PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Behiç KILIÇ



SiNaN32
26-06-2009, 13:01
http://www.haberbu.com/haber_resim/behic_kilic_2.jpg

Behiç KILIÇ

26/06/2009


Albay yapmadıysa kim yaptı?


Soru şöyle de sorulabilir; “Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bu sistemli saldırıyı kimler, hangi odak” planladı?..
Madem Albay Çiçek bu belge işinde yok..
Belge kimin, nerenin imalatı?..
Kimler, nasıl bir oyun peşinde?..
Soru bu kadar nettir, çünkü Genelkurmay Askeri Savcılığı da “çok net” açıklama yapmış, şöyle demiştir; “Anılan belgenin Genelkurmay Başkanlığında hazırlanmadığı, böyle bir belgenin mevcut olmadığı anlaşıldığından ve aslı bulunmayan fotokopi belgenin 4. sayfasındaki imza bloğunda Albay Dursun Çiçek’in isminin üzerinde yer alan imzanın, şüpheli Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek’e ait olduğuna, bu belgenin hazırlanması ve herhangi bir kişiye verildiğine ilişkin şüpheli hakkında delil bulunmadığından, soruşturma konusu olay ve şüpheli Dursun Çiçek ile ilgili olarak itiraz yolu açık olmak üzere kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi...”
Bu noktaya, çok sıkı bir dizi teknik analiz sonucu varıldı... Askeri savcı dosyayı sivil savcıya gönderdi çünkü...
“Ayrıca, Genelkurmay Başkanlığı ile ilgisinin bulunmadığı tespit edilen söz konusu belgenin; kim veya kimler tarafından üretildiği, üretenlerin amaçları, bu suretle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hedef alınıp alınmadığı, belgenin Taraf gazetesi muhabirine ulaştırılması ve aynı gazetede yayımlanması eylemlerinin adli yargının görev alanına giren muhtelif suçları oluşturabileceği anlaşıldığından, bu hususlarla ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’nın ‘görevsizliğine’, soruşturma dosyasının bir suretinin görevli ve yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına ‘gönderilmesine’ karar
verilmiştir.”
Şimdi ne olacak!!?







Ne olacağını görecek miyiz?!
CHP Lideri Baykal, “Böyle bir belge yok da bu bir tertip ise, Genelkurmay Başkanı’nın da dediği ‘Ne olacağını o zaman görürsünüz.’ Ne olduğunu bir an önce görmek istiyoruz.” sözlerinde olduğu gibi...
Bundan sonra “ne olacağını görmek, yapanın yanına yaptığının kâr kalıp kalmadığını bilmek” gerekir...
Madem Türk Silahlı Kuvvetleri gibi çok önemli kurum hedef alınmıştır!..
Ve de üstelik “tam bir uyumdan” bahsedilen üst yönetimi birbirine karşı dikilecek bir “tezgah da” söz konusudur!..
Bundan sonra “olacak olan” önemlidir...
Bu tezgahın sahipleri ortaya çıkarılacak mı?!.
Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın açıklamasından sonra ortaya çıkan şudur. Bir takım eller, Albay Çiçek’e ait imzayı ele geçiriyorlar, boş bir kağıda belge fotokopi ile aktarılıyor, bu kağıdın üstü de “Ak Parti ve cemaati bitirme” üzerine kafadan doldurulup gazeteye servis ediliyor. Doküman fotokopi olduğu için, imal eden için riski aza indiriyor, patlaması engelleniyor!.. (İmalatçılar fotokopi özelliğini bilerek tercih ediyorlar çünkü çok iyi eğitimliler bu konuda!..)
Sonuçta amaca ulaşılıyor, Türk Silahlı Kuvvetleri yoğun bir malum matbuat saldırısına uğruyor, vatandaşta kavram kargaşası yaratılıyor...







Kaynak gizleme...
Olay dört dörtlük gelişiyor... Belge diye servis yapılan hadise “seçilmiş” gazetede tam sayfa sunuluyor... Anında, iktidar, belgenin üstüne atlıyor, asker aleyhine fevri demeçler geliyor. İkinci adımda Başbakan işi toparlamaya çalışıyor, Genelkurmay Başkanı ile buluşuyor ama...
Bu arada haberi piyasaya aktaran gazete ile gazetecinin durumları...
Gazete, Türk Silahlı Kuvvetlerini yerden yere vuruyor!..
Gazeteci ise rahat;
“Belgem doğru. Ama kimden, nasıl aldığımı açıklamam” diyor...
Dahası ortaya bir “emekli orgeneral tanık!” atılıyor... “Bu orgeneralle konuştuğunu, o kişinin belgeden haberdar olduğunu, kendisini doğruladığını” ileri sürüyor..!
Gazetecinin söyledikleri yayınlanıyor ama soruşturuluyor mu?!
Gazeteci kaynağını açıklamıyor ve bu kaynağa ulaşmak için hiçbir yolun zorlandığını gösteren
işaret yok!..
Oysa, Abdullah Gül’ün tanıklığındaki gibi hiçbir olayın gizli kalamayacağı bir teknolojik imkan elde iken...
Haberi yazan gazetecinin kendisine tanık olarak ortaya sürdüğü orgeneral de meçhul..
Varsa kim diyen yok, yoksa gazeteciye “bu ne iştir ?!” diyen yok!..
İşte bütün bu ahval içerisinde bundan sonra ne olacağını göreceğiz!..

SiNaN32
12-07-2009, 15:58
Batmış bir öğretmenin çaresiz hali!...


Behiç KILIÇ

12/07/2009


Batmış bir öğretmenin çaresiz hali!...

Aslında mektup sadece bir devlet memurunun perişan halini değil, çok geniş bir vatandaş topluluğunu işaret ediyor... Bir öğretmenin bu halde bulunması elbette çok çok çok facia bir durumdur da, aldıran olabilir mi?!
Mektubu, mektubun sahibine yardım yapılsın diye yayınlamıyorum!.. Köşe, sadaka kapısı olmamalı ama hepimizi iligilendiren perişanlık bilinmelidir.. Bu nedenle mektup sahibinin kimliğini açmayacağım...
Ama vatandaşa kredi kartını çözüm olarak sunan sistemin nasıl vahşi bir saldırı olduğunu göstermek de fayda olabilir!..
Mektup aynen şöyle;
“Bir Öğretmenden -Önemli-Merhaba,
Ben İstanbul’da yaşayan bir öğretmenim. Ankaralıyım. Sene 2002’de Milli Eğitim Bakanlığı’nda göreve başladıktan 4 sene sonra İstanbul’a atandım.
Evlendim ve boşandım.
Şimdi İstanbul’da yine bir öğretmen arkadaşımla bir evi paylaşıyorum. Boşandıktan sonra eski eşimle çektiğimiz kredileri ödeyemez duruma geldim, babam benim için kendi üzerine kredi çekti. Zamanla onu da ödeyemez hale geldim ve ev alışverişleri için kredi kartını kullanmaya başladım, hatta kira için bile. Sonra tekrar kredi çektim. Bunların hepsini üst üste iki üç aydır ödeyemedim.
Sadede gelirsem; en son 1 Temmuz 2009, banka, noter aracılığı ile kredi sözleşmesini feshettiğini bana bildirdi.
Maaş aldığım İş Bankası da kredi kartları, ek hesap ve gecikmiş kredi taksiti için bugün uyarı verdi.
Bankalara olan borçlarınızı biz kapatalım siz bize ödeyin şeklinde kampanyaları olan yerlere başvurdum, ancak kabul edilmedi elbette.
Ailem de zor durumda, onlar boşandığımda yeterince yıkıldılar, sonrasında yine de bana destek oldular, ama ben akli dengemi kaybetmek üzereyim.
Öğretmenliği seviyorum ve sadece düzgün ödeyeceğim ama tek yere ödeyebileceğim şekilde bu borçlarımı kapatmak istiyorum.
Tefecilere bulaşmak (sanırım yasadışılar) beni korkutuyor.
Toplamda 30.000 TL’ye kadar büyüdü borçlarım ve gitgide büyüyor ödeyemediğim için. Artık çalan telefonlarımı da açamıyorum.
Bu metni yazmış olmak beni inanılmaz utandırıyor. Yaşamımı sürdürecek gücüm kalmadı.
Pek umudum yok ancak çaresizlik içinde yolluyorum bu metni...”
Tekrarlayayım, bu kişi öğretmendir... İşini nasıl sürdürebildiğinin yorumu ortada...



