PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 2009 Yurt içi Haberler



SiNaN32
21-01-2009, 17:54
2009 Yılına ait forumumuzda paylaşılan haberlerin tümü bu başlık altındadır.
Arşiv taraması yapmak isteyen kullanıcılarımız, arama modülünü kullanarak haberlere ulaşabilirler.

______________________________


SUBAYLAR TUTUKLU KALACAK
http://www.turkolmak.org/images/stories/gozalti1.jpg

http://www.yuksekovaguncel.com/images/news/3349.jpg


Ergenekon Terör Örgütü Soruşturması Kapsamında Tutuklanan Muvazzaf Subayların Serbest Bırakılması Talebi Reddedildi.


Ergenekon terör örgütü soruşturması kapsamında tutuklanan muvazzaf subayların serbest bırakılması talebi reddedildi.
Ergenekon soruşturmasının son operasyonunda yakalandıktan sonra çıkarıldıkları mahkemece tutuklanmalarına karar verilen Albay Cengiz Köylü, Albay Mustafa Koç, Üsteğmen Taylan Özgür Kırmızı ve Üsteğmen Muhammet Sonkaya isimli muvazzaf askerlerin avukatları Beşiktaş'ta bulunan İstanbul Adliyesi'ne gelerek başvuru dilekçesini iletti. Başvuruyu değerlendiren mahkeme serbest bırakma taleplerini reddederek askerlerin tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.

flu
25-01-2009, 13:06
http://arsiv.sabah.com.tr/2005/07/25/im//8B5606742D7EC449A6B704ADb.jpg
25 Ocak 2009 Pazar 13:43
Önceki gün sürpriz bir şekilde tahliye olan Vedat Yenerer içeride yaşadıklarını anlattı. Yenerer Tolon Paşa'dan da mesaj getirdi.

Ergenekon soruşturması kapsamından gözaltına alınan ve 11 ay tutuklu kaldıktan sonra önceki gün serbest bırakılan gazeteci-yazar Vedat Yenerer, içeride kaldığı süre boyunca yaşadıklarını anlattı. "İçeride bir tas çorba için yalvarttılar" diyen Yenerer Tolon Paşa'nın zamanını beklediğini söyledi.

“Ben neden tutuklandığımı bilmiyorum” diyen Yenerer, “Benim gibi neden
tutuklandığını bilmeyen çok sayıda insan var. Ama bildiğimiz şey, gecikse de adalet yerini buldu. Hayatımızdan 11 ay aldılar. Kolay değil, kabus gibi. Bu öyle bir oyun ki, herkesin başına gelebilir” dedi.

BİR TAS ÇORBA İÇİN YALVARTTILAR

Özelikle Kandıra F Tipi Cezaevi’nde kaldığı dönemde büyük sıkıntılar çektiğini anlatan Yenerer, “Kandıra’da bir tas çorba için insanları yalvarttılar. Sadece bir battaniye veriyorlardı. Üşüdüğüm için ikinci bir battaniye istedim, vermediler. ‘Kantinden alalım’ dedim. ‘Kantinde yok’ dediler” diye konuştu.

TOLON PAŞA ZAMANINI BEKLİYOR

Emekli Orgeneral Hurşit Tolon’la ilgili yaşadığı bir anıyı da anlatan Yenerer, şunları söyledi: “Kendisinin 25 kilo vermesine rağmen, hiçbir şeyinin olmadığını söyleyen doktor, bu medyada yer alınca haber yollamış. ‘Paşam bir gün gel de dalağınızı kontrol edelim’ demiş. Koridorda Hurşit Tolon’la karşılaştım. Olayı duyduğumu anlatınca Tolon bana ‘Zamanı gelince ben onun dalağını kontrol edeceğim’ dedi.”

İÇERİDE ŞARAP YAPIYORLAR

Cezaevinde yaşadıklarını kitap olarak yazacağını dile getiren Yenerer, şahit olduğu bazı olayları ise şöyle anlattı:
“Kandıra F Tipi, yüksek güvenlikli bir cezaevi. Ama insanlar 10 kilo, 20 kilo üzüm alıyor, içeride şarap yapıyorlar. Silivri’de de çim saha var. Ama kimseyi oynatmıyorlar. Nedenini sorduk. ‘Olmaz hasta olurlar. Bu sefer de sürekli doktora çıkarlar’ dediler.”

Araf
07-03-2009, 01:45
07 Mart 2009 Cumartesi 01:09

Albay Doğan yoğun bakımda
http://www.internethaber.com/images/news/69225.jpg
Ergenekon zanlıları birer birer hastanelik oluyor. Dün taburcu edilen Emekli Albay Arif Doğan tekrar hastanede.

'Ergenekon'' soruşturması kapsamında tutuklu bulunan emekli Albay Arif Doğan, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. (internethaber]
Devamını oku (http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=182549)

Heyhat
09-03-2009, 23:17
Bir süredir gündemde olan botaş kuyuları faili meçhul cinayetlerin aydınlanması yolunda şırnak valiliğinden verilen bilgilere göre 2 adet kemik parçası bulunmuş ve aramalar devam ediyor..

tutankhamun
09-03-2009, 23:59
Zaten onca faili mechul(bence mechul falan değil) cinayeti saklayamazlardı ne toprakta ne de vicdanlarında.kendince mahkemeler kurup yargılayan hüküm veren ve infaz edenler bunun hesabını vermeli uçu kime giderse gitsin..şimdi ergenekondan içeri tıkılmış zamanında doğu ve güneydoğuda ust makamlarda askerlik yapmış olan katilleri cumhuriyetin ve atatürkün savunucusu olarak görmek hatta bunlara övünç madalyası takmak da en az onların işlediği kadar büyük bir insanlık sucudur..dilerim ki bunun hesabı burda görülsün lakin bu dava DİVANA kalırsa yargısız infaz yapana Yaradanın da yargısız infaz yapması bu dünyanın adaletiile çelişmiyor...

Heyhat
13-03-2009, 16:04
Ersöz'ün GATAkullesine soruşturma


Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu, ''Ergenekon'dan tutuklanan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ü, GATA'ya sevk eden hekimlerin ''usule aykırı'' olarak sevk işlemi gerçekleştirdikleri belirlendi.


Sağlık Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğinden yapılan yazılı açıklamada, Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının yürüttüğü 3 soruşturmayı tamamladığı bildirildi.

Açıklamada, Teftiş Kurulunun, ''Ambulansta 6 Saat'' ve ''Genel Komutanın Emirlerini Yerine Getirdi'' başlıklı haberlerde yer alan iddialar üzerine Prof. Dr. Necmi Ayanoğlu Silivri Devlet Hastanesi ve Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde soruşturma başlattığı anımsatıldı.

Soruşturmanın tamamlandığı ifade edilen açıklamada, ''Prof. Dr. Necmi Ayanoğlu Silivri Devlet Hastanesi ve Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan bazı hekimlerin, tutuklu hasta Levent Ersöz'ü usule aykırı olarak GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi'ne sevk ettikleri belirlenerek haklarında yasal işlem tesis edilmiştir'' denildi.

-LÜTFİ KIRDAR'DAKİ OLAY-

Teftiş Kurulu, İstanbul Lütfü Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi başhekiminin, hematoloji uzmanını darp ettiği iddiaları üzerine başlattığı soruşturma sonunda da her iki hekimi kusurlu buldu. Hekimler hakkında yasal işlem tesis edildiği belirtilen kararda, başhekimin görevinden alınarak görev yerinin değiştirilmesine karar verildiği, hematoloji uzmanının emekli olması nedeniyle hakkında idari öneri getirilemediği kaydedildi.

''Şişli Etfal'de Tuhaf Bir Dayak'' ve ''Doktora Hastanede Dayak'' başlıklı haberler üzerine Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde başlatılan idari soruşturma sonunda ise darp eden veya azmettiren herhangi bir personel veya vatandaş tespit edilemediği bildirildi.


Bu işlerde bir Gata kulli oldugu belliydi zaten inşallah adalet önünde hepsi ama hepsi cezasını çeker..

Araf
24-03-2009, 17:45
Ergenekon'da Hilmi Özkök bombası


Ankara'yı heyecanlandıran sıcak gelişme..
24.03.2009 Salı 12:50

http://www.yazete.com/pics/news/240320091242491381372.jpg
Ergenekon davasının savcısı Zekeriya Öz, gerekirse Ergenekon davasıyla ilgili eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün ifadesinin alınabileceğini söyledi.

Ergenekon soruşturması kapsamında eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök'ün savcılık tarafından ifadesinin alınacağı iddia edildi.

Soruşturmayı yürüten savcılık Hilmi Özkök’e 2. iddianamede yer alan iddiaları soracak.
Hilmi Özkök, “ Darbe ile ilgili o süreç yaşandı mı?, yaşandı ise kendisi bu süreçte neler yaptı?” sorularına yanıt verecek.

CNN Türk’e konuşan emekli hakim albay Ümit Kardaş da “Ben bunu olumlu değerlendiriyirom, çünkü darbe günlüklerine ilişkin davada da Özkök’ün dinlenilmesi istenmişti. Ergenekon kapsamında da dinlenmesi çok önemli. Hilmi Özkök, gerçekten o döneme ait tarihi bir tanıklık yapacak. Biz tabii Özkök’ün hangi sıfatla ifade vereceğni bilmiyoruz dedi.

Emekli Orgeneral Hilmi Özkök, Ergenekon'un ikinci iddianamesinin ana dayanaklarından biri olan "Darbe Günlükleri"nin yazıldığı iddia edilen dönemde Genelkurmay başkanıydı.
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek tarafından yazıldığı iddia edilen günlüklerde Özkök haricindeki diğer tüm kuvvet komutanlarının AKP hükümetini iktidardan indirmek için çalışmalar yaptığı öne sürülüyordu.

Araf
24-03-2009, 17:59
İşin Belli Bir dur noktası var diye düşünüyordum 6 aydır. ancak Milli Politikalarıyla, planlanan iki darbeyi engelleyen bir paşanın ifadesinin alınması mektubun damgalı mühürlü adrese postalanması demektir. Biz sizi biliyoruz, rahat olun diye.. Peki bu noktadan sonra bir dur noktası olurmu? Geriye dönüş gerçekleşirmi? Bunu gelecek günler gösterecektir ancak bu nokta Ergenekon davasının 2. dalgasındaki gibi bir ikinci kırılma noktasıdır. Cambaza bak oyununda artık roller değişmiştir. onlar cambaz savcı.....

Araf
25-03-2009, 15:51
Ergenekon ikinci iddianamesi Mahkeme tarafından kabul edildi. iddianamenin tam metni için Tıklayınız (http://rapidshare.com/files/213370875/Ergenekon_ikinci_iddianame.rar.html)

[color=brown]Ergenekon davasının ikinci iddianamesinin açıklanmasına saatler kala bazı bilgiler kamuoyuna sızmaya başladı. Eğer mahkeme öğleden sonra iddianameyi kabul ederse aşağıdaki iddialar da mahkemede gündeme gelecek ve sorumluları yargılanacak. Hürriyet'in haberine göre işte savcının iddiaları:
http://www.yazete.com/pics/news/250320091313234422068.jpg
* AKP’yi ve MHP’yi bölme planları yapıldı, çeşitli takip notlarıyla bunlar net şekilde anlaşıldı.

* MHP’nin de yönetim kadrosunda değişiklik yapma çalışmaları yapıldı.

* Ergenekon, CHP içinde çeşitli operasyonlar yürüttü ve operasyonların da tek amacı CHP lideri Deniz Baykal’ı devirmekti.

* CHP’nin üst yönetimi de değiştirilmeye çalışıldı.

* Baykal’a yönelik, yoğun bir şekilde devirme çalışmaları olduğu saptandı.

* Cumhuriyet Mitinglerinin organizasyonlarının Ergenekon ile bağlantıları var.


İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon Soruşturması için hazırlanan 2. iddianame için kararını verdi. İlk duruşma 20 Temmuz'da...
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, her iki davanın birleştirilmesi yönünde karar vermezken, ikinci iddianameye ilişkin duruşma tarihini 20 Temmuz 2009 olarak belirledi



Ekleme yapılmıştır.

Araf
25-03-2009, 15:54
Ergenekon'da Osman Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt sanıklar arasında
http://www.yazete.com/pics/news/250320091541483838361.jpg
Kabul edilen 2. iddianamede kim neyle suçlanıyor? İşte detaylar...

Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Sulhi Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt, hakkındaki suçlamalarla ilgili açıklamalarda bulundu.
Ferda Paksüt CNN TÜRK'e yaptığı açıklamada "İddiaların doğru olup olmadığına mahkemeler karar verir. Ben hakkımı savunacağım Böyle bir suçlamayı beklemiyordum." dedi


Ergenekon davasında 21'i tutuklu 56 sanık hakkında hazırlanan 1909 sayfalık ikinci iddianame, davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Davanın ilk duruşması 20 Temmuz 2009 tarihinde yapılacak.

Açılan ikinci dava ile halen görülmekte olan davanın birleştirilmesi yönündeki savcılığın talebi, daha sonra değerlendirilecek. Mahkeme heyeti, tutuklu 19 sanığın bu hallerinin devamına karar verdi.

ERUYGUR, 1 NUMARALI SANIK
Şener Eruygur, 1 numaralı sanık olarak iddianamede yer alıyor.

Emekli Orgeneral Şener Eruygur, Ergenekon örgütünün üst düzey yöneticisi olmakla suçlanıyor.
Eruygur, darbe girişiminde bulunmakla suçlanıyor.

Hurşit Tolon, iddianamede 2 numaralı sanık.

DARBE PLANLARI İDDİANEMEYE GİRDİ
'Yakamoz' adlı darbe planı ikinci iddianamede yer alıyor. Darbe girişimiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yeniden düzenlenmesi planlanıyor.

'Eldiven' kod adlı darbe planına da iddianemede yer verildi.

İDDİANAME 5 BÖLÜMDEN OLUŞUYOR
2. İddianamenin ilk bölümünde, Ümraniye'de bir gecekondunun çatı katında bulunan patlayıcılar ile başlayan soruşturma ve ilk iddianame anlatılıyor.

56 sanığın ismi ve sevk maddelerinin yazıldığı giriş bölümünde, Emekli Orgeneraller Mehmet Şener Eruygur ve Ahmet Hurşit Tolon, silahlı örgütün üst düzey yöneticileri olmakla suçlanıyor.

Bu nedenle Eruygur ve Tolon, Danıştay baskını başta olmak üzere örgütün işlediğinin idda edilidiği bütün suçlardan sorumlu tutuluyorlar.

Ergenekon sürecinin anlatıldığı bölümde, Ümraniye'de bir gecekonduda bulunun el bombalarıyla başlatılan soruşturma çerçevesinde, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine el bombası atılması ile irtibat kurularak soruşturmanın genişletildiği belirtiliyor.

Ardından ilk iddianamenin özeti yapılıyor ve "Yapılan çalışmalar ile 'Ergenekon' isimli terör örgütüne ulaşılmıştır" deniliyor.

1999'DAN ÖNCE GİZLİ FAALİYET
Ele geçirilen dokümanlardan Ergenekon terör örgütünün 1999'dan öncesine dayanan gizli örgütlü faaliyet içerisinde bulunduğu belirtiliyor. Yönetici ve üyelerinin örgütü 'derin devlet' kabul edip, dışa karşı da bu şekilde gösterdikleri belirtiliyor.

Örgütün yakın amacının, ülkede yönetim zaafiyeti oluşturacak eylemler yaparak kargaşa yaratmak, nihai amacının da oluşacak kargaşa ortamında hukuk dışı bir müdahale ile yönetimi ele geçirmek olduğu idida ediliyor.

Bu bölümde devlete ait çok gizli belgelerin ele geçirildiği, kamuoyunun yakından tanıdığı kişilere suikast planlarının yapıldığı da yer alıyor.

Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Emekli Albay Fikri Karadağ, eski Yüzbaşı Muzaffer Tekin, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhuriyet gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk, eski rektör Kemal Alemdaroğlu örgüt yöneticisi olmakla suçlanıyor.

CAN ALICI BÖLÜM
İddianamenin ikinci bölümünde soruşturmanın sonraki aşamaları, üçüncü bölümünde ise örgütün işlediği suçlar topluca ve genel olarak anlatılıyor.

Asıl can alıcı kısım ise 4. bölümde yer alıyor. Bu bölümde Ergenekon örgütünün başka örgütler, sivil toplum kuruluşları ve medya kuruluşları ile ilişkileri anlatılıyor. Örgütün özellikle CHP'nin mevcut yapısının değiştirilmesi yönünde çalışmalar yaptığı öne sürülüyor.

Birinci iddianamenin özetinin ardından ikinci iddianame 6 dalga operasyon ile devam ediyor.

Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek ve Özel Harekat Dairesi eski Başkanvekili İbrahim Şahin'in de aralarında bulunduğu 48'i tutuklu 29'u tutuksuz 77 kişi hakkında soruşturmanın devam ettiği belirtiliyor.

GAZİ MAHALLESİ OLAYLARI
Üçüncü bölümde örgütün işlediği suçlar topluca ve genel olarak anlatılıyor.

Gazi Mahallesi olayları ile ilgili "tanık 9" olarak gösterilen Danıştay davası sanığı Osman Yıldırım'ın anlatımıyla, Gazi Mahallesi olaylarının Osman Gürbüz tarafından gerçekleştirildiği öne sürülüyor.

PKK VE HİZBULLAH İLE İLİŞKİLER
İddianamenin 4. bölümünde ise Ergenekon Terör Örgütü'nün PKK, Hizbullah, DHKP-C ve Hizbu't Tahrir örgütü ile ilişkileri anlatılıyor.

Bu bölümde, çoğunluğu cezaevinde bulunan terör örgütü üyesi gizli tanıkların ifadelerine yer veriliyor.

İlk iddianamede numaralandırılan gizli tanıklara bu kez "imdat" ve "kıskanç" gibi kod adlarının verildiği görülüyor.

Bu bölümde örgütün siyaset dünyasına yön verilmesi faaliyetleri başlığı altında yürütülen çalışmalara değiniliyor.

Örgütün bazı parti ve parti mensuplarına karşı dez-enfermasyon çalışması yaptığı, hatta bazı siyasi parti kurullarında kargaşa yaratmayı amaçladığı öne sürülüyor.

Örgütün, kendileri gibi düşünmeyen siyasiler gerekirse suikast düzenlenlemeyi, CHP'nin mevcut yapısının mutlaka değiştirmeyi planladığından söz ediliyor.

MEDYA AYAĞI
Medya yapılanması başlığı altında ise medya kuruluşlarının kontrol altına alınması ve kendi medya kuruluşları oluşturulması anlatılıyor.

Ulusal medya grubu kurulması amaçlandığı belirtilen bu bölümde Türk Metal-İş Sendikası'nın Doğu Perinçek'in ve Tuncay Özkan'ın televizyonlarının da aralarında bulunduğu 4 kanalda ortak bildiriler yayılarak ortak hareket edilmesenin planlandığı belirtiliyor.

"ÖRGÜTÜN ADD İLE İLİŞKİSİ VAR"
Mevcut demokratik yönetimin değiştirilmesi başlığı altında ise örgütün amaçlarından birisinin darbe yaparak yönetime el koymak olduğu öne sürülüyor.

İddianamede "Örgütün ülkede darbe zemini oluşturmak için ciddi faaliyetlerde bulunduğu, birçok silahlı ve bombalı eylem gerçekleştirdiği, ülkede kaos ve anarşi ortamı oluşturmaya çalışarak ordunun darbe yapması için telkin, tavsiye ve teşviklerde bulunduğu anlaşılmıştır" deniliyor.

Örgütün Atatürkçü Düşünce Derneği başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu ile ilişki içinde olduğu, bu kuruluşların hükümete karşı Cumhuriyet Mitingleri'ni organize ettiği de iddianamede yer alıyor.

KİM NEYLE SUÇLANIYOR?

Emekli Orgeneral Şener Eruygur
Eski Jandarma Genel Komutanı ve Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı emekli Orgeneral Mehmet Şener Eruygur, Ergenekon örgütünün üst düzey yöneticisi olmakla suçlanıyor. Eruygur bu nedenle örgütün gerçekleştirdiği öne sürülen Danıştay baskınını azmettirmekle de suçlanıyor.

"Hükümete karşı isyana tahrik, zorla hükümeti devirmeye teşebbüs ve anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs" gibi suçlamalarla birkaç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması isteniyor.

Emekli Orgeneral Şener Eruygur, soruşturma kapsamında 1 Temmuz 2008'de tutuklandı. Cezaevinde merdivenlerden düşüp beyin kanaması geçirdiği için 3 ay sonra savcının talebiyle tahliye edildi. Halen GATA'da tedavisi sürüyor.

Emekli Orgeneral Hurşit Tolon
Eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon, örgütün üst düzey yönetcisi olduğu gerekçesiyle Danıştay baskınında "kasten öldürmeye azmettirmekle" suçlanıyor.

Eruygur gibi 1 Temmuz 2008'deki 6. dalga operasyonda tutuklandı. Hakkında, "hükümeti ıskata yani devirmeye teşebbüs, halkı isyana tahrik" gibi suçlamalar da var.

Tolon, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanacak.

Tutuklandıktan 7 ay sonra delil yetersizliğinden tahliye oldu. Savcının itirazı üzerine tahliye gerekçesi kaçma ve delilleri karartma şüphesi bulunmaması olarak değiştirildi. Tolon, kalp ve prostat rahatsızlıkları ile hızla kilo kaybı gerekçeleriyle GATA'da tedavi görüyor.

Sinan Aygün
Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, Ergenekon terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla 6. dalga operasyonda tutuklandı. 14 gün cezaevinde kaldıktan sonra Kandıra F Tipi Cezaevi'nde tahliye oldu. Aygün, tahliye kararını avukatından önce NTV'den öğrendiğini açıkladı.

Mustafa Balbay
Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Ergenekon operasyonun 6. dalgasında gözaltına alınıp serbest bırakıldı. İkinci iddianamenin hazırlanmasına günler kala 6 Mart 2009'da tutuklandı.

"Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs ve silahlı terör örgütü üyesi olmak"la suçlanan Balbay'ın ağırlaştırılmış müebbet hapsi isteniyor.

Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz
Ergenekon operasyonun 6. dalgası başlamadan yurtdışına çıkan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, 15 Ocak'ta prostat ameliyatı için Ankara'da hastaneye yatmak üzereyken yakalandı.

16 Ocak'ta da İstanbul'da tutuklandı. Ersöz, çok sayıda yasadışı dinleme yaptırmakla suçlanıyor. Savcılıktaki ifadesi sırasında fenalaştığından sorgusu tamamlanamadı. Halen GATA'da tedavisi sürüyor.

Emekli Albay Atilla Uğur
Emekli Albay Atilla Uğur, Ergenekon operasyonun 6. dalgasında tutuklandı. Varlığı sürekli tartışılan JİTEM'in kurucularından olmakla suçlanıyor.

Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Ahmet Cem Ersever ve Levent Ersöz ile birlikte pek çok faili meçhul cinayette adı anılıyor. Kalp rahatsızlığı bulunan Atilla Uğur, hastanede tedavi görüyor.

Tuncay Özkan
Gazeteci Tuncay Özkan, 23 Eylül 2008'de Ergenekon operasyonun 8. dalgasında gözaltına alındı, örgüt üyesi olduğu iddiasıyla tutuklandı. Özkan, Kanaltürk televizyonunun eski sahibi.

"Biz kaç kişiyiz" hareketiyle ön plana çıktı. Cumhuriyet mitinglerinin organizasyonunda yer alan Özkan, muhalif çıkışlarıyla dikkat çekti. Ergenekon soruşturmasının ilk aylarında sık sık gözaltına alınacağı söylentileri yayılmıştı.

Adil Serdar Saçan
Ergenekon 8. dalgasında tutuklananlardan biri de Adil Serdar Saçan'dı. 1998'de İstanbul Organize Suçlar Şubesi'ni kurdu. 2003 yılına kadar bu birimin müdürlüğünü yaptı.

Nesim Malki cinayeti, Albayraklar Holding, Belediye iktisadi teşekkülleri, Akbil, Adnan hoca, telekulak ve şike soruşturmalarını yürüttü.

Sedat Peker, Alaattin Çakıcı, Sedat Şahin, Ayvaz Korkmaz, Kürşat Yılmaz, Nuri ve Vedat Ergin kardeşlere yönelik operasyonlar yaptı.

Başbakan Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki ekibine yönelik olarak yaptığı bit operasyonu nedeniyle meslekten ihraç edildi.

Ferda Paksüt
Anayasa Mahkemesi başkanvekili Osman Sulhi Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt de Ergenekon davası sanıkları arasında yer alıyor.

Ergenekon operasyonu nedeniyle aranan eski AKP milletvekili Turhan Çömez ile yaptığı görüşmeler nedeniyle ifadesi alınan Ferda Paksüt, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ile suçlanıyor.

Turhan Çömez
Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesinde adı geçenlerden biri de eski AKP milletvekili Turhan Çömez. Halen İngiltere'de bulunan Çömez, iddianamede "yakalamalı şüpheli" olarak yer alıyor.


Ergenekon'un ikinci iddianamesinden ilk bilgiler gelmeye devam ediyor...


Ergenekon'un ikinci iddianamesinde 56 sanık bulunuyor. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt'ün de aralarında bulunduğu sürpriz sanıklar bulunuyor. İşte şu ana kadar öğrenilen sanıkların isimleri:

Levent Temiz
Hakan Şanlı
Adnan Türkan
Süleyman Solmaz
Hatice Bahtiyar
Emcet Olcaytu
Adil Serdar Saçan
Hamza Demir
Fatma Sibel Yüksek
Erol Mütercimler
Mahir Akar
Mesut Özcan
Sinan Aydın Aygün
Musfata Ali Balbay
Emin Şirin
Osman Gürbüz
Ufuk Mehmet Büyükçelebi
Ercüment Ovalı
Muhammed Avar
Tunç Akkoç
Arif Doğan
Gürbüz Çapan
Neriman Aydın
Hasan Atilla Uğur
Barbaros Hayrettin Altıntaş
Ahmet Hurşit Tolon
Mehmet Şener Eruygur
Durmuş Ali Özoğlu
İbrahim Özcan
Levent Ersöz
Turhan Çömez
Doğukan Yorulmaz
Muzaffer Öztürk
Tanju Güvendiren
Eren Mumcu
Hasan Hüseyin Uçar
Noyan Çalıkuşu
Yaşar Tozkoparan
Evrim Baykara
Önder Koç
Hüseyin Nazlıkul
Yüksel Dilsiz
Hüseyin Keskin
Ferda Paksüt

Araf
25-03-2009, 15:56
İkinci iddianamenin 1 numarası! 05 Mart 2009 Perşembe 10:17

http://www.internethaber.com/images/news/70567.jpg
Ergenekon'un 2. iddianamesi hazır. İddianamede "darbe planı" yer alıyor. Ama bunla bitmiyor. Üçüncü iddianame de hazırlanacak.
Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesi 10 gün sonra Başsavcılığa gönderilecek. Başsavcılığın onaylamasının ardından iddianame 13. Ağır Ceza Mahkemesine verilecek.

Bin beş yüz sayfadan oluşacağı beklenen 2.Ergenekon iddianamesinde, "Bir numara" olarak nitelendirilen eski jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur ile Hurşit Tolon'un Ergenekon Terör Örgütüyle fiili bağlantılarına dikkat çekiliyor. "Beyin takımı" olarak nitelendirilen ve müebbet hapis cezası istenilebilecek olan iki paşanında katıldığı öne sürülen Encümen-i Daniş toplantısı ile Ankara Kent otelde yapılan gizli toplantılara yer verildiği öne sürülüyor.

DARBE EYLEM PLANI DA İDDİANAMEDE

Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'un, İstanbul'da Fenerbahçe Orduevi'ndeki ofisinde yapılan aramalarda ele geçen şok belgelere de 2. iddianamede yer verildi. 2. iddianamede, Eruygur'dan ele geçirilen bilgi ve belgelerin, Ergenekon soruşturması kapsamında bugüne kadar toplanan bütün dökümanlardan daha önemli olduğu ileri sürülüyor. En kritik belgeler arasında "Darbe eylem planı" da en ince noktasına kadar iddianame de yer veriliyor.

DARBE EYLEM PLANI NEDİR?

Bu plana göre, Temmuz 2008'in başında siyasi cinayetler işleneceği, bu cinayetler için aralarında JİTEM'den ayrılan kişilerin de bulunduğu tim kurululacağı iddia ediliyor. Ülkede bir iç çatışma ortamı oluşturup darbeye davetiye çıkartılacağı ifade ediliyor. İkinci iddianamede emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'un örgüt yapılanması içindeki yerlerinde detaylı olarak anlatıldığı yer alıyor. İddianamenin temel konularında ilk iddianamedeki gibi Danıştay Saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesi'nin bombalanması olayları da irdelendiği ileri sürülüyor.

AYRI AYRI İDDİA EDİLEN SUÇLAR

İddianamede her şüpheliye ayrı ayrı yer verilerek, örgüt içindeki faaliyetleri ve bağlantılar ile kod adları verilen gizli tanık ifadeleri ile de detaylı olarak anlatılıyor. İkinci iddianamede şüpheli sıralaması gözaltına alınma sırasına göre belirlendi. Eruygur ve Tolon'un da aralarında bulunduğu şüphelilerin suç teşkil edecek ve ilk iddianamede yer alan sanık olarak yargılanan kişilerle yaptıkları telefon dinlemeleri de iddianamede detaylı olarak yer veriliyor.

İDDİANAMEDEKİ DİKKAT ÇEKEN İSİMLER

İddianamede, dikkat çeken isimler arasındaki şüpheliler, emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, emekli Albay Atilla Uğur, t Osman Gürbüz, ATO Başkanı Sinan Aygün, Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay , muvazzaf teğmenler ile gazeteci Tuncay Özkan, Gürbüz Çapan, Adil Serdar Saçan, ve JİTEM'ci emekli Albay Arif Doğan olarak yer alıyor.

İDDİANAMA 6. DALGA OPERASYONUNDAN BAŞLIYOR

İkinci iddianame Ergenekon Opreasyonunun 6. dalgasından başlıyor.

6.DALGA: Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı ve emekli Orgeneral Şener Eruygur ve emekli Orgeneral Hurşit Tolon, ATO Başkanı Sinan Aygün, emekli Albay Atilla Uğur, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay

7. DALGA: Ergeneokon'un 7. Dalgası tüm Türkiye'ye yayıldı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın talebi üzerine Adana'da bulunan Özel Yetkili 8. Ağır Ceza Mahkamesi 26 kişi hakkında yakalama talebi çıkarttı. Kararın ardından Konya'da 13, İstanbul'da 5 , Kocaeli'nde 6, Elazığı ve Mersin'de birer kişi gözaltına alındı. İstanbul'da , İstanbul Üniversitesi Orman fakültesi emekli öğretim üyesi eski Orman Mühendisleri Odası Başkanı ve İşci Partisi milletvekili adayı Prof. Dr. Uçkun Geray ile İşci Partisi yöneticilerinden Nurhan Gökdemir'i gözaltına alınmıştı. Eski Ülkü Ocakları İstanbul BaşkanıLevent Temiz , 28 Şubat'ın aktörlerinden `Sisi` lakaplı Seyhan Soylu, sanatçı Nurseli İdiz

8.DALGA: Bu dalgada tamamen askerlerden oluştu. 5 ilde eşzamanlı gerçekleşen operasyonlarda orduda görevli 15 subay

9 DALGA: Gazeteci Tuncay Özkan, eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan ve eski Organize suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan

CİNAYETLER DE ÜÇÜNCÜ İDDİANAMEDE

3. iddianamenin de hazırlıklarına başlayan İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, soruşturma kapsamında gündeme gelen İşadamı Üzeyir Garih ve Güneydoğu'da işlenen faili meçhul cinayetler, öldürülen Mardin İl Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden cinayetlerinin ise hazırlanacak olan üçüncü iddianamede yer verileceği kaydedildi.

3. iddianame ise 10 dalgada gözaltına alınanlar arasında eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, eski Harp Akademileri Komutanı emekli Orgeneral Kemal Yavuz, eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz, eski Genelkurmay Adli Müşaviri emekli Tümgeneral Erdal Şenel ve Prof. Yalçın Küçük'ün da aralarında bulunduğu 40'a yakın kişi yer alması bekleniyor.

Araf
25-03-2009, 17:21
İşte savcının iddiaları:

- AKP’yi ve MHP’yi bölme planları yapıldı, çeşitli takip notlarıyla bunlar net şekilde anlaşıldı.

- MHP’nin de yönetim kadrosunda değişiklik yapma çalışmaları yapıldı.

- Ergenekon, CHP içinde çeşitli operasyonlar yürüttü ve operasyonların da tek amacı CHP lideri Deniz Baykal’ı devirmekti.

- CHP’nin üst yönetimi de değiştirilmeye çalışıldı.

- Zanlıların ve sanıkların telefon dinlemelerinde Deniz Baykal’a yönelik, yoğun bir şekilde devirme çalışmaları olduğu saptandı. Bu çalışmalar Tuncay Özkan'ın da katıldığı öne sürüldü.

- Cumhuriyet Mitinglerinin organizasyonlarının Ergenekon ile bağlantıları var.

- MHP’nin 8. Kongresi Ergenekon tarafından manipüle edildi.

- Ergenekon örgütü kamu görevlilerini fişliyor.

HURŞİT TOLON VE ŞENER ERUYGUR HAKKINDAKİ SUÇLAMALAR

- 2863 Sayılı Kanuna Aykırılık


- Askerleri İtaatsizliğe Teşvik Etme


- Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Açıklama


- Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme


- Bir adet Ateşli Silah ve Mutat Sayıdaki Mermileri Bulundurma


- Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Tahrip Etme Amacı Dışında Kıllanma Hile ile Alma Çalma


- Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Belgeleri Temin Etme


- Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek


- Pek Az Sayıda Mermi Bulundurma veya Taşıma


- Resmi Belgede Sahtecilik


- Ruhsatsız Ateşli Silahlarla Mermileri Satın Alma veya Taşıma veya Bulundurma


- Sayı ve Nitelik Bakımından Vahim Olan Silah veya Mermileri Sayın Alınması Taşınması Bulundurulması



- Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme


- Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma


- Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Olarak Bulundurma veya El Değiştirme


- Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye
Teşebbüs Etme

- Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme


- Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme


- Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapma veya Sağlama


- Yargıç üzerinde nüfuz kullanmak


Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme


-Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek



İDDİANAME 56 SANIĞI KAPSIYOR

Ümraniye ilçesinde bir evde ele geçirilen patlayıcı maddeler nedeniyle başlatılan ve “Ergenekon” adı verilerek genişletilen soruşturma kapsamında hazırlanan ikinci iddianame İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

“Ergenekon” davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, soruşturma kapsamında hazırlanan 19'u tutuklu, 37'si tutuksuz 56 sanık hakkında hazırlanan ve 15 gün önce UYAP sisteminden mahkemeye tevzi edilen ikinci iddianameye ilişkin incelemeyi tamamladı.

İDDİANAME 1909 SAYFADAN OLUŞUYOR

Mahkeme, 1909 sayfa ve 5 bölümden oluşan iddianamenin kabulüne karar verdi.

Mahkemenin bu kararının ardından “Ergenekon” soruşturmasına ilişkin ikinci dava da açılmış oldu.

Mahkeme, halen görülmekte olan “Ergenekon” davası ile ikinci davanın birleştirilmesi yönünde karar vermezken duruşma tarihini 20 Temmuz 2009 olarak belirledi.

İkinci iddianamenin tamamlanmasına ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan yazılı açıklamada, iddianamede 21 tutuklu, 35 tutuksuz olmak üzere 56 şüpheli olduğu, yakın tarihlerde soruşturmaya dahil edilen 48 tutuklu, 29 tutuksuz olmak üzere 77 şüpheli hakkındaki soruşturma evrakının tefrik edildiği ve bunlar hakkındaki soruşturmanın devam ettiği belirtilmişti.

5 BÖLÜMDEN OLUŞUYOR

Açıklamada, 5 bölümden oluşan iddianamenin birinci bölümde, “Ergenekon” soruşturmasının ilk aşamasıyla birinci iddianamenin özetinin yapıldığı, ikinci bölümde soruşturmanın sonraki aşamaları ve “Ergenekon” örgütünün anlatıldığı dile getirilerek, üçüncü bölümde “örgütün işlediği suçların genel olarak ve topluca anlatıldığı”, dördüncü bölümde “örgütün diğer faaliyetleri, başka örgütlerle sivil toplum ve medya kuruluşlarıyla ilişkilerinin” yer aldığı, beşinci bölümde ise iddianamede yazılı “şüphelilerin bireysel eylemleri ve bu eylemlerin oluşturduğu suçlar ve sevk maddeleri ile hukuki durumlarının işlendiği” bildirilmişti.

Açıklamada, 12 şüpheli hakkında “örgüt yöneticisi olmak” suçlamasının yer aldığı kaydedilmişti.

Savcılığın açıklamasında tutuklu sanıklar arasında yer alan teğmenler N.Ç. ve E.M'nin avukatlarınca daha önceden İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine verilen tahliye talebine ilişkin dilekçe incelenmiş, mahkeme 2 teğmenin serbest bırakılmasını kararlaştırmıştı.

Kaynak: Hürriyet

Araf
25-03-2009, 17:32
3 eski komutana soruşturma yolu
http://img4.mynet.com/ha4/k/komutan.jpg
Şener Eruygur ve Tolon ile aynı dönemde görev yapan Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yalman, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Fırtına ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Org. Örnek hakkında soruşturma yolu açıldı.

Mynet

Araf
25-03-2009, 17:47
Deniz Baykal'dan iddialara jet yanıt
ANKARA (İHA) - CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, bugün kabul edilen ikinci Ergenekon iddianamesinde kendisinin CHP'nin genel başkanlığından indirilmesine yönelik planların yapıldığına dair ifadelerin yer almasıyla ilgili olarak, "Parti içindeki yarışmadan benimle mücadele eden kişilerin, ekiplerin arkasında Ergenekon denilen örgütü andıracak herhangi bir grubun bulunduğuna dair hiçbir gözlemim, izlenimim olmadı" değerlendirmesini yaptı.

CHP Genel Başkanı Baykal, parti yöneticileriyle birlikte Ankara turu yaparken Demetevler'de bir pastaneye girdiğinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Ergenekon iddianamesinde kendisinin CHP'nin genel başkanlığından indirilmesine yönelik planların yapıldığına dair ifadelerin yer aldığı hatırlatılan Baykal, iddianameyi henüz görmediğini ve sağlam bir bilgisi olmadığını kaydetti.

Baykal, "İddianamede benim ve CHP'nin adının geçmiş olması değerlendirilmesi gereken bir konu. Demokratik bir siyasi yaşam içinde biz partide tartışmalar yaşadık, yarışmalar yaşadık, kurultay yaşadık. Bunu da bütün Türkiye ilgiyle izledi. Şu ana kadar benim parti içindeki yarışmadan benimle mücadele eden kişilerin, ekiplerin arkasında Ergenekon denilen örgütü andıracak herhangi bir grubun bulunduğuna dair hiçbir gözlemim, izlenimim olmadı. Normal, demokratik yarışı, mücadelemizi yaptık. Bazen kaybettim, bazen kazandım. Ama hiçbir zaman ne Ergenekon'dan dolayı kaybettiğimi ne de Ergenekon'dan dolayı kazandığımı düşünmedim. Ne
de beni değiştirmeye yönelik kampanyanın arkasında Ergenekon diye bir kuruluşun olduğunu hiç düşünmedim. Bana bunu düşündürecek hiçbir haklı, somut veri olmadı" diye konuştu.

Siyaset içinde kendisine karşı mücadele edenlerin olmasının normal olduğunu ifade eden Baykal, bu mücadeleyi yapanların arkasında bazı güçler olduğunu, bu güçlerin bir kısmının Türkiye içindeki güçler, bir kısmının da Türkiye dışındaki güçler olduğunu söyledi. Tüm bunların demokratik siyasal yaşamın doğal uygulamaları olduğunu anlatan Baykal, "Bunun ötesinde böyle bir gizli örgütün, Ergenekon diye tanımlanan bir örgütün, CHP içindeki çatışmalarda bir unsur olduğuna dair hiçbir izlenimim yoktur" dedi.

Bir gazetecinin 'Yani sonuna kadar Ergenekon'u eleştireceğiniz anlamına mı geliyor?' sorusu üzerine Baykal, "Bu ifadeyi siz mi ifade ettiniz?" karşılığını verdi. Sözlerinin çok açık olduğunu savunan Baykal, "CHP içindeki çatışmalarda Ergenekon diye bir örgütün benim karşımda olduğuna dair hiçbir izlenimim olmadı. Bunu ifade etmiş olmamın sizin ifade ettiğiniz düşünceyi çağrıştıracak bir tarafı olduğunu sanmıyorum" dedi. Aynı gazetecinin 'Ergenekon'un avukatıyım, demiştiniz' demesi üzerine Baykal, "Ergenekon'da haksızlığa maruz bırakılan insanların, insan hakları ihlal edilenlerin ki bu davada pek çok kişinin uluslararası haklarıyla, Türkiye'deki hukuk standartlarıyla insan haklarının uygulanma yöntemlerinin ihmal edildiği açık bir gerçek. Bunun tartışılabilir bir tarafı yoktur. Bunu inkar edenler yanlış avukatlık yapmaktadırlar. Bu AB'deki ilgili çevrelerin değerlendirmesidir, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin değerlendirmesidir. İçinde AK Parti'lilerin de bulunduğu 75 baronun ortak değerlendirmesidir. Eski Yargıtay başkanlarının değerlendirmesidir. Buna karşı çıkacak hiçbir ciddi hukukçu yoktur. Karşı çıkanlar da hukukçu kimliğiyle değil siyasetçi kimliğiyle karşı çıkmaktadır. Bu açık bir gerçektir. Burada çok yanlış bir yargılama yapılıyor. Bunu dile getirmek de herkesin görevidir. Şimdi böyle dedik diye bana karşı mücadele verenlerin arasında Ergenekon'un 2. iddianamesi Ergenekon'u destekleyen çevreler var dedi diye ben buna destek mi vereceğim? Benim öyle bir gözlemim yok. Kimsenin şu ana kadar öyle bir gözlemi olmadı. Şu ana kadar ne ben, ne de CHP'deki herhangi bir kişi, ne aklı başında siyaseti gözlemleyen bir tarafsız gazeteci 'Deniz Baykal'ı şu indirmek istiyor, bu indirmek istiyor' demiştir ama bugüne kadar 'Ergenekon indirmek istiyor' diye ilk kez bir iddiayı duyuyorum" şeklinde konuştu.

Baykal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 'Kürdistan Yönetimi' ifadesi kullandığına ilişkin iddiaların hatırlatılması üzerine, seçim kampanyalarını yalnızca ekonomik kriz ve yolsuzluklar ekseninde götürme kararı aldıklarını ve bu konuda daha sonra konuşacağını söyledi. Karayalçın'ın başkanlığı döneminde belediyeyi zarara uğrattığı yönündeki haberlerin sorulması üzerine Baykal, seçim kampanyasında son dakikada açıklamalar ve ifşaatların birbiri ardına ortaya saçıldığını, kasetler yayınlandığını, kimin yaptığı belli olmayan afişler asıldığını belirterek, "Altındaki imza ne? Kimin bilboardıdır, kimin afişidir belli değil. Bu Türkiye'de ve özellikle Ankara'da yerel seçim mücadelesinin altına imza atmaya cesaret edemeyen bazı insanlar tarafından yanlış bir istikamete doğru sürüklenmekte olduğunu bize gösteriyor. Herhalde Ankaralı seçmen bunun değerlendirmesini yapacaktır. İddiasından, sözünden utanan insanların sözlerini ciddiye alarak bir seçim kampanyası götürmek mümkün değildir" şeklinde konuştu.

İstanbul Belediyesi'nde yüksek ücretle asfalt uzmanı istihdam edildiği yönündeki haberleri de değerlendiren Baykal, "Nerede bu asfalt uzmanı Türkiye'de? Bu konuda belediye başkanı, içişleri bakanı, başbakan ne diyor? Asfaltla ilişkisi arabasıyla asfalttan geçmek olan bir kişi trilyonlarca lirayı hem İstanbul'da hem Ankara'da alıyor götürüyor. Bir ciddi açıklama yok. Adam kaçmış gitmiş, Türkiye bunu seyrediyor. İstanbul'dan açıklama yapılıyor 'Ben bilerek kimseye para yedirmedim' diye. Bilmeden mi para yedirdin? Belediye başkanlarının görevi kendisine emanet edilen kentin parasını, milletin parasını sahiplenmek, doğru kullanmak değil midir? Birilerine parayı kaptırmanın belediye başkanlığıyla açıklanabilecek bir durumu var mı? Çok üzüntü verici manzaralar" dedi.

Ergenekon iddianamesinde CHP'nin adının geçmesini seçim sonucunu etkileyip etkilemeyeceğinin sorulması üzerine Baykal, "Bilemiyorum. Böyle bir gözlemim, değerlendirmem yok. Yani iddianameyi görmediğim için kanıtlar, dayanaklar nelerdir bilmiyorum? Spekülasyonlar üzerinden daha ileri bir değerlendirme yapmak istemiyorum" cevabını verdi.

Araf
25-03-2009, 17:52
İDDİANAMEDEN KESİTLER

AYIŞIĞI KOD İSİMLİ DARBE PLANI

GENELKURMAY BAŞKANI HİLMİ ÖZKÖK’ÜN EMEKLİYE AYRILMASI VEYA ETKİSİZ/YETKİSİZ HALE GETİRİLMESİ,

AZAMİ SAYIDA MİLLETVEKİLİNİN BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I TERK ETMESİ,

CUMHURBAŞKANI AHMET NECDET SEZER’İN GÖREVİNİ SÜRDÜRMESİ

Faaliyetelerinin olduğu ve bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesi için neler yapılması gerektiği, yapılan eylemler karşısında ne gibi tepkiler gelebileceği ve gelen tepkiler karşısında da neler yapılacağı ayrıntılı bir şekilde belirlendiği tespit edilmiştir.

GENELKURMAY BAŞKANI HİLMİ ÖZKÖK’ÜN EMEKLİYE AYRILMASI VEYA ETKİSİZ/YETKİSİZ HALE GETİRİLMESİ İÇİN;

“YAPILACAKLAR”
01-Kuvvet Komutanlarının yapacağı açıklamaların metinlerinin hazırlanması,
02-Darbeye katılacakların ve karşı olanların belirlenmesi, katılacaklarla temas edilmesi, karşı olanların ise saf dışı edilmelerinin planlanması,
03-Darbeye karşı olan bazı kişilere vaatlerde bulunulması,
04-1.Ordu Komutanı Yaşar BÜYÜKANIT ve 2. Ordu Komutanı Fevzi TÜRKER’İN altında sağlam adamlar bulunması yada oldu bitti ile bunların hareketsiz ve yetkisiz bırakılması,
05-Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç YALMAN ile irtibat elemanı bulunması,.
06-Kuvvet Komutanlarının arka arkaya sert açıklamalar yapması,
07-“Emekli Generaller, diğer subayların ve darbe ile koordineli hareket eden sivillerin Başbakan ERDOĞAN ve Genel Kurmay Başkanı ÖZKÖK’ü hedef alan açıklamalar yapmaları,
08-TSK içerisindeki generallerin Genelkurmay Başkanına açık ve imzalı mektup yazması,
09-TSK içerisindeki alt hiyerarşik yapının da yoğun mektup, faks ve e-posta ile tepkilerini dile getirmesi,
10-Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç YALMAN’ın’ın son anda işin içine çekilmesi,

Faaliyetlerinin planlandığı görülmüştür.

