PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Erdem beyazıt şiirleri



yaziklar_olsun
02-03-2009, 21:57
http://img10.imageshack.us/img10/1583/adszukz.png (http://img10.imageshack.us/my.php?image=adszukz.png)
Erdem BEYAZIT

1939’da Maraş’ta doğdu. İlkokul ve Lise öğrenimini Kahramanmaraş’ta tamamladı. Yüksek öğrenimine 1959 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde başladı. Geçim zorluğu yüzünden 1961’de öğrenimini devam mecburiyeti olmayan Ankara Hukuk Fakültesine naklederek askere gitti. Askerlik dönüşü fakülte değiştirerek yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi DTCF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde tamamladı. Edebiyat öğretmenliği, kütüphane müdürlüğü yaptı. İstanbul Türk Musikîsi Devlet Konservatuarı’nın kuruluşu sırasında genel sekreter olarak çalıştı. Daha sonra, Sanayi Bakanlığı İnsan Gücü Eğitim Dairesi Başkan Yardımcısı iken bu görevinden istifa suretiyle ayrılarak Akabe Yayınları’nın ve Mavera dergisinin yönetimini üstlendi. 1984’te Akabe A.Ş.’nin İstanbul’a taşınması kararı ile bu görevini devrederek yeniden memurluğa döndü. DPT’de sözleşmeli personel olarak çalışırken, 1987 Milletvekili seçimlerinde Anavatan Partisi’nden aday oldu. Kahramanmaraş’tan milletvekili seçildi. TBMM’nin 18. Dönem çalışmaları süresince Milli Eğitim ve Çevre Komisyonlarında görev aldı. 1991 seçimlerinde adaylığını koymadı, İstanbul’a yerleşti. Evli ve dört çocuk babasıdır. Tok, kavgacı, destana yatkın bir üslûpta söylenmiş olan şiirlerinde ayrıca ince duyarlılıklar işlenmiştir. İslâmî ton bir “leit-motiv” halinde bütün şiirlerine yayılmıştır.
Eserleri: Sebeb Ey İlk şiir kitabı 1972’de Edebiyat Dergisi Yayınları, Risaleler son şiirleri adı altında Akabe Yayınları arasında 1987 yılında çıktı, Şiirler (Sebep Ey ve Risaleler iki kitap bir arada) İz Yayıncılık tarafından 1992 yılında basıldı, İpek Yolundan Afganistan’a:1981’de İran, Pakistan, Afganistan ve Hindistan’ı içeren iki aylık gezi ile ilgili izlenimlerini kitaplaştırdı, Gelecek Zaman Risalesi - 1998 İz Yayınları. Şiirler

yaziklar_olsun
02-03-2009, 21:59
ARA ÇAĞRI



Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım

Her gelişin bir taze haberdi, unutmadım

Aşktı alıp verilen, altın bir vakitti yaşadığımız

Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki, unutmadım

Can oynardı evlerde, yollarda, meydanlarda

Can alınıp can verilirdi, hiç unutmadım

Sen uyurdun, uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi

Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki, unutmadım

Ah sevgili! hayat görünürdü kapından bir çırpınış yüreklerimizde

Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde, unutmadım

Toprağa düşen tohum, onda gizlenen renk, şekil, koku

Senin için biçimlenirdi, renklenirdi, kokardı senin için, unutmadım

Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri

İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah, unutmadım

O dirildi, o dirildi diye birden çalkalanan sokaklar

Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı, hiç unutmadım

Ey aşk, ey dirilik soluğu, ey evrenin hareket kaynağı,

Nasıl unuturum, nasıl unuturum, hiç unutmadım!..

yaziklar_olsun
02-03-2009, 21:59
ARAMAK



Ey hep bir kelime arayan kalbim

Sonra arayan tekrar arayan kalbim

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:00
AŞK RİSALESİ



Dirilmek yeniden

Yerin uyanması gibi kımıldaması gibi toprağın

Bulutları yarması gibi gün ışığının

Yağmurun ansızın boşanması

Binlerce kuşun bir anda parlaması havalanması

Erimesi gibi karların ve buzulların

Patlaması gibi dal uçlarında tomurcukların



Dirilmek yeniden

Yüzyıl süren bir berzahtan geçmişiz gibi

Kandan kinden öfkeden

Üstümüze bir sağnak boşanmış gibi

Sürekli lekelendiğimiz çözülmeye terkedildiğimiz

Bir bataktan çıkar gibi.



