Hayata yamuk bakanlar / Fatma Tuncer


Sıradan bir vatandaşımızı yoldan çevirip, inandığı din hakkında sorsanız size “Elhamdülillah Müslüman’ım, namazımı kılar orucumu tutarım… diyecektir. Fakat nasıl oluyorsa aynı kişi, küresel kapitalizmin ihraç ettiği gün ve gecelere İslam’da hiçbir yerinin olmadığını bile bile büyük bir hevesle iştirak ediyor. Söylemleri ile eylemleri arasında tutarlı bir yol bulamayan bu kimseler, sahip olduklarına değil sahip olamadıklarına rağbet ediyor ve sürüye dâhil olabilmek için her yolu mubah görüyorlar.

Bir yıl değil, daha birkaç hafta evvel ülkemizin her bölgesinde yılbaşı hazırlıkları yapıldı, programlar hazırlandı, Müslüman evlatları alışveriş merkezlerine koşup, fahiş alışverişler yaptılar ve yılbaşını kutlayacakları mekânı aylar öncesinden belirlediler.

Bir yıl değil daha birkaç hafta evvel, yakınlarımdan birinin yılbaşı için özel hazırladığı programa şahit oldum ve dayanamayıp sordum: Yılbaşının Müslümanların inanç ve değerlerinde bir yeri var mıdır' Hanımefendi yüzüme öfkeli bir vaziyette baktı ve “artık yılbaşını kutlamayan insan mı kaldı, bak siyasiler bile demeç veriyorlar, çoğunluğa uyacaksın…” dedi. Olgun denebilecek yaştaki bir hanımın bu ifadeleri bana şu hikâyeyi hatırlattı: Rivayet olunur ki bir karga kilisenin penceresine konar ve bakar ki pencerenin camı kırık. Hiç vakit kaybetmeden içeri girer, önce ortalığı dağıtır sonra kutsal kabul edilen bir ikonun üzerine pisler. Bununla da yetinmez kutsal sudan içer ve etrafı dağıtmaya devam eder. Tam da o sırada içeri kilisenin papazı girer, kargaya bakar ve şöyle der: Sen ne yaptığını sanıyorsun eğer Müslümansan bu kutsal şaraptan neden içtin, Hıristiyansan şu kutsal ikonun üzerine neden pisledin'

Küresel güçlerin kültürel kuşatması altında yaşayan İslam toplumları ne yazık ki kimlik karmaşasından kurtulup, ben kimim sorusuna makul bir cevap bulamıyor ve Müslüman mahallesinde salyangoz satan tacirlerin tuzağına kolayca kapılıyorlar. Bugün Müslümanların içine düştüğü en büyük sorun budur. Yani; eylemleri ile söylemleri arasında tutarlılık bir yol bulamamaları, komplekslerine yenik düşüp köklerine yabancılaşmalarıdır.

İslam üzere olduklarını ve inandıkları değerlere kuvvetle bağlandıklarını iddia eden kişiler, Batının kokuşmuş kültürünü sahiplenmekle kalmıyor, bu kokuşmuş kültürü içselleştiriyor ve bir zaman sonra savunmaya başlıyorlar. İki kültür arasında sıkışıp kalan Müslümanlar iç dünyalarında yaşadıkları çelişkiyi ortadan kaldırabilmek için “çoğunluğa uyuyoruz” deyip işin içinden çıkıyorlar. Oysa çoğunluk her zaman haklı değildir, aksine çoğunluğun zıt istikamete kayması daha kolaydır. O yüzden Müslüman bir şeye karar verirken insanların değer yargılarını değil Allah’ın koyduğu ilkeleri dikkate almalıdır.