“MUHTEMEL TEPKİLER”
Darbe planı hazırlık aşaması deşifre olursa, Genelkurmay Başkanı Hilmi ÖZKÖK’ün çağırma görüşme veya nakil yoluyla darbe planlarını yapan ve uygulayan kadroları dağıtmaya teşebbüs etmesi,

Medyanın TSK’nın birliğinin bozulduğu şeklinde spekülatif yorumlar yapması ile kamuoyunu tahrik etmesi,

Genelkurmay Başkanı Hilmi ÖZKÖK’ün sessiz kalması, basın yayın organlarının konuyu basite indirgemesi ,
Genelkurmay Başkanı Hilmi ÖZKÖK’ün Ayışığı planını reddeden açıklamalar yapması,
Genelkurmay Başkanının Başbakan ile işbirliği yaparak askeri şuranın erken toplanmasına ve emekliye sevk işlemlerine teşebbüs etmesi,
Özel Kuvvetler Komutanlığı unsurları da kullanılarak darbeci ekibin TSK’dan atılması planının uygulamaya konulması,
Yönündeki tepkiler öngörülmüştür.

“TEPKİLERE TEDBİRLER”
Hazırlıkların çok sınırlı grup ile yapılması,
Hücre şeklinde yapılanma,
Kişisel güvenlik tedbirlerinin artırılması,
TSK’nın birlik içinde olduğu, Genelkurmay Başkanı HİLMİ ÖZKÖK’ün bu birliği bozduğu ve bu nedenle emekliye ayrılması gerektiğinin, basın yayın organları aracılığı ile halka taşınması,
Genel Kurmay Başkanı Hilmi ÖZKÖK’e yönelik ‘ya çekil, ya çekil’ baskısının çok boyutlu ve çok sesli olarak arttırılması,
Darbe planının geniş tabanlı olduğu izlenimiyle gözdağı verilmesi,
AYIŞIĞI ve YAKAMOZ darbe planlarını hazırlayan ve uygulayacak olan kadrolar deşifre olur ve dağıtılırsa, planın aynen devam ettirilmesi için ikinci bir yapılanma oluşturulması ve bu yapılanmanın çok gizli tutulması,

Şeklinde tepkilere yönelik tedbirler planlandığı görülmüştür. Burada AYIŞIĞI ve YAKAMOZ kod adlı darbe planlarını hazırlayan ve uygulayacak olan kadronun deşifre olması durumunda planın aynen devam ettirilmesi için ikinci bir yapılanma oluşturmaya çalışılması ve bu yapının çok gizli tutulmaya çalışılması şüphelilerin DARBE teşebbüsü konusunda ne kadar ciddi ve kararlı olduklarını göstermektedir.

AZAMİ SAYIDA MİLLET VEKİLİNİN BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I TERK ETMESİ İÇİN;

“YAPILACAKLAR”
01-Milletvekillerinin analiz edilerek gruplandırılması,
02-Gruplarla temas kurularak organize edilmesi, liderlerin belirlenmesi,
03-Milletvekillerinin basın açıklamalarında kullanacağı tema ve argümanların belirlenmesi,
04-Ayrılan milletvekillerinin dağılmadan yeni bir grup kurmalarının sağlanması,.

“MUHTEMEL TEPKİLER”
Milletvekilleriyle temasın deşifre edilerek, medyatik kampanyalar ile Genel Kurmay Başkanı Hilmi ÖZKÖK’ün darbe planına yönelik inisiyatif almaya tahrik edilmesi,
Hazırlık aşamasında tespit edilmesi üzerine Başbakan ERDOĞAN’ın milletvekillerine yönelik tehdit, şantaj ve çıkar sağlama gibi yöntemlerle baskı uygulaması,
Milletvekillerinin açıklamalarının basite indirgenmesi ve spekülatif hale getirilmesi,
Ayrılan Milletvekillerine bireysel karalama kampanyaları yöneltilmesi,

“TEPKİLERE TEDBİRLER”
Temasın azami gizlilikle ve güvenilir grup liderleri ile bire bir görüşmeler şeklinde yapılması,
Basın açıklamalarının topluca veya en azından gruplar halinde arka arkaya bir hafta on gün içinde yapılması,
Harekete katılan bütün milletvekillerinin teknik takip altında tutulması,
Milli duyarlılıktan başka nedenlerle harekete katılanların öne çıkarılmaması, bunlardan arka planı bozuk olanların harekete hiç dahil edilmemesi,
Harekete patronlar, TUSİAD, meslek kuruluşları ve sendikalardan destek sağlanması,

CUMHURBAŞKANI AHMET NECDET SEZER’İN GÖREVİNİ SÜRDÜRMESİ İÇİN;

“YAPILACAKLAR”
01-Cumhurbaşkanı Ahmet Nejdet SEZER’in mevcut gelişmelere karşı şahsi değerlendirmelerinin alınması,
02-Değerlendirmeleri olumlu ise; durumun özet olarak açıklanması ve desteğinin istenmesi,
03-Değerlendirmeleri olumsuz ise; aydınlar ve danışmanlarından da istifade edilerek ikna edilmesi,

“MUHTEMEL TEPKİLER”
Cumhurbaşkanı SEZER ile yapılacak görüşmenin deşifre edilmesi suretiyle basın yayın organlarında kampanyalar yapılması,
Cumhurbaşkanı SEZER’in yetkilerinin kısıtlanmasına teşebbüs edilmesi,

“TEPKİLERE TEDBİRLER”
Cumhurbaşkanı SEZER ile temasların Ortadoğudaki gelişmelerin anlatılması kılıfında sürdürülmesi,
Cumhurbaşkanı SEZER’in kendisine yönelen tepkiler karşısında güçlü kalması için destek verilmesi,
Cumhurbaşkanının her hal ve şartta görevde kalmasının ikna veya zor ile sağlanması,
Yönündeki planları ihtiva ettiği belirlenmiştir..

Araf
25-03-2009, 18:04
İlhan Selçuk'un vasiyeti


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen Ergenekon davasının ikinci iddianamesinde, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ile görüşen İlhan Selçuk'un vasiyeti yer alıyor.

İddianame yer alan bilgiye göre Selçuk, Mustafa Balbay'a, "Diyelim ki ben bir gün bir karının üzerinde çöküp kaldım, öldüm. O gün ne olacak. Karar verin. O gün gazetede herkes bir tarafa gidecektir. Benim yaşadıklarım, tecrübem, en güvenilir olarak Turgay'ı(Ciner) gösteriyor."diyor.

İddianamede, ILSEL.TXT" isimli metin belgesi içerisinde İlhan Selçuk'a ait olduğu bildirilen ifadeler şöyle: "Diyelim ki ben bir gün bir karının üzerinde çöküp kaldım, öldüm. O gün ne olacak. Karar verin. O gün gazetede herkes bir tarafa gidecektir. Kimi, Koç'a Sabancı'ya gidecektir. Kimi, Çapan'a zaten gazete içinde adamları var. Benim yaşardıklarım, tecrübem, en güvenilir olarak Turgay'ı gösteriyor. Hiç beni aldatmadı. Ne dedimse yaptı. Gözü kara, dediğini yapıyor. Bana Sabah'ın bilânçolarını gösterdi; hep karda. Reklâm işini de halledeceğiz. Biraz zaman istiyor, o kadar sen, İbrahim, Alev, alın götürün Çukurova'yı biraz isteksiz buluyorum. Onların eli kolu bağlı gibi duruyor."

MÜTERCİMLER'DEN AĞIR SÖZLER

Sanıklardan Erol Mütercimler, üniversitelerdeki rektörlük seçimleri ile ilgili ilginç değerlendirmelerde bulunuyor. İddianamede yer alan ve "X Erken Şahıs" diye belirtilen birisiyle yaptığı telefon görüşmesinde Mütercimler, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Ayşe Soysal'ın üniversitedeki rektörlük seçimlerinde ikinci olmasına çok sevindiğini belirtiyor. Mütercimler, Soysal için "Şerefsiz o türbanlı kızları soktu ya ilk gün kaybetmesine inanılmaz mutluyum şerefsiz" ifadelerini kullanıyor. Devamında da konuştuğu kişi "Ve ee sana başka bişey söyliyim boğaziçinde yapılan rezilliklerin hadi hesabı yok" ifadelerini kullanıyor.

İki isim rektörlük seçimleri hakkında görüşmeye devam ederken, Mütercimler, Kocaeli Üniversitesi'ndeki seçimlerde birinci olan Sezer Komsuoğlu için de "Ona da çok mutlu oldum inanın eğer Kocaeli'ndeki kadın da gerçi bu yıl değil tabi onu da o da abi kaybederse varya nasıl sevinicem bilemezsin çok mutlu oldum" diye konuşuyor. Mütercimler, Akdeniz Üniversitesi'nde de Mustafa Akaydın'ın birinci seçilmesine çok sevindiğini dile getiriyor.
Görüşmenin bir ilginç yanı ise, Mütercimlerin yaptığı görüşmenin, rektörlük seçim sonuçlarından birgün önce gerçekleşmesi. YÖK, sonuçları 19 Haziran'da duyurmuştu.

"BAHÇELİ BİZİ ÖLDÜRKMEK İSTİYOR"

iddianamede sanık Kemal Aydın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin kendilerini öldürtmek istediğini iddia ediyor.

Kemal Aydın ile E. Ovalı'nın telefonla yaptığı konuşma iddianamede yer alıyor. Konuşmada aydın şu ifadeleri kullanıyor; "Şengal Atasagun Emperyalist güçlerin elinde Devlet Bahçeli'nin emrindedir. Onların bizi koruması diye bir şey söz konusu değildir onların tekrar söylüyorum onlar bizi öldürme planları yapan o emrin doğrultusunda öldürme planları yapanlardır."

PAKSÜT-ÇÖMEZ GÖRÜŞMESİ

İddianamede adı sanıklar arasında geçen Ferda Paksüt'ün, diğer sanıklar Turan Çömez ve Ahmet Hurşit Tolan ile ilişkişiyle ilgili olarak ilginç diyalogların kaydı yer alıyor.

Tarih: 28 Mart 2008
Saat: 12.27
Ferda Paksüt:"..dün raportör şeyi verdi raporu"

Turhan Çömez: "Doğru mu gazetelere yansıyan"

Ferda Paksüt: "Doğru doğru çift taraflı" "...esas reddedilme yönünde de"

- "Yalnız biz basına öyle demeç verdik"

(Bu sırada açık olan megafonda arka planda konuşmaya dahil olan erkek şahıs)
"Karar mahkemenin diyor tabi sonuçta ama yani kendi görüşüde şey reddedilmesi lazım deliller yetersiz diyor yani" devamında 'Ama biz ortalığı karıştırmak için öyle şey yapıyoruz ki biraz karışsın, şimdi"

Ferda Paksüt: "..Raportörün raporu öyle diye basında çıkarsa bunlar iyice rahatlar", "Ama iyice tutuşmuşlar. Bulgaristan'dan geri adım atacağım diye demeç veriyormuş"

ÇÖMEZ-TOLON KONUŞMASI

Tarih: 03.04.2008
A.H. Tolon:
-"Değerli dostum Tolon saygılarını sunuyor efendim"
"Meşgul etmicem zatıalinizi biliyorum ne kadar yoğunsunuz o görüştüğümüz dostumuzdan henüz cevap almadım"(Ferda Paksü kast ediliyor)
"İkincisi ben 14:30 belirttiğim yerin lobisinde olucam zatıalinizle mulaki olucam o buyurduğunuz gibi görüşürüz sonra yukarı birlikte çıkarız" "saygılarımızı sunuyorum size"


T.Çömez: "Efendim özür diliyorum tam olarak yeri bir kez daha ben biraz Ankara'yı iyi bilmiyorum da"
A.H. Tolon:"Efendim Büklüm sokak Çankaya hastanesinin olduğu Büklüm sokak"
T. Çömez: "Tamam efendim geliyorum."


STAR

Araf
25-03-2009, 18:05
Tolon ve Eruygur'a şok uyuşturucu suçlaması

''Ergenekon'' soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamedeki sanıklar arasında yer alan emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemlerinden de sorumlu tutuldu.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca 56 sanık hakkında hazırlanan 1913 sayfalık yeni iddianamede, Tolon ve Eruygur ''örgütün üst düzey yöneticileri olmak''la suçlanıyor.

İddianamede, bu nedenle Tolon ve Eruygur, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesine bomba atılması eylemlerinden de sorumlu tutuluyor.

Hurşit Tolon ve ŞEner Eruygur hakkındaki suçlamalar arasında "uyuşturucu ticareti" de var. İşte suçlamalalrın listesi:

Silahlı Terör örgütü kurma ve yönetme

TBMM'yi ortadan kaldırmaya teşebbüs etme

TBMM'ye karşı halkı isyana teşvik

Vahim miktarda silah bulundurma ve temin etme

Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma ve sağlama

Yargıç üzerinde nüfuz kullanma

Açıklanması yasak gizli belgeleri temin etme

Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme

Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme

Resmi belgede sahtecilik

Örgüte bilirek ve isteyerek yarfım etme

Özel hayatın gizliliğini ihlal etme


STAR

Araf
25-03-2009, 21:28
Tuncay Özkan televizyon için askerden yardım istemiş

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 2. Ergenekon iddianamesinde Tuncay Özkan'ın, İstanbul Televizyonu'nu almak için askerden yardım istediği belirtildi.



İddianamede, Tuncay Özkan ile 16 Aralık 2003 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı'nca bir görüşme yapıldığı, görüşmede askeri kesimden iki şahsın bulunduğu kaydedildi.

İddianamede, Tuncay Özkan'ın Recep Tayyip Erdoğan karşısında çalışma yapabilmesi için yaptığı işleri anlattığı, bu konu ile ilgili televizyon programlarını anlattığı yine görüşmenin bir bölümünde eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna ile görüşme yapıldığı, ANAP, DYP gibi partiler ile birleşik cephe kurulması ile ilgili çalışma yaptıklarını anlattığı, Ali Müfit Gürtuna'nın İstanbul Televizyonu isminde bir kanalının olduğu, kendisinin bunu almak istediğini söyleyerek askerlerin desteğini istediği, Ali Müfit Gürtuna ile görüşmediğini ancak Bedrettin Dalan ile görüştüğünü, bunun bir ulusal duruşu ortaya koymak açısından gerekli olduğunu anlattığı ve destek istediği ifade edildi.

İddianamede ayrıca, Özkan'ın, yerel seçimlerde AKP'nin kendi içerisinde üçe, dörde bölünmesinin zorunlu olduğu, bunun için Erkan Mumcu ve Başesgioğlu'nun biraz körüklenmesi gerektiğinden bahsedildiği aktarıldı.

flu
13-04-2009, 18:10
http://www.stargazete.com/dosya/icerik/090413-042101-eeeeeeeeeeeeeeeeeeee.jpg
Ergenekon soruşturmasını yürüten özel yetkili cumhuriyet savcılarının, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK) sunulan şikayet dilekçesinde kendilerine ''hakaret edildiği'' gerekçesiyle gazeteci Uğur Dündar ve avukatı Vural Ergül hakkında suç duyurusunda bulundukları belirtildi.

Uğur Dündar hakkında suç duyurusunda bulundukları öğrenilen soruşturma savcılarının, ikinci iddianamede yer almasına ilişkin canlı yayında söylediği sözler nedeniyle değil, avukatı aracılığıyla HSYK'ya sunduğu şikayet dilekçesinde ''hakaret'' sözcükleri kullanıldığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulundukları öğrenildi.

Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyurusunun, Dündar'ın avukatı Vural Ergül hakkında da yapıldığı ifade edildi.

Yine soruşturma savcılarının, Dündar'ın HSYK'ya sunulan dilekçesindeki iddialara haberlerinde yer veren 3 gazete hakkında da Bakırköy, Şişli ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılıkları'na suç duyurusunda bulundukları kaydedildi.

UĞUR DÜNDAR CANLI YAYINDA NE DEMİŞTİ?

Star Televizyonu'nda ana haberleri sunan Uğur Dündar Ergenekon dosyasında aile hayatıyla yer alan bölüme çok kızmış, canlı yayında "Sığınacağımız hukuk bize bunu yaparsa kimler neler yapmaz. Bir kelime doğruysa intihar ederim" demişti.

Dündar, haberlei sunduktan sonra, izleyicilerden kendisiyle ilgili bir konuyu anlatacağını söyledi. Tansu Çiller hakkındaki yolsuzluk iddialarını araştırdıkları sırada başlarına gelmeyen kalmadığını belirten Dündar, "Patronuma baskı yaptılar, beni ve Emin Çölaşan'ı susturmak için 500 bin dolarlık promosyon yapacaklarını söylediler. Aydın Doğan bunu kabul etmedi ve kalemlerimizi kırmadı" dedi.

Programda Ergenekon 2. iddianamesinde yer alşan "Asala.doc" isimli bir MSword dosyasından bir bölüm okuyan Dündar, yazılanları palavra ve iftira olarak nitelemiş ve şunları söylemişti:"Bize biri iftira atarsa bunun hesabını yargıda sorarız. Benim eşim evlendikten sonra hiç tek başına yurtdışına çıkmadığı gibi hiç Brezilya'ya gitmedi. Eğer eşimin evliliğimiz döneminde Brezilya'ya gittiğini birisi ispat etsin ben şu anda görevi bırakacağım. Hatta intihar bile ederim. Bu namus meselesi. Birisi Uğur Dündar'a iftira atacak siz savcının peşine düşmek varken siz onu aynen alacaksınız ve bizim yaptığımız haberlerden rahatsız olan yandaş medyanın kullanması için malzeme hazırlayacaksınız. Bunun Ergenekon davasıyla ne ilgisi var. Hayatını çetelerle mücadele etmeye adayan beni Melih Gökçek hedef göstermedi mi? Şimdi yargı eliyle aile namusumuz şerefimiz beş paralık edilmek isteniyor. Ben Sayın Başbakan'a sesleniyorum. Sayın Başbakan'ın temiz olduğuna inandığım yüreğine sesleniyorum. Sayın Başbakan Emine Hanım'ın sık sık Brezilya'ya gittiğine dair bir yerde hele hele savcı vasıtasıyla size bir iftira atılsa, aile namusunuz kirletilmek istense ne yaparsınız? Dürüst olduğuna inandığım Sayın Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, sizin eşinize böyle bir çamur atılsa sizin aile namusunuz çocuklarınızın namusunuz karalansa ne yaparsınız? Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, size sesleniyorum bunun altına nasıl imza atar bir savcı? Sayın Çolakkadı size sesleniyorum, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na vicdanı nasırlaşmamış cesareti prangalanmamış, bütün hukuk adamlarına sesleniyorum. Birisi bizim namusuzumuzla oynarsa bunun hesabını yargıda sorarız. Ama yargı bizim namusumuzla oynarsa biz ne yapacağız? Hadi gelin öldürün. Ne alakası var bunun Ergenekon iddianamesiyle. Yazıklar olsun."

Söz konusu suç duyurusunun bu canlı yayın konuşmasına istinaden değil, avukatı tarafından HSYK'ya verilen dilekçedeki ifadeler nedeniyle yapıldığı bildirildi.

flu
16-04-2009, 20:22
http://i.milliyet.com.tr/HaberAnaResmi/2009/04/16/fft17_mf221679.Jpeg
Bakan Çelik 'Ergenekon'un başı'nı biliyor mu?
ANKARA Milliyet






Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, Ergenekon soruşturmasının 12. dalgasında bazı eğitimcilerin gözaltına alınmasını değerlendirirken, "Şu anda Ergenekon'un baş sorumlusu olarak yargılanan insanlar arasındaki insanlara telefon açıp da 'Ben sizin emrinizdeyim' diye ona bağlılık bildiren insanlar var" demesi, "Çelik, Ergenekon'un başındaki ismi biliyor mu" sorusunu gündeme getirdi.
Çelik, önceki gün Türkiye Özel Yayıncılar Derneği’nin hizmet binasının açılış töreninin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan ile "Baba Beni Okula Gönder" projesinin koordinatörü Tijen Mergen'i yakından tanıdığını belirtip, şunları söyledi:
"Eğitimciler arasında, ister unvanı profesör olsun, isterse kim olursa olsun aleni darbe çağrısında bulunan insanlar var. 'Yüzde 95 de oy alınsa hiçbir anlam ifade etmez. Ya kendi onurlarıyla çekip gitsinler ya da oradan indirilecekler' diyenler var. Bunu biliyorsunuz değil mi? Bu işin şu anda Ergenekon'un baş sorumlusu olarak yargılanan insanlar arasındaki insanlara telefon açıp da, 'Ben sizin emrinizdeyim' diye ona bağlılık bildiren insanlar var. Durup dururken, sanki hiçbir şey yokmuş, ortada kendi yargımızı, kendi hukuk sistemimizi allak bullak edecek tavırlardan da kaçınmalıyız. Tekrar altını çiziyorum. Aleni beyanları olsa da, yargılama süreci bitip onlarla ilgili nihai hüküm verilinceye kadar ben de siz de o insanları suçlu değil, masum olarak görmek zorundayız."
Çelik'in, "Ergenekon'un baş sorumlusu olarak yargılanan insanlar" ifadesi, Ankara'da "Çelik, Ergenekon'un başındaki isimleri biliyor mu?" yorumlarının yapılmasına neden oldu.

"BİR NUMARAYI" AÇIKLA

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’ten "bir numarayı" açıklamasını istedi.
Arıtman, Çelik’in yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına sunduğu yazılı soru önergesinde, 15 Nisan tarihli gazetelerde yer alan açıklamasını hatırlatarak, şu soruları yöneltti:
"Bir numara kimdir? Siz ’Bir Numarayı’ nereden biliyorsunuz?

Gözaltına alınanların ’Bir Numarayı’ arayarak ’emrinizdeyim’ dediklerini nasıl
biliyorsunuz?

Şu ana kadar iddianamelerde ’Bir Numara’ diye bir isim yokken bazı zanlıların ’emrinizdeyim’ dediklerine dair bir delil kayıt yokken siz bu bilgilere nasıl sahip oldunuz?

Henüz yazılmamış iddianameleri mi okudunuz?

Savcılıktaki telefon kayıtlarını mı dinlediniz?

Milli Eğitim Bakanının, henüz mahkemeye sunulmamış iddianameleri okuma, delilleri bilme yetkisi var mı?

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Türkan Saylan’a bir ödül, devlet adına bir teşekkür belgesi vermeyi düşünüyor musunuz?"


İSTİFAYA DAVET EDİYORUM
CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol Ergenekon soruşturmasında 12’nci dalga gözaltılarıyla ilgili yaptığı açıklama nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’i istifaya çağırdı.
Meclis’te gazetecilerin konuya ilişkin sorularını yanıtlayan Anadol, Bakan Çelik’in yaptığı açıklamayla hukuku ihlal ettiğini savundu. Bakan Çelik’in resmen Ergenekon soruşturmasına müdahale etme hakkını kendinde bulduğunu kaydeden Anadol ”Sayın Çelik, gözetime alınan bilim adamları, profesörler, rektörler hakkında, Başkent Üniversitesi Rektörü hakkında, ’O, organ nakli yaptığı için içeri alınmadı, açıkça onlar darbe teşvikçiliği yaptılar’ diyor. Ne zaman, nerede yapmışlar açıklaması lazım. Daha da önemlisi, ’1 numaraya telefon ederek, bağlılıklarını bildirmişlerdir’ diyor. Şimdi şu ortaya çıkıyor; Demek ki telefon dinlemeleri, Bakanlar Kurulu üyelerine servis yapılıyor. Milli Eğitim Bakanı, bu gizli telefon dinlemelerini bilmese, bunu nasıl söyleyecek? (Darbecilere servis yapılıyor) sözünü, kim darbeci, hangi mahkeme kararıyla ortaya çıkmış, açıklaması lazım... Resmen, doğrudan Ergenekon soruşturmasına müdahale etme hakkını kendinde buluyor. Milli Eğitim Bakanı’nı bu nedenle istifaya davet ediyorum.”diye konuştu. Anadol, Başbakan Erdoğan’dan ise telefon dinlemelerinin Milli Eğitim Bakanı’na nasıl verildiği konusunda açıklama yapmasını istedi.

Heyhat
16-04-2009, 21:40
Ergenekonun şuan 1 numara olarak lanse edilen isimler şuan tutuklanan sanıklardan veli küçük ve şener eruygurdur sayın bakan bunları kastetmiştir. " Bir numarayı acıkla " istifaya davet ediyorum gibi soylemlerle muhalefet alay ediyor milletle..

flu
16-04-2009, 22:32
http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/869320090413024609864.jpg
Türkan Saylan`dan ilk açıklama geldi

Ergenekon operasyonları kapsamında evi aranan ÇYDD Başkanı Türkan Saylan, bir açıklama yaptı. Saylan `Demokratik haklarını kullananlar cezalandırılıyor` dedi.


ÇYDD Başkanı Türkan Saylan, evinde yapılan aramanın ardından cama çıkarak kısa bir açıklama yaptı.

Saylan: `Demokratik haklarını kullananlar böyle cezalandırılırsa olmaz. Ben karamsar değilim. Bize olduysa kimlere olacak? Kimse muhalefet istemiyor. Bu acıklı birşey ama malesef Türkiye bunları yaşıyor.` dedi.

ÇAĞDAŞ YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ GENEL MERKEZİNDE POLİSİN BAŞLATTIĞI ARAMA ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR

``Ergenekon`` soruşturması kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği(ÇYDD) genel merkezinde polisin başlattığı arama çalışmaları devam ediyor.

Beyoğlu`ndaki dernek merkezine gelen avukat Aydeniz Tuskan, operasyonu izleyen basın mensuplarına yaptığı açıklamada, ÇYDD Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan`ın evinden buraya geldiğini belirterek, ``evde aramanın sürdüğünü ve Saylan`ın gözaltında olmadığını` söyledi.

Saylan`ın tedavi gördüğü hastaneden izinli olarak çıktığını anlatan Tuskan, ``Bu arada bazı yönetim kurulu üyeleri ve şube başkanları gözaltına alındı. Ancak bizim de tam bir bilgimiz yok. İçeride bütün kayıtlara bakılıyor. Türkan hanımın sağlık problemleri var, hastanede olması gerekiyor`` dedi.

Bu arada, ÇYDD`ye ``Geçmiş olsun`` dileklerini sunmak için geldiğini belirten Sosyal Demokrasi Vakfı(SODEV) Genel Başkanı Erol Kızılelma da, Saylan`ın sağlığı hakkında endişeleri olduğunu ifade ederek, Saylan`ın hayatı boyunca demokrasinin ve çağdaşlığın gelişmesi için mücadele ettiğini bildirdi.

``Yapılan muameleyi Türkiye için bir bahtsızlık olarak gördüğünü`` anlatan Kızılelma, ``Türkiye için utanılacak bir durum. Türkiye`de darbe özlemcileri olmuştur. Bunlarla mücadele edilmesini de doğal karşılıyoruz ama Türkiye`nin şanssızlığı demokrasiden nasibini almamış bir iktidar eliyle mücadelenin yürütülmesidir. Bu konuda endişelerimiz var`` dedi.

SAYLAN`IN AVUKAT ARKADAŞI AYDENİZ TUSKAN: ``TÜRKAN SAYLAN, (YASA DIŞI HİÇBİR ŞEYLE ALAKAMIZ OLMASI MÜMKÜN DEĞİL) MESAJI GÖNDERDİ``

``Ergenekon`` soruşturması kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği(ÇYDD) Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan`ın İstanbul`daki evinde başlatılan arama çalışması devam ediyor.

Saylan`ın Beşiktaş Arnavutköy Beyazgül Sokak`taki evinde arama yapıldığı sırada eve gelen arkadaşı avukat Aydeniz Tuskan, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, Saylan`ın sağlığından endişe ettiği için eve geldiğini söyledi.

Saylan ile telefonda görüştüğünü belirten Tuskan, Saylan`ın ``Arkadaşlar arama yapıyorlar. Bana çok iyi muamele yapıyorlar`` dediğini anlatan Tuskan, şöyle konuştu:

``Biz bağımsız olarak Cumhuriyet mitinglerini yapmaya karar verdik. Bunlar usulüne uygun olarak yapıldı. Her şeyimiz yasalara uygundur. Yasal belgelerimiz de vardır. Bu dalgalar nereye kadar gelecek bilmiyorum. Şuçluların mutlaka bulunması gerekiyor ama her dalgada Cumhuriyetçilerin alınması bizleri gerçekten yaralıyor. Biz laikliğe karşı olan eylemlere karşı çıktık.``

Daha sonra aramanın devam ettiği eve giren Tuskan, çıkışta yaptığı açıklama da Türkan Saylan`ın mesajını gazetecilere aktardı.

``Türkan Saylan, (yasa dışı hiçbir şeyle alakamız olması mümkün değil) mesajı gönderdi`` diyen Tuskan, şunları kaydetti:

``Saylan aslında şu anda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi`nde tedavi görüyor. Ancak bugün izinli olarak çıkmış. Hastaneden de kendisini bekliyorlar. Tedavisi için sabah kan alındı. Şu anda biraz sarsılmış durumda. İçeride 10 kadar kişi var. Masanın başında bazı evraklara bakıyorlar.``

Tuskan, bir gazetecinin ``Saylan gözaltı için tebligat almış mı?`` şeklindeki sorusu üzerine de Saylan`ın herhangi bir tebligat almadığını söyledi.

Bu arada, Saylan`a destek amacıyla evin önünde toplanan arkadaşları ve Arnavutköylü vatandaşlardan oluşan topluluk, aramayı protesto ederek, ``Türkiye seninle gurur duyuyor. Türkiye laiktir, laik kalacak`` şeklinde sloganlar attı.

-``BENİM EVİM DE ARANSIN``-

Eski Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ayhan Alkış ise açıklamasında, ``Bu ülkenin çıkarlarını savunmak, bu ülkenin gençlerini geleceğe hazırlamak bir suçsa o zaman benim evim de aransın. Ben de tutuklanayım istiyorum. Bu bir karşı koyuş, meydan okuyuş değil. Ama eğer suçluysak, hepimiz suçluyuz. Bu ülkenin geleceğine hizmet eden herkes suçludur. O halde hepimiz aranalım. Hepimiz tutuklanalım. Nasıl olsa sıra hepimize gelecek`` dedi.

CHP`li Gürsel Tekin de bugün yaşamının önemli bir kısmını sadece eğitime adamış bir insanın böyle bir müdahaleye tabi tutulmasını doğru bulmadığını ifade etti.

Bu arada, Saylan`ın evinini bulunduğu sokağa büyük bir Türk bayrağı asılırken, sokak trafiğe kapatıldı.

flu
17-04-2009, 15:44
http://i.milliyet.com.tr/MansetSagAlt_396_105/2009/04/17/fft5_mf222397.Jpeg
Türkan Saylan'a kurulan tuzak


Türkan Saylan hakkında konuşulan iddialara hasta yatağından kalkarak yanıt verdi. Bir de kendine kurulan tuzağı anlattı.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan bir basın toplantısı düzenledi. Saylan ÇYDD'den yapılan tutuklamaları protesto etti ve annesinin hristiyanlığan ilişkin dedikoduları cevaplandırdı. Ayrıca kendisine kurulan tuzağı da anlattı.

Türkan Saylan, tutuklanan Van Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ayşe Yüksel'in Van'da ÇYDD gönüllüsü olduğunu belirterek, üniversite üyesi olan hocaların YÖK'ün izni olmadan tutuklanamayacağı söyledi. 'Bunların hesabı sorulacak' diyen Saylan, "Biz hukukun üstünlüğünden yanayız ceza görmesi gereken kötü bir şey yapmış olan varsa tutuklansın, devleti yıkmak isteyen varsa bunlar muhakkak yok edilsin, yargılansın. ÇGD olarak bizler adaletin gerçekleşmesini istiyoruz. Saygı duyduğumuz, değer verdiğimiz bir yargı kaldı elimizde... O da siyasallaşırsa kötü olur. Tutuklananan arkadaşlarımızın hepsi hakkını arayacak. Ucu nereye giderse gitsin demokratik kurallardan çıkmayacağız... " dedi.

KANUNSUZ UYGULAMA ÇOCUKLARI MAĞDUR ETTİ

Bilgisayarlarımızın hard disklerine polis el koyduğu için, yenilerini alabilelim diye bize bir vatandaş 10 bin 500 YTL'lik bağış yaptı. Oysa biz bu parayla 24 ilköğretim öğrencisinin yıllık, 84 üniversitenin öğrencisinin aylık bursunu verebilirdik. Ama biz bu kadar parayı 42 tane hard disk almak zorunda kaldık. Oysa o bizden alınan hard disklerin kanunen sadece kopyalarının alınması lazımdı. Eğer öyle yapsalardı, çocukların burs paraları boşa gitmezdi. Saylan, "10 bin 500 lirayla 42 harddisk almak zorunda kaldık bununla 24 liköğretim öğrencisi ve 84 üniversite öğrencinin aylık burs ödemesi yapılabilirdi" dedi.

ANNESİ HRİSTİYANDI İDDİASINA CEVAP

Saylan, hakkındaki misyonerlik söylentileriyle ilgili olarak ise şunları söyledi:
"Bir de misyonerlik söylentisi var. Rahmetli annemin hristiyanlık meselesi var. Annem İsviçre kökenli. İngiltere'de yaşamış. Babamla evlenip bana hamile kalınca müslüman oluyor, Leyla adını alıyor. Ama malum basın evlenmeden önceki halini yazıyor. Bu nasıl oluyor? Biz annemi Müslüman mezarlığına gömdük. Gece gündüz İngilizcesinden Kur'an okur, bize ahkam keserdi... İnsan müslüman olmayabilir, hristiyan da kalabilir. Bu ayıp değil ki ayrıca... Biz hakiki din dersi almış bir kuşaktanım. Hafız Ahmet Bey'den ders aldım. Çok iyi bir din bilgisi sahibiyim... " diye konuştu.

SAYLAN'A KURULAN TUZAK

Ben dün gece bir tuzak yaşadım. Bir program için bizden burs alan birkaç öğrenci istediler röportaj yapmak için. Ben onları vakıftan Olcay isimli bir arkadaşıma yönlendirdim. 'O size isim versin' dedim. Sonra gece beni biri aradı. "Ben Olcay" dedi. Ben de çok yorgundum, bir şeyler hisettim ama üstünde durmadım. "Üç kız kardeş buldum, ama devlet memuruymuşlar" dedi. Ben de 'isterlerse programa çıksınlar' dedim. Sonra sabah telefonum çaldı. Olcay arıyor. 'Programa gidecek öğrencileri birazdan ayarlayacağım' dedi. Ben de 'sen onları ayarlamadın mı' diye sordum. 'Hayır' dedi. 'Sen akşam bana telefon açmadın mı' dedim. 'Hayır' dedi. Demek ki bizim telefon kuşlarımız bize tuzak kurdular. O kızlar programda kim bilir neler söyleyecekti?

flu
17-04-2009, 19:30
http://i.milliyet.com.tr/MansetSol378_495/2009/04/17/fft1_mf222444.Jpeg
İşte rektörlerin cezaevine gönderilme gerekçeleri


"Ergenekon" soruşturması kapsamında tutuklanan Prof. Dr. Erol Manisalı ile 3 eski rektörün, "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs" ve "yasa dışı terör örgütü üyesi olmak" suçlarını işledikleri yönünde "kuvvetli
suç şüphesi varlığını gösteren olgular bulunduğu" gerekçesiyle tutuklandıkları öğrenildi.

Alınan bilgiye göre, özel yetkili cumhuriyet savcılarınca yapılan sorgulamalarının ardından tutuklanma istemiyle İstanbul Nöbetçi 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edilen ve ifadelerinin alınmasının ardından tutuklanan, eski 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay, eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Abbas Yurtkuran, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu ile İstanbul Üniversitesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Erol Manisalı’nın, "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs" ve "yasa dışı terör örgütü üyesi olmak" suçlarını işledikleri yönünde "kuvvetli suç şüphesi varlığını gösteren olguların
bulunması" dolayısıyla tutuklandıkları belirtildi.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr. Ayşe Yüksel, Ömer Sadun Okyıltırık ve Hamdi Gökhan Ecevit’in ise "yasa dışı terör örgütü üyesi olmak suç şüphesi" gerekçesiyle tutuklandıkları öğrenildi. Bu arada mahkemece sorgulanan şüphelilere, "Ergenekon" kovuşturması ve
soruşturması sırasında şüpheli olarak adı geçen şahısları tanıyıp tanımadıklarının sorulduğu bildirildi.

flu
18-04-2009, 18:20
http://i.milliyet.com.tr/MansetSagOrta_186_83/2009/04/18/fft4_mf223115.Jpeg
Ergenekon soruşturmasının 12’nci dalgasında rektör ve profesörlerin gözaltına alınması ve bazılarının tutuklanması Anıtkabir’de protesto edildi.

Başkent Üniversitesi Rektör Vekili Korkut Ersoy başkanlığındaki bir grup, Ergenekon soruşturmasının 12’nci dalgası kapsamında üniversitenin Rektörü Mehmet Haberal’ın tutuklanmasını protesto etmek için Anıtkabir’e gitti.

Gösteriye birçok öğretim üyesi, öğrenci ve vatandaşlar da destek verdi. Öğretim üyelerinin protestoya cüppeleriyle katıldığı görüldü.

Heyet, saygı duruşunda bulundu ve Atatürk mozolesine çelenk koydu.


Türk ve KKTC bayrakları taşıyan protestocular “Türkiye laiktir laik kalacak”, “Mustafa Kemal’ın askerleriyiz” ve "Haberal nerede, biz oradayız" şeklinde sloganlar attı.

Gösteride hükümet de protesto edildi.

Bu arada, gösteriye YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağolu'nun da katıldığı görüldü.

flu
19-04-2009, 14:04
12'nci dalga için büyük mutabakat

http://i.milliyet.com.tr/MansetSol378_495/2009/04/18/fft1_mf223361.Jpeg
Genelde hükümete destek veren muhafazakâr basındaki çok sayıda köşe yazarının, 12. dalgaya dönük oldukça ağır eleştiriler yöneltmeleri dikkat çekti

Ergenekon soruşturmasının 12’nci dalgası çerçevesinde Prof. Türkan Saylan’ın evinin aranması, ÇYDD yöneticilerinin ve bu arada Milliyet’in ‘Baba Beni Okula Gönder’ kampanyasının koordinatörü Tijen Mergen’in gözaltına alınması basının çok geniş bir yelpazesinde büyük tepkilere yol açtı. Bu arada genelde hükümete destek veren muhafazakâr basında çok sayıda köşe yazarının 12’nci dalgaya dönük oldukça ağır eleştiriler yöneltmeleri dikkat çekti. Bu arada Ergenekon soruşturmasına kuvvetli bir destek veren Taraf gazetesinin bazı yazarları da 12’nci dalgaya çok açık eleştiriler yönelttiler.
Köktendinci çizgideki Vakit gazetesi ise Prof. Saylan’a açıkça saldırdı, hatta kendisini şeytan olarak gösteren bir çizime de yer verdi. Ancak muhafazakâr basındaki bazı köşelerden Vakit gazetesine yöneltilen eleştiriler bu bakımdan çok anlamlıydı. İşte Türk basınının 12’nci dalgaya bakışını yansıtan ilginç bir seçki:http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/18/fft16_mf223306.Jpeg
NİHAL BENGİSU KARACA/HABERTÜRK
‘YUH ARTIK’ DUYGUSU YARATTI
Türkan Saylan’ın Ergenekon zanlılarından biri haline gelmesi pek çok kişide “yuh artık” duygusu yarattı. Ergenekon süreci “günah keçisi” izlenimi doğuracak işlemlerden kaçınmalı. Çünkü bu, Türkiye’nin asit kuyularıyla, günlüklerle, kayıtlarla, anti demokratik tutumlar ve darbe heveslileriyle giriştiği yüzleşmeyi gölgeliyor.
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/18/fft16_mf223305.Jpeg
AHMET TAŞGETİREN/BUGÜN
ERGENEKON VE İNSANİ BOYUT İnsani boyut devreye girdikçe, Ergenekon davasının zorlanacağı bir gerçek. Bir darbe girişiminin neresinde bulunmuş olursa olsun, çok yaşlı bir insan, çok hasta bir insanın yaşayacağı zorluklar, kamuoyunda duyguları hareketlendirir. Haberal da, kişiliğinin, tartışmalı boyutları dışında, bir boyutu ile, insanlara sağlık taşıyan bir sima görünümündedir. Bunların, Ergenekon davasına yönelik tepkiyi sosyalleştirmesi ihtimali büyüktür.
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/18/fft16_mf223303.Jpeg
KÜRŞAT BUMİN/YENİ ŞAFAK
BUNUN ADI CADI KAZANI
Kimi ağır suç teşkil eden son derece ağır “iddialar” sıralanmış ve sıra “şüpheli” konumunda olanların “masum olduklarını ispat etmesi”ne gelmiştir. Bunun adının “Cadı Kazanı” olduğu muhakkak. Ve bu “Kazan” kaynadığı müddetçe herkesin “aksi ispat edilmedikçe hiç kimse masum değildir” ilkesi doğrultusunda sıraya girmesi gerektiği de muhakkaktır. “Makul” olup olmadıklarına dikkat edilmeyen “şüpheler”le insanların evlerinin aranması ve gözaltına alınmaları “aksi ispat edilmedikçe hiç kimse masum değildir” şeklindeki tehlikeli “karine”nin önünün açıldığının işareti değil midir?
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/18/fft16_mf223302.Jpeg
NAZLI ILICAK/SABAH
FİL ZÜCCACİYECİ DÜKKÂNINA GİRDİ
Türkan Saylan Hoca, “çağdaş kadınların “ gözünde bir semboldür ve evinin aranması, filin züccaciye dükkânına girmesi gibi bir sonuç yaratmıştır. Ergenekon davasını karalamak, gölgelemek isteyenlerin de eline koz vermiştir. Kanaatime göre, böyle önemli bir davanın başarıya ulaşabilmesi için, arkasında kamuoyu desteğinin bulunması gerekir; özellikle toplum ikiye bölünmüşse, bir kısım vatandaş “ABD’de Mc Carthy dönemini andıran uygulamalardan” söz ediyorsa, işler daha da zorlaşır. Psikolojik yön ihmal edilmemeli.
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/18/fft16_mf223301.Jpeg
ALİ ATIF BİR/BUGÜN
ERGENEKON’LA İLGİLİ İNANÇSIZLIĞA KAPILDIM
Tijen Mergen’in gözaltına alındığını öğrendiğimde Ergenekon davasıyla ilgili her türlü yargımı gözden geçirmek zorunda kaldım. Tijen Mergen’i tanıyan herkes de sanırım böyle bir davada en son gözaltına alınacak kişi olduğunu tahmin eder ve benim gibi Ergenekon’la ilgili ciddi bir inançsızlığa kapılır. Suçsuz olduğuna çok emin olduğum birinin “tutuklanmaması” biraz yüreğime su serptiyse de, Tijen’in son üç günde yaşadığı gözaltı işkencesinin hesabını kimin vereceğini düşünmeden edemiyorum...
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/18/fft16_mf223300.Jpeg
MURAT BELGE/TARAF
TEDİRGİNLİK DUYDUM
Peşin peşin söyleyeyim: Türkân Saylan’ın evinde arama yapılması olgusunu anlayamadım ve bundan tedirginlik duydum. Bu Türkân Hanım’ın bilinen rahatsızlığından ötürü duyduğum, biraz “duygusal”lığa da yorulabilecek bir tedirginlik değil. Türkân Saylan sayılan, ama daha çok sevilen bir insandır ve sevilmeyi hak eden bir insandır. Bundan öte, “şeriata da darbeye de karşıyım” demiştir. Bu nedenlerle bu ev aramasını doğrusu hoş karşılamadım.
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/18/fft16_mf223299.Jpeg
OYA BAYDAR/TARAF
ADALETE, VİCDANA AYKIRI
Sembol adı Profesör Türkân Saylan olan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne yapılan baskının hukuka, adalete, vicdana aykırı olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden, siyasal ve ideolojik olarak çok uzağında durduğum ÇYDD’nin yanında, sindirme çabalarına ve haksızlığa karşı saf tutuyorum. Öte yandan, kimler tarafından kışkırtıldığı, hangi çomakların ne yolla sokulduğu kuşkulu bu talihsiz adımla; baştan beri önemine inandığım, arkasında durduğum, bu ülkeye konmuş vesayet ve darbe ambargosuna karşı umut olarak gördüğüm Ergenekon davasının bulandırıldığını, sulandırıldığını, inandırıcılığının zedelendiğini hissediyorum.
Ergenekon’un onikinci dalgasının ÇYDD’ye, Baba Beni Okula Gönder kampanyasına kadar uzatılmasını ve bu işin züccaciye dükkânına girmiş fil hoyratlığıyla yapılmasını kimler ister diye soruyorum önce...
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/18/fft16_mf223298.Jpeg
SERDAR TURGUT/AKŞAM
POLİSİ KONTROL EDEN OTORİTE KİM?
Özellikle Türkan Saylan gibi sayılan, sevilen, üstelik kanserle mücadele ettiği için sempati de toplamakta olan bir insanın evinin aranması Ergenekon soruşturmasının meşruiyetine darbe vurmuştur. Hukuk adamlarının, yaptıkları işlerin sadece kitabına uygun olmasını değil, meşruiyeti de düşünmeleri gerekiyor. Dün gözaltına alınan isimleri görünce ben de Ergenekon soruşturmasının siyasi otoritenin kontrolünden tamamen çıktığı ve polisi kontrol edebilen otoritenin eline geçtiği izlenimini yarattı.
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/18/fft16_mf223297.Jpeg
AYŞE BÖHÜRLER/YENİ ŞAFAK
VİCDANIM RAHATSIZ OLDU
Türkan Saylan’ın evinde yapılan arama benim vicdanımı rahatsız etmiştir. Ayrıca Ergenekon’da adı ölüm makinesi olarak geçenlerle birlikte isminin anılmasından da vicdanım rahatsız olmuştur.
Kendim için istediğim hakları herkes için istemek benim için ilkesel olarak önemli bir duruşu temsil eder. Bu mantık ile nasıl çağdaş yaşamcıların başörtülü bir kıza tepkisine karşı çıktıysam, Türkan Saylan ile ilgi Vakit gazetesinin yayınını da aynı şekilde, tepki ile karşılıyorum.
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/18/fft16_mf223296.Jpeg
HINCAL ULUÇ/SABAH
KORKU VE DEHŞETİ AŞTI
AKP’nin adının karıştığı Deniz Feneri davası aylardır unutulurken, Ergenekon’un artık korku ve dehşeti de aşıp, acı da olsa güldürmeye başlayan dalgalarının artması ve sıklaşması, medyadaki tarafsız, demokrat ve liberal yorumcuları ilk kez “Bu kadarı da olmaz” da birleştirdi. Fanatik şeriat ve cemaat sözcüleri dışında AKP’yi destekleyen kalmadı. Bir Ergenekon Dalgası daha, AKP sahillerinde Tsunami etkisi yapar. Koca iktidar partisinde bunu görecek, anlayacak bir tek sözü geçer kişi yok mu? Bir cesur? Bir yürekli?
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/18/fft16_mf223295.Jpeg
FEHMİ KORU/YENİ ŞAFAK
SAVCILARDA GÖZ BOZUKLUĞU MU?
Üç-beş gündür yazılan-çizilenlere göz atıyorlarsa, Ergenekon konusuna titizlikle yaklaşan herkes gibi savcılar da, “Bir yanlışlık yaptık, ama nerede?” diye kendi kendilerine soruyorlardır. ‘Ergenekon’ gibi zor bir davayı, eriyip muma dönmüş bir kadının görüntüsüyle özdeş hale getirmek hangi aklın işidir? Benzer bir durum, Milliyet’in yürüttüğü ve resmi çevrelerden de destek gören ‘Baba Beni Okula Gönder’ kampanyası için de söz konusudur. Savcıların yerinde ben olsam “Bu iki ismi listeye kim ekledi?” sorusunu ciddi biçimde sorardım. Cevap “Ben” veya “Biz” olursa, o takdirde ciddi bir göz bozukluğu kuşkusuna düşerdim.
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/18/fft16_mf223294.Jpeg
GÜLAY GÖKTÜRK/BUGÜN
KARDELENLERE DOKUNMAYIN
İçlerinde bir kişi var ki, savcının elindeki delilleri bilmesek de bizim elimizdeki deliller onun herhangi bir darbe komplosu içinde olamayacağına inanmamız için yeterli... Türkan Saylan’dan söz ediyorum. Son gelişmelerin asıl vahim yanı, bu vesile ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Kardelen Projesi ile ilgili olarak yürütülen karalama kampanyaları, yıpratma çabaları... Bu kampanyayı tamamen etik dışı buluyorum. Bel altı saldırıları yapılıyor... Kardelen’den burs alan kimi genç kızlar DTP’de çalışıyorsa bundan Çağdaş Yaşam’cılara ne? Sivil toplum kuruluşları bir biçimde bağlantı kurdukları, yardım ettikleri kişilerin hayatlarına ipotek mi koyacaklar?
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/18/fft16_mf223293.Jpeg
TOKTAMIŞ ATEŞ/BUGÜN
12 EYLÜL’DE GÖRMÜŞTÜK
12 Eylül sonrasında, buna benzer uygulamalar görmüştük. Kimi arkadaşlarımız; ciddi bir suçlama olmaksızın tutuklanıyor ve inanılmaz biçimde, fiziksel işkence görüyorlardı. Kimi arkadaşlarımız, açlığa mahkûm edilmek isteniyordu. Fakat, “Bu yaşananlar, faşist bir cuntanın eseri. Yarın öbür gün, demokrasiye geri döneriz”, diye düşünüyor ve katlanıyorduk. Bugün ise; şöyle, ya da böyle, bir demokraside yaşıyoruz. Şimdi, bu değerli insanın evinin aranması; inanın, içimi çok acıttı. Hocamız pek kırılmaz ama; umarım bunu yapanlar, kendilerini affettirecek bir şey bulurlar...
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/04/18/fft16_mf223292.Jpeg
ŞAHİN ALPAY/ZAMAN
VİCDAN RAHATSIZ OLUYOR
Bu davanın, iktidarın muhalefeti susturma aracı olduğunu iddia eden Ergenekon muhiplerinin elindeki en büyük koz, bu şikâyetlerin yayılması ve haklılık kazanması. Hukuk devletinin bütün gereklerine uyulması gibi, suçları ne olursa olsun, seksen yaşını aşmış bir köşe yazarının sabah karanlığında gözaltına alınması ya da kanser tedavisi gören bir hanım profesörün bütün evrakına el konulması gibi kamu vicdanını rahatsız eden ve kuşku uyandıran uygulamalardan kaçınılması da şart. Bu uygulamalar da davayı “sulandırma” gayretlerinin ekmeğine yağ sürüyor.

flu
12-05-2009, 13:04
http://i.milliyet.com.tr/MansetSol378_495/2009/05/12/fft1_mf240423.Jpeg
3 eski komutan ifade verecek


Ergenekon davası kapsamında ifadesi alınacak isimlerin "Darbe Günlükleri"ni yazdığı iddia edilen Özden Örnek, Aytaç Yalman ve İbrahim Fırtına olduğu açıklandı.

flu
21-06-2009, 13:56
http://i.milliyet.com.tr/MansetSol378_495/2009/06/21/fft1_mf291241.Jpeg

Tolon’u tahliye eden hâkim davadan çekildi

ESRA ALUS İstanbul







Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un tahliyesinde “imzası olan” İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi Nejat Ede’nin, Ergenekon soruşturması evraklarına bakmaktan çekildiği öğrenildi

Nöbetçi İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi Ede tarafından Tolon’un serbest bırakılması üzerine Cumhuriyet Savcısı’nın itirazını değerlendiren aynı mahkemenin kararında “önemli hukuki değerlendirmeler” yapılmıştı. Hâkim Ede’nin bulunmadığı heyet, Tolon’un salıverilme gerekçesinin “delil yetersizliğinden”, “yaşı ve sağlık durumuna dönüştürüldüğü”nü belirterek, “nöbetçi hâkimin emsal oluşturacak bir karar vermesinin objektif hukuk kurallarına uygun olmadığına” hükmetmişti.
Bazı basın organlarında Ede’yle ilgili olarak “Mehmet Haberal’ı da tahliye edecek mi?” başlıklı haberler yer alırken, Şener Eruygur’un eşi Mukaddes Eruygur’un ise “12 ve 14. Ağır Ceza Mahkemesi bizden” dediği öne sürülmüştü.

