Orijinalini görmek için tıklayınız : Friedrich Wilhelm Nietzsche
http://www.anus.com/zine/heroes/images/friedrich_wilhelm_nietzsche.jpg
Tüm yazılanlar arasında en çok bir kişinin kendi kanıyla yazdığı şeyi severim. Kanla yaz; ve göreceksin ki, kan tindir... Etrafımda cinler olsun istiyorum, çünkü ben cesurum. Hayaletleri kaçıran cesaret, kendisine cinler yaratır. -cesaret gülmek ister. Artık hislerinizi paylaşmıyorum; altımda gördüğüm şu bulut, güldüğüm şu karaltı ve ağırlık -işte budur sizin yağmur bulutunuz. Yükselmeyi arzuladığınızda yukarı bakarsınız siz. Ve ben aşağı bakarım, çünkü yükseltilmiş biriyim ben. Aranızdan hanginiz aynı anda hem gülebilir, hem yükseltilmiş olabilir? En yüksek dağa çıkan, tüm matem oyunlarına, tüm matem ciddiyetlerine güler. Cesur, tasasız, alaycı ve şiddet uygular -işte böyle istiyor bizleri bilgelik: O bir kadındır ve daima savaşçıyı sever ancak.
Nietzsche
Adı Friedrich Nietzsche
Doğumu 15 Ekim 1844
Ölümü 25 Ağustos 1900
Okul/gelenek Varoluşçuluk, Alman felsefesi, Postmodernizm, Postyapısalcı felsefe, Psikanaliz
İlgilendikleri Antik Çağ felsefesi, Etik, Estetik, Tarih felsefesi, Psikoloji, Değer teorisi
Etkilendikleri Robert Schumann, Sokrates, Platon, Aristoteles, Dostoyevski, Emerson, Goethe, Kant,La Rochefoucauld, Schopenhauer, Spir, Strauss, Burckhardt, Rée, Wagner, Darwin, Spinoza, Friedrich Lange
Etkiledikleri Mann, Bataille, Camus, Deleuze, Derrida, Foucault, Heidegger, Ikbal, Jaspers, Jung, London, Shaw, Adorno, Sartre, Baudrillard, Williams, Mencken, Strauss, Buber, Kafka,
Önemli katkıları Apollon ve Dionysos, Bengi dönüş, Üst-insan, Amor Fati, Güç istenci, Perspektivizm, Trajedi Müzik
1844 yılında dünyaya gelen aykırı düşünür, "Tanrı öldü" düşüncesiyle tanınmış, yaşadığı çağda pek tanınıp anlaşılmasada, kendinden sonraki kuşağa fazlasıyla temel oluşturmuştur.
Kendini "yarının yazarı" olarak tanımlayan ünlü düşünür, "200 yıl sonra insanlık beni anlayacak" diyerekten , geleceği görme konusundaki yetisini fazlasıyla göz önüne sermiştir. Nietzsche, kendinden sonra Freud, Heidegger, Camus... gibi düşünürleri etkileyerek, egzistansiyalist felsefenin özgün temellerini atmıştır.
Lou Salome adlı Yahudi bir kıza aşık olması, ona umut beslemesi ve karşılık görememesi, bu trajik yazarın felsefesini etkileyecek önemli durumlardan biri olmuştur. Ree adlı dostunun vasıtasıyla tanıştığı bu göz kamaştıran bayana sonradan düşman kesilip, sert mektuplar göndermiştir.
Nietzshe'nin hayatı oldukça trajiktir. Hayatı boyunca hastalıklarla boğuşmuş, yanlız kalmış, anlaşılamamanın verdiği ızdırapla çok zor günler geçirmiştir. Sürekli yer değiştirerek yaşayan ünlü filozof, şiddetli migren ağrılarına rağmen durmadan yazmıştır.
Babası Karl Ludwig Protestan Kilisesinde papazdır. Nietzsche 5 yaşındayken babası ölmüş, annesi ve ablası bakımını üstlenmiştir. 14 yaşındayken Almanya'nın önemli Protestan yatılı okulu Schulpforta'ya kayıt yaptırır. [Bknz: Nietzsche'nin Soykütüğü]
20 yaşındayken Bonn Üniversitesine filoloji ve teoloji öğrencisi olarak kayıt yaptırır. Zekası ve derslerdeki başarısı sebebiyle hocalarının dikkatlerini üstüne çeker. Ne kadar filoloji okusada, felsefeden vazgeçememiş, sürekli olarak felsefe kitapları okumuştur.
21 yaşındayken, bir sahaf dükkanında Schopenhauer'un kitaplarını edinir. Okuduktan sonra, kendisini Schopenhauer'cu olarak tanımlayacaktır.. Ne varki bu aykırı düşünür, ilerde Schopenhauer'un karamsar felsefesine tamamen karşı çıkarak, kendi felsefesini oluşturacaktır.
1869'da, daha doktorasını bile tamamlamamışken, hocası Ritschl'in tavsiyesiyle Basel Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olur. Bundan bir yıl önce tanıştığı ve müziğinden etkişlendiği Wagner ile, sonradan kanlı bıçaklı bir düşman olacaktır.
Bu dönemde Almanya-Fransa savaşı patlak verir ve gönüllü olarak savaşa katılır. Ne varki sağlık sorunları sebebiyle , ordudan ayrılarak tekrar İsviçre'ye döner.
Nietzsche, filoloji ve teolojiden çok felsefeyle ilgilenmektedir. Kısa sürede profösör ünvanı almasına karşılık, 1871'de Basel Üniversitesi felsefe kürsüsüne yaptığı başvuru geri çevrilir. Bunun üzerine iyice kendi klasik filoloji dalından soğuyarak, felsefeye yönelir.
Felsefe kürsüsüne yaptığı ve red cevabı aldığı başvurudan yaklaşık bir sene sonra ilk kitabı olan "Müziğin Ruhundan Trajedyanın Doğuşu" adlı kitabını yayımlar.
1879 yılında Basel'deki görevinden istifa eder ve bu andan sonra, yersiz-yurtsuz olarak, gezgincesine otel odalarında ve pansiyonlarda yaşamına devam eder.. Bu gezgin yaşamının bir sebebide sık sık geçirdiği migren krizleridir. Migrenini tetiklemeyecek iklim arayıp duran ünlü düşünür , felsefesinin temellerini bu dönemde atacaktır.
Daha sonra ise "İnsanca pek insanca", "Tan kızıllığı", "Şen bilim", "Böyle buyurdu Zerdüş", "İyinin ve kötünün ötesinde", "Ahlakın soy kütüğü" adlı kitaplarını yazar. Özellikle "Böyle Buyurdu Zerdüşt" yazarın başyapıtıdır.
Felsefesini ilk kez, bu kitabında tamamen açıklamıştır. Zerdüşt adlı bilgenin senelerce dağda inzivaya çekildikten insanların arasına inerek onları aydınlatmaya çalışmasıyla başlayan bu içten serüven, çeşitli tuzaklarla doludur. İnsan psikolojisinin derinlerine inmeyi başarabilen Nietzsche, yanlış anlaşılmaya veya hiç anlaşılmamaya oldukça müsait yazılar yazar. "Ahlakın soy kütüğü" adlı eserinin önsözünde bunu değinir ve "yazdıklarım anlaşılamıyorsa bu okuyucunun sorunudur" der.
İnsanı, maymunla üstinsan arasında gerilmiş bir ip, bir geçiş formu olarak gören düşünür, hayata amacı "kendini aşabilmek-kendinden daha iyi bişey yaratmak" olarak koyar. Nihilizme karşı açtığı savaşı , "amor fati-kader sevgisi" ile sürdürür.
Hristiyan öğretisinin toplumu yozlaştırdığını düşünerek kendini "Deccal" ilan eder ve "Tanrı'yı öldürür"..
Sonsuz dönüş öğretisiyle, maddenin sınırlı fakat zamanın sonsuz olduğunu düşünerek, her yaşamın yeniden , tekrar tekrar sonsuza dek süregelen bir süreçle yaşanacağını savunur. Bu öğretisine bilimsel bir dayanak ararken, tamamlayamadan ölür.
1889'da, Putların alacakaranlığını yayımladıktan sonraki sene, bir sinir krizinin ardından akıl sağlığını kaybeder. Önce annesinin , annesinin ölümünden sonrada ablasının bakımı altına girer.
1900 yılının yaz mevsiminde, Weimar'da hayata gözlerini yumar. Hayatı dramatik olarak son bulan bu ünlü düşünür, ününe öldükten sonraki yüzyılda kavuşur.
Hayatı boyunca hastalıklarla boğuşması, Salome'a duyduğu platonik aşk sebebiyle acı çekmesi, arkadaşı Ree'den gördüğü ihanet, Wagner'le dostken düşman olması, ... hafızalarda kazınan olaylardır.
Bu sebeple, Nietzshe'nin felsefesi, kanımca Nietzshe'nin hayatıyla birlikte okunmalıdır. Ancak o zaman Nietzshe daha anlaşılır olacaktır.
http://img.blogcu.com/uploads/zerdustoloji_zerd%FC%FEtoloji_nietzsche_friedrich1 .jpg
Friedrich Wilhelm Nietzsche ESERLERİ
ESERLERİ
Trajedya'nın Doğuşu
Birinci Zamansız Düşünceler : David Strauss'a Karşı
İkinci Zamansız Düşünceler : Sahte Kültür ve Tarihin Tehlikeleri
Üçüncü Zamansız Düşünceler : Eğitmen Schopenhauer
Dördüncü Zamansız Düşünceler : Richard Wagner Bayreyth'da
İnsanca , Pek İnsanca (1.Cilt)
İnsanca , Pek İnsanca (2.Cilt)
Tan Kızllığı
Sevinçli Bilim
Gezgin ve Gölgesi
Böyle Buyurdu Zerdüşt
İyinin ve Kötünün Ötesinde
Ahlakın Soykütüğü Üzerine
Homeros ve Klasik Dilbilim
Empedokles
Schopenhauer'ci Felsefe ve Uygarlığı
Yunan Trajedisi Döneminde Felsefe
Zerdüşt Şiirine Eklemeler
Plan , Proje ve Sistemler
Güç İstenci
http://www.tulumba.com/mmTULUMBA/Images/bk/zBK967601VA019_250.jpg
Friedrich Wilhelm Nietzsche'nin Felsefesinin temel dayanakları
Nietzsche'nin öğretisi , çok yönlüdür. Merkezini bulabilmek ve aynı merkezden başlayaraktan felsefesini irdeleyebilmek oldukça zordur. Daha doğru bir ifadeyle söylemek gerekirse, felsefesinin temeline neyin koyulacağı , okuyucuya kalmıştır..
Çünkü Nietzsche , sistematik felsefe anlayışına karşı çıkmış , bu sebeple de sistematikten uzak bir öğreti yaratmıştır.Bu da , okuyucuya bireysel bir fikir edinme hakkı tanır.
"...ve ancak hepiniz beni inkar ettiğiniz zaman size dönmek isterim. Gerçekten, kardeşlerim, o zaman kaybettiklerimi başka gözlerle arayacağım. Ozaman sizleri başka başka bir sevgi ile seveceğim."
İşte bu sebepledir ki , Nietzsche hep farklı yorumlanmış , farklı anlaşılmıştır..Kimisi O'na "gönül felsefecisi" derken , kimisi faşizmin , hatta Satanizmin temel dayanağı haline getirmiştir.
Nietzsche'nin öğretisini , "üstinsan" , "ebedi yineleme" , "decadence (yozlaşma)" ve "kudret iradesi" olmak üzere 4 ana bölümde inceleyebiliriz.
Öncelikle "üstinsan"dan , yada diğer bir adıyla "insanüstü"nden başlayalım.
Nietzsche Öğretisinin Temel Dayanakları 1 : "Üst-İnsan"
Nietzsche'de insan, hayvanla insanüstü arasına gerilmiş bir ip olarak tarifini bulur. Bunu Zerdüşt adlı eserinde açıkça belirtmiştir.
"İnsan bir iptir ki hayvanla insanüstü arasına gerilmiştir.Uçurum üstünde bir ip."
Burada göze çarpan konu , "Evrim" dir. Çünkü hayvan insan üstü arasına gerilmiş bir ip tarifi , kuşkusuz bir evrime işaret etmektedir. Fakat Nietzsche'nin evrim konusuna bakışı, Darwin'den farklıdır. Çünkü Nietzsche , en zengin ve en karmaşık biçimlerin , yozlaşmaya maruz kalmasından dolayı erken asimile olduklarını kaydeder.
"Cins olarak insan her hangi başka bir hayvanla karşılaştırıldığında , bir ilerleme kaydetmez.Bütün hayvanlar ve bitkiler dünyası , alçak olandan daha yüksek olana gelişmez.Hepsi aynı zamanda ,birbirinin üzerinde ,birbirinin içinden ve birbirine karşı gelişirler.En zengin ve en karmaşık biçimler-çünkü daha yüksek tip sözcüğü daha çoğunu ifade etmez-daha kolay mahvolurlar.Sadece en alttakiler,en aşağıdakiler görünüşte bir ölümsüzlüğü idame ederler"
Bu alıntılardan sonra , açıkça görülüyorki Nietzsche'deki evrim anlayışı , felsefi bakış açısı olarak Darwin'den farklılık gösteriyor. Nietzsche , Darwin'in "en iyi uyum sağlayanlar ayakta kalır" ifadesindeki , "en iyi uyum sağlayanlar" , yani "en güçlüler" kavramına bir zayıflık atfediyor..
Nietzsche'de yüksek cins insan , "ender olarak" dünyaya gelişinden ve bu sebeple çeşitli zorluklarla karşılaşacağından dolayı yok olma ihtimalinin çok fazla olduğunu kaydediyor..
Üst-insan kavramının anlaşılabilmesi için , öncelikle Nietzsche'deki evrim anlayışını iyi kavrayabilmek gerekir. Nietzsche'de kendinden daha iyi birşey yaratma düsturu , insanüstü ilkesinin temelini oluştumaktadır..Fakat , "daha iyi birşey" kavramı , tuzaklarla doludur.."İyi" den kasıt , güçtür, Kudret iradesidir.
Nietzsche'nin Öğretisinin Temel Dayanakları 2 : Kudret İradesi
Nietzsche'de kudret iradesi , öğretinin doğuşu Nietzsche'nin yaşamıyla paralel olarak incelendiğinde , başlangıçtan itibaren hep mevcuttur.
Nietzsche'nin kudret iradesi ifadesiyle kastı , yaratıcılıkla alakalıdır. Nietzsche'ye göre "insanlığın içinde müthiş bir güç , kendini deşarz etmek , yaratmak istemektedir". Buna göre insanlıkta dahil olmak üzere her canlı , kudret için yaşar ve yok olur. Kudretin ise yegane yolu , yaratmaktan geçer. Değer yaratan , değer yıkan ve zamanında ölmesini bilen bir yaratıcılık!
Şöyle der Nietzsche : "Ben nerede canlı bir varlık buyduysam , orada kudrete yönelik iradeyi gördüm.Hizmet edenin iradesinde bile efendi olabilme iradesini gözlemledim"
Bu fikri yapısıyla Nietzsche , köle ve efendi ayrımını 'evet'ler ,onaylar. Canlılar arasındaki hiyerarşi , özelliklede Nietzsche'de "tür" ve "cins" kavramlarıyla açığa çıkmaktadır.
"Hayatın devam edegelen deneyi" olan insanda , kudret , iktidar hissiyatı , içgüdüsel olarak insanı eylemlere zorlar. İrade tatmin olamamışsa , Nietzsche'ye göre insan zevk alır. Çünkü Nietzsche hazzı , iradenin taminsizliğinden kaynaklanan bir durum olarak görür.
"İradenin tamini değildir zevkin sebebi.Tersine irade ileriye gitmek ister ve o engel olan herşeyin üstesinden gelmeye çalışır.Zevk hissi , düpedüz iradenin taminsizliğinden kaynaklanır.Onun rakipsiz ve dirençsiz olarak yeterli doyuma ulaşamamasıdır."
Nietzsche , hayattaki eylemleri yönlendiren hissin kaynağını kudret iradesi olarak vermeye kalkmakla kalmaz.Nietzsche'ye göre herşey , kudret iradesinin nihai şekillendirişleridir.Güç istencinin yadsınamayacak bastırışıyla insan , yaşamak için , veya mutluluk için değil , güç için yaşamalıdır..
Hayatta amacı mutluluk ve haz olarak olarak tanımlayanları küçümser ve "ayaktakımı" olarak adlandırır.
Güç İstenci-Kudret İradesi olarak öldükten sonra yayımlanan eserinin sonunda şöyle der ;
"...en gizliler!, en güçlüler! , en korkusuzlar! , en yarıgecemsiler! bir ışık istermisiniz?.Bu dünya kudrete yönelik iradedir.Bunun dışında hiçbirşey değildir.Bizzat sizde kudrete yönelik iradesiniz.Bunun dışında hiçbirşey değilsiniz!"
http://www.booksshouldbefree.com/images/big/100.jpg
Nietzsche'nin Öğretisinin Temel Dayanakları 3 : Decadence
Decadence, fransızca bir kelimedir. Latince kökenli olup "decadere" den gelmektedir. Nietzsche, eserlerinde bu kelimeyi özellikle Almanca'ya çevirmeden kullanmıştır. Çünkü Almanca'da tam olarak karşılığı bulunmamaktadır.
Nietzsche'nin Türkçe'ye çevrilmiş kitaplarında da bu kavram kullanılır.Her ne kadar yukarıda belirttiğim şekilde çeviri yapılabilinse de , bu kelimenin , aslında Türkçe olarak anlamını karşıladığı bir kelime mevcuttur değildir.
Bu kavram , Nietzsche felsefesinde nilizmin bir sonucu olarak ortaya çıkar.Çünkü , nihilistik yaşam tarzı , sonuç olarak yabancılaşmaya sebep olur.Gerçek dünyayı yadsıyan , ötedünyayı (cennet-cehennem) yüceleştiern her din veya fikri akım , nihilistik bir yapı gösterir ve sonuç olarak insanı gerek kültürel , gerek ruhsal , gerek biyolojik olarak bir yabancılaşmaya iter.
Nietzsche , felsefesinin başlangıcı nihilzme karşı açtığı savaşla belirler.Güç istenci adlı yapıtına şöyle başlar :
"Nihilizm kapıya dayandı.Butün konukların bu en tekinsizi nereden geldi?"
Bu başlangıçtan sonra Nihilizmi , yine aynı yapıtta şöyle tanımlar :
"Nihilizm. İki anlamlıdır. A] Nihilizmin ruhun yükseltilmiş olan kudretinin işareti olarak. Etkin nihilizm. B] Nihilizm çöküş olarak, ruhun kudretinin azalması olarak. Edilgen nihilizm."
Bu kısımda tanımladığı ile yorum yaparsak , Nietzsche'nin edilgen nihilizme karşı cephe aldığını , etkin nihilizmin ise ruhun özgürleşmesi adına zorunlu bir süreç olduğunu düşünmek hiçte yanlış olmayacaktır.
Nietzsche , felsefi yapıtlarında belirli insan türleri üzerinde durur.Bunlar "sürü" , "özgür insan" ve "üst-insan" dır.Bu insan profillerinden üst-insan kavramına daha önce değinmiştik.Lakin Nietzsche'nin insan profillerini daha sonra başka bir başlıkta detaylı olarak incelemek yerinde olacaktır.Şimdilik kısaca değinmek istiyorum.
Sürü insanı , nihilistik yapı gösteren bir yaşam tarzı ile yaşar.Umudunu öte dünyaya göçürmüş, gerçek hayatı yadsımış , din adamlarının ve devlet yöneticilerin güdümünde bir hayatları vardır.Çoğunluktadırlar ve sürü psikolojisi ile hareket ederler.Aykırıya,asiye düşmandırlar.Gelenekleri ve kendi malum hayata bakış açıları dışında hiçbir görüşü kabullenmezler ve cezalandırmak isterler.Kendi düşünceleri ve yorumları yoktur.Başlarındaki çobanları ne derse kabul ederler ve uygularlar.