Kriz ve etkileri...
Sayın Adil Hacıömeroğlu’nun yazılarından zaman zaman yararlanıyoruz.. Adil Hoca son yazısında şöyle diyor;
“Küresel krizden en çok etkilenen ülke olmamızın nedeni nedir? Son yıllarda IMF, Dünya Bankası, AB ve ABD gibi küresel aktörlerin; baskı, dayatma ve telkinleriyle yerli sanayimizin çökertilmesi, tarımın sabote edilmesidir. Cevizi, bademi, buğdayı, şekeri, mısırı, pirinci, pamuğu yurtdışından alan bir Türkiye düşünülebilir mi? Kendi topraklarını ektirmeyen, kendi köylüsünü üç kuruşa ve de yabancı ekmeğine muhtaç eden bir hükümet olabilir mi? Böyle bir hükümet Türkiye’nin ulusal hükümeti olabilir mi? TÜİK rakamlarıyla 2009’un birinci dönemi sabit fiyatlarla GSYH gelişme hızı -13,8, cari fiyatlarla GSYH gelişme hızı ise -29. Dünya savaşları döneminde bile olmayacak bir durum. Türkiye ekonomisinde olamaz denilen oluyor. Ekonomi dibe doğru hızla iniyor. Ekonomiyi yönetenler ne yapıyor? Pembe tablo çizmeye, feryat eden halkı azarlamaya, suçlamaya devam ediyorlar. Sanki bizim, Türk halkının yaşadığı ülkeyle onların yönettiği ülke farklı bir yer...”
Haklı mı hoca?!!

SiNaN32
25-07-2009, 10:55
Behiç KILIÇ

Yazy Tarihi: 25/07/2009



Kürtleri PKK'dan kurtarmak

Bu köşede hep yazıyorum, ülkemizin Kürt kökenli vatandaşlarının önemli bir bölümü PKK çetesi ve onların şefleri tarafından rehin alınmış vaziyettedir..
Türkiye’nin “Kürt meselesi” budur!..
Kürt kökenli bu vatandaşların PKK elindeki esaretlerine derhal son verecek, gerekli hamleler yerine getirilmelidir...
PKK Kürt kökenli vatandaşlar için yoksulluk, köleleştirme, şiddet, kan ve gözyaşı demektir...
Ve ne yazık ki..!
Bu duruma çanak tutan ortamı PKK’ya sağlayan bu ülkeyi yönettiğini zanneden sorumsuz siyasetçilerin onlarca yıllık uygulamalarıdır...
Devleti yönetenler, devletin kadrolarını o yörelerde Kürt insanının karşısına dikerek, bu vatandaşlara sırtını dönerek onların PKK’nın eline düşmesine yol açılmışlardır!..
Bu durum nasıl “normale” döner?!.
Devletin vatandaşı koruyucu davrandığı, sahiplendiği, ona çağdaş vatandaşlık haklarının verildiği ortaya konulmalıdır..
Devlet mazlumun yanında olduğunu, ceberrutun, vurguncunun, her türlü ağanın tepesine bindiğini göstermeye başlayarak..
Talep ettiği insani hakların ancak bu devlet tarafından karşılanabileceğini hissettirerek...
Vatandaşı tek tek kucaklayıp onları PKK sarmalından çekip çıkarabilir; yol budur...
Vatandaşa sonsuz şefkatle, vatandaşı kuşatan egemenlik çetelerine de sonsuz acımasız davranarak...
Ne kadar eli silahlı ayarsız, ali kıran varsa, ne kadar haramzade, acaip zenginleşmiş vurguncu, siyaset, ticaret, din, toprak, terör ağası, aşiret kazması varsa kökü kazınmalı, imha edilmeli..
Vatandaşın özgürleşmesi, rahat nefes alması, özgür tercih yapması sağlanmalıdır...
Sen vatandaşa, aşını, işini, eğitimini, sağlığını asgaride de olsa sağla, namerdin elinden kurtar..
Sonra bırak o kafasına göre “ne mutlu neyim” derse desin.. Senin varlığına güvenen vatandaş olsun yeter ki!..







Faşist PKK...
Eşkıya çetesinin gücü, aynı zamanda bir cinayet şebekesi olmasından kaynaklanıyor.. Çete, isteklerine direnen vatandaşları yok edebiliyor... (Leyla Zana’nın PKK silahı bizim güvencemiz beyanını hatırlayınız!..)
Apo, çetesini Hitler prensipleri çerçevesinde motive ediyor!.. Eşkıya başı İmralı’dan yaydığı tebliğlerinde sürekli “Kürt ırkçılığını” pompalıyor.. PKK kaynakları, kendileri ile hareket etmeyen Kürt kökenli insanları hain ilan ederek açık hedef haline getiriyor.. Dahası DTP mensupları meydanlara topladıkları vatandaşlara Kürt ırkçılığı temelinde çağrılar yaparak PKK’nın dümen suyuna girmelerini istiyor.. PKK dışında kalan vatandaşları Kürtlüğe ihanetle suçluyorlar!..
Apo sık sık, “Kürtler kendi ulusal birliklerini mutlaka kurmalıdır. Kürtlerin kendi Ulusal Halk Kongresi oluşturulmalıdır. Kürtler Ulusal Kongre’yi oluşturmalıdırlar. Bir de Güney’dekilerle beraber ulusal bir savunma birliği oluşturulabilir..” çağrıları yaparak iç savaş tohumları atıyor!.. Çetebaşı “Kürtlerin hiçbir yaşamları, yaşam alanları yok!” diye yalan ve tahriklerle vatandaşları isyana yönlendiriyor.. Bu tahriklerini “Kürtlere karılığı dayatıyorlar. Artık bizi böyle kandıramazsınız. Sahte Kürtlükle, koruculukla kendi Kürtlüklerini yaratmayı denediler.” diyebiliyor




Apo hesabı ödemedi!..
Karşımızda çok uluslu güçlerin maşası bir terör ağası söz konusu iken ve ülkenin Kürt kökenli vatandaşları bu eşkıyanın çetesince rehin edilmişken, “meseleyi” ona endeksleyip, “Apo ile görüşün” kampanyası yürütmenin altında çeşitli çıkar hesapları söz konusudur elbette...
Apo denilen eşkıyabaşı, yaptıklarının bedelini tam ödemeden orada öyle karargah kullanır gibi oturuyor!.. Bu yüzden de, hem çetesini hem de bir takım çıkar hesapları peşindekileri bazı konularda umutlandırıyor!..
Üzerine oyun kurma hesaplarını görüyoruz!..
Başbakan Erdoğan “Apo ile görüşün!” kampanyası başlatanları işaret eder gibi bir açıklama yaptı.. Bu açıklama anlayana gerekli mesajı verir gibi, şöyle dedi Başbakan;
“Bu süreci farklı bir merkeze taşımak isteyenler ve ülkemizi bu noktada adeta ayrıştırmak, bölme gayreti içerisine girenlere de kusura bakmasınlar biz ’evet’diyemeyiz. Bizim bunu bir birlik, beraberlik içerisinde ve bu ülkede Türkiye Cumhuriyeti ortak paydasında toparlayarak götürmemiz lazım. Aksi takdirde bu ülkeye yazık olur.”
Ben bu açıklamayı “Sizin bu Apo dalgasını biz yutmayız!” manasında algıladım..
Fazla ısrar ederseniz de, “Söz ola kestire başı” olur, sizi o Alman nişanı da kurtaramaz!..

SiNaN32
01-08-2009, 16:04
Behiç KILIÇ

01/08/2009





Apo'nun Piri Bekir'i!..


