PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ANNELERE 12 MADDEDE DİSİPLİN SAĞLAMA SUÇU



SiNaN32
02-04-2009, 16:25
ANNELERE 12 MADDEDE DİSİPLİN SAĞLAMA SUÇU

Evde düzenin ve yapılan işlerin korunmasının kadının en önemli sorunlarından biri olduğuna dikkat çeken Psikolog Ramazan Boyacı annelere çocuklarına karşı uygulabilecekleri 'disiplin' tüyoları verdi. İşte annelerin imdadına yetişecek kurallar...


1-Çocuğunuzun dünyasına girin, onu dinleyin. Onun duygularını keşfetmeye çalışın. Onların zihin yapıları, merakları ve ruh dünyaları yetişkinlerden farklıdır. Bu yüzden 'Bu konuda sen ne düşünüyorsun?' gibi sorular sorarak onların duygu ve düşünce dünyalarını öğrenmeğe çalışın.

2-Hoş görülü ve kararlı olun. Hoş görülülük çocuğunuzun kendisini daha iyi hissetmesine ve sınırlarını öğrenmesine ve işbirliği ruhuna sahip olmasına neden olur.

3-Neden soruları yerine, ne, nasıl sorularını sorun "Bunu neden yaptın?", " Neden sinirlisin?" v.b. sorular çocuklara yargılayıcı ve tehdit edici gelebilir. Bunun yerine "Ne oldu ?, Nasıl oldu ?" gibi sorular sorarak onların duygu ve düşüncelerini öğrenerek, kendi çözüm yollarını üretmelerine, düşünce güçlerini geliştirmelerine yardımcı olun.

4- Çocuğunuzu dinleyin. Birtakım yorumlar yapmadan, neler hissettiğini dinleyerek, çocuğunuza bazı duygulara sahip olmasının son derece doğal olduğunu gösterin. Çocuğunuzun kelimeleri arasındaki duygularına kulak verin.

5- Tutarlı olun Aile olarak kendinize özgü, açık olarak belirlenmiş, süreklilik gösteren kuralları belirleyin.Tutarlı olduğunuz zaman çocuğunuz şaşırmayacak ve olumlu davranışlar sergileyecektir. Farklı zamanlarda farklı kararlar alıyorsanız ve bu kararlarınızın mantıklı ve tutarlı bir sebebi varsa onu açıklayın ki çocuğunuz sözlerinizde tutarsızlık görmesin. Örneğin; Yarım saat önce pencereyi kapatmasını söylediniz; ama şimdi aç diyorsanız bunun mantıklı nedenini de belirmelisiniz.

6- Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın. Her çocuk ayrı bir dünyaya sahiptir. Ayrı ayrı yetenekleri ayrı ayrı zekaları ve ayrı ayrı ruh yapıları vardır. Bu yüzden başka insanlarla olumsuz bir şekilde kıyaslanmak bırakın çocukları büyük insanları bile üzer.

7-Sorun meydana getiren davranışların kaynağını bulun sorun meydana getiren davranışların kaynağı bilinirse; sorunların çözümü daha kolaylaşacaktır. Yanlış çözüm yolları problemin çözümünü kolaylaştırmayacağı gibi problemi büyütebilir ve daha başka sorunların ortaya çıkmasına sebep olabilir.

8-Hatalarını yüzüne vurmak yerine onlara yakınlık gösterin.

9-Karşılıksız sevin ve sevginizi hal ve hareketlerinizle gösterdiğiniz gibi dilinizle de söyleyin.

10- Çocuklarınızı evinizdeki problemlerde çözüm üretme sürecine katılmalarını sağlayın.

11-Çocuğunuza özel olduğunu gösterin.

12-Gerektiğinde hayır demesini bilin.

SiNaN32
02-04-2009, 16:28
ZITLAŞMAYIN KONUŞUN

*Ergenlik dönemindeki bir genç, ders çalışmayı bıraktıysa ve dersleri asıyorsa ne yapılabilir?