Özgür insan , yaşadığı toplumun geleneklerinden sıyrılmış , kendince düşünebilen , ama hala kendini bulamamış insan tipidir.Sürünün egemenliği altında yaşasa da , sessiz başkaldırışları sebebiyle sürüden ayrılmıştır.Fakat sürüden ayrılabilmenin çetin zorlu yolları vardır.Zira insan , bu yollarda kendini kaybedebilir ve tuzaklara düşebilir.Sürüden ayrılan insanın ilk dönemleri "edilgen nihilistik" bir yapı gösterir.İnsan , bu dönemde araştırmaz ama sadece sorgular,düşünür.Toplumunun çarpık düşüncelerini yanlış bulur lakin içine düştüğü büyük çelişki , onu hayatı yadsımaya zorlar.Eylemsizdir çünkü , çelişkiler yumağı , beyninin her bir yanını sarmalamıştır.Fakat bu çetin yolları aşarsa , etkin nihilistik bir özellik kazanır.Artık , Nietzsche'nin deyimiyle "aslanın besinine duyduğu istek kadar" güçlü bir şekilde araştırmaya koyulur.Doğrular üretmeye çalışır.Artık Tanrı'sını öldürmüştür ve Tanrılaşabilme isteği içindedir.Tutkuyla ve çeşitli acılar içinde gerçeğini aramaya koyulur.
Üstinsan ise , artık tamamen özgürleşmiş , kendinden yuvarlanan bir tekerlektir.Nietzsche'nin deyimiyle "yıldızları kendi etrafında döndürmek" istercesine hayatla oynar.Ona hükmeder.Çocuksu bir masumiyetle hayatla dans etmesini bilir ve gerçeğini bulmuştur.
Nietzsche'nin Zerdüşt adlı eserinin , "üç değişme üstüne" adlı bölümünde bahsini ettiği üç kavram vardır.Bunlar deve , aslan ve çocuktur.Bu bölümde devenin aslan , aslanın ise nasıl çocuğa dönüştüğünü anlatır.Bölümde bahsi geçen deve , sürüden henüz ayrılmış ve edilgen nihilistik bir yapı gösteren insan profilini simgeler.Aslan ise , Tanrı'sıyla yüzeşip onu öldürmüş , gerçeği iştahla arayan insan profilini yansıtır.Çocukla kastedilen ise Üst-İnsandır.
Konuyu özetlemek gerekirse , tüm bu değişim süreçlerinin temelinde yozlaşma-decadence yatar.Nihilizmin sebep olduğu bu yabancılaşma , insanı zorlu yollardan geçirerek özgürleşmesini sağlar.Sürünün hakimiyetinde erimiş olanlar ise , artık sürüleşmiş ve yabancılaşmıştır.
Nietzsche'nin Öğretisinin Temel Dayanakları 4 : Sonsuz Dönüş
Nietzsche'nin felsefesinde en ölümcül noktalardan biri "sonsuz dönüş" veya "ebedi yineleme" dediği öğretidir.Bu kavram , Nietzsche'yi hayatın sonsuz bir istekle "evet"leme , onaylama sonucuna ulaştıran bir öğretidir.
Hayatın tekrar kere , sonsuza kez yinelenmesi durumu , üst-insanın oluşa verdiği ad , bir isimdir.Yagıdan farklı ve çok çok daha güçlü bir olumlama şekli olan sonsuz dönüş , yani ebedi yineleme , uzayda maddenin sonlu olması ve zamanın sonsuza dek devam eden bir süreç olmasından dolayı , her anın , her yaşamın ,sonsuza dek tekrar tekrar yaşanmasıdır.
Nietzsche , sonsuz dönüş öğretisi için şöyle der :
"En yüce gücü sağlamaya yönelik böylesine gelip geçici bie düşünce örneği : Yazgıcılık, onun da en uç şekli : Sonsuz dönüş!"
Yazgıcılığın uç şekli olarak tanımladığı bu fikir , yaratıcılığa ek bir hareket verir.Hayatı , her türlü duygu duruma ve sertliğe karşın olumlama , üstinsana giden yolda bir rehber , üstinsan için ise bir düsturdur.
Doğanın yaratıcı enerjisini üstünde toplayan insan , yaratıcılıkla , yani sanatla yeşerdiğinden dolayı , felsefe ve sanatın birbirinden ayrılmaması gerektiğini düşünen Nietzsche , en büyük yaratıcının özümsemesi gerektiği ilk şartını sonsuz dönüş olarak ortaya koyar.
Sonsuz dönüş , Nietzsche'nin eserlerinde sıkça belirttiği tanımıyla bir "Dionysos" haldir.Yani , trajik-üstinsanın bir vecd hali..Bir bakıma , varoluş zincirinin en yüksek seviyede ve topyekün onaylama halidir.
Dionysos , bir yunan tanrısıdır.Adı , antik yunan mitolojisinde şarap ve eğlence tanrısı olarak geçer.İnsanlığın şarabı keşfetmesiyle yaratıcılık duygusunun artması durumu sebebiyle , insan yaratıcılığına büyük değer atfeder.
Bu tanrı , Nietzsche gerçek anlamını bulur ve sanatın iki koruyucu ve yaratıcısı haline gelir...ki öteki Apollo'dur.Dionysos , taşkınlığın , yaratıcılığın , uyumun , müziğin ve şarhoşluğun tanrısı , Apollo ise ölçünün , dengenin , biçimin ve ışığın tanrısıdır.
Apollo-Dionysos çatışma ve uzlaşmasının iç içe ve ayrılamaz şeklini , sonsuz dönüşte barındırır.Sonsuz dönüş , Nietzsche'nin Zerdüşt adlı eserinde , "üç değişme üstüne" de tanımladığı "çocuk"un ayrılamaz bir ilkesidir.
Her türlü acının , ızdırabın , kederin , hüznün ve buna ters olarak , çoşkunluğun , mutluluğun , sevincin iç içe ve ayrılmaz bir bütünlük oluşturduğu Dionysos-vari durum , Irvin Yalom'un ünlü eseri "Nietzsche Ağladığında" adlı romanda da işlenmiş ve büyük ilgi toplamıştır.
Kurgusal bir diyalogda , gerçeğe yakın olarak şöyle demişti Nietzsche ,Dr.Bruer'e :
"Düşününki varoluşun ebedi kum saati defalarca tersine , bir daha tersine çevrilip duruyor.Her seferinde siz de , ben de , içindeki her zerrede sürekli tersine çevriliyoruz ... Zaman ezeli;zaman sonsuza dek uzanıyorsa , olabilecek her şey , zaten daha önce olmuş değilmidir?Şuanda geçen herşey daha önce de aynı şekilde geçmiş değilmidir?...Zamanın hep varolduğunu , sonsuza dek geriye uzandığını düşünün..Böyle sonsuz bir zamanda , dünyayı oluşturan bütün olayların yeniden bir araya gelişleri,sonsuz kereler kendilerini yinelemeleri demek olmuyormu?"
Irvın Yalom'un kurguladığı ve gerçek karakter ve mekan içeren bu ünlü diyalog , Nietzsche'nin benzersiz öğretisi olan ebedi yinelemeyi tanımlar gibidir.
Nietzsche\'ye 2007 Türkiye\'sinden Bakmak
Bu satırlarda Nietzsche'nin dünyanın kültürel mirasına olan katkısından uzun uzun söz edilmesinin pek anlamlı bir tavır olmayacağı düşüncesindeyiz.. Ancak bu büyük düşünürün, felsefesi ile çağımızı en çok etkileyen filozoflardan birisi olduğunun altını çizerek, O'nun büyük eseri "Böyle Buyurdu Zerdüşt"a sözü getirmek istiyoruz. Turhan Oflazoğlu'nun çevirisi ile Türk diline kazandırılan bu başyapıt, aşağıda yer alacak derleme denemesinde, sık sık başvurduğumuz bir temel kaynak olacaktır.
http://nietzsche.com/nietzsche-friedrich.jpg
Nietzsche
ÖNSÖZ
Kendisine, Tehlikeli "Belki"nin Filozofu diyen Nietzsche'riin dünyasına (ya da felsefesine) Deli adını taşıyan bir yazı parçasından girmek, sanıyoruz iyi bir başlangıç ve doğru bir adım olacaktır.
Sözünü ettiğimiz masalsı yazıda Nietzsche şöyle anlatıyor:
"O deliyi duymadınız mı?
Sabahleyin tanla yatağından kalkıp pazar ye*rine koşan Deli şöyle bağırır:
- Tanrıyı arıyorum! Tanrıyı arı*yorum!,.
Bir gülüşmedir kopar pazaryerinde. Kalabalıktan birisi:
- Ne, aklını mı yitirmiş bu adam?
- Çocuk gibi, yo*lunu mu yitirmiş? Diye sorar bir başkası.
Kalabalık bu düzen üzre bağrışır... Gülüşürler insanlar.
Ancak Deli ansızın ortalarına dalar ve onları bakışlarıyla deler:
- Nerde mi Tanrı? Diye bağırır.
Söyleyeyim:
- ÖLDÜRDÜK ONU! Sen, ben. Hepimiz onun katilleriyiz. Peki nasıl yaptık bunu? Nasıl yutabildik denizi? Bütün çevreyi silmek için süngeri kim verdi bize? Yeryuvarlağını güneşten boşlamakla, ne yapmış ol*duk? Şimdi güneş nereye gidiyor? Biz nereye gidiyoruz şimdi? Bütün güneşlerden uzaklaşmıyor muyuz? Ge*riye doğru, yana, ileriye doğru, bütün yönlere doğru, dalmıyor muyuz? Aşağı diye, yu*karı diye bir şey kaldı mı? Sonsuz bir yokluk içindeymiş gibi yoldan sapmıyor muyuz? Soluğunu duymuyor muyuz boş uzayın? Ve şimdi daha da soğumuş değil mi uzay? Gece üstüne gece değil mi yaklaşan? Tanrı'yı gö*men mezarcıların gürültüsünü hiç mi duymuyorsunuz? Tanrı'nın çü*rümesinden yayılan kokuyu burnunuz almıyor mu? Tanrılar dahi çürürler. Tanrı öldü! Hem de onu biz öl*dürdük. Şimdi biz, katiller katili olan biz, nasıl avutalım kendimizi? Kim silecek bu kanı üzerimizden? Bizi arıtacak bir su var mı Dünyada?.. Nice kutsal oyunlar bulmamız gerek bunun için? Bu işin büyüklüğü, bize göre çok büyük değil mi?.. Her kim ki, bizden sonra doğacaktır; o kişi, bütün tarihten daha yüksek bir tarihin parçası olacaktır.
Deli bu noktada susar.
Kendisini dinleyenlere bakar.
Onlar da sumakta ve şaşkınlık içinde O'na bakmaktadırlar.
Derken (deli) elindeki fenerini yere ça*lar; fener kırılır ve söner.
- Çok erken geldim, der sonra Deli.
- Benim vaktim daha gelmedi: Şimdilik bu büyük "olay"... daha erişmedi kulaklarına kişi-oğullarının. Şimşek ve yıldırım zaman ister. Zaman ister işler yapıldıktan sonra bile, görülme*den ve işitilmeden önce.
O gün Deli birçok kiliseye girip, çıkar ve Tanrı'ya "SONRASIZ AĞIT"ını okur...
Dışarı çıkartılıp sorguya çekildiğinde ise, hep şöyle karşılık verdiği söylenir:
- Tanrı'nın mezarlarından, türbele*rinden başka nedir ki bu kiliseler?
Nietzsche'ye göre durum işte budur.
Tanrı, insanın içinde ölmüş*tür, insan kendi eliyle öldürmüştür onu. İnsan, Tanrı'nın ölümüyle açı*lan boşluğa yuvarlanmış ve en büyük tehlikeyle, yok olmakla karşı karşıya kalmıştır.
Fakat bu en büyük tehlike, onun en büyük olana*ğıdır.
İnsan ne yapıp edip, bu boşluğu kendi varlığı ile, kendini alt-ederek, doldurmalıdır...
Ancak böyle değer kazanacaktır, Tanrı'yı öldürmüş olması!
İnsan eksik, tamamlanmamış bir varlıktır.
Açıktır her şeye: Gerisin geri de gidebilir, sağa sola da sapabilir, yukarılara da yükselebilir.
Öyleyse insanın yönünü, ereğini belirlemek gereklidir.
- Hayat, hep kendini alt-edendir.
Hayata ayak uydurmaktan, hayatla yön*deş olmaktan başka yol yoktur.
İnsan eksiktir, ama bu eksiği kendisi giderecektir; buna mecburdur ve kurtuluşunu kendisi yaratmak zorundadır.
Şimdiye dek kendi dışında sanarak yücelttiği varlıkların bütün görkemi ve güzelliği onun olacaktır!
Ancak insan, kendi içinde kalarak gerçekleştiremez bunu... İnsan'ın önüne, O'nun varlığının yöneleceği, erek bileceği bir örnek (bir hedef) koymak gerekir: (işte) örnek, bu hedef ve erek, üst-insan'dır!
İnsan, var gücünü seferber ederek bu örneğe (bu hedefe) doğru ulaşmaya ve hep kendini aşmaya çalışmalıdır.
İnsanın erek olarak hiç bir büyüklüğü yoktur. Çünkü o an*cak, bir köprü olarak (ve bu anlamda) değerlidir!..
İnsan, üst-insan'a götüren bir köprüdür!..
Üst-insan, yalnız insanın değil, bütün yer yuvarlağının da anlamıdır.
Yeryüzünde var olan her şey, , Üst-insan'ın yaratılmasına katıldığı ölçüde "haklı' çıkarabilir varlığını...
Üst-insan'dan yoksun insan, kargaşa*dan, yıldız doğurmamış bir karanlıktan başka bir şey değildir!
Zaman gelmiştir... Zil çalmaktadır: İnsan, bir an önce, kargaşasını, kendine anlam veren bir düzene çeviremez ise, yıldız doğurtamaz ise, kendi karanlığının kör kuyuları içinde yok olacaktır; kendi kendisini yok edecektir!
Nietzsche olağanüstü çok yönlü, birçok çelişmeyi aynı anda içinde barındıran ve bu zıtlıkların verdiği enerji ile yüklü bir düşünürdür.
Bu sözünü ettiğimiz çelişmeler, onun kurduğu "yapı"da zayıflık belirtileri değil; tam aksine, bir ruhsal yetkinlik ve zenginliğin göstergeleridir. Bu yapıyı ayakta tutan ve sürekli olarak yenileyen güç kaynaklarıdır.
Ancak Nietzsche'ye yaklaşmak, onun etki alanına girmek, bazı tehlikeli sonuçlar da doğurabilir. Çünkü Nietzsche insanlardan kendilerini aşmalarını, tüm önyargılarını yeni baştan gözden geçirmelerini ve kendilerini yeni baştan yaratmalarını istemektedir. Hem de hemen, şimdi!.. Ve bu işi bir fantezi biçiminde ele alarak değil;; yaşamın en önemli meşgalesi olarak ve ciddi biçimde gerçekleştirmelerini talep etmektedir.
Her şey*den önce onun düşünce temposuna, ard-arda çakan simgelerin akışına ayak uydurabilmek, bu simgelerin gerisinde, ya da derinliğinde yer alan anlamlara ulaşabilmek gerekmektedir.
Eşsiz bir açıklıkla kavradığı en soyut düşünceler dahi, onda duygulara, tutkulara dönüşür. Yaşayan nesneler kılığına girerler.
Nietzsche yeter ki, insanlarda yoğun ve özgün bir duyarlılıkla karşılaşsın; aktarıverir o insana dü*şüncelerinin titreşimlerini... İstemini uyarır O'nun ve yön verir O'na... Hemen, şimdi!
Tartışan, usa-vuran bir düşünce biçimi değildir bu... Gür görün*tülerle donanmış düşüncelerin aydınlığın ortasında, (adeta) horan tepmesidir.
Yeter ki, yeni bir yaşamayı ve Dünya'yı evetleyen ve coşku ile, "bir daha! bir daha!" diyen bir yaşa*maya koşsun O kişi...
Dolu-dizgin yaşasın, varlığının sınırlarına dek yaşasın... Ve bittiği yerde (de) kendisini alt-ederek, Üst-insan'ı ger*çekleştirsin!..
Bu yola gönlünü çeviren insana, gücünün yettiğince yardım elini uzatmak ister...
Hıristiyanlığı, hayatı baltalayan, insanın boyutlarım küçül*ten bir yaşam yolu sayar.
- Hıristiyanlık, hayatın en korkulası hastalığıdır, der.
Yaşamın hızını kesen, yükselişini engelleyen her şeye, hayır!
Yaşamayı hızlandıran, yükselten her şeye, evet!
Hatta bir aldanış, yaşamanın gelişmesine yardımcı mı oluyor?.. O'na da evet!
Kötü sayılan şeyler, örneğin sertlik, amansızlık, kavgacılık, kişinin canlılığını mı artırıyor?.. Onlara da evet!..
Ancak bu noktada, Schopenhauer;
- Ama, diyecektir; daha çok yaşama, daha çok acı demektir; yaşadığınca çekeceksin.
- İyi ya! diye karşılık verecek*tir Nietzsche de; en yüce dağlar, en derin denizlerden çıkmıştır; en derin sevinçler de, en derin acılardan doğar!..
Ona göre, insanın en temel başarısı ahlak değil, sanattır!
Eski Yunalılar;
- Acı, ancak sanat yordamıyla sevince çevrilebilir, derler diyor Nietzsche ve devam ediyor;
- Kişi, acıyı nesnel bir kalıba döküp, dışarı çıkartarak, acıyla kendisi arasına bir uzaklık koymuş olur. Bu uzaklık insana, kendi acısını seyretmesini ve ona egemen olmasını sağ*lar. Tragedyalardan alınan tadı düşünün bir yol... ne demek istediğimi anlarsınız.
+ + +
İşte böyle...
Bu büyük düşünce (duygu ve tutku ) adamını bizlere hocamız sayın Turan Oflazoğlu tanıştırdı. O sevdirdi. O öğretti.
Biz de kendisinden aldığımız manevi izne yaslanarak bu satırları sitemize katıyoruz.
Amacımız, gayemiz ve hedefimiz, bu koca insan abidesinin sevilmesinden elde edeceğimiz "sevinç"ten ibarettir.
Ve sonuç olarak, büyük düşünür Nietzsche'nin Böyle buyurdu Zerdüşt, adlı kitabından yaptığımız derlemeleri satırlarımıza aktarmaya başlıyoruz:
I
ZERDÜŞT'ÜN ÖN-DEYİŞİ
Zerdüşt otuz yaşında yurdunu ve yurdunun gölünü bıra*kıp dağlara çıktı.
Orada ruhunun ve yalnızlığının tadını çıkarttı. Ve on yıl bundan bıkmadı. Ama en sonunda gönlünde değişmeler oldu. Ve bir sabah tanın ağarmasıyla kalktı, güneşin karşısına geçti ve ona şöyle dedi:
- Ey büyük yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı nice olurdu senin mutluluğun!.. On yıldır mağaramın üstünde yükselir durursun: Işığından ve yolculuğundan bıkardın ben olmasaydım, kartalım ve yıla*nım olmasaydı!
Ama biz seni her sabah bekledik, senden fazlalığını aldık ve kutsadık seni bunun için.
Bak! Pek çok bal toplamış bir an gibi, bilgeliğimden usandım; onu almaya uzanacak eller gerek bana.
İnsanlar arasında bilgeler delilikleriyle, yoksullar da zen*ginlikleriyle bir daha sevininceye dek, vermek dağıtmak iste*rim.
Derinliklere inmeliyim işte bunun için: Tıpkı senin akşamları denizin ardına inişin ve alt-dünya'ya ışık iletişin gibi, ey taşın yıldız!
Aralarına inmek istediğim insanların dediği gibi, batmalıyım, sencileyin!..
Kutsa beni öyleyse, en büyük mutluluğa bile kıskanmadan bakan ey durgun göz!
Taşmaya durmuş kadehi kutsa da altın aksın su ve dört bucağa götürsün parıltısını sevincinin!
Bak! Bu kadeh yine boşalmak ister ve Zerdüşt yine insan olmak ister..
- Böyle başladı Zerdüşt'ün batışı...
- 1 -
Zerdüşt dağdan yalnız indi ve kimseyle karşılaşmadı.