Yeniçağ’ın “Piri Bekir’den Apo’ya” manşeti müthiştir, gazetemiz İmralı üzerinden sergilenmek istenen tezgahı açık seçik ortaya koydu.
Oyun nedir?..
Bir anda ortaya dökülen sermaye ağalarının “Bu işi Apo çözer!” kampanyalarının kodlarıdır bu!.. Dayatmanın “AB kaynaklı” olduğu anlaşılıyordu. (Bkz. liyakat madalyaları v.s) Sermaye, iktidarın önüne “İmralı adresi” sürerken, Apo da yayın organlarında “çözümcü!” diye parlatılmaya başlanıverdi... Eşkıyabaşı da bir anda en son stratejisini kapı kulları üzerinden şöyle üfürüyordu:
“Kurtuluş Savaşını ortak yaptık, Türkiye’yi beraber kurduk!”
Ve sonra cemaati ile şu mesaj yayılıyordu: “Mustafa Kemal bize kazık attı!.. Yoksa devlet ortak olacaktı, özerklik konuşulmuştu”
Mevsim uygun ya Apo rahatça sallıyordu!..
Kurtuluş Savaşı’nı beraber yapmışız da hakları yenmiş, külliyen yalan!.. Ama, yalan olduğuna kim bakar!.. Apo zaten parlatılıyor, güçler omuz vermiş.. Eh bir de kimsenin itiraz edemeyeceği gerekçe oturtulursa!..
İşte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tasfiye operasyonunda ulaşılan nokta!.. İşte bu konuda gayret içerisindeki iç dinamikler!..
Yeniçağ o haberi ile bu tezgahı Türk Milletine aktarıyor... Apo’nun söylediği şöyle doğru, Kurtuluş Savaşı yıllarında da varlar, bu doğru.. Ama nasıl doğru... Elbette Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’nun düşman işgalinden kurtulması için savaşan Kürt kökenli kahramanlar var... Tıpkı bu gün PKK çetesine karşı vatan savunması yapan ve bu uğurda şehit düşen Kürt insanımız gibi.. Ama söz konusu onlar değil, Apo’nun “...biz de vardık” dediği, o dönemin PKK’lılarıdır.. İstilacı Haçlı ile işbirliği yapıp, Ankara’ya “Kurtuluşçulara” kurşun sıkan hainlerdir.. İşte Mardin’li aşiretçi Piri Bekir bunlardan biridir.. Apo, bu Piri Bekir’i işaret edip “Memleketi biz kurtardık” diyebiliyor!.. Bir hain üzerinden memleketten tapu istiyor..




Amerikan gizli belgeleri
Geçtiğimiz yıllarda vefat eden Gazeteci Yazar Orhan Duru, ülkenin değerli kalemlerindendi. “Amerikan gizli belgelerinde kurtuluş savaşı” adlı çok değerli bir kitabı vardır. (İş Bankası yayınları) Okumanızı tavsiye ederim.. Kitabın tanıtımı bile bakın ne bilgiler yansıtıyor. “Bu kitapta, Kurtuluş Savaşı sürecinde ve Cumhuriyetimizin ilk yıllarında görev yapmış Amerikan temsilcilerinin, büyükelçilerin, konsolosların, komiser ve yüksek komiserlerin gönderdikleri telgraflar, raporlar ve istihbarat raporları yer alıyor.
Üç yüzden fazla mikrofilm rulosunu tarayarak oluşturduğu kitabında Orhan Duru, ABD’nin o dönemlerde Türkiye’de olup bitenleri en küçük ayrıntısına kadar nasıl izlediğini ortaya koyuyor. ABD Yüksek Komiseri Tuğamiral Mark Bristol, yazdığı raporda “İngilizler, bölgedeki petrol yataklarını kontrol altına almak için Kürtleri Türklere karşı kullanacaklar” diyerek ülkesini uyarıyor. Peki İngilizlerin işbirlikçisi kim?.. Abdülhamit zamanında 4. Türk Kolordusu’nun komutanı olan Pirizade Bekir.. Mardinli aşiret ağası.. Apo’nun Kurtuluş Savaşı yaptı diye kakaladığı kişi!..
Başka?..




“Kurtuluş”taki çakallar!..
Apo’nun ve kapıkullarının “Biz de kurtardık!” diye tapusuna ortak olmak istedikleri memleketin kapısına hangi gerekçe ile dayandıklarına bakalım!.. “Fransız gizli belgelerinde var!..” diye.. Yani Fransızlar, o dönemin bazı aşiret ağalarının Kurtuluş’a ortak edildiğini, özerklik sözü aldıklarını belirtiyormuş!.. Bozacı şıracı hesabı... Elde olana bakalım, Orhan Duru’nun belgeli kitabında yazanlara... Amiral Bristol raporuna...
ABD’li Amiral “Kürdistan’ı (Irak’taki Musul bölgesi) ’özel etki bölgesi’sayan Fransızlar, Türk-İngiliz sürtüşmesinden çıkar sağlamakta bir an duraksamayacaklardır” diyor.
O dönemin eldeki Fransız raporunda da İngilizlerin Kürtleri kullanarak karışıklık yaratmak ve isyan çıkarmak üzere ajanlar gönderdiğine dikkat çekiliyor. “Bu ajanlar arasında Kürt Mustafa Paşa, Mulan Zade ve Hamit Paşa vardır”
deniliyor...
Demek ki neymiş?..
Apo’nun dediği şöyle doğruymuş.. O zaman da PKK varmış, Batı’nın taşeronu olarak... O zaman ne talep etmişlerse Apo’ya şimdi aynı taleplerde bulunduruyorlar... Sevr’i bıraktıkları yerden seksen küsur yıl sonra devam ettirme peşindeler..
Aynı mebzul iç hainleri kullanarak..
Milletin uyanık durması kendi lehinedir..

SiNaN32
22-09-2009, 12:42
Esrarengiz İsrailliler!..
Gazeteci Reha Ören, Adana Söz Gazetesindeki köşesinde, çok ilginç bir olayı yazdı.. Gazeteci Ören, bir takım İsraillinin Pozantı Kamışlı bölgesindeki garip faaliyetlerini tesbit etti!..
Bu gazetecinin konu ile ilgili yazdıkları şöyle..
“ Pozantı / Kamışlı bölgesindeydik. Kamışlı sakinleri son 5 yıldan beri yabancı heyetlerin peşi sıra geldiklerini belirterek, bu kadar ilgi ve alakaya şaşırdıklarını belirttiler. Kamışlı sakinleri gelen heyetler arasında özellikle İsraillilerin dikkat çektiğini belirterek ” Hep aynı şahıslar düzenli aralıklarla Kamışlıya geliyorlar. Özellikle dağları geziyorlar. İşin ilginç yanı da gelenlerin tamamında uzun mesafeden fotoğraf çekecek donanıma sahip kameralarının olması. Küçük, büyük her heyette bu donanım var.
Bazen de çadırlarla, dağlarda kalıyorlar. Bazen 3 bazen de daha kalabalık heyetler halinde geliyorlar. Yanlarında tercümanlarının da olmasına rağmen halk ile muhatap olmamaları dikkat çekiyor. Ya gecenin bir vakti açık bir fırın bulup, ekmek alıyorlar ya da kimseye görünmeden sessiz sedasız çekip dağlara doğru gidiyorlar. Çadırlarda kaldıkları zaman da bisikletleriyle keşif gezilerine çıkıyorlar. Bazen 10 kişi geliyor. Çadıra yerleşiyor. Bir de bakıyorsunuz ki hemen ertesi gün 10 kişi, 3 kişiye inmiş. Geri kalanlar adeta sır oluyorlar. Buharlaşıp uçuyorlar.