Yürürken otururken yatarken

Hep çürümek durumunda kalmış

Duyduklarımızdan dolayı kulaklarımız

Gördüklerimizden ötürü gözlerimiz

Dokunduklarımız için ellerimiz.



Belli bir bozgun yaşamışız

Her şeye ölüm dadanmış sanki

Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar

Erkekler ki savaşmayı tümden unutmuşlar

Çocuklar zaten hiç çocuk olmuyorlar

Çocukluk kalkmış dünyadan gibi

Her çocuk antik çağ filozoflarından bir kalıntı sanki.



Aşkın son saltanatını yaşamak içinmi ey kalbim

Ruhun serüvenine bir kale olmak için mi?

Bu başkaldırma kanatlanma.



Durmadan geçiyordu o zamanlar

Üstümüzden tanklar toplar binler tonluk arabalar

Boğuk bir ses madeni bir böğürme

Bir metropol devinin içimiz titreten iniltisi

Ta uzaklarda şehirlerin üstünde kımıldayan

Bir korkunun yüreğimizde biriken tedirginliği

Bir sam yeli gibi bedenimizi yüzümüzü saçlarımızı

Yalayarak

Çekiyordu bizi ve herkesi.



Ama sen uzaklardaydın ey kalbim

Uzaklardaydın, sevdiğim uzaklardaydı

Ayın ve yıldızların çağlayarak

Berrak şelaleler yaparak

Coşku içinde aktığı

Bir yerlerdeydi.



Hani bir gün bir çobana rastlamıştık

Kavalıyla bir sümbülü emziriyordu

Adı ferhat mıydı neydi

Koyunların kurtların böceklerin ve çiçeklerin

Sadakatten mest oldukları

Her birinin gözlerinde

Kaybolur gibi kayar gibi

Dalıp gittiğimiz o saadet evreni

Kayaların yüzlerinden okuduğumuz o ebedi bilinç

Bizi çekip almıştı kılcal damarlarımızdan.



Yaslan göğsüme sevdiğim

Benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir

Pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir toprak gibidir

Sen ki bulut gibisin

Ay gibisin güneş gibisin bazan.



Usul usul inen

Yağmur tıpırtılarını

Dinler gibi

Dalıp gitmiştik

Sen konuşuyordun

İpil ipil yağan bir yağmur gibi konuşuyordun

Onlar ki konuklarımızdı

Adları Keremdi Yusuftu Kaystı

Hepsi de ezelden tanıdıktı dosttu.



( Ara Çağrı )

Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım

Her gelişin bir taze haberdi unutmadım



Aşktı alıp verilen altın bir vakitti yaşadığımız

Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki

unutmadım



Can oynanırdı evlerde yollarda meydanlarda

Can alınıp can verilirdi hiç unutmadım



Sen uyurdun uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi

Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki unutmadım



Ah sevgili ! Hayat görünürdü kapından, bir çırpınış

yüreklerimizde

Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde

unutmadım



Toprağa düşen tohum onda gizlenen renk şekil koku

Senin için biçimlenirdi renklenirdi kokardı senin için

unutmadım



Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri

İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah

unutmadım



O dirildi O dirildi diye birden çalkalanan sokaklar

Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı hiç unutmadım

Ey aşk ey dirilik soluğu ey evrenin hareket kaynağı

Nasıl unuturum nasıl unuturum hiç unutmadım.



Haydi gel sevgilim

Uzanalım toprağın altına

Çiçekler mayalansın göğsümüzde

Bu akıp giden bu kör gidip yol giden

Kalabalıkları bu insanları

Ezen çiçekleri, bir kere bile farkına varmayan

Dökülen bu yıldızları yağmur birikintilerine

Çiğneyerek geçen bu adamları ve kadınları

Uyarmak için bir an durdurmak için

Bu bizi terkeden, bacaları öksüz ve boynu bükük

İçimizde sonsuzluk kavislerinden izlerini taşıdığımız

Ama şimdi kendimizi zorlasak da

anımsayamadığımız tasarlayamadığımız o kırlangıçları

Ah tekrar dönülebilir mi? yaşayabilirmiyiz ?

