EKoL
22-07-2009, 16:47
1932’de yapılan Dil Kurultayı’nın 76. yılındayız. Kurultayda “Ulus demek dil demektir” demişti Mustafa Kemal. Şu an her alanda kirlenmenin ve sorunların diz boyu olduğu ülkemizde, ne yazık ki Türkçemiz de etkilenerek kirlendi.
Özdemir Asaf’ın “Her şeyimiz hızla kirlendi / Birinciliği Türkçemize verdiler” betimlemesi yerinde bir anlatımdır. Bugün Türkçe katında yaşaması gereken toplumumuz, özentinin, modanın, ekonominin ve teknolojinin getirileriyle karmaşa yaşamaktadır.
Dil devriminin dil sevgisiyle buluştuğu bir “dil bayramı” toplumsal özlemimizdir. Türkçe düşünmek, anlamak ve yorumlamak ana izleğimiz olmalıdır. Çocuklarımız Türkçeleriyle övünmelidirler.
Basında, televizyonda, okul kitaplarında yer alan yersiz dilsel kullanımlar “dil kirliliğini” körüklemektedir. Türkçemiz özgün yapısından uzaklaştırılarak, yabancı dillerden gereksizce aktarılan sözcük, deyim ve anlatımlarla kural tanımaz oldu.
Kültürde, sanatta, ekonomide vb. diğer alanlarda çağdaş ulusların yenileşme ve gelişmelerine evet, fakat “Türkçede kirlenmeye” hayır denilmelidir. Dilimizin giderek kirlenmesi, dile saldırıdır. 1960’ta devletçe öngörülen “Türkçe kullan, konuş, yaz” kararı önemli bir adımdı. Ancak, sonuca ulaşılamadı.
Merhum ozan Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Türkçem benim ses bayrağım” özdeyişiyle dilimizin gerçek değerdeki önemini haykırıyordu. Ne yazık ki ses bayrağımız yabancı dillerin saldırısına uğramış gibi gölgeli ve kirli bir duruştu…
“Açıkgözler, vurguncular yararlanır düzenden / Dilimizi kirletip yok ettiler güvenden / ilgi çeker diye, bilinmez sözlerin dilinden, / Bir karmaşa yarattılar güzelim Türkçeden” dörtlüğünde dilimizin nesnel kirlenmesini anlatmaya çalıştım. Yabancı ürünlere ve adlara hayranlık, dilimizi içinden çıkılmaz konuma getirdi. Her sözün anlamı Türkçemizde vardır. Duygularımızın, düşüncelerimizin, dünyayı algılama ve yorumlama gücümüzün toprağı Türkçemiz olmalıdır. Türkçemizin yoğun kirlenmesine dur denilmelidir. Bilim adamı Oktay Sinanoğlu’nun “Türkçe giderse Türkiye gider” endişesine katılıyorum. Dil bir ulusun kimliğidir. Uluslar dilleriyle vardırlar ya da yokturlar.
Ulusal yenileşme, gelişme, değişim ve çağdaşlaşma düşünce, bilgi ve kültürümüzde olmalıdır. Yabancı sözcüklerin dilimize geçişinin, dilimizi kirletmesinin nedeni olmamalıdır. Değişimler Türkçe sözcüklerle karşılanmalıdır. Her Türk vatandaşı, aracına, işyerine, giyim-kuşamına, kullandığı tüm gereçlere Türkçe ad vermelidir. Sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, tüm okullar, üniversiteler “Türkçe konuş, oku, yaz” kavramında değişik çalıştaylarla etkinliklerde bulunmalıdırlar. İşyerleri yetkililerine, yerel yönetimlerce Türkçe ad kullanmada yaptırımlar uygulanmalıdır.
1932’de Atatürk’ün öncülüğünde kurulan “Türk Dili Tetkik Cemiyeti”, “Türk Dil Kurumu”na dönüştü. 1982’de siyasi nedenlerle “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu”na dö-nüştürüldü. Bu değişik yapı Türk Dil ve Türk Tarih kurumlarının işlevselliğinde olumsuzluk yarattı. Kurumsal boyutta da Türk dilinin gelişmesinde duraklama görüldü.