Kimdir bunlar?!
Ne için geldiklerini bilmiyoruz. Ama Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin etkili ve yetkililerini uyarmak istiyoruz
Genellikle ’Ordu Yolu’nu kullanıyorlar
Bölge sakinlerinin çok iyi bildikleri, dağların ücra köşelerinde donanıp giden ve ’Ordu Yolu’olarak bilinen bir yol var. Bu yol Eski Göç yolu olarak da biliniyor. Sakinlere göre, çok eskilerden İpek Yolu olarak kullanılmış. Hani, “kuş uçmaz kervan geçmez” derler ya öyle dediklerine aldırmayın. Gökyüzünde uçuşan kartalları, şahinleri ender de olsa görmek pekâlâ mümkün. Bu yollardan geçtiğiniz zaman bölgeye tam bir hâkimiyet sağlıyorsunuz. Hatta Yavuz Sultan Selim’in hışmından kurtulmak isteyen Türkmen boyları ağırlıklı olarak bu yolu kullanıp Kaz Dağları’ndan Doğu Toroslar’a, oradan da Hazar Denizi’nin güneyine kadar gitmişler.
Kamışlı sakinlerinin özellikle üzerinde durdukları bir konu daha var ki akılları karıştırmaya yeter de artar bile.
Diyorlar ki: “Belirli dönemlerde genellikle de ayda 2 kez sivil bir uçak ya da helikopter bölgede dolanıp duruyor. Bir süre geziyor ondan sonra geldiği gibi sırra kadem basarak çekip gidiyor. Bildik, tanıdık yetkililere sorduk sadece bize yani, Türkiye’ye ve Türklere ait olmadığını söylemekle yetindiler. Üstüne üstlük yetkililer bizlere, çocuk kulağı çekercesine “Bu işleri fazla kurcalamayın” dediler...
Son faslın girizgâhında özellikle belirtmek isterim ki İsrailliler özellikle Kapuz bölgesine ilgi gösteriyorlar. Kapuz bölgesinde gidip İsraillilerin çadır kurdukları yerleri gördük.
Dağlar ışıldayınca, madenciler göz dikince ol rivayetin haddi hesabı mı olur. Ayyuka çıkar da çetelesini tutmak gayri kabil hale gelir.
Hele hele Orman Şefi’nin milyonlara varan mal varlığı yüzünden yargılanmakta olduğunu duyunca sizin de kafanız bencileyin karışmaz mı yahu?
Kamışlı sakinlerinin de kafası karışıyor.
Yine rivayet odur ki, dağların bağrını 70 küsur yerden delmişler.
Krom madeninin açılışına Devletin bakanının gelmesi Kamışlı sakinlerinin kafasını iyiden iyiye allak bullak etmiş.
Bir yanda İsraillilerin yoğun ilgisi, diğer yanda Kromun işleniş tarzı ile ilgili rivayetler, Orman Şefinden başlayan yargılanma zinciri, bakalım nereye kadar uzanacak?
Bunlar şimdilik bizim duyduklarımız..
Yeni rakamlarla milyonlar, eski rakamlarla trilyonlar dağların ıssızlıklarında el değiştirivermiş..
Anlaşılan o ki bizlerin Kamışlı ziyaretleri sürecek..
Bakalım Mevla bizlere neler gösterecek.

SiNaN32
02-12-2009, 11:54
Apo talimatlı "İzmir'i işgal" planı





Sadece, şu Bayram öncesi İzmir’de meydana gelen DTP rehberli PKK saldırısı sonrası yansıyanlar bile, Türkiye’mizin kılcallarına kadar nasıl bir düşman nüfuzu olduğunu görmeye yeter!..
Örneklere bakalım..
Ahmet Türk denilen adam nasıl meydan okudu..
“Böyle devam ederse başka yerlere de sıçrar!.. Siz de oralara gidemezsiniz!!” falan.. Bununla ne demek istedi?.. Yani dişe diş, kana kan!!.
Şimdi bakalım..!
CHP Milletvekili Onur Öymen’in sözü üzerinde tepinenlerin, Ahmet Türk’ün 2009 iç savaş tahrikli sözlerini kınadıklarını neden duymadık!!? Çünkü matbuat bölücü unsurların, liboşsorosçuların yoğun işgali altındadır.. Ve elbette Türkiye’nin krema katmanları da...
İzmirli’ye yoğun saldırının sebebi bellidir..
Laik, demokrat, Cumhuriyete bağlı vatandaşlar, İzmirli “devşirmecilerin” saldırısı altındadır!..
DTP destekli eşkıya çetesi saldırısı çok planlı ve programlıydı.. İzmir’in PKK tarafından ele geçirilme planı uzun yıllardır işletiliyor.. İzmir’de PKK nüfuzu bugüne kadar mafyatik işgalle gerçekleştirilmişti.. Varoşlardaki kurtarılmış bölgelerden avukatlara varan bir örgütlenme biliniyor...
Şu sıralar bir “atak” dönemidir, PKK için İzmir’i ele geçirme anlamında!..
Bu da İmralı talimatlıdır.. Apo’nun, malum tebliğlerine yansımış İzmir’i hedef gösteren konuşmaları vardır.. Bu konuşmalarında Apo, İzmirlinin kimliğine alçakça saldırmakta, İzmirlileri sinsi bir işbirliği çerçevesinde, “Sebatayist” ilan etmekte, onların Cumhuriyetçi kimliğine vurgu yaparak, saldırı cephesini genişletmekte, böylece bu Cumhuriyeti kuranlara da alçakça saldırıp karalamaktadır..
Apo, kapıkullarına yaydığı tebliğinde şöyle demişti; “Aslında önce İzmir-Manisa civarlarında, daha doğrusu Anadolu’da bir İsrail kurmak istiyorlardı. (Bu sözlerle İngiliz liderliğini kast ediyor.) Burayı Yahudi yurdu olarak görüyorlardı. Sultan Abdulhamit’ten toprak istenmesi de bu nedenden dolayıdır. Sonra Anadolu’ya sıkıştırılmış küçük bir Türkiye kurdular. Bu Türkiye, Kürt karşıtlığı temelinde İsrail’in rolünü oynayacaktı. İzmir-Manisa civarlarında Yahudiler çok güçlüdür. Şimdi İzmir milliyetçiliği deniliyor ya basında; o da işte bunlardan kaynaklanıyor. Bu İzmir milliyetçiliği Kürt karşıtlığı temelindedir. Sebataycılar olarak da bilinir. Ta 1650’lerden itibaren Sebataycılar buralarda güçlüdür. Bunlar Beyaz Türkçülüğü de geliştirenlerdir...”
Önce Bekaa’da, sonra da İmralı’da kafayı yemiş bir meczubun (Kendisini en ileri filozof sanıyor) hezeyanlarıdır elbette ama..
Bunun avanesi, peşine düşen robotları, kafalarına sokulan deli saçmaları ile elde silah hayal kovalıyorlar!..
İmralı meczubunun, nasıl ham hayal komplo teorileri ürettiğinin bir örneği de şu sözleridir; “Fransa’da yapılan son baskınların ardında da bu proje bulunmaktadır. Sarkozy de bunlardandır. Yahudi kökenlidir.”
Fransa, PKK çetesine yönelik operasyon yapmıştı.. Apo bunu Sarkozy’nin kökenine bağlıyor, oysa sebep uyuşturucu ve haraç işleriydi..
PKK’nın İzmir saldırısı bu yüzdendi...