Bedensel ve zihinsel gelişim çizgisi doğrusal bir grafik oluşturmaz. Bazen gelişimde duraklamalar ve gerilemeler olur. Aşağı yukarı her öğrenci, öğrencilik yaşamının bir bölümünde dersleri asmıştır. Derslerine daha önce verdiği önemi vermeyi azaltmıştır. Bu durumu çok normal karşılamak gerekir. Çünkü ergenlik döneminde ilgiler değişir. Arkadaşların ilgisini çekme ve otorite ile zıtlaşma gibi konular; gencin kafasını kurcalar. Bu sorunları konuşmak için çocuğunuzla bir toplantı yapabilirsiniz. Bu durumun nedenlerini onunla paylaşmaya çalışın. Konuşmaya çok istekli olmasa da, ona yardım etmek için hazır olduğunuzu, istediğinde destek alabileceğini bilmesini sağlayın. Bu durum uzun sürüyorsa, bir uzmandan yardım almak uygun olabilir.

Cezayı şiddete dönüştürmeyin!

* Çocuğa ceza verilmeli mi, yoksa verilmemeli mi?

Toplumsal yaşamda kuralların yerleşmesi için ödül ve ceza sistemlerinden yararlanılır. Bunlar, aile içinde de kullanılabilir. Burada hassas nokta; ödülün rüşvete, cezanın şiddete dönmemesidir. Ceza, sevilen bir aktivitenin kısıtlanması şeklinde uygulanabilir. Etkinliği için de istenmeyen davranıştan hemen sonra verilmesi gerekir.

SiNaN32
02-04-2009, 16:29
ÇOCUKLARINIZI BOŞ YERE AZARLAMAYIN

Çocuklarınızı boş yere azarlamayın, çünkü hatalardan ders çıkarmak ancak 12 yaşından sonra mümkün.

Sekiz yaşındaki çocukların öğrenme stratejileri 12 yaşındakilerden ve erişkinlerden çarpıcı biçimde farklılık gösteriyor. Sekiz yaşındakiler öncelikle pozitif geri bildirimden ("Aferin") bir şeyler öğrenirken, negatif geribildirim ("yine mi yanlış yaptın") nadiren tehlike çanlarını çaldırıyor.

On iki yaşındakiler negatif geribildirimi işlemede ve hatalardan ders çıkarmada daha başarılılar. Erişkinlerse bunu daha etkin bir biçimde yapıyorlar.

fMRG tekniğini kullanan, Leiden Brain and Cognition Lab'den, gelişim psikoloğu Dr. Eveline Crone ve meslektaşları sekiz yaşındakilerin negatif geribildirime oldukça hatalı tepkiler verdiklerini saptadılar. Bu farklılık özellikle bilişsel kontrolden sorumlu, serebral korteksteki beyin bölgelerinde gözlenebiliyor.

Sekiz, dokuz yaşındaki çocuklarda, bu beyin bölgeleri pozitif geribildirime güçlü bir biçimde tepki verirken, negatif geribildirimlere nadiren yanıt veriyorlar. Fakat 12, 13 yaşlarındaki çocuklarda ve erişkinlerde ise bunun zıttı geçerli. Onlarda beyindeki "kontrol merkezleri" en fazla negatif geribildirimden aktive olurken, pozitif geribildirimden çok daha az aktive oluyor.

Crone ve meslektaşları MRG tekniğini kullanarak, 8-9 yaşlarındaki çocuklar, 11-12 yaşlarındaki çocuklar ve 18-25 yaşlarındaki erişkinler olmak üzere, üç farklı yaş grubunu karşılaştırdılar. Genelde çocuklar ve erişkinler mukayese edildiği için, bu üç çeşit sınıflandırma daha önce hiç yapılmamıştı.

Crone alınan fMRG sonuçlarını çocuk gelişimine ilişkin mevcut literatürle karşılaştırdı. "Literatüre baktığımızda, küçük çocukların ödüle cezadan daha iyi yanıt verdikleri görülüyor. Bunun nasıl olduğunu tasavvur etmek zor değil. Bir şeyi iyi yapmama bilgisi iyi yapmış olma bilgisinden daha çapraşık. Eskisi gibi devam etmek yerine, hatalardan ders çıkarabilme daha karmaşık bir süreç içeriyor. Kendinize tam olarak neyin yanlış gittiğini ve bunun nasıl mümkün olabildiğini sorabilmeniz gerek."

