Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Toplam 9 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 9 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #1
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    78
    Mesajlar
    336

    Standart Gülseli İnal Şiirleri

    GULSELI INAL (1947-)

    Istanbul'da dogdu. Istanbul Universitesi Edebiyat Fakultesi
    Sosyoloji-Felsefe Bolumu'nu bitirdi.

    Siir Kitaplari:
    Sulara Gonullu Cagri (1985), Lale Sesiydiler ve Yoktular (1987),
    Letoon (1989), Dans Natura (1991), Sif ve Gula (1992).

    ``Bir yaniyla dogayla, mitolojiye uzanan, varolus sorunlarini arastiran,
    bir yaniyla ise dogal insani^ tutkularin pesinde mistisizmde uc veren
    bagimsiz bir siir yaziyor.' (Mehmet H. Dogan, 1993)








    Bir Şey Var Benden Öte




    Bir şey var benden öte
    incimsi düzlüğünde denizin
    biri dans ediyor
    tutkun ve savruk
    başını arkaya atışındaki soyluluk
    tanrı bakışı bu
    soysuz köhne
    kör lalelerle, gecenin diplerine yapışan
    bitiren
    yeni bulunmuş maden
    tıkanıyor kıyılar köpüklü dalgalarla
    ona uçmak istediğimi söyleyin
    kutsal varlıklara karşı
    ayaklanacağımı da
    sonsuz yüz değiştirimi ben
    bir öncesinde tarihin
    yeniden doğmak istediğimi
    ne kılıklara geleceğimi
    gündüz pencerelerine
    ne otlar dikeceğimi bu ölümcül bahçelere
    ne zehirli otlarla sevişeceğimi yeniden.









    Görme Uçuşu



    Hâlâ aranızda yatıyorum umarsız ölü olsanız bile
    yeşillikler doluyor ağzıma, denizin ünlü tıkaçlar
    kitara sesleri başlıyor
    gece derin nefesini salıyor koynundan
    o büyük taş bir türlü kımıldamıyor
    yalnızlık yeni bedenim
    galaksi tozlarıyla yaralarımızın üstüne gül bastırıyoruz
    hâlâ buradayım evet doğumum gibi çıplak
    çırılçıplak
    kirli gezegenler değiyor tenime aç bir balık durgunluk serpiyor
    aranızda uyuyorum yine de, o kokular aleminde gece ürküsüyle
    sizin çoğalmanızı izliyorum gizlice
    rahmin uzay boşluğu
    bir bebek bir ruh vadisi
    görülmeyen daireyi biliyorum
    bir gölge iniyor bakışlarıma, gelip şaraplı ağzımdan öpeceksin
    birden olacak mı bu, gözlerimi armağan edeceğim sana, birden orman
    alev alacak ve oradan korkak dumanlar yükselecek, ipek sıcak
    ağırca, yalnızlığın geometrisi ölçülecek bir ara ve HİÇBİR ŞEY
    EVET HİÇ...
    bir baygınlık çıkıyor ortaya seninle benim aramda, baykuşun gelip
    şaraplı dudaklarıma dokunuyor, her çenber
    sizin matematiğinizi hatırlıyor
    babam bebek oluyor
    annem de ölüyken
    bile ölü bebek
    bense ne bebek ne ölü
    aykırı zamandan bir uyarı
    hâlâ yatıyorum koynunuzda

    ketenler içinde biri yürüyor patikada yoksa bir ölü mü o!
    bay Aras bu, taş toplamaktan geliyor
    demin kıyıya vuran dalgalara soru soran bay Aras
    oysa ben hâlâ koynunuzdayım, kimse sezmiyor bunu
    deniz dibindeymiş gibi hayvanlar
    gökyüzündeymiş gibi bulutlar asit yağışlar
    zamansız bir ölçeği, takvimsiz, saatsiz bir yerin, işaretsiz
    vadinin kırık kum saatinin
    boşluğun evet boşluğun
    tüylü meyvalarıyla altüst...