SiNaN32
03-12-2009, 14:40
İzmir, PKK çetesinin suç alanı




Ahmet Türk ve ekibinin İzmir’de geliştirdiği olayların devamını izliyoruz.. Malum çetenin matbuat kanadı devreye girmiş durumda, PKK çetesini mazlum, İzmirliyi “saldırgan(!)” gösterme gayreti içerisindeler..
Ders alınmalı, bu matbuatın hali artık anlaşılmalı.. Paçavralarını satın alarak onları yüceltme, kime destektir anlaşılmalı...
Dikkat ediniz “yandaş” olanlardan Barzani sermayesi ile çıkanlardan söz etmiyorun sadece...
Pek Atatürkçü geçinen (!), tavşana kaç metodu ile sütre gerisine maskelenen, geleneksel sermayenin, patronlar kulübünün matbuatını da, millici ayaklarda yalakalık yapıp Barzani petrolünden ihale kapınca rota değiştiren cüce matbuat patronlarını da bu hesabın içine alınız...
Lafı uzatmayıp, rotasını şaşırtmayalım, konumuz İzmir’deki PKK hesapları... A.T’nin yarattığı olay, PKK’nın artık vakti geldi çıkışıdır!.. İzmir’in Atatürkçü insanının direnci kırılmak isteniyor..
PKK yıllardır bu şehirde sinsi faaliyette.. Bu durumdan İzmirli haberdar ama asıl haberdar olanlar kulağının üstüne yatmış anlaşılan!.. Geçen yaz aylarında, İzmir’den gönderilen bir mektup, dehşet iddialarla doluydu..
Önce bu mektuba bir göz atalım. Satırlar şöyleydi;
“İzmir’de köklü değişim; Yenişehir, eski adıyla Tepecik genelevlerinin rantına tek tük Kürt çapulcularının mafya edasıyla el koyması ve İhsan Alyanak’ın CHP’den seçilmesiyle başladı. İhsan Alyanak ve Yüksel Çakmur’un yanlış ve tehlikeli politikalarını 1. Körfez Savaşı tetikledi. Peşmerge sevecenliği ile ülkemiz vatandaşlığına alınan 1 milyon Suriye, İran ve Irak Kürdünün bir kısmı İzmir’e sistematik bir şekilde yerleştirildi. Mardin, Siirt, Bitlis ve Diyarbakır illerimizde yaşayan vatandaşlarımız; Müslümanlığın vecibelerine ve dürüstlük ilkelerine sıkı sıkıya bağlı oldukları halde, bu yeni yetme ithal Mardinli, Diyarbakırlı gençler İzmir’de her türlü kanunsuzluğa parmak bastılar.
Peygamber yatağı Mardin, Şanlıurfa ve Diyarbakır’ımızdan gelen, beş vakit namazını geçirmeyen, dürüstlük ve mertlik yolunda canını veren insanlar gitti, yerine; hırsızlık yapan, kapkaççı, çek-senet tahsilatçısı, kadın satıcısı, bölücü ve yıkıcı bir ucube kanunsuz sürüsü geliverdi. Önce Kadifekale’yi işgal ettiler.
Bu kaynaktan zuhur eden işportacılar Kemeraltı’nı ve İzmir Vilayet Konağı mahallini kendilerine mekan seçtiler. Önceleri PKK yayınları ve PKK müziklerini satmayla işe başlayan işportacılar daha sonraları gıda sektörüne el attılar. Sahte Tekel sigaraları; Vilayet Konağı civarında satılmaya başlandı. Çankaya, Basmane ve eski Bitpazarı mahallinde, cep telefonlarını ve çantaları kapan kap-kaççılar ortaya çıktı...
Sahte Süleymaniye sigarası veya Tekel sigarası satıyorlar.”
Mektubun sahibi devamında, kendi tanık olduğu, küçük kız çocuklarına yaptırılan kap kaç olaylarını ve PKK çeteleşmesinin faaliyetlerini örneklerle anlatıyor.. Bu arada ilginç olan, polis ekiplerinin bu adi suç çetelerini yakalamasına karşın, uyum yasaları sonucu, özellikle çocuk yaştakilerin adliyenin bir kapısından girip ötekinden çıkarak gene suça devam etmeleridir..
İzmir bu çetenin girdabında, Apo bayrakları sallayanlar da onlardı..
Tıpkı öteki büyük şehirlerdeki varoşların durumu gibidir bu durum..
Eşkıyanın şehirdeki halidir..

SiNaN32
10-12-2009, 11:55
Krema sermaye de bayram etsin!..



Yazy Tarihi: 10/12/2009

Alçaklığın bir başka tezahürü de, şehit cenazeleri daha toprağa verilmeden, sureti hak tavır-yutturmaca ile Baykal ve Bahçeli’ye saldırmaktır...
Baykal ve Bahçeli neyin temsilcisi?..
Milli duruşun...
Ne yaptırıyorlar?..
Yandaşlara açıklama yaptırıp “Baykal ve Bahçeli’nin çocukları bu savaşta yok, açılıma o yüzden karşılar!.. Açılımı engellemesinler..” dedirtiyorlar..
O kadar ileri gidiliyor ki, bu açıklamalara şehit akrabaları da ortak ettiriliyor...
Ne yani?.. Baykal ve Bahçeli ses çıkarmasın da, açılım denilen ucube, PKK çetesinin istekleri doğrultusunda mı gerçekleşsin!!.
Baykal ve Bahçeli’nin oğlu yokmuş.. Bu açıklamaları yutturmaya çalışanlar da çok iyi biliyorlar ki hem Baykal, hem Bahçeli çocukları olsa gözlerini kırpmadan asker ocağına gönderirler.. Hem de öyle bugünkü güç sahiplerinin yaptıkları gibi veletlerini kısa dönem dandikliği ile bu işten sıyırtmazlar...
Açıklamayı yapanların hangi siyasilerle iç içe oldukları, şehit tabutları başında bile bu ilişkileri kanırtarak rant kovaladıkları ortada!..
Üst üste acıların haberleri geliyor..
Eşkıyanın serseri timlerinin elde molotof saldırılarını seyreden milletin öfkesi, gelen bu acılarla katmerleşiyor..
Bu ishalin tedavisi belli iken, kangreni tam göbeğinden işaret edenlere saldırmak oyundakilerin bir üslubudur...
Günahkarları da gizlemenin gayreti..
Demeç sahiplerinin, malum matbuat tarafından alkışlanan sözlerinde neden en azından şu DTP denilen malum ekip yok...
Bu ölümlerin arkasındaki tetikçilerin bir parçası olduğunu artık açık açık beyan eden DTP’yi suçlayan, neden tek satır ya da söz yok!!?
Çünkü bu durum aynı kaba edenlerin ortaya çıkardığı bir tezahürdür!..
PKK çetesinin TBMM içerisine sürdüğü bir uyanıklığa alkış tutanları biliyoruz.. İşte onlar şimdi ortaya çıkan tablo ve ölümler için rahat rahat kına yakabilirler...
Genel seçimlerden hemen sonra, meşhur patroniçe Güler Sabancı’nın, yüzünü yıkar yıkamaz sevinç içerisinde verdiği demeçte, “DTP’nin TBMM’ye girmesini” alkışladığını biliyoruz...
Buyrun işte sonuçlarını görün...
Eşkıya çetesinin cezaevindeki militanları çıkarılıp mebus yapıldı..! Kime hizmet edecekleri de ortadaydı.. Krema sermayenin ve onların kontrolündeki matbuatın açtığı yolda ilerlerken, Mehmetçiklerin kanını döke döke kendilerine yol aradılar..
Memleketin hakim sınıflarının alkışladıkları muteberler olarak!..
Gelinen noktada görünen o ki; Türk Milletinin elinden vatan toprakları koparılıp alınmak istenmektedir... İçeriye yerleşmiş, işbirlikçi olmuş, elinde geniş maddi imkanlar olan bir mutabakat çerçevesinde...
Türk Silahlı Kuvvetleri saldırının odağına oturtularak...
Bir taraftan silahlı eşkıya, er, erbaş ve alt rütbeli askerleri kurşunlarla yok etme peşine düşmüştür..
Müttefikleri değişik silahlı (para-kalem-STK vs silahı sahibi) müttefikleri de Genelkurmay’ı teslimiyete zorlamaktadır!..
Bu geniş bir ablukadır ve ablukaya düşenlerin suskunluğu manidardır!..
Bu nedenle de saldırganın azgınlığı sınır tanımamaktadır.. Otobüste molotof kokteyli ile yakılan Serap’ın cenazesine şifreli çelenk gönderen işbirlikçiler, “Sizin askeriniz de çocuk öldürmüştü” alçakça ithamı ile canavarlıklarını süslemekte ve Türk Silahlı Kuvvetlerine rahatça sövmektedirler!..
Askere artık “susma, sıra sana gelecek” demek için de geç kalınmış gibidir...
Kına yakmışların bu kadar çok bir şekilde, ortalıkta şen şakrak dolaştıklarını gördükçe!..