Ama ormana girdiğinde, kulübesinden ormanda kök aramaya çıkmış yaşlı bir adam belirdi birden önünde. Ve şöyle dedi yaşlı adam Zerdüşt'e:
- Yabancı değil bana bu gezgin kişi, yıllar önce geçmişti buradan. Adı Zerdüşt'tü. Ama değişmiş. O gün külünü dağlara götürüyordun. Bugün de ateşini va*dilere mi götüreceksin? Kundakçılığın cezasından korkmuyor musun?
Evet. Zerdüşt'ü tanıdım. Dupduru gözleri ve ağzında tik*sinti hiç yer etmemiş. Oynar gibi değil mi yürümesi? Değişmiş Zerdüşt; çocuk olmuş Zerdüşt. Uyanmış biri Zer*düşt. Uyuyanlar arasında neyleyeceksin?
Sanki denizde yaşardın yalnızlığında ve deniz seni taşırdı. Yazık, kıyıya mı çıkmak istiyorsun? Yazık, gövdeni yine kendin mi sürüklemek istiyorsun?
Zerdüşt cevap verdi:
- İnsanları seviyorum
- Neden?
...diye sordu ermiş ve devam etti:
- İnsanları çok sevdiğim için ormanın ıssızlığına çekildim ben. Ancak, Tanrı'yı seviyorum şimdi. İnsanları sevmiyorum. İnsan, fazla eksik bir şey bence.
Zerdüşt cevap verdi:
- Sevgi de ne söz! Ben insanlara armağan götürüyorum.
- Onlara bir şey verme, dedi ermiş. Onlardan al, daha iyi... Ve onlarla birlikte taşı. Bu onların daha çok hoşlarına gider: Yeter ki, senin de hoşuna gitsin!
Ve onlara vermek istersen, sadakadan fazlasını verme. Onu da dilensinler senden.
- Hayır, diye cevap verdi Zerdüşt; Ben sadaka vermem. Yoksul değilim o kadar.
Ermiş Zerdüşt'e güldü ve şöyle dedi:
- Öyleyse, hazinelerini onlara kabul ettirmeye bak! Onlar yalnızlardan kuşkulanırlar. Ve bizim armağanlarla geldiğimize inanmazlar.
Adımlarımız sokaklarında pek ıssız çınlar. Ve gece yataklarındayken, güneş doğmadan çok önce birinin geçtiğini işitseler, kendi kendilerine soracaklardır; "Nereye gider bu hırsız?.."
Ve devam etti ermişin konuşması:
- Gitme insanlara, ormanda kal!.. Hayvanlara git daha iyi! Neden benim gibi olmak istemiyorsun, ayılar arasında ayı, kuşlar arasında kuş?
- Peki, ormanda ne yapıyor ermiş?" diye sordu Zerdüşt.
Ermiş cevap verdi:
- Türküler düzüp söylüyorum ve bu türküleri düzerken gülüyor, ağlıyor, mırıldanıyorum. Böyle övüyorum Tanrı'yı...
Türkü söyleyerek, ağlayarak, gülerek, mırıldanarak övüyorum benim Tanrı'm olan Tanrı'yı. Peki, sen armağan olarak bizlere ne getiriyorsun?"
Zerdüşt bu sözleri işitince, ermişe iyi dileklerde bulundu ve ondan ayrılırken dedi ki;
- Ne vereyim ben sizlere?.. Elimi çabuk tutup, hemen gideyim de, bir şey almayayım sizlerden!..
Ve ayrıldılar böylece, yaşlı adamla Zerdüşt, iki çocuk gibi gülüşerek...
Ama Zerdüşt yalnız kalınca, şöyle dedi gönlüne:
- Nasıl olur?.. Bu yaşlı ermiş, Tanrı'nın öldüğünü daha işitmemiş ormanında...
ERDEM KÜRSÜLERİ ÜZERİNE
Uyku ve erdem üstüne pek güzel konuşan bir bilgeyi övdüler Zerdüşt'e: kendisi bu yüzden çok saygı görür, el üstünde tutulurmuş, bütün gençler de kürsüsünün önünde otururlarmış. Ona gitti Zerdüşt ve bütün gençlerle birlikte, kürsüsünün önüne oturdu. Ve şöyle buyurdu bilge:
Saygı ve utanç duymalı uykunun karşısında! İşin başı budur! Ve kötü uyuyanların ve geceleri uyanık duranların yolundan çekilin!
Hırsız dahi utanç duyar uykunun karşısında: hep geceleyin sessizce çalar. Utanmaz ama gece bekçisi, utanmadan taşır düdüğünü
Öyle kolay bir sanat değildir uyumak: onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerekir.
Günde on kez altetmelisin kendini: bu iyi bir yorgunluk verir ve canın afyonudur.
On kez yine barışmalısın kendinle: çünkü altetme acıdır ve kötü uyur barışmayan
On gerçek bulmalısın günde, yoksa gece de ararsın gerçeği ve canın aç kalır.
On kez gülmelisin günde ve sevinmelisin: yoksa miden, o dert babası, gece seni tedirgin eder.
Bunu bilen azdır: iyi uyumak için kişide bütün erdemlerin bulunması gerekir. Yalan yere tanıklık mı edeceğim? Zina mı edeceğim?
Komşumun hizmetçisine göz mü dikeceğim? Bütün bunlar uykuya iyi gelmez.
Ve kişide bütün erdemler ola bile, bilinmesi gereken bir şey daha vardır: erdemlerin kendilerini de tam vaktinde uykuya yollamak.
Birbirleriyle çekişmesinler diye bu hanım hanımcık dişiler! Senin yüzünden ey mutsuz kişi!
Tanrıyla ve komşuyla barış: bunu ister iyi uyku. Ve komşunun şeytanıyla dahi barış! Yoksa geceleri tebelleş olur sana.
Yetkililere saygı ve boyun eğiş, çarpık yetkililere dahi! Böyle ister iyi uyku. Çarpık bacaklar üstünde yürümek istiyorsa güç, benim elimden ne gelir?
Her kim koyununu en yeşil otlağa götürürse, ben ona her zaman en iyi çoban derim: bu bağdaşır iyi uykuyla.
Ne çok şerefim olsun isterim, ne de çok hazinem: bunlar safra kabartırlar. Ama iyi bir adın ve küçük bir hazinen olmazsa iyi uyunmaz.
Bence küçük bir topluluk kötü bir topluluktan yeğdir: tam vaktinde gelip gitsinler de. Bu bağdaşır iyi uykuyla.
Çok hoşuma gider ruh yoksulları da: bunlar uykuyu ilerletirler. Mutludurlar, hele kendilerine her zaman hak verilirse.
Böyle geçer erdemlilerin günü. Gece olunca uykuyu çağırmaktan sakınırım! Çağrılmak istemez o, uyku, erdemler hakanı!
Ama gündüzün ne yaptığımı ve ne düşündüğümü düşünürüm. Böyle, inek gibi sabırlı, geviş getirirken, kendime sorarım: senin on yengin nelerdi?
Ve gönlümü gönendiren on barışma ve on gerçek ve on gülüş nelerdi?
Ben bunları düşünür, kırk düşüncenin beşiğinde sallanırken, birden bastırır beni uyku, o çağrılmayan erdemler hakanı.
Uyku gözlerime vurur: onlar da ağırlaşırlar. Uyku ağzıma dokunur: o da açık kalır.
Doğrusu, yumuşak tabanlar üzere gelir bana hırsızların en sevgilisi ve düşüncelerimi çalar: şu kürsü gibi aptal, kalakalırım ben de.
Ama fazla kalmam böyle: artık yatarım.
Zerdüşt bilgenin bu dediklerini işitince için için güldü. Çünkü içine bir ışık doğmuştu. Ve şöyle dedi gönlüne:
Bence soytarının biri bu kırk düşünceli bilge: ama uyumayı iyi biliyor sanırım.
Ne mutlu bu bilgeye yakın duranlara! Böylesi uyku bulaşıcıdır, kalın bir duvardan bile geçer.
Kürsüsünde dahi büyü var. Gençlerin, bu erdem vaizinin önünde oturmaları boşuna değilmiş.
Onun bilgeliği şu: iyi uyumak için uyanık durmak. Gerçek, hayatın anlamı olmasaydı ve ben anlamsızı seçmek zorunda kalsaydım, bence de en seçilesi anlamsızlık olurdu bu.
Eskiden erden öğreticileri aranırken, en çok neyin arandığını iyice anlıyorum şimdi. İyi uykuydu aranan ve afyon erdemler, bu uyku için!
Bütün bu övülmüş kürsü bilgelerinin bilgeliği düşsüz uykuydu: onlar hayat için daha üstün bir anlam tanımazlardı.
Bugün de bu erdem vaizi gibi olanlar var, her zaman bu kadar dürüst de değiller: ama onların çağı geçti. Daha fazla ayakta kalamazlar artık: işte yatmışlar bile.
Mutludur bu uykulu kişiler: çünkü çok geçmeden dalacaklardır.
Böyle buyurdu Zerdüşt...
ÇOCUK ve EVLİLİK ÜZERİNE
Yalnız sana bir sorum var kardeşim: derinliğini anlamak için, sonda gibi salıyorum bu soruyu gönlüne.
Gençsin ve çocuk ve evlilik istersin. Ama sana sorarım: sen çocuk istemeye yeterli bir kişi misin?
Sen yenen misin, kendine boyun eğdiren misin, duygularına buyruk veren misin, erdemlerin üstüne egemen misin? Böyle sorarım sana...
Yoksa, istediğinde dile gelen hayvan mı, gereksinme mi? Yoksa yalnızlığın mı? Yoksa tedirginliğin mi?
İsterim ki, zaferin ve özgürlüğün çocuk özlesin!.. Zaferine ve kurtuluşuna canlı anıtlar dikesin.
Kendinden öte kurmalısın sen. Ama kendin kurulmalısın önce, gövde ve can dimdik!..
Yalnız ileri doğru değil, yukarı doğru da üretmelisin kendini!.. Bu işte, evlilik bahçesi yardımcın olsun senin!
Bir üstün gövde yaratmalısın sen, bir ilk devinme, bir kendiliğinden dönen tekerlek, bir yaratıcı yaratmalısın sen.
Evlilik diye ben yaratıcılarından üstün olanı yaratma istemine derim iki kişinin... Böyle bir istemi isteyenlerin birbirine duyduğu saygıya derim evlilik!..
Senin evliliğinin anlamı ve gerçeği bu olsun.
Fakat şu gereksizlerin evlilik dediğine, şu fazlaların... ah, buna ne ad vereyim?
Ah, o gönül yoksulluğu çiftteki!..
Ah, o gönül pisliği çiftteki!
Ah, o acınası rahat düşkünlüğü çiftteki!
Evlilik derler bunlara ve nikâhlarının cennette kıyıldığını söylerler.
Eksik olsun bu cenneti fazlaların!
Evet, eksik olsun, göksel ağlara takılmış şu hayvanlar!
Birleştirmediği kimseleri topallıya topallaya kutsamaya gelen o tanrı dahi benden uzak olsun!
Gülmeyin böylesi evliliklere!.. Ana babasına ağlamaya neden bulamayacak çocuk var mı?
Şu adam değerli göründü bana ve yeryüzünün anlamı için olgun... Ama karısını görünce, yeryüzü bana bir deliler eviymiş gibi geldi.
Evet, bir ermişle bir kaz çiftleşirken, yeryüzü çırpınmalar içre sarsılsın isterdim.
Şu adam bir kahraman gibi gerçeği aramaya çıktı. Sonunda eline küçük, süslü bir yalan geçti: "evliliğim", diyor buna...
Şu adam, ilişkilerinde çekingen davranır, güç beğenirdi. Ama birdenbire derneğini temelli bozdu: "evliliğim", diyor buna.
Şu adam, melek erdemleri olan bir hizmetçi arıyordu. Ama birdenbire bir kadının hizmetçisi oluverdi, şimdi de melek olması kaldı.
Sakıngan buldum bütün alıcıları, hepsinin de kurnaz gözleri var. Ama en kurnazları bile, karılarını torba içinde alıyorlar.
Bir sürü kısa delilikler, siz buna sevgi diyorsunuz ve evliliğiniz bu bir sürü kısa deliliklere, uzun bir budalalıkla son veriyor.
Sizin kadına sevginiz ve kadının erkeğe sevgisi... ah, keşke acı çeken ve gizlenen tanrılara acıma olsaydı bu! Ama çok kez iki hayvan birbirini buluyor.
Fakat sizin en iyi sevginiz dahi, kendinden geçmiş bir benzetme ve ağrılı bir ateştir. Sana daha yüksek yolları aydınlatacak bir meşaledir o.
Kendinizden öte seveceksiniz bir gün! Onun için önce sevmeyi öğrenin. Sevginizin acı kadehini işte bu yüzden içmek zorunda kaldınız.
En iyi sevginin kadehinde dahi acılık vardır, "Üst-İnsan"a özlemi böyle uyarır sevgi, böyle uyarır sende susuzluğu, ey yaratıcı!
Yaratıcı susuzluğu, ok ve özlem "Üst-İnsan"a... De bana kardeşim, senin evlilik istemin bu mudur?
Kutsal derim böyle bir isteme, böyle bir evliliğe.
Böyle buyurdu Zerdüşt.
Bütün yazılmış şeyler içinde yalnız, kanla yazılmış olanı severim. Kanla yaz... Göreceksin ki, kan ruhtur.
Yabancı kanı anlamak kolay değildir: aylak okurlardan nefret ederim.
Okuru tanıyan, artık başka bir şey yapmaz okur için. Bir okurlar yüzyılı daha geçsin, ruhun kendisi de kokuşacaktır.
Herkesin okuma öğrenebilmesi, zamanla, yalnız yazmayı değil, düşünmeyi de bozar.
Bir zamanlar ruh, Tanrıydı; derken insanlaştı; şimdiyse, yığınlaşıyor bile.
Kanla ve özdeyişlerle yazan, okunmak değil, ezberlenmek ister.
Dağlarda en kısa yol, doruktan doruğadır: ama uzun bacakların olmalı bunun için!.. Özdeyişler, doruklar olmalı: söz söylenen kişiler de, boylu poslu olmalı.
Hava yeğni ve duru, tehlike yakın ve ruh, sevinçli hınzırlıklarla dolu... İyi uyar bunlar birbirine.
Çevremde cinler olsun isterim, çünkü yürekliyim ben.
Hayaletleri kaçırtan yüreklilik, cinler yaratır kendine... Yüreklilik gülmek ister.
Ben artık sizin gibi duymuyorum: bu altımda gördüğüm bulut, bu güldüğüm karaltı ve ağırlık, bu sizin fırtına bulutunuzdur işte.
Siz yükselmek isteyince yukarı bakarsınız. Bense aşağı bakarım, çünkü yükselmişim.
Sizden kim aynı zamanda güler ve yükselmiş olur?
En yüce dağlara çıkan, güler bütün acıklı oyunlara ve acıklı ağırbaşlılığa.
Aldırmaz, alaycı, zorlu, böyle olalım ister bilgelik... Kadındır o... Ancak savaşçıyı sever.
Bana diyorsunuz:
- Hayata katlanmak güçtür.
Yoksa ne işe yarardı sabahki gururunuz ve akşamki yerinmeniz?
Hayata katlanmak güçtür!.. Siz de çıtkırıldım olmayın öyle... Hepimiz bulunmaz eşekler ve kancık eşekleriz.
Üzerinde bir damla çiğ var diye titreyen gül tomurcuğuyla ortak nemiz var bizim?
Doğrudur: biz hayatı severiz... Ama yaşamaya değil, sevmeye alıştığımız için!..
Sevgide her zaman biraz çılgınlık vardır. Ama çılgınlıkta da, her zaman, biraz yöntem vardır.
Ben ki hayatı severim, bana öyle geliyor ki, mutluluğu en iyi bilenler, kelebekler ve sabun köpükleri ve insanlar arasında bunlar gibi olanlardır.
Bu yeğni, budala, ince, küçük canları çırpınır görmek, Zerdüşt'ü gözyaşlarına ve türkülere salar bu.
Ben ancak hora tepmeyi bilen bir tanrıya inanırdım.
Şeytanı gördüğümde, onu ağır, derin, somurtkan, resmî buldum: ağırlığın ruhuydu o, her şey onun yüzünden düşer.
Öfkeyle değil, gülmeyle öldürür kişi. Haydi, öldürelim ağırlığın ruhunu!
Ben yürümeyi öğrendim: o gün bugün, kendimi koştururum. Ben uçmayı öğrendim: o gün bugün, kımıldamak için itilmem gerekmez.
Yeğniyim artık, uçarım artık, kendi altımda görürüm artık kendimi.
Ve bir tanrı hora teper içimde artık...
Böyle buyurdu Zerdüşt!
Friedrich Nietzsche
Engerek Sokması Üstüne
Bir gün Zerdüşt, hava sıcak olduğu için, kolları yüzünde uyuya kalmıştı bir incir ağacının altında. Derken bir engerek geldi ve boynundan soktu, öyle ki Zerdüşt ağrıdan bağırdı. Kolunu yüzünden çekince, yılanı gördü ve yılan tanıdı gözlerini Zerdüşt'ün, beceriksizce kıvrılıp kaçmaya yeltendi. "Olmaz" dedi Zerdüşt, "daha teşekkürümü almadın ki! Beni vaktinde uyandırmış oldun, yolum daha uzun." "Yolun kısa" dedi engerek üzgün üzgün, "benim ağım öldürücüdür." Zerdüşt gülümsedi, "Ejderin, yılan ağısından öldüğü nerde görülmüş?" dedi, "Geri al şu ağını! Sen bunu bana armağan edecek kadar zengin değilsin." O zaman yılan yine sarıldı Zerdüşt'ün boynuna, yarasını yaladı.
Zerdüşt bir gün bunu öğrencilerine anlatınca, onlar sordular: "Peki bu öyküden alınacak ahlâk dersi nedir, ey Zerdüşt?" Zerdüşt de şöyle cevap verdi:
Ahlâk yıkıcısı, derler bana iyilerle doğrular: benim öyküm ahlâka aykırıdır.
Ama düşmanınız olursa, kötülüğe iyilikle karşılık vermeyin: onu utandırır da ondan. Yalnız, size iyilik ettiğini gösterin ona.
Ve utandırmaktansa, kızın! Ve size sövüldüğünde, sizin övmeye kalkışmanız hoşuma gitmez. Biraz da siz sövün!
Ve size büyük bir haksızlık edilecek olursa, siz de buna beş küçük haksızlık ekleyin. Korkunçtur haksızlığa yalnız katlananı seyretmek.
Bunu biliyor muydunuz? Bölüşülen haksızlık, yarım haktır. Ve buna katlanabilen, kendisini yüklenmeli haksızlığı!
Küçük bir öc, hiç öc almamaktan daha insancadır. Ve ceza, saldırgan için aynı zamanda bir hak ve şeref olmazsa, cezanız eksik olsun!
Kendini haksız çıkarmak, hak istemekten daha soyluca bir iştir, hele kişi haklıysa. Yalnız, kişi bunu yapacak kadar zengin olmalı.
Sizin soğuk doğruluğunuzu istemem; yargıçlarınızın gözünden cellât ve cellâdın soğuk kılıcı bakar hep.
Söyleyin, gören gözlü sevgi olan doğruluğu nerde bulmalı?
Öyleyse, yalnız bütün cezaya değil, bütün suça da katlanan sevgiyi yaratın bana.
Öyleyse, yargıçtan başka herkesi temize çıkaran doğruluğu yaratın bana!
Şunu da işitmek ister misiniz? Tepeden tırnağa doğru olmak isteyen için, yalan bile insan severlik olur.
Fakat nasıl tepeden tırnağa doğru olabilirim ki! Nasıl herkesin hakkını verebilirim ki! Şu bana yetsin: herkese kendi hakkımı veririm.
En son, kardeşlerim, yalnızca haksızlık etmekten sakının. Yalnız nasıl unutur! Acısını nasıl çıkarır!
Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, deyin bana, kim çıkarabilir?
Yalnızı incitmekten sakının! Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de!
Böyle buyurdu Zerdüşt.
Yaratıcının Yolu Üstüne
Yalnızlığa çekilmek mi istersin kardeşim? Kendine varan yolu aramak mı istersin? Biraz dur da beni dinle.