Sekiz ile on iki yaşındakiler arasındaki bu fark edinilen deneyimin bir sonucu mu yoksa beyin gelişimiyle mi ilişkili? Bunun yanıtını henüz kimse bilmiyor. Crone'a göre bu tarz bir beyin araştırması sadece on yıldır mümkün. Ve yanıtlanması gereken çok fazla soru var. Fakat muhtemelen bu durum beynin olgunlaşması ve deneyimin de işin içine katılmasıyla ilişkili.

Ayrıca pozitif geribildirime güçlü bir şekilde yanıt veren bir beyin bölgesi de söz konusu: Serebral korteksin hemen dışında bulunan bazal gangliyon. Bu beyin bölgesinin etkinliği hiç değişmiyor. Tüm yaş gruplarında aktif olmayı sürdürüyor.

SiNaN32
02-04-2009, 16:32
EBEVEYNLER DİKKAT!

cep telefonlarını çocuğunuzdan uzak tutun. Nedeni bu araştımada saklı!


Bilim adamları, cep telefonlarının çocuklarda beyin kanseri riskini yükseltebildiğini ortaya koydu. İsveç'te bulunan Orebro Üniversitesi Hastanesi tarafından yapılan araştırmaya göre cep telefonlarının yaydığı radyasyon, çocuklarda beyin kanserine yakalanma tehlikesini 5 kat artırıyor. Çocuklar yetişkinlere oranla cep telefonlarından çok daha fazla zarar görüyor çünkü onların beyni ve sinir sistemleri, 20 yaşına gelene kadar gelişmeye devam ediyor, kafa boyutları henüz çok küçük ve kafatası kemikleri yetişkinlere oranla daha ince oluyor. Uzmanlar, ebeveynlere çocuklarına en azından 12 yaşına gelene kadar onların cep telefonu kullanmasına izin vermemelerini tavsiye ediyor. Çalışmanın diğer sonuçlarına göre evinde telsiz telefon bulunan çocuklarda bu hastalığa yakalanma olasılığı 4 kat artabiliyor. 20 yaşından sonra cep telefonu kullanmaya başlayanlarda beyin kanserine yakalanma riskiyse yüzde 50'lerde. Cep telefonundan yayılan radyasyonun etkilerinin yıllar sonra ortaya çıkacağına dikkat çeken bilim adamları, günümüz gençliğinin gelecekte "beyin kanseri salgını" tehlikesiyle karşı karşıya olabileceği uyarısında bulundu.

SiNaN32
02-04-2009, 16:33
Paylaşımda 8 yaş önemli!

Çocuklarda paylaşma duygusunun 8 yaşına doğru gelişmeye başladığı ortaya çıktı.


İsviçre'nin Zürih Üniversitesi'nden Ernst Fehr ve ekibi, 3-8 yaşındaki 229 çocuğun davranışlarını inceledi.

Araştırma sonunda "bencilliğin" 3-4 yaşındakilerde daha ağır bastığı, 8 yaşına doğru çocukların "arkadaşlarını düşünmeye" ve paylaşmaya meyilli olmaya başladıkları görüldü.

İkili gruplara ayrılan çocuklara, verilen şekerlemeleri "bir bana, sana yok" ya da "bir sana, bir bana" şeklinde arkadaşlarına paylaştırma seçenekleri sunuldu.

3-4 yaşındaki çocukların çoğunun arkadaşlarına şeker vermediği, 7-8 yaşındakilerinse "eşitlikten yana olduğu ve arkadaşlarının iyiliğini düşündüğü" görüldü.

Araştırmada, paylaşmadan yana olan çocukların sınıf ya da okul arkadaşlarıyla şekerlemeleri daha çok paylaştıkları, başka gruptan çocuklarla paylaşmaya pek yanaşmadıkları da gözlendi.