    Ey, Gözleri Düşrengi


    Ne söylersen onu yapıyorum elimde değil verdiğin güle
    dokunmamak
    gözlerin neredeyse bedenim orada oluşuyor yeniden
    rüzgârların eğilip kulağıma fısıldadıkları oluyor söylediklerin
    dilim tutuluyor sanki buruk bir yemiş tatmışçasına
    sessiz bir başına yokolarak yeniden yaşıyorum yanında
    hiçliğin tadına bakıyorum
    varlığını biraz biraz duydukça
    bedenim bedenine kapanıyor yavaşça
    sırtında büyük sırmalı bir harmaniyle karşılıyorsun beni

    bir bulut gelir hani kanatları yağmur rengidir
    uzun yol yorgunudur sonra başka türlü
    bir yüzdür gökyüzü
    onu yaşıyorum yanında
    kış sabahının açmış tüm çiçekleri elinde
    elimde değil senin yanında ırmakların sesini dinlememek
    birden bire allak bullak oluyorum gelişinle
    kollarımdan uç veren zeytin dalları
    ipek bir sedire yatırıyorum duygularımı
    seni ey yağmur kaçkını
    sabah yeli tadı
    sen güneşin ışıkdamlası ayışığı dansı
    sen geceyarısı beyazı
    kasırgada deniz denli tutkunu olduğum sen
    yemişlerin zehir tadı
    evrenim tuzum dağyelim
    yaşamım
    ve yanıbaşımda soluk alıp veren deniz gibi sen.



    Bense Uzatmıştım Saçlarımı
    Koyu Bir Irmak İçin


    İnce sızılar duyarım günle gecenin birleştiği yerde
    yavaş yavaş solan bir çiçeğin solgun ışığı yansımıştır yüzüme
    oysa gün parlak gökyüzü kızıldır henüz
    yalnızlıklardan sıyrılıp bir iki yıldız
    yıldızlardan aldığım bir gülüştür benimki
    takındığım dudağımın ucundaki
    derin bir dağ kovuğunda otururum
    sonra bir kartalla senlibenli
    birazdan gün solacak sessizlik
    takınacak kendi sessizliğini
    istek başlayacak denizden
    bir martının mavi sayrıl uçuşundan
    bir iki beyaz martı geçecek
    şölen mi başlayacak ne
    kırmızıyla yeşilin tutuştuğu yerde
    altın sağraktan akan suyun sessiz görünüşü gibi

    yeter diyor morluk
    sır verdim dağlara ben
    sır verdiklerim içinde
    takındığım gülüşüm de var.
    Nedir bu beni saran sonsuz kıyılar
    uğuldayan ormanlar denizin durmadan yükseldiği kumsal
    dalgaların bölündüğü kıyı
    arayışlarla başlayan gece küskün biten sabah
    nedir nedir beni saran hüzün
    gökyüzünden topraktan ve sudan
    hiç durmadan fışkıran akşam
    bense
    uzatmıştım saçlarımı
    koyu bir ırmak için
    bense
    önümdeki yeşil başlı ağaçların eğildiği
    yüzümü yıkadığım o eski sunak
    önümden akıp geçen bir kara yelkenli
    saçlarım ise günışığından arta kalan
    bir yele gibi önüne katmış da ışığı
    güpegündüz bir gülün boyatışını
    bekleyebilirim sonsuza dek
    bekleyebilirim yeni doğan bir sabah sevisini
    kollarımdan geçen ırmak
    başımı yasladığım yeşil ay
    kurallarım var hiç bir doğaya uymayan
    şaşırmalarımda hiç durmadan gökyüzüne bir gül boyatar.









  2. #2
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    78
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: Gülseli İnal Şiirleri

    Güz Söylenceleri

    Nedir bu yüzyıldır karanlık bakışlarını görürüm ayın
    başımı çevirip duyarım kokusunu bir güz günü korkulu
    sabahın
    serinliğini taşır derin duyguların
    pınar tadında duru çimen kokan
    yaşlı ağaçlarda salınır gizemli ışınları
    Omega'nın

    nedir bu onulmaz bir yara gibi yüzün
    bırakırım artık ne olursa olsun
    köprülerin orada
    çökmüş toprak mı
    yoksa yiten deniz mi içimizde uğuldayan

    ağzın mayıs ağzı
    kuşkundur gövden, ama
    bir zamanlar gülde gözükmüştü tanrı
    nice güller böyle gövdenden yaprak dökerken

    nedir bu kuşkun kısır toprak
    üstünde binbir dansı onaylamayan rüzgar
    uçup giden yaz içindir
    dokunmayın ayın tenine
    yanar parmak uçlarınız, teniniz sonra
    nedir bu yüzün uzak yaşam taraçalarında