"Arayan kolay yiter. Her türlü yalnızlık suçtur?" böyle der sürü. Ve sen sürüdendin uzun bir süre.
Sürünün sesi daha sende çınlayacak. Ve sen desen: "Artık sizinle ortak vicdanım yok benim", yakınma ve ağrı olacak bu
Bakın aynı vicdan doğurdu bu ağrıyı; o vicdanın son parıltısı daha senin derdinde yanmaktadır.
Derdinin yolunu, yani kendine varan yolu yürümek mi istersin? Öyleyse hakkını ve bu işi becerecek gücünü göster bana!
Son yeni bir güç ve yeni bir hak mısın? Bir ilk devinme misin? Bir kendi kendine döner tekerlek misin? Yıldızları kendi çevrende dönmeye zorlayabilir misin?
Yazık, yüksekliğe tutkunluk öyle çok ki! Gözü doymaz kişilerin çırpınmaları öyle çok ki! Tutkun ve gözü doymaz bir kişi olmadığını göster bana!
Yazık, körükten fazla bir iş görmeyen büyük düşünceler öyle çok ki: körüklerler ve daha da boşaltırlar.
Özgür mü diyorsun kendine? Egemen düşünceni işitmek isterim ben senin, boyunduruktan kurtulduğunu değil.
Sen boyunduruktan kurtulmaya yetkili bir kişi misin ki? Nice kimseler, uşaklıklarını atarken, son değerlerini de atmış oldular.
Neden özgür? Zerdüşt'e ne bundan! Gözlerin apaçık söylemeli bana: ne'ye özgür?
Kendi kötün ile kendi iyini kendine sağlayabilir misin, kendi istemini bir yasa olarak kendi üstüne asabilir misin? Kendi kendinin yargıcı olabilir misin ve kendi yasanın öc alıcısı?
Korkunçtur, kendi yasanın yargıcı ve öc alıcısıyla yalnız kalmak yıldız işte böyle fırlatır ıssız uzaya, yalnızlığın buzlu soluğuna.
Bugün kalabalığın acısının çekersin daha, ey tek kişi: bugün yürekliliğin tam daha ve umutların.
Ama bir gün yalnızlık yoracak seni, bir gün eğilecek gururun ve yürekliliğin yılacak. Bir gün haykıracaksın: "Yalnızım ben!"
Bir gün artık görmeyeceksin yükseldiğini, alçaklığını ise pek yakından göreceksin; kendi yüceliğin bir hayalet gibi korkutacak seni. Bir gün haykıracaksın: "her şey düzme!"
Yalnızı öldürmek isteyen duygular vardır; başaramazlarsa, kendileri ölürler sonra! Ama san buna yeterli misin, katil olmaya?
Kardeşim, "horgörme" sözcüğünü tanıdın mı? Peki, doğruluğunun, seni hor görenlere karşı doğru olmanın ağrısını?
Nice kimseleri senin için başka türlü düşünmeye zorlarsın, bunu yanına koymazlar senin. Onlara yaklaştın, ama geçip gittin: hiç bağışlamazlar bunu.
Onların üstüne ve ötesine geçersin: ama sen yükseldikçe kıskançlığın gözü daha küçük görür seni. Fakat ucundan nefret edilir en çok.
"Bana karşı nasıl doğru olabilirsiniz!" demelisin sen, "ben kendi payıma sizin haksızlığınızı seçtim"
Onlar haksızlık ve çamur atarlar yalnızca: ama böyledir diye, kardeşim, yıldız olmak istersen, daha az ışık saçmamalısın onlara!
Ve iyilerle doğrulara karşı tetikte ol! Onlar, kendi erdemini yaratanları çarmıha germeye can atarlar, onlar yalnızlardan nefret ederler.
Kutsal yalınlığa karşı dahi tetikte ol! Yalın olmayan her şey kutsuzdur onca; ateşle oynamaya da bayılır, kazığın ateşine.
Kendi sevginin baskınlarına karşı dahi tetikte ol! Her önüne gelene elini uzatmaya pek hazırdır yalnız kişi.
Elini değil, yalnız pençeni uzatmalısın nice kimselere; hani pençenin tırnakları da olursa, yok mu?
Ama karşına çıkabilecek en çetin düşman, kendin olmalısın hep; sen mağaralarda ve ormanlarda kendine pusu kurarsın.
Ey yalnız kişi, sen kendine varan yolda yürürsün! Ve kendinden ve yedi şeytanından geçer yolun senin!
Yadsıyıcı olmalısın kendine karşı ve büyücü ve falcı ve deli ve kuşkucu ve uğursuz ve alçak.
Kendi yalımınla yakmaya hazır olmalısın kendini; önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki!
Ey yalnız kişi, sen yaratıcının yolunda yürürsün: sen bir tanrı yaratacaksın o yedi şeytanından!
Ey yalnız kişi sen sevenin yolunda yürürsün: kendini seversin sen, bu yüzden kendini hor görürsün, ancak sevenlerin hor görüldüğü gibi tıpkı
Yaratmak ister seven kişi, hor görür de ondan! Sevdiğini hor görmek zorunda kalmamış kişi ne bilir ki sevmeyi!
Sevginle git yalnızlığına, kardeşim, yaratmanla git, doğruluk ancak daha sonra topallar ardın sıra senin.
Benim gözyaşlarımla git yalnızlığına, kardeşim. Kendinden öte yaratmak isteyeni severim ben ve böylece yok olanı
Böyle buyurdu Zerdüşt.
Çocuk ve Evlilik Üstüne
Yalnız sana bir sorum var kardeşim: derinliğini anlamak için, sonda gibi salıyorum bu soruyu gönlüne.
Gençsin ve çocuk ve evlilik istersin. Ama sana sorarım: sen çocuk istemeye yeterli bir kişi misin?
Sen yenen misin, kendine boyun eğdiren misin, duygularına buyruk veren misin, erdemlerin üstüne egemen misin? Böyle sorarım sana.
Yoksa istediğinde dile gelen hayvan mı, gereksinme mi? Yoksa yalnızlık mı? Yoksa tedirginliğin mi?
İsterim ki zaferin ve özgürlüğün çocuk özlesin. Zaferine ve kurtuluşuna canlı anıtlar dikesin.
Kendinden öte kurmalısın sen. Ama kendin kurulmalısın önce, gövde ve can dimdik
Yalnız ileri doğru değil, yıkarı doğru da üretmelisin kendini! Bu işte evlilik bahçesi yardımcın olsun senin!
Bir üstün gövde yaratmalısın sen, bir ilk devinme, bir kendiliğinden döner tekerlek, bir yaratıcı yaratmalısın sen.
Evlilik diye ben yaratıcılarından üstün olanı yaratma istemine derim iki kişinin. Böyle bir istemi isteyenlerin birbirine duyduğu saygıya derim evlilik.
Senin evliliğinin anlamı ve gerçeği bu olsun. Fakat şu gereksizlerin evlilik dediğine, şu fazlaların, ah, buna ne ad vereyim?
Ah, o gönül yoksulluğu çiftteki! Ah, o gönül pisliği çiftteki! Ah, o acınası rahat düşkünlüğü çiftteki!
Evlilik derler bunlara ve nikâhlarının cennette kıyıldığını söylerler.
Eh eksik olsun bu cenneti fazlaların! Evet, eksik olsunlar, göksel ağlara takılmış şu hayvanlar!
Birleştirmediği kimseleri topallıya topallıya kutsamaya gelen o tanrı dahi benden uzak olsun!
Gülmeyin böylesi evliliklere! Ana babasına ağlamaya neden bulamayacak çocuk var mı?
Şu adam değerli göründü bana ve yeryüzünün anlamı için olgun: ama karısını görünce, yeryüzü bana bir deliler eviymiş gibi geldi.
Evet, bir ermişle, bir kaz çiftleşirken, yeryüzü çırpınmalar içre sarsılsın isterdim.
Şu adam bir karaman gibi, gerçeği aramaya çıktı, sonunda eline küçük, süslü bir yalan geçti: evliliğim diyor buna.
Şu adam, ilişkilerinde çekingen davranır, güç beğenirdi. Ama birdenbire derneğini temelli bozdu: evliliğim diyor buna.
Şu adam, melek erdemleri olan bir hizmetçi arıyordu. Ama birdenbire bir kadının hizmetçisi oluverdi, şimdi de melek olması kaldı.
Sakıngan buldum bütün alıcıları, hepsinin de kurnaz gözleri var. Ama en kurnazları bile, karılarını torba içinde alıyorlar.
Bir sürü kısa delilikler, siz buna sevgi diyorsunuz ve evliliğiniz bu bir sürü kısa deliliklere, uzun bir budalalıkla son veriyor.
Sizin kadına sevginiz ve kadının erkeğe sevgisi, ah, keşke acı çeken ve gizlenen tanrılara acıma olsaydı bu! Ama çok kez iki hayvan birbirini buluyor.
Fakat sizin en iyi sevginiz dahi, kendinden geçmiş bir benzetme ve ağrılı bir ateştir. Sana daha yüksek yolları aydınlatacak bir meşaledir o.
Kendinizden öte seveceksiniz bir gün! Onun için önce sevmeyi öğrenin. Sevginizin acı kadehini işte bu yüzden içmek zorunda kaldınız.
En iyi sevginin kadehinde dahi acılık vardır, Üst insana özlemi böyle uyarır sevgi, böyle uyarır sende susuzluğu, ey yaratıcı!
Yaratıcı susuzluğu, ok ve özlem Üstinsana: de bana, kardeşim, senin evlilik istemin bu mudur?
Kutsal derim böyle bir isteme, böyle bir evliliğe.
Böyle buyurdu Zerdüşt.
NAMUS ÜSTÜNE
Ormanı severim, kentlerde yaşamak kötüdür: Oralarda azgın çoktur.
Katilin eline düşmek, azgın kadının düşüne girmekten yeğ değil midir?
Hele şu adamlara bakın: gözlerinden okunuyor, dünyada kadınla yatmaktan daha iyi bir şey bildikleri yok.
Çamur var gönüllerinin ta dibinde; ne yazık! Ruh da varsa çamurlarında!
Keşke yetkin olsaydınız, hayvan olarak hiç değilse! Fakat hayvanlara vergidir suçsuzluk.
Size içgüdülerinizi öldürmeyi mi salık vereyim? Size içgüdülerinizdeki suçsuzluğu salık veririm.
Size namusu mu salık vereyim? Namus, kimine göre erdemdir; nice kimselere göre de ayıptır.
Şunlar kendilerini tutarlar, doğru: fakat yaptıkları her şeyden, şehvet denen kancık it kıskanç kıskanç sırıtır.
Erdemlerinin doruklarına ve soğuk ruhlarının derinliklerine değin izler onları bu hayvan, kendi tedirginliğiyle.
Kendisinden bir parça et esirgenince, bir parça ruh dilenmeyi nasıl da bilir bu şehvet iti!
Siz acıklı oyunları ve yürek parçalayan bütün şeyleri mi seversiniz? Ama sizin şehvet itinize benim güvenim yok.
Pek kıyıcı gözleriniz var, acı çekenlere şehvetle bakarsınız. Şehvetiniz kılık değiştirip acıma demedi mi adına?
Şu benzetmeciyi de veririm size: şeytanının kovmak isterken, domuza kendisi girenler az değildir.
Namusu güç bulanları, namustan caydırmalı; cehenneme götüren yol olmasın diye, çamura ve gönül azgınlığına.
Kirli şeyler mi sözünü ettiğim? Bence bundan beteri de vardır.
Gerçek sularına, kirli olduğu zaman değil, sığ olduğu zaman girmek istemez gören kişi.
Doğrusu, bazı kişiler tepeden tırnağa namusturlar: bunlar yufka yüreklidirler, sizden daha sevimli ve daha çok gülerler.
Onlar namusa dahi gülerler de, sorarlar: “Namus nedir?”
Namus delilik değil midir? Fakat delilik bize geldi, biz ona gitmedik.
Bu konuğa biz barınak ve gönül verdik: şimdi bizimle oturuyor, kalsın istediği kadar!
Böyle buyurdu Zerdüşt
ÖTE-DÜNYALILAR ÜZERİNE /
Frederich Nietzsche
Bir zamanlar Zerdüşt de, bütün öte-dünyalılar gibi, insandan ötesinin kuruntusuna kapılmıştı. O zamanlar dünya, acı çeken ve işkence edilen bir tanrının eseri gibi gelirdi bana. Düş gibi gelirdi bana dünya ve bir Tanrı’nın masalı gibi; bir hoşnutsuz tanrının gözleri önündeki renkli dumanlar. İyi ve kötü, sevinç ve acı, ben ve sen, yaratıcı gözler önündeki renkli dumanlar gibi gelirdi bana. Yaratıcı kendinden uzağa bakmak istedi, bunun üzerine dünyayı yarattı. Acısından uzağa bakmak ve kendini yitirmek, esritici bir sevinçtir acı çeken için. Esritici bir sevinç ve kendini unutuş gibi gelirdi bana dünya bir zamanlar. Bu dünya, sonrasızca eksik, bir sonrasız çelişmenin örneği ve eksik bir örnek, eksik yaratıcısı için esritici bir sevinç: böyle görünürdü bana dünya bir zamanlar. Böylece ben de, bütün öte-dünyalılar gibi, insandan ötesinin kuruntusuna kapılmıştım bir zamanlar. İnsandan ötesinin mi sahi? Ah, kardeşlerim yarattığım bu tanrı, insan eseri, insan çılgınlığıydı, bütün tanrılar gibi! İnsandı o, hem zavallı bir insan ve Ben kırıntısı: kendi külümden ve ateşimden gelmişti bana bu hayalet, gerçek, öteden gelmemişti bana! Ne oldu kardeşlerim? Kendimi atlettim, acı çekeni; kendi külümü dağa götürdüm, kendime daha parlak bir yalım türettim. Bakın işte! Derken hayalet kaçtı benden! Acı çekmek ve işkence olur artık benim için, sayrılıktan yeni kalkmış biri için, böylesi hayaletlere inanmak: acı çekmek olur artık benim için ve alçalış böyle derim öte dünyalılara Acı çekmek ve yetersizlikti, bütün öte-dünyalılar yaratan ve en çok acı çekenin yaşayabileceği kısa bir mutluluk çılgınlığıydı. Yorgunluk, bir sıçrayışta en sona erişmek isteyen, bir ölüm sıçrayışıyla; artık istemek istemeyen bir zavallı, bilgisiz yorgunluk: bütün tanrıları ve öte dünyalıları yaratan işte budur. İnanın bana kardeşlerim! Gövdeden umut kesen gövdenin kendisiydi. Aldanmış ruhun parmaklarıyla son duvarlara dokunurdu. İnanın bana, kardeşlerim! Yeryüzünden umut kesen gövdenin kendisiydi, varlığın karnının kendisine söz söyleyişini dinlerdi. Ve son duvarları başıyla -hem yalnız başıyla da değil- geçip “öbür dünyaya” varmak isterdi. Oysa bu “öbür dünya” insanlardan iyi gizlenmiştir, bu göksel bir hiç olan, insansızlaşmış, insan-dışı dünya; ve varlığın karnı insanlara söz söylemez, meğer ki insan olarak söyleye. Gerçek, bütün varlığı tanıtlamak güçtür, güçtür onu konuşturmak. Deyin bana, kardeşlerim, en tuhaf şey en iyi tanıtlanamaz mı? Evet, bu ben ve bu benin çelişmesi ve kargaşası, kendi varlığını en dürüst anlatır, nesnelerin ölçüsü ve değeri olan, bu yaratan, isteyen değerlendiren ben. Ve bu en dürüst varlık, ben, düş kurarken ve abuk sabuk konuşurken ve kırık kanatlarıyla çırpınırken bile gövdeden söz eder ve daha gövdeyi ister. Gittikçe hep daha dürüst konuşmayı öğrenir bu ben: ve öğrendikçe, gövde ve yeryüzü için daha çok söz ve ayrıcalık bulur. Yeni bir gurur öğretti bana ben’im, insanlara öğretiyorum bunu: başımı artık göksel nesnelerin kumuna gömmemeyi, yeryüzüne anlam veren, yersel bir baş olarak özgür taşımayı onu! Yeni bir istem öğretiyorum insanlara: insanın körü körüne yürüdüğü o yolu istemeyi ve ona iyi demeyi, sayrılar ve ölenler gibi sıvışmamayı ondan! Gövdeyi ve yeryüzünü hor-görenler, gökseli ve kurtarıcı kandamlalarını bulanlar sayrılar ve ölenlerdi: ama o tatlı ve karanlık ağıyı bile gövdeden alıyorlardı! Yoksulluklarından kaçmak istiyorlardı ve yıldızlar onlara pek uzaktı. Bu yüzden iç çekiyorlardı: “Bir başka varlığa ve mutluluğa sıvışacak göksel yollar olsaydı ah!” derken buldular hilelerini ve kanlı içkilerini! Gövdelerinden ve bu yeryüzünden öteye geçtiklerini kurdular, bu iyilikbilmez kişiler. Oysa bu kendinden geçişlerinin çırpınmasını ve sevincini kime borçluydular? Gövdelerine ve bu yeryüzüne. Sayrılara karşı yumuşaktır Zerdüşt. Gerçek, onların avunma yollarına ve iyilikbilmezliklerine kızmaz. Tek iyileşsinler ve alt-eden kişi olsunlar ve kendilerine daha üstün bir gövde yaratsınlar da! Kuruntularına sevgiyle bakan ve gece yarısı, tanrısının mezarı yöresine sokulan iyileşmiş birine de kızmaz Zerdüşt: ama bence onun gözyaşında bile daha sayrılık ve sayrı bir gövde vardır. O düş kuranlar ve Tanrı delileri arasında öteden beri nice sayrılar vardır; gören kişilerden ve dürüstlük denen en genç erdemden çıldırasıya nefret ederler. Onlar hep geriye, karanlık çağlara doğru bakarlar: o zamanlar, doğrusu, başkaydı kuruntu ve inanç; usun çılgınlığı Tanrıçalıktı ve kuşku günahtı. Pek iyi bilirim o tanrıça kişileri: kendilerine inanılsın ve kuşku günah olsun isterler. Pek iyi bilirim kendilerinin en çok neye inandıklarını da. Gerçek, öte-dünyalara ve kurtarıcı kandamlalarına değil: onlar da gövdeye inanırlar en çok ve gövdeleri onlarca, mutlak varlıktır. Ama onlarca sayrı bir nesnedir gövde ve derilerinden seve seve sıyrılmak isterler. Ölüm vaizlerini dinlerler bu yüzden, kendileri de öte-dünyaları vazederler. Siz bence, kardeşlerim, sağ gövdenin sesini dinleseniz: daha dürüst ve duru bir sestir o. Daha dürüst ve duru konuşur yetkin ve dik gövde: ve yeryüzünün anlamından konuşur.
Böyle buyurdu Zerdüşt.
ÜÇ DEĞİŞİM ÜSTÜNE...
Ruhun üç değişimini anlatacağım size: ruhun nasıl deve, devenin aslan, aslanın da, en sonu çocuk olduğunu.
Ruh için nice ağır şeyler vardır, içinde saygı barınan güçlü, dayanıklı ruh için: ağırı ve en ağırı özler onun gücü
Ağır olan ne? Diye sorar dayanıklı ruh, derken diz çöker deve gibi ve iyi yüklenmek ister.
En ağır şey nedir, ey yiğitler? diye sorar dayanıklı ruh, sırtıma alayımda gücümden kıvanç duyayım
Şu değil mi: gururunu incitmek için kendini alçaltmak? Bilgeliğinle alay etmek için deliliğini ışıldatmak?
Yoksa şu mu: davamız, zaferini kutlarken onu bırakmak? Ayartıcıyı ayartmak için yüce dağlara çıkmak?
Yoksa şu mu: bilginin palamuduyla, otuyla geçinmek ve gerçek uğruna can açlığı çekmek
Yoksa şu mu: sayrı düşmek ve avutmaya gelenleri savmak ve senin istediğini hiç duymadan sağırlarla dostluk etmek?
Yoksa şu mu: gerçeklik suyudur diye kirli suya girmek ve soğuk kurbağaları defetmemek?
Yoksa şu mu: bizi hor-görenleri sevmek ve bizi korkutmak isteyen hayale elimizi uzatmak?
