PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kendini Dolandırmak...



fırat
11-11-2008, 13:42
“Yalan söyleyebilen tek canli türü insandir.

Zaten bu sayede canli kalabilmekledir.”

T.S.Anghut

Hep büyük kentlerin birinde ve en çok da en az acidigimiz Istanbul’da cadde üstü bir evimiz olmasini
diliyoruz... Kulagimizin dibinden taksiler geçsin istiyoruz. Gürültü bize anlasilmaz, tuhaf bir güven duygusu
veriyor... En çok sessizlikten korkuyoruz... Bir insanla yan yana ve uzunuzun susabilmemiz için dost olma
sarti ariyoruz. Yoksa rahatsizlik veriyor bize bütünsususmalarimiz .

Ve ana caddeye ne kadar yakinsak o kadar prim yapiyoruz. O oranda fazla kira ödüyoruz pencerelerini
bile dogru düzgün açamadigimiz, balkonlarinda sadece tursu bidonlarimizin oturdugu evlere... Ve zaten
hayatimizi “zamaninda surada bir ev vardi, alamadik” üzerine kurdugumuz ve hiçbir tarihi firsati zamanin
da degerlendiremedigimiz, o zamandagbasi olan yerlerin sonra “mükemmel’ caddeler haline gelecegini
öngöremedigimiz için ve kaçirdigimiz firsatlar berberimizle yaptigimiz geyik muhabbetlerine meze oldugu
için ve hepimizi zamanindaGençlerbirligi ’nden ya da Fener Genç’ten istedikleri ama biz gitmedigimiz için
kendimizi dolandirmayi meslek edindik. Aramiz da babasi zamaninda trilyoner olmayi iskalamamis hiç
kimse yok. Hepimizin aslinda futbola asiri bir ilgisi ve anormal bir yetenegi vardi ama ah o babalarimiz,
bizimPele olmamizi istemediler. Agaç yasken egiliyordu ve babalarimiz bizi yas odunla dövüyordu... Iste
bu yüzden kendimizi dolandirmayi meslek edindik.

Evlerin caddeye bakan taraflarini boyayip arka cepheyi bos veriyoruz. Çünkü hayat caddedir ve asil
caddeden geçenlerin gördügü önemlidir. Biri yanilip arka plana takilmissa zaten hayatimizin disina
çikmistir. Halihazirda iki boyuta ancak yetiyor dimagimiz ve boyamiz. Çünkü biz hayatimizi baskasinin
gözüyle seyrediyoruz. Dudagimiz inceyse uyduruk rujla kalinlastiriyoruz, gögüslerimiz ufaksa palavraci
sutyenler takiyoruz... O sutyenlerin televizyonda açikaçik reklami yapiliyor... Aliniyor, satiliyor, takiliyor...
Yani yalanin yalan oldugu açikaçik ilan ediliyor. Bunu alirsaniz herkesi kandirabilirsiniz deniyor. Ama gece
olup da is sevisme iklimine döndügünde aci veya küçük gerçek kabak gibi meydana çikiyor. Kimse
kimseye gögsünü geregere gögüslerini göstermiyor. Iste bu yüzden kendimizi dolandirmayi meslek
edindik.

Ankara’danEsenboga havaalanina giderken gecekondulari göreceksiniz, sakin sasirmayin... Ve
baskentimize gelen yabancilarin ilk gördügü manzaranin o gecekondular oldugunu düsünüp
hayiflanacaksiniz...

Askeri cunta o isin çaresini bulmustu. 12 Eylül’de bütün evler beyaza boyanmisti. Devlet toplu konut


yapamiyorsa o vakit beyaza boyar! Bu kadar basittir! Çünkü beyaz her seyi aynilastiran nefis bir
rengimizdir ve temizligi her yerde en güzel sekilde temsil etmistir. Yani emeklilerin kuyruguna çare
bulunamazsa devlet ‘tek sira” yapar... Sorun çözülmez ama en azindan düzgün bir kuyruk olur...
“Düzgünlük’ bizim için her seyden önemlidir. iste bu yüzden...

Örnegin siz hiç Taksim’in orta yerindeki Atatürk Kültür Merkezi binasinin arka cephesini gördünüz mü
ya da Istiklal Caddesi’ndeki binalarin birçogununkini?

Sanki arka sokaklar yalniz kediler içindir. Hep yasadisi, hep boyasiz, hep terkedilmis. Çünkü daha çok
insan geçer ana caddelerden... Bu yüzden kalabaliga yedirir gürültüye getiririzherbirseyimizi ... Bir seyin
gerçekten “öyle olmasi” önemli degildir zaten, “öyle sanilsin” yeter. is ki dekorumuz sahici olsun.

Iste bu yüzden sohbetlerimizdeki kahve tadi eksildi.Çetlesiyoruz artik. Teknolojik bir yeniligi gerici bir
sekilde kullanmakta bizden iyisi azdir nasilsa. Artik geyik muhabbetlerini kahvehanede degil de son model
bilgisayarlarda yapiyoruz... Olmayan bir isimle, olmayan bir yerde, olmayan bir sohbet yapiyoruz ama
bunun gerçekligine inandiriyoruz kendimizi...

Oysa günes gözlügü bile (gözbebeklerini sakladigi için) gerçek bir tanismaya engelken, bu sanal
kandirmacaya fit oluyoruz. Iste bu yüzden kendimizi dolandirmayi meslek edindik...

Hep baskalarinin bozuk gözleriyle (kimi uzagi, ki mi gözünün önünü göremeyen) seyrettik hayatimizi!
Caddeye bakan tarafimizi parlattik da arka cephemizi bastan savdik. Misafir odalarimiza yigdik saray tipi
koltuklarimizi ama bütün zamanimizi televizyon odasindaki çoktan ölmüs çekyatin üstünde zayi ettik.

Hiç tanimadiklarimiza peygamber sabri gösterdik ama en “sevdiklerimizin en küçük kusurlarini bile
bagislamadik Belki de, “sevdigimizin o küçük kusurunu örtecek ya da büyükmüs gibi gösterecek bir
sutyeni yoktu ve bütün kusuru buydu. Ama biz hemen, sen bunu nasil yaparsin, dedik... Sana
yakistiramadik... Senden ummazdik... Dostlugumuzun caddeye bakan yüzünü siksik yikamamiz
gerekiyordu. Dostlarimiz bizden tavlayici sahtelikler bekliyordu. Evcil yalanlar besledik saksilarimizda...
Ve en sik söylediginiz yalan suydu; Biliyorsun ben dobra bir insaninim... Hiç dinlememlanganadak
söylerim!..

Zaten hepimiz dobrayiz degil mi!.. Heplanganadak söyleriz gerçegi, karsimizdaki kim olursa olsun! Hep
televizyonda belgesel yayinlansin isteriz degil mi?

Tabiitabii ... Bu söylediklerinize siz inaniyorsaniz, sizin bir itiraziniz yoksa size, benim için sorun yok...

Ve iste bu yaziyi da hiçbiriniz üstünüze alinmadiniz... “Öyle yapan çok” ama siz öyle yapmiyorsunuz degil
mi?

Çünkü kendinizi dolandirmayi meslek edindiniz!

Meslegin erbaplarindan biri de bu satirlarin yazaridir elbette.