Heyhat
24-07-2009, 14:13
http://img216.imageshack.us/img216/5821/yasarkemal.jpg

Türk edebiyatının dünyadaki en tanınmış ve saygın isimlerinden Yaşar Kemal, Kürt sorunu konusunda, “Çözüm açık, akil adam filan gerekmiyor” diyor.


Büyük romancı Yaşar Kemal, Kürt sorunu için herkese seslendi: Çözüm, temel insan haklarını tanımaktadır

*Türkler de Kürtler de ayrılmayı hiçbir zaman istememişlerdir. Onları birbirinden hiçbir güç ayıramaz.

*80 yıl, bu adamlar niçin bunca yıllar dağlarda diye düşünmedik. Vatandaşlık ödevlerini bekledik de, eğitim, sağlık, yatırım, devletin vatandaşlarına vereceği hizmetleri vermedik. İnsan olarak, vatandaş olarak haklarını vermek akıllara gelmedi.

*Kürtler dilleri ve kültürleri için direniyorlar. Yönetim, kültürünüze ve dilinize özgürlük verirsek, siz bağımsızlık da istersiniz, diyor. Ve yıllardır inanılmaz kirlilikte, kötülükte, anlamsız bir savaş sürüp gidiyor.

*Çözümün ne olduğunu herkes biliyor: Uygar dünyanın vazgeçilmez olarak kabul ettiği insan haklarının tanınması. Azar azar, korka korka değil gerçek bir çağdaş demokrasinin gerekleri olarak tanınması...

*Bu ‘akil adamlar’ konusu çok tartışılır oldu. Çözümün özü bu kadar açık seçikken akil adam, arabulucu filan gerekmiyor

SiNaN32
24-07-2009, 14:21
"*80 yıl, bu adamlar niçin bunca yıllar dağlarda diye düşünmedik. Vatandaşlık ödevlerini bekledik de, eğitim, sağlık, yatırım, devletin vatandaşlarına vereceği hizmetleri vermedik. İnsan olarak, vatandaş olarak haklarını vermek akıllara gelmedi. "


Evet büyük usta haklı.

Yaşar Kemal'in dediği gibi aslında herkes çözümün ne olduğunu biliyor.

Fakat,savaştan nemalanan "harp baronları" israrla çözümsüzlüğün çözümünde dayatıyorlar.

Tarihin tekerleği hiç tersine dönmedi ki.

Yine sular akacak ve yatağını bulacak.

Teşekkürler sevgili Serginho...

SiNaN32
03-11-2009, 08:28
http://img134.imageshack.us/img134/6251/37065950.jpg

KIRMIZI BİBEr: Portakalda bulunan C vitamininin 2 katını içerir. C vitamini gribin etkisini yüzde 80 oranında azaltabilecek kadar güçlü bir silahtır.

SiNaN32
03-11-2009, 08:30
http://img140.imageshack.us/img140/1439/62933321.jpg

YOĞURT: İçinde bağırsaklarda mikroplarla savaşan yararlı bakteriler olan prebiyotik bulunur. Böylece grip virüsü vücutta barınamaz.

SiNaN32
03-11-2009, 08:32
http://img692.imageshack.us/img692/8601/56371136.jpg

YEŞİL ÇAY: Bağışıklığı güçlendiren “epigallocatechin gallate” isimli kimyasalı içerir. Günde 3 fincan tavsiye ediliyor.

SiNaN32
03-11-2009, 08:34
http://img140.imageshack.us/img140/8308/15158987.jpg


ABD’li bilim adamları günde 2 tane 200mg’lık ginseng kökü kapsulü alan insanlarda grip riskinin yüzde 31 azaldığını belirledi. Bağışıklığı harekete geçiriyor.

SiNaN32
03-11-2009, 08:36
http://img691.imageshack.us/img691/2788/42829940.jpg


Hastalıklarla savaşan antioksidan E vitamini bakımından zengin. Gripten korunmak için her gün bir ara öğün olarak 24 tane badem yemeye çalışın.

SiNaN32
03-11-2009, 08:39
http://img682.imageshack.us/img682/4955/13890491.jpg


Tatlı patatesteki “beta carote ”, gribe karşı koruma özelliğini verir. Vücutta A vitaminine çevriliyor ve grip tedavisinde önemli rol bir oynuyor.

SiNaN32
03-11-2009, 08:41
http://img81.imageshack.us/img81/1608/99412623.jpg


TAVUK SUYUNA ÇORBA: Vücutta mukus üretimini artırarak gribin boğaz ağrısı ve öksürük gibi etkilerini yatıştırmaya yardımcı olur.

SiNaN32
03-11-2009, 08:44
http://img689.imageshack.us/img689/6595/82258302.jpg


Sarımsaktaki sülfür maddesi grip sezonunda bu hastalığa yakalanma riskini 2.5 kat azaltıyor ve virüsü öldürme özelliği de bulunuyor. Taze sarımsak daha etkili.

SiNaN32
03-11-2009, 08:45
http://img691.imageshack.us/img691/2290/94975418.jpg


ZENCEFİL: İçeriğinde doğal olarak bulunan “gingerol” maddesi, her türlü enfeksiyonu uzakta tutmaya yardımcı. Zencefil çayını tercih edebilirsiniz.

SiNaN32
03-11-2009, 08:47
http://img692.imageshack.us/img692/9445/54250594.jpg

CEVİZ: Antioksidan selenyum soğuk algınlığı, grip ve kansere karşı koruma sağlar. İçindeki selenyum oranı diğer tüm gıdalardan 10 kat oranında daha fazladır

SiNaN32
03-11-2009, 08:49
http://img691.imageshack.us/img691/9067/79838293.jpg



TURUNÇGİLLER: Önemli bir C vitamini kaynağıdır. Özellikle sigara kullanıyorsanız gribe yakalanma riski daha yüksek olduğu için bol bol C vitamini almanız gerekiyor.

SiNaN32
03-11-2009, 08:51
http://img134.imageshack.us/img134/1561/22275243.jpg


bAL: Doğal olarak antibakteriyel özelliklere sahiptir. Çaya ya da yoğurda katarak tüketirseniz etkisi daha da güçlü olur.

SiNaN32
03-11-2009, 08:53
http://img691.imageshack.us/img691/9994/37852632.jpg


YEŞİL YAPRAKLI SEBZELER: Ispanak ve lahana gibi koyu yeşil renkli yaprağa sahip sebzeler, bağışıklık sistemini gribe karşı güçlendiren D vitamini bakımından zengindir.

SiNaN32
03-11-2009, 08:54
http://img140.imageshack.us/img140/7080/66285037.jpg


MANTAR: Beta-glucan isimli gribe karşı koruyan bir madde içerir. Bağışıklığın grip virüsünü tanımasını ve onu yok etmek için harekete geçmesini sağlar.

SiNaN32
03-11-2009, 08:56
http://img692.imageshack.us/img692/7282/41922700.jpg


YULAF: Lif, E ve B vitamini ayrıca bağışıklık sistemini güçlendiren mineraller ve beta-glucan’lar bakımdan zengindir.

SiNaN32
03-11-2009, 09:00
http://img689.imageshack.us/img689/9695/87384183.jpg


ELMA: Bilim adamları, düzenli olarak elma yiyen insanların gribe yakalanma riskinin azaldığını ortaya koydu. Günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 25’ini karşılar

SiNaN32
03-11-2009, 09:02
http://img40.imageshack.us/img40/5288/54666075.jpg


KIRMIZI ET: Bağışıklık sistemini harekete geçirmek için kırmızı et tüketmek gerekiyor. Yetişkinlerin günde ortalama 40-60 gram et tüketmesi tavsiye ediliyor.

SiNaN32
03-11-2009, 09:06
http://img689.imageshack.us/img689/8029/73660910.jpg

BALIK: Omega 3 tüketimini artırarak grip ve benzeri enfeksiyonları uzakta tutabilirsiniz. Haftada 2 porsiyon balık tüketilmeli.

SiNaN32
03-11-2009, 09:08
http://img134.imageshack.us/img134/5256/23341539.jpg


SOĞAN: Doğal antibiyotikler içerir. Bunun yanında gribe karşı bağışıklık sistemini güçlendiren “quercetin” isimli bir madde de bulundurur.

SongüL
12-12-2009, 14:02
Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan DTP'nin Merkez Yürütme Kurulu gelişmeleri değerlendirmek üzere toplandı. Genel Merkez'de gerçekleşen toplantıya Merkez Yürütme Kurulu üyelerinin yanı sıra milletvekilleri de katıldı.
Toplantı sonrasında milletvekilliği düşürülen Ahmet Türk, Kurul'da alınan kararları ve izlenecek yol haritasını açıkladı. Türk, DTP Grubu'nun TBMM'den çekildiğini ve artık çalışmalara katılmayacaklarını söyledi.
İşte Ahmet Türk'ün açıklamaları:
"Değerli basın mensupları, bugün belki de son kez sizinle beraberiz. 2.5 yıldır birlikte çalışmalar yaptık. Düşüncelerimizi sizlerin vasıtasıyla halkımıza yansıtmaya çalıştık. Bugün son basın toplantım. Bildiğiniz gibi evvelki gün Bursa'da 19 maden işçimizi kaybettik. Tanrıdan yaşamlarını yitiren işçilerimize rahmet diliyorum. Acılı ailelerine başsağlığı diliyorum. Bu ülkede işçiler gerçekten sahipsiz kaldı. Sorunlarıyla kimse ilgilenmedi.
Türkiye önemli bir sürecin içindedir. Biz parlamentoya geldiğimniz günden beri hep barışı savunduk. Dedelerimiz, Ortadoğu halkı her zaman bir deyim kullanır: Kan kanla, şiddet şiddetle, silah silahla temizlenmez. Akan kanı durdurmamız için barışı esas almamız lazıum. DTP yaşanan acıları yüreğinde hissetti ve son bulması için çaba gösterdi. Halkları kucaklaştırmaya yönelik çok cidd çabalar sarfettik. Ama bugün bakıyoruz ki; barışı isteyenler terörist ilan ediliyor.
Ben özellikle bu karardan sonra kendimizi savunmak için konuşmuyorum. Biz bugüne kadar yaptığımız tüm konuşmalarda silah hak arama yöntemi olmaktan çıkmalıdır dedik. Bir tek konuşmamızda bu iş şiddetle çözülür sözünü bulamazsınız.
Ancak bütün bunlar ortadayken Anayasa Mahkemesi'nin statükoyu, resmi ideolojiyi savunan siyasi bir kararla ortaya çıkması, halkların barışa ve demokrasiye olan inancına darbe vurmuştur. Bu hukuki değil, siyasi bir karardır.
Tabii ki demokratik siyaset devam edecek. Biz siyasetin yüceliğine inandığımız için, parlamentoyu çözüm yeri olarak gördüğümüz için bugüne kadar siyaset yaptık. Ama Türkiye halkının da bazı şeyleri görmesi lazım. Ergenekon terör örgütünün avukatıyım diyenlere bu ülkede başsavcı dava açmıyor. Türk halkının öfkesini görecekler diyenler, kışkırtasnlar hakkında, MHP hakkında savcı dava açmıyor. Ama barış isteyen, demokrasinin Türkiye'ye yerleşmesi için çaba gösterenler bugün bu ülkede bölücü ilan eden bir mantıkla karşılaşıyorlar.
Demokratik siyasetin öenmini görüyoruz, biliyoruz. Mantıklar ne kadar inkarcı ve ötekileştirici olursa olsun bu ülke mutlaka bir gün barışını sağlayacaktır. Elbette ki bu mücadeleyi sürdürürken Türkiye'de demokrasi için bedel ödemeye hazır olanlar, Türkiye yurttaşları olarak bu yanlış, ,nkarcı zihniyete birlikte dur diyecektir. Her dönemde daha acı bir durumla karşı karşıyayız. Türkiye'de demokrasiyi savunanalar ortak bir mücadele alanında buluşmalıdır. Bu sorumlulukla karşı karşıyadır.
Biz bu günü kurtuluşun yolu, aklın manıtığın orataya çıkacağı gün olarak görüyoruz. Diyaloğun olmadığı, sorunların tartışılmasına tahammül etmeyen bir parlamento var Türkiye'de. Yazıktır. Türk'e yazıktır, Kürt'e yazıktıe. Geli,n bu mantıktan kurtulalım. Yapmayın diyoruz. Bütün bu politikalara rağmen buardan çağrı yapıyorum. Bu sorunları görmezden gelemezsiniz. Tarih sizi yargılar. Türkiye'yi daha fazla kaosa, çatışmaya götürmeyin. Bu halkların taleplerini anlayın ve içselleştirin.
Biz bin yıl bu ülkede beraber yaşadık. Ama yanlış politikalar insanları ötekileştirmiiş. Bunu artık görün ve tedbirlerini alın.
Biz bu mahkeme kararını hukuki görmüyoruz. Siyasi bir karardır. Düne kadar 'Biz halkın iradesiyle geldik' diyen, Anayasa Mahkemesi'ni en sert şekilde eleştiren AKP, DTP'nin kapatılması sürecinde suskun kaldı. Partinin kapatılmasından rant sağlayacağını sandı ve demokrasiyi katletti.
Demokratik siyaseti öenmsiyoruz ama bu konuda kararlıyız. Grubumuz fiili olarak bugünden itibaren parlamentodan çekilmiştir. Çalışmalara katılmayacaktır.



Kaynak: HaberTürk

SiNaN32
12-12-2009, 15:31
http://img339.imageshack.us/img339/2530/87426702.jpg

SiNaN32
12-12-2009, 15:32
http://img209.imageshack.us/img209/8259/30268267.jpg

SiNaN32
12-12-2009, 15:34
http://img215.imageshack.us/img215/1919/91368460.jpg

SiNaN32
12-12-2009, 15:35
http://img135.imageshack.us/img135/5317/59991837.jpg

SiNaN32
12-12-2009, 15:36
http://img209.imageshack.us/img209/7706/21189590.jpg

SiNaN32
12-12-2009, 15:37
http://img135.imageshack.us/img135/173/46332527.jpg

SiNaN32
12-12-2009, 15:38
http://img135.imageshack.us/img135/2337/87179718.jpg

SiNaN32
12-12-2009, 15:39
http://img209.imageshack.us/img209/818/48638911.jpg

SiNaN32
12-12-2009, 15:40
http://img267.imageshack.us/img267/8876/91984361.jpg

SongüL
14-12-2009, 14:50
DTP Diyarbakır'da toplanıyor

ANAYASA Mahkemesi’nce kapatılan DTP’nin milletvekilleri bugün “fiili”
olarak sine-imillete dönecek. Siyasi yasak getirilen Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk dahil olmak üzere tümmilletvekilleri ve partinin tümyetkili organları bugün Diyarbakır’da gövde gösterisi yapacak. Başkanlığını eski DEP’li Hatip Dicle’nin yaptığı Demokratik Toplum Kongresi’nin Danışma Kurulu Meclisi’ne
DTP’nin tüm milletvekilleri MYK ve PM üyeleri katılacak. Partinin yol haritası netleştirilecek. “Sine-imillet” kararı alınmasına karşın, belli bir süre Meclis’ten
ayrı kalarak yeni bir partiyle daha güçlü dönme eğilimi güçlendi. DTP'den dün yapılan açıklamada, partinin kapatılması ve tek bir vekilin bile vekilliğinin düşürülmesi durumunda Meclis grubunun tümünün istifa edeceği ve sine-i millete dönüleceği kararı hatırlatılarak, “Bu kararla ilgili her hangi bir değişiklik ve yeni değerlendirme de söz konusu değildir” denildi.
‘TARTIŞMALAR BİZİM DIŞIMIZDA’
Açıklamada şu görüşlere yer verildi: “Meclis’te grup kuracağımıza dair spekülatif haberler yapılmaktadır. Bu ve benzeri tartışmalar partimizin gündeminde değildir. Grubumuz fiilenMeclis’ten çekilmiştir ve 14 Aralık’ta Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk başta olmak üzere tüm milletvekillerimiz Diyarbakır’a giderek alınan sine-imillet kararını fiili olarak yerine getireceklerdir.” Genel Merkez’de dün partililerle durum değerlendirmesi yapan Türk de, “Benim milletvekilliğim düşürüldüğü için arkadaşlarım kararlarını verir. Karar ortaktır” açıklaması yaptı. Emine Ayna ise istifa dilekçelerini hazırladıklarını belirterek “Bu karardan dönmüş değiliz. Siyasetten hiçbir zaman çekilmeyiz” diye konuştu.
AİHM’E BAŞVURULACAK
Kapatma kararının ardından parti hukukçuları AİHM’e gitmeye hazırlanıyor.
Parti GenelMerkezi’nde bu konudaki görüşleri sorulan Ahmet Türk, “Gerekçeli karar, Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra AİHM’e başvuruyla ilgili gereken çalışmalar yapılacak” diye konuştu.



HaberTürk

ege
16-12-2009, 12:48
16.12.2009
http://www.dostyakasi.com/c/i/sp.gif

19 işçiye mezar olan maden ocağı ile ilgili raporda "Maden denilen yer aslında çukurdan farksızdı" denildi

Bursa'daki maden ocağında, göçüğün ardından yapılan denetim 19 kişinin neredeyse 'göz göre göre' öldüğünü ortaya çıkardı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın oluşturduğu inceleme ekibi, Bükköy maden ocağında meydana gelen ve 19 işçinin ölümüyle sonuçlanan göçükle ilgili rapor hazırladı. 7 ana başlıkta toplanan raporda, her bir madde ihmaller zincirinin bir halkasını oluşturdu.
http://i.sabah.com.tr/2009/12/16/Haber/853694293750.jpg


İHMALLER ZİNCİRİ
Maden İşleri Genel Müdürlüğü, MTA Genel Müdürlüğü, Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Türkiye Taşkömürü Kurumu elemanlarından oluşan 14 kişilik ekibin hazırladığı raporda 7 tespit şöyle sıralandı:
1- Aydınlatma teçhizatı antigrizulu değil: Kömür madenlerinde metan gazının yoğun olarak birikmesi nedeniyle patlama riski yüksek. Özel yalıtımlı olması gereken elektrik tesisatı evlerde kullanılan sıradan tesisat gibi.
2- Nefeslikleri birbirine bağlayan galeri yok: Galerileri arasında bağlantı bulunmayan bir ocağın çalışması mümkün değil. Maden denilen yer aslında çukurdan farksızdı.
3- Havalandırma yetersiz: Bir ocağı sağlıklı havalandırabilmek için en az 2 giriş ve çıkış olmalı. Ancak burada 1 tane var.
4- Ekipmanlar antigrizulu değil: İlk maddede olduğu gibi biriken metan gazının patlamaması için elektrikli aletlerin özel yalıtımlı olması gerekiyordu.
5- Tahkimat direkleri kırık: Uzun ömürlü olmayan çam direkler sürekli kontrol edilip değiştirilmeliydi. Bu yapılmamış.
6- Tavan çökmüş: Patlamanın şiddetiyle tavanın çökmesi çok normal.
7- Gaz ölçümleri gerekli biçimde yapılmamış: Patlamanın nedeni ölçüm yapılmadan kullanılan dinamit. Her vardiya başında ve sonunda ocaktaki gaz ölçülür. Ancak bu ocakta gaz ölçümü yapılmamış.

11 BİN LİRA YARDIM
Göçükte hayatını kaybeden işçilerin yakınlarına, Başbakanlık ve Bursa Valiliğince verilecek yardımlar için hesap cüzdanları dağıtıldı ve emeklilik işlemleri tamamlandı. Mustafakemalpaşa Kaymakamı Kazım Karabulut, AK Parti Bursa Milletvekili Ali Koyuncu ve Belediye Başkanı Sadi Kurtulan, göçükte ölen işçilerin yakınlarına 11 bin liralık yardım paralarının yatırıldığı banka cüzdanlarını teslim etti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'ün, ölen işçilerin aileleri ve çocuklarıyla ilgili bilgi istediğini ifade eden Kaymakam Karabulut, kendilerinin de gereken bilgiyi toplayarak, ilettiklerini bildirdi. Öte yandan ocağın sahibi Nurullah Ercan hakkında arama veya yakalama kararı olmadığı öğrenildi.

http://www.dostyakasi.com/c/i/sp.gif

ege
16-12-2009, 12:58
Gülcan DEMİRCİ
16.12.2009
http://www.dostyakasi.com/c/i/sp.gif

1981'de açılan 1243 sanıklı davanın dünkü duruşmasında 39 sanık ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı

Yargıtay'ın 'eksik evrak' nedeniyle bozduğu 1243 sanıklı Dev- Sol ana davası yeniden görüldü; 39 sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Bunlardan 37'sinin cezası müebbete indirildi. 1981'de 1. Ordu Sıkıyönetim Mahkemesi'nde başlayan ve 10 yıl sonra Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilen Dev- Sol ana davasının dünkü duruşmasına 30 sanık ve avukatları katıldı. Duruşmada kararını açıklayan mahkeme heyeti, 39 sanığı önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme, daha sonra bu sanıkların cezalarını müebbet hapis cezasına indirdi.

ÇOĞU YATMIŞ
İki sanığa "örgüt adına taammüden adam öldürmek''ten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Heyet, 15 ay önce Hollanda'da ölen örgüt lideri Dursun Karataş hakkındaki davanın ölüm nedeniyle düşürülmesini de kararlaştırdı. Diğer 1203 sanık hakkındaki dava ise "ölüm'' ve "zaman aşımı'' gerekçeleriyle ortadan kaldırıldı. Sanık avukatları, müvekkillerinin cezaevinde kalacakları sürenin toplamda 8 yıl olacağını ve hüküm verilen bazı sanıkların bu sürenin üzerinde yattığını, bazılarının 8 yıl cezaevinde kaldığını, diğerlerinin de kalan süreyi cezaevinde geçireceklerini belirtti. Mahkemenin, bu nedenle sanıklar hakkında tutuklama kararı çıkarmadığı da kaydedildi.

DAVANIN GEÇMİŞİ
Dev- Sol ana davası 1981'de 1. Ordu Sıkıyönetim Mahkemesi'nde başladı. 10 yıl sonra Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilen davada Emrullah Çetin "idam'' cezasına, Dursun Karataş'ın da aralarında bulunduğu 45 sanık ise "ağırlaştırılmış'' müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Temyiz için Yargıtay'a gönderilen dava, dosyadaki eksik evrak nedeniyle 5 yıl önce bozuldu. Yeniden görülen davada mahkeme, 1243 sanığa "adam öldürme'', "adam öldürmeye teşebbüs'', "silahlı gasp'', "pankart asma'', "afiş yapıştırma'', "patlayıcı atma'' ve "izinsiz gösteri yapma'' gibi 825 eylem suçu isnat edildiğini belirtti.

SongüL
16-12-2009, 14:14
2003 yılında zamanın başbakanı Abdullah Gül'ün Mısır ziyareti sonrasında Türkiye ile Arap Birliği arasında ilk resmi ilişkinin kurulduğunu da hatırlatan Davutoğlu, Türkiye'de de Arap Birliği'ne bakan yönüyle ciddi bir bakış açısı değişmesi olduğunu kaydetti. Türk-Arap Forumu'nun ikinci toplantısına katılmak üzere Suriye'nin başkenti Şam'a giden Davutoğlu, Zaman ve Akşam gazetelerine verdiği özel demeçte 2010 Haziran'ındaki üçüncü forum toplantısının Türkiye'de yapılacağını ve katılımın işadamları, gazeteciler, entelektüeller ve sivil toplum örgütlerini kapsayacak şekilde genişletileceğini kaydetti. Davutoğlu, Türkiye'nin halihazırda Irak, Suriye, Libya ve Ürdün ile yürütmekte olduğu Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği mekanizmasının yaygınlaştırılacağını ve ilk teklifin dün itibarıyla Mısır'da yapılacağını da söyledi.
Özel gündemi güvenlik işbirliği olan İkinci Türk-Arap Forumu'nun açılışında bir konuşma yapan Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türkiye ve Arap Birliği'nin ortaklaşa olarak bölgedeki krizlerin önlenmesi, var olan krizlerin çözümlenmesi ve güven tesisi gibi alanlarda da ortak çalışma teklifinde bulundu. Davutoğlu konuşmasında iki devletli çözüm temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan egemen ve yaşayabilir bir Filistin Devleti'nin kurulmasının öneminin altını çizdi. Irak'taki parlamento seçimlerinin zamanında yapılabilmesinin Irak'ın huzur ve istikrarı için önemli olduğunu da kaydeden Davutoğlu, Arap ülkelerinden henüz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ofisi açmamış olanları ofis açmaya davet etti. Bakan Davutoğlu, Şam'daki temasları sırasında Arap Birliği dönem başkanı Suriye'nin Dışişleri Bakanı Velid Muallim ve Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa'yla da ikili görüşmelerde bulundu. Davutoğlu bu görüşmelerde Irak'ın durumu, Filistin'deki farklı tarafların uzlaştırılması ve Sudan'la alakalı kaygıların ve beklentilerin paylaşıldığını söyledi.


Zaman

SongüL
16-12-2009, 14:16
Dünyanın en büyük otel zincirlerinden Fransız Accor, Gaziantep'te ocak ayında iki otel birden açacak. 15 milyon Euro'ya mal olan, 92 odalı Novotel Gaziantep ve 177 odalı Ibis Gaziantep otelleri, iş amaçlı konaklamalara ev sahipliği yapmayı hedefliyor. Accor Türkiye Genel Müdürü Murat Kadaifçioğlu, "Üzerinde yoğunlaştığımız çalışma, ekonomisi gelişmiş şehirlerde, şehir otelleri Ibis ve Novotel markasını geliştirmek. Genellikle iş amaçlı seyahat edenlerin konaklamaları ve orta ve küçük ölçekli toplantılara ev sahipliği yapacak şekilde tasarlanan otellerimiz bu şehirlerde önemli eksikliği giderecek." dedi. Şirketin 90 ülkede 4 bin 200 oteli bulunuyor. Öte yandan Koç Holding'e bağlı Divan İstanbul Asia Oteli de dün hizmete girdi. Pendik'te arsa maliyeti hariç 125 milyon dolara mâl olan tesiste tesiste 231 oda, 8 süit, 1 başkanlık süiti ve 11 toplantı salonu bulunuyor.

SiNaN32
17-12-2009, 14:38
http://www.internethaber.com/images/news/111430.jpg
Canlı yayında Başbuğ kapışması



17 Aralık 2009 Perşembe



Canlı yayında İlker Başbuğ'un açıklamaları konuşuldu. Mehmet Altan askere çıkıştı, Tufan Türenç çok sinirlendi.

İlker Başbuğ'un konuşmasını değerlendiren Mehmet Altan ve Tufan Türenç canlı yayında atıştı.. Türenç Altan'a seslenirken 'yahu kardeşim' dedi, sunucuya da "siz herhalde dinci basını okumuyorsunuz" diye söylendi.

Altan "Türkiye’deki yazara çizere aydınlara kurumlara nerede nasıl yapılması gerektiğinin talimatını veren generallerle de bu işler yürümüyor" dedi.

Türenç ise TSK aleyhine iddiaları dillendiren Altan'a "Yahu kardeşim lütfen Mehmet Altan da biraz okusun. Şimdi orada konuşuyor. Böyle şöyle diye.." şeklinde konuştu.

Türenç ayrıca dinci gazetecilerin rezilane ve alçakca yayınlarla TSK'yı karaladığını iddia etti.

Genelkurmay Başkanı'nın açıklamaları sonrasında CNN Türk’te Deniz Bayramoğlu'nun hazırlayıp sunduğu Parametre programına konuk olan Star Gazetesi yazarı Mehmet Altan, Başbuğ’un açıklamalarına sert tepki gösterdi.
Genelkurmay Başkanı'nın canlı yayında siyasi konular üzeirine açıklama yapmasının yasalara aykırı olduğunu söyleyen Altan'ın yorumlarına ise CNNTürk yayınına telefonla bağlanan Hürriyet Gazetesi yazarı Tufan Türenç karşı çıktı. İşte sabah saatlerinde canlı yayında yaşanan o gerilim:

Deniz Bayramoğlu: İktisadı bir kenara bırakıp bu konuyu (Başbuğ’un konuşması) değerlendirmek gerekecek.
İçim açıldı aydınlandım

Mehmet Altan: Çok içim açıldı, aydınlandım. Nasıl bir yol izlememiz gerektiği, nere3de durmamız gerektiğini sabah sabah öğrendik. Genelkurmay Başkanı hukuktan ve demokrasiden yana olduğunu söyledi. Fakat 27 Nisan için hiçbir açıklama yapmadı. O zaman bir önemli makamdaydı. 27 Nisan muhtırasını yazan general bunu ben yazdım dedi. Bu polemiklerle hiçbir yere gidemiyoruz. Bu anlayışla da gidemiyoruz. İktisat konuşacağız ama bu tür generallerin sabah bilmem nerede konuşmalarının canlı yayınlandığı ülkelerde yeryüzüyle küreselleşmeyle entegrasyon da olmuyor. Türkiye’deki yazara çizere aydınlara kurumlara nerede nasıl yapılması gerektiğinin talimatını veren generallerle de bu işler yürümüyor.
Yürüse bugüne kadar yürürdü. Bu mantıkları değiştirip insanlara bir şekilde akıl vermek nasihat etmek yerine gerçek yeryüzü standartlarında ordu olmak lazım. Pusuda öldürülen 2 aylık çocukları oralara göndermemek lazım. Yani bu siyasi üsluplardan vazgeçip teknik yeryüzü standartlarında güvenebileceğimiz bir Türkiye, askeriye, kurum, ordu istiyoruz. Bu da fevkalade olması gereken eleştirilerdir. Eleştiri olmadan kurum çürür.


DB: Sayın Türenç Genelkurmay Başkanı’nın 2 noktadaki uyarıları dikkat çekiciydi. Bir tanesi açılım sürecine ilişkin Türk Silahlı Kuvvetlerinin rolü, daha önemlisi de Ergenekon davasıyla ilgili gizli tanık ifadeleri ve orduyu yıpratma çabalarından bahsetti. Nasıl değerlendirdiniz bu konuşmayı?
Dinci basın dediğimiz kesimde

Tufan Türenç: Belli ki bir rahatsızlık içinde Komutan.. Herhalde bu da onun çevresinden ve alt kademelerden gelen büyük bir rahatsızlık, huzursuzluk var. Ona karşı bir açıklama ihtiyacı duydu. Çok sürpriz bir açıklama bence. Biraz ani gerçekten çok erken bir saat seçilmiş. Niye böyle bir saat seçildi, niye böyle sürpriz bir açıklama yapıldı bilemiyorum. Önümüzdeki saatlerde ortaya çıkar. Ama şu bir gerçek ki özellikle dinci basın dediğimiz kesimde TSK’ya karşı gerçekten sistematik bir saldırı düzeyinde yayınlar var. Bu yayınları ben çok normal bulmuyorum. Tabiî ki TSK içinde bir çeteleşme varsa ki olması bana göre çok zordur. O hiyerarşik düzen içinde.. Varsa onlar tabiî ki ayıklanmalıdır. Onların üzerine gidilmelidir. Ama bunları TSK’yı rahatsız etmeden yapmakta fayda var çünkü TSK bu moral bozukluğu içinde terörle mücadelesinde de bir takım zaaflar içinde kalır.

DB: Örneğin pimi çekilmiş el bombası haberi, ya da terörle mücadelede deneyimsiz askerlerin kullanılmaya devam edilmesi meselesi.. Bu noktadan baktığımızda yöneltilen eleştirilerin hiçbirinin haklılık payı yok mu?
Siz herhalde dinci basını okumuyorsunuz

Vardır tabi.. O noktaların da çok büyük rahatsızlık yaratacağını zannetmiyorum. Yani burada komutanın değindiği sistematik olarak değindiği başka bir şey… Siz herhalde dinci basını okumuyorsunuz.. Orada o kadar hakaretani, kabul edilemez isyan edilebilir saldırılar var ki askeri rahatsız edenler onlar. Bir takım yanlış yapılmış şeylerin eleştirisini herkesin yapması lazım zaten. İftira düzeyine gelmiş yalan yanlış birçoğu da yalan çıktı biliyorsunuz. Zaten o iddianamelerden alınan çok garip aslı astarı olmayan bir takım saçma sapan iddialar. Bir orduyu bu kadar aşağılayarak hiçbir yere varamazsınız. Ordunun içinde bir takım yanlışlar varsa tabi onların üstüne gidilir ve gidiliyor da gidilmiyor değil. Bir sürü insanın sorgulaması oluyor, tutuklanıyor… Bu kurum bize lazım. İleride başımız derde girdiği zaman bu ülkeyi savunacak olan bu kurum. Bu kurumu siz darmaduman edersiniz. İftirayla yıpratır morallerini sıfır ederseniz. ondan sonra bu kurumun sizi savunması mümkün değil ki.

DB: Özellikle basının bir kesiminde özel hayatlar..
Yahu kardeşim lütfen Mehmet Altan da biraz okusun

TT: Yahu kardeşim lütfen Mehmet Altan da biraz okusun. Şimdi orada konuşuyor. Böyle şöyle diye.. Dediklerinin büyük bir bölümüne ben de katılıyorum. Haklıdır ama bu kadar da rezilane eleştiriler rezilane iftiralar yapılıyor ki bunu da kabul etmeye imkan yok. Komutanın da isyanı büyük oranda bana göre bundan. Kimsenin hakkı yok TSK’yı ya da bir başka devlet kurumunu bu şekilde aşağılamaya hakkı yok ki!

DB: TSK’nın bu konuda yapabileceği bir şey var mıdır?
Ben Ahmet’e de tavsiye ediyorum

TT: Karalama kampanyalarına karşı ne yapsın adam. O kadar aşağılık yapılıyor ki bu iş, hangi birine yetişsinler. Okumuyorsunuz herhalde siz. Ben Ahmet’e de tavsiye ediyorum şu dinci gazeteleri bir okusun.
27 Nisan’da nerdeydiniz, Şemdinli’de neredeydiniz?

MA: Çok keyifli bir konuşma yapmak için buraya geldim. Bir kez daha Türkiye’deki medya anlayışının demokrasi anlayışının ne düzeyde olduğunu gördüm anladım. Bir takım TSK gazetecileri var. Parlamento yıprandığı zaman ortaya çıkmıyorlar TSK konusu olunca hemen ortaya çıkıyorlar. Genelkurmay kendi kendisini yıpratıyor. Genelkurmay iktidarını bırakmak istemiyor. Hukuktan yanayız demokrasiden yanayı diyenler 27 Nisan’da nerdeydiniz, Şemdinli’de neredeydiniz?

SiNaN32
17-12-2009, 14:41
http://www.internethaber.com/images/news/111443.jpg
Müslümanlar iç savaşa çekilmeli



17 Aralık 2009 Perşembe



El Kaide ve Taliban'ın bunalttığı Amerika çıkış arıyor. The New York Times'ta yer alan makale çok tartışılacak.


11 Eylül sonrası ABD'nin İslam dünyasına bakışı sertleşti.. Radikal örütlerin hedefindeki ABD müslüman ülkeleri radikal örgütlere müsamaha göstermekle suçladı..

The New York Times'tan Thomas L. FrIedman imzalı makale çok konuşulacak. Makalede İslam dünyasının 19. yüzyılda ABD'nin yaşadığı iç savaşın benzerini yaşaması gerektiği belirtiliyor. İşte o makale:
Arap ve müslüman liderlere eleştiri

"Kendimizi kandırmayalım. Gerçek Afganistan’ın ABD’nin ulusal güvenliği için oluşturduğu tehdit ne olursa olsun, ‘sanal Afganistan’ son derece büyük bir tehdit. Sanal Afganistan, genç Müslümanlara ABD ve Batı’ya karşı cihatta ilham ve eğitim veren, onları saflarına katan yüzlerce cihatçı internet sitesinden oluşan bir ağ. Gerçek Afganistan’a ne kadar asker takviyesi yaparsak yapalım, fiilen Müslüman topraklarında ve sanal Afganistan’ın internet dünyasında şiddet yüklü cihatçılığı teşvik edenlere karşı Arap ve Müslüman liderlerce paralel bir takviye yapılmadıkça, kalıcı bir başarı şansı hiç yok. Geçen hafta kuzey Virginia’dan beş kişi Pakistan’da tutuklandı; Afganistan’daki ABD birliklerine karşı cihata katılmak için Pakistan’a gittiklerini söylediler. Önce Pakistan’daki iki aşırı-lıkçı örgütle, ağustos’ta e-posta yoluyla bağlantıyı kurmuşlardı. Washington Post’un pazar günkü haberinde şu ifadeler yer alıyordu: “Üst düzey yetkiliye göre, Facebook, YouTube ve giderek gelişmiş hale gelen internet topluluklarıyla birlikte internet üzerinden taraftar kazanma faaliyeti kat be kat arttı.”

Obama ekibi, Afganistan’daki koalisyonda kaç ‘müttefikimiz’ olduğundan bahsetmeyi pek seviyor. Kusura bakmayın ama, daha çok Taliban ve Kaide üyesi öldürmek için daha fazla NATO müttefikine ihtiyacımız yok. Onların aşırılıkçı fikirlerini öldürmek için daha fazla Arap ve Müslüman müttefike ihtiyacımız var.
İslam’ın benzer bir iç savaşa ihtiyacı var

İslam içindeki fikir savaşları ancak Araplar ve Müslümanlar tarafından verilebilir. 19. asrın ortasında Amerika’da iç savaş yaşadık, çünkü ten renklerinden dolayı insanları köleleştirebileceğinize inananlar vardı. Bu fikirleri yendik ve bunu öyle bir gaddarlıkla yaptık ki, beş nesil sonra onların torunlarının bazıları hâlâ Kuzey’i affetmedi.

İslam’ın benzer bir iç savaşa ihtiyacı var. İslam içinde kötü şeylere inanan ve şiddete başvuran bir azınlık var: Onlara göre sadece gayrı müslimleri değil, en katı Müslüman hayat tarzını kabul etmeyen ve Müslüman bir halifenin egemenliğine boyun eğmeyen Müslümanları öldürmekte de sorun yok. Asıl korkutucu olan şu: Bu şiddet yüklü azınlık Müslüman dünyada azami ‘meşruiyetin’ keyfini çıkarır görünüyor. Pek az dini ve siyasi lider onlar aleyhinde açıkça konuşuyor. Laik Arap liderleri bu gruplara, şunu söyleyerek müsamaha gösteriyor: “Bize saldırırsanız sizi tutuklarız, fakat bizi rahat bırakır ve başka yere saldırırsanız sorun yok.”
Ladin ve El Kaide aleyhine fetva yok

Önde gelen İslam kurumlarından Usame bin Ladin ve Kaide aleyhinde kaç fetva yayımlandı? Geçen hafta, tam Irak meclisi çok partili seçim formülü üzerinde anlaşmışken, intihar bombacıları beş ayrı eylem düzenledi. Uluslararası Stratejik Çalışmalar Entitüsü’nden Mamun Fandi vaziyete şu sözlerde dikkat çekiyordu:

“Geçen hafta Müslümanlar, Irak veya Pakistan’da insanların öldürülmesini değil, İsviçre’deki minareleri konuşuyordu. İnsanlar içe bakmak istemediğinde başka meseleler arıyor. Şunu söyleyecek bir fetvayı üretecek cesareti göstermek istemiyorlar: Irak’ı istikrara kavuşturmak İslami bir görev ve Afganistan’a barış getirmek ümmet için bir hayat memat meselesi.”
Kimse tepki göstermediği sürece

Cihatçılar diğer Müslümanları onar onar öldürdüğü ve kimse tepki göstermediği sürece Afganistan ve Pakistan’da düzgün ve kalıcı bir şeyleri nasıl inşa edebiliriz? 11 Eylül’den bu yana çürütücü bir zihniyet güç kazanıyor. Buna göre Araplar ve Müslümanlar kendi dünyalarındaki hiçbir şeyden sorumlu değil ve her şeyden sadece biz sorumluyuz. Onlara çocuk muamelesi yapıyoruz. Oysa Arap ve Müslümanlar özne. Kendi dünyalarının sorumluluğunu almak istiyorlar, bunu yapabilirler ve yapmaya da mecbur bırakılmalılar."

SiNaN32
17-12-2009, 14:48
http://www.internethaber.com/images/news/111433.jpg
Saldırı PKK'nın telsiz başkalarının!



17 Aralık 2009 Perşembe



Başbakan Erdoğan'ın önderliğinde yapılan zirvede MİT Müsteşarı 'Saldırı PKK'nın işi ama telsiz konuşmaları değil' dedi.


Erdoğan’ın liderliğinde yapılan toplantıda “ Açılıma devam, açılımı halka anlatalım” kararı çıktı. Zirvede MİT Müşteşarı “Saldırı PKK işi, ama telsiz konuşmaları değil” dedi.

Taner , toplantıda Tokat’taki terör saldırısı, terör örgütü PKK’nın şehir eylemleri ve vatandaşları kışkırtmaya yönelik faaliyetleri hakkında bilgi verdi.

Tokat’ta 7 askerin şehit edildiği ve PKK’nın üstelendiği terör saldırısıyla ilgili verilerin PKK’lı işaret ettiğini ancak olaydan sonra yayınlanan telsiz konuşmalarının terör örgütünün tarzında olmadığı vurgusu yapıldı.

Yapılan değerlendirmelerde, şehirlerde meydana gelen olayların “demokratik açılımla” birlikte güç kaybeden terör örgütü PKK’yı muhatap kılma çabalarının sonucu olduğu vurgulandı.

SiNaN32
17-12-2009, 14:51
http://www.internethaber.com/images/news/111399.jpg
Özgen Paşa ihmalde adres gösterdi



17 Aralık 2009 Perşembe



16 yıl önce 33 askerin katledildiği saldırı yeniden soruşturuluyor. Dönemin komutanı Özgen'den çarpıcı açıklamalar.