SiNaN32
17-12-2009, 14:25
Söylemiştim, PKK iç savaş peşinde


17 Aralık 2009




Mardinli Ahmet Türk, pek masum görünüşlüymüş ve o bir güvercinmiş!.. Piarcıları öyle buyuruyor!..
Bu masum görünüşlü güvercin Ahmet, ağzını her açtığında, “Dökülen her kanın sorumlusu..” diye Türk devletini, siyasi partileri işaret ediyor..
Tam bir PKK pişkinliği-yüzsüzlüğü taktiktir...
Tepeden tırnağa kan içindeki vampir çetesinin sözcüsü olunca, başvurduğu yalan da budur güvercin beyin...
Aslında durum ortadadır..
Mardinli güvercin Ahmet!..
Mardinli Turan B.’in, Muş’un Bulanık’ın da silah kullanmasının da sebebi, orada dökülen kanın da müsebbibi, senin eteklediğin eşkıya çetesidir..
Mardinli Turan B., belli ki bir kazadan beladan kaçıp ekmeğini Muş’un Bulancak’ın da aramaya karar vermiş.. Bir küçük manifatura dükkanında günlük nevale peşindeyken, ekmek teknesini vahşi hayvan sürüleri basıyor...
Polis bu sürüye hakim olana kadar, Turan B.’in emeği, canı tehlikede.. Sonuç kaçınılmaz. Turan B. kendisini, canını, malını koruma heyecanı ile son noktayı deniyor...
Başbakan’ın benzer bir olay sonrası söylediklerini hatırlatalım..
“Vatandaşlarıma özellikle sabır tavsiye ederim. Fakat bu sabır nereye kadar olacak bunun da endişesi içindeyim. Eğer siz vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz, vatandaşın hayatına kastederseniz hayatına kastettiğiniz vatandaş kalkıp da eğer elinde böyle bir tedbiri, böyle imkânı varsa kendisini savunma yoluna gidecektir. Yani bu tür yollara bir tür sevktir.”
Son günlerde, partileri kapatılan malum şahısların önüne düştüğü vahşi hayvan sürülerinin yaptıkları bu değil midir?!! Bu hayvan sürülerinin karşısına polisi kalkan ve su ile çıkararak saldırıları önlenebilir mi?..
Polis elinden geleni yapıyor, canını hiçe sayması bir yana soğukkanlılığını hiç kaybetmiyor.. Saldırgana zarar vermiyor.. Dahası, kandırılan çocukları oradan ayıklamaya özen gösteriyor..
Ama bu durum vandal sürülerine
yetmiyor!..
Ve artık test edilen vatandaşın sabrıdır!.. Olay da budur... Eşkıya çetesinin hedefi budur, vatandaşın sabrını taşırmak... Bundan da amaç, Türkiyemizde iç savaş çıkarmaktır.. PKK çetesinin, bu iç savaştan sağlayacağı net kârlar ortadadır.. Dünyanın en önemli suç çetesini ayakta tutan kara ticaret için PKK kanla beslenip ayakta durmak zorundadır...
İşte bu yüzden yoldan çıkardığı, robotlaştırdığı kadınlı erkekli cahil sürülerini, nokta hedefler göstererek tahrik saldırıları
düzenliyor..
Başbakan, birinci ağız olarak “Tokat pususunu” PKK’nın provokasyon amaçlı yaptığını söyledi.. Elinde bir takım istihbarat bilgileri böyledir sanırım... Pusu nasıl bu kadar kolay gerçekleşmiştir, o yönü ayrı bir durum.. Ama çetenin bu işte tek çıkarı vardır, o da iç savaşı körüklemek...
Peki bu oyun nasıl önlenir?!.
Böyle “kadife eldivenle” önlenemeyeceği ortada... Muhalefet iktidarı, teröre karşı tutumu ile eleştiriyor ama iktidar aldırmayıp tuttuğu yolda ilerleyeceğini söylüyor...
İşte o zaman da olan bu...
Vatandaş son çareye başvurup, canını, malını, kendisi korumaya başlıyor..
Ben diyeyim meşru müdafaa, siz deyin İhkak-ı hak!..
Şimdilik durum bu.. Azgın sürülerin saldırıları tırmanıp, vatanı korumak söz konusu
olmasın da...

SiNaN32
18-12-2009, 08:10
Eşkıya sabırları zorluyor!..

18 Aralık 2009






İstanbul’da sabrı taşan mahalle halkı, eşkıyanın sokağa sürdüğü piçlere karşı silah kullandı..
Tabii matbuatın akbabaları, hemen bu insanları lince kalkıştı!.. “Vay efendim silah kullanmışlar” Silah kullanacak ne varmış ki!! Olan biten demokratik hak arayışıymış!!
Bu yetmedi...
Şeceresi malum bir bitirim hemen devşirildi ve ona, “500 lira verip elime silahı tutuşturdular” dedirtildi!..
Tezgaha bakın!..
Yakıp yıkan, saldıran PKK bundan daha güzel nasıl korunur.. Yalakası, yandaşı tüm matbuat, devleti, Türkiye’yi PKK’ya peşkeş çekme konusunda ayaktadır.. Projektörü asıl suç çetesi üzerinden kaydırarak “milletin savunma inisiyatifini” baltalıyorlar..!
Hadi bakalım çıkarın ortaya, kim beş yüz milyon verip eline kuru sıkı tutuşturmuş bu adamın?!.
İspat edin hemen.. Bu çok önemli bir iddiadır.. Alın adamı sorgulayın ve bulun, bu iddiayı ortaya çıkarın...
Elde ne var..
Gözleri dübeş bakan bitirimin (Ne malum böyle söylemek için yüz kağıt almadığı!!?) sözleri.. Maksat PKK’nın saldırısını perdelemek.. Kim yapıyor bunu.. Hem sermayenin hem de iktidarın yalaka basını... İşin aslı değiştirilemeyecek kadar nettir..
Bu silah kullanan mahalleliyi, polis göz altına alıp adliyeye sevk etti.
Adliye, onları serbest bıraktı..
Çünkü haklıydılar..
Haklarındaki karar şöyleydi;
“Kendilerini ve çevreyi korumak amacıyla ateş ettikleri ortaya çıktı..”.
Olay budur...
Vatandaş, kendisini ve çevresini koruma durumundadır..
Dahası, yurdunu koruma konusu ortadadır..
Üstelik bu gelişme yeni değildir... Daha önce de aynı semtte bir “pompalı” olayı meydana gelmişti.. Sabrı taşan vatandaş, pompalı tüfeğini kapıp sokağa fırlamış, piçleri önüne katıp kovalamıştı.. Pompalı olayını, eşkıyanın matbuattaki işbirlikçileri Başbakan Erdoğan’a taşımışlardır.. Başbakan o zaman o olayı şöyle değerlendirmişti..
“Vatandaşlara özellikle sabır tavsiye ederim.. Fakat bu sabır nereye kadar olacak bunun da endişesi içindeyim. Eğer siz vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz, vatandaşın hayatına kastederseniz, hayatına kastettiğiniz vatandaş kalkıp da eğer elinde böyle bir tedbiri böyle imkânı varsa kendisini savunma yoluna gidecektir”
Tv haberlerine iyice bakıldığında, oynanan oyun ve işbirliklerinin ipuçlarını görmek mümkün...
Dikkat ediniz!..
Eşkıya saldırıları şöyle organize ediliyor...
Polise taş atacak, işyerlerini molotoflayacak, araçları tahrip ederek sivil halka zarar verecek piçler seçilip şu malum partinin binalarına getiriliyorlar...
Militarize edilmiş, para ile toplanmış bir takım cahil karıları da bunlara ekleyin. (Hani şu ellerini havaya kaldırıp iki parmak sallayan, PKK başörtülü, biji Apo papağanları)
Marifetlerini ekranlarda izliyoruz!.. Çünkü, bu “saldırı ön hazırlıklarına” tv haber merkezlerinden kamera ve muhabir gönderiliyor..!
Kamera ve muhabirin olduğu eşkıya saldırısı ön hazırlıkları mekanında polis yok...
Polis yok ama, kamera var...
Ardından saldırı başlıyor...
Önce esnafa saldırılıyor..
Dükkan vitrinleri taşlanıyor, panik sırasında yağma yapılıyor.. Sokağa sürülen piçler ve anaları aynı zamanda hırsız, yağmacı, suçlu...
Sonra, sokaklara park etmiş araçlar tahrip ediliyor... Kameraya çektirilip haber yapılmasına eşkıya izin veriyor, çünkü bu marifetleri ile sivil halka korku salıp sindireceklerine inanıyor..
Ama sabrın sınırı aşıldıkça olan olacaktır..