Uzansak yerin altına ve toprak olsak.



Haydi gel sevgilim

Bir daha deneyelim

Bir kere daha kesmek için yolunu kalabalıkların

Yüreğimizden gönlümüzün derinliğinden

Vermek hep vermek için

Çünkü dağıttıkça çoğalır bizim zenginliğimiz

Aşkın bir adı da berekettir

En iyi anlatandır o

Hirada bir mağarada

Gözden döküleni

Gönülden geçeni.



Ah hep o kelimeyi bulmak için bütün bu

Çabalarım

Seni çağıracak olan.



Nasıl da unuttuk

Oysa daha anar anmaz adını

Ansızın patlayan bahara bir pencere açmışız gibi

Kış ortasında çıkıveren güneş gibi

Birden sıyrılıverip bulutlardan

Üryan görülen can gibi

Doldururdun içimizi

Ve eviçlerimizi.



Ah oruçlu bir ağustos vaktinde

Bir kayanın dibinden kaynayan

Soğuk ve berrak sulara

Uzanıp kana kana

Avuç avuç alıp

Yüzümüzde içimizde

Duyduğumuz

Gibi

Aşk.



Ah bir yalnızlık vaktinde

Herkesle birlikte olduğumuz

Gene de yalnız olduğumuz

Bir parkta

Ta uzaklardan gelir gibi

Bir tamburdan bir ezginin

Bizi bizden ve herşeyden

Alıp götürdüğü gibi

Aşk.



Haydi gel sevgilim gene arayalım

Makam-ı İbrahimde rastlanan ayak izlerini

Dedesinin elinden tutup Kubays dağına götürdüğü

Yüzüsuyu hürmetine yağmur istediği

Yeryüzünün bereketlenip çiçeklerle bezendiği

Develerin coşarak çöllerde

Ayak sesleriyle şiirler bestelediği

O vakitleri.



Haydi gel bir daha bir daha

Arayalım

Herkesin ve herşeyin uykuya vardığı

Bir vakitte

Gürül gürül

Bardaktan boşanır gibi

Yeryüzünü ve gökyüzünü

Dünyanın bu yüzünü ve öbür yüzünü

Geceyi ve gündüzü

Dolduran

Yüreğimizi kuşatan

O kitaptan

Okunanı.



Yaşamak, avını gözleyen

Sessiz gergin

Soluk soluğa

Bir atmaca

Sağ elimin

Parmakları ucunda.



Ve ölüm

Bir güvercin

Beyaz

Süzülen masmavi gökten

Berrak sulara.



Bir yıldız kayıyor kayıyor kayıyor

Bir dal uzuyor uzuyor

Bir gül kanıyor bir seher vaktinde

Yanıyor bir ateş için için

İçimde içimin de içinde

Bir ezgi dönüyor dönüyor dönüyor

Bir ney eriyor dudaklarımda



Aşkın bir adı da yorulmamaktır.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:01
BİRAZDAN GÜN DOĞACAK



'Nuri Pakdil'e'

Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı

Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında direnen insanlığın

Saçlarınız ızdırap denizinde bir tutam başak

Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana

O inanmışlar çağının.



Zaman akar yer direnir gökyüzü kanat gerer

Siz ölümsüz çiçeği taşırsınız göğsünüzde

Karanlığın ormanında iman güneşidir gözünüz

Soluğunuz umutsuz ceylanların gözyaşına sünger.



Gün doğar rüzgar eser bulut dolanır

Rahmet şarkısı söyler yağmurlar

Alnınız en soylu isyandır demir külçelere

Gürültü susar ses donar sevgi tohumu patlar

Sessiz bir bombadır konuşur derinlerde.



Ey bizim sabır yüklü toprağımızın kutsal ağacı

Sen bize hayatsın umutsun mezarlar kadar derin

Bizi tutan bir şey varsa dirilten o sensin

Üzerinde uyuduğumuz yavru kuşların tüy renkli sıcaklığı.