Bingöl’de 24 Mayıs 1993’de 33 erin Bingöl-Elazığ yolunda şehit edilmesiyle ilgili ayrıntıları dönemin OHAL Asayiş Bölge Komutanı emekli Orgeneral Necati Özgen anlattı.
Olayda Malatya’da askerlere eskort vermeyenlerin ihmali olduğunu belirten Özgen, NTV’deki Canlı Gaste programında şunları söyledi:

MALATYA'DAN ESKORTSUZ ÇIKTILAR

“Acemi eğitimlerini tamamlayan askerlere 10 gün izin verildi. Sonra dağıtım için toplanma yerlerine gönderilmek için otobüslere bindirildi. O bölgede toplama merkezi Diyarbakır ve Malatya’da bulunuyordu. Yalnız Malatya bizim bölgemizde değildi. Kıtalarına giden askerler sivildi.

Silahlarını gittikleri yerlerde alacaklar ve gerekirse orada da kısa bir eğitimden geçeceklerdi. Gelen istihbarata göre bölgede teröristler tespit edilmişti. 11-14 Mayıs arasında bölgede 300-500 terörist tespit edildiği için 4 gün operasyon yapıldı. Ancak herhangi bir terörist grupla karışılaşılmadı. Askerler yorulunca komutanlarına ’4 gündür dağdayız’ demişler. Bunun üzerine planlı bir şekilde geri çekilme olmuş.
Özgen paşa zaman zaman sinirlendi, Can Dündar'ın soruları karşısında bunaldığı gözlenen Necati Özgen, canlı yayında ilginç görüntüler verdi.. Eskort vermeyen görevlileri beraat ettiren mahkemeler için Özgen, "mahkeme bana bağlı değil sayın Dündar. Mahkemeler bağımsız. Ben tayin olmuş gitmişim, çoçuklar kendilerini
savunmuş" diye konuştu. İMKANLAR KISITLI

Yolda ise Mekanize Tabur Komutanlığı önlem almıştı. Ancak o zamanlar imkanlarımız kısıtlıydı. Askerleri Malatya’dan yollayanlar eskort aracı vermemişler. 150 kilometrelik iki, iki buçuk saatlik bir yoldan bahsediyoruz. Havadan takip deniliyor ama dediğim gibi imkanlar kısıtlı. O zamanlar koca Güneydoğu’da 5 Sikorsky ve 2 taarruz helikopteri var.”

500 TERÖRİST KATILDI

Özgen, saldırıyı da şöyle anlattı: “Hain saldırıya 300-500 arası terörist katıldı. O bölgede o zamanlar 10 bin terörist vardı. Askerler dağdaki operasyonu bitirince teröristler içeri giriyor, araçları durduruyorlar. Otobüslerde asker olup olmadığını soruyorlar.
ŞOFÖRLER İŞBİRLİKÇİ

Birçok aracı yaktılar, silahlarla taradılar. Dikkatimi çeken bir şey var. Şoförler yolda birkaç kez durup telefonla bir yerleri aramışlar. Demek ki şoförler işbirlikçi. Dağdakilere haber verdiler. Saat 18.00-18.30 arası yolu kesmişler. Diyarbakır’dan yardım gelmesin diye o yolu bombalamışlar.
ÜST ÜSTE YATMIŞLARDI
Şerefsizler kurşuna dizmişler. Sabahın erken vaktinde ilk ben gittim. Benden önce kimse gitmemişti. Üst üste yığılmışlardı. Kendimizi kaybettik. Ne dediğimizi bilmiyorduk. Muş'tan tank taburu gelsin, uçaklar gelsin falan filan derken.. 5 gün beş gece yağmurlu havada operasyona çıktık. Etrafını sardık Ya yakacağım orayı. Napalm yani.. Ormanın içine asker sokmam.. Etraf çembere alındı. Tanklar manklar yani.. Her şeyi göz önüne aldık. 14 terörist ölü ele geçirildi, 25 kişi kurtarıldı..
"ÖCALAN YAPTIRDI"
Bana göre Şemdin Sakık ifadesinde ’Ben yapmadım. Terörist başı Öcalan yaptı’ diyor. Bence de bu doğru. Reşadiye’deki saldırıdan da Öcalan’ın haberi var. Terörist başının izni olmadan bölgede kimse kılını kıpırdatamaz. Ondan habersiz birşey yapamazlar, herşeyden bilgisi var.”

Askerlerin sevkinde Malatya’da güvenlik boşluğu yaşandığını söyleyen Özgen Paşa, bu yüzden o dönem askeri mahkemede ’ihmal’den yargılanan askerler olduğunu ancak beraat ettiklerini de açıkladı.

SiNaN32
17-12-2009, 14:54
http://www.internethaber.com/images/news/111384.jpg
Vatandaş asıl şimdi yandı



17 Aralık 2009 Perşembe



Eczacıların kepenk kapatma eyleminin ardından eczacılar ile hükümet arasındaki gerginlik yeni bir boyuta taşındı.


Sosyal Güvenlik Kurumu, Türkiye Eczacılar Birliği’yle olan sözleşmesini tek taraflı feshetme kararı aldı. SGK, Türk Eczacıları Birliği üzerinden toplu olarak sözleşme imzalamayacağını, eczanelerle tek tek anlaşılacağını duyurdu. Ezcaçılar Birliği ise sözleşmeyi kimsenin imzalamayacağını iddia etti.
Buna göre, 16 Ocak 2010 tarihnden itibaren mevcut protokolün geçerliliği kalmayacak ve SGK, eczanelerle tek tek sözleşme yapacak.
SGK'DAN AÇIKLAMA
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) geçtiğimiz hafta, ilaç fiyatlarındaki kar payının düşürülmesini protesto için kepenk kapatan eczanelerin sözleşmelerini fesh etti. 25 bin eczanenin sözleşmesi, eyleme giderek halkın sağlığını tehdit ettikleri gerekçesiyle fesh edildi.
SGK eczanelerle yeniden sözleşme imzalayacak. Vatandaşlar mağdur olmaması için eczanelerden 1 ay boyunca ilaç almaya devam edecek
"VATANDAŞ İLAÇ ALAMASSA SORUMLU BİZ DEĞİLİZ"
Türk Eczacıları Birliği (TEB), ''Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) bugün itibariyle TEB ile imzaladığı İlaç Alım Protokolü'nü tek taraflı feshedeceğini bildirdiğini'' açıkladı. Açıklamada, ''fesih tarihinin 16 Ocak 2010 olacağı, bu süre içinde hastaların eczanelerden ilaç almaya devam edebileceği'' belirtildi.

TEB'den yapılan yazılı açıklamada, TEB ile SGK arasında 19 Ocak 2009 tarihinde imzalanan, İlaç Alım Protokolü'nün SGK tarafından bugün itibariyle feshedilmediği, feshedileceğinin ''ihtaren'' bildirildiği kaydedildi.

Açıklamada, fesih tarihinin 16 Ocak 2010 olacağı ve bu süre içinde hastaların eczanelerden ilaç almaya devam edebileceği duyuruldu.

SGK'nın bazı eczacıların değil tüm eczacıların sözleşmesini feshedeceği bildirilen açıklamada, ''Çünkü, eczacı adına sözleşme yapma yasal yetkisine sahip olan TEB ile yaptığı İlaç Alım Protokolü'nü feshetmiştir. 16 Ocak 2010 tarihinden sonra sözleşmesizlik dönemine geçildiğinde çok açıktır ki vatandaşın ilaca ulaşamamasının sorumlusu biz olmayacağız'' denildi.

TEB Merkez Heyetinin konuyu değerlendirmek üzere toplantı halinde olduğu belirtilen açıklamada, yarın konuya ilişkin açıklama yapılacağı bildirildi.

SiNaN32
17-12-2009, 14:58
http://www.gazeteciler.com//data/news/240x180/1261043928-0.jpg

4 gazete ve TV'ye MHP'ye giriş yasak!



17 Aralık 2009 Perşembe



MHP şaşkınlık veren bir işe imza attı. İlk kez gazete ve TV'lere akreditasyon uyguladı. 4 kurum kapıda bırakıldı.


kaynak:GAZETECİLER.COM (Zübeyir Kındıra/ANKARA)

MHP bu yıl bir ilke imza attı. Daha doğrusu iki ilke... İlk kez internet medyasına kapılarını açtı ve yine ilk kez bazı medya kurumlarına akreditasyon uyguladı...

MHP'nin bu yasak listesi çok konuşulacak...
Çünkü Genelkurmay'dan sonra MHP'de akreditasyona başladı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin yıl sonu gazete ve televizyonların Ankara temsilcileri ile yaptığı değerlendirme toplantısında bu sistem işledi.

YASAKLI GAZETE VE TV'LER

Bahçeli'nin ambargosuna takılan medya kurumları şunlar oldu;

-Samanyolu TV
-Zaman Gazetesi
-TGRT televizyonu
-Türkiye Gazetesi

GEREKÇE NE?

Gazeteciler.com bu akreditasyon uygulamasının gerekçesini MHP'ye sordu. Aldığımız yanıt ilginçti... "Biz bu kurumları iktidar yandaşı oldukları için değil, MHP'ye karşı haberlerinde subjektif davrandıkları için davet etmedik" denildi...
Kahvaltılı toplantıya Yeni Şafak, Star gibi gazetelerin davet edilmesi de buna örnek gösterildi.

SADECE 2 SİTEYE DAVET

MHP bu yıl bir başka ilke daha imza attı.
İnternet medyasına da kapılarını açtı.
İlk kez haber siteleri Bahçeli tarafından davet edildi.
Davet alan ise sadece 2 site oldu...
İnternethaber Ankara Temsilcisi Zübeyir Kındıra ve Ensonhaber sitesinin sahibi kahvaltılı toplantının davetlileri oldu.

SiNaN32
17-12-2009, 15:04
http://www.internethaber.com/images/news/111448.jpg
Başbuğ'dan Oruç Reis'li mesaj!



17 Aralık 2009 Perşembe



Başbuğ basın toplantısı yapmak için özellikle 'Oruç Reis fırkateyni'ni seçtiğini söyledi. Oruç Reis'in özelliklerine bakınca anlamak zor değil!

Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ Trabzon'da bir basın toplantısı düzenledi. Sert mesajlar verdi. 'Rahatsısız' dedi.
Başbuğ'un sözleri kadar seçtiği mekan da ilgi çekti. Tüm bu sözlerini bir savaş gemisi olan Oruç Reis Fırkateyni'nden iletiyordu.

"Burada olmamın özel bir anlamı var" deyip "Bu coğrafyada güçlü olmayan devletler ayakta kalamaz. Etkin ve caydırıcı niteliklere sahip bir silahlı kuvvetlere sahip olunması hayatidir. TSK'nın kendisine olan özgüveni tamdır. Bundan kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın' diyerek "Ordu bitti!" diyenlere bir mesaj gönderdi.
ORUÇ REİS SAVAŞTA CAN VE MAL ENDİŞESİ DUYMAZDI Sınır boylarında akıncıların yaptıkları, yıldırma ve fethe hazırlama faaliyetlerini denizde gerçekleştiren cesaret ve kahramanlık timsâli deniz kurtlarından biri olan Oruç Reis, katıldığı muharebede can ve mal endişesi duymazdı. Elde ettiği ganimetleri fakir ve kimsesizlere, leventlerine dağıtır, varını yoğunu cihâd ve gazâ için sarfederdi. Cömert, âlicenap, yardımsever, merhametli olan Oruç Reis, ciddî ve sertti. Bütün leventleri tarafından, bir baba gibi sevilirdi. Çok iyi bir muhârip, tehlikeli zamanlarda en iyi çareleri bulmakta zorluk çekmeyen bir komutandı.

ERGENEKONA CEVAP MI?

Orgeneral Başbuğ’un özellikle bir savaş gemisini basın toplantısına mekan olarak seçmesi, son dönemde özellikle Ergenekon soruşturmasının Deniz Kuvvetleri Komutanlığı üzerinde yoğunlaşması ve burada bir cunta oluşumu iddialarına yanıt olarak yorum olarak değerlendirildi PEKİ NEDEN BİR SAVAŞ GEMİSİ?

Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un basın toplantısı için bir savaş gemisini seçmesi ve "TSK’ya karşı yürütülmekte olan asimetrik psikolojik harekata değinmek için özellikle Oruç Reis Fırkateyni’ni seçtim" sözleri, Oruç Reis’in savaşçı kişiliğine dikkatleri çekti.

1470’te Omanlı hakimiyetinde olan şu anki Midilli’nin Bonova köyünde doğan Oruç Reis, ünlü bir Türk denizcisiydi. Babası, Vardari Yâkub Ağa, 1462’de Midilli’nin fethine katılmış ve Bonova köyü kendisine tımar olarak verilmişti. Burada yerleşip evlenen Yâkub Ağa’nın İshak, Oruç, Hızır ve İlyas adını verdiği dört oğlu oldu.

İyi bir öğrenim gören kardeşler, devrin denizci milletlerinin lisanları olan İtalyanca, İspanyolca, Fransızca ve Rumca’yı öğrenerek yetiştiler. Gençliğinde gemiciliği ve deniz ticaretini çok iyi öğrenen Oruç Reis, cesareti, zekası ve girişimciliği ile kısa zamanda gemi sahibi oldu. Suriye, Mısır, İskenderiye ve Trablusşam’a mal taşıyarak, oradan aldıklarını Anadolu’ya getiriyordu.

DENİZCİLİK TARİHİNE ADINI YAZDIRDI-

Türk denizcilik târihinde önemli bir yeri olan Cerbe Adası, Oruç Reis tarafından 1513 yazında fethedildi. Burayı kendisine üs edinip, Doğu ve Batı Akdeniz’de pek çok gemi zaptetti. Papa’ya ait, o zamanın dev savaş gemilerini, ince tekneleriyle ele geçirmesi, şöhretini Avrupa ve dünyaya ulaştırdı.

CEZAYİR’İ FETHETTİ-

Cezayir’de bir devlet kurmaya karar veren Oruç Reis, kısa zamanda bu toprakları ele geçirdi. İspanya Kralı Şarlken, Cezayir’e donanma gönderdiyse de, Oruç Reis’i elde ettiği yerlerden çıkaramadı. Becâye kuşatması sırasında Oruç Reis, sol kolundan ağır yaralandı ve hekimlerin tavsiyesiyle bu kolu dirsekten kesildi. Tek kolla mücadelede de şevk ve azminden hiçbir şey kaybetmeyen Oruç Reis, iyileşince derhal denize açıldı ve pek çok gemi ele geçirdi.

Heyhat
17-12-2009, 17:57
Gel de bu ortamda taraf'sız ol ben şahsen TARAF'sız olmam :)

Heyhat
17-12-2009, 18:12
Günde 3 defa zam etiketi değiştirirken iyiydi bugün kepenk kapatıyorlar bu kepenk kapatanların dürüst eczacılar olduklarını düşünmüyorum ki öyledir günde 3 defa zam etiketi vururken vatandaşa yazık demediniz vatandaş ilacı alırdı parmak kadar fiyat etiketi hep üst üste binmişti şimdide mırın kırın ediyorlar vay efendim fiyatlar düştü biz perişan olacağız! kapatma nedeni de tam olarak fiyarlardaki düşüş değil aslında bende 4 yıl eczanede calistim bu konuda kendimi tecrube sahibi sayıyorum devletin özellikle son dönemlerde karne olayını bitirmesi ve tc kimlik no ile doktor muayenesi ve ilaç alımı sağlık konusundaki hortumlamayı büyük oranda kesti bu kesiğin feryadıdır diye düşünüyorum eczane kapanmaları.. Vatandaşı bugün mü düşünüyorsunuz? elinde bağkur karnesi ile eczane eczane gezen hastalar.. sigorta karnesiyle eczane eczane gezen hastalari düşünmediniz şimdimi vatandaş diyorsunuz. Kepenk indirenlerin vatandaşın sağlığını hiçe sayanların diplomaları alınmalıdır daha kararli bir devlet politikası bekliyorum bu konuda..

Heyhat
17-12-2009, 18:40
Zaten iç savaşlar var ki en son iranıda karıştırdılar bütün müslüman ülkelerinde kan akıtılıyor demek akan kanlarımız onları doyurmuyor 11 eylül saldırısıyla islamifobia daha da güçlendirildi hala da onu kullanarak birşeyler yapmaya çalışıyorlar keşke bizde İran gibi güçlü kararlı bir ülke olabilseydik amerikanın uşaklığından kurtulabilseydik iranın üzerindeki baskı ve iranın direnişide takdire şayan Avrupa ve Amerikanın irana karşı sergilediği o baskının %1'inin türkiyenin üzerinde olduğu zaman ne halde olurduk onu düşünmek istemiyorum :)

ege
17-12-2009, 21:55
http://www.silkroadstudies.org/new/inside/turkey/ozcan.jpg

YÖK Genel Kurulu, üniversiteye giriş sınavında adaylara “farklı katsayı” uygulanmasını kararlaştırdı.

Bu çerçevede adayların, puanları hesaplanırken kendi alanıyla ilgili program tercihinde Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanları (AOBP) 0.15, alan dışı tercihte 0.13 ile çarpılacak.

Üniversiteye giriş için yapılacak birinci ve ikinci aşama sınavlarında Türkiye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=T%FCrkiye&c=haber) genelinde ilk bine giren adaylara lise türü gözetilmeksizin yüksek olan katsayı (0.15) uygulanacak.

YÖK Genel Kurulu'nun bugünkü toplantısının ardından alınan kararları, YÖK (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Y%D6K&c=haber) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan açıkladı. Özcan, açıklamasında şunları kaydetti:

“YÖK Genel Kurulu'nun 21 Temmuz 2009 tarihinde aldığı karardaki 3,4 ve 5. maddeleri hakkında Danıştay 8. Dairesi tarafından yürütmenin durdurulması kararı verilmesi üzerine ortaya çıkan hukuki boşluğun doldurulması zorunluluğu karşısında herhangi bir karışıklık olmaması için 3,4 ve 5. maddeler kaldırılmıştır. Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) puanlarıyla yerleştirme yapılan programlar ile Lisans Yerleştirme Programı (LYS) puanları esas alınarak, yerleştirme yapılan programlarda ilgili AOBP adayın kendi alanında bir programı tercih etmesi halinde 0.15, alanı dışında tercih yapması halinde 0.13 ile çarpılır. Ortaya çıkan sayının sınav sonucuna eklenmesi suretiyle bu aşamadaki yerleştirmeye esas olacak puan belirlenir.

Adaylardan öğretmen lisesi ve meslek lisesi mezunu olanların sınavsız kayıt hakkı olanlar dışında kendi alanlarındaki programları tercih etmeleri halinde ilgili AOBP'lerinin 0.05 ile çarpımı sonucunda bulunan puan, diğer puanlarına ayrıca eklenir.

Meslek Yüksekokullarının sınavsız geçişten boş kalan kontenjanlarına, açıköğretim programlarına ve meslek liselerinin devamı niteliğindeki lisans programlarına YGS puanları esas alınarak yerleştirme yapılır.

Sınavsız geçiş dışındaki önlisans ve açıköğretim programlarını tercih edebilmek için en az 140 YGS puanı gerekir. YGS puan türlerinden en az birinden 180 puan alan adaylar, LYS sınavlarından istediklerine girme hakkı kazanırlar. Lisans programlarını tercih edebilmek için ilgili puan türünde en az 180 puan almak gerekir.

YGS ile LYS sonucu oluşan her puan türünde Türkiye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=T%FCrkiye&c=haber) genelinde ilk bin kişi arasına giren adayların yerleştirme puanı hesaplanırken AOBP'lerinde tercih edeceği bütün programlar için alan içi katsayı değeri (0.15) kullanılır.” http://adtext.adnet.com.tr/counthighlight.ashx?t=1261079679593&ids=%287098,23656,100506%29,%287098,24047,101217%2 9,%287098,24011,100264%29

ege
17-12-2009, 22:31
Kaynak:A.A

Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, yönetmen Ali Taygun vefat etti. Bir süredir akciğer kanseri tedavisi gören Taygun, geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.



12 Eylül döneminde tiyatrodan uzaklaştırılan Ali Taygun, Barış Derneği davasında yargılanmıştı. Taygun'un cenazesi, 21 Aralık pazartesi günü Şehir Tiyatroları Fatih Reşat Nuri Güntekin Sahnesinde düzenlenecek törenin ardından Teşvikiye Camisi'nde kılınacak cenaze namazından sonra toprağa verilecek.

Ali Taygun, 1943 yılında İstanbul (http://www.hurriyet.com.tr/index/istanbul/)'da doğdu. Robert Koleji bitirdikten sonra aynı okulun yüksek bölümünü (İngiliz Dil ve Edebiyatı) tamamlayan sanatçı, 1969 yılında ABD (http://www.hurriyet.com.tr/index/abd/)'de Yale Üniversitesinden tiyatro yönetmenliği dalında “Master of Fine Arts” derecesiyle mezun oldu.
Eğitiminin ardından bir süre Kent Oyuncuları kadrosunda çalışan Taygun, 1974'te Şehir Tiyatrolarına girdi. Taygun, Ankara (http://www.hurriyet.com.tr/index/Ankara/) Birlik Sahnesi, Ankara (http://www.hurriyet.com.tr/index/Ankara/) Çağdaş Sahne, Ankara (http://www.hurriyet.com.tr/index/Ankara/) Devlet Tiyatrosu ve Ankara (http://www.hurriyet.com.tr/index/Ankara/) Devlet Operasında oyunlar sahneledi.
12 Eylül döneminde “Barış Davası” nedeniyle gözaltına alınan ve tutuklanan sanatçı, 1989 yılında hakkındaki tüm davalardan beraat etti.
Aynı yıl Helsinki Watch adlı kuruluş tarafından onurlandırılan dünyanın önde gelen 10 insan hakları gözlemcisi arasında yer alan Taygun, Danimarka'daki PL Vakfının ödülünü Amnesty International ile paylaştı.
Yargılandığı suçlardan aklanmasının ardından Şehir Tiyatrolarına dönen ve 1993'ten bu yana TV yapımcılığı da yapan Taygun, başta Shakespeare olmak üzere İngilizce'den birçok oyun çevirdi, uyarlamalar yaptı ve “Masal Bahçesi” adlı bir oyun yazdı.
Sanatçının 1977'den bu yana birçok gazete (http://www.hurriyet.com.tr/anasayfa/) ve dergide tiyatro, seyirlik sanatlar, estetik, felsefe ve siyaset konularında yazı ve makaleleri yayınlandı.
1996 yılında Habitat açılışı için çok ses getiren “Lirik Tarih Gösterisi”'ni tasarlayıp gerçekleştiren Taygun, birçok sinema (http://sinema.hurriyet.com.tr/) ve dizi filmde, tiyatro oyununda rol aldı.
Taygun, son olarak, İstanbul (http://www.hurriyet.com.tr/index/istanbul/) Şehir Tiyatrolarında yönetmen kadrosunda görevli ve aynı zamanda Kadir Has Üniversitesi'nde tiyatro dersleri vermekteydi.


http://www.hurriyet.com.tr/_np/7919/9467919.jpg

SiNaN32
17-12-2009, 23:03
Tüm sevenlerinin başı sağolsun.

Allah sevdiklerine sabır versin.

Mekanı cennet olsun.


http://img2.blogcu.com/images/o/r/o/oronar/visne_bahcesi_2.jpg

http://www.tiyatrodunyasi.com/galeri/visne_bahcesi_3.jpg

http://www.yapi.com.tr/V_Images/2009/haberler/73526_ali_taygun.jpg

SiNaN32
18-12-2009, 11:44
http://www.internethaber.com/images/news/111566.jpg
Salman Rüştü'nün Osmanlı Paşası kim?



18 Aralık 2009 Cuma



Salman Rüştü'nün yeni romanının kahramanı bir Osmanlı Paşası... Kazıklı Voyvoda'nın başını Fatih Sultan Mehmet'e getiren paşa diyor. Peki o isim kim?


'Şeytan Ayetleri' kitabı yüzünden 1989´da İran tarafından hakkında ölüm fetvası verilen Hint asıllı İngiliz yazar Salman Rüşdi'nin Türkiye'de Can Yayınları tarafından yayımlanan son romanı "Floransa Büyücüsü"nün kahramanlarından biri Osmanlı Paşası. Ama o paşanın kim olduğu yönünde tartışmalar var!

Hem de öyle sıradan bir paşa değil. Aslen İtalyan olan kahraman, Amiral Andrea Doria'nın gemisinde görevli bir çocukken Türkler'e esir düşüyor, Yeniçeri oluyor ardından hızla yükseliyor. Kazıklı Voyvoda'nın başını Fatih Sultan Mehmet'e getiriyor, Trabzon seferinde padişahın altınlarını yağmadan kurtarıyor, II. Bayezid'ın tahta oturmasını sağlıyor, ardından oğlu Yavuz Sultan Selim'in en güvendiği adamı oluyor. Çaldıran'da Şah İsmail'i mağlup edip haremini İstanbul'a getiriyor...
Salman Rüşdi kitabının sonundaki kaynakça listesinde ise Türkiye'de yaşayan bir tarihçinin adı da var: Caroline Finkel.
Salman Rüşdi, Finkel'in "Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı" adlı kitabını kaynakçalar arasında gösterdi. Türkiye'de yaşayan Caroline Finkel ve Tarihçi Necdet Sakaoğlu'na Salman Rüşdi'nin 'Türk' kahramanının kim olabileceği üzerine konuştuk. Tarihçiler, bu bir roman olsa da Rüşdi'nin tarihi hatalarına dikkat çekti.

YENİÇERİLER FATİH'İN ALTINLARINI KORUDU

Caroline Finkel: Fatih, II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde de görev almış bir paşa duymadım. Bu çok zor. Fatih Sultan Mehmed 1481'de ölüyor. Yavuz'un Çaldıran Savaşı 1514'te. Arada 33 yıl var. Ben kitabımda, Fatih'in Trabzon seferinde altınların döküldüğünü, bunları yeniçerilerin koruduğu yazdım. Bunu da Sırp savaşçı Konstantin Mihaliloviç'in anılarından aktardım. Çaldıran'da Şah İsmail eşlerinden birini savaş meydanında bırakıyor. Bu da Anadolu Kazaskeri Cafer Bey'e veriliyor. Rüşdi'nin kitabında tarihi hatalar var. Andrei Doria'nın yanında bir çocukken bulunan birinin sonra Fatih'in yanında yer alması mümkün değil. Tamamen ters tarihler. Romancıların dünyası maalesef farklı. Oradan oraya atlıyorlar. Daha titiz olmaları gerekiyor.

KANUNİ'DE ÇOCUKKEN FATİH'E NASIL DÖNÜYOR

Necdet Sakaoğlu: Romanda geçen İtalyan asıllı devşirme vezir (Argalia) en yakın olasılıkla Fatih'e ve II. Bayezid'a veziriazamlık eden İshak Paşa olabilir. Ancak bu zat, II. Bayezid'ın saltanatının 2. yılında-1482'de- azledilmiş, Selanik'e giderek orada ölmüştür. Yavuz Selim'in Çaldıran Savaşı'nda, hele Andrea Doria'nın yanında bulunması mümkün değildir. Ancak sözü edilen devşirme vezir Dorialar'ın önceki bireylerinden birinin yanında bulunmuş olabilir. Yerli yabancı roman yazarlarının tarih gerçekleriyle örtüşmeyen anlatıları, düzeltmekle bitecek gibi değildir ve 'roman' yazdıkları içinde mazur sayılırlar. Dolayısıyla devşirme bir paşanın Fatih'ten Kanuni'ye kadar pek çok vaka içinde yer alması da roman anlatısına uygun, ama tarihe aykırıdır. ..

***

Romanda "Argalia" adlı devşirme kahramanla ilgili bazı bölümler:

"...Amiral Andrea Doria, çiçek bozuğu yüzünü bu deniz keferelerine dönmüştü şimdi. 'Onları bizim denizimizden, Mare Nostrum'dan defedecek, Cenova'yı dalgaların kraliçesi yapacağım,' diye böbürlenmeye başlayan adama karşı çıkmaya ya da hürmetsiz sözcüklerle dalga geçmeye cesaret edemedi Argalia." (Sayfa 192) "...

Trabzon kuşatması sırasında her gün yağmur yağdı. (...) Develerden biri tökezleyip devrilince sırtındaki hazine sandıklarından biri düşüp kırıldı, altmış bin parça altın sikke herkesin gözü önünde tepelere yayıldı. Kahraman hemen kılıcını çekti, İsviçre devleri ve Sırp savaşçısıyla birlikte at üstünde Padişah'ın yerlere saçılan hazinesine muhafızlık etti, Hükümdar gelene kadar kimseyi altına yaklaştırmadı. O günden sonra Sultan kendi canından olanlara bile kahramana güvendiği kadar itimat etmedi"
(Sayfa 207) "...

Kahraman, kudretli savaşçı, Tılsımlı Mızrağın Cengaveri ve dünyanın en yakışıklı cengâveri, on bir yaşında, Allah'a şükür, Yeniçeri çıktı. Ocak tarihindeki en büyük Yeniçeri askeri oldu. Ah, Osmanlı Sultanı'nın korku saçan Yeniçerileri; şöhretleri yedi düvele yayılsın, dârıdünyaya nâm salsın! Türk değildiler ama Türk imparatorluğunun payandalarıydılar." (Sayfa 204

SiNaN32
19-12-2009, 16:41
http://www.internethaber.com/images/news/77765.jpg
Erdoğan'a yol arkadaşı şoku



19 Aralık 2009 Cumartesi



Kendisini ''1987'den beri Erdoğan'ın yol arkadaşıyım'' diye tanıtan AK Parti il başkanı istifa etti.


Kendisini ''1987'den beri Erdoğan'ın yol arkadaşıyım'' diye tanıtan AK Parti Tokat İl Başkanı Mustafa Boyraz, görevinden ani bir kararla istifa etti. İstifa, AK Parti'de şok etkisi yarattı.

Boyraz, il başkanlığı binasında yaptığı basın toplantısında, yedi yıldır il başkanlığı görevini sürdürdüğünü, 21 Haziranda üçüncü kez il başkanı seçildiğini anımsatarak, “21 Haziran'daki kongrede başkan seçilmeme rağmen Tokat'ta bazı gelişmeler devam etti. Biz teşkilat terbiyemiz nedeniyle hiçbir zaman bu konuda konuşmadık” dedi. http://www.internethaber.com/images/other/u.20091219161715..jpg

Bugüne kadar görevi en iyi şekilde yapmaya çalıştığını ifade eden Boyraz, sözlerine şöyle devam etti:
“Yaşanan gelişmeler üzerine teşkilat başkanımız ile baş başa görüştüm. Bu görüşmede benim il başkanlığından istifa etmemin hayırlı olacağına karar verdik. 17 Aralık Perşembe günü parti genel merkezine istifa dilekçemi verdim. Yönetim kurulu üyelerimizin hepsi görevinin başındadır. İl Başkanlığı görevini Eyüp Akın sürdürecektir. İl başkanlığına genel merkezimiz tarafından atama yapılacaktır.”

Bir gazetecinin “İstifa mı ettiniz yoksa istifaya mı zorlandınız?” sorusuna Boyraz, “Ben kendim istifa ettim. Ben 1987'den beri Recep Tayyip Erdoğan ile yol arkadaşlığı yapıyorum” yanıtını verdi.

ege
19-12-2009, 19:52
Menfatlermi çakıştı acaba:)
yoksa yol arkadaşlığımı sıkıcı geldi onca seneden sonra!

ege
19-12-2009, 20:14
http://i.ekolay.net/i/1219/zeki_oktem1_0818_334.jpg

Önceki gün kalp ameliyatı olan, Türk sinemasının sevilen yönetmenlerinden Zeki Ökten, tedavi edilmekte olduğu Amerikan Hastahanesi’nde bugün 18:15 sularında vefat etti.

1941 yılında İstanbul (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=%DDstanbul&c=haber)’da doğan Zeki Ökten, 1961 yılında Nişan Hançer’in yönettiği Acı Zeytin’le sinema (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=sinema&c=haber) dünyasına adım attı.

Ömer Lütfi Akad, Halit Refiğ, Memduh Ün ve Atıf Yılmaz gibi Yeşilçam (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Ye%FEil%E7am&c=haber)’ın ünlü (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=%FCnl%FC&c=haber) yönetmenlerinin yanında çalışan Ökten’in yönettiği son film (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=film&c=haber) Çinliler Geliyor 08 Aralık 2006 tarihinde vizyona çıkmıştı.
http://adtext.adnet.com.tr/counthighlight.ashx?t=1261246348171&ids=(7098,23656,101217)

ege
19-12-2009, 20:20
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, kendisine her fırsatta yöneltilen bedelli askerlik uygulamasıyla ilgili son sözü söyledi. Gönül, “PKK sorunu bitmeden, bedelli askerlik olmaz” dedi.

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, önceki gün TBMM (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=TBMM&c=haber) kulisindeki sohbetinde, bedelli (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=bedelli&c=haber) askerlik konusunda yapılan kulislerin son zamanlarda azaldığını söyledi.

“Yemen yolu çamurdandır, sefertası bakırdandır, zenginimiz bedel (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=bedel&c=haber) öder, askerimiz fakirdendir” dizelerini okuyan Gönül, “Ne zaman biri bedelli (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=bedelli&c=haber) askerlik dese aklıma bu dizeler geliyor. Şöyle düşünün; bir anne bana gelip de ’10 bin dolarım olsaydı oğlum askere gidip şehit düşmezdi’ derse ben ona ne cevap veririm. O yüzden PKK (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=PKK&c=haber) sorunu çözülmeden bedelli (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=bedelli&c=haber) askerlik olmaz. Zaten kararlılığımızı gördüler, eskisi kadar kulis yapmıyorlar” dedi.

Gönül, bakanlığının çalışmalarıyla ilgili şunları söyledi: “Heronlarla ilgili 50 günlük sürenin 20 günü bitti. Bu konuda yol alıyoruz. Olumlu gelişmeler var. İsrail Savunma Bakanı Türkiye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=T%FCrkiye&c=haber)’e gelmek istedi. Biz de buyursun gelsin dedik. Önümüzdeki günlerde gelecek. Bu konuyla ilgili görüşeceğiz. Heronlarla ilgili yaşanan sıkıntı siyasi değil, tamamen teknik eksikliklere dayalı. Biz bu eksikliklerin giderilmesini istiyoruz. Aksi halde İsrail ceza ödemek zorunda. Sözleşmede böyle zaten. Biz siyasi ilişkilerle bu tür projeleri birbirine karıştırmıyoruz.

Siyasi ilişkiler ayrı, bu ayrı şey. Biz de insansız hava aracı üretiyoruz. İlk üretilende radar yok ve iki saat havada kalabiliyordu. İsrail’inki ise hem radar var, hem de 24 saat havada kalabiliyor. TAİ, 10 saat havada kalan radarlı bir uçak üretti, test edildi. Yakında kabulünü yapacağız.”
(Hürriyet)

SiNaN32
19-12-2009, 20:49
Sadece Türk Sineması için değil İNSANLIK İÇİN büyük bir kayıp.

Sevenlerine sabır, Zeki ağabey'e Rahmet diliyorum.

Mekanı cennet olsun.

ege
20-12-2009, 11:53
Umarım dili sürçmüştür"

http://i.sabah.com.tr/2009/12/19/Haber/534671325000.jpg
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Fener Rum Patriği Bartholomeos'un açıklamalarına cevap verdi. Davutoğlu, Türkiye'nin inancı ve kültüründe çarmığa germe olmadığına işaret ederek, "Umarım dil sürçmesidir." dedi.

Amerikan CBS televizyonunun "60 Dakika" programına katılan Patrik Bartholomeos'un "Kendimi Türkiye'de, yaklaşık 2 bin yıllık Patrikhane'nin yok olmasını bekleyen bir hükümetin altında yaşarken, çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum." sözleri basına yansımıştı. Bartholomeos'un ifadeleri Reform İzleme Grubu toplantısından sonra Dışişleri Bakanı Davutoğlu'na soruldu. Davutoğlu, "Umarım dil sürçmesidir." dedi.

BARTHOLOMEOS AÇIKLAMA YAPACAK
Fener Rum Patriği Bartholomeos, röportajdaki sözlerinin kamuoyu tarafından yanlış anlaşılmaması açıklama yapacağını söyledi. Fener Rum Patriği Bartholomeos'un avukatı Kezban Hatemi, müvekkilinin, bir Amerikan televizyon kanalı muhabiri ile yaptığı röportajdaki sözlerinin kamuoyu tarafından yanlış anlaşılmaması için önümüzdeki hafta bir açıklama yapacağını söyledi.

Bartholomeos'un avukatı ve danışmanı Hatemi, ''bir Amerikan televizyon kanalı muhabirinin Mayıs ayında Bartholomeos ile yaptığı röportajın, bu ayın 20'sinden sonra yayımlanacağını, daha orada yayımlanmadan Türkiye'de servis edilmesinin çok enteresan bir durum olduğunu ve bu zamanlamaya dikkat edilmesi gerektiğini'' belirtti.

''Röportaj da değil, muhabir gelmiş dayamış mikrofonu, yanlarında kimse yok'' diyen Hatemi, şunları kaydetti:

''Muhabirin sorduğu sorular, röportajda Patrik söylemiş gibi yansıtılıyor. Tabii 'çarmıha gerilmek' ibaresi insanların dikkatini çekiyor ve o alt yazı olarak veriliyor. Çarmıha gerilmek bir Hristiyan tabiridir. Biz nasıl, 'Bana cehennem azabı yaşatıyorsun?' deriz, onun gibi. Evde çocuğuna kızan anne de 'Yeter beni çarmıha gerdin' der. Patrik bunu söylemiyor, dikkat edin. Muhabir soruyor, 'Çarmıha mı gerilmiş hissediyorsunuz kendinizi?'. Yani 'cehennem azabında mı hissediyorsunuz kendinizi' anlamındadır bu. O da cevap olarak 'Yes I do (Evet katılıyorum)' diyor. Başka bir şey demiyor. Hakikaten de öyle demeli değil mi? Ben aynen katılıyorum, çünkü hala patrikhanenin sokağı, patrik asan sadrazamın adını taşıyorsa ve her gün patrikhanenin duvarında bu adamın ismi varsa diken üstünde değil misiniz?''

Röportajın yayımlanma tarihinin patrik için önem taşımadığını vurgulayan Hatemi, ''Bu röportaj Mayıs ayında oldu. Sonra biliyorsunuz Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açılım paketi içinde olduklarını gördüler hep birlikte'' dedi.

Avukat Kezban Hatemi, ''Bartholomeos, kamuoyunun yanlış anlamaması için önümüzdeki hafta içinde bir açıklama yapacak'' bilgisini verdi.


http://www.dostyakasi.com/c/i/sp.gif

ege
20-12-2009, 11:57
Meteoroloji, Kuzey Ege, Güney Ege, Doğu Akdeniz, Marmara'da kuvvetli fırtına beklendiğini bildirdi.

Yapılan son değerlendirmelere göre; Ülkemizin batı ve iç kesimleri yağışlı geçecek. Genellikle yağmur ve sağanak, Güney Ege kıyıları ile Antalya çevrelerinde gökgürültülü sağanak, akşam saatlerinden sonra Trakya ve Doğu Anadolu'nun kuzeybatısında, gece saatlerinde Balıkesir, Bilecik, Tekirdağ, Çanakkale, Kütahya, Bolu, Düzce, Karabük, Eskişehir çevreleri ile İstanbul, Yalova, Kocaeli, Sakarya ve Bursa'nın yüksek kesimlerinde karla karışık yağmur ve kar şeklinde olması beklenen yağışların; Marmara'nın batısı, Kıyı Ege ile zamanla Marmara'nın doğusu, Denizli, Uşak, Kütahya, Bolu ve Düzce çevrelerinde kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın güney, iç ve batı bölgelerde güney ve güneybatı (Lodos) yönlerden kuvvetli ve kısa süreli fırtına, akşam saatlerinden sonra Trakya'da, gece saatlerinde Marmara'nın kuzey ve batısında kuzey ve batı yönlerden kuvvetli olarak eseceği tahmin ediliyor.

HAVA SICAKLIĞI : Lodosla birlikte güney, iç ve batı bölgelerde 6 ila 8 derece artacak; akşam saatlerinden sonra karayel ile birlikte Trakya'da, zamanla yurdun kuzeybatı kesimlerinde 5 ila 7 derece azalacak.

RÜZGAR : Genellikle güney ve güneybatı (Lodos), akşam saatlerinden sonra Trakya'da, gece saatlerinde Marmara'nın kuzey ve batısında kuzey ve kuzeybatı yönlerden orta kuvvette; güney, iç ve batı bölgelerde kuvvetli ve kısa süreli fırtına şeklinde, akşam saatlerinden sonra Trakya'da, gece saatlerinde Marmara'nın kuzey ve batısında kuvvetli olarak esecek.

UYARILAR
KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI : Yağışların; Marmara'nın batısı, Kıyı Ege ile zamanla Marmara'nın doğusu, Denizli, Uşak, Kütahya, Bolu ve Düzce çevrelerinde kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuz şartlara karşı (Lokal su baskını, sel, taşkın, yıldırım düşmesi, ulaşımda aksamalar) tedbirli olunması gerekmektedir.

LODOS FIRTINASI UYARISI : Rüzgarın güney, iç ve batı bölgelerde kuvvetli ve kısa süreli fırtına şeklinde, akşam saatlerinden sonra Trakya'da, gece saatlerinde Marmara'nın kuzey ve batısında kuvvetli olarak esmesi beklendiğinden, yaşanabilecek olumsuz şartlara karşı (Baca gazı kaynaklı zehirlenmeler, ağaç ve direk devrilmesi, çatı uçması, deniz ulaşımında aksamalar vb.) tedbirli olunması gerekmektedir.

KUVVETLİ KAR YAĞIŞI UYARISI : Akşam saatlerinden itibaren Edirne ve Kırklareli, gece saatlerinde Balıkesir, Bilecik, Kütahya, Bolu, Düzce, Karabük çevreleri ile İstanbul, Yalova, Bursa, Kocaeli ve Sakarya'nın yüksek kesimlerinde karla karışık yağmur ve kar yağışının kuvvetli olması beklendiğinden, yaşanabilecek olumsuz şartlara karşı (ulaşımda aksamalar, vb.) tedbirli olunması gerekmektedir.

ege
20-12-2009, 12:08
Diyabetlilere baharatlı yemek hastalara bozuk sütlaç, küflü ekmek!

Savaş AKIN - Cahit YÜCE - Çağdaş ULUS / VATAN İSTİHBARAT


Yemekhane ihalelerinde yolsuzluk yaparak 70 milyon TL’lik rant elde eden çete, sadece kalorileri düşürmekle kalmamış, hastalara ölümle sonuçlanabilecek yemekler de yedirmiş! Bazı hastanelerde bozuk sütlaç ve küflü ekmek dağıtılırken, Süreyyapaşa Gögüs Hastalıkları Hastanesi’nde de şeker hastalarına yağlı, baharatlı ve tatlı yemek yedirildiği ortaya çıktı...

İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere 12 ilde düzenlenen yemek ihalesi operasyonunda dehşet verici detaylar ortaya çıktı. Aralarında ünlü yemek firmalarının da bulunduğu şirketlerin; hastanelerin, askeri okulların ve üniversitelerin yemek ihalelerini alarak milyonluk ranttan pay almak için insan sağlığını nasıl tehlikeye attıkları gözler önüne serildi...

Her şey ihbarlarla başladı

İstanbul Mali Suçlar Şubesi’ne 2008 yılının Ağustos ayından 2009 yılının Mart ayına kadar 16 ihbar geldi. E-postayla ihbarda bulunan kişi, ihalelere katılan firmaları, kişileri ve ihaleyi kimin alacağını tek tek anlattı. “Önümüzdeki günlerde bir kamu kurumunda yemek ihalesi olacak. Bu ihaleye bir çok firma girecek. Ancak ihaleyi... firma alacak” şeklindeki ihbarlar, aynı zamanda Genelkurmay Başkanlığı’na, Milli Savunma Bakanlığı’na, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlıklarına da gönderildi.

16 ihbar da doğru çıktı

Polis sonuçlanan ihaleleri mercek altına aldığında, ihbarlarda verilen bilgilerin doğru çıktığını tespit etti. 16 ihbarın da doğru çıkması üzerine Mart 2009’da polis, Sarıyer Savcılığı’nın talimatıyla soruşturma başlattı ve ihbarlarda adı geçen firma ile kamu kurumları yöneticileri hakkında teknik ve fiziki takibe geçildi. 9 ay süren teknik takip sonrası 15 Aralık’ta operasyon için düğmeye basıldı.

82 kişi gözaltına alındı

İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin, Eskişehir, Diyarbakır, Sivas, Ordu, Gaziantep, Zonguldak, Uşak ve Bursa’da operasyonlar düzenlendi. Aralarında ünlü yemek firmalarının da bulunduğu 38 firmanın yöneticileri ve sahipleri, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi müdürleri ile Boğaziçi Üniversitesi kantin işletmesi müdürünün de aralarında olduğu 82 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan firma sahipleri arasında Nihat A., Hamdullah T., Levent B., Eşref H.’nin de bulunduğu öğrenildi. Şüphelilerden 40’ı ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılırken 42’si adliyeye sevk edildi. Savcılıkça sorgulanan şüphelilerden 34’ü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken, aralarında yemek firması sahipleri Nihat A., Hamdullah T., Levent B.’nin de bulunduğu 8 kişi tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Yağlı, tatlı, şeker diyeti!

Soruşturmada yemek firmalarının insan sağlığıyla nasıl oynadığı da ortaya çıktı. Süreyyapaşa Hastanesi’nin ihalesini alan yemek firmanın hastalara yemeklerde bozuk sütlaç ve küflü ekmek verdiği, diyabet hastaları için ise yememeleri gereken yağlı, baharatlı ve tatlı yemekler çıkardığı ileri sürüldü. Bu şartlara rağmen hastane yönetiminin ihaleyi iptal etmeyerek bu duruma göz yumduğu da belirlendi.

‘Gölcük senin, Kuleli benim’

POLİSİN yaptığı teknik takiplere ilginç görüşmeler takıldı. Bu görüşmelerden birinde iki büyük firmanın iki askeri okuldaki yemek ihalesi için karşı karşıya geldiği tespit edildi. Buna göre Gölcük Donanma Komutanlığı’ndaki yemek ihalesini kazanan firma, Kuleli Askeri Lisesi’nin yemek ihalesini de almak isteyince diğer firmanın “Biz üç yıldan beri Kuleli’nin ihalesi için hazırlanıyoruz. İhaleden asla çekilmeyeceğiz. Gölcük’ü siz aldınız. Kuleli’yi de biz alacağız” şeklindeki direnişiyle karşılaştı.

ÇETEDE HASTANE MÜDÜRLERİ VE OKUL KANTİNCİLERİ DE VAR

Emniyetteki işlemleri tamamlanan 82 şüpheliden 40’ı savcılık talimatıyla serbest bırakılırken aralarında yemek firmalarının sahipleri, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi müdürleri ile Boğaziçi Üniversitesi kantin işletmesi müdürünün de bulunduğu 42 kişi dün sabah Sarıyer Adliyesi’ne sevk edildi. ‘Rüşvet, görevi kötüye kullanmak ve ihaleye fesat karıştırmak’la suçlanan zanlılardan 34’ü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken 8’i tutuklanma talebiyle mehkemeye sevk edildi.

Sokak Şairi
21-12-2009, 14:22
insanların para hırsı gözlerini bürümeye görsün...

vicdanlarını da satıyorlar... daha kimbilir nelerini de....