Bütün bu en ağır şeyleri yüklenir dayanıklı ruh: ve yükünü alan deve nasıl çöl yolunu tutarsa, ruh da öyle yollanır kendi çölüne.
Fakat en ıssız çölde ikinci değişim olur: ruh burda aslanlaşır, özgürlüğü ele geçirmek ve kendi çölünde efendi olmak ister.
Son efendisini arar burda: düşman kesilir ona ve son tanrısına; zafer için büyük ejderle boğuşmak ister.
Ruhun artık efendi ve tanrı saymak istemediği o büyük ejder nedir? Bu ejderin adı “Yapmalısın”dır. Oysa aslanın ruhu “istiyorum” der.
“Yapmalısın” altınla parıl parıl durur onun yolunda, pullarla kaplı bir hayvan, her pulun üstünde de altından bir “Yapmalısın” parıldar.
Binlerce yıllık değerler bu pulların üstünde parıldar ve şöyle der ejderlerin en zorlusu: “Nesnelerin bütün değerleri bende parıldar.
Bütün değerler çoktan yaratılmıştır ve bütün yaratılmış değerlerim ben. Gerçek “istiyorum” diye bir şey olmayacak artık.” Böyle der ejder.
Kardeşlerim, ruhta aslanın ne gereği var? Gönlü tok ve saygılı yük hayvanı neden yetmez?
Yeni değerler yaratmak, --aslanın dahi elinden gelmez bu: ama yeni bir yaratma için kendine özgürlük yaratmak,--işte buna yeter aslanın gücü.
Kendine özgürlük yaratmak ve ödeve bile kutsal bir “Hayır” çekmek: bunun için, kardeşlerim, aslan gerektir.
Yeni değerlere hak kazanmak, --dayanıklı ve saygılı bir ruh için en korkunç iştir bu. Gerçek, böyle bir ruh için yağmacılıktır, yırtıcı hayvan işidir bu.
Eskiden bu “Yapmalısın”ı en kutsal şeyi olarak severdi: şimdi sevgisinden özgürlük yağmalayabilsin diye, en kutsal olanda bile kuruntu ve gelgeç istek görmek zorunda: İşte bu yağma için aslan gerektir.
Fakat söyleyin, kardeşlerim, çocuğun yapıp da aslanın yapamayacağı şey nedir? Neden yırtıcı aslan daha çocuklaşmak zorundadır?
Suçsuzluktur çocuk ve unutkanlık, bir yeni başlangıç, bir oyun, kendiliğinden dönen bir tekerlek, bir ilk devinme, bir kutsal Evet.
Evet, yaratma oyunu için, kardeşlerim, bir kutsal Evet gerektir: ruh kendi istemini ister artık, dünyayı yitirmiş olan kendi dünyasını kazanır artık.
Ruhun üç değişimini anlattım size: ruhun nasıl deve, devenin aslan, aslanın da, en sonu, çocuk olduğunu.
Böyle buyurdu Zerdüşt. O sırada Alaca İnek denen kentte kalıyordu.
Eğer müslümanlık , hristiyanlığı küçümsüyorsa bunu yapmakla binlerce kez haklıdır. Çünkü müslümanlık insana değer verir..
F.Nietzsche
http://img214.imageshack.us/img214/558/nietzscheog3.jpg
Friedrich Wilhelm Nietzsche
(d. 15 Ekim 1844 - ö. 25 Ağustos 1900)
"Güç İstenci", "Üstinsan", "Bengidönüş" gibi özgün fikirlerle tanınan var oluşçu Alman filozofudur.
Nietzsche'nin felsefe öğretisi, kendi çağına tümden bir karşı çıkış olarak görülmektedir. Kendisinin bütün derdi, insanı akılcılığın kıskacından kurtarıp kendisi üzerinden düşünmesini sağlamaktır. Ona göre Tanrı ölmüştür ve insanlar Dünya'da yapayalnız kalmışlardır. Bu yüzden insanlar Tanrı'dan bekledikleri umut ve istekleri bir kenara bırakıp kendilerini Dünya'ya adamalılar. Böylelikle düşünce ile yaşam arasında bağ kurulması daha kolay olur.
Nietzsche, insanlara yeni değerler getirmeye çalışarak güçlü insanların egemenliğinde, çoğunluktan ibaret olan ve sürü olarak nitelendirdiği insanlıkta ilerlemenin mümkün olduğunu ileri sürmüştür. Sürü kendini feda ederek üst insanı belirleyecektir. Üst insan benim diyebilen, kendi gözleriyle gördüğü gerçekliği belirleyen insan olarak görülmektedir. Bütün varlığın temelinde daha güçlü olmaya yönelik irade vardır. Nietzsche'ye göre, insanoğlu sadece kendini korumak ve yaşamak istemez aksine asıl isteği daha da güçlü olmaktır.
Din, ahlak, çağdaş kültür, felsefe ve bilim gibi konularda eleştiriler yazmıştır. Nietzsche'nin etkileri felsefede, egzistensiyalizm ve postmodernizm üzerinde olmuştur. O, değerlerin göreceliğini savunmuş, "iyi" ve "kötü" kavramlarına saldırmıştır.
Kıta felsefesinde ve analitik felsefede alternatif yollar göstermiştir. Yaşamı olumlama, bengi dönüş, anti platonizm onun felsefesinin temel taşlarıdır.
Nietzsche, erken ölümü ve hastalığı nedeniyle, "ne ahlaksal idealini, ne de trajik şiirini gerçekleştirebilmiştir.[1]"
[1] Daniel Halery, Nietzsche'nin Hayatı, sf:285
http://www.anus.com/zine/articles/alexis/art/friedrich_wilhelm_nietzsche.jpg
Friedrich Wilhelm Nietzsche'nin Kronolojisi
1844 15 Ekim: Nietzsche, Leipzig'in güney batısında Saksonya'da bir Prusya köyü olan Röcken'de Karl Ludwig Nietzsche adında papaz bir babanın oğlu olarak dünyaya gelir.
1849 30 Temmuz: Babasının ölümü.
1858: Naumburg yakınlarında Almanya'nın önde gelen Protestan yatılı okulu Schulpforta'ya kayıt yaptırır.
1864 Ekim: Teoloji ve filoloji öğrencisi olarak Bonn üniversitesi'ne kayıt yaptırır.
1865 Ekim: Nietzsche, Bonn'daki filoloji hocası F.W.Ritschl'in peşinden Leipzig'e gider ve eğitimine burada devam eder. Leipzig'de eski kitaplar satılan bir dükkanda Schopenhauer'in bir kitabını bulur ve arkadaşlarına bundan böyle bir "Schopenhauer'ci" olduğunu açıklar.
1868 8 Kasım: Nietzsche'nin Leipzig'de Richard Wagner'le ilk buluşması.
1869 Şubat: Henüz doktorasını tamamlamamış olan Nietzsche, Ritschl'in tavsiyesi üzerine Basel üniversitesi klasik filoloji bölümüne genç yaşta öğretim görevlisi olarak atanır.
17 Mayıs: Nietzsche'nin Wagner ve Cosima'ya Tribschen'de ilk ziyareti.
28 Mayıs: Basel Üniversitesi'nde "Homeros ve klasik filoloji" üzerine bir açılış konuşması yapar.
1870 Ağustos: Nietzsche, Fransa-Almanya savaşı nedeniyle üniversiteden izin alır ve gönüllü sıhhiye eri olarak cepheye gider. Ama sağlığının bozulması nedeniyle iki ay sonra Basel'e geri döner.
1871 Ocak: Basel Üniversitesi felsefe kürsüsüne yaptığı başvuru geri çevrilir. İsviçre Alp'lerinden kalbi kırık bir şekilde ayrılır ve klasik filolog olarak mesleğinden giderek hoşnutsuz olmaya başlar, felsefeye yönelir. Bu yıldan sonra Nietzsche bozuk sağlığıyla sürekli bir mücadeleye girer.
1872 Ocak: İlk kitabı " Die Geburt der Tragödie aus dem Geiste der Musik" (Müziğin Ruhundan Tragedya'nın Doğuşu) yayınlanır.
Şubat - Mart: Basel'de "eğitim kurumlarımızın geleceği" konulu halka açık seminerler verir.
22 Mayıs: Nietzsche, Bayreuth Tiyatrosu'nun temel atma töreni için Bayreuth'a giden Wagner'in 59. doğum gününde besteciye eşlik eder.
1876 Ağustos: I. Bayreuth festivali. Wagner'le dostluğu gölgelenir.
Eylül: Paul Ree ile birlikte Bayreuth'tan ayrılır.
Ekim: Basel Üniversitesi sağlığının bozuk olduğu gerekçesiyle Nietzsche'ye bir yıllık hastalık izni verir.
1878: "Menschliches, Allzumenschliches" (insanca, pek insanca) ilk bölümü Voltaire'e adanmıştır.
3 Ocak: Wagner Nietzsche'ye yeni yayımlanan eseri Parsifal'in bir kopyasını gönderir.
Mayıs: Nietzsche Wagner'e yazdığı son mektupla birlikte "insanca pek insanca: Özgür ruhlar için bir kitap" adlı çalışmasının bir kopyasını gönderir. Wagner'den tamamen kopar.
1879: İnsanca, pek insanca 'nın ikinci cilt birinci kısmı: Assorted opinions and maxims. Nietzsche sağlığının bozukluğu öne sürülerek Basel'deki kürsüsünden istifa etmeye zorlanır. Bundan sonraki on yıl boyunca otel odalarında ve pansiyonlarda yaşayan yalnız bir gezgin yaşamı sürecektir.
1880: İnsanca, pek insanca, ikinci cilt ikinci kısım: Gezgin ile Gölgesi.
1881: Tan kızıllığı. Ahlakın önyargıları üstüne düşünceler. Sils Maria'da ilk yazını geçirir.
1882: Şen bilim (neşeli bilgelik ya da La Gaia Scienza adlarıyla da bilinir) 125. aforizmada bir deli, Tanrı'nın öldüğünü açıklar.
Mart: Paul Ree Roma'ya gitmek üzere Cenova'da Nietzsche'den ayrılır. Ree Roma'da Lou Salome ile tanışır ve ona aşık olur.
Nisan: Nietzsche Roma'ya gider ve Lou Salome ile tanışır. Nietzsche birkaç gün sonra, önce Ree aracılığı ile daha sonra şahsen Salome'ye evlenme teklif eder. Teklifi geri çevrilse de kendisi, Ree ve Salome arasındaki düşünsel "menage a trois" bağlılıktan hoşnuttur. Yıl sonunda Nietzsche, Ree ve Salome'den kopar ve kendisini ikisinin ihanetine uğramış hisseder.
1883: Böyle Buyurdu Zerdüşt : Herkes ve hiç kimse için bir kitap adlı çalışmasının birinci ve ikinci kitaplarını yazar.
13 Şubat: Wagner'in ölümü, 1884, Nice'de Zerdüşt'ün üçüncü kısmını yazar.
1885: Zerdüşt'ün dördüncü ve son bölümünü sınırlı sayıda ve kendi başına yayımlatır.
1886: İyinin ve Kötünün Ötesinde. Geleceğin felsefesine prelüd.
1887: Yeraltından notlar'ın Fransızca baskısı tesadüfen eline geçer ve böylece Dostoyevski'yi keşfeder.
10 Kasım: Ahlakın soykütüğü üstüne: Bir polemik.
1888 Mayıs - Ağustos: Wagner olayı; Dionysos Dithyrambosları'nı bitirir (1891'de yayımlanır).
Eylül: Deccal (1894'de yayımlanır).
Ekim - Kasım: Ecce Homo'yu yazar (kitabın yayımlanması Elisabeth Förster Nietzsche tarafından 1908'e dek ertelenir).
Aralık: Nietzsche Wagner'e karşı (1895'te yayımlanır).
1889: Putların alacakaranlığı (Özgün adı: Bir psikoloğun atıllığı).
3 Ocak: Nietzsche, Torino'da Piazza Carlo'da sinir krizi geçirir ve sahibi tarafından kırbaçlanan yaşlı bir atın boynuna sarılarak ağlar.
18 Ocak: Jena Üniversitesi'ndeki psikiyatri kliniğine kaldırılır. Doktorlar "ileri yeti yitimi" teşhisi koyarlar. Klinikte "beni buraya karım Cosima getirdi" dediği bile duyulmuştur. Cosima ölen Wagner'in karısıdır.
1890: Nietzsche'nin annesi oğlunu alır ve bakmak üzere Naumburg'taki evine getirir.
1897 20 Nisan: Annesinin ölümü. Kız kardeşi Nietzsche'yi alarak beraberinde Naumburg'tan, 1894'de Nietzsche arşivini taşımış olduğu Weimar'a götürür.
1900 - 25 Ağustos: Nietzsche Weimar'da ölür. Röcken'de babasının mezarının yanına gömülür.
1901: 1880'lerde kaleme alınan Nachlass'tan beş yüz bölüm Güç istemi adıyla yayımlanır. 1906'da kitabın ikinci baskısı bu sefer 1067 bölümlük bir çalışma olarak piyasaya çıkar.
http://www.nietzsche.sk/nietzsche.jpg
Friedrich Wilhelm Nietzsche ve "Tanrı Öldü" Deyişi
"Tanrı öldü", Nietzsche'nin en popüler sözüdür. Bu düşünceyi Nietzsche, ilk kez Şen Bilim adlı eserinde dile getirmiştir. O dönemin koşullarına göre yorumlanması gereken "Tanrı'nın Ölümü" düşüncesini, kendi tabiriyle bir kaçığın ağzından duyurur. Gündüz vakti elinde fenerle dolaşıp "Tanrı öldü! Tanrı öldü!" diye bağıran bir delinin ağzından, Tanrı'nın ölümünü ilan eder.
Nietzsche "Hiçbir adalete sığmayan, sayısız çatışma ve acılar iyi bir Tanrı'ya nasıl mal edilebilir?" düşüncesinden yola çıkarak, Tanrı'nın ölümünün insanın anlaşılmaz olan doğasını yenmesi için ve üst insan'a ulaşılabilmesi için bir mecburiyet olduğunu savunmuştur.
Tanrı'nın, insanı yeryüzüne acı çekmesi için yolladığına inanır. Nietzsche bunu Empedokles adlı eserinde de vurgulamıştır. Nietzsche'ye göre "Sanatçı Tanrı" kendisini Yunanlıya bir model olarak sunar. Onun kendisine bir şekil vermesini, mermerin ya da taşın içinde gizli kalan heykeli çıkarıp, sonra da gerçekleştirilen bu sanat yapıtının tadına varmasını önerir. "Hıristiyan Tanrı" ise emredicidir. İnsanın dünya nimetlerinden faydalanması yerine, çile çekmesini ister. "Tanrı'yı yadsıyoruz, Tanrı'nın sorumluluğunu yadsıyoruz ve böylece, yalnızca dünyayı biliyoruz." Nietzsche olaylar sonrası insanların Tanrı'yı suçlamayarak suçu dünyaya bulmalarının yanlış olduğunu düşünmüştür. Nietzsche'ye göre geliştirmiş olduğumuz tüm değerler, dünyanın gerçek doğasını görmemizi engellemek amacıyla geliştirilmiş araçlardan başka hiçbir şey değildirler.
Bununla beraber, bu araçlar bizim için dayanılması zor bir dünyayı dayanılabilir kılabilmeye hizmet ederler. Bu hizmet yıllardır dinlerin var oluşu ile de desteklenmektedir. Dinler bize öbür dünya gibi güzel vaatler sunarak, bize bu dünyada yapmamız gerekenleri buyururlar. Bu buyruklar, insanların özgür ve başkaldıran doğasını yok etmeye onları birer sürü parçası haline getirmeye yöneliktir.
Nietzsche Tanrı anlayışına ve hayatı katlanılabilir kılan araçlara karşı çıkar. Öte yandan, bunlar var olmadan yaşamanın ne kadar zor olduğunu ve ne kadar yüksek düzeyde hayat ve birey bilinci gerektirdiğini söyler. İşte onun istediği de budur. Bilime ve dine hizmet edenler bu noktada birbirinden farklı değillerdir. İkisi de bu araçların ve vaatlerin tekrar tekrar insan hayatına girmesine ve insanların bunlara körü körüne bağlanmasına neden olurlar.
İnsanlar bu araçlardan kurtulup zorla bir gereklilik kazandırılmış dünyadan sıyrılmalıdırlar. Tanrı ölmüştür; çünkü insan kendi hareketlerini yönlendirebilecek düzeydedir. Fakat tahmin edildiği gibi Nietzsche bu durumdan tam bir çıkış önermez. Bu çıkışı insanların başarabileceğini söyler.
Tanrı'nın ölümünü büyük bir reddedişe ve kendi üzerimizde sürekli bir zafere dönüştüremezsek, bu kaybın bedelini ödemek zorunda kalırız.
Ek Bilgiler
Friedrich Nietzsche'nin var oluşa yönelik en büyük amaç ve umut olarak ortaya koyduğu Üstinsan (Übermench) kavramının çıkış noktası, insanlığın ortak ve içsel dünyasında gerçekleşen bir krizdir: "Tanrı'nın ölümü!"
Bu kriz, Nietzsche'nin ölümünden bir asır sonra bile hala daha tartışılmaktadır. Kimi yorumcular, Nietzsche'nin insanlığa dair tanımladığı bu krizi ateizme yormuş, kimileri bu krizi Hıristiyanlık'a karşı özel bir ayaklanma olarak görmüş, kimileri de nihilizmle insan varlığının ve özünün değerinin dibe vurmasını tanımlayan bir slogan olarak algılamıştır.
Bu tür faklı görüşlerin sebebi, elbette yine Nietzsche'den kaynaklanmaktadır; çünkü hiçbir zaman anlaşılma kaygısı taşımayan Nietzsche, farklı konuları ayrı ayrı ve farklı eserlerinde -kimi zaman çelişkilerle- ele alan Nietzsche, eserlerini tümcül bir yaklaşımla okumayan okuyucuları fazlasıyla yormuş, yanlış çıkarımlara itmiştir. Belki de bu sebepledir ki, en uç kitleler ve gruplar dahi -örneğin Anton Lavey ve müritleri, ... ve Neo-Naziler, hatta kimi Heavy Metal müzik grupları, Anarşistler, Nietzsche'nin "Tanrı'nın Ölümü" savını/sloganını farklı boyutlara çekebilmiş, özü itibariyle değeri ve hiçbir anlamı olmayan yorumlar yapabilmişlerdir. Bu sebeple "Tanrı'nın Ölümü" krizinin açık ve net bir şekilde yorumlanması, oldukça zordur. Belki de bu kadar uç noktalarda bu kadar farklı algılanan tek düşünür Nietzsche'dir. Adolf Hitler'in siyasetinde yorumlanmasından, Mussoloni'nin vahşetinden de anılır olmasından tutun da günümüz saygın felsefecilerinden Ahmet İnam'ın "Gönül Felsefecisi-Mümin" olarak yorumu, oldukça ilginçtir.
Konunun Nietzsche'yi yorumlayanlar tarafından tartışılmayan tek ortak noktası, Nietzsche'nin, nihilist bir dünya anlayışının dönemde ve dönemin sonrasındaki dünyada, toplumsal açıdan büyük yıkımlara neden olacağını haber vermesi ve yeni bir kutsal anlam/değer arayışına girmesidir. Nietzsche'nin ortaya koyduğu trajik felsefenin başlangıcı, Tanrı'nın ölümünün ilanıyla başlar. Fakat ortada fazlasıyla yanlış anlaşılan önemli bir detay vardır; Tanrı'yı öldüren Nietzsche değil, tersine insanlıktır. İnsanoğlu, yaşamın değerini her asırda biraz daha küçültmüş, varoluşunun en temel şartı olan Tanrı'ya inancı lekelemiştir. Hayata, yaşama atfedilen her türlü değer ve anlam, oysaki Tanrı inancıyla oluşturulmuştu. Fakat insanoğlu öyle bir noktaya gelmişti ki, en kutsal yaşama azmini bulduğu inancını kaybetti. Bu sebeple insanoğlu kendine gitgide yabancılaştı.