Ey damarlarımızda donan buz yüzlü heykeller beldesinden

Yıkıntılar sonrası sığındığım şefkat anası

Ey dağları yerinden oynatan ses ey mermeri toz eden rüzgar

Ey alemi donatan ışık toprağa can veren el.



Gün olur toprak uyanır uyanır böcekler

Sarı bozkır titrer çıplak dağlar yeşerir gök yıkanır kirli

dumanlardan

Su coşar deniz kabarır canlanır ölü şehirler

Yemyeşil bir rüzgar eser yıldızlar arasından.



Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü

Çatlayacak yalanın çelik kabuğu

Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:02
BİR GEZGİN ADAM



Bir adam belki de en çok bir rüzgardır şimdi

Şişli yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgar

Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor

Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor

Başlıyor içinde sonsuz susuzluk

Avuçlarının içi terliyor.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:03
BİR PORTRE

Aziz kardeşim Yusuf Erzincani'nin anısına

Engin sakin berrak bir denize

Uçsuz bir kumsaldan ağır ağır

Nasıl yürürse insan

sokrates öyle yürüdü ölüme.



Tilmizleri (talebeleri) ağlaşırken

O vasiyet ediyordu

--- Asklepyos'a bir horoz borçluyuz

___Unutmayınız.



Ne tuhafsınız dostlar

Güçsüz kadınlar gibi ağlaşmak niye

Yükselmek varken ölümsüzlüğe



İnancına sahip olmak

İnsan olmanın şartı

Kölelikler içinde en onulmaz kölelik

Hayatın ölümcül yanına

Takılıp kalmak değil mi?



İlkin ayaklarında duydu Sokrates

Zehirin soğukluğunu

Ve yavaş yavaş ölüm

Yükseldi göğsüne çenesine



Dudaklarında donan son bir tebessümle

Bir işaret taşı da böylece

Sokrates dikmiş oldu ölüme

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:04
BOŞLUKLU YAŞAMAK



Şimdi bütün şehir bir adama yöneldi

Adam dedimse senin benim gibi bir adam

Ama kadın değil bura önemli.



çünkü ben hiç görmedim bir kadının insanlar

tarafından asıldığını / kafasını ucu ilmekli ipe

uzattığını hiç duymadım / aslında görmekten öte

bu duymaktan öte.



Dedim ya şimdi bütün kent bir adama yöneldi

durmuşlar bir meydanda bekleşiyorlardı /

birşeyler anlatıyorlardı / biri vardı iyi ettim de

şemsiyemi aldım diyordu / besbelli yağmurdan

korkmuştu / öteki öğünüyordu yiyeceklerini

unutmadığından ötürü / hele biri vardı bayağı

kızıyordu karanlık adamların sarı idamlığı hâlâ

getirmediklerine.



Sonra beklenen çağ geldi

Kalabalık uğuldadı büyüdü

Daha çok yöneldiler bir noktaya

Karanlık adamların yanında sarı idamlığa

iyi bakıyorlardı.



İdamlık bir noktayı geçiyordu belliydi

Bakıyordu ama görmüyordu. Belliydi

Ezikti inceydi gölge gibiydi

Kalabalığa bakıp bağırmıyordu

Adımlarını dar atıyordu



bana kalsa buna gitmek demezdim / gitmek

istememek de demezdim / biz buna kabulleniş

diyemezdik/ biz bunda direniş de aramamalıydık

/ bu belki bir bağdı / koparılamayan / müşterek /

oluşumuzun içinde.



Adamın kafasında koskoca bir güneş var diyorum ben

Adamın kafasında sultanahmedin güvercinleri

Gülhanenin ağaçları

Oturacak yerleri parkların

Sonra yedi yıl hücrede beklemek göksüz



Dostoyevskinin göğe açılan penceresi. Yaşama tutkusu

Adamın dar adımları bunu anlamalıyız diyorum ben

Adamın göğe bakmayı unutması bu beni boğacak

Kalabalık bağırıyor / anlamıyorum

Canavar diyorlar / anlamıyorum

Niye ağlamıyor bu adam / bağıramıyor



ayaklar boşlukta / üç ayaklı terazi sallanıyor /

kalabalık simit yiyor sigara içiyor / siz hiç

gördünüz mü mosmor uzun ıslak paçaları korkak

idamlığı insanlar gördü / ayaklarına kara kan

oturmuş ben çorap sandım diyor biri.