Heyhat
22-12-2009, 15:02
http://medya.zaman.com.tr/2009/12/22/bulent_arinc.jpg

Bilgi notundaki şifre Bülent Arınç'ın apartmanını gösteriyor

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast girişimi süphesiyle bir binbaşı ile bir albayın gözaltına alınması gündeme bomba gibi düştü.
Ankara Emniyeti'ne 19 Aralık Cumartesi günü telefonla gelen ihbarla başlatılan operasyon nefes kesen bir süreç izledi. İhbarda, Arınç'ın ikamet adresinde şüpheli iki otomobilin bulunduğu belirtildi. Araç plakalarının da verilmesi üzerine Terörle Mücadele ekipleri harekete geçti. Çukurambar semtinde biri Genelkurmay'a ait, diğeri kiralanmış 06 HB... ve 06 LJY... plakalı iki aracın etrafı sarıldı. Yapılan kimlik kontrolü sırasında ellerindeki notu imha etmeye çalışan şüpheliler İstihkam Binbaşı İbrahim G. ve Topçu Albay Erkan Y. B. gözaltına alındı. Bu sırada polis ile subaylar arasında küçük çapta arbede yaşandı. Polis, Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevli olduğu anlaşılan subaylarda ele geçirilen 'not'taki şifreyi çözdü. Bilgi notunun kurtarılan bölümlerinde, "1424 cadde Feza A..." yazıyor. Feza A. şifresinin Bülent Arınç'ın ikamet ettiği Feza Apartmanı'nı gösterdiği anlaşıldı. Subayların Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin ile irtibatları olduğu iddia edildi. İddia derinlemesine araştırılıyor.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast iddiaları kamuoyunu sarstı. Edinilen bilgiye göre her şey, Ankara Emniyeti Terörle Mücadele birimlerine 19 Aralık Cumartesi günü telefonla gelen ihbarla başladı. İhbarda, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın ikamet adresinin çevresinde bir süreden beri şüpheli araçlar dolaştığı, o gün de aynı yerlerde iki aracın bulunduğu belirtildi. Araç plakalarının da verilmesi üzerine TEM Şube ekipleri, harekete geçti. Çukurambar semtinde yapılan çalışmalar sonucunda 06 HB... plakalı araç 1425. Cadde üzerinde park halinde bulundu. Polisler, 06 LJY... plakalı diğer aracın, bu aracın yanına geldiğini fark etti. 11. Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi cumhuriyet savcısının talimatı ile araçların etrafı sarıldı. Yapılan kimlik kontrolünde otomobilde bulunanların Genelkurmay Başkanlığı'nda görevli İstihkam Binbaşı İbrahim G. ve Topçu Albay Erkan Yılmaz B. olduğu tespit edildi. Bu arada, olay yerine kendisini asker kişilerin komutanı olarak tanıtan ve Genelkurmay Seferberlik Tetkik Kurulu bölge başkanı olduğunu beyan eden Albay Yusuf Akal ile Ankara Merkez Komutanlığı'ndan görevliler geldi. Yapılan incelemeler sonucunda Arınç'ın '1424. Cadde No:..' adresinde ikamet ettiği ve araçların bulunduğu yerin buraya çok yakın olduğu anlaşıldı. 06 BH 9712 plakalı aracın E.Y.B. tarafından oto kiralama ofisinden temin edildiği, 06 LJY... plakalı aracın ise TSK'ya ait olduğu tespit edildi. Binbaşı İbrahim G. ve Albay Erkan Yılmaz B. gözaltına alındı. Bu arada, subayların üzerinde bulunan '1424 Cadde Feza A...' yazılı bir notu yok etmeye çalıştıkları ileri sürüldü. Bu adresin, Bülent Arınç'ın oturduğu eve ait olduğu belirtildi. 11. Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgin'in talimatıyla, şüpheli subayların ikametlerinde yapılan baskınlarda da bilgisayar ve dokümanlara el konulduğu belirtildi. Edinilen bilgilere göre, soruşturma, Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görev oldukları tespit edilen şüphelilerin, 'keşif-gözetleme yaptıkları' tespiti üzerinde yürütülüyor. Bu arada, subayların araç ve evlerinde yapılan aramalarda çok sayıda dokümana ulaşıldığı belirtildi. Subayların bugün adliye sevk edilmesi bekleniyor. İki subayın Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin'le irtibatlı olup olmadığı da araştırılıyor.
Bülent Arınç, gelişmeler üzerine dün Ankara Emniyet Müdürü Orhan Özdemir'le görüştü. Özdemir, suikast iddiaları üzerine başlatılan soruşturmada gelinen aşamayla ilgili bilgi vermek için Başbakanlık binasına geldi. Arınç, önceki gün partisinin Manisa'daki İl Danışma Meclis toplantısında üstü kapalı olarak konuya değindi. Arınç, "Sayın Baykal ve Bahçeli'ye sesleniyorum: AK Parti'yi hedef gösteriyorsunuz. Siz bizi 'vatan haini' olarak gösteriyorsunuz. Hedef gösterdiğiniz insanlar zarar görürse mutlu mu olacaksınız?" demişti.
Şener Eruygur, Arınç'ın annesinin evini aratmıştı Eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur, 2007 yılında Bülent Arınç'ın annesinin Manisa'daki evinin aranması talimatını vermişti. Dönemin Manisa İl Jandarma Alay Komutanı Albay Erdal Sarızeybek, jandarmanın görev sahası dışında olan şehir merkezindeki baskını "Ya Gazi Paşa Duyarsa" isimli kitabında şöyle anlatmıştı: "Bazı evlerde irticai faaliyetler yapıldığına dair istihbarat geldi. Harekete geçtik. Çünkü ev Arınç'ın annesinin eviydi. Arama izni için mahkemeye başvurduk. Bekleme esnasında Arınç, bizi telefonla aradı. İlk gün telefona çıkmadım. Orgeneral Şener Eruygur olayla bizzat ilgilendi. Olayın takipçisi oldu. Eruygur, arama olmasa da Arınç'ın annesinin evinin çevresinden ayrılınmaması talimatı verdi." GÖKSEL GENÇ

Heyhat
22-12-2009, 15:11
Hükümet Sözcüsü, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, soruşturmanın başkalarına ibret olacak şekilde sonuçlandırılması gerektiğini söyledi. Çiçek, dün yapılan Bakanlar Kurulu toplantısının ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. Bir gazetecinin, "Bülent Arınç'a suikast girişiminden bahsediliyor. Bu yönde size gelen bir bilgi var mıdır?'' sorusu üzerine Çiçek, konunun Bakanlar Kurulu'nun gündemine geldiğini anlattı. Cemil Çiçek, "Kendisi (Arınç) Bakanlar Kurulu'nda konuyla ilgili bilgi verdi. Bu konu önemlidir ve yargı da zaten olaya el koymuştur. Olayı bütün yönleriyle araştıracak, soruşturacak ve netleştirecek olan yargı makamlarıdır. Suçu kim işliyorsa, yargı onun üzerine gider. Suç işleme noktasında da kimsenin bir imtiyazı olamaz. Kendisine Anayasa'nın ve yasaların vermediği bir görevi onun dışına çıkarak yapmaya çalışmak hukukumuz açısında kabul edilemez. Bu suç teşkil eder. Arzumuz, beklentimiz, bunların ibret-i müessir olacak tarzda bir an evvel sonuçlanıp karara bağlanmasıdır." dedi. ERDAL ŞEN

Heyhat
22-12-2009, 15:14
AK Parti kurmaylarından 'Suikast' açıklaması: Böyle bir olay vahim bir durumdur

AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast girişimi iddiasına ilişkin olarak, 'Böyle bir olay vahim bir durumdur' dedi

Bozdağ, MYK toplantısı için AK Parti Genel Merkezi'ne gelişinde gazetecilerin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik ''suikast girişimi'' iddiaları ile ilgili sorularını yanıtladı.
Konuyla ilgili gerekli incelemelerin yapıldığını belirten Bozdağ, gerçeğin ise adli soruşturma sonucunda ortaya çıkacağını söyledi.
Bekir Bozdağ, ''Biz de gerçeğin ortaya çıkmasını bekliyoruz'' dedi.
Bir gazetecinin ''Bu planlanmış profesyonel bir suikast olabilir mi?'' sorusuna ise Bozdağ, şu yanıtı verdi:
''Bu iddiaları araştırmak Cumhuriyet Savcılarının görevi ve bununla ilgili araştırmalar yapıldıktan sonra hepimiz bu işin gerçeği nedir, maddi gerçeği ne değildir, o zaman öğreneceğiz. Şu aşamada sizden fazla bir şey bildiğimi söyleyemem. Ama durum vahim bir durumdur. Bu durumun araştırılması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve ilgililer kimse veya failleri kimlerse onlarla ilgili gerekli işlemlerin yapılması zaten gereklidir.''
Bozdağ, yakalanan kişilerin asker olduklarının hatırlatılması üzerine ise ''Bu konular tamamen soruşturmanın süreci içerisinde değerlendirilecek konular'' dedi.
AYŞENUR BAHÇEKAPILI
AK Parti Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı, Başbakan Yardımcısı Arınç'a yönelik ''suikast'' iddialarına ilişkin soruya,''Şiddetle reddediyorum. Ama soruşturma aşamasında şu anda bir şey söylemek pek mümkün değil. Ama çok üzüntü verici. Hukukun üstünlüğünü sağlamaya çalıştığımız bu günlerde böyle bir olayı kabul edebilmek mümkün değil. Geçmiş olsun, diyorum'' yanıtını verdi.
Bahçekapılı, ''yakalanan kişilerin asker olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusu üzerine, ''Şu anda bir şey söylemek mümkün değil'' dedi.
SUAT KILIÇ
AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç ise aynı yöndeki soruya şu yanıtı verdi:
''Konunun detaylarına çok vakıf değiliz. Hukuk devletinde yaşıyoruz. Yargı, kurumlar gereken incelemeyi, soruşturmayı mutlak surette yapacaktır. Konu tüm detayları ile ortaya çıktığı zaman herkesi doğru bilgilendirme imkanı olacaktır. Hukuk devleti çalışıyor. Türkiye, demokrasisine, hukukuna, hukukun üstünlüğüne mutlaka sahip çıkacaktır.''
AK Parti Genel Başkan Danışmanı Akif Gülle ise aynı soru üzerine şunları söyledi: ''Bülent Arınç Bey bizim Başbakan Yardımcımız, kariyeri, geçmişi itibarıyla da TBMM Başkanlığını yapmış, yetişmiş, değerli devlet adamlarımızdan birisi. Kendisine karşı sonsuz sevgimiz, saygımız var. Sayın Başbakanımızın yanında ülkemize hizmetleri beraber götürme gayreti içerisinde. Kendisine karşı olabilecek her türlü yanlış bir hareketin konuşuluyor olması bile veya böyle bir hareket yapma gibi teşebbüste bulunulması bile oldukça üzücüdür. Güvenlik güçlerimizin sonsuz gayreti böyle bir olayı ortaya çıkarmıştır. Hepimiz için geçmiş olsun, diyorum.''

Sokak Şairi
22-12-2009, 15:16
İhbar 20 gün önce
Ankara Emniyeti, Arınç’a yönelik suikast girişimini soruşturmaya 20 gün önce gelen bir ihbar üzerine başladı. Polis, Çukurambar’daki sokakta 24 saat süreyle güvenlik önlemleri aldı. Ankara Emniyeti İstihbarat ve Terör Şubesi’nde görevli sivil polisler, sokağa giren tüm araçları izledi. İhbarda ismi geçen bazı kişilerin, Ankara’da çeşitli şirketlerden 10 araç kiraladığı, bu araçlarla Arınç’ın evinin bulunduğu sokakta keşif yaptığı tespit edildi.
Polis, bu araçların sokağa geliş gidişlerini kameralarla görüntüledi. Geçen cumartesi akşamı söz konusu araçların sokaktaki trafiğinin artması üzerine operasyon için düğmeye basıldı. Polis, durdurduğu aracın etrafını çevirdi.
Emniyet güçlerini gören Topçu İstihkam Binbaşı İbrahim G. elindeki bir kâğıdı yutmaya çalıştı. Polisler İbrahim G.’yi tutarak ağzındaki kâğıdı çıkardılar. Kâğıtta Arınç’ın evinin ayrıntılı bir krokisinin yer aldığı görüldü. Yaşanan kısa süreli arbedede gözaltına alınan iki kişi kimliklerini çıkararak subay olduklarını belirttiler.
Polis, Binbaşı İbrahim G. ile Topçu Albay Erkan Yılmaz B.’nin asker olduğunu belirledikten sonra Merkez Komutanlığı’nı arayarak olay yerine inzibat çağırdı ve iki subayı askeri yetkililere teslim etti.

Heyhat
22-12-2009, 15:19
"Provokatif eylemlere karışan, ülkücü de olsa haindir"http://medya.zaman.com.tr/2009/12/22/mhp_amblem.gif

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Erzurum İl Başkanı Zekai Kaya, son dönemde yaşanan olaylara karşı sağduyu çağrısı yaptı. Ülkücülerin bu tarz olayların içinde olmayacağını belirten Kaya, "Provokatif eylemlere kendi camiamız içerisinden öncülük edenlere hain damgasıyla mührümüzü vuruyoruz." dedi. Erzurum'da son haftalarda ilginç olaylar yaşanıyor. Geçen haftadan beri internet üzerinden e-mail gruplarına 'teröre lanet yürüyüşünde buluşalım' şeklinde kim tarafından gönderildiği belli olmayan mesajlar atılıyor. Bu gelişmeler, sağduyunun hakim olduğu Erzurum'da 'Nabız yoklaması mı yapılıyor?' sorularını akıllara getiriyor. Konuyla ilgili konuşan MHP İl Başkanı Zekai Kaya, teşkilat içerisinde yapılan toplantılarda yaşanabilecek eylemlere karşı sağduyulu olunması konusunu görüştüklerini söylüyor. Kaya, provokatif eylemleri fırsata çevirmeye çalışanların 'vatanperver' olarak görülemeyeceğini ifade ediyor. Kendi camialarının içinden bu tarz eylemlere öncülük edenleri hain ilan ettiklerini kaydeden Kaya şunları söylüyor: "Belki iyi niyetli yaptığımız şeyler ülkenin bölünmesi için önayak olabilir. Biz hiçbir vatandaşımızı başkasından ayırt etmiyoruz. Bizim Kürt vatandaşımızla sorunumuz yok. Sadece bölücülerle problemimiz var.

SiNaN32
23-12-2009, 09:46
http://www.internethaber.com/images/news/112146.jpg
Dağdan inen PKK'lı kurdele kesti



23 Aralık 2009 Çarşamba



BDP binasının açılış kurdelasını, geçen ekim ayında Türkiye'ye gelen 34 PKK'lıdan biri olan Gençdağ kesti.


DTP'nin yerine kurulan BDP'nin Batman İl Başkanlığı binasının açılışı davul zurnalı törenle gerçekleştirildi.

Atatürk Bulvarı üzerindeki binasının açılışına BDP Genel Başkan Yardımcısı M.Şerif Ekinci, Belediye Başkanı Nejdet Atalay, BDP İl Başkanı M. Şah Kaygusuz, ile Abdullah Öcealan'ın çağrısı ile Kandil Dağı'ndan gelen 8 PKK'lı arasında bulunan M.Şerif Gençdağ ile Mustafa Ayhan ve Mahmur Kampı'ndan gelen Nurettin Turgut ile yaklaşık 2 bin kişi katıldı.

BDP İl Başkanı M. Şah Kaygusuz, DTP'nin kapatılması için sözde aydınların Anayasa Mahkemesi'ni etkildiğini ileri sürdü. Kaygusuz, “Kürt partileri bir bir kapatılıyor. Bazı sol çevreler ve kısmen aydın olarak tanınan bazı şahsiyetlerin davanın sürdüğü bir esnada adeta kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne yol göstermişlerdir. Yaklaşık 2.5 milyon seçmeni parlamentodaki iradesi kapı dışarı edilmiştir. Bu ülkenin en yakıcı meselesi olan Kürt meselesinin bir an önce demokratik ve barışçıl bir şekilde çözülmesinden yana olan herkesin katkı sunmasını bekliyoruz” dedi.

BDP Genel Başkan Yardımcısı M. Şafi Ekinci, “Bu şiddet ve hak gaspına karşı gelişen Türkiye halklarının daha özgür, daha müreffeh bir yaşam vadi ortadayken, bu hak arama hareketinin terörize edilerek ülkemizin derin bir uçuruma doğru sürüklenmektedir” dedi.

Konuşmaların ardında il binasının açılış kurdelası, Kandil'den gelen PKK'lı grubun sözcüsü M.Şerif Gençdağ, Belediye Başkanı Nejdet Atalay ve BDP İl Bşkanı M.Şah Kaygusuz tarafından kesildi.

SiNaN32
23-12-2009, 09:50
Lütfen,

olanağınız varsa bu haberi saklayın,ya da arşivleyin.

Açılım ( Kürt Açılım ) yada adı her neidiyse,YASAL zemindeki asıl sorunun
nerede olduğunun açık kanıtı.

SiNaN32
23-12-2009, 09:52
http://www.internethaber.com/images/news/112147.jpg
Dolmabahçe görüşmesi deşifre oluyor



23 Aralık 2009 Çarşamba



Erdoğan ile Büyükanıt Dolmabahçe'de ne konuştu? Yargıtay'ın aldığı karar bu görüşmenin üzerindeki sır perdesini aralayacak.

Fikri Sağlar’ın “Dolmabahçe’de Büyükanıt’a dosya verildi mi?” başlıklı yazısıyla ilgili tazminat kararını bozan Yargıtay 4. Daire, davalıların, emekli Orgeneral Tolon’un evinde davacılar hakkında bazı kanıtların elde edildiğini iddia ettiklerini belirtti ve bu kanıtların İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nden istenerek incelenmesini talep etti

Milliyet Gazetesi'nin 23 Aralık tarihli sayısında yer alan habere göre Yargıtay’ın, eski bakanlardan gazeteci Fikri Sağlar ile Birgün gazetesinin,

BÜYÜKANIT: Zamanı gelince açıklayacağım
Büyükanıt çifti ise Sağlar’ın bu iddialarını yalanlamıştı. Hürriyet gazetesi yazarı Tufan Türenç, 9 Mayıs 2009 tarihli köşe yazısında, Büyükanıt çiftiyle bir oyunun galasında tesadüfen bir araya geldiğini, sohbet sırasında Dolmabahçe’de Erdoğan’la ne konuştuklarını sorduğunu, Yaşar Paşa’nın da, “Zamanı gelince anlatacağım. Yalnız size şunu söyleyebilirim. 27 Nisan bildirisini çok dikkatli okuyun. Satır aralarını çözmeye çalışın. Orada ne söyleniyorsa Dolmabahçe’de işte onlar konuşuldu” dediğini aktarmıştı.
Türenç, Filiz Büyükanıt’ın da “Mütevazı bir hayatımız var. Konumumuz nedeniyle buna aşırı titizlikle uyduk. Alışveriş yapacaksam hep ucuzluk kampanyalarını beklerim. Neler uydurdular. Ben çok para harcıyormuşum, büyük faturalar getiriyormuşum. İnanın bu iftiralar karşısında günlerce uyuyamadık” dediğini belirtmişti.
“Dolmabahçe’de Büyükanıt’a dosya verildi mi?” başlıklı yazıdan dolayı eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve eşi Filiz Büyükanıt’a 17 bin TL manevi tazminat ödemesine yönelik bozma kararından sürpriz bir gelişme çıktı.

Kararda, davalıların Ergenekon davası sanıklarından emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un evinde yapılan arama sırasında davacılar hakkında da bazı kanıtların elde edildiğini iddia ettikleri belirtilerek, bu kanıtların İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nden istenerek incelenmesinin talep edildiği anlaşıldı.

Sağlar, Erdoğan ve Büyükanıt’ın Dolmabahçe’de yaptığı görüşmeye ilişkin 15 Mayıs 2008 tarihli Birgün gazetesinde “Dolmabahçe’de Büyükanıt’a dosya verildi mi?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıda özetle, “Büyükanıt’a Başbakan tarafından Dolmabahçe Sarayı’nda, Filiz Büyükanıt’ın yaptığı harcamaları gösteren bir dosya verildiği, dosyanın içeriğinin ürkütücü olduğu” iddiası dile getirildi.

Yazı üzerine Büyükanıt çifti, Sağlar ve gazete aleyhine 100 bin TL’lik dava açtı. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Sağlar’ın 17 bin TL tazminat ödemesi şeklindeki kararı ise temyizde bozuldu.

Dosyanın gönderildiği Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin “basın özgürlüğü” gerekçesiyle bu kararı bozduğu kamuoyuna yansırken, Sağlar’ın mahkeme aşamasında dile getirdiği iddiaların da araştırılmasına hükmettiği anlaşıldı. Sağlar, Tolon’un evinde ele geçen belgeler arasında, davacılar hakkında da bazı kanıtlar elde edildiğini öne sürmüş ve incelenmesini talep etmişti.

Hüküm böyle kurulmalı

Bozma kararında şöyle denildi: “... Başka bir soruşturma (Ergenekon) nedeniyle dava dışı Hurşit Tolon’un evinde yapılan aramada davacılar hakkında da bazı kanıtların elde edildiği ileri sürülmüştür. Davalıların savunmalarını kanıtlamak amacıyla, ancak kanıtların sunulması aşamasından sonra ortaya çıkmış olan bu kanıtlara da dayanma hakkı bulunduğu benimsenerek, o kanıtlar dosyaya alınmalı ve bütün kanıtlar birlikte değerlendirilerek bir karar verilmelidir.”

Bu karar üzerine Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, davayı yeniden ele alacak ve kanıtların istenip istenmeyeceğine karar verecek.

Hurşit Tolon’daki belgeler

2. Ergenekon iddianamesinde Yaşar Büyükanıt’la ilgili belge ve bilgiler konusunda şu bölüm yer alıyor: “Şüpheli Mehmet Şener Eruygur’un genel başkanlığını yaptığı ADD Genel Merkezi binasında Genel Başkan odasında ele geçirilen 5 no’lu CD içerisinde ‘Org. Büyükanıt’ isimli klasör içerisinde 5 adet klasör, 1 adet pdf dosyası, 2 adet word dosyası olduğu görülmüştür. Yine aynı bilgi ve belgelerin şüpheli Ahmet Hurşit Tolon’un Ankara ili Çankaya ilçesi Yukarı Bahçelievler Mahallesi Kazakistan Caddesi No: 163 / 34 adresinde ele geçirilen ELBA marka, ALI0043 seri numaralı CD içerisinde de olduğu tespit edilmiştir.” Büyükanıt’la ilgili bu belge ve bilgiler iddianamenin eklerinde de yer aldı.

SiNaN32
23-12-2009, 15:37
CHP'liler Şehit Kubilay'ı anma törenini gövde gösterisine çevirdi

http://www.haberler.gen.al/kucukresim/haber-chpliler-sehit-kubilayi-anma-torenini-govde-gosterisine-cevirdi_2009_4578-1.jpg (javascript:void(0);) Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay ile bekçiler Şevki ve Hasan, şehit (http://www.haberler.gen.al/konu/sehit/) edilişlerinin 79. yıldönümünde İzmir'in Menemen ilçesinde anıldı. CHP'liler, anma (http://www.haberler.gen.al/konu/anma/) töreninde gövde (http://www.haberler.gen.al/konu/govde/) gösterisi yaptı.
Törenlere CHP adına Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, İzmir milletvekilleri Selçuk Ayhan ve Berhan Şimşek, İzmir İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve CHP'li ilçe belediye başkanları katıldı. Törende Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın anma (http://www.haberler.gen.al/konu/anma/) mesajı okunurken "Yuh" sesleri ve alkışlarla engellenmek istendi. "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganı atıldı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Öymen, yaşananlar için, "Yorum yapmıyorum." ifadesini kullandı. Anma (http://www.haberler.gen.al/konu/anma/) törenine katılım ise geçen yıllara göre oldukça düşük oldu.
Yıldıztepe'deki Kubilay Anıtı'nda düzenlenen tören, CHP'li Menemen Belediyesi'nin organize ettiği "Demokrasi ve Laiklik" yürüyüşüyle başladı. Menemen Garı önünden başlayan yürüyüşe katılanlar, kol kola Kubilay Şehitliği'ne kadar gitti. Yıldıztepe'deki resmî tören İzmir Vali Yardımcısı Sait Topoğlu, Menemen Kaymakamı Turgut Subaşı, Belediye Başkanı Tahir Şahin, Ege Ordusu ve Garnizon Komutanı Hayri Kıvrıkoğlu, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve Kubilay ailesinin fertlerinin gelişiyle başladı. Törene siyasi parti temsilcileri, öğrenciler, Atatürkçü Düşünce Derneği üyeleri ve diğer vatandaşlar da katıldı. Kaymakamlık, belediye başkanlığı, garnizon komutanlığı ve Kubilay ailesinin anıta çelenk koymasının ardından saygı duruşu yapıldı ve İstiklâl Marşı söylendi.
Konuşma yapan Başkan Şahin, "79 yıl önce şehit (http://www.haberler.gen.al/konu/sehit/) edilen Kubilay, bekçi Hasan ve Şevki'yi anıyoruz. Atatürk'ün kurduğu cumhuriyete sonsuza dek sahip çıkmaya kararlıyız." dedi. Kaymakam Şubası ise birlik beraberlik mesajı verdi: "Asteğmen Kubilay, bekçiler Hasan ve Şevki'yi, şehit (http://www.haberler.gen.al/konu/sehit/) edilişlerinin 79. yıldönümünde şükranla yâdediyoruz. Bu cinayeti işleyenlerin, gerçek din anlayışıyla bir ilgisi olamaz. Bu cinayeti gerçekleştirenler, insanlık dışı eşylemlerinden dolayı tüm milletin vicdanında mahkum olmuş caniler olarak hatırlanmaktadır." Cumhuriyeti ayakta tutan yegâne kuvvetin milletin kendisi olduğunu vurgulayan Subaşı, "Milletten güç alan kimse mağlup olmamıştır. Binlerce yıldır bu topraklarda yaşayanlar arasında kavga çıkarmaya çalışanlara diyorum ki bu milletin binlerce yıllık tarih köprüsünden süzülmüş bir geçmişi var. Kendi birliği, bütünlüğü üzerinde oynayan oyunlarda tuzağa düşmeyecektir." ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından Atatürk'ün Türk gençliğine hitabı ve Türk gençliğinin cevabı okundu.

BAŞBAKAN'IN MESAJINI YUHALADILAR
Kubilay'ı anma (http://www.haberler.gen.al/konu/anma/) töreninde Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un gönderdiği mesajlar da okundu. Erdoğan, mesajında şunları kaydetti: "79 yıl önce Menemen'de birlik ve beraberliğimize, cumhuriyetimizin gelecek ideallerine karşı gerçekleştirilen menfur hadiseyi ve Kubilay'ın şehit (http://www.haberler.gen.al/konu/sehit/) edilişini milletçe unutmadık, unutmayacağız. Birlik ve beraberlik içerisinde cumhuriyetimizi bütün değer ve kurumlarıyla özümseyen milletimiz, Türkiye'yi çağdaş dünya devletleri içinde hak ettiği saygın konuma yükseltmek için gerekli olan iradeyi her zaman ortaya koymuştur. Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak bütün değerleriyle ebediyen yaşayacaktır. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da hiçbir karanlık girişim, hiçbir tahrik, cumhuriyetimizin bu yürüyüşünü durdurmaya muktedir olamayacaktır. İnanıyorum ki milletimiz, her zamanki sağduyu ve dikkatiyle bundan sonra da her türlü karanlık girişim ve tahriki boşa çıkaracaktır. Bu düşüncelerle şehit (http://www.haberler.gen.al/konu/sehit/) edilişinin 79. yıldönümünde Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay'ı ve bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum."
Mesaj, alkış ve yuhalamalarla protesto edildi. Sık sık, "Türkiye laiktir, laik kalacak" şeklinde slogan atıldı. Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un mesajına ise törene katılanlar alkışlarla eşlik etti.
Başbakan'ın mesajının, şehitleri anmak için düzenlenen törenlerde yuhalanmasının yakışıp yakışmadığı sorulan CHP Genel Başkanı Öymen, "Yorum yapmıyorum." karşılığını verdi.
Tören, Kubilay anısına düzenlenen Cumhuriyet Şehitleri Ulusal Koşusu'nda dereceye girenlere ödüllerin verilmesi, anıt şeref defterinin imzalanması ve Kubilay ailesiyle hatıra fotoğrafı çektirilmesiyle son buldu. Törenin sonunda şehitlik ziyaret edildi.
(CHA)

SiNaN32
23-12-2009, 15:44
http://www.hicretonline.com/Basin%20arsivi4/menemen.jpg

Menemen olayı neydi?


23 Aralık 1930 günü sabahı Menemen’de meydana gelen olaylarda Yedek Subay Mustafa Kubilay şehit edilir. Olaydan sonra, Menemen Cumhuriyet Savcısı, Savcı Yardımcısı ve Hükümet Tabip Vekilinin hazırladıkları raporda, ürpertici bir durum tespit edilir. “Gazez Camisi girişinin sol tarafındaki bahçede arkası üstü yatık, sağ tarafında kasaturası kınından çekik bir halde, elbiseleri kanlı, başı boynundan ayrılmış ve etrafındaki toprakta çok fazla kan lekeleri bulunan, tahminen 25 yaşlarında, üzerinde hâki renkte askerî elbise olan; orta boylu, kumral benizli, saçları az ağarmış cesedin, Menemen’de 43 ncü Alay 1 nci Tabur 3 ncü Bölük Takım Komutanı Yedek Subay İzmirli Hüseyin oğlu Kubilay olduğu anlaşılmıştır.”
Yedek Subay Mustafa Fehmi Kubilay’ın nasıl öldürüldüğünü de olayın görgü tanıklarından, Menemen’deki telgraf memuru Nail Bey, şöyle anlatmaktadır. “Kubilay Bey’in kumandasında bir müfreze geldi. Müfreze komutanı evkaf kahvesi önünde askerî durdurup süngü tak emrini vererek, kendisi şakilerin yakasını tuttu. Asker süngü taktı. Onlar dönmelerine devam ediyorlardı. Maarif kahvesinin önündeki büyük ağacın hizasına geldiler. Diğer arkadaşı bunları o vaziyette görünce, Kubilay Bey’i arkasından bir silahla vurdu. O anda yere düştü. Onbeş saniye kadar yerde kaldıktan sonra, kalkıp doğruca cami tarafına koştu. Bir kısım halk bunu görünce dağıldı. Telgrafhaneye de bir kısmı girdi. Onları dışarı çıkarttım. Bu sırada adamlardan ikisi kayboldu. Biz kaçtıklarını zannettik. Biraz sonra saçından tutulu olduğu halde, zavallı Kubilay Bey’in kesik kafasını getirdiklerini gördük. Ellerinde sancağın ucuna kafayı geçirirlerken bir şeyler söyleyerek eğildiler. Kesik başın, elektrik direğine bir kırmızı kuşakla bağlandığını gördüm. Kubilay Bey’in başı asılı olduğu halde meydanda dönüyorlardı.




http://www.gaziadt.com/wp-content/uploads/2008/12/menemen1.jpg Tarihe “Menemen Olayı” diye geçen bu eylemin sıradan bir cinayet değil, bilinçli bir hareket olarak uygulamaya geçirildiği yapılan araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Eylemciler bir hazırlık safhasından sonra eylemi gerçekleştirmişlerdir.
Eylemin ele başı ve Yedek Subay Mustafa Kubilay’ın başını keserek öldüren Giritli Hasan oğlu Mehmet, Osman oğlu Şamdan Mehmet, Hasan oğlu Sütçü Mehmet, Emrullah oğlu Mehmet, Nalıncı Hasan ve Çakır oğlu Ramazan eylemci grubunu oluşturmaktadır.
Eylemcilerin hepsi Manisa’da ikamet etmektedirler ve nakşi tarikatiyle bağlantıları vardır. Onları bu tarikata sokan ve eğiten, Manisa Askerî Hastahanesi imamlığından emekli İbrahim Hoca’dır. İbrahim Hoca da İstanbul Erenköy’de Şevki Paşa köşkünde oturan Şeyh Esat’a bağlıdır. İbrahim Hoca halifeler halifesi olarak, tarikatın etki alanının genişletilmesinden ve yaygınlaştırılmasından sorumludur.
İbrahim Hoca’nın ifadesine göre, tekkeler yasaklanmadan önce Şeyh Esat’ın tahminen yirmibin civarında müridi vardır. Manisa’daki müritlerin sayısı sorulduğunda ise İbrahim Hoca “hiddetlenerek cevap vermem demiş” ve hiçbir şeklide açıklama yapmamıştır.
İbrahim Hoca’nın, Şeyh Esad’la ilişkisi, Şeyh Esad’ın yazdığı mektuplarda da açıkça bellidir. “İbrahim Efendi’nin adresini sormuş idiniz. Manisa’da Askerî Hastahane imamı İbrahim Efendi’ye yazmalısınız. Bir aydan fazla bu tarafta kaldılar. Ba’de (daha sonra) mahall-i memuriyetine (görev yerine) avdet ettiler (geri döndüler). Müşarünileyh (kendisi) gayurdur (çalışkandır).” Yine bir başka mektubunda da “İbrahim Hoca şimdi buradadır. Hastahanede olduğu rahatsızlığı mündefi olmuştur (geçmiştir).” diye bilgi verir.
İbrahim Hoca da ifadesinde bu bağlantısını şöyle açıklar. “İlk tarikate intisabım oniki sene evveldir. Nakşibendidir. Şeyhim İsmail Necati’ydi. Bâb-ı âli’de oturuyordu. Tekkesi vardı. Ölmüştür. Ondan bir sene sonra tahminen o zaman Çapa’da tekkesi bulunan Şeyh Esat Efendi’nin zikrine gittim ve ona bağlandım. Yani benim hocam oldu. Yirmibir senedir tarikatin imamıdır.”
İbrahim Hoca’nın faal bir eleman olduğu da yine Şeyh Esad’ın bir mektubunda açıkça görülmektedir. “Sariyer’de Kaymakamlık açılıyormuş. Müftülüğü için, İbrahim Efendi vasıtalara ve muhiblerimize müracaat etmektedir.”
Şeyh Esad’ın oğlu (halife) Mehmet Ali de ibrahim Hoca’nın bağlantısını açıkça ifade eder. “Kendisi pederimin on senelik dervişlerindendir. Şurdan burdan hiç tanımadığımız adamları ziyaret maksadıyla bana ve pederime getirirdi.”
Şeyh Esad’ın müridlerinden Hüsnü Efendi, “daima sözünden ve nasihatinden ilham alarak kendisini şeyhe bende (kul) eden kişileri” sayarken ilk isim olarak “İbrahim Hoca”yı belirtir.
İbrahim Hoca’nın Manisa’da görevli iken merkeze bağlı Horosköy’de yoğun faaliyetleri vardır. Burada ikamet eder, cami yaptırır, tarikate adam kazandırma çalışmalarını sürdürür, vaaz verir. “Hoca köyümüzde oturduğu sırada Cuma günleri ve bazan hafta aralarında ve bazan da kendisi ne zaman isterse o vakit köy camisinde vaaz verirdi. Köyde bulunduğu bir gün ikindi namazı sırasında camide vaaz etmeye başladı”. Hoca, “Şapka giyen gâvurdur. Biz gâvur olamayız. Rakı içen ve yalan söyleyenler de gâvurdur.” diye söyleniyordu.”
İbrahim Hoca bu köyde özellikle ileri gelenlerle sıkı ilişkiler kurar. Düzenli ve gizli bir bağlantı mevcuttur. Tarikate kazandırılanlar “buradakilere (İbrahim Hocaya) ve buradakiler de İstanbul’dakilere tâbidirler.”
Erenköy’de köşkte oturan Şeyh Esat’ı ziyaret edenler dönüşte propaganda yaparlar. “Köşkün tertibatını ve orada gördükleri intizam ve kendilerine yapılan rağbeti ve oradaki ibadet ve şeyhi ziyaret tarzını oraya gidip gelenler anlatmakla bitiremezler.”
İbrahim Hoca’nın etkinliğini ve kandırılmış kişiler üzerindeki etkisini şu sözler ortaya koymaktadır. “Hoca İbrahim Efendi” köyde şeyh olarak tanınmıştır. Bazı kimseler, buna çok hürmet ederler. Hatta bir gün ihtiyar heyetinin dairesinde otururken, bu adamın dolandırıcı olduğunu söyledim. Orada bulunan ve İstanbul’a gidenlerden Osman Çavuş üzerime yürüdü “Bu adam peygamber gibi bir zattır. Sus ismini ağzına alma. Ağzını üç defa zemzem suyu ile yıka da öyle ismini söyle dedi ve silah çekecek bir vaziyete geldi.”
Menemen’deki olaydan iki ay önce, İbrahim Hoca Manisa’ya gelir. Kandırılmış kişilerin ağzından dökülen şu sözler, meselenin ne kadar farklı bir mecrada seyrettiğini ortaya koymaktadır. “Araplıkla beraber sultanlık ve Sultan Hamid’in oğlu gelecek. Tekkeler kapandı ama açılacak ve serbest olacak. Kılıçlarımız gelecek kesecekler. Fes giyilecek.” “Biz, fes giymek istiyoruz. Müslümanlık istiyoruz.”
İbrahim Hoca, Manisa’ya geldiği zaman birçok kişi onu ziyaret eder. İbrahim Hoca’nın çok yakını olan Osman Çavuş “İnşaallah reis-i cumhuru gebertirler de rahat yüzü görürüz, fes giyeriz.” demekten çekinmez.İbrahim Hoca Osman Çavuşun kendisiyle olan bağlantısını ifadesinde teyit eder. “Tekaüt (emekli) edildikten sonra İstanbul’a gittim. Orada ikamet etmeye başladım ve İstanbul’da iken bir defa Cemal ve bir defa Osman ve bir defa da tabur imamı İlyas Efendi’den mektup aldım.”
Aşağıda ayrıntılı olarak görüleceği gibi, Menemen Olayının kilit isimlerinden ve eyleme bizzat katılan Nalıncı Hasan, Şeyh Esat’ı ziyaret etmek üzere İstanbul’a gittiği zaman, İbrahim Hocayla buluşur. İbrahim Hoca da bunu açık açık anlatmaktadır. “Bir sene evvel Manisalı basmacı Osman Efendi ile Nalıncı Hasan’ı Esat Efendi’nin evinde gördüm ve hep beraber bir odada oturduk ve bir gece beraber kaldık ve yanımıza kimse gelmedi, o gece yattık, sabahleyin Esat Efendiyi ziyaret ettik… Haseki civarında bulunan Hoca Esat’ın oğlu Ali Efendi’nin evine gittim. Osman Efendi ve Nalıncı Hasan ile orada hepimiz birleştik ve dördümüz oturduk… Bir veyahut iki gün sonra Osman Efendi ile Nalıncı Hasan bizim eve geldiler. Bir gece kaldılar ve sabahleyin gittiler.”
Menemen Olayında adı geçenlerden Saffet Hocanın, elebaşı eylemci mehdi Mehmet’le ilişkisini de Nalıncı Hasan şöyle anlatır. “Bu olaydan 4 ay evvel Manisa’da Belediye çamlığı içinden geçerken sağ istikamette Saffet Efendi ile bu mehdi Mehmet karşı karşıya gelmişler. Çömelmek suretiyle oturarak yekdiğeriyle görüştüklerini gördüm. Bu sırada, mehdi Mehmet beni yanlarına çağırdı. Ben de çömeldim. Mehdi Mehmet bana bir sigara verdi. Ben sigarayı henüz içerken, bana “Galiba gideceksin” dedi. Ben, “Evet” diyerek yanlarından ayrıldım. Bu vaziyetlerinden şüphe ederek, çamlık aralarından yani arkadan bir saat kadar tarassut ettim (gözetledim). Bunlar bu suretle görüştüler.”
Temas bununla kalmaz. Bir süre sonra Menemen’e gelen Nalıncı Hasan, Manisa’ya dönerken, Saffet Hoca, mehdi Mehmet’e yazdığı bir mektubu götürmesini ister. Nalıncı Hasan bu mektubu mehdi Mehmet’e ulaştırır. Mektup Farsça yazılmıştır ve içeriğini soran Nalıncı Hasan’a bir bilgi vermez. Olayın meydana geldiği gün, mehdi Mehmet’le Saffet Hocanın Menemen’deki karşılaşmaları da aşağıda ayrıntılı olarak görüleceği gibi aradaki ilişkiyi açıklayıcı mahiyettedir.
Menemen Olayı, 23 Aralık 1930 tarihinde gerçekleşmiştir. Eylemciler, bu tarihten önce belirli bir hazırlık yapmışlar ve daha sonra eyleme geçmişlerdir.
Eylemcilerden mehdi Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet, Emrullah oğlu Mehmet Emin, Ali oğlu Hasan, Nalıncı Hasan, Topçu Hüseyin, Süleyman Çavuş, Çakır oğlu Ramazan, Çırak Mustafa, Hüseyin oğlu Ali, önce bir esrarkeş kahvesinde daimi surette toplanarak orasını tekke haline getirirler ve daha sonra da Tatlıcı Hüseyin’in Manisa’daki evinde dört gün süren bir toplantı yaparlar. Gerçekleştirilecek eyleme ilişkin görüşme yapılır ve silah tedariki kararlaştırılır. Giritli İsmail ve bıçakçı Hacı Mustafa’dan birer silah alınır. 7 Aralık günü mehdi Mehmet, Sütçü Mehmet ve Şamdan Mehmet aldıkları silahlarla Paşaköy’e giderler. Ertesi gün de Ali oğlu Hasan, Nalıncı Hasan, Çakır oğlu Ramazan Paşaköy’e ulaşırlar. Paşaköy’de üç gün kaldıktan sonra, Manisa’nın kuzey doğusunda yer alan Yağcılar köyüne uğrar ve burada yedi gün kalırlar. Ardından o gece yarısı eylemciler, Bozalan’a hareket ederler.
Bozalan’a doğru giderlerken, mehdi Mehmet, iki günden beri mehdiliğini ilan ettiğini, Menemen’de bunu halka açıklayacağını, söyler. Nalıncı Hasan da Menemen’deki bir camiden sancak alabileceğini belirtir ve uzun bir yürüyüşten sonra Bozalan köyü yakınlarına gelirler. Dinlenmek için yatarlar ve bu sırada Çakır oğlu Ramazan kaçar.
Eylemcilerden mehdi Mehmet, buradan halka kendisinin “mehdi” olduğunu ve kendilerine iltihak etmelerini telkin eder. Manisa’dan ayrılmalarından sonra geçen onbeş gün boyunca eylemciler bu köylerde propaganda faaliyetlerinde bulunurlar. Bu süre içinde bir kısım halkı etkilerler ve yardım görürler.
23 Aralık 1930 günü eyleme geçilmesi kararlaştırılır ve eylemciler başlarında mehdi Mehmet olmak üzere Menemen’e sabah ezan vakti gelip Müftü camisine girerler. Camide bulunan sancağı alıp mehdi, halkı kendilerine katılmaya davet eder ve şunları söyler. “Taraf-ı ilahiden geliyoruz. Şeriat istiyoruz. Askerin kılıç ve kurşunu bize işlemez. Herkes bu bayrağın altından geçecektir. Geçmeyenleri kılıçtan geçireceğiz. Bugün zeval (öğle) vakti yetmişbin kişi bize yardıma gelecektir.”
Kendilerine katılan grupla birlikte eylemciler, sokaklarda dolaşıp herkesin dükkânlarını kapayarak peşlerinden gelmelerini söyleyerek yürüyüşe geçerler. Saffet Hocanın evinin önünden geçerlerken o da evden çıkar ve grubun arkasından yürür. Mehdi Mehmet, Saffet Hocaya karşı saygıda kusur etmez. Bir süre sonra Saffet Hoca gruptan ayrılır ve meseleden hiç haberi yokmuş gibi tekrar evine döner ve pencereleri kapatır. Eylemcilerin bulunduğu grup Belediye binasının önüne kadar gelir. Kalabalık artar. Mehdi Mehmet kendisinin mehdiliğine ve şeriati yerine getireceklerine dair halka hitap eder.
Eylemi haber alan Jandarma Bölük Komutanı topluluğun bulunduğu alana gider ve eylemcilere dağılmalarını söyler. Mehdi Mehmet, “Ben mehdiyim. Şeriatı ilan ediyorum. Bana kimse mukavemet edemez.” diye cevap verirken, kalabalıktan alkışlar yükselir. Herhangi bir üzücü olaya meydan vermemek için, Bölük Komutanı hükümet binasına gelerek 43 ncü Piyade Alayından takviye kuvvet ister.
Bu sırada Alay Komutanlığında eğitime çıkmak üzere hazırlanan Yedek Subay Mustafa Kubilay’a bir müfrezeyle olay yerine gitmesi emredilir. Cephane almadan hemen hareket eden müfrezeyi, Yedek Subay Mustafa Kubilay, halkla bir çatışmaya meydan vermemek için askerlere süngü taktırarak alandaki kahvenin önüne bırakır ve kalabalığa hitap eden eylemcilerin yanına gider. Mehdi Mehmet’in yakasından tutarak silahını teslim etmesini ister. Eylemcilerin arasından ateş açılır ve Mustafa Kubilay yaralanır.
Yaralanan Mustafa Kubilay hemen yakındaki caminin avlusuna doğru koşar. Bu sırada bir el daha ateş edilir ve Mustafa Kubilay avluda yere düşer. Cephaneleri olmayan müfrezedeki askerler geri çekilirler. Mustafa Kubilay’ın düştüğünü gören mehdi Mehmet, yanındakilerden birisinin bıçağını alarak avluya gider. Yerde yatan ve henüz ölmemiş olan Mustafa Kubilay’ı sürükleyip, bir ayağı ile vücuduna basmak suretiyle yüzüstü yatırıp bıçakla boynundan keserek, başı alır ve saçlarından tutarak taşa vurduktan sonra meydana tekrar dönüp, camiden aldıkları sancağın ucuna geçirir.
Sancağı ucunda takılı başla birlikte orada bulunan elektrik direğine bağlayarak halkı tam anlamıyla etkilemek isteyen eylemcilere, Kâmil adlı bir kişi nasıl yardım ettiğini şu sözlerle anlatmaktadır. “O gün ben evvela evime gidip korkmamalarını söyledim. Sonradan ikinci defa bunların yanına gelip halkın arasına karıştığımda, biraz evvel ellerinde getirdikleri zabitin (subayın) kafasını sancak ağacının ucuna geçirdiler. Sancağı oradaki direğe bağlamak için ahaliden ip istediler. Ben, derhal koştum, dükkânımdaki küçük bir ipi alıp silahlılara verdim. Bu iple zâbitin başı bulunan sancağı direğin yanına dikip bağladılar.”
Bu sırada Alaydan gönderilen kuvvetler olay yerine yetişirler. Eylemcilerin ateş açması üzerine çatışma çıkar. Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki şehit olurlar. Eylemcilerden mehdi Mehmet, Şamdan Mehmet ve Sütçü Mehmet ölü, Emrullah oğlu Mehmet Emin yaralı olarak ele geçirilir. Kargaşadan yararlanarak kaçan Nalıncı Hasan ile Ali oğlu Hasan da ertesi gün Manisa’da yakalanırlar.
Olayın hemen ardından güvenlik güçleri tedbirler alır. Sıkıyönetim ilan edilir. Olaylar sırasında ihmali görülen kamu görevlileri hakkında yasal işlem yapılır görevden el çektirilir. Geniş çaplı soruşturmalar yapılır ve olaya karışanlar, azmettiriciler tutuklanırlar ve yargılanırlar. Eylemle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını zorla kaldırmaya teşebbüs ve yardım edenler yargılamalar sonucu 32 kişi idam, 73 kişi de çeşitli hapis cezalarına çarptırılır.
Sıkıyönetim Komutanı Tümgeneral Mustafa Muğlalı, Menemen’de meydana gelen olaylarla ilgili olarak Başbakanlığa ve Genelkurmay Başkanlığına gönderdiği raporlarda önemli tespitler yapar. “Bu vak’a dört beş serseri tarafından adî bir vaka olarak kabul edilmemelidir. Bu olayı meydana getirenler sabırsız ve acele davranarak bu işin ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır. Bu hususta, memleketimizde gizliden gizliye çalışan ve bir teşkilat meydana getiren hain eller bulunduğu mutlaka dikkate alınmalıdır.”
Menemen’de gerçekleştirilen eylemin sıradan bir olay olarak geçiştirilemeyeceğinin en önemli kanıtı da, ATATÜRK’ün 28 Aralık 1930 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetlerine gönderdiği başsağlığı mesajıdır.
“Menemen’de yakınlarda meydana gelen gericilik girişimi sırasında Yedek Subay Kubilay Beyin görevini yaparken öldürülmüş olmasından dolayı Cumhuriyet ordusuna başsağlığı dilerim. Kubilay Beyin şehit edilmesinde gericilerin gösterdiği vahşilik karşısında Menemen’deki halktan bazılarının alkışla onaylamaları, bütün cumhuriyetçi ve vatanseverler için utanılacak bir olaydır. Vatanı savunmak için yetiştirilen, içteki her politika ve ayrılığın dışında ve üstünde saygın bir konumda bulunan Türk subayının, gericiler karşısındaki yüksek görevinin yurttaşlar tarafından yalnız saygıyla karşılandığına kuşku yoktur.Menemen’de halktan bazılarının hataları bütün millette acıya sebep olmuştur. Saldırının acılığını tatmış bir kesime genç ve kahraman Yedek Subayın uğradığı saldırıyı, milletin bizzat Cumhuriyet’e karşı bir öldürme girişimi olarak kabul ettiği ve cüretkârlarla, destekçileri, ona göre takip edeceği kesindir. Hepimizin dikkati bu sorundaki görevlerimizin gereklerini duyarlılıkla ve gerektiği biçimde yerine getirmeğe yöneliktir.Büyük, ordunun kahraman genç subayı ve Cumhuriyetin idealist öğretmenler topluluğunun değerli üyesi Kubilay’ın temiz kanı ile Cumhuriyet, hayatını tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.”

http://www.anadolu.be/kubilay/kubilay2.jpg

SiNaN32
23-12-2009, 15:51
http://www.internethaber.com/images/news/112160.jpg
Okkan'ı Özel Kuvvetler öldürdü!