Nietzsche, insanlığın bu dramatik yazgısını önceden kestirebilmişti. Bu kutsal ilanın zamanı olmadığını bile bile, kendini anlayabilecek kulaklar arayıp durdu. Değer krizinin ilanını ve Tanrı'nın ölümünü belki de isteyecek en son kişiydi. Fakat Nietzsche'nin tabiriyle bir "kaçık", günün birinde, öğle öncesi aydınlığında elinde feneriyle pazar yerinde "Tanrı'yı arıyorum!..." diye bağırana kadar bu sesi kimse işitmemişti. İşitenlerde hep duymamazlıktan geldi. Bir asırı geçkin bir süredir insanlık bu çığlığı yeni yeni anlamakta; Fakat ardında iki büyük dünya savaşının ağırlığını, yorgunluğunu taşıyarak... Yeniden ve panik şekilde toparlanmaya çalışarak... Belki de dünya tarihinde en çok o dönem Tanrı unutulmuştu.
Nietzsche, Şen Bilim adlı eserinde Tanrı'nın öldüğünü bir kaçığın ağzından şöyle duyurur:
"Öğle öncesi aydınlığında bir fener yakan, pazar yerinde koşarkan durmadan 'Tanrı'yı arıyorum...Tanrı'yı arıyorum..." diye bağıran kaçık adamı duymadınız mı? Oradakilerin çoğu, Tanrı'ya inanmayanlar olduğu için onun böyle davranması, büyük bir kahkahanın patlamasına yol açtı, onu kışkırttılar. 'Ne, yolunu mu şaşırmış?' diye sordu birisi. Bir başkası 'Çocuk gibi yolunu mu kaybetmiş' dedi. 'Yoksa saklanıyor mu bizden?', 'Bizden korkuyor mu?', 'Yolculuğa mı çıkmış?', 'Yoksa göçmüş mü?'. Onlar birbirine böyle bağırarak güldüler..."[1]
Kendine yabancılaşmış, hastalıklı bir Tanrı'nın ölmesi zaten normaldi. Doğumundan itibaren insanı günahkar sayan, insanlara acıyan ve onlara acımalarını öğütleyen bir Tanrı; Tüm hakikati öte dünyaya göçeren. Özellikle Hıristiyanlık'a karşı büyük bir mücadele veren Nietzsche bu tavrı, Katolik tarihçiler tarafından hep çarpıtılmış ve Hıristiyanlıkla birlikte tüm dinlere karşı bir tavır sergilenmiş gibi bir lanse durumu söz konusu olmuştur. Oysa Nietzsche, kökenini soygu içgüdülerden alan yaşamı sıkı sıkıya "Kutsal bir evet" ile onaylayan, hayatın gelişimini sağlayan tüm dinlere büyük bir saygı göstermişti.
"Bizi farklı kılan, tarihte, tabiatta veya tabiatın arkasında hiçbir Tanrı tanımamamız değil, Tanrı diye hürmet edileni, Tanrı'ya benzer bulmamamızdır! Bunun yerine acınası,, garip, zararlı olduğunu ve yalnızca hata değil, yaşam karşısında suçlu olduğunu bulmamızdır!..." [2]
Nietzsche'nin bu sözleri, bizzat Hıristiyan inancını hedef alır. Nietzsche "Tanrı'yı yadsıyoruz" derken bile, akabinde Hıristiyanlık'tan bahsedip, niyetini ortaya koyar. Peki neden Hıristiyanlık'a karşı böylesine bir öfke taşımaktadır? Bunun cevabını yine Nietzsche verir:
"Bana göre Hristiyanlık, yozlaşmanın en uç biçimidir ve algılanabilecek nihai bir yozlaşmanın istemine sahiptir!" [3]
Bu noktada ülkemizin saygın felsefecilerinden Prof. Dr. Ahmet İnam'dan bir alıntı yapmak istiyorum:
"Nietzsche bana göre dinsiz bir adam değil. Tanrı öldü diyor ama o tamamen Hıristiyanlıkla kavgası olduğu için. Bir güce inanıyor. Nietzsche’nin Tanrı’ya inandığını söyleyebilirim. Orada bizim gücümüz var. Batı’nın Nietzsche’sini ben kendi gözümle yorumlayabilirim. Hüzzam makamında ona şarkı yazabilirim. Sanki Nietzsche deyince mutlaka senfoni yazmamız gerekiyor. Türkü de yakabilirim. Onun ıstırabını anlayabiliyorum. Dolayısıyla ben Nietzsche’yi hep kafasında fes, bizim 19. yüzyıl İstanbul’unda yaşayan bir insan olarak düşünürüm. Bana Nietzsche dervişvâri biri gibi gelir..." [4]
Tanrı inancı, insanlığın ilkel çağlarından bugüne insanlığın en temel ideali, değeri, anlamı olmuştur. İnsanlık, sadece Tanrı inancı ile hayata tutunabilmiş, semboller dünyasında kendine bir amaç, bir hedef belirleyebilmiştir. Özellikle de Aydınlanma hurafesi* adı altında süregelen içi boş serüvenle birlikte insanın her geçen gün kendine yabancılaşması, eş zamanlı olarak dönemin Avrupa'sında Hıristiyanlık'ın her geçen gün insanın değerini alçaltması, Tanrı'yı ölüm döşeğine bizzat mahkum eden önemli sebeplerdendir.
En kutsal, en yüce değerini her geçen yitiren insanoğlu, nihilizmin varlığın özünü hiçe indiren, hakikati yok sayan bataklığına saplanmış, yeni bir değer, yeni bir anlam arayışına girişmiştir. Zerdüşt, bu noktada yeni bir anlam tasarısı içine girerek dağından şehirlere iner. Lakin kimse Tanrı'nın öldüğünü duymamıştır. Dağdan inerken karşılaştığı mümin ihtiyar bile:
"Zerdüşt dağdan yalnız olarak indi ve yolda kimseyle karşılaşmadı. Fakat ormana ulaştığında, karşısına ormada ağaç kökü toplamak için mukaddes kulübesinden ayrılmışbir ihtiyar çıktı... "Peki bir ermiş ormanda ne yapar?" diye sordu Zerdüşt. Ermiş şöyle dedi : "Şarkılar söyleyerek, ağlayrak, gülerek ve hatta homurdanarak benim olan Tanrı'yı överim... Ayrıldı ermişle Zerdüşt iki çocuk gibi gülümseyerek. Ne ki yalnız kalınca Zerdüşt, kendi kendine şöyle seslendi : Mümkün olabilir mi böyle bir şey? Henüz işitmemiş olabilir mi ormanda yaşayan bu mukaddes ermiş, Tanrı'nın öldüğünü?" [5] **
Mümkündü... Tanrı'nın öldüğünü ormandaki ermişten tutunda şehirdeki panayırın sineklerine kadar kimse duymamıştı. Uzun bir zaman aralığında da kimse duymayacaktı. Fakat Nietzsche'nin de yanıldığı bir nokta vardı; Yozlaşan Tanrı / Allah inancını eleştirip, Tanrı'nın öldüğünü yüzyıllar öncesinden "Enel Hakk" diyerek ilan eden, bu hakikati bizzat dile getirip derisi yüzülerek öldürülen insanlar vardı. Öyle ki Nietzsche henüz doğmamışken, Anadolu'da birileri insandan ötesini tasavvur edebilmiş; Amacı mutlak yaratıcıyla tümleşme yolunda, "İnsan-ı Kamil" olarak ortaya koyabilmişlerdi. İnsanı Hakikat kapısını aralamaya çağıranlar, Nietzsche'den önce çok can yitirmişti.***
Fakat Nietzsche, özü itibariyle İslam'ın özüne saygı duyduğunu, hayata ve insana verdiği "erkekçe" değer dolayısıyla Hıristiyanlığı binlerce kez küçümsemeye hakkı olduğunu dile getirmiştir; Kendini Hıristiyanlığa karşı Deccal olarak ilan ettiğinde bile:
"Eğer Müslümanlık, Hıristiyanlığı küçümsüyorsa bunu yapmakla binlerce kez haklıdır. Çünkü Müslümanlık insana değer verir (...) Hıristiyanlık, eski kültürün mirasını bizden çaldı.Sonra da bizi, İslam kültürünün mirasından yoksun bıraktı.Temelde bize, Grek ve Roma'dan daha yakın olan ve doğrudan duyu ve zevkimize hitap eden İspanya'nın muhteşem Magribi kültürü ayaklar altında çiğnendi.Neden? Çünkü soyluydu, çünkü kökenlerini insanca içgüdülerden alıyordu." [6]
İnsanoğlu artık katildi ve eline bulaşan, Tanrı'nın kanıydı. Belki bir kaçık bunu ifade etmeye çalıştı, lakin zamansızdı, daha gelmemişti büyük öğle; Ve dağdaki yalnız çınarın beklediği yıldırım. Nietzsche'nin dilinden konuşan o kaçık, insanı, değer yıkımından dolayı altüst edecek, hiçleştirecek geleceği görebiliyordu. Ve şöyle diyordu, kendini alaycı gözlerle izleyen panayırın sineklerine:
"O'nu biz öldürdük, sizlerle ben! O'nun katiliyiz hepimiz. Ama bunu nasıl yaptık? Denizi kim içebilir? Bütün çevreyi silmemiz için bize bu süngeri kim verdi? Onu güneşin zincirlerinden kurtarırken ne yaptık biz yeryüzünde? Nereye gidiyor şimdi dünya, biz nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Sürekli, boş yere geriye, öne ve yana, bütün yönlere atılıp durmuyor muyuz? Üst alt kaldı mı? Sanki sonsuz bir hiçte yolumuzu yitirmiyor muyuz? Boş uzayın soluğunu duymuyor muyuz? Hava giderek soğumuyor mu? Giderek daha çok, daha çok gece gelmiyor mu? Öğleden önce fenerleri yakmak gerekmiyor mu? Tanrı'yı gömen mezar kazıcılarının çığlığından başka bir ses duyuyor muyuz? Tanrı'nın çürümesinden başka bir koku duyuyor muyuz? Tanrı öldü! Tanrı öldü! O'nu öldüren biziz! Bütün katillerin katili olan biz, nasıl avunacağız?" [7]
Tanrı artık ölmüştü, yine de insanlık yeniden onu diriltmeye, yeniden gerçek anlamını, değerini bulmasına günün birinde yönelecekti. Günün birinde mutlaka, gözyaşlarıyla birlikte Tanrı'ya yeniden şarkılar söylenecek, şiirler okunacaktı:
Benim yüce düşmanım,
Benim mechulüm,
Benim cellat Tanrım!
Hayır!
Dön artık!-
Kabulümsün tüm ezanla!
Gözyaşlarım boşalıyor,
Bu boşalış sana!
... ve yüreğimin son alevi,
aydınlatıyor seni,
Lütfen, dön artık,
Benim meçhul Tanrım!
Benim acım!
Benim son talihim [8]
NOTLAR
* Prof.Dr.Fehmi Baykan'ın, "Aydınlanma Üzerine Bir Derkenar" adlı "Kaktüs Yayınları"ndan çıkan yapıtını anmadan geçemeyeceğim. Aydınlanma diye bir çağın hiç yaşanmadığını, bunun entellektüel bir hurafe olduğunu savunan Sayın Baykan, eserinde konuyu tüm detaylarıyla incelemiş ve güçlü deliller sunarak resmi (!) felsefe tarihinin yanlışlarla dolu olduğunu gözler önüne sermiştir.
** Alıntıyı yaptığım eserin çevirmeni Murat Batmankaya'nın dipnotu aynen aktarmak istiyorum : "Nietzsche Tanrı öldü derken, aslında Tanrı yok dememektedir. Tanrı'ya inanmıyorum da dememektedir. Aksine Tanrı öldü demektedir. İleri görüşlü bir şekilde çağa ve kendi özüne bakarak, o anki gerçekliğin bir bulgusunu tespit ettiğini düşünmektedir" [Karl Jaspers, Nietzsche-Einführung in das Verstandnis seines Philosophierens, 4.baskı, Walter de Gruyter, Berlin]
*** Nietzsche'nin Dionizik tipi (Üstinsan), İslam felsefesinde İbn-i Arabi, Mevlana, Hallac ... gibi mutasavvıfların ortaya koyduğu, benimsediği İnsan-ı Kamil kavramıyla büyük benzerlikler taşır. Konu hakkında elbette tartışılır, ilgili eleştirilenizi başlık altına yorum yaparak belirtebilirsiniz.
KAYNAKÇA
[1] Şen Bilim, P 125, S 130, Asa Yayınları
[2] Deccal, P 47, S 73, Gün Yayınları
[3] Deccal, P 62, S 103, Gün Yayınları
[4] Aksiyon Dergisi, Sayı 628, -18.12.2006-
[5] Böyle Buyurdu Zerdüşt, S 18-19, Say Yayınları
[6] Deccal, P 59-60, S 99, Gün Yayınları
[7] Şen Bilim, P 125, S 130, Asa Yayınları
[8] Böyle Buyurdu Zerdüşt, S 259-261, Say Yayınları
Friedrich Wilhelm Nietzsche; Hıristiyanlık ve Deccal
http://www.booksshouldbefree.com/images/big/100.jpg
Nietzsche, "Hıristiyanlığa düşmanız, nefretle bakıyoruz, tüm romantizm ve anavatana tapınma biçimlerine de..." diyerek Batı Kültürü'nün çöküşünü (decadence), ahlak değerlerine sökülüp atılamazcasına kök salmış olduğunu saptadığı, "çileci ülkü"ye yönelik olarak sunduğu soykütükçü çözümlemerle açıklama yoluna gitmiştir.
Nietzsche'nin din konusunda sert düşünceleri vardır. Hıristiyan öğretisine karşı takındığı tutum, başkaldırışı ve bu öğretiye lanetler yağdırması, 19. yüzyılda çok ses getirmese de, Nietzsche'nin tanınmasıyla ve üne kavuşmasıyla beraber büyük yankı uyandırmıştır. Çünkü Nietzsche, Deccal adlı eserinde Hıristiyanlığa lanetler yağdırmış, onu küçümsemiş ve kökeni konusunda çeşitli araştırmalarda bulunmuştur. Ona göre "İlk ve son Hıristiyan çarmıhta ölmüştür."
Nietzsche, Deccal adlı eserinin hemen başında şu sert yorumu yapar: “Zayıf ve hasta yapılı olanlar yok olmalıdırlar.Bu, bizim insan sevgimizin ilk kuralıdır.Onlara bu konuda yardım edilmelidir. Bir günahtan daha zararlı ne olabilir? Zayıf ve hasta yapılı olanlar için bir anlayış: "Hıristiyanlık!"”
Nietzsche'nin dine başkaldırışı, özelde Hıristiyanlığa olmakla birlikte, genelde tüm nihilistik özellik gösteren dinleredir. Nietzsche'nin başkaldırışı, tüm dinlere değildir. Çünkü Nietzsche, doğrudan dine değil, nihilizme başkaldırır ve dolaylı olarak bu başkaldırışını nihilistik öğeler taşıyan dinlere de yöneltir.
Nietzsche'ye göre Hıristiyanlık, köle ahlakını taşıyan ve hayatı yadsıyan bir öğretidir. Bu sebeple sürü psikolojisinin temeli, bu öğretiye dayanır. Bir tür çilecilik olarak adlandırılabilinecek Hıristiyanlık, Nietzsche'ye göre yok edilmelidir. Çünkü Nietzsche'ye göre Hıristiyanlık, insan neslinin sonunu getirebilecek nitelikte yanlış bir anlayışın sonucudur.
Nietzsche'ye göre Hıristiyanlık, bilimin de düşmanıdır.
“Hıristiyanlık gibi gerçeklikle ilişkisi olmayan, gerçeklik gelir gelmez uzaklaşmak zorunda olan bir din, doğal olarak dünya hikmeti'nin, yani bilimin düşmanı olacaktır.”
Yine Deccal adlı eserinde, Hıristiyanlık'ı kültür yıkıcısı bir din olarak nitelendirmiştir. Çünkü eski kültürlerin izini, varlığı ve var oluşu yadsıması sebebiyle silmiş ve yağmalamıştır.
“Hıristiyanlık, eski kültürün mirasını bizden çaldı. Sonra da bizi, İslam kültürünün mirasından yoksun bıraktı. Temelde bize, Grek ve Roma'dan daha yakın olan ve doğrudan duyu ve zevkimize hitap eden İspanya'nın muhteşem Magribi kültürü ayaklar altında çiğnendi. Neden? Çünkü soyluydu, çünkü kökenlerini insanca içgüdülerden alıyordu...”
Hıristiyanlık, Nietzsche'ye göre insanî içgüdüler taşıyan her türlü kültüre ve uygarlığa düşmandır. Çünkü ona göre Hıristiyan, gerçeği fikri olarak yaşayan her şeye düşmandır ve onu yağmalamak, kendisi adına yok etmek ister.
“Hıristiyanlık süslenip, ona elbise giydirilmemelidir. O, yüksek insan tipine karşı savaş açtı. Bu tipin tüm içgüdülerini yasakladı. Şeytanı, şeytan olanı bu içgüdülerden damıttı. Güçlü insan ayıplandı ve toplum dışına itildi. Hıristiyanlık, zayıf, adi, kötü yapılı olan her şeyin yanında oldu ve güçlü bir yaşamın aksini sağlayacak içgüdüleri idealleştirdi...”
Nietzsche şöyle devam etmektedir: “Yaptıklarımla bir sonuca vararak yargımı açıklıyorum; Hıristiyanlığı lanetliyorum! Hıristiyan kilisesinin karşısına, bir savcının şimdiye dek ortaya sürdüğü en büyük suçlamayı ifade ediyorum. Bana göre Hıristiyanlık, yozlaşmanın en uç biçimidir ve algılanabilecek nihaî bir yozlaşmanın istemine sahiptir!”
Ecce Homo adlı eserinde de bu konuda: “Anladınız mı beni? Beni ben yapan, beni insanlığın geri kalanından ayıran, Hıristiyan ahlâkının maskesini düşürmüş olmamdır. Hıristiyan ahlakı -yalan isteminin en kötü niyetli biçimi- insanlığın gerçek Kirke'si; insanlığı harabeye çeviren Hıristiyan ahlakı... Yaşamın temel içgüdülerini küçümseme öğretildi: Öyle ki, bedeni yok etmek için bir "ruh", bir "tin", yaratıldı sahte bir şekilde, yaşamın ön koşulunda, cinsellikte, pis bir şey barındırdığı öğretildi sürekli; öyle ki katı bencillikle, muvaffakiyet için son derece önemli olan şeyde kötülük ilkesi aranıyor...”
“Hıristiyan ahlakının maskesinin düşürülmesi eşi benzeri olmayan bir olay, bir dönüm noktasıdır. Bunu halka açıklayan kişi, karşı konulamaz bir güç, bir yazgıdır. -İnsanlık tarihinini ikiye böler: kendinden önce yaşayanlar, kendisinden sonra yaşayanlar...”
http://www.hermeskitap.com/catalog/images/innCrc2r8m.jpg
http://static.ideefixe.com/images/274/274761_2.jpg
Friedrich Wilhelm Nietzsche ve Üst İnsan Kavramı
Üst-insan, (Almancası Übermensch) Nietzsche'nin geliştirdiği, yapıtlarında kullandığı ve özellikle "Böyle Buyurdu Zerdüşt" adlı kitabında açık bir şekilde tanımladığı felsefi terimlerden birisidir. Nihilizm ve güç istenci kavramlarıyla ilişkili bir kavramdır.
"Yer yüzünün anlamı olacak üstinsan! Yalvarırım size, kardeşlerim, yeryüzüne bağlı kalın, inanmayın size dünya ötesi umutlardan söz edenlere!" der Nietzsche.
Bu deyiş onun üst-insan kavramının anlam katmanlarından birini gösterir diyebiliriz. Bu da Nietzsche'nin dinsel düşünüşe yönelik itirazından ileri gelir.
Bu terim Nietzsche sonrasında pek çok karşıt anlamlarda anlaşılmış ve değerlendirilmiştir; örneğin bu kavram, üstün insan arayışının bir ürünü olarak görülmenin yanı sıra, ırkçı ideolojiler tarafından da ırkçı düşüncelere kaynaklık edecek şekilde yorumlanmıştır. Öte yandan Nietzsche'nin bu üst-insan kavramıyla bütün bunlarla ilişkili olmadığı birçok düşünür tarafından açıklanmış ve gösterilmiştir. Nietzsche'nin burada, insan üstü özellikleri olan bir varlıktan ya da belirli bir ulus ya da etnik kimlikten söz etmediği ortaya konulmuştur.