SiNaN32
23-12-2009, 09:35
Papazı kurtarma operasyonu

23 Aralık 2009


Fener Patriği, bu ülkenin en güçlü vatandaşlarındandır.. Bu ülkenin “en güçlüleri” arasında yer almasının sebebi “Fener Patriği” olmasından değil ama..! Güçlü olması, ülkemizin kaymak tabakasını oluşturan, Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri memleketin tepesine yerleşip malı götüren sermayenin kralları tarafından baş tacı yapılması yüzündendir...
Rivayet şöyledir...
Fener Patrikhanesi, Ortodoks krallığı çerçevesinde Ortodoks ülkeler içerisinde önemli maddi imtiyazlara sahiptir.. Başta Yunanistan, farklı kilise diktalarına rağmen Rusya’da olmak üzere...
Bizim bir kısım uyanık patronlar, yirmi yıldır yoğun biçimde ellerine eteklerine kapandıkları Patrik Barto sayesinde Yunan’a akredite olarak bankacılık başta olmak üzere önemli ticari avantajlar sağlamışlardır.. Rusya’da da alışveriş merkezlerinden inşaata, enerji hatlarından otele kadar yatırımların altında Barto’nun kartviziti anahtar olmuştur...
Yani sözün özü bizim krema patronlar Barto üzerinden AB’ye de dahil, ticaret imkanına sahiptir..
İşte bu yüzden, Türkiye içerisinde, son yirmi yıldır müthiş bir Fener Patrikhanesi lobisi hakimdir.. Bu lobi, patronların kontrolündeki matbuat sayesinde, milletin kafasında oluklar açmayı, Barto’yu süsleyip hak sahibi olduğunu kabul ettirmeyi de başarmıştır..
Bugün iktidar sahipleri, iktidar olmadan önce Barto’nun oyunlarını çok iyi tespit eden bir mensubiyet içerisindeydiler.. Ama iktidar olunca, birden bire titreyip kendilerine dönüverdiler ve Barto huzurunda hidayet buldular!.. Çünkü yüce ABD onları “Efendiler bu Barto sağlam ekümeniktir ve sizce de bu böyle bilinmelidir!!” diye şallak mallak edivermişti..
Nitekim, bu iktidar Fener Patrikhanesinin önünü süpürüp tertemiz ediverdi.. Artık bu ülkede Barto’nun önüne çıkıp tekerine çomak sokacak bir söz sahibi ve protestocu dahi bulamazsınız!!
Mağlum kefere takımının kralları da, Türkiye’ye gelişlerinde, ya da Türkiye’den ayaklarına gidişlerde Patrikhaneye özel atıfta bulunup “Orası ayrı bir yapıdır, özerktir ona göre” diye kakalamaları-hatırlatmaları yaparlar, yıllardır da kimse itiraz etmez..
İşte bu özet nedenlerden ötürü de Patrik de artık, kaygan zeminde oradan oraya savrulan T.C ile futbol topu gibi oynama hazzı içerisinde, “Kin kapısı”nın intikamını ısıtmaktadır...
Yani, “Açılım” Patrikhane-Barto ile ilk adımını çoktan atmıştır..
Son olayın, “Barto’nun ABD üzerinden saldırısı”nın kamuoyumuza çırılçıplak yansıması ise, (Altında Patrikhaneye bizim krema sermayeden gelen bir talebe verilen olumsuz cevabın rövanşı değilse!!) muhtemelen iş kazasıdır..
Şöyle ki; Barto’nun ABD matbuatına “Bu Türkiye bizi çarmıha geriyor!!” yakınmaları, sermaye matbuatında büyük bir şaşkınlığa düşülmüş gibi ve Patrik eleştirilerek verildi!.. Öyle ki, sanki Patrik’ten böyle bir davranışı ilk defa görmüş gibi oldular..! Oysa Patriğin melanet çıkışlarını da kedi boku gibi örten, Patrikhaneyi hep allayıp pullayan onlardı... Gene de o ilk eleştiri haberlerine bakın, manşetlik iş iç sayfa alt köşelerde adeta gizlendi..
Sonrası elbette yorumlanmalıydı..
Hale bakın, Dışişleri Bakanı, böyle bir olayı “Dili sürçmüştür !!” diye geçiştiriyor..
Sermaye matbuatı da, “fırçayı yediler ki!!” manşetleri. Patrik hazretleri yanlış anlaşıldı!! Ya getirip süslemeler yapıyor...
Sonuç, binmişiz bir alamete...

SiNaN32
24-12-2009, 12:23
Fener Patriği, 12 milyon dolar ve rüşvet



24 Aralık 2009






Biz kendi kendimize, iç piyasaya istediğimiz kadar yırtınalım ve Patrik’e giydirelim, hikayedir!..
Barto yapacağını yaptı, dünyaya mesajını verdi..
Memleketi iyicene bekçisiz bostana çevirdiler!.. Haramiler, kafalarına göre dalıp talan edebiliyorlar..
Elbette, PKK çetesine böyle yol verilirse, Türk topraklarında Kürdistan devleti emelleri böyle yeşertilirse, Barto da, krallığının ilan edilmesi saatinin geldiğine inanacaktır!..
Sözcüsü, Patrikhane basın müşaviri açıklama yapıyor, “Efendi hazretlerinin sözünün arkasındayız. Zaten Türkiye’nin sıkıntısı malum, tek şikayetçi biz değiliz..” diyor. Bu ne demek?.. Bu sözlerin manası, Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerisinde barındırılmalarına müsaade edilen ihanet şebekelerinin nasıl bir işbirliği-ittifak içerisinde bulunduklarının göstergesidir..
Devlet yönetimindeki özürlü görüntü ortada.. Ülkeyi yöneten siyaset ile silahlı kuvvetler, açık seçik bir yoğun itiş kakış içerisinde birbirine düşmüş vaziyette.. Bu ortamda hainin yol almasından kolay ne var?!!
Türk Devletine baş kaldıranların, Türkiye içerisindeki güçlerini ibret verici bir şekilde görüyoruz..!
PKK’daki gibi “Papazın ardındakiler de” malum matbuatın yıldızlarıdır..
Akademisyen takviyeli olarak...
Barto’nun saldırısı afişe olunca, onu yeniden aklayıp paklama işine soyunuverdi malum matbuat.. Patrikhanenin akçalı gücünden dünkü yazıda biraz söz etmiştik.. Barto’yu böyle cüretkar -saldırgan yapan unsurlar arasında, iç piyasada kurduğu “duygusal” ilişkilerin önemi vardır..
2001 yılına ait bir belge ortaya çıkmıştı.. O belge şöyleydi..
“Ekim 2001’de ABD Özel Planlar Dairesi tarafından bir misyon oluşturuldu. Bu misyonun amacı İstanbul Ekümenik Patrikhanesi bünyesinde yer alan Ruhban Okulu’nun açılmasını sağlamak idi.
İstanbul Ekümenik Patriği Bortholomeos Hazretleri bu karar hakkında bilgilendirildi ve onun da onayı alındı.
Patrik hazretleri, bu kararın başarıya ulaşması için konu ile ilgili Türk makamlarına rüşvet verilmesi gerektiğini bildirdi.
Patrik hazretleri ile temasımızdan sonra Metropolit Halkidon Yuvakim bizimle bağlantıya geçti ve ödenmesi gereken rüşvet miktarını 12 milyon ABD doları olarak bildirdi.
30 Ekim 2001’de dairemiz adına Bay Harold Rhode, bankaya ve hesap numarasına 12 milyon dolar yatırdı.
Daha sonra yaptığımız istihbarat faaliyetleri neticesinde 12 milyon ABD doları tutarındaki meblağın avukat Awadh Obaid Al-yamani ve Bay Alfred Joseph Baldacihino, Bay Ali Gökçe, Bay Mohamed A. Hettini ve Denizaşırı Brokerlik kurulusu adına transfer edilmiş olduğu gerçeği ile yüz yüze geldik.
Bu kişiler zaten bizim tarafımızdan uzun zamandır Patrik hazretleri adına yatırımlar yapmakla görevlendirilmiş kişiler olarak bilinmekteydiler.”
Rapor böylece uzayıp gidiyor. Tekrarlayalım, bu belge
ABD Savunma Bakanlığı Özel Planlar Dairesi’nin raporu olarak kamuya yansımıştı.. Ne oldu?.. Devreye hemen Türkiye’nin eliti, sermaye ağaları ve emirlerindeki matbuat girdi, Patrik bu işten ak pak sıyırtıldı!..
Tabii canım, kim rüşvet almıştır ki zaten bu işlerden?!..
Şu ortalarda salınan kadınlı erkekli, Türk tipi (!) patrikhane korosunun Barto’nun eline eteğine yapışması tamamen duygusaldır zaten!..