23 Aralık 2009 Çarşamba



Güneydoğu'da yıllarca Genelkurmay'ın kadrolu tercümanı olarak görev yapan Yıldırım Beğler'den çarpıcı iddialar...


Dönemin Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan'ı Hizbullah'ın değil, Özel Kuvvetler'e bağlı bir ekibin öldürdüğünü iddia eden Beğler, olay günü yaşadıklarını anlattı.


Okkan'ı Özel Kuvvetler'e bağlı C Timi'nin katlettiğini, olay günü bu timdeki askerleri PKK kıyafetiyle gördüğünü öne süren Beğler, kendisinin de bir dönem C Timi'nde görev aldığını savundu. Beğler, suikastı gerçekleştiren 'C-Timi'nin bindirildiği uçağın Malatya'da düşmesiyle bu ekibin ortadan kaldırıldığını iddia etti.
Bölgede şahit olduğu faili meçhul cinayetlerle ilgili Sabah gazetesindeki itirafları geçtiğimiz aylarda büyük ses getiren Yıldırım Beğler, 1995 yılında Türkiye'ye getirilmiş Kerküklü bir Türkmen. Güneydoğu'da 14 yıl Genelkurmay'ın kadrolu tercümanlık yaptığı belirtilen ve komutanlarla yakın ilişkiler kuran Beğler, bir dönemin kara kutusu sayılacak isimlerden. Norveç'in başkenti Oslo'ya iki saat uzaklıktaki bir köyde siyasi mülteci olarak yaşayan Beğler, Cihan'a yeni açıklamalar yaptı.
"SUİKAST SONRASI 3-4 AY SÜLEYMANİYE'DE SAKLANDILAR"
Gaffar Okkan suikastından önce "Gaffar Okkan PKK'ya yardım ve yataklık yapıyor, PKK ile bağlantısı var. Diyarbakır'ı karıştıracak. Vatan hainidir. Bunun ölmesi lazım" şeklinde söylentiler çıkarıldığını, daha sonra da Okkan'ın katledilmesi görevinin C Timi'ne verildiğini ileri süren Beğler, şunları söylüyor: "C Timi o zaman Diyarbakır'daydı. Bir gün C timi Habur sınır kapısına geldi. Üstleri başları kirliydi. Belli ki bir görevden gelmişler. Normalde biz iki silah taşırız. Gündüzleri normal M-16, geceleri keleş ve yanında tabanca; kıyafet olarak da bir asker üniforması, bir de PKK'lıların giydiği üniforma... C timi tamamen PKK üniforması içindeydi gördüğümde."
Suikast sonrası C Timi'nin o gece Mete (Ergenekon sanığı Emekli Albay L.G.) ile toplantı yaptığını ve onlara, "Basın gidin Kuzey Irak'a. Millet sizi burada görmesin" emrini verdiğini söyleyen Beğler, tim üyelerinin de o gece üzerlerindeki terörist kıyafetleriyle Süleymaniye'ye geçtiğini ileri sürdü. Beğler, "Süleymaniye'de 3 veya 4 ay kaldılar. 4 ay sonra ortalık bayağı sakinleşmişti. Bu süre zarfında, Okkan suikastını Hizbullah gibi örgütler üstlendi." dedi.
BİZ İŞKENCE YAPIYORDUK, GAFFAR OKKAN "DEMOKRATİK AÇILIMI" SAVUNUYORDU
Gaffar Okkan'ın zeki ve ileri görüşlü biri olduğunu vurgulayan Beğler, "Bugünlerde AK Parti'nin 'tatlı dille' yaptığı açılımı Okkan, ta o zamanlarda düşünüp yapmaya çalışıyordu. Bizim gibi düşünmüyordu. Biz PKK'lı yakalayınca asıp kesiyorduk. O ise bu yolun yanlış olduğunu biliyordu. İşkence yaparak bir yere varılmayacağını, her şeyin karşılıklı anlayış ve hoşgörüyle olması gerektiğini düşünüyordu. Bizler ise bir kişinin arabasında Şivan Perver kaseti yakalayınca bile o kişinin hayatını burnundan getiriyorduk." ifadelerini kullanıyor.
C Timi'nin özellikle 1990'dan 2001 yılına kadar çok büyük olaylara imza attığını ve Gaffar Okkan suikastının bu hadiseler yanında küçük bile kaldığını da savunan Beğler, "Bu timde görev yapan askerler bunu vatan-millet için yaptıklarına inanıyorlardı." şeklinde konuşuyor.



Okkan cinayetinden sonra Ergenekon davası sanığı L.G. ile üst düzey bir komutanın toplantı yaptığını söyleyen Yıldırım Beğler, Kuzey Irak'tan gelen C Timi'nin önce iki helikopterle Diyarbakır'a, oradan da uçakla Antep'e geçmesi emri verildiğini aktardı. Bu uçak, 16 Mayıs 2001'de Malatya'da düşen CASA tipi askeri uçaktı. Uçakta bulunan 34 kişi hayatını kaybetti. Beğler, "Gaffar Okkan cinayeti faillerinin hepsi, yani C Timi'nin 20 kişilik tüm kadrosu da bu uçaktaydı." diyor.
Beğler, C Timi'nin deşifre olduğu için ortadan kaldırıldığını savunuyor: "Patlak vermeseydi infaz edilmezdi. MAK'ta (Muharebe Arama Kurtarma Birliği) bu böyledir: Eğer açığa çıkmazsan, düşman tarafından deşifre edilmezsen bin yıl yaşarsın. Tersi bir durumda ise hemen infaz edilirsin."
Bir dönem kendisinin de C Timi'nde görev yaptığını söyleyen Beğler, "C timinin başında Rıza kod adlı Yüzbaşı H.B. vardı. O da Malatya'da düşen uçakta şehit oldu." dedi.
ŞU AN JİTEM DEĞİL, "MAK" TEHLİKELİ
Yıldırım Beğler, Okkan suikastını gerçekleştirdiğini savunduğu C Timi'nin bağlı olduğu MAK hakkında da bilgi verdi. Özel Kuvvetler içerisinde 'asıl işi' MAK grubunun yaptığını söyleyen Beğler, bu yapının bünyesinde 20-30 tim olduğunu ve her timin başında da bir yüzbaşı ve bir üsteğmen ile 12 başçavuş bulunduğunu söyledi. Okkan cinayetinde kullanılan C timinin en etkin timlerden biri olduğunu öne süren Beğler'in önemli bir iddiası daha var: "Şu an JİTEM tehlikeli değil. Şu an için en tehlikeli birim MAK'tır."
Ergenekon'un alt ve orta kadrosundan birçok kimsenin yakalanmasına rağmen üst yönetiminden birçok kimsenin halen dışarıda olduğunu söyleyen Beğler, şöyle devam ediyor: "Bunlar güvenlik şirketlerini ele geçirmişler. Hatta şöyle bir şey var: MAK şöyle bir plan yapmıştı; her generalin başına bir tane özel astsubay vermişti. Şu an ne kadar tugay komutanı varsa, hepsinin yanında emir subayı olarak bir tane eski MAK'çı var. Neden eski MAK'çıları seçiyorlar bunun için? Böylelikle bütün paşaları kontrol altına alıyorlar. Emir subayı ne demek, emir subayı? Paşa öksürse emir subayının haberi olur. Paşa çay içse emir subayının haberi var. İstediği zaman paşayı etkisiz hale getirebilir veya öldürebilir de. Gidin kontrol edin. Herhangi bir tugay komutanını çağırın deyin ki, 'Komutanım yandaki emir subayın kökeni nedir?' Komutan, 'Özel kuvvetten' diyecektir. Özel Kuvvetten nereden? 'MAK'çı'. Bu, L.G.'nin planıydı."
KOALİSYON DÖNEMLERİNDE ÇOK RAHATTIK
AK Parti iktidar olduktan sonra MAK'ın yavaş yavaş tasfiye edildiğini söyleyen Beğler, "Aslında AK Parti kazandığı gün bizim işin sonu gelmişti. Emir geldi ve yavaş yavaş sayımızı azalttılar. AK Parti öncesindeki koalisyon hükümetleri döneminde çok rahattık. Kimse bize bir şey demiyordu. Hatta onlar diyordu 'yap' diye." ifadelerini kullandı.
Öte yandan Yıldırım Beğler, Malatya'da düşen CASA uçağıyla ilgili ilginç bir ayrıntı daha veriyor. Beğler, nişanlısını görmek için uçağa binmek isteyen Başçavuş Ümit Başaran'a, Ergenekon sanığı L.G.'nin önce izin vermediğini; ama Başaran'ın ısrarı üzerine izin vermek zorunda kaldığını söylüyor.
16 Mayıs 2001'de Malatya'da düşen CASA tipi askeri uçakta Başaran da dahil olmak üzere 34 kişi şehit olmuştu. Uçaktakilerin büyük çoğunluğunun Özel Kuvvetler'den olduğu açıklanmıştı. Kaza sonrası ciddi soru işaretleri belirirken, Şemdin Sakık, uçakta "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ın da bulunduğunu iddia etmişti.

SiNaN32
24-12-2009, 01:12
http://www.gaxxi.com/fotoritim/fotoritim/gorsel/dosya/120507702373675552009b7adcb1080b40fda0719b.jpg

CÜNEYT GÖKÇER VEFAT ETTİ


23 Aralık 2009

Türkiye'de tiyatro sanatının usta isimlerinden Cüneyt Gökçer, 89 yaşında hayatını kaybetti. Gökçer'in cenazesi düzenlenecek törenin ardından 26 Aralık Cumartesi günü toprağa verilecek.

SiNaN32
24-12-2009, 01:14
TÜRK TİYATROSU DUAYENİNİ KAYBETTİ.

Mekanı Cennet olsun.

YAKINLARINA SABIR DİLİYORUM

flu
24-12-2009, 09:15
http://www.timeturk.com/images/news/231220092333140414528_2.jpg

Cüneyt Gökçer öldü
Tiyatro sanatçısı Cüneyt Gökçer, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

1920 yılında malatya'da doğan Cüneyt Gökçer, Devlet Tiyatroları genel müdürlüğü, Ankara Devlet Konservatuarı müdürlüğü, Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü başkanlığı gibi görevlerde bulundu. Gökçer, yaklaşık 20 operanın rejisini yapmıştır. 1959 ile 1997 yılları arasında, Richard Strauss'un Salome'sinden başlayarak Çetin Işıközlü'nün Dudaktan Kalbe adlı operasına kadar yönettiği operalarla bu alanda başarılar kazanmıştır. Ünlü sanatçı Ayten Gökçer'in eşi olan Gökçer, yurtiçinde aldığı sayısız ödülün yanısıra 1981 yılında Devlet Sanatçısı unvanını da almıştır. Yurtdışında ise, 1963'de Yunanistan Krallığı'nın l. Georges nişanının Oficcier rütbesiyle, 1970'de İtalya Cumhurbaşkanlığı tarafında Commandatore nişanıyla ve daha sonra Polonya Kültür Nişanı ile ödüllendirildi. Cüneyt Gökçer 23 Aralık 2009 tarihinde Ankara da tedavi gördüğü hastanede solunum yetmezliği sebebi ile hayata gözlerini yummuştur. Hayata gözleri yumduğunda 89 yaşındaydı.


Tiyatro dünyasından bir yıldız kaydı..

Türk tiyatrosunun yaşayan en büyük isimlerinden Cüneyt Gökçer dün 9 aydır tedavi gördüğü Ankara GATA’da solunum yetmezliğinden yaşamını yitirdi

ANKARA - Sinema ve tiyatro oyuncusu olan Devlet Tiyatroları, Devlet Konservatuarı Müdürlüğü yapan ve Devlet Sanatçısı unvanına sahip 89 yaşındaki Cüneyt Gökçer, dün gece tedavi gördüğü Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde solunum yetmezliğinden hayata veda etti.

1920 yılında Malatya’da doğan Göçer, 1981 yılında Devlet Sanatçısı unvanını aldı. Yurtdışında ise, 1963’de Yunanistan Krallığı’nın l. Georges nişanının Oficcier rütbesiyle, 1970’de İtalya Cumhurbaşkanlığı tarafında Commandatore nişanıyla ve daha sonra Polonya Kültür Nişanı ile ödüllendirildi.

Almanya’da Hitler rejiminden kaçan ünlü tiyatrocu Carl Ebert’in öğrencisi oldu ve 1942 yılında Devlet Konservatuvarı Tiyatro Yüksek Bölümü’nü bitirdi. Gökçer, Almanya, Avusturya, İngiltere ve Fransa’nın Oldwich, Commedia Française, Thalia Theater gibi önemli sanat merkezlerinde reji asistanı olarak çalıştı. 25 Ağustos 1958’de Muhsin Ertuğrul’dan yaş haddi nedeniyle boşalan Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü’ne atandığında henüz 38 yaşındaydı. Bu görevi bir yıl arayla 1983’e kadar 23 yıl boyunca sürdürdü.

Genel Müdürlüğü döneminde Türk tiyatro eserlerine verdiği önemle hatırlandı. Refik Erduran, Cahit Atay, Güngör Dilmen Kalyoncu, Yıldırım Keskin, Recep Bilginer, Necati Cumalı, Aziz Nesin, Oktay Arayıcı, Yaşar Kemal, Turan Oflazoğlu, Orhan Asena gibi oyun yazarlarının eserleri Gökçer döneminde seyirciyle buluştu.

Cumartesi uğurlanıyor

Gökçer, tiyatronun yanı sıra opera ve bale sanatlarının gelişmesi için de önemli çalışmalar yaptı. Müzik konusunda İtalyan, koreografi konusunda ise İngiliz hocalardan, özellikle Dame Ninetto de Valois’dan yararlanarak bu bölümlerde yeni gelişme imkanları sağladı.

Rol aldığı oyunlar arasında, Antigone, Julius Ceasar, Yanlışlıklar Komedyası, 12. Gece, Faust, Kral Oidipus, Paydos, Hamlet, Damdaki Kemancı, Kral Lear, rol aldığı filmler arasında da, Vatan ve Namık Kemal (1951), Barbaros Hayrettin Paşa (1951), Yaprak Dökümü (1967), Süreyya (1972), IV. Murad-1981 (TV Dizisi) yer alıyor.

Gökçer için yarın Ankara’da bir cenaze töreni düzenlenecek. Cumartesi günü ise İstanbul’da düzenlenecek törenin ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

Ayten Gökçer: ‘Çok üzgünüm’

Ölümünün ardından VATAN’a konuşan eşi sanatçı Ayten Gökçer, Cüneyt Gökçer’in 9 aydır GATA’da tedavi altında olduğunu söyledi. Bir süredir solunum yetmezliği şikayeti olan eşinin dün aniden fenalaştığını belirten Ayten Gökçer, “1 saat önce hastaneden aradılar ve ’maalesef kaybettik’ dediler. Çok üzgünüm. Bu saatte uçak bulamadım ama sabah erkenden yanına gideceğim” dedi. 2-3 gün önce birlikte olduklarını ve sık sık telefonla konuştuklarını anlattı.


Sanat dünyasının yeri asla ve asla doldurulamayacak bir çınarı daha devrildi, kendisini izleme mutluluğuna erişmiştim..Çok çok etkileyici, usta bir oyuncu idi..Allah rahmet etsin inş,tüm sevenlerine başsağlığı dilerim..

__________________

ege
24-12-2009, 12:29
Tokat’taki terörist saldırıda ağır yaralanan Uzman Çavuş Yusuf Öztürk, tedavi gördüğü Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nden (GATA) taburcu edildi.

Adana’nın Tufanbeyli ilçesindeki baba evine gelen Uzman Çavuş Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, terörist saldırıda ayağına, bacağına, baldırına ve karnına isabet eden kurşunların, vücuduna girip çıktığını, göğsüne bir kurşunun saplandığını, bacak kemiğinde çatlaklar olduğunu, 3 kurşunun ise kafasını sıyırdığını belirterek, mucize eseri kurtulduğunu söyledi.

Saldırının yapıldığı sırada havanın sisli olduğunu anlatan Öztürk, şöyle devam etti: "Ancak 2 metre önümüzü görebiliyorduk. Kalaşnikof tüfeklerle taradılar.

Yaralandıktan sonra silahımın kabzasını karnımdaki yaraya palaska ile sıkıştırarak tampon yaptım. Kısa süre içinde aranabilecek bütün önemli telefonlara bilgi verdim. Daha sonra yaralı halde bir kilometre yürüyerek köy dolmuşuna ulaşmayı başardım. Arkadaşımla kendimizi güvenli bölgeye attık.

Saldırıdan hemen sonra yukarıdan Türkçe bir sesle ’2 kişi kaçıyor’ bağırtısını duydum." Bu arada, Öztürk’ü evinde Tufanbeyli Kaymakamı Cevat Uyanık, Belediye Başkanı Recep Balı, Jandarma Bölük Komutan Vekili Jandarma Kıdemli Başçavuş Rıdvan Gülcü ve Emniyet Amiri Bahadır Sakin ziyaret ederek, geçmiş olsun dileğinde bulundu.

ege
24-12-2009, 12:32
Belediye başkanları gözaltında

http://haber.gazetevatan.com/newpics/news/241220091059490479421_2.jpgDiyarbakır CumhuriyetBaşsavcılığının terör örgütü PKK'nın sivil oluşumu "Kürdistan TopluluklarBirliği/Türkiye Meclisi (KCK/TM) Yapılanması"na yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında operasyonlar sürüyor.

11 ilde gerçekleştirilen ve 8'i belediye başkanı 31 kişinin gözaltınaalındığı operasyonlarda, KCK/TM yapılanmasıyla ilişkileri olduğu ileri sürülünbelediye başkanlarının Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde ifade alınmaişlemlerine başlandığı bildirildi.

-31 GÖZALTI-

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca bu sabah erken saatlerde başlatılaneşzamanlı operasyonda gözaltına alınanlar arasında siyasi yasaklı olan SiirtBelediye Başkanı Selim Sadak, Şırnak'ın Cizre ilçesi Belediye Başkanı AydınBudak, Kızıltepe Belediye Başkanı Ferhan Türk ve DTP'nin kapatılması üzerineBarış ve Demokrasi Partisine (BDP) geçen Diyarbakır Kayapınar Belediyesi BaşkanıZülküf Karatekin, Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Çınar Belediye BaşkanıAhmet Cengiz, Viranşehir Belediye Başkanı Leyla Güven, kapatılan DTP'nin eskiDicle Belediye Başkanı Abdullah Akengin, Diyarbakır Büyükşehir Belediye BaşkanVekili Ali Şimşek, BDP Diyarbakır İl Başkanı Fırat Anlı, İHD Genel BaşkanYardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey, Demokratik Toplum KongresiEşbaşkanı Hatip Dicle, kapatılan DTP'nin eski Batman Belediye Başkanı HüseyinKalkan da bulunuyor.


KCK'NIN ANLATILDIĞI İDDİANAME-

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 28 Mayıs 2009 tarihinde hazırlananve KCK/TM yapılanmasının anlatıldığı iddianamede, KCK/TM mensuplarının, örgütadına sözde yargılama faaliyetleri yaptıkları yer alıyor.Sözde mahkemede, bazı belediye başkanlarının da yaptıkları faaliyetlerdendolayı yargılandıkları ve cezalandırıldıkları anlatılıyor.Terör örgütünün sözde anayasası olan KCK sözleşmesi kapsamında KCK/TMyapısının "Demokratik Cumhuriyet" ile alakalı planlamalar yapıp, örgütünyapısını, resmi kurumlar içinde kurmak ve faaliyetlerini düzenlemek için "Özgürbelediyecilik" adı altında bir model çalışması yaptıkları da ifade ediliyor.İddianamede ayrıca terör örgütü PKK'nın Avrupa sorumlusu olan "Amed"kod adlı Sabri Ok'un, İ.U. için Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı OsmanBaydemir ile telefonda görüştüğü ve İ.U'yu listeye yerleştirmesini istediği iddiaedilmişti.

-KANDİL'DEN ALDIKLARI TALİMATLARI, İLETİYORLAR-

İddianamede, terör örgütü PKK adına faaliyet yürüten KCK/TM mensuplarınınsık sık örgütün Kandil'de bulunan kamplarına giderek toplantılara katıldığı,verilen talimatları ve gözlemlerini diğer TM üyelerine anlattıklarıkaydediliyor.KCK/TM yapılanmasında yer alan mensupların, terör örgütü PKK'danbahsederken "Örgüt", "Hareket" şeklinde isimler kullandıkları, örgütünelebaşı Abdullah Öcalan için de "Önderlik" ifadesinin kullanıldığıbelirtiliyor

SiNaN32
24-12-2009, 12:33
http://www.internethaber.com/images/news/112295.jpg
Aleviler'e çok ağır hakaretler



24 Aralık 2009 Perşembe



Balçiçek Pamir'in sunduğu Karşıt Görüş programına konuk olan Şair İsmet Özel'den çok tartışılacak açıklamalar geldi...

Habertürk'te Karşıt Görüş programında bu hafta, Patrik Bartholomeos'un açıklamlarının ardından yeniden gündeme gelen azınlık hakları konuşuldu.

Şair İsmet Özel ve Yazar Ahmet Turan Alkan'ın karşı karşıya geldiği programda İsmet özel çok tartışılacak açıklamalar yaptı.

İşte Özel'in sözleri:

PATRİKHANE BİLE MİLLİ DEVLETE AYKIRI


"Ruhban Okulu kapalı kalsın" dersem, ben kimden aferin alacağım; "Açılsın" dersem kimden aferin alacağım, mesele budur. Lozan'da Patrikhanenin Türkiye sınırları dışına çıkması için gayret ettik. Ama başaramadık. Türkiye sınırları içinde değil Ruhban Okulu, Patrikhanenin bulunması bile milli devletimizin işine gelen bir şey değil. Atinalılar hala istanbul'dakinden büyük kilise yapmıyor, hala İstanbul'u kendilerinin sanıyorlar.

"Çarmıha gerilmiş hissediyorum" sözü, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yürütülen işlerin bir safhaya geldiğinin göstergesidir.

Bizim demokrat olmak gibi bir derdimiz yok. Vatanımızın hangi tehlikeler altında olduğu konusunda kimse ikazda bulunmuyor.

MÜSLÜMAN OLMAYAN TÜRK OLAMAZ

1918 yılında Türk Bayrağı'nın altı en emniyetsiz yerdi. İstiklal Harbi verdik, bu topraklarda Türk Bayrağı'nın altı en emniyetli yer haline geldi. 13. asırdan sonra ikinci defa vatanımız oldu. "Burada sadece Müslümanın sözü geçer, Müslümandan başkasına söz hakkı tanımıyoruz" diyerek ikinci defa vatanı elde ettik.

Mustafa Kemal 1921'de diyor ki: "Biz demokrat değiliz, biz sosyalist değiliz. Biz bize benzeriz." Bu Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Atatürk biyografisinde var.

Müslüman değilseniz Türk olamıyorsunuz. Türk demek Müslüman demektir. Her Müslüman Türk değildir ama her Türk Müslümandır. Bir insan bunun aksini söylüyorsa niyetini keşfetmek lazım.

Türkiye Cumhuriyeti bir İslam Cumhuriyeti olarak kuruldu. Türk Bayrağı'nın altının emin bir yer olması için Türk devletinin İslam devleti olması zarureti vardı. "Tehlike atlatıldı" düşüncesi hakim oldu sonra. 1921 yılında açılan Meclis 1923'te neden yenilendi? Vazifede olan Meclis, Lozan Anlaşmasını kabule yanaşmayacaktı. Onlar Lozan'ı kabul edecek bir Meclis elde ettiler. İstiklal Marşımızın şairi ikinci Meclis'te yok.

Türkiye Cumhuriyeti'nin şu anda İslam cumhuriyeti olması gerekiyordu, 86 yılımızı feda ettik. 1928 yılında İslam harflerinin değiştiği sene "devletin dini İslamdır" hükmü anayasadan çıkarıldı. "Türkiye Cumhuriyeti'nin dini İslamdır" yazacak olduğu halde "Neden İslam harflerini kaldırdınız?" sorusuna cevap verilemezdi.

KİME "GAVUR" DENİR?

Türk olmayana gavur denir. Gavurda akıl olsa Müslüman olurdu.

NASIL TÜRK OLUNUR?

Namaz kılarak.

ALEVİLER İLKELLİKTİR!

Bunu herkes kolaylıkla gözlemleyebilir. Dağda kalan Alevi kalmıştır, gelip yerleşen sunnileşmiştir. Toroslara gidin görün. Alevilik Müslüman baskısından kurtulmak isteyen gayri müslimlerin sığındıkları bir şeydir. Aleviler, Haçlı Seferleri başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra burayı terk etmek istemeyen Avrupalılardır. Şunun da bilinmesi lazım, benim Alevilere karşı bir husumetim asla yok.

MÜSLÜMAN KOMÜNİST OLMAYACAK DA NE OLACAK!

"Önce komünistti, sonra şeriatçı oldu, şimdi Türkçü oldu" diyorlar benim için! Ben hala komünistim. Müslüman, komünist olmayacak da ne olacak! "Bizi aldatan bizden değildir" diyor hadiste. Bundan daha komünistçe ne olabilir.

ANADOLU SADECE TÜRKLER'İN VATANI

"Ben bir ırka mensubum" diyen insanlar var. Ben ırkçılığın neyini kabul edeyim. Ben ırkçı değilim. Çünkü Türk ırkı yok. Türkiye diye bir ülke var ve bu ülkenin varlığını koruyabilmesi büyük atılımlar yapmasına bağlıdır. Birtakım insanlar bu atılımları imkansızlaştıracak bir yola girmişlerse asla saygıyı hak etmezler. Bu topraklar birilerinin hakimiyet alanı oldu. Greklerin oldu, Romalılar'ın oldu ama bu topraklar sadece Türkler'in vatanı oldu.

ege
24-12-2009, 12:38
İntihar eden Yarbay'ın eşi...

http://haber.gazetevatan.com/newpics/news/241220090127495162310_2.jpg‘Sorguda yöneltilen sorulara içerlemişti’

Deniz Kuvvetleri lojmanında tabancasıyla intihar eden Deniz Yarbay Ali Tatar’ın eşi Nilüfer Tatar, Star Haber’e konuştu Nilüfer Tatar, şunları söyledi: “Bozulan psikolojisi nedeniyle intihar etti. Tekrar tutuklanacağı haberini aldıktan sonra eve geldiğinde daha kapıda suratı asılmıştı, yıkılmıştı. Onu içeri aldık, hepimiz tek tek konuştuk, sakinleştirmeye çalıştık. Kabullenmedi. ’Hiçbir suçum yokken nasıl çıkar böyle karar’ dedi. Sabah kalktık... Banyoda ’sana yazdığım bir şeyler var’ dedi, mektubu elime tutuşturdu. ’Sonra okurum’ dedim. Onu banyodan çıkmaya ikna etmeye çalışıyordum, o sırada mektubu aldım ama bakmadım. Sonra ’midem bulanıyor’ dedi, kapıyı kapattı. Ben dışarı çıktığımda ise olay meydana geldi. Nereye attığımı hatırlamadığım mektubu ise Askeri Savcılık almış.”

‘İçerdekiler zor durumdaymış’

“Gözaltına alındığında içerde birçok kişiyle tanıştı. Çoğunun eşleri çalışmıyormuş, maddi anlamda hepsinin durumu bozulmuş. İçerdeki birçok kişinin psikolojisinin bozuk olduğunu anlattı. Kendisine bizim böyle duruma düşmeyeceğimizi söyledim. Sorgu sırasında kendisine yöneltilen sorular karşısında şaşırdığını anlattı. Sordukları kişilerin hiçbirini tanımıyormuş. ’Bana böyle sorular sorulmamalıydı’ dedi.”

SiNaN32
24-12-2009, 12:39
Söz konusu proğramı dün gece geç vakitte bende izledim.

İsmet Özel'i tanırız!..

Hadi şairdir,ne yapsa yeridir diye düşünür,tebessümle izlerdim.Fakat zatı muhterem maşallah "pantürkizmi" de aşmış!
Söylediklerinde vulgar kafatascılıktan öte de nasıl gidilebileceğini gözteriyor bir anlamda.
Belliki beynini (kalmışsa eğer) son hücrelerini de kendinden bahsettirebilmek adına epeyce zorluyor.
YAZIK.

SiNaN32
24-12-2009, 12:45
BİR YORUM:




Gaffar Okkan vurulacağını biliyordu


24 Aralık 2009 Perşembe


Gaffar Okkan, Diyarbakır Emniyet Müdürü olarak bu kente gelmiş geçmiş kamu yöneticileri arasında en sevilen iki kişiden biridir. Diğeri genç vali Efkan Ala idi.
Her ikisinin aynı zaman diliminde birlikte görev yapamamış olmalı, sadece Diyarbakır’ın değil, Türkiye’nin de kadersizliği hanesine yazılacak cinsten bir talihsizliktir.
Gaffar Okkan ile “Hizbullah Operasyonu” sırasında tanışmıştım. 2000 yılıydı, kendisinden 20 dakikalık bir görüşme kopartmış olarak Diyarbakır Emniyeti’ndeki odasına girdiğimde, küçük bir sehpa üzerinde, pide-ayrandan oluşan öğle yemeğini bitirmek üzereydi.
DİYARBAKIR’DA 1000 CENGÂVER POLİS
Ona ilk olarak Diyarbakırlı meslektaşlarımdan öğrendiğim bir bilgiyi aktarmıştım:
-Buradaki gazeteciler diyorlar ki, Diyarbakır’da polislerin dışında herkes Gaffar’ı seviyor!
Okkan, cep telefonunu herkese vermişti, başı sıkışan doğrudan Emniyet Müdürü arıyordu. Gaffar Okkan, -o zaman yazmamak kaydıyla- minik bir iki hikâye anlatmıştı. Kendisi görev başladığında bir genç polis memuru eşiyle alış veriş yaparken, kadına elle sarkıntılık eden adam yaka, paça karakola götürüldüğünde herkes şaşırmıştı:
-Adam, 14 yıldır kentte görev yapan bir polis memuruydu.
Okkan, o polisi makamına çağırmış ağzını burnunu kan çanağına çevirirken sormuştu:
-Sen polisin karısına böyle yaparsan, vatandaşa kim bilir neler yapmazsın?
Gaffar Okkan, “böylesi polisler” demişti:
-Beni sevmeyebilirler!
Olay sonrasında okullar öğrendiklerini Diyarbakır’da uygulamıştı:
-Bir polis aynı kentte 10 yıl, 15 yıl görev yapamaz. 10 yılı aşkın kıdemleri olan polislerin başka illere gönderdim, 1000 tane genç cengâver çocuk getirdim!
RÜŞVETÇİ POLİS ÇETELERİ
Gaffar Okkan kentte dejenere olmuş meslektaşlarının icraatlarını kendisi yakalıyordu. Bir terörle mücadele polisi, bir asayiş polisi, bir trafik polisinden oluşan üçlü yapı, gece ev baskınları yapıyor, evinde tek kırma av tüfeği olan vatandaşların önüne iki seçenek sunuyorlardı:
-Ya 4 bir dolar verirsin, ya da PKK’ya yardım yataklıktan 3 yıl 9 ay içeri girersin.
Kendisine verilen süre içinde yeterli parayı çıkartamayan bir Diyarbakırlı çareyi Emniyet Müdürü’ne telefon etmekte buluyor. Okkan’ın aracıyla bütün kenti dolaştıktan sonra trafikçiyi “işte bu idi Müdürüm” diye gösteriyor. Zanlı trafik polisi, hiç geri basmıyor, İl Emniyet Müdürü’nün yanında adama dönüp diyor ki:
-Sana da iyilik yaramıyormuş!
Gaffar Okkan “işte bunlar beni sevmezler” diye sözlerini bağlamıştı.
OĞLUM BENİ VURACAKLAR
Gaffar Okkan, Diyarbakır’da bir değerler dizisini yıkıyordu.
Devlete hakim olan düşünceye göre Kürtlerden iyi vatandaş olmazdı! Ne yapılırsa yapılsın Kürtler asla devlet düşmanlığından vazgeçmezlerdi.
Gaffar Okkan ise bir cep telefonuyla bu kökleşmiş yargıyı yerle bir ediyordu. Eğer insan gibi bir kamu yönetici yollarsanız, pekâlâ Kürtler de iyi vatandaş olabilirler.
Bir Gaffar Okkan, tek başına bütün Diyarbakır’ı kendisine sevgi ötesi bir yakınlıkla bağlayabiliyorsa, o zaman zalim bir soru işareti ülkenin üzerine asılı hale geliyordu:
-Biz yıllardan beri bu adamları niye bombalıyoruz?
İşte Gaffar Okan, kısa görev süresinde bütün Diyarbakırlıların kalbini kazandı. Onun gibi yöneticiler yollayın, Kürtler de eşit vatandaşlık neymiş tadına varsınlar.
Gaffar Okkan eğitiminin hakkını veren, ülkesini seven bir polis şefi olarak şimşekleri üzerine çekiyordu.
Gözü kara olması, kendi güvenliğini riske ediyordu. Zırhlı makam arabasını garaja çektirmiş, normal bir otomobile biniyordu. Halka yakın durmanın gereği olduğunu düşünüyordu.
Bir gün Diyarbakırlı ünlü bir gazeteciye dedi ki:
-Oğlum beni vuracaklar!
-Aman müdürüm o nasıl söz? Sizi bu kentte ne kadar sevdiklerini bilmiyor musunuz?
Okkan, dosyaların arasından bir ifade tutanağı çıkartıp Mehmet’e uzattı. Yakalanan bir itirafçı, kendisinin Okkan’ı vurmak üzere bir gün Diyarbakır Stadyumuna gittiğini, tam onun arkasına geldiğinde, birden Okkan’ın geri dönüp “ne o ulan, beni mi vuracaksın?” dediğini, bunun üzerine de kendisinin hızla şeref tribünün ayrıldığını anlatmıştı.
Gaffar Okkan, kurt bir polisti. Böylesi girişimler başladığına göre diye düşünüyordu:
-Beni vurmayı kafalarına koymuşlar!
Sonunda Gaffar Okkan büyük bir silahlı saldırıyla öldürüldü.
Olayın “teknik” yorumunu Mehmet Ağar yapmıştı:
-Kusursuz bir eylem!
Gerçekten de eylem kusursuzdu! Hedef yok edilmiş, hiç zayiat verilmemişti.
Yukarıdaki satırları internet haberde yer alan “Okkan’ı Özel Kuvvetler öldürdü” başlıklı haber ile birlikte okuyunca, “kusursuz eylem” kim tarafından yapıldığına dair kafalarda oluşan kanlı soru işaretleri giderek aydınlığa çıkıyor.







Nazım ALPMAN
nazim@internethaber.com (%20nazim@internethaber.com)

ege
24-12-2009, 12:53
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, doğalgaz ithalat fiyatlarının yükselmesi halinde zammın kaçınılmaz olacağını ifade ederek, zammın yüzde 50 olmayacağını belirtti.

Bakan Yıldız, doğalgaza zam (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=zam&c=haber) haberleriyle ilgili kendisine atfen kullanılan bazı ifadelere yönelik bir açıklama yaptı.

Enerji Bakanı Yıldız, söz konusu edilen televizyon programında, doğalgaz (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=do%F0algaz&c=haber) fiyatlarının dünyada yükselme eğiliminde olduğunu, maliyetin daha da altında bir rakamla satış yapılmasının, sübvanse edilmesinin direkt Hazine kaynaklarıyla alakalı bir husus olduğunu belirttiğini kaydederek ''yani maliyetimizin daha da altında bir rakamla satamayız. Mevzuat ve kanunlar bunu gerektiriyor'' dediğini aktardı.

Açıklamaya göre, vatandaşa olabildiğince düşük fiyattan gaz satmaya çalıştıklarını ifade eden Bakan Yıldız, ancak sonuçta doğalgazı ithal ettiklerini, ithal edilen rakamlar yükselme eğiliminde ise bu gazın fiyatını düşüremeyeceklerini bildirdi. Yıldız (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Y%FDld%FDz&c=haber) şöyle devam etti:

''Çünkü tamamen ithal, neredeyse doğalgazın yüzde 95-96'sını ithal ediyoruz. Gönlümüzden geçmese de rakamların düşmeyeceği acı gerçeğini söyleyebiliriz. Sayın muhalefet lideri doğalgaza yüzde 50 oranında zam (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=zam&c=haber) geleceğinin kesinleştiğini söyledi. Ben bu tür haberlerin, bu tür yanlış bilgilerin vatandaşa ve sektöre zarar verdiği kanaatindeyim.

Bu tür haberleri direkt bizden duymalılar. Çünkü kulaktan dolma bilgilerle bu tür zam (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=zam&c=haber) haberleri yönlendirilemez. Hemen hemen spekülasyon yapılmayacak konulardan bir tanesi, vatandaşın ana kalemler üzerindeki aldığı mallardır. Yani su, elektrik, doğalgaz, telekomünikasyonla alakalı hizmetler...Yani siz vatandaşın birebir kullandığı bu kalemlerle alakalı bu haberlerden kaçınmamız lazım. Hem iktidar hem muhalefet.''

Kendilerinin omuzlarında hissettiği sorumluluk duygusu çerçevesinde zammın olabildiğince vatandaşa az yansıyacak ama sektörün de ayakta kalabileceği bir yapı içerisinde olmasının gerektiğini belirten Bakan Yıldız, şu andaki dünya fiyatlarının doğalgaza zam (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=zam&c=haber) geleceği yönünde yükselme eğiliminde, geçen yıla göre daha da yükselme eğiliminde olduğunu kaydetti. Yıldız (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Y%FDld%FDz&c=haber) şöyle devam etti:

''Doğalgazda fiyatların zamanlaması, 2008 Şubat ayında çıkarttığımız ve Mayıs ayında uygulamaya giren otomatik fiyatlandırma mekanizması ile beraber uygulanıyor. Bu bir siyasi tercih olarak yapılmıyor.

Sektörün özellikle enerji KİT'lerinin kendi ayakları üzerinde yürüyebileceği bir yapı içerisinde kalması lazım. Eğer ithalat fiyatları yükselecekse zam (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=zam&c=haber) kaçınılmaz olur.''

Doğalgaza zam (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=zam&c=haber) oranı konusunda da Bakan Yıldız, şu anda bunu söylemesinin doğru olmadığını ifade ederek, ''Ancak sayın Baykal'ın dediği oranlarda olmadığını söyleyebilirim. Kendisi de tabi haber (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=haber&c=haber) kaynaklarını test edeceğini söylemişti. Herhalde test edecektir'' dedi. Yıldız, doğalgaza zammın yüzde 50 olmayacağını bildirdi. http://adtext.adnet.com.tr/counthighlight.ashx?t=1261651971671&ids=(7098,23862,100519),(7098,24063,101726),(7098, 23656,102187)

ege
24-12-2009, 13:37
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Genelkurmay Başkanlığı'nın kendisine yönelik suikast iddiaları hakkındaki açıklaması için, 'Asker kabul ediyor, ancak amacım farklı diyor' yorumunu yaptı.


Ankara (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Ankara&c=haber)'da iki askeri personel, 19 Aralık'ta, Bülent Arınç'ın evinin bulunduğu sokakta, şüphe üzerine yakalanmış daha sonra serbest bırakılmıştı. Olay (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Olay&c=haber) günlerdir Türkiye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=T%FCrkiye&c=haber)'nin gündeminde.

Genelkurmay Başkanlığı dün "Söz konusu askeri personel, bilgi sızdırdığı iddia edilen bir askeri personel hakkında bilgi topluyordu" açıklamasında bulundu.

Başbakan Yardımcısı Arınç, bugün İstanbul (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=%DDstanbul&c=haber)'daki Ihlamur Kasrı'nda kameraların karşına geçti ve hem iddiaları aktardı hem açıklamayı yorumladı.

Olayı askere sormaya gerek duymadığını belirten Arınç, hafta başında Ankara (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Ankara&c=haber) Emniyet Müdürü'nden bilgi aldığını kaydetti.

Arınç'ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

Suç duyurusu yapacak mı?
Olayın bir mağduru varsa, o benim.
Şu an suç duyurusunda bulunmayı düşünmüyorum.

Kağıtta Arınç'ın adresi mi vardı?
Bu şahıslardan biri araçların başında su içmek istemiş. Pet şişede su getirilmiş. Bu sırada bir hareketlilik görmüşler. O sırada kağıdı ağzına götürmmüş ve su içmek istemiş. Polis (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Polis&c=haber) elindeki kağıdı almış. Kağıtta sokak numarası, apartman ismi yazıyormuş.
Şüpheli şahıslara ait arama yapılan evlerden başkalarının da isimleri çıkıp çıkmadığını bilmiyorum. Arama 12.30 gibi başlayıp 17.00 gibi bitmiş. Bulunanlar savcılığa teslim edilmiş. Bundan sonrasını bilmiyorum.

Askerlerin kimliği?
Yakalanan şahıslar kendilerinin subay olduğunu söylemiş. Askerlerden biri albay, biri binbaşı.

Araçlar kime ait?
Araçlardan biri Genelkurmay (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Genelkurmay&c=haber) veya Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na ait, diğeri rent a car firmasından kiralık.

Askerlerin serbest bırakılması
Serbest bırakma kararı adliyenin işi. Bu konularla çok fazla ilgili değiliz.
Genelkurmay (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Genelkurmay&c=haber) kişileri doğruluyor. Kağıt parçası iddiasının araştırıldığı belirtiliyor.

Soru işaretleri
Neden gözetleme yapıldığını kendilerine göre açıklamışlar. Basında bu açıklamaya karşı pek çok sorular var. Cevap verilir mi bilmiyorum.
Açıklama olumlu ama sonuç alıcı değil

Savcılık soruşturması
Tahkikat sonucu beklenmeli. Buna göre hepimiz Türkiye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=T%FCrkiye&c=haber)'de huzurlu bir hayat sürdüğümüze bir kez daha inanalım.
Bülent Arınç'a suikast olarak haberlerin verilmesi insanları üzüyor, sıkıyor. O gün orada yaşananlar suikast anlamına gelmiyor. Bunun takdirini ilgili makamlar yapar. Ben Türkiye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=T%FCrkiye&c=haber)'de bir siyasi şahsiyete karşı, bir başbakan yardımcısına karşı, hele hele Türkiye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=T%FCrkiye&c=haber)'nin en güzide kurumu, en onurlu kurumu, en disiplinli kurumu silahlı kuvvetler içerisinde böyle bir yanlışlık yapacak kimsenin olmadığına bütün gönlümle inanmak istiyorum. Ama bunu bir adli tahkikat sonucunda vereceğime de inanıyorum ve o günü de bir an evvel hasretle bekliyorum.

Konuyu MGK'ya taşıyacak mı?
MGK'da bu konuyla ilgili bir konuşma yapmayacağım.

Muhalefete tepki
Bunu mizah konusu yapmaya çalışanları anlamıyorum.Safsata kelimesini böyle bir olay (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=olay&c=haber) karşısında kullanmak... (CHP milletvekili Şahin Mengü'ye tepki olarak)
(cnnturk)

ege
24-12-2009, 23:08
İlk kez TRT'den: "Muharrem Cemi"

Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı'nın düzenlediği “Muharrem Cemi”, ilk kez TRT ekranlarından canlı olarak veriliyor.

Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı, matem ayı dolayısıyla, Erzincan Cem Evi’nde “Muharrem Cemi” programı düzenliyor. Program TRT 1 Kanalında ilk kez canlı olarak yayınlanıyor.

http://haber.gazetevatan.com/newpics/news/241220092108101947318_2.jpg

ege
24-12-2009, 23:12
Gazeteci Şamil Tayyar, "Operasyon Ergenekon" adlı kitabında 'soruşturmanın gizliliğini ihlal' ve 'adli yargıyı etkilemeye teşebbüs' gerekçeleriyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.Sanığın yeniden suç işlemeyeceğini gözönünde bulundurarak, hükmün açıklanmasını geri bırakan mahkeme, sanığın 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına karar verdi.


http://i.ekolay.net/i/1224/tayyar2005_1_1058_334.jpg

İstanbul (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=%DDstanbul&c=haber) 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada tutuksuz sanık Şamil Tayyar ile tarafların avukatları hazır bulundu. Duruşmada söz alan Şamil Tayyar kitabın Silivri'de devam eden yargılama konusu anlatan bir kitap (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=kitap&c=haber) olmadığını belirterek, "Özellikle son 10 yılda çete faaliyetlerin ve karanlık eylemlerin anlatılmasına ilişkin kısa bir özettir kitaba bakıldığında görülecektir" dedi.