Nietzsche'ye göre, insan, ilk olarak hayvan'la üst-insan arasında kalmış bir varlıktır ve ikinci olarak bu nedenle alt edilmesi gereken bir şeydir. Bunu bu şekilde Zerdüşt'te birçok ifade etmektedir. Bunun anlamı, Nietzsche'nin düşüncesine göre insan'ın eksikli yani tamamlanmamış bir varlık olmasıdır.İnsan eksikli varlığını aşabilecektir, yanılgılardan ve yücelttiği yanılsamalardan kurtulduğunda, kendisini tamamlayabilecektir. İnsan hep kendini aşmaya çalışarak, alt ederek üst-insan olma yolunda ilerleyecektir. Çağımız nihilizm çağıdır Nietzsche'ye göre ve bu ancak üst-insan'a giden yol ile aşılabilecektir. Aksi halde Nietzsche'nin değişiyle; "İnsan, bir an önce kargaşasını, kendine anlam veren bir düzene çevirmezse, yıldız doğurtmazsa karanlığına, yok olacaktır." (Böyle Buyurdu Zerdüşt'ün Önsöz'ünde)
Üstüninsan sözcüğünü ilk olarak teolog ve yazar Heinrich Miller, 17. yüzyılda yazdığı "Geistlichen Erquickstunden" adlı eserinde kullanmıştır.[1] Nietzsche, üstüninsanın tüm evrenin amacı ve sebebi olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre Üstüninsan insanlığın da amacıdır.
Nietzsche, üstüninsan kavramıyla, soylu bir insan eylemliliği kavramını yeniden kurmaya çalışır. Son İnsan, yalnızca maddi teselli peşindeyken, üstinsan yaşamını büyük eylemler uğruna harcamaya hazırdır. Üstün olmak, isteyerek iyinin ve kötünün ötesinde durmaktır.[2]
Nietzsche kendisini, üstüninsanın habercisi olarak tanıtır. Bu konuda eserinde şöyle yazmıştır[3]:
“İnsan bir iptir ki hayvanla üstinsan arasına gerilmiştir. Uçurumun üstünde bir ip. Tehlikeli bir geçiş, tehlikeli bir yolculuk, tehlikeli bir geriye bakış, tehlikeli bir ürperiş ve duraksayış.”
Ayrıca eşitliğe de inanmayan filozof, bunu şöyle belirtir[4]:
“Çünkü insanlar eşit değildirler. Gerçek budur. Ve benim istediğim şeyi onlar istemezler.”
İnsanların üstinsanı karalayacaklarını şu ifadelerle bildirir[5]:
“İddia ederim ki benim üstinsan dediğime, siz şeytan diyeceksiniz.”
Ona göre üstinsan sert olmalıdır[6].
“Sert olunuz!”
Halk tabakasını küçümser ve eşitliğe inanmadığını tekrar vurgular[7]:
“Panayırda kimse üstinsanlara inanmaz. Orada konuşmak isterseniz halk tabakası göz kırpar ve 'Biz hep eşitiz' der.”
Ayrıca üstinsan hakkında şöyle der[8]:
“Haydi haydi, ey üstinsanlar! Ancak şimdi insan, geleceğin doğum sancısındadır. Tanrı öldü, şimdi dileriz ki üstinsan yaşasın.[9] Ey üstinsanlar, içten adamlar, açık kalpliler; güvensiz olun! Derinliklerinizi gizli tutun; çünkü bugün halk tabakasının günüdür.”
Nietzsche'nin üstün insanı, belli bir evrim sürecinin ardından, insanlar arasından çıkıp, bütün insanlığı yönetecek, tüm insanlara tahakküm edecek bir diktatör değildir. O, her ne kadar on dokuzuncu yüzyılda kapitalizmin yarattığı fabrika kölelerine, kapitalizmin Hıristiyanlıktan miras alıp koruduğu köle ahlâkına, burjuva demokrasisiyle onun eşitlik idealine karşı çıkarken, bu düzenin veya Avrupa'daki demokratikleşmenin bir yandan da zorbalık, acımasız bir diktatörün ortaya çıkışı için gerekli altyapıyı hazırladığını söylemiş olmakla birlikte, onun üstün insanı, sanıldığının tersine, Hitler değildir.
Ek Bilgiler
Nietzsche'de insan, hayvanla insanüstü arasına gerilmiş bir ip olarak tarifini bulur. Bunu Zerdüşt adlı eserinde açıkça belirtmiştir.
"İnsan bir iptir ki hayvanla insanüstü arasına gerilmiştir.Uçurum üstünde bir ip."
Burada göze çarpan konu, "Evrim"dir; çünkü hayvan insan üstü arasına gerilmiş bir ip tarifi, kuşkusuz bir evrime işaret etmektedir; fakat Nietzsche'nin evrim konusuna bakışı, Darwin'den farklıdır; çünkü Nietzsche, en zengin ve en karmaşık biçimlerin, yozlaşmaya maruz kalmasından dolayı erken asimile olduklarını kaydeder.
"Cins olarak insan her hangi başka bir hayvanla karşılaştırıldığında, bir ilerleme kaydetmez. Bütün hayvanlar ve bitkiler dünyası, alçak olandan daha yüksek olana gelişmez. Hepsi aynı zamanda, birbirinin üzerinde, birbirinin içinden ve birbirine karşı gelişirler. En zengin ve en karmaşık biçimler - çünkü daha yüksek tip sözcüğü daha çoğunu ifade etmez - daha kolay mahvolurlar. Sadece en alttakiler, en aşağıdakiler görünüşte bir ölümsüzlüğü idame ederler."
Bu alıntılardan sonra, açıkça görülüyor ki Nietzsche'deki evrim anlayışı felsefi bakış açısı olarak Darwin'den farklılık gösteriyor. Nietzsche, Darwin'in "en iyi uyum sağlayanlar ayakta kalır" ifadesindeki, "en iyi uyum sağlayanlar" yani "en güçlüler" kavramına bir zayıflık atfediyor.
Nietzsche'de yüksek cins insan, "ender olarak" dünyaya gelişinden ve bu sebeple çeşitli zorluklarla karşılaşacağından dolayı yok olma ihtimalinin çok fazla olduğunu kaydediyor..
Üst-insan kavramının anlaşılabilmesi için, öncelikle Nietzsche'deki evrim anlayışını iyi kavrayabilmek gerekir. Nietzsche'de kendinden daha iyi bir şey yaratma düsturu, insanüstü ilkesinin temelini oluşturmaktadır; fakat, "daha iyi bir şey" kavramı, tuzaklarla doludur. "İyi"den kasıt güçtür, kudret iradesidir.[10]
[1] Felsefe Sözlüğü, Bilgi Yay. sf:1037
[2] Kusursuz Nihilist, Keith Ansell-Pearson, sf:138
[3] Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Sf:13
[4] Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Sf:121
[5] Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Sf:138
[6] Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Sf:203
[7] Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Sf:267
[8] Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Sf:271
[9] Friedrich Nietszche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Sf:268
[10] http://zerdustoloji.blogcu.com/2601968/ Mehmet Berk'in Yazısından Alınmıştır
http://www4.hmc.edu:8001/Humanities/Beckman/Nietzsche/nietzsch.gif
Friedrich Wilhelm Nietzsche ve Güç İstenci (Kudret İradesi) Kavramı
Nietzsche'de kudret iradesi, öğretinin doğuşu Nietzsche'nin yaşamıyla paralel olarak incelendiğinde, başlangıçtan itibaren hep mevcuttur.
Nietzsche'nin kudret iradesi ifadesiyle kastı, yaratıcılıkla alakalıdır. Nietzsche'ye göre "insanlığın içinde müthiş bir güç, kendini deşarj etmek ve yaratmak istemektedir." Buna göre insanlıkta dahil olmak üzere her canlı, kudret için yaşar ve yok olur. Kudretin ise yegane yolu, yaratmaktan geçer. Değer yaratan, değer yıkan ve zamanında ölmesini bilen bir yaratıcılık!
Şöyle der Nietzsche: "Ben nerede canlı bir varlık buyduysam, orada kudrete yönelik iradeyi gördüm. Hizmet edenin iradesinde bile efendi olabilme iradesini gözlemledim."
Bu fikri yapısıyla Nietzsche, köle ve efendi ayrımını "evet"ler, onaylar. Canlılar arasındaki hiyerarşi, özelliklede Nietzsche'de "tür" ve "cins" kavramlarıyla açığa çıkmaktadır.
"Hayatın devam edegelen deneyi" olan insanda; kudret, iktidar hissiyatı, içgüdüsel olarak insanı eylemlere zorlar. İrade tatmin olamamışsa, Nietzsche'ye göre insan zevk alır; çünkü Nietzsche hazzı, iradenin tatminsizliğinden kaynaklanan bir durum olarak görür.
"İradenin tatmini değildir zevkin sebebi. Tersine irade ileriye gitmek ister ve o engel olan her şeyin üstesinden gelmeye çalışır. Zevk hissi, düpedüz iradenin tatminsizliğinden kaynaklanır. Onun rakipsiz ve dirençsiz olarak yeterli doyuma ulaşamamasıdır."
Nietzsche, hayattaki eylemleri yönlendiren hissin kaynağını kudret iradesi olarak vermeye kalkmakla kalmaz. Nietzsche'ye göre her şey, kudret iradesinin nihai şekillendirişleridir. Güç istencinin yadsınamayacak bastırışıyla insan, yaşamak için veya mutluluk için değil güç için yaşamalıdır.
Hayatta amacı mutluluk ve haz olarak olarak tanımlayanları küçümser ve "ayaktakımı" olarak adlandırır.
Güç İstenci-Kudret İradesi olarak öldükten sonra yayımlanan eserinin sonunda şöyle der: "... En gizliler! En güçlüler! En korkusuzlar! En yarıgecemsiler! Bir ışık ister misiniz? Bu dünya kudrete yönelik iradedir. Bunun dışında hiçbir şey değildir. Bizzat sizde kudrete yönelik iradesiniz. Bunun dışında hiçbir şey değilsiniz!"
Hayatın en temel istenci olarak Nietzsche'de tanımlanan bu kavram, Nietzsche'ye Schopenhauer'den miras kalmıştır. Tüm evrenin, insan dahil “tek bir istenç” tarafından yönetilmesi!
Güç İstenci, Nietzsche'ye göre evrenin her türlü devinimindeki en temel istenç olmakla beraber, tüm detayları mikro ve makro kozmosu kaplar. Tüm değişim ve dönüşümler, bu istencin farklı kisvelere bürünmüş halidir. Her detayda bu istencin izlerini yakalamak mümkündür.
Şöyle der Nietzsche Güç İstenci adlı yapıtının sonunda: “… Bu dünya başlangıcı ve sonu olmayan güçten bir canavardır. Büyüklüğün, güç büyüklüğünün çelikten sabit bir toplamıdır. O, ne daha büyür ne de daha küçülür. Kendini tüketmez. Tersine sadece değişir; ama bütün olarak değişmez derecede büyüktür.”
Nietzsche'nin dünya üzerine yaptığı bu yorum, Güç İstenci adlı temel eserinin bitişindeki ünlü yorumdur. Kimi yorumcular, bu güçlü yorumun, Nietzsche'nin felsefesinin temeli olarak alınması ve felsefesinin analizini bu yolla yapmak gerektiğini düşünür.
Her türlü değişimin temel olan istençte asla bir azalma ya da artma yapmadığı düşüncesi, madde-enerji dönüşümünün sürekli olarak aynı kaldığı kanununu hatırlatır. Bu sebeple madde ve enerjinin birbirine bütün halinde eksilmeden dönüşümü, genel manada güç istencinin değişmeyecek kadar büyüklüğüne yorumlanabilir. Dolayısıyla Nietzsche'ye göre her türlü oluşum ve değişim, güç istencinin ifadesidir.
Canlılar dünyasındaki tüm çekişme, çelişme, savaşım ve değişme Nietzsche'ye göre bu istenç temelindedir. Nietzsche bunu şu sözleriyle ifade eder: “Ben nerede canlı bir şey bulduysam, orada güce yönelik iradeyi gördüm. Hizmet edenin iradesinde bile, efendi olmanın iradesini gözlemledim…”
Canlı olan ne varsa, tüm davranışları bu temel istencin ifadesi olup, Darwin'in iddia ettiğinden farklı bir durum oluşturur; çünkü hayatın temel istenci Nietzsche'ye göre “hayatta kalabilmek” değil, iktidar sahibi olabilmektir. Özellikle de bu istencin köklerini antik yunanda bulmak mümkündür. Bu düşüncenin gelişmesinin sebebi, zaten Nietzsche'nin Sokrates öncesi Yunan felsefesini detaylı olarak incelemesine ve Sokrates öncesi Yunan felsefesine hayran olmasına bağlıdır.
Nietzsche'ye göre insanlar arasında bir güç hiyerarşisi vardır. Bu hiyerarşi, gücü isteme bazındadır. Bu sebeple daha az güçlüler, güçlülere hizmet eder; fakat bu hizmetteki amaç daha güçlü olabilmektir. Bu durumu Nietzsche şöyle açıklar: “Daha güçlü olana daha zayıf olanın hizmet etmesi, bunun için onu iradesi ikna eder ki zayıf olan üzerine hükmetsin. Sadece bu o zevkten vazgeçemez. Nasıl daha küçük olan daha büyük olana kendisini verirse, en küçük olandan zevk ve güç alması için, tıpkı bunun gibi en büyük olan da kendini kudret uğruna verir , hayatını bunun için kullanır. Bu en büyük olanın kendini teslim etmesi, vermesi, onun riziko ve tehlikelerle ölüm için zar atmasıdır.”
Nietzsche, güç istencinin anlaşılması ve yerinde olarak kavranmasına engel olan bazı konulardan bahseder. Nietzsche'ye göre bunların başında “mutluluk duygusu” gelir. Mutluluk duygusu gerçekte güç istencinin bir yan ürünü olmasına rağmen, yabancılaşmış (Decadence) ruhların tanımlamasıyla hayatın amacı olarak adlandırılır. Bu sebeple insan, hayatta sadece mutluluğu aramalıdır. Huzur ve mutluluk için çaba sarf eden insan, böylelikle asıl olan hayatın itici gücünü, devindiricisini yadsımış ve uzaklaşmış olur.
Bu konuda Nietzsche'nin yorumu şöyledir: “Mutluluk hedef değildir. Tersine kudret duygusu hedeftir. İnsanın ve insanlığın içinde müthiş bir güç kendini deşarj etmek, yaratmak istemektedir. O, hiçbir zaman mutluluk hedefi olmayan patlamaların kesintisiz zinciridir.”
Diğer bir engelleyici durum ise zevktir. Nietzsche'ye göre “bozulan ruhlar” , zevki amaç edinip dünyaya çürümüş gözlerle bakmaktadır.
Nietzsche bu tip insanları “tiksinti verici” olarak tanımlar. Hayattaki amacı zevk olarak tanımlamak ve her türlü zevki, bu dünyanın nimeti ve tadılması gereken bir şey gibi algılamak büyük bir hatadır. İnsanı gerçek amaçtan soyutlayarak zevk gibi bir “yan ürün”ün
hakimiyeti almak, Nietzsche'ye yozlaşma (decadence)'nin en tekin etkisidir.
Zevk hakkında Nietzsche şöyle yorumda bulunur: “İradenin tatmini değildir zevkin sebebi; tersine irade ileriye gitmek ister ve kendine engel olan her şeyin üstesinden gelmeye çalışır. Zevk hissi düpedüz iradenin tatminsizliğinden ortaya çıkar. Onun rakipsiz ve dirençsiz olarak yeterli doyuma ulaşamamasıdır.”
Son olarak güç kavramına gelmek istiyorum. Yüzeysel okuyucular genel olarak güç kavramını; maddi zenginlik, para türü şeylerce algılar ve yorumlar; fakat Nietzsche'de tasarlanan ve en temel istenç olarak tanımlanan bu ifade, günlük hayatta kullanılan güç tanımından çok daha derin ve geniş kapsamlıdır ki tüm gerçekliği kaplar.
Nietzsche'ye göre her şey doğadaki güç dalgalarının bir yansıması, etkisidir. Bilincimize etki eden bu itici güç, her insanda farklı olarak adlandırılsa da o değişmez olarak kalan bir bütün olmayı sürdürür.
http://img.alibaba.com/photo/100542159/Thus_Spoke_Zarathustra_mp3_Audio_unabridged_MP3_CD _By_Friedrich_Wilhelm_Nietzsche.jpg
Friedrich Wilhelm Nietzsche ve Decadence Kavramı
Decadence, Fransızca bir kelimedir. Latince kökenli olup "decadere" den gelmektedir. Nietzsche, eserlerinde bu kelimeyi özellikle Almancaya çevirmeden kullanmıştır. Çünkü Almancada tam olarak karşılığı bulunmamaktadır.
Nietzsche'nin Türkçeye çevrilmiş kitaplarında da bu kavram kullanılır. Her ne kadar yukarıda belirttiğim şekilde çeviri yapılabilinse de bu kelimenin aslında Türkçe olarak anlamını karşıladığı bir kelime mevcuttur değildir.
Bu kavram, Nietzsche felsefesinde nihilizmin bir sonucu olarak ortaya çıkar; çünkü nihilistik yaşam tarzı, sonuç olarak yabancılaşmaya sebep olur. Gerçek dünyayı yadsıyan, öte dünyayı (cennet-cehennem) yüceleştiren her din veya fikri akım, nihilistik bir yapı gösterir ve sonuç olarak insanı gerek kültürel gerek ruhsal gerek biyolojik olarak bir yabancılaşmaya iter.
Nietzsche, felsefesinin başlangıcı nihilizme karşı açtığı savaşla belirler. Güç istenci adlı yapıtına şöyle başlar: "Nihilizm kapıya dayandı. Bütün konukların bu en tekinsizi nereden geldi?"
Bu başlangıçtan sonra nihilizmi, yine aynı yapıtta şöyle tanımlar: "Nihilizm. İki anlamlıdır. A] Nihilizmin ruhun yükseltilmiş olan kudretinin işareti olarak. Etkin nihilizm. B] Nihilizm çöküş olarak, ruhun kudretinin azalması olarak. Edilgen nihilizm."
Bu kısımda tanımladığı ile yorum yaparsak, Nietzsche'nin edilgen nihilizme karşı cephe aldığını, etkin nihilizmin ise ruhun özgürleşmesi adına zorunlu bir süreç olduğunu düşünmek hiçte yanlış olmayacaktır.
Nietzsche, felsefi yapıtlarında belirli insan türleri üzerinde durur. Bunlar "sürü", "özgür insan" ve "üst-insan"dır. Bu insan profillerinden üst-insan kavramına daha önce değinmiştik. Lakin Nietzsche'nin insan profillerini daha sonra başka bir başlıkta detaylı olarak incelemek yerinde olacaktır. Şimdilik kısaca değinmek istiyorum.
Sürü insanı, nihilistik yapı gösteren bir yaşam tarzı ile yaşar.Umudunu öte dünyaya göçürmüş, gerçek hayatı yadsımış, din adamlarının ve devlet yöneticilerin güdümünde bir hayatları vardır. Çoğunluktadırlar ve sürü psikolojisi ile hareket ederler. Aykırıya, asiye düşmandırlar. Gelenekleri ve kendi malum hayata bakış açıları dışında hiçbir görüşü kabullenmezler ve cezalandırmak isterler. Kendi düşünceleri ve yorumları yoktur. Başlarındaki çobanları ne derse kabul ederler ve uygularlar.