SiNaN32
30-12-2009, 08:23
Y. Kemal'in son 'Türkler bizi kesti!' eseri


Ebemizi öpen kör kadı!..
Çağdaş örneği de bu Yaşar Kemal beyefendidir..
Yıllardır Türk Milletine verip veriştirir ama, işte o yıllar boyunca Türkiye’yi yönetenler başta olmak üzere, memleketin kremasını tutan sermaye ağaları camiasında, elit arasında, bürokrasi içerisinde, matbuatta ve seçkinci ahali arasında pek bir fazla sevilir...
Yaşar Kemal bir tanedir!..
Bir yazar, pir yazar..
Türk Milleti onu tepesine taç yapıp başında taşır.. O da gelir oturduğu başa, baştan aşağı.. Giydirir diyelim de uzatmayalım..
Hem en gözdedir... İşte bu çerçevede son eseri..
Yurt dışından bir mesaj aldım, şöyle diyor;
“Demokratik Açılım ve Milli Birlik Barış sürecine yaptığı katkılardan dolayı kendisine devletin en yüce katlarından onur ödülleri verilen Yaşar Kemal, Fransa’daki ” Türk Mevsimi “ kapsamında Paris’teki Fransa Ulusal Kütüphanesi’nde ” Yaşar Kemal İle Buluşma “ adı altında düzenlenen etkinlikte bakın neler söylemiş...
Fransa Kültür eski Bakanı Jack Lang’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda seçkin davetlinin katıldığı bir etkinlikte konuşan Yaşar Kemal, Türkiye’de 25 milyon Kürdün işkence altında yaşadığını belirterek, ” Türkiye’de aşağılanan ve hor görülen Kürtlerin, ana dillerini konuşmaları, kendi dillerinde (Kürtçe) sanat, müzik, tiyatro, gazete, dergi, TV ve radyo yayını yapmaları yasak. Kürtlere yönelik baskıdan ve yasaklardan dolayı kendi dilim Kürtçe’de eserlerimi kaleme alamadım. Bu nedenle dünyada ’Türk yazarı’olarak tanındım. Türkiye’de Kürtler asimile edilmeye çalışılıyor “ demiş.
Bu sözler, Yaşar Kemal’in yazarlığına ve ününe yakışmayacak şok sözler... Bence bu sözler, Yaşar Kemal’in “provokatörlüğe” soyunduğunun açık göstergesi...
Evet, Türkiye’de barıştan, kardeşlikten, doğruluktan, dürüstlükten bahseden Yaşar Kemal, yabancı bir ülkede yabancı konukların önünde ne hikmetse birden bire değişiyor.”
Mesajı gönderen N. A. şöyle devam ediyor; “Acaba Yaşar Kemal, daha önce birilerinin yaptığı gibi, “Nobel” ödülünü almak için Türkiye’yi karalamanın yeterli olacağını mı düşünüyor; bilemiyorum.
Ancak bildiğim bir şey varsa, Yaşar Kemal bu sözleriyle, bugüne kadar binlerce Kürdün kanını döken ve Kürtlerin demokrasinin nimetlerinden yararlanmasını önlemek için her yolu mübah sayan PKK’nın, Türk-Kürt çatışması yaratmaya yönelik etnik milliyetçilik temelindeki propagandasına hizmet ediyor. Diğer bir ifadeyle, kendisinden beklenenin “birleştirici” misyonunun aksine, “bölücülüğe”, “provokatörlüğe” soyunmuş görünüyor.”
Mesajı gönderen ayrıca şu “vurgulamaları” da yapıyor..
“Yaşar Kemal’in ütopik açıklamasına ilişkin görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Türkiye’de yaşayan Kürtler, kendi dillerinde tiyatro, sanat çalışması, gazete, dergi, TV ve radyo yayını yapabiliyorlar.
Asıl üzerinde durulması gereken konu, Yaşar Kemal’in “Türkiye’de Kürtçe konuşmasının yasak olduğu için eserlerini Türkçe kaleme almak zorunda kaldığı” iddiası...
Kurmançca, Soranice, Feylice... Söyleyişi olarak dağ ve yayla köylerinde, şehir ve kasabalarda konuşulan ve Farsça, Türkçe, Arapça kelimelerden meydana gelmiş, cümle yapısı Farsça benzeri olan, dar kadrolu bir dille bugünkü sosyal ve medenî hayatın hangi tezahürlerini, hangi kavramlarını ifade edebileceksin de böyle konuşabiliyorsun Bay Yaşar Kemal...”
Doğru söze ne denir?

SiNaN32
22-11-2010, 13:18
Kılıçdaroğlu ve füze kalkanı!..


“Kemal’im Sivas’ın ötesine(!) geçti” çok mutlu..!
Dikkat ediniz, Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır’da “Merdiven altı” mitingini TÜSİAD matbuatı müthiş bir abartı ile sunuyor!.
Mesut Değer’in aşiretinden taşınan, bir otobüs tezahürat ekibi ile yapılan “miting!” Diyarbakır’ın “Kılıçdaroğlucu Kemalist(!)” olduğunun ilanıdır!..
Zaten “Kürt meselesi” de böylece halledilmiştir artık!..
“Kemalimin” yön vericisi Gürsel matbuata, “Urfa’da düğüne gidiyoruz, geçerken Diyarbakır’a uğrayacağız!!” demişti de, A Ka Peliler dalgalarını geçmeye başlamışlardı!..
“Diyarbakır’ı istasyon -mola yeri- yapıyor!..” diye...
Baktılar iş sakat hemen vites değiştirildi ve “Diyarbakır sevgisi” ilan edildi...
Kılıçdaroğlu’na “rotası” hayırlı uğurlu olsun da, şeytanın dürtüklediği “Bu rotayı çizen kim?..” sorusu.. Tekrarlayayım, TÜSİAD matbuatı, “Kemal açılımı” önüne neden ot koyuyor!!?
Bir de..!
Türkiye’nin tepesine bir nükleer silah belası yapıştırılıyor..
ABD-AB, yani Haçlı organizasyonu, Anadolu’nun tepesine füze kalkanı oturtuyor...
“Kemalim’de “tıss” çıkmıyor!..
Tıpkı, Karabük’te işçilerin tepesine despotizmi indiren sermaye ağalarının katırlarını ürkütmemek için, orada çile çeken çalışanların kaderlerine terkedilmesine uzak durduğu gibi!..
“Kemalim” füze kalkanını niye görmüyor!?. Hani “Vehbi’nin kerrakesi” diye bir laf vardır!..
Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye, “Mezopotamya üzerinden AB’ye ve iktidara taşıyacağı(!)” inancı ile “yeni yön” vermesinin hikmeti ortaya çıkıyor..
ABD’nin “karanlıklar prenslerinden” eski büyükelçi yeni İsrail lobicisi Eric Edelman, geçtiğimiz günlerde Ak Parti İktidarına verdi veriştirdi..(Sebebini kısaca tekrarlayalım, Edelman Tel Aviv’e çalışıyor)
Edelman’ın sözleri arasında eriyen, ama çok önemli bir cümlesi var..
Bu cümleyi hatırlatalım..
“ABD’nin CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile dostluk kurmaya çalışması gerektiğini söyleyen Edelman, Kılıçdaroğlu’nun parti içinde bazı değişikliklerin ardından gerçek bir muhalefet lideri olabileceğini de belirtti...
Dikkat edilmesi hususun altını çizelim.. Sondan başlayarak..
“Kılıçdaroğlu’nun parti içinde bazı değişikliklerin ardından gerçek bir muhalefet lideri olabileceğini de belirtiyor” Edelman!.. Bu görüşleri, şu sıra Türkiye’ye dayatan neresidir.. Sermaye medyası..! Yani ABD İsrail güdümündeki sermayenin içerideki uzantılarının kontrol ettiği matbuatımız!.. Ne ilgiç ağız birliği!.. (Buradan Deniz Baykal’ı kaydıran ellere de ulaşabilirsiniz!!)
Devam edelim.. Edelman, “ABD’nin CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile dostluk kurmaya çalışması gerektiğini..” söylüyor..!
Yani, “Karanlıklar prensi!!” Pentagon’a “Kılıçdaroğlu size uygun” diye tavsiye kartı yazıyor..
Eh işte gerisi ortada..
Kılıçdaroğlu’nun da “açılım hamleleri” nin sebebi hikmeti ortada.. “Ben de yaparım!!” mesajları..
Hazret, kendisini Avrupa Birliğine attığı zaman, ilk icraatını da kendi ağzı ile açıklamıştır..
“İktidarı Avrupa Birliği’ne şikayet ettim!..”
İyi ettin!.. İktidarı AB ve ABD ile at etmeyi prensip edinmiş belli ki!..
Kemal Kılıçdaroğlu,Edelman’ın rotasına soktuğu CHP’ye “Biz Kuvvay-ı Milliyeciyiz!!” demeye devam ediyor da..
Ulusalcılar bu lokmayı yutuyor mu acaba!!?