ağaoğlu yaşadığı dönemin en cesur entellektüel kadınlarından birisiydi. 58 yıl süreyle avukatlık yapan Süreyya Ağaoğlu hukuk Profesörü Ahmet Ağaoğlu'nun kızıydı. Lise yıllarında sınıfta cumhuriyet rejiminden söz ettiğinde arkadaşlarının: gavur olarak çağırdığı Süreyya Ağaoğlu avukat olmayı kafasına koyar. Hukuk fakültesine kaydını yaptırmak istediğinde ise; engellerle karşılaşır. O yıllarda kız öğrenci olmadığından üniversitenin rektörü olan Haldun Taner'in babası Selahattin Bey'e başvurur. Dönemin kadınlarının henüz çarşafla dolaştığı bir zamanda başını bile kapatmadan görüşmeye giden Ağaoğlu Selahattin Bey'e fakülteye girmek istediğini söylediğinde odanın içinde kahkahalar yankılanır. Ancak; Süreyya Ağaoğlu bu direnişin ardından kendisi gibi avukat olmak isteyen 3 arkadaşını daha götürünce Size hemen fakülteyi açalım cevabını alır. O yıllarda öğleden önce erkeklere öğleden sonra ise; kadınlar ders izleyebiliyor ve oldukça da yorucu olduğundan fakültenin çabası yalnızca bir dönem sürmüş. Başını kapatmamakta direnen Ağaoğlu'na erkekler Başını açma dediklerinde verdiği yanıt: Ben açıyorum sen bakma oluyormuş. Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Süreyya Ağaoğlu avukatlığının yanısıra sıkı bir kadın hakları savunucusu olur.
    1948 yılında Berlin Milletlerarası Hukukçular Komisyonu Üyesi olan Ağaoğlu Hür Fikirleri Yayma Derneği Çocuk Dostları Derneği'nin de kurucusu..
    1949 yılında Milletlerarası Barolar Birliği Yönetim Kurulu İdari Heyeti'ne seçilen Ağaoğlu 1960 ihtilalinin ardından Yassıada Davaları'nda babasının avukatlığını üstlenerek hukuk savaşı verir.
    Süreyya Ağaoğlu Adli Mülahazat adlı İngilizce bir etüt Londra'da Gördüklerim ve Bir Hayat Böyle Geçti isimli kitapların yazarı.

Benzer Konular

  1. Kadinlar..:)
    Konu Sahibi al-yazmali Forum Kadınca
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 02.Mayıs.2012, 15:46

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir, elektronik sigara, instakip.com, besyo, dini sohbet, islami forum, ejzane.com, muhabbet, ingilizce kursu, mehter takımı