Kitapta Malatya misyonerler cinayeti, Hrant Dink cinayeti ve Rahip Santory cinayetlerinin olduğunu vurgulayan Şamil Tayyar", Kitapta Ergenekon (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Ergenekon&c=haber) davasıyla ilgisi olmayan dava konuları yer almıştır. Daha önceki mütalaada soruşturmanın gizliliği ihlal edildiği ifade edilmiştir, bunların doğru olmadığını gördüm. Suçlamayı kabul etmiyorum, beraatime karar verilmesini talep ediyorum" ifadelerini kullandı.

1 yıl 8 ay hapis
Mahkeme, "adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs" suçundan, sanık Şamil Tayyar'ın 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdi. Mahkeme,"Soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek" suçundan da sanık Şamil Tayyar'ın 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdi. Her iki suçtanda sanığın yeniden suç işlemeyeceğini gözönünde bulundurarak, hükmün açıklanmasını geri bırakan mahkeme, sanığın 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına karar verdi.

Hukuk adına utandım
Duruşma sonrası Sultanahmet Adliyesi önünde basın mensuplarının sorularını cevaplayan Gazeteci Şamil Tayyar,"Karardan dolayı hukuk adına utandım. Davanın eski savcısının hazırladığı mütalaayı okumadan, yeni savcı (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=savc%FD&c=haber) mütalaaya katıldığını ifade etti. Oysaki o mütalaa benim kitaptan değil, başka kitaptan hazırlanmış gibiydi. Ergenekon (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Ergenekon&c=haber) soruşturmasıyla hiç ilgisi olmayan, çeteler ve dava konularıyla ilgili hadiseleride soruşturmanın gizliliği kapsamı içine aldılar. Kitabın 79. sayfasında çok açık yazıyor. Malatya'da işlenen cinayet (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=cinayet&c=haber) sonrası olay (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=olay&c=haber) mahallinde ele geçirilen bir belgeyi Ergenekon (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Ergenekon&c=haber) Davası kapsamında değerlendirip ceza verdiler" ifadelerini kullandı.

Kitabım okunmamış
Davaya konu kitabının mahkemece okunmadığını ileri süren Şamil Tayyar, "Hakim yeni bir içtihat oluşturdu. 'Bu kitabı çok düşünerek hazırladığı' şeklinde. Ben fikir adamıyım elbetteki düşüneceğim. Siyasi bir karar gibi geldi. Anlaşılıyorki kitapta okunmamış. Hukuk adına utandım" diye konuştu.

Karar hukuki değil
Kararın hukuki olmadığını savunan Şamil Tayyar, "Türkiye'de hukukun üstünlüğü işlemiş olsaydı, böyle bir karar çıkmazdı.Hakimin karar verirken ifade ettiği cümleler de bence tarihe geçecek cok enteresan cümleler" açıklamasında bulundu. Basın mensuplarının sorularını yanıtladıktan sonra Şamil Tayyar avukatıyla birlikte adliyeden yürüyerek ayrıldı.

ege
24-12-2009, 23:32
Arınç'a suikast iddiasıyla ilgili soruşturmanın ayrıntıları: Yutmaya çalışılan kağıtta Arınç'ın evinin ismi yer alıyor. Diğer kağıtta ise üç bakanın oturduğu yerin bilgileri var.

Arınç'a suikast şüphesiyle gözaltına alınan biri albay diğeri binbaşı iki subayla birlikte ele geçirilen iki kağıtta ilginç bilgiler bulundu.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın evinin sokağında yakalanan iki subayla birlikte ele geçirilen iki kağıtla ilgili sır perdesi aralanıyor.

Geçen haftadan beri tartışma konusu olan kağıtların bir değil iki olduğu soruşturma dosyasına yansıdı. Arınç'ın evinin krokisinin olduğu öne sürülen kağıtta kroki değil, apartmanın isminin olduğu öğrenildi. Arınç da sabah yaptığı açıklamada kendisine gelen bilgilerden yola çıkarak kağıdın varlığını doğrulamıştı. Ancak içindekilerle ilgili ayrıntı vermemişti. Soruşturma dosyasına giren kağıtlardan diğerinde ise Cevizlidere Caddesi'ne nasıl çıkılacağını anlatan bir metin bulunuyor.

Cevizlidere Caddesi, üç bakanın konutlarının bulanması açısından önem taşıyor. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı ve Bayındırlık Bakanı Mustafa Demir bu caddede oturuyor. Cadde üzerinde tüm dinlemelerin yapıldığı Türkiye İletişim Başkanlığı da bulunuyor.

ege
24-12-2009, 23:34
İstanbul bağımsız Milletvekili Ufuk uras BDP'ye katıldı...Katılım dilekçeleri yarın TBMM'ye veirlecek...

SiNaN32
25-12-2009, 10:06
Tunceli'de İsmet Özel hakkında suç duyurusu




25/12/2009



Şair İsmet Özel'in Alevilerle ilgili sözleri Tuncelileri kızdırdı. Tunceli Barosu'na üye avukatlar Özgür Ulaş Kaplan, Ceyhun Demir, Enver Edal Şimşek, Barış Yıldırım, Bülent Taş, Seda Kaya Taş ve Düzgün Akyol, önceki gece Habertürk televizyonuna konuşan Özel'in Alevilere hakeret ettiğini öne sürdü.




Dün Tunceli Başsavcılığı’na suç duyurusu dilekçesi veren avukatlar şu iddiaları dile getirdi:
“Balçiçek Pamir tarafından sunuculuğu yapılan Karşıt Görüş adlı programda katılımcı İsmet Özel tarafından Aleviliğe yönelik hakaret içeren sözler kullanılmıştır. Özel, Aleviler’i, Haçlı seferlerinden sonra dağa sığınan gayrimüslimler olmakla suçlamıştır. Özel konuşmasında, ‘Türk olmayana ‘gavur’ denir. Gavurda akıl olsa Müslüman olurdu. Aleviler de Müslüman olamazlar. Aleviler, Haçlı ordularının Anadolu’daki kalıntıları. Anadolu sadece Türk yurdudur. Alevilik ilkelliktir. Bunu herkes kolaylıkla gözlemleyebilir. Aleviler, Haçlı Seferleri başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra burayı terk etmek istemeyen Avrupalılardır’ şeklinde birçok açıklamada bulunmuştur. Şüpheli söz konusu beyanları ile bir inanç ve bu inanca mensup vatandaşlara yönelik hakaret ettiği gibi bu sözlerini basın yolu ile dile getirmiştir. Halkı dil, din, ırk ve bölge farkı gözeterek, kin ve düşmanlığa tahrik ettiği gibi bir inancı açık şekilde aşağılamıştır. Bu sözlerin suç teşkil ettiği çok açık bir şekilde ortadadır. Özel ve yayın boyunca suç teşkil eden fiillere müdahalede bulunmayan televizyon yetkilileri hakkında kamu davası açılmasını arz ve talep ederiz.” (dha)

SiNaN32
25-12-2009, 10:19
Baydemir'den küfürlü tepki

Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, "Devleti ve hükümeti yönetenlere sesleniyorum, bizi şahin ve güvercin olarak ayırmayın, has..tir diyorum, has..tir" dedi.


http://ajans3g.com/wp-content/uploads/baydemir.jpg









AA (http://www.dostyakasi.com/forum/?im=yhs&yer=yazar&aranan=AA)

Diyarbakır (http://www.dostyakasi.com/forum/?im=yhs&yer=kent&aranan=Diyarbak%FDr)- Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Diyarbakır'ın da aralarında bulunduğu 11 ilde düzenlenen KCK operasyonunda gözaltına alınan belediye başkanları ve partililer ile ilgili, Demokrasi ve Barış Partisi (DBP) Diyarbakır İl Başkanlığı önünde basın açıklaması yaptı.
Baydemir, aylardır ülkede bir projenin, olduğundan farklı gösterilmeye halkın kandırılmaya çalışıldığını savundu. Baydemir, şöyle dedi:
''TBMM'de sözüm ona Cumhuriyet tarihinde ilk defa Kürt sorunu ve açılım tartışma konusu yapılmıştı. Aradan tam bir ay geçmeden DTP tasfiye edildi. Milletvekillerimizin milletvekiliği düşürüldü. Daha dün 98 belediye başkanımız ve 10 il genel başkanımız demokratik siyasete ısrarın ifadesi olarak Barış ve Demokrasi Partisi'ne geçiş yaptılar. Parlamento grubumuz bir kez daha, ama bir kez daha umut kırıntısı olsa bile umuda sahip çıkma adına sineyi parlamentoya döndü. Hemen akabinde siz aralarında 16'sı geçmiş dönem ve şu anda belediye başkanı dahil olmak üzere 80'e yakın politikacı arkadaşımızı yerel yönetimlerde hizmet yürüten arkadaşlarımızı tasfiye etmek amacıyla gözaltına alıyorsunuz. Tasfiye süreci bu şekilde devam ederse çok açık ve net söylüyoruz, gün gelecek elinizi uzatacağınız tek bir insan bulamayacaksınız, bunu yapmayın? Yazıktır, günahtır bunu yapmayın.''
''Sadece ve sadece bir endişemiz var o da, 30 yıllık savaşın, çatışmanın deneyiminden hareketle, bundan böyle bedeli çocuklarımıza, gençlerimize, annelere ödetmeme kaygımız endişemiz var, başka bir endişemiz yok'' diyen Baydemir, yarın Adliye'nin önünde toplanacaklarını bildirdi.

Küfürlü tepki
''Elbette ki sözümüzü daha tüketmedik ve sözün tükenmemesi için lütfen akıllı davranın. Akıllı davarının ki söz tükenmesin. Hem ulusal düzlemde, hem de uluslararası düzlemde demokratik çerçevede, meşru çerçevede başta biz seçilmişler olmak üzere ve en önde olmak üzere, her türlü hakkımızın kullanılacağından hiç bir kimsenin şüphesi olmasın. Bir kez daha hükümete ve devlet aklına bir mesajımız var, bizi şahin ve güvercin diye ayırmayın, h... s... diyorum, h... s..." dedi.''

Kapatılan DTP'nin eski Diyarbakır milletvekili Gültan Kışanak da ''Türkiye demokrasi güçlerine ve Türkiye kamuoyuna seslenmek istiyorum. Eğer bir provokasyon arıyorsanız, bunu bugün bu belediye başkanlarımızı gözaltına alma emri verenlerde arayın'' diye konuştu.

SiNaN32
25-12-2009, 10:22
35 kişi adliyeye sevk edildi

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın terör örgütü PKK'nin sivil oluşumu ''Kürdistan Topluluklar Birliği/Türkiye Meclisi (KCK/TM) Yapılanması''na yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına alınan 35 kişi adliyeye sevk edildi.




AA (http://www.dostyakasi.com/forum/?im=yhs&yer=yazar&aranan=AA)

Diyarbakır (http://www.dostyakasi.com/forum/?im=yhs&yer=kent&aranan=Diyarbak%FDr)- Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nca dün sabah erken saatlerde Ankara, İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Siirt, Hakkari, Tunceli, Batman, Şanlıurfa, Şırnak ve Van'ı kapsayan 11 ilde başlattığı operasyon kapsamında gözaltına alınan ve aralarında belediye başkanlarının da bulunduğu 35 kişi polisteki sorgusunun ardından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na sevk edildi. Savcılıkça ifadelerin alınmasına başlandı.
Yetkililer, 5. dalga operasyonun devam ettiğini bildirdi.

SiNaN32
25-12-2009, 10:26
http://www.gazete32.com.tr/images/news/1190.jpg



CUMHURİYET

Açılım operasyonu

PKK’nin şehir yapılanması olarak bilinen KCK’ye yönelik operasyonların dördüncüsünde Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Mardin, Siirt, Hakkâri, Tunceli, Batman, Şanlıurfa, Şırnak ve Van’da eşzamanlı baskınlar düzenlendi. Polis, 16 BDP’li belediye başkanı ve çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisini gözaltına aldı. İHD Diyarbakır Şubesi de basıldı.


HÜRRİYET

Villası elinde kaldı

7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in Muğla'nın Marmaris İlçesi'nde bulunan ve 975 bin Euro'ya satmak istediği villasına iki yıldır alıcı çıkmadı.



MİLLİYET

Çok ağır küfürler

PKK'lılara yönelik operasyonda 33 kişi gözaltına alınınca Osman Baydemir ağzını bozdu. Devlete ve hükümete "Has..tir", "Meşenin hangi dalı nerenize battı" dedi.


VATAN

Türk halkı kime inanacağını şaşırdı

Reuters haber ajansı, Türkiye'de casus filmlerini aratmayacak türden olayların peş peşe yaşanmasını dünyaya böyle duyurdu.



RADİKAL

Arınç ikna olmadı

Arınç: Mağdur ben görünüyorum. Adli makamlar ortaya çıkaracak. TSK'da böyle yanlış yapacak bir kişinin olmadığına inanmak istiyorum.



AKŞAM

Heybeliada'da kapı aralandı

"Çarmıha gerilmiş hissediyorum" deyip Ruhban Okulu'nun açılmamasını eleştiren Patrik'in sözleri tartışılırken, Ankara yeni formüle yoğunlaştı.


SÖZCÜ

İşsizlik cinneti

7 ay önce işten çıkartılan genç bıçakla dehşet saçtı


HABERTÜRK

Açlık sınırı 46 milyon TL

"Yüzde 47 alan partinin üyeleri aç mı kalsın" diyen AK Partili belediye meclis üyesinin çocuklarına 46 milyonluk 4 ihale daha.



SABAH

DTP'lilere büyük gözaltı

KCK operasyonu genişledi. Kapatılan DTP'nin 16 belediye başkanının da aralarında olduğu 100 kişi gözaltına alındı.



POSTA

İşsizlik delirtti

Antalya Belediyesi'nde güvenlik görevlisi olarak çalışırken 7 ay önce işten çıkarılan 1 çocuk babası Niyazi Kaymaz ev kirasını ve kredi kartı borçlarının ödeyemez hale gelince delirdi.



BİRGÜN

Hepimiz TEKEL işçisiyiz

Emekçiler, iş-aş- emek için direnen TEKEL işçisine destek vermek için bugün eylemde.


TERCÜMAN

İşçinin elinde bomba mı var?

CHP Genel Merkezi'ne gitmeleri engellenen TEKEL işçilerini ziyaret eden Baykal, "4C tasavvur edilemeyecek bir kölelik düzenidir" dedi.



YENİŞAFAK

Muhtar İhsan karargahta

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik “suikast planı” ile ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma çok yönlü sürdürülürken, dün Genelkurmay'da sürpriz bir gelişme yaşandı. Çukurambar muhtarı Mehmet İhsan Günbudak, dün akşam saatlerinde telefonla Genelkurmay'a çağrıldı.


ZAMAN

Sonunu görmeden işi sulandırmayın

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Genelkurmay'ın suikast iddialarıyla ilgili açıklamasını 'tevil yollu ikrar (dolaylı kabul)' olarak değerlendirdi. Karargâh'ın, kendisini bilgilendirmedi-ğini bu yüzden açıklama istemediğini belirten Arınç, tahkikatın her şeyi açığa çıkaracağını ifade etti. 'Geçmiş olsun' bile deme-den yapılan yorumlardan utandığını kaydeden Arınç, "Bu işi su-landıranlar tahkikatın sonunu görsünler." tavsiyesinde bulundu.


25 Aralık 2009

SiNaN32
25-12-2009, 10:29
İşçilerden büyük destek

Türk-İş üyeleri, TEKEL işçileri başta olmak üzere çalışma yaşamındaki sorunların çözülmesi amacıyla ''Çalışmama Hakkını Kullanma'' eylemiyle bir saat geç iş başı yaptı.




AA (http://www.dostyakasi.com/forum/?im=yhs&yer=yazar&aranan=AA)
http://www.dostyakasi.com/forum/medya.php?mn=37976 Ankara (http://www.dostyakasi.com/forum/?im=yhs&yer=kent&aranan=Ankara)- Konfederasyon üyeleri, Türk-İş'in örgütlü olduğu iş yerlerinde Türk-İş Başkanlar Kurulu'nun aldığı karar doğrultusunda mesaiye bir saat geç başladı.
KESK Yönetim Kurulu'nun aldığı karar doğrultusunda konfederasyon üyeleri de Türk-İş'in örgütlü olduğu iş yerlerinde eyleme katıldı. DİSK üyeleri de çeşitli iş yerlerinde eylemi gerçekleştirdi.
Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, konfederasyon yöneticileri ve Türk-İş'e bağlı sendikaların genel başkanları ile Resmi Gazete'nin basıldığı Başbakanlık Basımevi Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğü önüne geldi.
Kumlu, burada yaptığı açıklamada, Türk-İş Başkanlar Kurulu'nun ''sürekli eylem'' kararı aldığını anımsatarak, bu eylemin ''sürekli eylem'' kararının ilk adımı olduğunu, eylemlerin süreceğini söyledi.
Başkanlar Kurulu'nun her hafta çarşamba günü toplanarak gelişmeleri değerlendirip yeni eylem kararları alacağını ifade eden Kumlu, eylemin gerekçesini şöyle anlattı:
''Özelleştirmeler ve iş yeri kapatmalarıyla yaşanan işsizleştirmelere itirazımız var. Bu memlekete ömrünü vermiş TEKEL işçileri için 'yatarak para kazanıyorlar' denilmesine, TEKEL işçilerinin 12 gündür sürdürdükleri ekmek mücadelesine duyarsız kalınmasına itirazımız var.
Ekmek mücadelesi için sesini duyurmaya çalışan işçi kardeşlerimize, tazyikli su ve biber gazı sıkılmasına, işçi kardeşlerimizin coplanmasına, göz altına alınmasına itirazımız var.
Asgari ücret adı altında sefalet ücreti belirlenmesine, kiralık işçilik düzenlemesiyle işçilerin köleleştirilmesine, sağlık hizmetlerinin paralı hale getirilmesine, sendikalaşma hakkından ve kıdem tazminatından yoksun 4/C statüsüne, örgütlenme için atılan her adımın işten çıkartılmalarla sonuçlanmasına itirazımız var.''
Üretenin, alın terinin baş tacı edildiği, özgürce örgütlenebildiği, yasakların olmadığı bir Türkiye istediklerini vurgulayan Kumlu, şöyle konuştu:
''Türkiye'yi emekçilerin alın teri var ediyor. Ama ilk fırsatta işsiz, aşsız, umutsuz kapıya bırakılan bizler oluyoruz. Her fırsatta sağlık hakkına, eğitim hakkına, kıdem tazminatı hakkına, sendikalaşma hakkına göz dikilen bizler oluyoruz. Seçim zamanı geldiğinde kapımızı aşındıranlara sesleniyorum: Demokrasi emeğin üzerinden yükselen rejimin adıdır. Bunun farkına varın.
Türk-İş Başkanlar Kurulu bugünü 'TEKEL işçileriyle dayanışmak için eylem günü' ilan etmiştir. Ekmek parası için mücadele eden TEKEL işçilerine selam olsun. Eylemimiz, hükümetin sesimizi duyması, haklı taleplerimizi yerine getirmesi içindir. Hükümetin duyarsızlığı devam ettiği sürece, bizim eylemlerimiz de devam edecektir.''
Açıklama sırasında işçiler, ''TEKEL işçisi yalnız değildir'' ve ''AKP şaşırma, sabrımızı taşırma'' şeklinde sloganlar attı.
Kumlu ve beraberindeki yöneticiler, daha sonra iş yerindeki işçileri ziyaret etti.

SiNaN32
25-12-2009, 10:33
Vicdan itirafı!

http://www.dostyakasi.com/newpics/news/241220092336582855439.jpg 3.5 yıldır vicdanım sızlıyor. 3 kadının öldüğü otobüse molotofu biz attık!

2 Nisan 2006’da İstanbul Esenler’de İETT otobüsüne yapılan molotof kokteylli saldırının failleri 3.5 yıl sonra yakalandı. Sibel (23) ve Sinem Özkan (18) isimli kardeşlerle, 62 yaşındaki Zülbiye Karasu’nun hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili soruşturmayı sürdüren İstihbarat Şube Müdürlüğü ve İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, çevredeki güvenlik kameralarını tek tek inceleyerek tüm ipuçlarını topladı. Üç yıl süren teknik takip, örgüte yönelik arşiv çalışması ve istihbarat bilgileri sonucunda zanlılardan başta Ömer Ç. olmak üzere birçok kişinin kimliği tespit edildi.

Eş zamanlı operasyonlar

Hatay’da askerlik görevini yaptığı belirlenen ve terhis olmaya 27 günü kalan Ömer Ç, 21 Aralık 2009 günü gözaltına alındı. Aynı gün İstanbul’da farklı adreslere eş zamanlı düzenlenen operasyonda suç ortakları Mehmet Ali D., Reis B., Şeyhmus A., Özgür T., Ercan B., Nurşin D., ve kardeşi İbrahim D., de yakalandı. Biri kadın 8 kişi İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nde sorguya çekildi.

‘İlk ve son eylemim oldu’

Sorguda zanlılardan biri, olay gününden beri vicdanının sızladığını söyleyerek her şeyi itiraf etti. İtirafçı zanlının, “Bizi Ömer Ç., isimli arkadaşımız organize etti. Otobüsü durdurarak içine molotof kokteyli attı. Bu sırada biz de örgüt lehine slogan atıyorduk. Kadınların ezilmesi ve hayatını kaybetmesi beni çok üzdü. O gün ilk ve son eylemim oldu. O günden sonra hiçbir eyleme karışmadım. Vicdanım çok sızlıyordu” dediği öğrenildi. Bu kişinin itirafının ardından diğer zanlılar da anlatılanları kabul etti.

Emir DTP’li başkandan

Detaylı şekilde yapılan sorgulama sonucunda şüphelilerin terör örgütü PKK’nın gençlik yapılanması olduğu anlaşıldı. Zanlıları organize eden Ömer Ç’ye eylem talimatını kapatılan DTP’nin Esenler İlçe başkanı Lütfü D’nin verdiği belirlendi. Lütfü D., daha önce düzenlenen KCK operasyonunda gözaltına alınmış ve savcılık tarafından tutuklanmıştı. Daha önce başka bir suçtan tutuklanan ve halen cezaevinde tutuklu bulunan Bilal A.’nın da bu olaya karıştığı tespit edildi.

12 olaya daha karışmışlar

Yetkililer, 1’i kadın 8 kişinin 2003 ve 2009 yılları arasında bu cinayet dışında molotof kokteyli atmaktan korsan gösteri yapmaya kadar 12 ayrı olaya daha karıştığını belirtti. Böylece Esenler’de 3 kişinin ölümüne neden olan moloto kokteyli eylem dahil 7 korsan gösteri, Bağcılarda 2, Gaziosmanpaşa ve Kağıthane’de 1 korsan gösteri ve molotof kokteyli eylem ile Küçükçekmece’de 2 polis otosuna molotof kokteyli atılması olayları aydınlatıldı. İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde sorguları tamamlanan şüpheliler Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi.

Bir ay sonra evlenecekti

Saldırı da ölen 2 kız kardeşin de, İstanbul’da 1.5 ay önce dershaneden dönerken bindiği otobüse atılan molotofkokteyliyle ağır bir şekilde yanan ve 28 günlük mücadelenin ardından hayatını kaybeden Serap Eser gibi hayalleri vardı. Sibel Özkan nişanlıydı. O gün kardeşiyle bir ay sonra yapılacak düğün için alışverişe çıkmıştı. Sinem ise üniversite öğrencisiydi.

KORSAN GÖSTERİLER DE YAPMIŞLAR

İstanbul Esenler’de 3,5 yıl önce seyir halindeki bir İETT otobüsüne molotof kokteyli atarak Sibel (23) ve Sinem Özkan kardeşlerin yanarak, Zülbiye Karasu’nun (62) da ezilerek ölümüne neden olan biri kadın 8 kişi, faciadan 3.5 yıl sonra yakalandı. Şüphelilerin, Öcalan’ın cezaevi koşullarını bahane ederek İstanbul’da korsan gösteri düzenlediği ve molotoflu eylemler yaptığı belirlendi.

ege
25-12-2009, 11:26
Eğer vicdanları olsa birsürü masum insanın olduğu otobüse böle bir saldırı yapmazlar...

Aristokrat
25-12-2009, 19:31
Yakışır Ufuk Uras'a.

Aristokrat
25-12-2009, 19:32
Düşünce özgürlüğü çerçevesinde görüşlerini ifade etmiş, belki fazla radikal ama asla hakaret boyutuna varmamakta bence.

Aristokrat
25-12-2009, 19:34
Şuan genel bir platformda bulunduğumu göz önünde bulundurarak kendisi hakkındaki düşüncelerimi içime aktarıyorum fakat bu adamın bu sözleri rahatlıkla söyleyebilmesi ve kimsenin de doğru düzgün tepki vermemesi çok şaşırtıcı.
Tabii söyleyene değil söyletene bakmalı aslen.
Söyletecek kadar bunları el üstünde tutup,şımartanlara..Yüz verenlere..

flu
25-12-2009, 20:25
http://i.milliyet.com.tr/MansetSol378_495/2009/12/22/fft1_mf464264.Jpeg
Şimşek: Yeni vergi artışları olabilir

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, şartlara göre yeni vergi ya da vergi oranlarında artışın söz konusu olabileceğini belirtti. Şimşek, bu yıl için ödeneklerde kesintinin ise söz olmadığını kaydetti.



SİGARA 8-9 LİRAYA ÇIKACAK Madde üzerinde CHP Grubu adına konuşan İzmir Milletvekili Oğuz Oyan, Türkiye'de 20 yıldır ''dışa kanayan ve dıştan beslenen'' çarpık bir büyüme modelinin götürülmeye çalışıldığını öne sürdü.

''Dışa kanama AKP döneminde büyüyor'' diyen Oyan, dış borç miktarının arttığını, ''Türkiye'nin yoksullaştırıcı bir büyüme modelinden geçtiğini'' söyledi.

Oyan, Tekel işçilerinin istihdamına yönelik önergelerinin reddedilmesini de eleştirdi. Oyan, ''Keşke tekel işçileri işletmeleri özelleştirilirken de bu kadar cevval olabilselerdi, bugünkü kadar dirençli olabilselerdi. Fakat yine de onları kutluyorum ve onlara yardım eleni uzatmamız lazım. İktidar biraz da emekten yana yüz göstersin'' diye konuştu.

MHP Grubu adına konuşan Manisa Milletvekili Erkan Akçay ise 2009 bütçesini ''Cumhuriyet tarihinin en kötü bütçesi olarak'' niteleyerek, 2010 bütçesinin de aynı akıbetten kurtulamayacağını ileri sürdü.

Mevcut iktidar döneminde ekonominin bütün temel sorunlarının derinleştiğini belirten Akçay, 2010 bütçesinde öngörülen açığın 65-70 milyar TL'yi bulabileceğini öne sürdü.

''Bu bütçeyle hiçbir sorun çözülmez'' diyen Akçay, tütün mamulleri için öngörülen vergi artışları ile 6 TL'lik sigaranın 8.5-9 TL'ye yükseleceğini iddia etti. Akçay, ''Sigara tiryakilerine duyurulur'' diye konuştu.

Sokak Şairi
25-12-2009, 20:54
keşke çıkarda içenler azalır :) diye umut ediyorum...

ama biliyorum ki

sadece umut işte, temenni...

SiNaN32
28-12-2009, 13:36
http://img709.imageshack.us/img709/7530/17075757.jpg

http://img12.imageshack.us/img12/6347/10555429.jpg

http://img709.imageshack.us/img709/5526/82384521.jpg

http://img705.imageshack.us/img705/1559/10536888.jpg

http://img13.imageshack.us/img13/3145/74839501.jpg

http://img705.imageshack.us/img705/1553/17502807.jpg

http://img6.imageshack.us/img6/1543/42845719.jpg

http://img13.imageshack.us/img13/9721/31335455.jpg

http://img705.imageshack.us/img705/5567/40666999.jpg

SiNaN32
28-12-2009, 13:43
http://www.internethaber.com/images/news/112747.jpg
Ergenekon avukatı ölü bulundu



28 Aralık 2009 Pazartesi




Ergenekon davasında sanık Oktay Yıldırım'ın avukatlığını yapan Ahmet Ülger, Bakırköy'deki evinde ölü bulundu...


Ergenekon davasında sanık Oktay Yıldırım'ın avukatlığını yapan, gazeteci Metin Göktepe cinayeti davasında yargılanan polisleri de savunan avukat Ahmet Ülger, Bakırköy'deki evinde ölü bulundu.

Alınan bilgiye göre; Ergenekon ve Metin Göktepe cinayeti davası gibi, uzun süre gündemde kalan davalarda avukatlık yapan Ülger, Bakırköy Florya Caddesi Akasya Sokak'taki evinde ölü bulundu.

Güler'in cesedi, savcının incelemesinin ardından Adli Tıp Kurumu'na sevk edildi. Avukat Güler'in vücudunda herhangi bir kurşun ya da yara izi olmadığı öğrenilirken, olayla ilgili soruşturma başlatıldı

BİR AVUKAT DA İNTİHAR ETMİŞTİ!
Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon gözaltına alındığında avukatılığını yapan Aylin Akyıldız Ünal, geçtiğimiz Eylül ayında ofisinde kendini asarak canına kıymıştı...

Olay şöyle gerçekleşmişti:
Manik depresif hastası olduğu iddia edilen avukat Aylin Akyıldız Ünal, intihar etmeden önce eşi Serkan Ünal ile Kavaklıdere'de bir cafede buluştu.

Evde kedi bakmak istedi, eşi karşı çıktı

Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon'un Ankara'daki askeri lojmanda gözaltına alındığı sırada hazır bulunduğu öğrenilen 31 yaşındaki avukat Ünal, bayramın ikinci günü bir kafede buluştuğu eşi Serkan Ünal’a evde bakmak için bir kedi almak istediğini söyledi. İddiaya göre eşinin karşı çıkması üzerine çift tartıştı ve avukat kafeden ayrıldı.

http://www.internethaber.com/images/news/103643.jpg

Eşi şoka girdi

Gece geç saatlere kadar eşinin eve dönmemesi üzerine Serkan Ünal, polisten yardım istedi. Önceki gün yeniden polis merkezine giden Serkan Ünal, eşinin hayatından endişe duyduğu söyledi ve eşinin avukatlık bürosunun aranmasını talep etti. Polis, avukat Ünal'ın Kavaklıdere'deki ofisine gitti.

Olay yerine çağrılan çilingirle kapı açıldı. Ofise giren Serkan Ünal ile polisler genç avukatın cesediyle karşılaştı. Bir yıl önce Aylin Ünal'la hayatını birleştiren Serkan Ünal, şoka girdi. Avukat Ünal'ın eşiyle yaşadığı "kedi" tartışmasından sonra doğruca bürosuna gittiği ve iple kendisini doğalgaz borusuna astığı tahmin ediliyor.

SiNaN32
28-12-2009, 13:49
http://www.internethaber.com/images/news/112740.jpg
Karargahta arama yeniden başlatıldı


28 Aralık 2009 Pazartesi



Özel Kuvvetler Birliği Karargahı'nda hareketli saatler. 28 saatlik inceleme sonrası arama yeniden başladı.

Özel Kuvvetler'e bağlı Seferberlik Bölge Başkanlığı'nda önceki gece başlayan ikinci arama, 28 saat sürmesinin ardından yeni bir arama başlatıldı.
Aramanın Ankara Cumhuriyet savcılarından Mustafa Bilgili yönetiminde gerçekleştiği bildirildi.

Ayrıntılar gelecek...

Sokak Şairi
28-12-2009, 19:30
farklı birşeyler söyleyebilmek adına biraz fazlaca yormuş yorumlarını...

Heyhat
28-12-2009, 20:20
Alevilik konusunda içi boş kelimeler sarfederek ırkçı bir yaklaşım sergilemiş ve bunlar bir şair'e yakışmamış..

ege
29-12-2009, 21:01
Asgari ücret açıklandı


Asgari ücret, 1 Ocak 2010'dan itibaren, 16 yaşından büyükler için brüt 729, net 577.01 lira, 16 yaşını doldurmamış işçiler için ise brüt 621, net 499.62 lira olarak belirlendi.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu, gelecek yıl geçerli olacak asgari ücreti tespit etti.

Buna göre, asgari ücret, 16 yaşından büyükler için 1 Ocak 2010'dan itibaren brüt 729, net 577.01 lira olarak belirlendi. 16 yaşından büyükler için belirlenen asgari ücretin işverene maliyeti 885.73 lira olacak.

Asgari ücret, 16 yaşını doldurmamış işçiler için ise brüt 621, net 499.62 lira olarak tespit edildi. 16 yaşını doldurmamış işçiler için belirlenen asgari ücretin işverene maliyeti ise 793.94 lira olacak. http://adtext.adnet.com.tr/counthighlight.ashx?t=1262113081687&ids=%287098,23656,101340%29

SiNaN32
29-12-2009, 21:35
http://www.haberfx.net/images/contents/33222.jpg


Aynen katılıyorum:icon_roll

ege
30-12-2009, 00:46
Hürriyet'te Özkök dönemi kapanıyor


Hürriyet'te görev değişikliği... 20 yıldan bu yana gazetenin Genel Yayın Yönetmeni koltuğunda oturan Ertuğrul Özkök, görevi Enis Berberoğlu'na devrediyor.


20 yıldır Hürriyet gazetesinde Genel Yayın Yönetmenliği görevini yapan Ertuğrul Özkök'ün bu görevinden ayrıldıktan sonra gazetedeki köşe yazılarına devam edeceği belirtiliyor.

Ertuğrul Özkök'ün görevini devralacak olan Enis Berberoğlu Hürriyet'te köşe yazıyor ve Ankara (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Ankara&c=haber) temsilciliği görevini yürütüyordu.

Berberoğlu daha önce Hürriyet gazetesinin haber (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=haber&c=haber) koordinatörlüğü görevinde de bulunmuştu.

Berberoğlu, yeni görevine 2010'un başında başlayacak. http://adtext.adnet.com.tr/counthighlight.ashx?t=1262126675750&ids=(7098,23656,102140),(7098,24118,100024)

ege
30-12-2009, 00:49
Üniversite öğrencilerine at ve eşek eti yedirmişler


Çeşitli tarihlerde at ve eşek eti operasyonlarının yapıldığı Adana’da, yurtta kalan Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) öğrencilerine at ve eşek eti yedirildiği ortaya çıktı.


3 bine yakın üniversite (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=%FCniversite&c=haber) öğrencisinin barındığı kampus içerisindeki öğrenci (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=%F6%F0renci&c=haber) yurtlarının yemek ihalesini alan firmanın at ve eşek eti kullandığı raporla belirlenirken, yemek firmasının eti aldığı kasabın et verdiği diğer yemek şirketleri de yakın takibe alındı.

Adana’da bir kasabın at ve eşek kesip, etini sattığından şüphe eden Tarım İl Müdürlüğü ekipleri, bu kasabı takibe aldı. Kasabın et sattığı yerlerden birinin de ÇÜ’deki 2 bin 800 kız ve erkek (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=erkek&c=haber) öğrencinin kaldığı Fevzi Çakmak Öğrenci (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=%D6%F0renci&c=haber) Yurdu’nun yemeğini yapan firma olduğu saptandı.

Kasabın firmaya eti vermesinin ardından yurt yemekhanesinin mutfağına operasyon (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=operasyon&c=haber) düzenlendi. Tarım İl Müdürlüğü İl Kontrol Şube Müdürlüğü ekipleri, mutfaktaki etlerden numune aldı. Bu numunenin incelemesinde at ve eşek eti karışımından oluştuğu anlaşıldı. 22 Aralık’ta ortaya çıkan bu durum Adana Valiliği ile Kredi ve Yurtlar Kurumu Bölge Müdürlüğü’ne bildirildi. Kredi ve Yurtlar Kurumu Bölge Müdürlüğü, yurdun yemek ihalesini alan firmanın sözleşmesini aynı gün feshetti.

FİRMA TAHLİLE İTİRAZ ETTİ
O gün ve ertesi gün yemek çıkmayan yurtta öğrencilerin yemek sorunu yaşamaması için başka önlemler alındı. İşletmesinde olan kafeterya ile yemekhanenin etlerinin at ve eşek eti olduğu belirlenen firma da, yapılan tahlile itiraz için Mersin Tarım İl Müdürlüğü Kontrol Şubesi’ne başvurdu. Buradaki tahlil sonucuna göre olay (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=olay&c=haber) Cumhuriyet Savcılığı’na intikal ettirilecek.

Üniversitedeki yurtta ortaya çıkan bu olayın ardından, kentteki diğer öğrenci (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=%F6%F0renci&c=haber) yurtları da yakın takibe alındı. Fevzi Çakmak Öğrenci (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=%D6%F0renci&c=haber) Yurdu’nun yemek ihalesini kazanan ve adı açıklanmayan firmaya et veren kasabın, diğer müşterileri ile ilgili araştırmalar da sürüyor. http://adtext.adnet.com.tr/counthighlight.ashx?t=1262126852812&ids=(7098,23656,101217),(7098,24063,100201)

SiNaN32
30-12-2009, 08:41
http://www.internethaber.com/images/news/112537.jpg
Suikast iddiasında askerler serbest


30 Aralık 2009 Çarşamba



Bakan Arınç'a suikast iddiasıyla gözaltına alınan askerlerden 3'ü tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edildi.


Arınç’ın evinin önünde krokiyle yakalanan albay ve binbaşı ile Seferberlik Bölge Komutanı’nın da aralarında bulunduğu 8 asker ‘delilleri karartmak’ suçlamasıyla 8 saat sorgulandı
5'İ SAVCILIKTAN SERBEST BIRAKILDI
Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda yapılan arama sırasında gözaltına alınan Seferberlik Ankara Bölge Başkanı Albay Y.A ile Albay E.Y.B, Albay S.A, Binbaşı İ.G, astsubaylar A.B, M.A, O.D ve ‘belge yakıyoruz’ diyen er S.T, 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Delilleri karartmak ve yok etmek” suçlamasıyla sorgulandı. Askerlerden 5’i savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, Arınç’ın evinin önünde kroki ile yakalanan Albay E.Y.B, Binbaşı İ.G ile bir başka albay ise sevkedildikleri nöbetçi mahkemece serbest bırakıldı.
SAVCI SEKİZ SAAT SORGULADI
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yönelik suikast girişimi iddialarıyla ilgili olarak Seferberlik Bölge Başkanlığı’nda görev yapan sekiz askeri personel, özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı vekilliğine 8 saat ifade verdi. Merkez Komutanlığı’na bağlı iki minibüsle ve yoğun güvenlik önlemleri altında Ankara Adliyesi’ne gelen sanıkların ifadeleri, soruşturmayı yürüten Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili tarafından alındı.
ÖZEL GÜVENLİK TEDBİRLERİ ALINDI
Askerlerin gelişi sırasında Ankara 12. ve 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bulunduğu kata giriş ve çıkışlar yasaklandı. Gazeteciler koridorlardan uzaklaştırıldı. 8 asker adliyeye gelmeden önce üst rütbeli bir subayın, 11. Ağır Ceza Mahkemesi salonunun altında bulunan mahkum girişinde incelemeler yaptığı, gerekli tertibatı aldığı öğrenildi. Askerler ifade öncesi mahkumların bekleme salonunda tutuldu. Edinilen bilgiye göre, ilk ifadeyi babasıyla yaptığı telefon konuşmasında çeşitli belgeleri yaktıklarını söylediği ileri sürülen er S.T verdi. 8 asker ‘delilleri karartmak ve ortadan kaldırmak’ gerekçesiyle sorgulandı.
2 ALBAY İLE BİNBAŞI MAHKEMECE SERBEST BIRAKILDI
Sekiz askerden 5’i savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, Arınç’ın evinin önünde kroki ile yakalanan Albay E.Y.B, Binbaşı İ.G ile bir başka albay ise tutuklanmaları istemiyle Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimliği sevk edildi. 3 subay çıkarıldıkları nöbetçi mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Cumhuriyet Savcısı Bilgili’nin tutuklanmasını istediği Albay E.Y.B ve Binbaşı İ.G, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin adresi bulunan krokilerle yakalanıp daha önce tutuklanmış ancak yine serbest bırakılmıştı.

SiNaN32
30-12-2009, 08:44
http://www.internethaber.com/images/news/112966.jpg
Başörtüsünü 'fahişeler' takardı



30 Aralık 2009 Çarşamba


Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, kadınların kullandığı başörtüsünün Sümerler'de 'mabet fahişeleri' tarafından kullanıldığını söyledi.

Noel Baba Barış Konseyi tarafından Antalya Kültür Merkezi Aspendos Salonu'nda ‘Barış Yolunda Evlilik’ konulu panel düzenlendi.

Noel Baba Barış Konseyi Başkanı Muammer Karabulut'un yönettiği panele Muazzez İlmiye Çığ, Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Seçil Deren Van Het Hof ve Alevi şair Hüseyin Metin Gazi katıldı. Panelde geçmişten günümüze evlilik ve dinler arası evlilik ilişkileri masaya yatırıldı.

SÜMERLERDE KADININ YERİ
Sümerler'de kadının sosyal yaşamda öne çıktığını söyleyen Sümerolog Çığ, “Sümer toplumunda kadınlar iş yaşamında etkin rol alabiliyor, şahit ve kefil olabiliyor” dedi. Sümerler'de tek eşliliğin hüküm sürdüğünü dile getirin Çığ, aile kurumunda kadını kendi üzerine düşen görevi yerine getiremediği taktirde kadının izni doğrultusunda erkeğin bir başka kadınla evlenebileceğini kaydetti. Çığ, kadının evlilik kurumundaki etkinliğini daha iyi anlatabilmek için yazılı bir tablette geçenleri şu şekilde ifade etti:
“Kadın kadınlık görevini yerine getirmediği durumda erkek kadının izniyle başka bir kadınla evlenebiliyor. Kadın, erkeğin evlendiği ikinci kadını kendi kardeşiymiş gibi kabul ediyor. Şayet kocanın ikinci kadından ayrılması durumunda ilk eş de ikinci kadınla birlikte adamdan ayrılıyor.”

BAŞÖRTÜYÜ MABET FAHİŞELERİ TAKARDI
Muazzez İlmiye Çığ, günümüzde kadınların kullandığı başörtüsünün Sümerler'de ‘mabet fahişeleri’ tarafından kullanıldığını söyledi. Sümerler'in tanrıları kızdırmamak için mabetlerde düzenledikleri törenlerde mabet fahişelerinin diğer rahibelerden ayrılması için başörtüsü taktığını söyleyen Çığ, “Bizim başörtümüzün kökeni de oradan geliyor” dedi.

AVRUPA, MÜSLÜMANLAR'A KARŞI HOŞGÖRÜSÜZ
Panelin bir diğer konuşmacısı Doç.Dr. Seçil Deren Van Het Hof, Avrupa genelinde Müslümanlar'a karşı hoşgörüsüzlük olduğunu söyledi. Avrupa'da farklı dinlere mensup kişilerin evliliklerinin hoş görülmediğini belirten Doç. Dr. Deren Van Het Hof, geçen günlerde İsviçre'de yaşanan ‘minare’ krizine atıfta bulunarak, dinler arası ön yargıların karışık evliliklerle yıkılabileceğini savundu. 2006 yılında Almanya'da yapılan bir kamuoyu yoklamasının sonuçlarını aktaran Doç. Dr. Deren Van Het Hof, Hıristiyan Almanlar'ın en çok, laik düzenden dolayı, Müslüman Türkler'le evlilik yaptığını söyledi. Farklı dinler arası evliliğe karşı önyargının Anadolu kültüründeki yansımasının ise Sünni- Alevi çatışması olduğunu kaydeden Doç. Dr. Deren Van Het Hof, “Hoşgörü gösterildiği takdirde bu tür evlilikler çok sağlam olur. Çünkü bu tür evlilikler sevgi üzerine oturmaktadır” dedi.

ELİNE, BELİNE, DİLİNE...
Araştırmacı yazar Hüseyin Metin Gazi de Aleviler'de evlilik kavramını anlattı. Gazi, Aleviler'de aile ve evliliğin toplumun temeli olduğunu, ‘eline, beline, diline sahip çık’ öğretisinin ise evlilik törenlerinde çiftlere anlatıldığını kaydetti. (Radikal)

SiNaN32
30-12-2009, 08:46
http://www.internethaber.com/images/news/70998.jpg
Aydın Doğan da istifa etti



30 Aralık 2009 Çarşamba


Ertuğrul Özkök'ün ardından Aydın Doğan'ın da gruptaki görevinden ayrıldığı iddia edildi. İşte o şok haberin detayları;

Aydın Doğan emekli oldu! Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Doğan görevinden istifa etti. Türkiye'nin en büyük ve en etkili medya grubunun patronu daha önece aldığı kararı yerine getirdi ve emekli oldu.

Ertuğrul Özkök'ün Hürriyet'in kaptan köşkünden çekildiği gün patronu Aydın Doğan da medyaya veda etti. Grup, Doğan'ın kızı aynı zaman da Tüsiad Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ tarafından yönetilecek.

Doğan emeklilik hayatına ne kadar iş karıştıracağı ise şimdilik merak konusu.

ege
30-12-2009, 11:12
Niye bu kış bir açıyor bir donduruyor


Son dönemde hava bir açıyor, bir kapıyor; bir sıcak oluyor, ardından donduruyor. Uzmanlara göre ani değişimlerin nedeni cephesel hava sistemleri, bu durum da kışın karakterine uygun...


Türkiye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=T%FCrkiye&c=haber)’de önceki yıllara oranla bu yıl hava sıcaklığında ani değişimler yaşanıyor. Havalar bir gün sıcakken, ertesi gün soğuk ve yağışlı olabiliyor. Meteoroloji uzmanlarına göre, ani hava değişimlerinin nedeni cephesel hava sistemleri. İşte uzmanların ani hava değişimlerine ilişkin görüş ve uyarıları:

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Meteoroloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: Havaların bir soğuk bir sıcak olması tamamen cephe sistemleriyle ilgili. Kışın genellikle cephe sistemleri havamızı kontrol eder. Sıcak hava cephesinin önünde genellikle hava lodoslu, güneşli ve açık olur. Arkasında soğuk hava cephesi geldiği zaman da hava soğuk ve yağışlı olur. Cephe sistemleri bu şekilde gelir ve gider. Bu yüzden farklı havalar oluşuyor. Bu da normal; kış mevsiminin karakteristik havaları.

18 Mart Üniversitesi Coğrafya Bölüm Başkanı, iklim bilimci Prof. Dr. Murat Türkeş: Kış aylarında genellikle daha kararlı olan ve soğuk hava akımı getiren yüksek basınç sistemi etkili olur. Ama bu yıl yüksek basınç sistemi yerine sıcak hava akımı getiren alçak basınç sistemi etkili. Bu da normal.”

CNN Türk Meteoroloji Editörü Bünyamin Sürmeli: Ani hava değişiklikleri kış aylarında hep olur. Hava lodosla ısınır, poyrazla soğur. Yalnız aralıkta üst üste iki kuvvetli lodos sistemi nedeniyle sıcaklık 20 dereceye yaklaşacak.

İstanbul Meteoroloji Bölge Müdürü Mustafa Yıldırım: Ani hava değişikliği sistemlerle doğrudan ilgili. Şu an alçak ve yüksek basınç sistemi birbirini takip ediyor. Alçak basınçla sıcak hava gelirken, yüksek basınçla havalar soğuyor. Önümüzde alçak basın sistemi var. Dolayısıyla havalar ısınacak özelikle Perşembe ve Cuma günü buna şiddetli lodosun da eklenmesiyle hava sıcaklığı İstanbul (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=%DDstanbul&c=haber)’da mevsim normallerinin yaklaşık 10 derece üzerine çıkarak 18-19 dereceye ulaşacak. Pazar gününden itibaren ise İstanbul (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=%DDstanbul&c=haber)’da havalar soğumaya başlayacak.