Meydan boşalıyor caddelerde kapkara kalabalık

Yüzlerinde sezginin bozgunluğu

Demirleri kemiren parmaklar yorgun başıboş

Gözlere mermer gibi oturmuş korku

Ayaklarda boğuk bir telaş

Kör umursamaz bir sağırlık taşlarda



Üç ayaklı terazi sallanıyor boşlukta.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:04
BULMAK



Bir an kayboldun gibi! yaşadım kıyameti

Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti



Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma

Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma



Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından

Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından



Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde

Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde



Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş

Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş



Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine

Kapılıp gidiyorum saçının sellerine



Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar

Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar



Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın

Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın



Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi

Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi



Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım

Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım



Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden

İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden



Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm

Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:05
DAĞLAR



Burçlarında ceylan taşıyan yücelere ey

Ayın hüzün saati gözlerinden

Kuytu yerlerine sümbüller dökülen

Nergisler açan eteklerinde

Göklerden muştular indiren güvercinleriyle

Dorukları bembeyaz yaşmaklarıyla

Güneşe uzanan ağaçlarıyla

Zamanı hiç geçmeyecekmiş gibi donduran

Ey bir yanıyla derin sulara dayanan

Ey dağlar nerdesiniz ey.



Kim bizi senden koparan



Hangi ses çağıran bulvarlara

Dengemizi bozan intihar vitrini bulvarlara

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:06
DENİZ



Denizin bir gülüşünü arıyor çocuklar ellerinde oltaları

Geçmişin günün geleceğin yükünü üstünde

Pul pul taşıyan balıkları

Denizin bir gülüşünü yakalıyor çocuklar ellerinde oltaları

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:07
DİRİLİŞ SAATİ

Ey bir emre hazırlanan simsiyah gecede

Karanlığı emip emip de gebe kalan

Ey her depremden sonra biraz daha doğrulan

Herkesin

Veba girmiş bir şehrin hem halkı

Hem seyircisi olduğu bir günde

Ey düştüğü yerden kalkmaya hazırlanan ülke.



Her damlası bir zafer müjdecisi

Bir posta eri gibi

Yağmur yüzümüze değince

Çıkacağız yola.



Çıkacağız yola

Hesap günü gelince

Yağmur yüzümüze değince

Güneş bir mızrak boyu yükselince.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:07
GÖLGELERE DAİR



Suların karardığı bir çağda birtakım günah yüklü

gemiler harekete hazırdı / iyice biliyorum

gölgeler vardı / kalın tasmaları vardı gölgelerin /

ürkek sesler suları yarıyordu / bakıyorsunuz

kuşlar bayağı gülüyordu / karanlık gölgeleri

ürkütüyordu / onlar bağlı olmayı hoş

görüyorlardı / korkarken ölümü düşünüyorlardı

muhakkak.



Kafaları kalındı belliydi

Gözleri kalındı belliydi

Kulakları kalındı belliydi



Aslında kafalarının kalın olması / gözlerinin kalın olması

önemliydi onlar için / incelik dedin mi kötülük

geliyordu akıllarına.



Onlar bir gemiye bindiler

-- ben ona günah yüklü gemi dedim

Onlar oturup tasmalarından ötürü gönendiler

-- ben onlara gölge dedim

Halbuki bana bakıp yadsıyorlardı / benim onları

tasmalarından ötürü küçük gördüğüm belliydi /

benim onları başında ve sonunda sevdiğim

belliydi / ama anlaşamadığımız muhakkaktı.



İşte ben bu noktada durdum

Denize baktım iyi dedim

Korkulu dağlara baktım iyi dedim

Doğrusu hep doğaya bakıp iyi diyordum.