Araştırmacılar paylaşma konusundaki bu davranış değişikliğinin sadece sosyal şartlanmayla değil, gelişme sürecinde de edinildiğini, bunun genlere bağlı olabileceğini belirttiler.

Araştırmanın ilginç noktalarından biri ise çocukların büyüdükçe daha cömert olmalarının yanı sıra birşeyin adil olup olmadığına ilişkin sezilerinin de gelişmesi oldu. Bu gelişmenin başka türlerde görülmediğini vurgulayan bilim adamları, hayvanların aksine, toplumların, birbirinden genetik olarak farklı gruplardaki ayrıntılı iş bölümü ve işbirliğine dayalı olduğunu belirttiler. Araştırma İngiliz Nature dergisinde yayımlandı.

SiNaN32
02-04-2009, 16:35
ANNELER BABALARDAN DAHA ÇOK DÖVÜYOR


Üniversite öğrencileri arasında yapılan araştırmaya göre, her iki gençten biri aile içinde bedensel ceza alıyor.

Araştırmadan çıkan ilginç sonuçlardan biri, çocuklarına, annelerin babalardan daha çok bedensel ceza vermeleri... Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Asude Bilgin'in, 'Aile İçi Bedensel Cezaya İlişkin Bir Çalışma' başlıklı araştırması, dayakla ilgili çarpıcı veriler ortaya koydu. Araştırmaya, Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nden 170 kız, 219 erkek olmak üzere 389 öğrenci katıldı. 18-22 yaş arasındaki öğrencilerin yüzde 53,2'si bedensel ceza aldığını, yüzde 46,8'i ise almadığını söyledi. Ceza alanların yüzde 33,4'ü annelerinden, yüzde 24,6'sı babalarından bedensel ceza aldığını belirtirken, hem annesi hem de babasından ceza alanların oranı yüzde 3,6. En çok ceza alınan dönem ise 6-10 yaş arası.

SiNaN32
02-04-2009, 16:37
KONTROLLÜ HARÇLIK ÖZGÜVENİ ARTIRIYOR


Birçok aile, çocukları okula başladıktan sonra 'harçlık' problemiyle karşı karşıya gelir. Anne ve babalar, çocuklarına harçlık verip vermeyecekleri, vereceklerse ne zaman ve miktarın ne kadar olacağı konusunda kararsızlık yaşar.


Harçlığın, çocuğun büyümesi ve sorumluluk üstlenmesine yardımcı olduğuna dikkat çeken uzmanlara göre kontrollü verilen para, özgüveni artırıyor, karar verme gücünü geliştiriyor.

Çocuğa verilecek harçlığın ailelerin ekonomik durumuna göre uygulanacak kişisel bir karar olduğunu belirten Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Müge Yılmaz, "Çocuklara kontrollü harçlık vermek onun büyümesine, özerk olmasına yardımcı olur." dedi. Harçlığın çocukta özgüveni artırdığını vurgulayan Yılmaz, harçlıkların, çocukların tasarruf etmesini ve paranın değerini anlamasına da yardımcı olduğunu kaydetti. Harçlık miktarının iyi ayarlanması gerektiğini söyleyen psikolojik danışmanlık hocası, "Çocuklar bu yolla paranın ne kadarı ile ne alınabileceğini, paralarını biriktirerek tasarruf yapabileceklerini öğrenir. Sorumluluk duyguları da gelişir." diye konuştu. Çocuğa ihtiyacından fazla para verilmemesini öneren Yılmaz, verilen paranın aşırı şekilde denetlenmesinin de yanlış olabileceğini belirtti. "8, 9 ve 10 yaşındaki çocuklara günlük, 11 ve 12 yaşındaki çocuklara ise haftalık harçlık verilmeli." diyen Müge Yılmaz, "Aldığı parayla çocuk hesaplamalar, planlar yaparak, kendi parasını yönetmeyi öğrenecek. Aynı zamanda karar verme gücünü geliştirme imkanı bulacak." şeklinde konuştu.