    Ekin Acısı

    Akşamüstü ekin acısı mı bu
    yoksa sarışın buğdayın iç çekişi mi
    suların artık unutması mı toprağı

    Nedir bu ağaç yalnız ürperen öyle
    ayışığına hazırlanırken dallarını

    Nedir bu acı sinen bu kalabalık otlara
    sari yüreğe
    ki ateş ülkesidir orası
    kızıl tandan daha da aşk küskünü

    Nedir bu köklerde sızlanmalar
    acıyı yağdıran
    durgun sümbül yüzler
    kimdi ay bahçesinde tek başına dans eden
    kim kırıyor dalları

    Biliyorum dağılıp gidecek her şey
    polenler gibi uçuşacak ruhlar
    Antares'in ruhu uçacak
    nergis parçalanacak ay gölünde











    Çıplak Tenime Birgün Işığı

    Artık yok bana izin bu sabah
    göremiyorum ışıklar nerede ben nasıl kayıp bir denizde
    titrek yıldızların ölü çekiminde
    toz atmosferinin yeşil akışında
    yıkımın sırsız bir aynadaki duruşuna
    gövdemin hiçe sayılmasına
    ki ürpererek görüyorum bir ırmak dinleniyor artık
    gövdemde

    ve et kan can olarak anlaşılmanın acısına
    yok bana dirilip yerden kalkmak
    ellerimi sizin bakırçalması yüzünüze uzatıp kirletip
    o bile yok tarih bile yok yaşam defterlerimde
    yok diyorum size

    yağmurun bırakıp gittiği gölcüklerde var yaşamımda
    görülmemiş fırtınaların açtığı o büyük boşluklar var ki
    duruyorum
    ellerimden kurumuş nergisler düşerken toprağa

    duruyorum o benim tarihimi yapan büyük derin boşluğun önünde

    yakutumsu kurtlar ki oynaşıyorlar dibinde
    melekler kızlarına ninniler söylüyor
    o sedef o çiğden o ince kızlarına

    göklerden serinliği
    otlardan çiğleri

    yeşil dereden alıyorum gizi
    o büyük boşluğun beni sürükleyen gövdemi parçalayan boşluğun
    önünde
    duruyorum şimdi

    mercanlı karanlık durmadan çekiyor beni
    dilim tutuk bir ayağım aksak söz çıkmıyor ağzımdan
    yağmurun insanı arkadan vurmasına

    su hancerine
    alev yarasına
    boğuntunun izine
    yanığın akan gülüne
    çıplak gövdeme tenime bir gün ışığı
    ve çarpıp geri dönüyor ışık tenimden çıplak gövdemden
    siz
    görmüştünüz hani

    ki tutsaklık bitmeli artık
    ve kendini kemiren yürek ve tüm isteği gömen
    kendimi yok eden o büyük boşluğun önünde
    ah neler görüyorum titrerdi yüreğiniz
    yok artık ruhumun kırgın olduğu yerlerde dolaşmak
    yok diyorum şurada bir defalık
    hırpalayan rüzgarların estiği karakayalığın alnında parlayan maden
    kabuksu maden
    yoksa benim size vermeye göğsünüze takmaya çalıştığım şey mi

    sıvı istekler
    su cinlerinin iniltisi
    işte hepsi birden sarıyor beni
    neden sıvı kayalık durup duruken eriyor ve
    parıltısını saçan o maden
    bitkimsi öz

    dayanıp duruyor yaşama suya toprağa rüzgara ve bana
    ve savaşıyor amansızca ve su cinlerinin ölüm dansı başlıyor
    bende oluşmuş tohumları siz toplamadan
    bozmadan derimin gerginliğini
    toprağın elmas parıltısını

    ey siz dediğim sizler
    istemiyorum
    artık isteğin de en son sınırını



  3. #3
    Onursal Üye Azecan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2009
    Yaş
    78
    Mesajlar
    336