Ama gölgeler giysilerle ilgileniyorlardı / utanıyordum

Hep araçlardan söz ediyorlardı / ben utanıyordum



Sonra bir çağ geldi / baktım kafamda karıncalar vardı /

sonra yapılardan yollardan bıkmıştım / ıssız

sokaklar beni ürkütüyordu / kötü meydanlarda

boğuluyordum / suları borulara almalarına

kızıyordum / hele hele hep düğmelere basıp

yaşamalarına çok çok içerlemiştim / sonra

kalkıp afrikaya gittim / ohh afrikaya.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:08
GÜNEŞÇAĞ SAVAŞÇILARI



Gözlerinde gök sancısı

İçlerinde okyanus uğultusu uzun mızraklarla yararak karanlığı

Gelip dayandılar şehrin sivrilmiş tırnaklarına



Çarpık dudaklarıyla kırpılmış saçlarıyla

Soyguna uğramış yüzleriyle

Barbar ellerin işgal ettiği sonra terk ettiği

Harabe kadınlar

Gidip gidip gelirlerdi camekanlı çarşıda



Bu kirazı kim yer kim satar

Hangi savaştan arta kalmış bu çocuklar.



Sonsuz devirleri aşarak savaşçılar geldiler

Ve akşamın ipini kestiler

Gece putun üstüne devrildi put yere devrildi



Yanlış pazarlara sürülmüş yılgın uykusu şehrin

Ortasından bölündü.



Kollarını derin balkonlara dayamış bilinçleri ustura savaşçılar

Taradılar gözleriyle ağır ağır şehrin saçlarını

Ayıkladılar bir bir bitlerini

Fosfor ellerini uzatarak balkonun uçsuz uzantısından

Yanan şehri tuttular



Şu bizim atımızdır deniz hipodrom

Nehrin yatağını öp sen ey savaşçı

Birikinti gölleri geç apartmanları geç kaldırımları



Bir bir ayıkla mezarları.



Güneşçağ öncüleri yolları tuttu dua erleri tuttu

Yüzleri Mekke ülkesi gözleri Medine çeşmesi

Elleri altınçağ mimarı.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:10
GÜVERCINLER



Bir ağaç bir mezartaşını yutuyordu çarşıkapıda

"İçimizde kıpırdanırken İstanbul"

Bir çocuk mabedlerin susamışlığını satıyordu

Sesini hatırlayamadığımız bir su testisinde

Güneş sanki günahımızdı üstümüzde.



Sonra bu güvercinler niye varlar

Bir anıyı yaşatmak için mi

Ölümsüz bir ses mi taşımak için ötelere



Avuç içlerinde camilerin.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:10
HABER VERİYORUM



Altımızda kayan bu ölü şehri durdursana

Ey gücü toprak kadar eski

Ey gücü yer kadar ağır çocuk



Büyüyen elimin üstüne koy elini

Sana bir yürek vuruşu gibi belirli

Gelen zamanı haber veriyorum

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:11
HİCRET BURCUNDAN



Elveda Vatanım; doğduğum toprak

Bedenimin eczası;

Akan suyu biten meyvası

Damarlarımda kan olan!

Acizlendiğimde gözyaşları dökerek

Üstünde umutlar yeşerttiğim;

Sokaklarını, bahçelerini, çeşmelerini

Ezbere bildiğim.

Anılarımın tarlası;

Kimliğimin mayası;

Çocuklarımı büyüttüğüm;

Kadınımla paylaştığım;

Anamı babamı emanet ettiğim toprak,

Elveda!

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:12
KAR ALTINDA HÜZÜN DENEMESI



Dünyanın en uzun hüznü yağıyor

Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne

Kar yağıyor ve sen gidiyorsun

Ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun

Belki bulmağa gidiyorsun kaybettiğimiz



O insan ve tabiat çağını



Dön bana ve dinle

Kuşlar uçuşuyor içimde



Loş bir keman solosu gibi

Kuşların uçuştuğunu içimde

Dön bana ve dinle.



Karanlık denizlerin dibinde

Birtakım incilerin olduğunu



Birtakım incilere ve hatıralara

Neden bağlı olduğumuzu unutma.



Duy beni ve dinle

Denizler boğuşuyor içimde.



Unutma diyorum ama sen anla

Anlat bizim de yaşamak istediğimizi onlara.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:12
KARANLIK DUVARLAR



I.