Dil kirliliği dünlerde de vardı. Mustafa Kemal’in “Ülkesini ve bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır” özdeyişi, dil devriminde yol göstericimiz olmalıdır.
Türkçemizin içinde bulunduğu durum nedeniyle duyarlı birtakım kurum ve kuruluşlar “Türkçeyi güzel konuşma” seminer, kurs vb. çalıştaylar yapmaktadırlar. Kavram Eğitim Kurumları’nın desteğinde Anadolu yakasındaki öğretmenlere dört yıl ücretsiz “Türkçeyi Güzel Konuşma Semineri” açıldı. Yüzlerce öğretmenin katıldığı bu seminerleri bir süre önce kaybettiğimiz Nedret Selçuker’le birlikte vermiştik. Uzatma / inceltme işaretlerinin kullanılmamasına tepkileri ve onun deyimiyle “Türkçede şapka” kullanılmalıdır. “Aksi durumda dilde karmaşa olur” deyişi kulaklarımızda çınlıyor. Bu seminerde yetiştirdiğimiz Şefika Keskin, bugün İl Milli Eğitim program sunucusu olarak başarılı bir yolda. Nedret Selçuker’in ışığı bol olsun. Onun aydınlığı Türkçemizin aydınlığında yaşayacaktır.
Atatürkçü Düşünce Derneği Balıkesir Şubesi’nin üç yıldır sürdürdüğü “İşyerlerine Türkçe ad verelim” çalışmasıyla uyum gösteren kuruluşlara teşekkür belgesi verilmesi sevindiricidir. Başkan Mürüvvet Keleş’ten alınan bilgilere göre üç yılda iki yüz otuz işyerine olumluluk ve teşekkür belgesi verilmiş. İzmir Konak Belediyesi’nin Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’yle işbirliğinde de “Türkçe Düşünmek / Dil Kirliliği / ve Dilde emek verenlerin ödüllendirilmesi” çalışmalarının yerindeliği iyi sonuç verecektir. Konak Belediyesi’ne, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’ne, Balıkesir ADD Başkanı’na “Türkçeyi doğru konuşma” konulu bu olumlu çalışmaları nedeniyle teşekkür ediyorum. Onlar, dil devrimini destekleyen aydınlık yüzlerdir. Sayıları giderek artmalıdır.
İ. Gürşen Kafkas
Özdemir Asaf’ın “Her şeyimiz hızla kirlendi / Birinciliği Türkçemize verdiler” betimlemesi yerinde bir anlatımdır. Bugün Türkçe katında yaşaması gereken toplumumuz, özentinin, modanın, ekonominin ve teknolojinin getirileriyle karmaşa yaşamaktadır.
Dil devriminin dil sevgisiyle buluştuğu bir “dil bayramı” toplumsal özlemimizdir. Türkçe düşünmek, anlamak ve yorumlamak ana izleğimiz olmalıdır. Çocuklarımız Türkçeleriyle övünmelidirler.
Basında, televizyonda, okul kitaplarında yer alan yersiz dilsel kullanımlar “dil kirliliğini” körüklemektedir. Türkçemiz özgün yapısından uzaklaştırılarak, yabancı dillerden gereksizce aktarılan sözcük, deyim ve anlatımlarla kural tanımaz oldu.
Kültürde, sanatta, ekonomide vb. diğer alanlarda çağdaş ulusların yenileşme ve gelişmelerine evet, fakat “Türkçede kirlenmeye” hayır denilmelidir. Dilimizin giderek kirlenmesi, dile saldırıdır. 1960’ta devletçe öngörülen “Türkçe kullan, konuş, yaz” kararı önemli bir adımdı. Ancak, sonuca ulaşılamadı.