Maslak Acıbadem Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Sadi Rüştü Ural: Ani hava değişikliği özellikle vücudun direncinin düşmesine, bu da grip ve nezle gibi vücut (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=v%FCcut&c=haber) direncinin düşmesiyle ortaya çıkan hastalıklara neden olur. Bol bol C vitamini alınmalı, tedbirli giyinmeli, kalabalık yerlerden uzak durulmalı ve hijyene önem verilmeli.

Yağmur hayatı felç etti
Antalya’da şiddetli yağış yüzünden 470 ev ve işyeri ile yüzlerce dönüm sera sular altında kaldı. Metrekareye 139 kilogram yağışın düştüğü kentte evlerini kendi imkânlarıyla temizlemeye çalışan vatandaşlar, belediye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=belediye&c=haber) ve itfaiye ekiplerine tepki gösterdi. Apartmanına dolan suyun boşalması için tıkanan rögar kapağını açmaya çalışan Kazım Moral ise elektrik (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=elektrik&c=haber) akımına kapılarak yaralandı. Meteoroloji Bölgesel Hava Tahmin Merkezi önceki akşam elektrik (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=elektrik&c=haber) yüklü bulutların Antalya (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Antalya&c=haber) Havalimanı üzerinde olduğunu bildirince uçuş trafiği geçici bir süre durdu. Kemer’de de yağış nedeniyle çok sayıda yol trafiğe kapandı, bazı araçlar su içinde kaldı. Edirne ve Bulgaristan’da aşırı yağmurun ardından Tunca Nehri taştı. Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı Sarayiçi alanı su altında kaldı. Mardan Palace Oteli’nin sahibi Telman İsmailov’un oğlu Sarkan İsmailov’un 700 bin lira değerindeki Bentley Sport Coupe otomobili de yükselen su nedeniyle Antalya (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Antalya&c=haber) Havalimanı VIP Salonu önünde kaldı. Sarkan İsmailov, araçtan vatandaşların yardımıyla çıkabildi.

Bodrum’da lodos hırsızları
Muğla’nın Bodrum (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Bodrum&c=haber) ilçesinde 3 gün süren şiddetli lodosun ardından havanın normale dönmesiyle ava çıkmak için Torba barınağına inen balıkçılar, teknelerinin motorlarının çalındığını görünce şaşkına döndü. Balıkçılar, 11 tekne motorunun çalınmasına tepki gösterdi.

ege
30-12-2009, 11:16
Köşesini vedasına ayırdı...


Türk basınında Abdi İpekçi’den sonra genel yayın yönetmenliği koltuğunda en uzun süre oturan isim olan Ertuğrul Özkök, dün 2 Ocak 2010 tarihi itibariyle görevinden ayrıldığını açıkladı.



http://i.ekolay.net/i/1218/ozkok2004_1_3203_334.jpg


Görevi bırakmasını, 'yoruldum ve mecalim yetmedi' artık diye özatleyen Özkök, başta Aydın Doğan'a, daha sonra Hürriyet gazetesi çalışanlarına ve Hürriyet okurlarına teşekkür etti.

Koltuğunu da 2 Ocak 2010 tarihinde Enis Berberoğlu'na devredeceğini ifade eden Özkök sözlerini şöyle sürdürdü; İşte Özkök'ün veda yazısı:

Harikulade bir yol arkadaşlığı

22 Mart 1990 günü, adım Hürriyet Gazetesi’nin genel yayın yönetmeni olarak künyeye girdiği gün, kendime 5 yıllık bir süre biçmiştim.

43 yaşımdaydım.

Geçmişimde sadece 3.5 yıllık bir gazetecilik tecrübem vardı.

Gazete nasıl yapılır bilmiyordum.

Bagajımdaki tek sermaye, dünyanın nereye gittiğini anlama ihtirasıydı.

Hürriyet, çocukluğumdan beri evimize giren gazeteydi.

Türkiye’nin en büyük gazetesiydi.

“Gazete” denince akla ilk gelen isimdi.

Ben kendime 5 yıl biçmiştim, ama bu mesleğin eskileri, en fazla bir yıl ömür biçiyordu.

Çünkü Ankara (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Ankara&c=haber)’dan gelmiş, aklı havada bir öğretim üyesiydim.

Kader beni de yanılttı.

Bana bir yıl ömür biçenleri de.

Tam 20 yıl bu koltukta oturdum.

Bunun son beş yılında ise oturmak zorunda kaldım.

Hürriyet’in genel yayın yönetmenliği koltuğu, Türk basınında yönetici olarak gelinebilecek en yüksek mertebedir diye düşündüm.

Daha doğrusu ben mütevazı davranıp düşünmesem bile, başkaları, Hürriyet’e atfettikleri değerlerle, bunu aklıma soktular, böyle düşünmeye ikna ettiler.

Neticede bugün geldiğim noktada artık buna bütün kalbimle inanıyorum.

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği, bu meslekte yönetici olarak gelinecek en yüksek mertebedir.

Değerli Hürriyet okurları, 2 Ocak itibariyle Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği görevinden ayrılıyorum.

Bu görevin büyüklüğü kadar, ağırlığı ve meşakkati de büyüktür.

Kendime biçtiğim sürenin 15 yıl fazlasıyla yapmak, üzerimde büyük bir yorgunluğun da birikmesine yol açtı.

Hayatım boyunca en çekindiğim duygu, koltuğuna yapışmış yönetici izlenimi vermekti.

Bilmenizi isterim ki, bu kadar uzun süre bu koltukta oturmamın nedeni böyle bir ihtiras değil, mesleki bir kaderin cilvesiydi.

Bu kaderin tecellisini sağlayan ise patronum Aydın Doğan’ın arkamda durması ve beni hep desteklemesiydi.

O destek hiçbir zaman bitmedi ve bitecek gibi de görünmüyordu.

Ama benim mecalim yetmedi.

O nedenle, bu yazıyla hepinize genel yayın yönetmeni olarak veda ediyorum.

Artık yoluma Hürriyet camiasının bir yazarı olarak devam edeceğim.

Yerime, Hürriyet’ten hepinizin çok iyi tanıdığı başarılı bir gazeteci geliyor.

Enis Berberoğlu ile 1989 yılında Hürriyet’in Ankara (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Ankara&c=haber) bürosunda birlikte çalışmaya başladık.

Ben İstanbul (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=%DDstanbul&c=haber)’a gelince, o da burada görev aldı ve adına toz kondurulamayacak bir gazetecilik kariyeri yaptı.

Sadece meslektaş olarak değil, dost olarak da bütün bu yılları birlikte geçirdik.

Ekonomik ve siyasi krizleri birlikte yönettik. İyi günleri birlikte yaşadık, zor günleri birlikte geçtik.

Neticede, karakteri, gazeteciliği ve geçmişte yaptığı işlerle hak ettiği bu mevkiye geldi.

Hürriyet’in onunla daha da ileri gideceğine olan inancım tamdır.

Değerli Hürriyet okurları.

Gerçek gazeteci bir patronla çalıştım.

Bana sadece, Türkiye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=T%FCrkiye&c=haber) Cumhuriyeti Anayasası’nın temel ilkelerini talimat olarak verdi.

Son 10 yılda Doğan Ailesi’nin yetiştirdiği vizyoner bir İcra Kurulu Başkanı olan Vuslat Doğan Sabancı (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Sabanc%FD&c=haber) ile çalıştım.

Bu yıllar boyunca Doğan Ailesi’nin bütün fertlerinden sadece destek gördüm.

Hürriyet’te mükemmel bir arkadaşlık ortamında yaşadım.

Arkadaşlarım bana yönetici olarak sadece mükemmel gazetecilik desteği vermediler.

Ondan daha önemlisi, aile dayanışmasının, dostluğun, arkadaşlığın, şefkatin en yüksek duygularını yaşattılar.

Ve inanılmaz bir “Hürriyet okuru” tanıdım.

Yurdunu seven, onun meselelerine sahip çıkan, Anayasa’nın temel ilkelerini hassasiyetle koruyan, demokrasiye gönülden bağlı, insani hassasiyetleri yüksek insanlarla muhatap oldum.

İşte bu insanlara seslenen büyük bir gazetenin yöneticisi olmanın şerefini yaşadım.

Bu şerefi bana sizler verdiniz.

20 yılda yaptığım hatalar da oldu.

Üzdüğüm insanlar da oldu.

Ama hiçbiri isteyerek, kasten yapılmış hatalar değildi.

Gazeteyi yönettiğim dönemin sorumluluğunu taşıdım, yarın da taşıyacağım.

Hataları da, iyi yanları da bana aittir.

Bu duygularla gazetenin genel yayın, yönetmenliği koltuğunu 2 Ocak’tan itibaren arkadaşım Enis Berberoğlu’na bırakıyorum.

Hepinize bütün bu yıllar boyunca bana verdiğiniz bu harikulade yol arkadaşlığı için de teşekkür ediyorum. http://adtext.adnet.com.tr/counthighlight.ashx?t=1262164428234&ids=(7098,23656,101867),(7098,24063,102403)

ege
31-12-2009, 00:46
http://www.etonet.org.tr/etoweb/duyurular%5Cimages%5Csigarayasagi1.jpg

Tiryakileri sevindirecek teklif


Meclis'te verilen bu kanun teklifi sigara tiryakilerini çok sevindirecek..


Sigara içmediği halde sigara yasağının kapsamını genişleten yasaya red oyu veren CHP (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=CHP&c=haber) Adıyaman Milletvekili Şevket Köse, ''kişilerin sigara kullanma özgürlüğünün kısıtlanmaması gerektiği'' anlayışından hareketle, sigara yasağını yumuşatmak için kanun teklifi verdi.

Köse'nin TBMM (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=TBMM&c=haber) Başkanlığına sunduğu kanun teklifi, Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanunda değişiklik yapıyor.

Teklif, özel hukuk kişilerine ait lokanta, kahvehane, kafeterya, birahane gibi eğlence hizmeti verilen işletmelerde, tütün ürünleri içilen ve içilmeyen bölmeler yapılmasını öngörüyor.

Teklife göre, işletmelerde yapılabilecek bu bölmelerin niteliklerini belirlemek amacıyla Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu, yönetmelik hazırlayacak. Yönetmeliğin düzenlenmesinde, Sağlık Bakanlığının, meslek örgütlerinin görüşlerine başvurulacak.

Tütün ürünlerinin kullanım yasağının yürürlüğünün 1 yıl sonraya ertelenmesini de öngören teklifin gerekçesinde, sigaranın yasaklanmasının, toplum sağlığına büyük katkı sağlayacağı, gelecek kuşakların tütün ürünlerine olan bağımlılığının en aza indirilmesinin, dolaylı olarak toplum sağlığı konusunda olumlu bir adım olacağı belirtildi.

YASAĞIN EKONOMİK BOYUTU
Tütün ürünlerinin yasaklanmasının, bu yanıyla birlikte görülmesi gereken başka yanlarının da bulunduğu ifade edilen gerekçede, şunlar kaydedildi:

''Her şeyden önce bireylerin tütün ürünü kullanma özgürlüğünün kısıtlanmaması gereklidir. Bu özgürlüğün tütün ürünü kullanmayan başka bireylere zarar vermemesi için ise çeşitli yollarla konuya çözüm getirmek olanaklıdır. Belli büyüklüğün üzerindeki özel hukuk kişilerine ait olan lokantalarla, kahvehane, kafeterya, birahane gibi eğlence hizmeti verilen işletmelerde bu konuda tütün ürünü içilen ve içilmeyen yerler gibi ayrımlar yapılabilir. Benzer düzenlemelerle tütün ürünü tüketenlerin özgürlüğü sağlanıp, aynı zamanda tüketmeyenlere zarar vermesinin önüne geçilmiş olacaktır.

Tütün ürünü tüketmenin bir özgürlük olmasını düşünmenin yanında, ilgili yasağın neden olduğu ve çok ciddi boyutlarda sorun doğuracak bir başka nokta daha bulunmaktadır. Bu ise konunun ekonomik yanıdır. Türkiye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=T%FCrkiye&c=haber) Kahveciler Kıraathaneciler Büfeciler Federasyonunun, ülke genelinde kahvehane alışkanlığı olan insanlarla yaptığı ankete göre, kahvehanelere gelen müşterilerin yüzde 95'inin sigara içtiği, bu yasakla birlikte kahvehanelere gelmeyecekleri sonucuna ulaşılmıştır. Kahvehanelerin açık olduğu saatlerde ortalama günlük 5 milyon müşteriye hitap ettiği düşünüldüğünde, ilgili yasağın ekonomik olarak çok büyük bir sonuç doğuracağı kesindir.'' http://adtext.adnet.com.tr/counthighlight.ashx?t=1262213039625&ids=%287098,23656,101219%29,%287098,24136,100256%2 9,%287098,24101,100240%29,%287098,24048,100089%29, %287098,24152,100012%29

ege
31-12-2009, 00:55
Güneydoğu’da olay çıktı esnaf kepenkleri indirdi

KCK operasyonunu protesto için Diyarbakır’daki mitingin ardından polise saldırıldı. Bölgede birçok ilçede esnaf dükkanını açamadı.

BDP’li Gülten Kışanak, Diyarbakır’da düzenlenen mitingde, hükümetin yerel seçim yenilgisinin intikamını almaya çalıştığının ileri sürdü.

http://www18.gazetevatan.com/fotogaleri/thm/12713_4578_30122009_11.jpg (http://www18.gazetevatan.com/fotogaleri/resim.asp?kat=12713&resimno=1)DİYARBAKIR’da 23 kişinin tutuklandığı KCK operasyonunu protesto etmek için Özgür Yurttaş Derneği tarafından düzenlenen yürüyüşün ardından olaylar çıktı. Bağlar ilçesinde düzenlenen ve yaklaşık beş bin kişinin katıldığı mitingde konuşan BDP Milletvekili Gülten Kışanak hükümetinin seçimlerden bu yana Kürt halkının örgütlü, özgürlük mücadelesine yönelik bir tasfiye operasyonu başlattığını ileri sürerek, “Bu tasfiyenin adını da açılım koydu. Biz böyle açılım istemiyoruz. Nisan ayından beri AKP hükümetinin midesine oturan, 29 Mart seçimlerinin intikamını almaya çalışıyor” dedi.

Mitingin ardından yüzleri kapalı bir grubun, polise havai fişek ve boyalı molotof kokteyli saldırması üzerine, polis gaz bombası ve suyla müdahale etti. Polisin gaz bombası ve tazyikli suyla müdahale ettiği göstericiler ara sokaklara kaçtı.

Bu arada Diyarbakır Barosu, ayrımcılığa uğradıkları iddiasıyla bölge illerinden 9 baro başkanı ve BDP’li milletvekilleri Selahattin Demirtaş ile Ayla Akat Ata’nın katılımıyla cübbe giyerek ’Yargıda etnik ayrımcılığa son’ yürüyüşü yaptı. KCK operasyonunda Şanlıurfa’nın Viranşehir Belediye Başkanı ile Suruç Belediye Başkanı’nın tutuklanmaları, ilçelerinde iş bırakma ve bir günlük açlık grevi ile protesto edildi. Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde de BDP tarafından önceki gün düzenlenen basın açıklamasına polisin müdahalesini protesto amacıyla bugün işyerleri açılmadı.

ege
31-12-2009, 01:02
http://www.internethaber.com/images/news/53691.jpg

İstanbul polisi, her yıl yaşanan olumsuz görüntülerle karşılaşmamak için önceki yıllara oranla daha geniş çaplı önlemler aldı.

Elvan EZBER / DHA


Buna göre güven timleri simitçiden balon satıcısına kadar çeşitli kılıkla vatandaş içine girip asayişi sağlayacak.

BİN POLİS GÖREV ALACAK

Bin polisin sabaha kadar görev yapacağı gece İstanbul genelinde seyyar mobeseler ve özellikle Taksim Meydanı 1'i 360 derece dönme kabiliyetine sahip 9 kamera tarafından gözetlenecek. İstanbul'da yılbaşı kutlamaları nedeniyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Asayiş, Trafik ve Terör birimleriyle görüşüp yeni önlemler kararı aldı. Emniyet yetkilileri, alınacak önlemleri planlarken her sene Taksim Meydanı'nda yaşanan taciz olaylarını ilk sıraya aldı. Bu kapsamda ağırlık Taksim Meydanı olmak üzere il genelinde daha önceki yıllara oranla daha ağır bir çalışma performansı sergileyecek. Sadece Taksim Meydanı'na 4'ü sabit açılı 1'i 360 derece dönme kabiliyetine sahip kamera daha eklendi.

GÜVEN TİMLERİ KILIK DEĞİŞTİRİP VATANDAŞIN ARASINDA OLACAK

Geçtiğimiz yıl 4 kamerayla izlenen meydan bu yıl, yeni 5 kameranın da aracılığıyla 9 açıdan kayıt yaparak taciz olayları önceden engellenmeye çalışılacak. Bunun dışında direklerde bulunan normal mobese kameralarıyla da İstanbul geneli merkezden izlenecek. Öte yandan kılık değiştirerek yaptığı başarılı operasyonlarla adını duyuran Güven Timleri de yılbaşı gecesi görev başında olacak. Balon satıcısından simitçiye kadar çeşitli kılıklara bürünecek olan tim ekipleri, vatandaş arasında dolaşarak huzursuzluk çıkaranları tespit ederek etkisiz hale getirecek. Yılbaşı gecesi bin polisin başta Taksim, Şişli, Bakırköy, Beşiktaş ve Kadıköy olmak üzere il genelinde sabah saatlerine kadar görev başında olacağı belirtildi. İstanbul polisinin istihbarat çalışmaları neticesinde yılbaşı gecesi herhangi bir terör olayı beklenmediği bilgisine ulaşıldığı öğrenildi.

SiNaN32
31-12-2009, 10:39
http://www.internethaber.com/images/news/113141.jpg
İfade krizinde son dakika!



31 Aralık 2009 Perşembe


Haklarındaki davalar nedeniyle ifade verilmeye çağrılan eski DTP'li vekiller bu sabah ifade vermeye gitti.

SiNaN32
31-12-2009, 10:58
http://www.tulumba.com/mmTULUMBA/Images/bk/zBK981686JR840_250.jpg

30/12/2009

JiTEM hâlâ devlet sırrı!

Aralarında Kayseri Alay Komutanı Cemal Temizöz ile Cizre eski Belediye Başkanı ve korucubaşı Kamit Atak’ın da bulunduğu 11 sanıklı JİTEM davası kapsamında, mahkeme Genelkurmay Başkanlığı’na Genelkurmay’a bağlı JİTEM diye bir birim olup olmadığını sordu.
Aralarında Kayseri Alay Komutanı Cemal Temizöz ile Cizre eski Belediye Başkanı ve korucubaşı Kamit Atak’ın da bulunduğu 11 sanıklı JİTEM davası kapsamında, mahkeme Genelkurmay Başkanlığı’na Genelkurmay’a bağlı JİTEM diye bir birim olup olmadığını sordu. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gönderdiği yazıya cevap veren Ceza Hukuk İşleri Şube Müdürü Hakim Albay Orhan Önder imzalı yazıda, “Bünyemizde kurulmuş JİTEM adında herhangi bir birim mevcut değildir” dedi.
O ZAMAN BUNLAR NE?
Genelkurmay’ın inkar ettiği JİTEM’i, kurucusu Arif Doğan ve JİTEM davasının tanığı Hanefi Avcı kabul etmişti. Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, ifadesinde JİTEM’in varlığından söz etmiş ve örgütle ilgili açıklamalar yapmıştı.
Ergenekon davası sanığı emekli Albay Arif Doğan da sorgusu sırasında verdiği ifadesinde, “JİTEM’i 1983 yılında ben kurdum” diyerek, JİTEM’in kuruluş tarihini açıklamıştı. Doğan, 8 yıl sonra JİTEM’in yönetimini, emekli Tuğgeneral Veli Küçük’e devrettiğini de açıklamıştı. Arif Doğan’ın Ergenekon soruşturması kapsamında verdiği ifadeler, Diyarbakır’da görülen JİTEM davasının dosyasına mahkemenin başvurusu üzerine eklenmişti.
KENDİ YOK MAAŞ BORDROSU VAR
JİTEM ile ilgili önemli itiraflarda bulunan Abdülkadir Aygan da örgütün varlığını ve işlediği suçları kabul etti. Aygan’ın ifadesi doğrultusunda yapılan incelemelerde, işlenen cinayetlerle ilgili kanıtlara ulaşıldı. JİTEM’in varlığı uzun yıllar yöneticiliğini yapan Veli Küçük’e de soruldu. Küçük, JİTEM’in varlığını kabul etmedi ve JİTEM adının dosyalara eklenmesinin TSK’ya saldırı olduğunu iddia etti.
PEKİ BORDROLAR?..
Bu açıklamalar üzerine itirafçı Abdülkadir Aygan, JİTEM’de çalıştığı dönemle ile ilgili maaş bordrosunu internette yayımladı. Maaş bordrosunda, Aygan’ın sınıfı “sivil memur”, görev yeri “JİTEM” olarak geçiyor.
İsviçre’de yaşayan Aygan, , “Demek ki ben dokuz yıl boyunca ‘olmayan’ bir hayali resmi bir kurumda çalışmışım. JİTEM’in kurucuları arasında bulunan ve JİTEM gruplar komutanlığı görevini yürüten bu şahıs, şimdi çıkmış ‘JİTEM diye bir kurum yok’ diyor. Bu maaş bordrosuna ne diyeceksin bakalım?” dedi. Mahkeme heyeti, Aygan’ın maaş bordrosunun Maliye Bakanlığı ve Diyarbakır Defterdarlığı’na sorulmasına karar verdi. (Diyarbakır/EVRENSEL)
iDDiANAMEYi HAZIRLAYAN SAVCININ BAŞI DERTTE

JİTEM’in yaptığı infaz ve kayıplarla ilgili 1999 yılında dönemin Şırnak İdil İlçesi Başsavcısı olarak dava açan İlhan Cihaner’in başı, son dönemde yürüttüğü Gülen ve İsmail Ağa Cemaati soruşturması nedeniyle dertte. Adalet Bakanlığı’nın başvurusu üzerine Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in yargılanmasına karar verdi. Dava dosyası, Yargıtay 11. Ceza Dairesi’ne gönderildi.
‘TSK’NIN KALBiNE GiRiLMEDi’
Kamuoyu günlerdir TSK’nın kalbine girildiği ve önemli belgelerin incelendiğini konuşuyor. ‘Türkiye’de bir ilk’ yorumu yapılarak önemine dikkat çekilen bu gelişmeyle ilgili çarpıcı bir iddia daha ortaya atıldı. Askere yakınlığıyla bilinen Milliyet Gazetesi Yazarı Fikret Bila, dün köşesinde gündemdeki aramaya dair bilgiler verdi. Bila, arama konusunda kamuoyuna yansıtılan bilgilerin çoğunluğunun abartılı olduğunu ileri sürdü. Yazıda, arama özetle şu şekilde anlatıldı: “...İncelemeyi sürdüren hakim, mesaisini Bölge Başkanlığı’nda yapıyor. Ve bu arama, sadece hakimin incelemeye yetkili olduğu bilgi ve belgelerle sınırlı...”

iHBAR NEREDEN?
Her şey ‘Arınç’a suikast yapılacak. İki subay onun evinin yakınında dolaşıyor’ ihbarıyla başlamıştı. Peki o ihbarı kim yaptı? Telekom bu bilgiyi araştırdı ve sonuç çok şaşırttı: İhbar yurtdışından!Telefon numarasının belirlenmesi için TİB’e gönderilen yazının yanıtı savcılığa ulaştı. İhbarın geldiği telefon numarası Türk Telekom sistemine dahil çıkmadı. TİB’in gönderdiği yazıya göre aramanın büyük olasılıkla yurtdışında bir aboneye ait olduğu belirtildi.

‘RUTİN’ FAALİYET
Eskişehir’de silah ve mühimmatla yakalanan, günlerdir arama yapılan Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan (ÖKK) emekli Fikret Emek’in evinden, ele geçirilen 914 kişiyle ilgili fişleme dokümanı çıktı. Emek, bu belgeler için ifadesinde ‘Rutin görevim sırasında yaptığım işlemler’ dedi. 1. Ergenekon iddianamesinin eklerinde bulunan o belgede bazı askerler hakkında, ‘Alevi’, ‘Kürt’ gibi tanımlamalar var. Emek’in savunması ise yine bildik: ‘Vatana hizmet için!’
SUiKAST DEĞiL DE DARBE Mi SORUŞTURULUYOR?

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç’ın oturduğu Çukurambar’da iki subayın yakalanmasından sonra yaşananlar, birçok soruyu gündeme getirdi. Ancak bu sorulardan en önemlilerinden birisi, kozmik odalarda ne arandığı. Çünkü odalarda sadece Arınç’a suikast belgesi aranmadığını düşünenler var. Bu yorumlar, “Darbe soruşturması mı başladı” sorusunu da gündeme getirdi.
Bütün gelişmeler kamuoyuna yansıdığı kadarıyla, 19 Aralık’ta bir ihbarla, Arınç’ın evinin yakınında iki subayın yakalanmasıyla başladı. Askerlerde kroki bulunduğu iddiasıyla soruşturma ‘suikast ihtimali’ üzerinde yoğunlaştı.
O AÇIKLAMA
Herkes bu yönde yorumlar yaparken Genelkurmay’dan 5 gün sonra açıklama geldi: “2 subay karargahtan bilgi sızdırdığı iddia edilen bir askeri personeli izliyordu.” Ancak yapılan açıklama, Genelkurmay Başkanı Bağbuğ’un da daha sonra ifade edeceği gibi kimi sorulara cevap veremedi.
NEDEN BÜTÜN KARARGAH ARANIYOR?
Herkes ne olduğuna anlam vermeyle çalışırken ‘Türkiye’de bir ilk’ yaşandı. Özel yetkili savcılar, 25 Aralık’ta, yakalanan iki subayın görev yaptığı Seferberlik Bölge Başkanlığı’na baskın düzenledi. Ancak mahkeme kararı genel nitelikli idi. Yani bu karar sadece suikast iddiasına adı karışan subayların odalarının değil, bütün karargahın aranabileceği anlamına geliyordu. Bu gelişme, Başbakan’ın “Birkaç kişinin yaptığı hataları bütün kuruma mal edemeyiz” açıklamasıyla birleşince, ‘O zaman neden sadece subayların odası aranmıyor’ sorusu da gündeme geldi.
CEVAP BEKLEYEN SORULAR
Bir başka önemli soru ise; savcılık, iki askerin görev emri gibi belgeleri arıyorsa, bunu TSK’dan yazıyla neden istemedi ve neden diğer belgeleri de inceliyor? Bu da, soruşturmanın “Arınç’a suikast iddiasıyla sınırlı tutulmadığı”nı gösteren başka bir önemli nokta.
“Neden özel yetkili savcı?..” Başka bir soru da bu. Bu durum, Arınç’a yönelik suikast hazırlığı iddiasının yargı tarafından en başından bu yana, “cebir ve şiddet kullanılarak hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” olarak algılandığını gösteriyor. Bu da “darbe soruşturması yapıldığı” iddiasını güçlendiriyor.
ÖZEL KUVVETLERDE 4. DALGA

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast girişimi iddiasının ardından Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nda 4. kez arama yapıldı. İlk aramanın ardından gözaltına alınan 8 askeri personel Merkez Komutanlığı’ndan Ankara Adliye Sarayı’na getirildi. Askerlerin ifadeleri dön öğleden sonra alınmaya başlandı. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı ile arama kararını veren yedek yargıç, Kirazlıdere mevkindeki askeri bölgeye saat 10.45’te geldi. Buradaki 3. arama dün sabaha karşı saat 02.25’te sona ermişti.
DELİLLER KARATILDI İDDİASI
Hakim Kadir Kayan tarafından 4 gündür devam eden aramalarda sonradan düzenlenmiş belgelere rastlandığı iddia edildi. Kayan’ın 170 sayfalık notları arasında son bir yılın tarihini taşıyan evraklar ile şüpheli gördüğü evraklara notları arasında yer verdiği bildirildi. Kayan tarafından yapılan incelemede çok sayıda sahte resmi belge üretildiğinin belirlendiği öne sürüldü. İki subayın gözaltına alındığı 19 Aralık’tan sonra soruşturmayı yanıltmak amacıyla bu subayların askeri personeli izlediğini yönelik belgeler düzenlendiği iddia ediliyor. Burbaşka iddia ise bu belgelerin altında Seferberlik Tetkik Kurulu Bölge Başkanı Kurmay Albay Y.A’nın da imzasının bulunduğu.
Öte yandan iki subayın ofislerinde kullandıkları bilgisayar harddisklerinin silindiği ileri sürülüyor.
TSK: Genelkurmay Başkanlığı, aramalarla ilgili suskunluğunu dün bozdu. Açıklamada Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığındaki aramanın bir süre daha devam edeceğini bildirildi.
MİT: Aramanın başlamasına neden olduğu iddia edilmen telefon dinlemesi ve soruşturmanın hiçbir evresinde kurumumuz yer alınmamıştır. (Ankara/EVRENSEL)

SiNaN32
31-12-2009, 11:27
Türkiye tarihinde bir ilk




http://i.radikal.com.tr/644x385/2009/12/31/fft5_mf322971.Jpeg
31/12/2009 08:19



BDP'lilerin ifade krizini çözmek için Meclis adım atmayınca iş polise düştü. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi altı BDP'li milletvekili için 'görüldüğü yerde yakalama' kararı çıkardı




MESUT HASAN BENLİ


ANKARA - Türkiye tarihinde bir ilke daha sahne oldu. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi BDP’li altı milletvekili hakkında ifade vermeleri için ‘günsüz olarak zorla’ getirme karar verdi. Polisler milletvekillerini gördükleri yerde yakalayarak, ifade vermeleri için zorla mahkemeye götürecek.
Eski DTP milletvekilleri ile yargı arasındaki ifade krizi tırmanıyor. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi önceki gün haklarındaki davalarda ifade vermeye gelmeyen milletvekilleri Ahmet Türk, Emine Ayna, Selahattin Demirtaş ve Aysel Tuğluk’un ‘günsüz olarak zorla getirilmesine’ karar vermişti. Mahkeme dün de BDP milletvekilleri Sebahat Tuncel, Fatma Kurtulan ve Emine Ayna’nın da aralarında bulunduğu 26 kişi için ‘terör örgütü propagandası’ suçlamasıyla açılan davayı ele aldı.
Mahkeme Başkanı Hasan Şatır, Tuncel, Ayna ve Kurtulan’ın duruşmada hazır edilmediğini görünce “Yazılan müzekkereye verilen cevapta şahısların Balgat’da bulunan eski DTP yeni BDP Genel Merkezi binasında bulunmadığından temin edilemediğinden bildirildiği konuya ilişkin tutanak tutulduğu anlaşılmıştır” dedi.
Savcı Kubilay Taştan savunmaları alınmayan sanıkların ‘günsüz olarak zorla hazır edilmesini’ talep etti. Tuncel’in avukatı Nuri Özmen söz alarak, “Günsüz denildiği sırada güvenlik her an alıp getirilebilir gibi bir durum anlaşılıyor. Duruşma günü hazır edilmesi ibaresi konulmasını istiyoruz” dedi.
Mahkeme verilen aranın ardından milletvekillerinin görevi nedeniyle sık sık adreslerinden ayrıldığına ve il dışında bulunduğuna vurgu yaparak şu kararı verdi:
“Sanığın görevi nedeniyle sık sık adresinde ayrılması, il dışında olması, bu nedenle belirtilen günde hazır edilmemesi ihtimalide nazara alınarak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 146 ve 199. maddeleri uyarınca savunmasını alınması için günsüz olarak zorla hazır edilmesi hususunu Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’ne müzekkere yazılmasına karar verildi.”
Mahkeme kararının infazı için Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla kolluğa bildirecek. Polis veya jandarmanın eski DTP’lileri gördükleri yerde mahkemeye götürmesi gerekecek. Karar TBMM polisine ve milletvekillerinin oturduğu yerlerdeki karakollara da bildirilecek. Anayasa Mahkemesi’nin DTP hakkında verdiği kapatma kararının gerekçesi yayımlanmadığı için siyasi yasak getirilen Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk ve Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün vekillikleri devam ediyor. Tuğluk, Türk ve diğer milletvekillerinin Meclis’e gelmeleri durumunda zorla getirilmeleri en azından kâğıt üzerinde mümkün olabilecek. BDP’liler, polisin izlediği bir basın açıklaması veya benzeri etkinliğe katılmaları halinde de karar uygulanabilecek. Karar, ‘günsüz’ olduğu için polisin duruşmanın yapılacağı nisan ayını beklemesi şart değil.
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın görüşülmesinden önce Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polisler, BDP Genel Merkezi’ne Tuncel ve Tuğluk’u getirmek için gitti. Ancak Tuncer ve Tuğluk’u bulamayan polisler tutanak tutarak mahkemenin “zorla getirilme” kararını tebliğ etti. Tuncer ve Tuğluk, polislerin ayrılmasından bir süre sonra Genel Merkez’e gelerek açıklamalarda bulundu.

SiNaN32
31-12-2009, 11:57
http://www.internethaber.com/images/news/63257.jpg
İşte sigaranın yeni fiyatı!


31 Aralık 2009 Perşembe



Yeni yıla öyle zamlarla giriyoruz ki tüm moraller bozuldu... İşte son gün yapılan zamlardan sonra sigara ve rakının yeni fiyatı;

Hükümetin bugün gerçekleştirdiği zamlar sonrasında 95 oktan kurşunsuz benzinin litresi 3,92 TL’ye, yeni rakının fiyatı 31 TL’ye yükseleceği tahmin ediliyor.
En ucuz sigaranın fiyatı 4,25 TL, en pahalı sigaranın fiyatı ise 6,75 TL olması bekleniyor.
SİGARADA PAKET BAŞINA 50 KURUŞ ARTIRILDI

Ucuz sigaralarda ÖTV oranı 2,05 TL’den 2,55 TL’ye yükseltilirken, ÖTV artış oranı yüzde 24.39 oldu.

Zamlar sonrasında ucuz sigaranın fiyatı 3,5 TL’den 4,25 TL’ye çıkması tahmin ediliyor.

Pahalı sigarada ise ÖTV oranı 3,5 TL’den 4,25 TL’ye ulaştı. ÖTV artış oranı yüzde 21.43 olurken, pahalı sigaranın fiyatının 5,75 TL’den 6,75 TL’ye çıkması öngörülüyor.

BİRANIN ÖTV’SİNDE REKOR ARTIŞ

50cl biranın ÖTV oranı 0,26 TL’den 0,35 TL’ye yükseltildi. Birada ÖTV artışı yüzde 34.62 ile vergi artışlarında rekor kırarken, yapılan zamlar sonrasında biranın fiyatının 2 TL'den 2,75 TL’ye çıkması bekleniyor.

Sinekli rakının litresinde ÖTV oranı 36 TL’den 39 TL’ye çıkarılırken, ÖTV artış oranı yüzde 10 olarak gerçekleşti. Zamlar sonrasında 70cl sinekli rakının fiyatının 28 TL’den 31 TL’ye yükselmesi tahmin ediliyor.

Votka’daki ÖVT artış oranı da yüzde 10 olurken, votkanın tahmini fiyatının 27,60 TL olması öngörülüyor.

Diğer alkollü içkilerde ÖTV artışı yüzde 10 olurken, şarapta oransal vergi sıfıra indirildi. Böylelikle, sofralık şaraplarda vergi yüzde 10 artarken, kaliteli şarapların vergisi düşmüş oldu. Sofralık şaraptaki ÖTV artış oranı yüzde 11.43 olurken, şarap fiyatının ise 9 TL olması bekleniyor.

Viskideki ÖTV artış oranı ise yüzde 10 oldu. ÖTV artışı sonrasında viskinin fiyatının 75 TL olacağı öngörülüyor.

ege
31-12-2009, 12:05
9 ytl olmasından söz ediliyordu,ben epey caydırıcı olur diye düşünmüştüm.Ne diyelim insallah en az iner içen sayısı benim temennim bu yönde:)

Heyhat
31-12-2009, 12:08
Jitemin özellikle güney doğu'da etkin olduğu ve hangi kuruma, hangi zihniyete hizmet ettiği sanırım herkes tarafın aşikar'dır..

Jitem Gerçeği

Nikahsız ilişkiler sonucu bir çocuk doğmuştur ve bu çocuğun adı "jitem" dir gayri meşru yollardan dünyaya geldiği için öz babası tarafından kaderine terkedilmiştir. daha çok şey yazabileceğimiz günler olucak elbette bu durum mahşer gününü anımsatıyor bana baba'nın öz çocuğunu atacağı hesap günü :)

Türkiye geçmiş politikalarını inkar ile hiç bir yere varamaz yok demek ile yok edemez gerçekleri.. yok diyerek te kimseyi kandiramaz bu tür yasa dışı oluşumları kendi eliyle cezalandırıp güney doğu'da ki halkın güven içerisinde yaşamasını sağlarsa ancak birşeyler düzene girebilir halen çok şeyin değişmediği görülüyor maalesef..

Heyhat
31-12-2009, 12:19
İnşallah caydırıcı olur Allah nasıl ki benim kısmetimi o zıkkımdan çıkardı beni kurtardıysa inşallah bütün tiryakileri de kurtarır bu yöntem tek başına yeterli olamaz caydırmak için aynı anda kaçak sigara yollarınıda kapatmaları gerekir ülkeye yasal olmayan yollardan getirilen sigaraları halk ucuz diye içiyor ve bunlar çok tehlikeli kanser gibi türlü türlü hastalığın davetiyesi bir bakıma tv'lerde sürekli sigara bırakma konusunda yayınlar da çok etkili olucaktır..

SiNaN32
31-12-2009, 12:29
http://www.gazeteciler.com//data/news/240x180/1262203971-7200912302016011024x768.jpg

İsmet Özel'den bomba gibi sözler



31 Aralık 2009 Perşembe

Balçiçek Pamir'in hazırlayıp sunduğu Karşıt Görüş'te İsmet Özel rüzgarı sürüyor. Geçen hafta da programa katılan Özel yine aykırı fikirleri ile geceye damgasını vurdu.


GAZETECİLER.COM
Habertürk ekaranlarında Balçiçek Pamir'in hazırlayıp sunduğu Karşıt Görüş'te İsmet Özel rüzgarı sürüyor. Geçen hafta da programa katılan Özel yine aykırı fikirleri ile geceye damgasını vurdu.
Karşıt Görüş'te dün akşam şair ve yazar İsmel Özel'in dışında Prf. Dr. Yusuf Halaçoğlu, CHP Kahramanmaraş milletvekili Durdu Özbolat, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız katıldı. Karşıt Görüş 'kimlik' sorunlarımızı tartıştı.
DEMOKRASİ ŞİRİN GÖZÜKME DÜZENİDİR!
Tabii konu 'kimlik' olunca söz İsmet Özel'e kalıyor. Özel'in fikirleri programdaki katılımcılar tarafından sürekli eleştirildi. Özel program boyunca itirazlarla boğuştu.
İsmet Özel: Demokrasi insanların olabildiğince çok kişiye şirin gözükmektir. Sokratesi asan da demokrasidir. Demokrasi kendini ancak şöyle savunur: Kötü rejimlerin en iyisi. Bir şeyi seçmek ile razı olmak arasındaki farkı herkes bilir. Demokrasi dışında kalan rejimler o kadar zarlı ki biz demokrasiyi seçmek zorunda kalıyoruz. Dünyanın en büyük milleti olan Türk Milleti 14 Mayıs'ta başında kimlerin olmaması yönünde oy kullanmıştır.

İKİ SEÇENEK VAR! YA TÜRK'SÜNÜZ YA DA AMERİKA'LI!

Balçiçek Pamir: Sizin için Alevi düşmanı gibi şeyler de söyleniyor. Kim bunlar? Ne diyorsunuz bu konuda.

İsmet Özel: Troçki ölürken kim suçlu diye sorulunca Stalin demiş. Bana göre insanların önünde iki seçenek var. Ya Amerika'lı olacaksın ya da Türk. Üçüncü bir seçenek yok. Modernite bir anti Türklük olayıdır. Batı medeniyeti 17. asırdan beri bilimi yükselmiştir Türklere karşı. Türklerin yenilebileceğinin öğrenildiği zamandır. Bizim memleketimiz bir Osmanlı kalıntısı değildir. 13. asırda vatan haline getirilmiş, İstiklal harbi ile de yeniden vatanlaştırılmıştır. Bizim batı sınırmız yoktur. Batı medeniyetinin bizim üzerimdeki baskılarının durduğu yer olan Selimiye Batı ile sınırmız olmuştur. Selimiye'yi vermedik. Bu dünyada bazı ufat aksaklıklar dışında bir sorun yoktur diyorsanız Amerika tarafındasınız. Ama bu dünya yetersizdir, daha yükseğe yükseltilebilir diyorsanız Türk'sünüz. Türk bir karakterin adıdır. Allah milletleri dilleri üzerinden yaratır. Türkçe bir islam dilidir. Bizim dilimize Tanzimat'a kadar Arapça'dan kelime girmemiştir. Kuran'dan kelimeler almışızdır.

KÜRTLER ASİMİLE OLMAZSA, ALEVİLER SÜNNİLEŞMEZSE TÜRKİYE BİTER!

Ali Balkız: Türkiye bir şey olacaksa Kürtler'in asimile olmazı, Aleviler'in de sünnileşmesi gerekir demişsiniz daha önce. Ne kadar gaddarca bir bakış açısı.
İsmet Özel: Eğer Kürtler asimile olmazsa, Aliveler sünnileşmezse Türkiye biter.

Ali Balkız: Yazıklar olsun size!

İsmet Özel: Azeriler ile bizim aramızdaki dil benzerliği, İtalyanca ile İspanyolca arasındaki yakınlıktan biraz daha fazladır. Avrupa'lıların dikte ettiklerini burada tekrarlıyorsunuz. Bu topraklara İslam geldikten sonra bu topraklardaki sapkın inançlar Alevilikte ifadesini bulmuştur. Ben gavurun ekmeğini yemediğim için gavurun kılıcını sallamıyorum.

Durdu Özbolat: Gurbetçi olan milyonlarca vatandaşımız ne olacak? Onlar Türk değil mi?

İsmet Özel: Göreceğiz!

CANLI YAYINDA MAHKEMELİK OLDULAR!
İsmet Özel ve Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız program boyunca sert tartışmalar yaşadılar. Ama programın sonunda iş ciddi boyutlara vardı. Önce Balkız sonra da Özel karlılıklı olarak mahkemeye gideceklerini açıkladılar.
Ali Balkız: Biz yasal haklarımızı korumak amacıyla İsmet Bey'i mahkemeye vereceğiz.

İsmet Özel: Ben de sizi vereceğim. Eğer aklı başında bir avukat bulabilirsem ben de hapinizi mahkemeye vereceğim.

SiNaN32
31-12-2009, 12:33
Söz konusu kişi (İsmet Özel) belliki şairliğinden gelen hoşgörü ile karşılanma hakkını çok hızla tüketmekte kararlı.
Proğramı izledim.
Birtek aklıbaşında tespiti ve yorumuna rastlamadım.
Nasıl bu kadar tutarsız ve bilimdışı olabildiğine şaşmamak mümkün değil.
ARTIK HİÇBİR SÖZÜNÜ CİDDİYE ALMAYACAĞIM.

Heyhat
31-12-2009, 23:11
Öncelikle bir şair'in şair kimliği ile çıkıp televizyonda ırkçı söylemlerle toplumu ayrıştırıcak tansiyonu yükseltecek sözler söylemesi son derece üzücü bir olay.. tabii halk tarafından o kimliği alınacaktır bir şair toplumu ayrıştıracak sözler sarfedemez ederse şair olamaz..

Bende programın küçük bir bölümünü izledim kulaktan dolma yanlış sözleri program'da ki tarihçi tarafından yalanlanıyordu sürekli.. şimdii alevilik konusu her dönem tartışılabilir ama bunun için bir bilgi sahibi olmak gerekir öncelikle hiç bir bilgisi olmadığı halde demokratik açılım süreci devam ederken ülkemizde tansiyonun çok yüksek olduğu bugünlerde bu denli toplumu ayrıştırıcı konuları konuşması belliki demokratik açılım sürecinden rahatsız olan kesimin taleplerini dile getiriyor onların ekmeğini yiyorya onların kılıcını sallıyor bize "ya türksünüz ya amerikalısınız" ben bu sözü daha çok bu şekilde duydum "ya türksünüz ya ölüsünüz" belki program da olmasaydı sözün orjinalini söylerdi bizlere :)

abinin dediği gibi fazlaca ciddiye alıp yormayalım kendimizi :)

Aristokrat
01-01-2010, 01:14
Zamları insanlar az sigara içsin diye yaptıklarını zannetmiyorum. :=)

MaSaLPeRiSi
01-01-2010, 19:41
Dahada Cok Zam yapsinlar Eger Insanlar Sigarayi Birakicaksa bu Yontemle :)
Herseye zarar hem Sagligina hemde Kesene..

Araf
01-01-2010, 20:25
İşte Tipik yasakçı zihniyet :):D:icon_idea:icon_mrgr

10 lirada olsa 20 lirada olsa devam....

Sigara yoksa yemek niye var? Kahve niye var? Çay niye var? r*kı niye var?:icon_e_bi:)

NefeS
02-01-2010, 13:03
İşte Tipik yasakçı zihniyet :):D:icon_idea:icon_mrgr

10 lirada olsa 20 lirada olsa devam....

Sigara yoksa yemek niye var? Kahve niye var? Çay niye var? r*kı niye var?:icon_e_bi:)



kesinlikle katılıyorummm :icon_idea:D

Heyhat
02-01-2010, 20:11
Sigarayı bırakır bırakmaz, vücudunuz forma girmeye başlar. Kirpiksi ince tüyler uyanır ve tekrar süpürme işlemine başlar, tat alma tomurcuklarınız, üzerindeki katranla savaşır. Oksijen yeniden kalbinize ve vücudunuzun diğer bölümlerine tam gaz pompalanır. Günler, aylar, yıllar içinde kendinizi asla sigara içmemiş gibi hissedersiniz.


Allah herkesin rızkını bu zıkkım'dan kurtarsın inş bende bu sigara denen sinsi arkadaş ile yol gittim çok şükür çok geç olmadan uyandım Allahın izniyle :) ben meyve sevmediğimi zannederdim yemezdim hep böyle içim yanıyor gibi olurdu meyve'nin serinliğinden bile ürperecek hale gelmistim ciğerler demek ki iflasın eşiğindeydi o zamanlar 9 aydır bırakmısım biraz biraz meyve yemeye başladım hatta geçen gün sabah gittim mutfaktan bir elma aldım garibime gitti güldüm kendime :) şuan hiç sigara içmemiş gibiyim fakat sıhhat anlamında vucudun hala kendini onaramadığını hissedebiliyorum, tad alma, kilo artışı, yüze can/kan gelme, nefes, sinuziti migren gibi hissettiren baş ağrıları hepsi sona erdi çok şükür :) darısı içenlerin başına inş.

Araf
18-07-2010, 00:53
2009 Yılına ait forumumuzda paylaşılan bütün haberler arşiv taraması yapmak isteyen kullanıcılarımız düşünülerek tek başlık altında toplanmıştır.