Adyg
18-04-2009, 14:44
be doktor amca iyi hoş güzelde bunu aklı selim olan her insan düşünür yapar zaten.Benim psikologları sevmememin sebeplerinden birisi de budur.Zaten hasta olmayan bir insan kötülük etmez.Peki kötülük eden hastaların(anne babaların) problemleri nasil çözülüyor ? bir iki ilaç olmadı iki üç seans.ne oldu yani bunlarla bu problemler çözülür mü ? imkansız . . . Bu dev bir ticari sektör.Psikolojiyi ticari amaçla kullanıyorlar.Tüm sorunların , tüm mantıksız davranış,düşüncelerin sebepleri kökten kaldırılmadığı sürece hasta iyileşmez.psikologların uyguladıkları sadece önleyici önlemler.kaldırıcı tedaviler değil.tıp bölümünde okuyan öğrencilere de hep önleyici yöntemleri öğretiyorlar.

ben hep şu örneği veririm buraya da yazayım.bir adam içeri girer ve karısına bir tokat atar , kadın oturduğu sandalyeden yere yuvarlanır.adam sandalyeyi duvara fırlatır sandalye kırılır.kadını yerde tartaklamaya başlar ve bu esnada ona küfür eder.bu durumdayken(şok durumu) insanın tepkisel zihni beynin dolayısıyla beyne bağlı tüm organların yönetimini ele alır.tepkisel zihnin kendisine has gizli bilgi bankası vardır.duyu organlarından elde ettiği bilgileri gizli bankasına saklar ve kimsenin bunlara bakmasına izin vermez.matematik çözümleme gücü çok zayıfır.2+2'yi toplayamaz.iyi yanı ise , olaylara tepki verir.bu kimi zaman ölümcül sonuçlara yol açar kimi zaman da hayat kurtarır.olaylara göre değişkenlik gösterir.mesela yolun ortasında üzerimize hızla gelen bir arabayı farkettiğimizde şok anına gireriz.o zaman tepkisel zihin devreye girer.

tekrar baştaki örneğe dönersek , kadın tartaklanırken duyu organları %100 çalışır.Kulaklarında problem bile olsa,gözleri miyop bile olsa çok iyi duyar ve çok iyi görür.En ufak bir sesi bile ayırt edebilir ve bunu kaydeder.Kadın dayak tartaklanırken , yoldan geçen tırın lastik sesi , mutfakaki musluktan damlayan su sesi , alt katta ki bebek ağlama sesi , yan komşunun patetes kızartması yemeğinin kokusu v.s. v.s. tüm dokunma,koku ve görsel şeyler tepkisel zihin bankasına kaydedilir.Kadın belki de bu seslerin ve kokuların farkında bile değildir hatta olaydan sonra öyle bir ses duyduğunu sorsanız , öyle birşey duymadım bile diyebilir.

Adam karısını tartakladıktan sonra çıkar gider ve kadın belli bir süre sonra şoktan çıkar.Diyelim ki bu kadının 4 yıl sonra kocasından bir bebeği oldu.bebeği de henüz 1 yaşına basmışken ve onu emzirirken yoldan bir tır geçiyor.Tırın lastik sesi , 4 yıl önceki tırın lastik sesiyle eşleşirse , beyin bu verinin 4 yıl önce kaydedilmiş bir veriyle eşleştiğini ancak o veriyle ilgili bilgilere ulaşılamadığını görür.Çünkü tepkisel zihnin kendine has bir bilgi bankası vardır ve verilerini asla paylaşmaz.

Dolayısıyla kadın bu sesten ötürü , tekrar 4 yıl öncesinde ki olaya geri döner.Yani kocasından dayak yediği o ana.Tekrar şoka girer(seviyesi daha düşüktür).Ve gene tepkisel zihin ortaya çıkar ve düşünce bozukluğu(engram) şunu emreder , kocan seni o zaman dövmüştü ve o güçlüydü!o halde sende döv sende güçlü ol!