Önünü alamıyorum bu kör gidişlerin yollarda

Herkes bir yere gidiyor önünü alamıyorum

Çaresiz direniyorum bu dönüm noktalarında kimse

elini uzatmıyor

Bir gürültülü yaşamağa gidiyor dünya boşalan

bir deniz gibi

Bu sesler ormanında kaybolan bir çağ bu.

Nereye gitsem hep apartmanlar çıkıyor önüme

Alıp başımı duvarlara çarpıyor bu yollar

Gidip gelmelerim bu dar sokaklarda

İnsanların koşup dolduğu bu dar yapılarda

Bir kısır döngüye girmek için bütün çabalar

Biz bunun için mi geldik.



II.



Kara ağaç gibi bağlıyım katı bir çağ bu

Her şey bir makine düzenine gidiyor

-- düzen diyorlar beni çağırıyorlar --

Irmak yatağına sığınıyorum sınırlı bir çağ bu

Baktığımız her şeyde bir yalan kabuğu

Bir mercek düzenine bağlanıyor gözlerimiz.



III.



Şu zaman çıkmazında alıp beni bir altmış yaşa

bağlıyorsunuz

Doğmadan ölüme yöneldik gerisi yok diyenler var

Sınırlı yıl oyunlarına inananlar var

Sizin güveniniz bir güneş düzeninde

Ben mezarların karanlık çağına dayanıyorum

Bir ağacı büyütüyorum her yerimle

Bir ağacı uyguluyorum -- her şey bir ağaç düzeninde --

Yerde gökte ve her her yerde

Dallarında ben ağacın incecik köklerinde

Boğuluyorum -- bağlanıyorum --

Ben mezarların karanlık çağına dayanıyorum.



IV.



Şu dar odanın katı yalnızlığında

Ve her şeyin çıplaklığında

Durup bir pencereyi deniyorum

Gizliliğin dışına çıkıyorum

Araçların

İnsanların

Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin

İçimde yalnız ve yapraksız

Bir kavak ağacı büyüyor -- Çıplak ve göğe doğru --

Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun

Bir ağlama duvarı bu.

Yatak ve yorganın kuru yalnızlığında

Ve aklın dar yalnızlığında

Şehrin ve herşeyin

Ve kalabalığın yorgunluğunda

Saçların ve parmakların

Ve gözlerin ve gecenin bu bulanık çağında

Ve aynaların sığ görünümünde

Bunalıyorum.



V.



Susmanın kalesine sığınıyorum

Önümde karanlıktan duvarlar

Sırtımda insan yüklü bir gök var.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:13
KARANLIKTA KORKAR İDAMLIKLAR



Bak sabah olmuş

Sağ elim kement gibi bak sana uzattım



Ben karanlığım korkma ben karanlığım

Sessiz sabahların korkak idamlıkları kalkın



Ben sizi mavi sabahlara sararım.



Yeni bir çağa giriyoruz bakın

En serseri bombalar ensesinde kimsesizliğin

Öcünü kusuyor önünüze

Bunalan sessizliğin.



Ey sarı benizli idamlıklar kalkın

Yeni bir çağa giriyoruz bakın.



Beyaz çarşaflarla al kanlar donarsa



Senin kanın donarsa benim kanım donarsa

Ben serin mezarlara muştular götürürüm.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:14
KENDİ ÖLÜMÜME AİT BİR DENEME



Aziz kardeşim Yusuf Erzincani'nin anısına

Bir gün öleceğim biliyorum

Bunu her an ölür gibi biliyorum



Anamın yüreğinde bir kor

Ölene dek sönmeyecek bir ateş

Kımıldanıp duracak hep



Karım bomboş bulacak dünyayı

--- Nolurdu birlikte ölseydik, deyip duracak

Oysa insan yalnız ölür

Ama o olmayacak dualarla teselli arayacak



Kızlarımın gırtlaklarında bir düğüm

Bir süre kaçacaklar insanlardan

Boşluğa düşmüş gibi bir duygu içlerinde

Sonunda onlar da kabullenecekler öylesine



Ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar

--- Yaşayıp gidiyorduk yahu

Ne vardı acele edecek!