Merhum ozan Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Türkçem benim ses bayrağım” özdeyişiyle dilimizin gerçek değerdeki önemini haykırıyordu. Ne yazık ki ses bayrağımız yabancı dillerin saldırısına uğramış gibi gölgeli ve kirli bir duruştu…
“Açıkgözler, vurguncular yararlanır düzenden / Dilimizi kirletip yok ettiler güvenden / ilgi çeker diye, bilinmez sözlerin dilinden, / Bir karmaşa yarattılar güzelim Türkçeden” dörtlüğünde dilimizin nesnel kirlenmesini anlatmaya çalıştım. Yabancı ürünlere ve adlara hayranlık, dilimizi içinden çıkılmaz konuma getirdi. Her sözün anlamı Türkçemizde vardır. Duygularımızın, düşüncelerimizin, dünyayı algılama ve yorumlama gücümüzün toprağı Türkçemiz olmalıdır. Türkçemizin yoğun kirlenmesine dur denilmelidir. Bilim adamı Oktay Sinanoğlu’nun “Türkçe giderse Türkiye gider” endişesine katılıyorum. Dil bir ulusun kimliğidir. Uluslar dilleriyle vardırlar ya da yokturlar.
Ulusal yenileşme, gelişme, değişim ve çağdaşlaşma düşünce, bilgi ve kültürümüzde olmalıdır. Yabancı sözcüklerin dilimize geçişinin, dilimizi kirletmesinin nedeni olmamalıdır. Değişimler Türkçe sözcüklerle karşılanmalıdır. Her Türk vatandaşı, aracına, işyerine, giyim-kuşamına, kullandığı tüm gereçlere Türkçe ad vermelidir. Sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, tüm okullar, üniversiteler “Türkçe konuş, oku, yaz” kavramında değişik çalıştaylarla etkinliklerde bulunmalıdırlar. İşyerleri yetkililerine, yerel yönetimlerce Türkçe ad kullanmada yaptırımlar uygulanmalıdır.
1932’de Atatürk’ün öncülüğünde kurulan “Türk Dili Tetkik Cemiyeti”, “Türk Dil Kurumu”na dönüştü. 1982’de siyasi nedenlerle “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu”na dö-nüştürüldü. Bu değişik yapı Türk Dil ve Türk Tarih kurumlarının işlevselliğinde olumsuzluk yarattı. Kurumsal boyutta da Türk dilinin gelişmesinde duraklama görüldü.
Dil kirliliği dünlerde de vardı. Mustafa Kemal’in “Ülkesini ve bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır” özdeyişi, dil devriminde yol göstericimiz olmalıdır.
Türkçemizin içinde bulunduğu durum nedeniyle duyarlı birtakım kurum ve kuruluşlar “Türkçeyi güzel konuşma” seminer, kurs vb. çalıştaylar yapmaktadırlar. Kavram Eğitim Kurumları’nın desteğinde Anadolu yakasındaki öğretmenlere dört yıl ücretsiz “Türkçeyi Güzel Konuşma Semineri” açıldı. Yüzlerce öğretmenin katıldığı bu seminerleri bir süre önce kaybettiğimiz Nedret Selçuker’le birlikte vermiştik. Uzatma / inceltme işaretlerinin kullanılmamasına tepkileri ve onun deyimiyle “Türkçede şapka” kullanılmalıdır. “Aksi durumda dilde karmaşa olur” deyişi kulaklarımızda çınlıyor. Bu seminerde yetiştirdiğimiz Şefika Keskin, bugün İl Milli Eğitim program sunucusu olarak başarılı bir yolda. Nedret Selçuker’in ışığı bol olsun. Onun aydınlığı Türkçemizin aydınlığında yaşayacaktır.
Atatürkçü Düşünce Derneği Balıkesir Şubesi’nin üç yıldır sürdürdüğü “İşyerlerine Türkçe ad verelim” çalışmasıyla uyum gösteren kuruluşlara teşekkür belgesi verilmesi sevindiricidir. Başkan Mürüvvet Keleş’ten alınan bilgilere göre üç yılda iki yüz otuz işyerine olumluluk ve teşekkür belgesi verilmiş. İzmir Konak Belediyesi’nin Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’yle işbirliğinde de “Türkçe Düşünmek / Dil Kirliliği / ve Dilde emek verenlerin ödüllendirilmesi” çalışmalarının yerindeliği iyi sonuç verecektir. Konak Belediyesi’ne, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’ne, Balıkesir ADD Başkanı’na “Türkçeyi doğru konuşma” konulu bu olumlu çalışmaları nedeniyle teşekkür ediyorum. Onlar, dil devrimini destekleyen aydınlık yüzlerdir. Sayıları giderek artmalıdır.
İ. Gürşen Kafkas