Kadın bebeğini dövmeye başlar ve belki de farkında olmadan , 4 yıl öncesinde kocasının ona ettiği küfürleri bebeğine eder.

Bu çok karışık bir konu aslında,ben bunu bir psikolog arkadaşımla paylaştığımda şaşırıp kalmıştı.Çünkü onlara böylesine derinleme bir eğitim verilmiyor.

Tamam bu yukarıda yazılanlar iyi hoş ve çok basit olayları önleyici bir takım uyarılar.Peki bu durumda olan bir kadına , bir ilaç yada birkaç basit seans yeterli olur mu ?

Tepkisel zihin bankalarımız o kadar dolu ki , onları silmediğimiz sürece neden yaptığımızı dahi bilmeden saçmalamaya devam edeceğiz.Bu sadece bir olayın çok basit bir kaynağıydı.Yanlış anlaşılmasın tüm mantıksız davranışların kökeni de bu değildir.Bilinen birdünya bilinmeyen birdünya şey var.'Dolayısıyla hepimiz hasta adayıyız'.Bu sadece bir örnekti.İnsanların karşılaştıkları çok garip çok değişik olaylar var.Bunların etkilerini düşünürseniz , üstelik bir hastalık gibi bu olumsuz davranışların diğer kişiler üzerine de bulaştığını da göz önüne alırsak , bugünki psikolog mantığının cepleri doldurma , ticari çıkar amacı olarak değerlendirebiliriz.

Tabi ki bu bilgiler sallamasyon değil tamamen bilimsel deneylerle kanıtlanmış şeyler.Ama bazen doğrular kurulmuş sistemler üzerine gelemiyor.

psikologlar üzerlerine alınmasınlar , onlara bu uyduruk sistemi empoze edenler alınıp utansınlar.

Adyg
18-04-2009, 14:58
konuyla ilgili gene benim bir tavsiyem olsun.bu tavsiyelerimi de çok talihsiz bir örnekle açıklayacağım.

22 yaşında ki bir kız o güne kadar görülmemiş bir deri hastalığına yakalanmıştı.Tüm bölümden doktorlar hastayı inceledi ancak hastalığın teşhisi dahi yapilamadi.Nedense en son psikolojik bir sorun olabileceği düşünüldü ve incelendiğinde , bir dram ortaya çıktı.

Yasak ilişki sonucu dünyaya gelen bu kız , henüz anne karnındayken kötü bir olaya şahitlik eder.Annesi uzun süre görüşemediği kocasının yanına gidip karnını gösterip hamile olduğunu söyler.Kızın babası çok sinirlenir kadının karnını tekmeler küfür eder.O çocuk benim değil senin çocuğun der.Çocuğa ve anneye büyük hakaretler eder , şiddet uygular.

22 yaşında ki kızın beyninde ki bilmediği bu acı kaynağı silindiği zaman vücutta tepki vermiş hastalık ortadan kalkmış.

Düşünebiliyor musunuz bilmediğiniz ancak başınızdan geçmiş talihsiz bir olay nelere sebebiyet veriyor.

demek istediğim şu , süresini bilmiyorum ancak belli bir süreden sonra bebek anne karnındayken , sesleri duymaya başlar ve kayıt tutmaya başlar.annesiyle iletişim kurar ve tepki verir.

Dolayısıyla hamile kadınların yanında hertürlü olumsuz davranışın engellenmesi gerekiyor.Hamile kadına çok iyi davranılması , olabildiğince mutlu , huzurlu ve rahat olması çok önemlidir.Ne kadar sevgi dolu ve pozitif olunursa , insan o kadar sağlıklı olur.Bu anne karnından ölüm döşeğine kadar geçerli ve kanıtlanmış bir gerçektir.Sevginin iyileştirici bir gücü var.olumsuzluğun ve kötülüğün yok edici , sona yaklaştırıcı bir gücü var.

O halde bebek sağlığını düşünenler varsa buna çok dikkat etsinler.Hamile kadınlar sigara içmesin ve alkol tüketmesin.Bunların bildiğimiz ve bilmediğimiz birçok zararı var.