    Standart Ynt: Gülseli İnal Şiirleri

    Dalgalar


    Bu sabah salkım söğütler sallanacak yine ölüler üstünde
    çırpınacak öylece uzak kıyılarda
    esecek ses veren yüreğinin üstünden doğru rüzgârı
    geçenlerde anlatmıştır bozkırın acımasızlığı
    insanoğlunun suçlu yürüyüşünü kutsal dağa

    hani canım hatırlasana, şimdi oturduğun yerde eskiden
    bir tahtın bulunduğunu
    ışıklı bir kapıdan
    kanatlanmış ayaklarınla
    geçmiştik birlikte
    gelirler
    öperler seni, yağmur saçlı sicim saçlı ruhlar
    tanıdık onlar, geçen gün aynı ağaçların arasından

    geçmiştiniz
    yollarınız ayrıydı ama herşey kızılrengi, duman, yeşil

    kırık bir horoskop'tan

    yitirilmiş denizler aşkına
    böyle olabilirdi ancak
    iniltiler hummalar yağmurlar
    besleyici asitler
    kedi gözleri aydan düşen ay parçaları
    suskunluklar dağı ovanın kitapsı yıldızları
    hepsi teninde tutuştu, gövdeni sakladığın yerde tutuştu.




  4. #4
    Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Aralık.2010
    Mesajlar
    410

    Standart Cevap: Gülseli İnal Şiirleri

    Büyüleyici I
    Yüz değişiyordu güneş büyüyordu
    asmalar gökyüzüne çekilip
    ..........
    ..........

    Gülseli İnal

  5. #5
    Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Aralık.2010
    Mesajlar
    410

    Standart Cevap: Gülseli İnal Şiirleri

    Büyüleyici II
    Senin tüy gövden kar beyaz göğsümde
    ..........
    ..........

    Gülseli İnal

  6. #6
    Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Aralık.2010
    Mesajlar
    410

    Standart Cevap: Gülseli İnal Şiirleri

    Ey,Gözleri Düşrengi
    Ne söylersen onu yapıyorum elimde değil verdiğin güle dokunmamak
    gözlerin neredeyse bedenim orada oluşuyor yeniden
    rüzgarların eğilip kulağıma fısıldadıkları oluyor söylediklerin
    ..........
    ..........

    Gülseli İnal

  7. #7
    Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Aralık.2010
    Mesajlar
    410

    Standart Cevap: Gülseli İnal Şiirleri

    Hayvan Çiçek
    Kış geçti eski zamandan kalan duyu belirdi sınırsızca
    köklerini araladı bereket adına
    köklerde zayıf hayvan çiçek yaseminle birleşti
    yıldız onlarca kez indi bu gömüt çekiciliğine
    ..........
    ..........

    Gülseli İnal

  8. #8
    Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Aralık.2010
    Mesajlar
    410

    Standart Cevap: Gülseli İnal Şiirleri

    Sevgili
    Belirsiz bir soluk alıp verişin var
    duyuyorum uzaklardan
    ..........
    ..........

    Gülseli İnal

  9. #9
    Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Aralık.2010
    Mesajlar
    410

    Standart Cevap: Gülseli İnal Şiirleri

    Şimşek Pandandifi
    O kadar sıcaktı ki bahçe
    Yosunlar sararmıştı yıldızlara denk
    ..........
    ..........

    Gülseli İnal

Benzer Konular

  1. Karacaoğlan şiirleri
    Konu Sahibi Farazi Forum Karacaoglan
    Cevap: 19
    Son Mesaj : 18.Eylül.2012, 20:44
  2. İstanbul şiirleri
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum I
    Cevap: 115
    Son Mesaj : 08.Nisan.2009, 11:34
  3. Selâhattin İnal
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum R-S-T-U
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 15.Ocak.2009, 00:38
  4. BurSa ŞiirLeRi..
    Konu Sahibi yaSmin Forum Şiir Köşesi
    Cevap: 7
    Son Mesaj : 18.Aralık.2008, 14:21
  5. Alİ Yüce şiirleri
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum A
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 21.Kasım.2008, 11:36

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, kapadokya balayı sesli chat, yakın tatil yerleri, egepenyildiz.com