Özgür insan, yaşadığı toplumun geleneklerinden sıyrılmış, kendince düşünebilen, ama hala kendini bulamamış insan tipidir. Sürünün egemenliği altında yaşasa da sessiz başkaldırışları sebebiyle sürüden ayrılmıştır. Fakat sürüden ayrılabilmenin çetin zorlu yolları vardır. Zira insan, bu yollarda kendini kaybedebilir ve tuzaklara düşebilir. Sürüden ayrılan insanın ilk dönemleri "edilgen nihilistik" bir yapı gösterir. İnsan, bu dönemde araştırmaz ama sadece sorgular, düşünür. Toplumunun çarpık düşüncelerini yanlış bulur lakin içine düştüğü büyük çelişki, onu hayatı yadsımaya zorlar. Eylemsizdir çünkü, çelişkiler yumağı, beyninin her bir yanını sarmalamıştır. Fakat bu çetin yolları aşarsa, etkin nihilistik bir özellik kazanır. Artık, Nietzsche'nin deyimiyle "aslanın besinine duyduğu istek kadar" güçlü bir şekilde araştırmaya koyulur. Doğrular üretmeye çalışır. Artık Tanrı'sını öldürmüştür ve Tanrılaşabilme isteği içindedir. Tutkuyla ve çeşitli acılar içinde gerçeğini aramaya koyulur.
Üstinsan ise artık tamamen özgürleşmiş, kendinden yuvarlanan bir tekerlektir. Nietzsche'nin deyimiyle "yıldızları kendi etrafında döndürmek" istercesine hayatla oynar. Ona hükmeder. Çocuksu bir masumiyetle hayatla dans etmesini bilir ve gerçeğini bulmuştur.
Nietzsche'nin "Zerdüşt" adlı eserinin, "üç değişme üstüne" adlı bölümünde bahsini ettiği üç kavram vardır. Bunlar deve, aslan ve çocuktur. Bu bölümde devenin aslan, aslanın ise nasıl çocuğa dönüştüğünü anlatır. Bölümde bahsi geçen deve, sürüden henüz ayrılmış ve edilgen nihilistik bir yapı gösteren insan profilini simgeler. Aslan ise Tanrı'sıyla yüzleşip onu öldürmüş, gerçeği iştahla arayan insan profilini yansıtır. Çocukla kastedilen ise Üst-İnsandır.
Konuyu özetlemek gerekirse tüm bu değişim süreçlerinin temelinde yozlaşma-decadence yatar. Nihilizmin sebep olduğu bu yabancılaşma, insanı zorlu yollardan geçirerek özgürleşmesini sağlar. Sürünün hakimiyetinde erimiş olanlar ise artık sürüleşmiş ve yabancılaşmıştır.
http://www.tulumba.com/mmTULUMBA/Images/bk/zBK980572ZC360_250.jpg
Friedrich Wilhelm Nietzsche ve Sonsuz Dönüş (Bengi Dönüş) Kavramı
Nietzsche'nin bengi dönüş ve üstinsan görüşleri birbirinin tamamlayıcısı durumundadır. Nietzsche ebedi dönüş görüşü ile insanın dünyaya tekrar tekrar geleceğini savunur. Nietzsche'ye göre; "insan tüm yaşamı durmadan döndürülen bir kum saatidir". Sonsuz dönüşteki tehlike, insanın üstinsan olmak için üstesinden geldiği bütün sorunların yeniden ortaya çıkmaları ve yeniden üstesinden gelme zorunluluğudur. Üstinsana ulaşmada insanın önündeki en büyük engeli Tanrı olarak görmektedir.
Nietzsche'nin felsefesinde en ölümcül noktalardan biri "sonsuz dönüş" veya "ebedi yineleme" dediği öğretidir. Bu kavram, Nietzsche'yi hayatın sonsuz bir istekle "evet"leme, onaylama sonucuna ulaştıran bir öğretidir.
http://static.ideefixe.com/images/158/158530_2.jpg
Hayatın tekrar kere, sonsuza kez yinelenmesi durumu, üst-insanın oluşa verdiği ad, bir isimdir. Yazgıdan farklı ve çok çok daha güçlü bir olumlama şekli olan sonsuz dönüş, yani ebedi yineleme, uzayda maddenin sonlu olması ve zamanın sonsuza dek devam eden bir süreç olmasından dolayı her anın, her yaşamın, sonsuza dek tekrar tekrar yaşanmasıdır.
Nietzsche, sonsuz dönüş öğretisi için şöyle der: "En yüce gücü sağlamaya yönelik böylesine gelip geçici bir düşünce örneği: Yazgıcılık, onun da en uç şekli: Sonsuz dönüş!"
Yazgıcılığın uç şekli olarak tanımladığı bu fikir, yaratıcılığa ek bir hareket verir. Hayatı, her türlü duygu duruma ve sertliğe karşın olumlama, üstinsana giden yolda bir rehber, üstinsan için ise bir düsturdur.
Doğanın yaratıcı enerjisini üstünde toplayan insan, yaratıcılıkla, yani sanatla yeşerdiğinden dolayı, felsefe ve sanatın birbirinden ayrılmaması gerektiğini düşünen Nietzsche, en büyük yaratıcının özümsemesi gerektiği ilk şartını sonsuz dönüş olarak ortaya koyar.
Sonsuz dönüş, Nietzsche'nin eserlerinde sıkça belirttiği tanımıyla bir "Dionysos" haldir. Yani, trajik-üstinsanın bir vecd hali. Bir bakıma, var oluş zincirinin en yüksek seviyede ve topyekün onaylama halidir.
Dionysos, bir yunan tanrısıdır. Adı, antik yunan mitolojisinde şarap ve eğlence tanrısı olarak geçer. İnsanlığın şarabı keşfetmesiyle yaratıcılık duygusunun artması durumu sebebiyle, insan yaratıcılığına büyük değer atfeder.
Bu tanrı, Nietzsche gerçek anlamını bulur ve sanatın iki koruyucu ve yaratıcısı haline gelir ki öteki Apollo'dur. Dionysos; taşkınlığın, yaratıcılığın, uyumun, müziğin ve şarhoşluğun tanrısı; Apollo ise ölçünün, dengenin, biçimin ve ışığın tanrısıdır.
Apollo-Dionysos çatışma ve uzlaşmasının iç içe ve ayrılamaz şeklini, sonsuz dönüşte barındırır. Sonsuz dönüş, Nietzsche'nin "Zerdüşt" adlı eserinde, "üç değişme üstüne" de tanımladığı "çocuk"un ayrılamaz bir ilkesidir.
Her türlü acının, ızdırabın, kederin, hüznün ve buna ters olarak, çoşkunluğun, mutluluğun, sevincin iç içe ve ayrılmaz bir bütünlük oluşturduğu Dionysosvari durum, Irvin Yalom'un ünlü eseri "Nietzsche Ağladığında" adlı romanda da işlenmiş ve büyük ilgi toplamıştır.
Kurgusal bir diyalogda , gerçeğe yakın olarak şöyle demişti Nietzsche Dr. Bruer'e: "Düşünün ki var oluşun ebedi kum saati defalarca tersine, bir daha tersine çevrilip duruyor. Her seferinde siz de ben de içindeki her zerrede sürekli tersine çevriliyoruz. Zaman ezeli; zaman sonsuza dek uzanıyorsa, olabilecek her şey zaten daha önce olmuş değilmidir? Şu anda geçen her şey daha önce de aynı şekilde geçmiş değil midir? Zamanın hep var olduğunu, sonsuza dek geriye uzandığını düşünün. Böyle sonsuz bir zamanda, dünyayı oluşturan bütün olayların yeniden bir araya gelişleri, sonsuz kereler kendilerini yinelemeleri demek olmuyor mu?"
Irvin Yalom'un kurguladığı ve gerçek karakter ve mekan içeren bu ünlü diyalog, Nietzsche'nin benzersiz öğretisi olan ebedi yinelemeyi tanımlar gibidir.
http://www.slq.qld.gov.au/__data/assets/image/0012/62400/Also_sprach_Zarathustra.jpg
Nietzsche aforizmalarıyla ünlü bir filozoftur. Bazen onlarca sayfa ile anlatamadığınız bir konuyu Nietzsche bir kaç cümle ile muhteşem bir şekilde açıklamıştır.
1-) Sevdiğiniz insanları düşünüyorsunuz ama daha derine inin sonunda sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz siz bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz..!
2-) Hiç kimsenin bir şeyi sırf başka birisi için yapmadığını göreceksiniz. İnsanların bütün eylemleri kendisine yöneliktir bütün hizmetleri kendine hizmettir bütün sevgisi kendini sevmesidir..!
3-) Her güzel kadının olduğu yerde birde onu düzmekten bıkmış zavallı bir erkek vardır
4-) Benim felsefe yöntemimi belirleyen temel özellik İNANMAMAKTIR..!
5-) Benim için para çok şey ifade etmez yeter ki çalışmalarımı devam ettirmeye yetecek kadar param olsun..!
6-) KAYA GİBİ; Neysen o ol..!
7-) Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir
8-) Ölüm güç bir şeydir. Ölümün son iyiliği bir daha ölümün olmamasıdır..!
9-) Kadın sevmek demek yaşamdan nefret etmek demektir..!
10-) Ümit mi? Ümit en son kötülüktür..! Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır!
11-) Kutsal olan gerçekler değil kişinin kendi gerçeği için çıktığı arayıştır..!
12-) İnsan ölümü nasıl karşılayacağına karar vermek zorundadır..!
13-) Kimin neyi bilmek istediğini kim belirleyebilir?
14-) Sürelere özgü zevkler herkes için geçerli değildir.
15-) Benim evim valizimdir.
16-) Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?
17-) Gerçek seçim yalnızca gerçeğin ışığı altında filizlenebilir
18-) Bir erkek ancak bir erkek gibi davranarak onun içindeki kadının ortaya çıkmasına yol açar
19-) Aşık seven kişi değildir sevdiği kişinin mutlak sahibi olmaya çalışandır
20-) Kadınları suçla ve cezalandır..! Onlardan uzak dur..!
21-) Cinsel arzu aslında karşıdaki insanın zihni ve bedeni üzerinde mutlak hakimiyet kurmak için duyulan arzudan ibarettir..!
22-) Şehvet topuklarımızı kemiren bir ******dur. Ve bu ******dan bir parça et istendiğinde bir parça ruh için yalvarmayı çok iyi bilir
23-) Hırsı yenmek için daha büyük bir hırs gerekir. Pek çok kişi daha az hırsla dönen çarkın altında ezilip gitmiştir.
24-) Bütün soğuk canavarların en soğuğuna devlet denir. Soğuk soğuk yalan söyler o; ve ağzından şu yalan sürüne sürüne çıkar; "Ben devlet ulusum ben" Yalan! yaratıcılardır ulusları yaratanlar.
25-) Devlet derim ona herkesin ağı içtiği yere iyilerin ve kötülerin; devlet herkesin kendini yitirdiği yer.
26-) Derin olduğunu bilen kimse kolay anlaşılır olmaya calışır kalabalıkta derin görünmekten hoşlanan kimse ise anlasılmaz olmaya calışır. Kalabalık dibini göremediği herseyi derin sanır cünkü.
27-) Bundan sonraki yıllarda yapacağım iş iyiden iyiye belirlenmişti. Olumlayıcı kesimini bitirmiştim işimin. Sözle eylemle hayır diyen bölümüne gelmişti sıra. Bunlar da şimdiye değin sürüp gelen değerlerin yenilenmesi büyük savaş son karar gününün belirlenmesiydi. Bu arada bir de yavaş yavaş çevreme bakıyor kendime yakın gördüklerimi güçlerine dayanarak bu yok etme işinde bana yardımı dokunabilecekleri arıyordum. İşte o günden beri yazılarımın her biri bir oltadır: Kim bilir belki de olta atmakta herkesten ustayımdır?... Oltama hiç bir şey takılmamışsa suç benim değil artık. Balık yokmuş.
28-) Insanlari siddetle kendi üzerine çeken bir oyunu her zaman kendi lehine çevirmistir.
29-) Çok düsünen ve uygulamali düsünen kendi maceralarini kolayca unutur ama basindan geçenlerin çagristirdigi düsünceleri hiç unutmaz.
30-) Biri kendi düsüncesine bagli kalir; çünkü ona kendi kendine ulasmis oldugunu sanir. Öteki ise onu zahmetle ögrendigi ve onu anlamis olmakla övündügü için baglidir düsüncesine. Sonuç olarak her ikisi de kendini begenmislik.
"İradenin tatmini değildir zevkin sebebi. Tersine irade ileriye gitmek ister ve o engel olan her şeyin üstesinden gelmeye çalışır. Zevk hissi, düpedüz iradenin tatminsizliğinden kaynaklanır. Onun rakipsiz ve dirençsiz olarak yeterli doyuma ulaşamamasıdır."
Nietzsche, hayattaki eylemleri yönlendiren hissin kaynağını kudret iradesi olarak vermeye kalkmakla kalmaz. Nietzsche'ye göre her şey, kudret iradesinin nihai şekillendirişleridir. Güç istencinin yadsınamayacak bastırışıyla insan, yaşamak için veya mutluluk için değil güç için yaşamalıdır.
Hayatta amacı mutluluk ve haz olarak olarak tanımlayanları küçümser ve "ayaktakımı" olarak adlandırır.
Bu karşıt bir düşünce akımını da paylaşayım , çeşitlilik olsun :)
Hedonizm , en ustun iyiligin haz oldugunu ileri suren aristippos'un ogretisi...aristippos'a gore en ustun iyilik hazdir.bu ogretiye gore de iyi demek haz demektir.yani haz veren her sey iyi,aci veren her sey ise kotudur.aristippos'a gore her davranisin temelinde mutlu olma istegi vardir.yasamin amaci hazdir.
bilgilerimiz duygularimizla alabildigimiz kadardir,bundan oteye gecemez.gercek haz surekli olandir.surekli hazza ise ancak bilgelikle varilabilir.
epikuros'da hazciligi devam ettiren filozoflardandir ; fakat , epikuros aristippos'un bedensel hazzina karsilik ruhsal hazzi yegler.onun icin en buyuk haz dingin bir ruha sahip olmaktir.buna da ancak bilgelikle varilir,bedensel zevklerin pesinde kosarak degil.
Hedonizm Kirene okulu Sokratesin öğrencisi Aristippos'un (M.Ö. 435-355) öğretisidir. Sokratesçi okullar iyiyi aramışlardır; Aristippos'a göre iyi demek haz demektir; haz veren her şey iyi, acı veren her şey de kötüdür. Yaşamanın amacı hazdır ve insan yaşamı süresince hazza yönelmeli, acıdan kaçınmalıdır.
Hedonizm (Yunanca “hedone”: zevk), felsefede, zevkin, yaşamdaki tek ya da temel iyi olduğunu söyleyen ve ideal davranış biçimini zevkin peşinde koşmakla açıklayan öğretidir. Eski Yunan’da iki önemli hedonist kuram ortaya atılmıştır.
Kyrene Okulu takipçileri ya da egoist hedonistler, bireyin o anki kişisel isteklerinin diğer insanları düşünmeksizin karşılanmasını varlığın gerçek temeli olarak açıklayan öğretiyi desteklemişlerdir. Onlara göre bilginin kökleri, anın geçici duyumlarında saklıdır ve bu yüzden, anlık zevk düşkünlüklerini gelecekte neden olabilecekleri acıya göre sorgulayan bir ahlaki değerler sistemi oluşturmaya çalışmanın hiçbir anlamı yoktur.
Epikurosçular ya da akılcı hedonistler, egoist hedonistlerin tersine, gerçek zevkin yalnızca akılla elde edilebileceğini ileri sürmüşlerdir. Epikuros’un etik anlayışı, Aristo’nun, en yüce iyinin başka bir şeyin değil, kendi yararı için değerli görülen şey olduğu yönündeki çok bilinen görüşüne dayanır. Epikuros, mutluluğun en yüce iyi olduğu konusunda Aristo ile hemfikirdir.
Ne var ki Epikuros, mutluluğu zevkle açıklayarak Aristo’dan ayrılır. Bunun için iki neden öne sürer. Ana neden, zevkin, insanların gerçek anlamda değer verdikleri için yaptıkları tek şey olmasıdır. Başka bir deyişle, Epikuros’un etik hedonizmi, onun psikolojik hedonizmine dayanır.
Epikuros, yaptığımız her şeyi, sonuçta kendi adımıza ve zevk almak için yaptığımızı iddia eder. İçdürtüsel olarak zevk almak istedikleri ve acıdan kaçındıkları ileri sürülen bebeklerin davranışları gözlemlendiğinde, bu iddianın doğru olduğu düşünülebilir.
Epikuros, bu durumun yetişkinler için de geçerli olduğunu; ama yetişkinlerde bunun doğruluğunu görmenin daha zor olduğunu; çünkü yetişkinlerin kendilerine neyin zevk vereceği konusunda daha karmaşık inançlara sahip olduklarını düşünür.
Ama Epikurosçular, tüm aktivitelerin, hatta açıkça kişisel bir fedakarlık olan ya da yalnızca bir erdem ya da asil bir davranış olduğu için yapılan aktivitelerin bile, aslında kişinin zevk duyması için yapıldığı şeklindeki iddiayı mantıklı gösterebilmek için epey enerji harcamışlardır.
Epikuros’un deneycilik görüşüyle iyi uyuşan ikinci kanıtın, kişinin iç gözlemsel deneyimlerine dayandığı düşünülür. Kişi, ateşin sıcak olduğunu anında algılaması gibi zevkin iyi, acının ise kötü olduğunu hemen algılar. Zevkin iyiliğini ya da acının kötülüğünü göstermek için daha fazla kanıta ihtiyaç yoktur.
Epikuros, tüm zevklerin iyi, tüm acıların da kötü olmasına rağmen, zevklerin tamamının tercih edilmeye layık olmadığını ya da acıların tamamından kaçınılması gerekmediğini söyler. Bunun yerine kişi, uzun vadede çıkarına neyin uygun olacağını hesaplamalı ve eğer kısa vadede kendisine daha az zevk veren bir şeyden vazgeçmek uzun vadede daha fazla zevk sağlayacaksa, kısa vadedeki zevki bir yana bırakmalıdır.
Epikurosçular, kendini kontrol etmenin ve ihtiyatlı olmanın erdemli yanlarını vurgulamışlardır.
İki öğreti de değişmeden modern çağlara kadar pratikte varlığını korumuştur. 18. ve 19. yüzyıllarda Jeremy Bentham, James Mill ve John Stuart Mill gibi İngiliz felsefeciler, evrensel hedonizmi, daha yaygın olarak faydacılık diye bilinen öğretiyi savunmuşlardır.
Bu kurama göre, insan davranışının temel kriteri, toplumun iyiliğidir ve kişisel ahlaki davranışın yönlendirici ilkesi, en çok sayıda insanın refahını sağlayacak ve yükseltecek olana sadakattir.
Sonrasında da kendi düşüncemi paylaşayım ;
Nietzsche'nin haz ve mutluluk üzerine düşünceleri iyi irdelenmeli ve iyice anlaşılmalı bence.
Nitekim günümüz dünyası hedonizmin pençesine düşmüş durumda.Hedonizm felsefe olmaktan çıkıp dev bir ahtapot misali sektör haline gelmiştir.
Bugün eğlence sektörünü ele aldığımızda , her akşam televizyonlarda izlediğimiz şeyler aslında bize Hedonizmi özendiriyor.
Bunun sonucunda hedonizmin doruklarında bir yaşam süren genç bir nesille yüzyüze gelinmektedir. Bu da, kendisinde git gide daha yetersiz ve dar bir ontolojik alana hapsolduğu izlenimi uyanan genç nesil için, tek mühim gelişim alanının, maddi alem olduğu yanılgısına kapılamalarına neden oluyor.
Bu açıdan bakıldığında günümüzde gençlerin daha fazla benmerkezci ve narsistik bir yapıda varlıklarını sergilediklerini görüyoruz.
Hedonizmin besin kaynağını olan aşırı tüketim, aşırı cinsellik, sanal zevkler ve doyumsuzluk toplumu kuşattı.
Belli bir süre sonra bunlar da yetmez ve kişi eroin, kokain gibi daha farklı haz kaynaklarına yönelebilir... AMAN !
Kelimeleri iyi kullanabilen,hitabet sanatından anlayan,boş kafalara rahatça yerleşebilen bu ahtopattan kendimizi ve ailemizi uzak tutmak istiyorsak okuyalım ve düşünmeyi öğrenip öğretelim.Bu ahtapot ancak düşünemeyenleri etkisinde tutabilir ))
Saygılar
Powered by vBulletin® Version 4.1.12 Copyright © 2012 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.
SEO by
vBSEO 3.6.0