ÖZGEÇMİŞ

1979 Elazığ doğumludur. İstanbul’da yaşamaktadır. Fırat Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü’nü bitirmiştir. Üniversite yıllarında yazın ile ilgilenmeye başlamıştır. Aslen Dersim(Tunceli)lilidir. Bazı edebiyat dergilerinde şiir ve yazıları yayımlanmıştır. Şiir ve yazılarında ötekileştirilmiş tüm insanlara ve hatta cansız varlıklara dair insan-evren, madde-evren sorgulamalarını içsel yolculuk şeklinde yapmakla beraber ayrılık ve hüzün üzerinde yoğunlaşan öznel yazı ve şiirleride dikkat çekmektedir.

Eserleri

Ve Sen (Şiir, 2009)
Mülteci-Umuda Yolculuk(Roman, 2010)
Boşluğun Kalbindeki Aşk (Yayın Aşamasında Deneme, 2012)
Dilin Metruk Yarası (Yayın Aşamasında Şiir, 2012)


ÇATLAK DURAN SES

devlet-i hümayun yasaklarını ellerindeki
nasırların ipiyle çözen bir şairin
dil yakan imgelerini ödünç aldım
sana aşk’ın delişmen kollarını kuşanırken ve unutulmuş
bir iklimin seni hatırlatan yağmurlarını yükledim
gözlerimdeki göçebe bulutlara. oysa sen yine yoktun
sığınaklarımda ve terk edilmiş köyler gibi
yokluğundaki ıssızlık öylece duruyordu içimdeki rahlede

bir tek martılar ara sıra yokluyor artık
virane teknemdeki balık sırtı gözyaşlarını
bir tek özgürlüğe kanat bırakmış martılar…

martılar göğe bırakırken ilkçağlardan kalma kanat izlerini
kendine kapanıyordu bir şair kederi sırtında
ki martılar deniz rüzgarındaki o savruk
kokunu getirebilsin diye uzaklardan.

//bilinmezliğimizin esrarına sığınan düşlerdi sanki
gidenlerin bıraktığı uzaklıklar...//

kararnameleri eprimiş yasaların tutsak edemediği
özgür bir şairin tekil öznelerini saklıyorum
sana özdekçi bir sevi’nin şiirini kutsarken ve sınırsız
bir ülkenin seni çizen ırmaklarını sırtlıyorum
sözcükleri zihnimden tırnaklarımla çekerken
oysa sen hala can acıtıcı bir yokluğun içindesin
ve kuraklıktan parçalanan toprak parçası gibi
öylece çatlak duruyor yokluğundaki sesim.

bir tek güz yaprakları sarıyor artık
suya bıraktığım şiir eksizlerini
bir tek sarı kavruk yapraklar…

göğü kucaklayıp çıplak ağaç dallarına bırakıyor isyanım
ki ağaçlar kavruk teninden kopan genzine
çatlayan sesimin izlerini getirebilsin diye.

//soluğumuzun ardına ilişen ülkeydi sanki
gidenlerin bıraktığı yıldız tenhalığı...//

-ki bilesin sevgili hala çatlak duruyor yokluğundaki sesim!-

//Dilin Metruk Yarası (Şiir)//


YANLIZLIĞI ÖLÜMCÜL KILAN AYRILIK

bir uçurumun dibindeydim, ne anlatanım oldu ne anlayanım;
oysaki dilim kesik olmasaydı bir kuş uçacaktı kalbimden.


sen kibrin dişlerinde yeşertiyorsun kalbini
bense ıssız bir adanın okyanus yalnızlığıyla
uslandırıyorum yangınlarımı. bir gülün dikeniyle
kanattığın diyaframından süzülen o sesin yok mu
nasıl da kesiyor şimdi tenimi özlemiyle. aslında
ben sen’de susmayı seçiyorum sevgili!
ya da konuşacaksak sesim özgürlüğüne
dilinde kavuşsun ve uzaklığı besleyen sesin,
yine aksın bir ırmağın kollarıyla tenime. çünkü
ayrılıkta adın, uçurum oluyor sanki her an karanlığını
düşerken giyeceğim.

tırnaklarını derime geçiren uzaklığın
toplama kamplarındaki yırtık elbiseli bir
çocuğun hüznü olup yapışıyor gözlerime.
acının kumaşıyla bir boşluk dikiyor zaman
ta gözlerimden sonsuzluğa ve kalbim, şaşkınlığın
kırbaç darbeleriyle yarasına sarılıyor.
ben yine susmayı seçiyorum sen’de sevgili!
ya da konuşacaksak acılarım, zamanın
diliyle konuşsun ve yalnızlığı ölümcül kılan
ayrılık şerbetini içirsin bir ağacın dallarıyla tenime.
çünkü yokluğunda adın, kör bir kuyu
oluyor sanki her an uzaklığını
düşerken giyeceğim.

-unutmadan kalbim
artık sen bir ölüsün sevgilinin
bilincindeki kör kuyularda!-

//Dilin Metruk Yarası (Şiir)//


BİR VAZO’NUN HİÇLİK GÜNLÜĞÜ

Yok olmanın, bir hiç olmanın, varlığın, nesnel eksikliği olmadığını
söylermiş evrenin gizli kalmış yaralarından sızan varsıl iniltiler.
Bir bilici göğe fısıldarken, o tenimi okşayan rüzgâr duymuş!


Çiçeklere sarılmayı asırlar önce tatmış bir vazoyum, köşede unutulmuş. Deli bir fırtınanın
poyrazdan sesi olmuş zamanlarda bende çiçeklere gövde olmuştum ve şimdi kendi köşesine eğilmiş
bir sessizlikte düşüp kırılmayı bekliyorum. Dişleri henüz çıkmamış bir bebeğin, babasının cesedin
sarılması gibi bir acıyla duruyorum maddenin o anlamsız belirsizliğinde. Üzerime yığılmış unutulmuşluk,
hiçliği dolduruyor gövdemin boşluğuna ve üzerime konan toz zerreciklerine çiçeksel anılarını anlatıp
duruyorum kesik dilimle. Işınları kırılıp üzerime çiçek sevinçlerini bıraksaydı Güneş, Evren’e hiçliğiyle
kayıt olmuş gövdem yeşerecekti bir uzun hikaye gibi. Aslında çevremdekilerin belleğine hüzün damlası
bırakmıyorum ve bunu bile bile hüznün tortusuyla şekilleniyor hiçlik künyem. Yine de maddesel varlığım
bir zamanlar renkleriyle saran çiçeklerin büyüsünü bırakıyor kendi cesedinin morartısına.

//Boşluğun Kalbindeki Aşk (Deneme)//