Diyecekler



Biliyorum yaklaşıyoruz her an

Biliyorum oruçlu doğar insan

Ölümün iftar sofrasına.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:15
KESİTLER

Aziz kardeşim Yusuf Erzincani'nin anısına

Mahlukta devinen

Gürül gürül bir ırmaktır ölüm



Babalar ölür

Dolaşır eli ölümün

saçlarında anaların oğulların



Analar ölür

Kök salar hasret yüreklere

"Bir evlat pir olsa da"

O zaman anlar neymiş öksüzlük



Oğullar ölür

Bir kafes olur ölüm

Ana kalbi bir kuştur

Azad kabul etmez



Sevgililer ölür

Bir hicret olur ölüm

Bir sıla



Mesela arkadaşlar

Arkadaşlıklar vardır okullarda

Bakarsın biri gelmez bir gün

Ve artık hiç gelmeyecektir

Simsiyah bir gölge düşmüştür adeta

Bahçeye koridorlara sınıflara

Bir fısıltı dolaşır dudaklarda

Kimi kirpikleri ıslak

Çökmüş bahçenin tenha bir yerine

Elinde bir çöp resmini çizer toprağa

Anıların

Kimileri öbek öbek toplanıp

Çaresizliği dile getirirler anlamsız sözcüklerle

---- Nasıl olur daha dün beraberdik

---- Salıncakta iki kişiyi izlemiştik daha dün nasıl olur

---- Geçen pazar kırlarda dolaşmıştık

" Göçmen kuşlar yerli kuşlardan daha mutlu olmalılar

Hayatı dolu dolu yaşıyorlar." demişti unutamıyorum



Sonra bir mezarlıkta

Bir çukurun başında

Bir kapının ağzında

Herkes susar

Konuşur ölüm



Ve sürer hayat.



Bazan bir tekerlek altında

Ansızın gelir ölüm

apansız biter sınav

Bir elektrik kesilmesi gibi

Kesilir tulu emel



Bazan ölüm vardır

Ölümden önce gelir

Mesela bir hapishanede bir hücrede yaşanır

Sorular hep yanıtsız kalır orada

Sadece konuşan rüyalardır

Yahut hayaller suskun duvarlarda

Gözler kabul eder parmaklar kabul eder

Ama beyin hep umuttan yanadır



Bazan akan bir film şeridinin

Tek kare donan bir fotoğrafı gibidir

Ölüm

Karşıda bir manga asker

Gözler namluların karanlık ağızlarını görmez de

Takılıp kalır masmavi gökyüzünde

Asılıp kalmış bembeyaz bir buluta



Ölümden uzak ölümler vardır

Gazete ilanlarında rastlanılan

Dünyaya bağlılığın zavallı

Ve muannit

Bir belgesidir

Daha çok kalanlara ait.



Bir de bir örümcek ağının ortasına düşmüş

Bir sineğin titrek bacaklarında seyretmiştim ölümü



Ölümler vardır.

Can kuş gibi uçar gider

Bir martının süzülüp

Kaybolması gibi maviliklerde.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:15
KUŞ SAYFALARI

Bir tren atılır kurşun gibi geceye

Demir gibi gök yüklü tren karanlığın ürpertisine girerken

Ötede kuşlar derlenir ana olurken bir gün doğumuna

Kent horozlarla uyanır sularla gerinir zamana

geçerken ezanla

Sayfalar sayfa olurken Kuran'la

Bir kuş yağmuru boşanır bilmediğim bir yerden

Bir boranın patladığı bir yerden

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:16
O



(Evrenin Efendisine)

Dünyanın ağırlığına eklesek,

Yıldızları, ayı, güneşi

Yine de ağır basarsın ey kalbim

Ey kalbimin güneşi....

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:17
ÖLÜME SAYGI



Ölüm bir melek elinde gelir



Ve öper usulca çocuk yüzleri.

Belki bir gün kurtuluruz

Karıncaların yolunu şaşırtan ince rüzgarlarla

Kaplumbağaların hasret kaldığı derin tepelerde

Çocuk gibi bakalım mavi sulara

Şehirlere bakalım insanlığımızı eskittiğimiz

Sislerden dumanlardan yollara atılan

mısır koçanlarından

Belki tutarız birgün belki kurtarır bizi

Simsiyah saralım bezlerle dağları rüzgarları

Gül bahçeleri ağlasın

Dallarda salınan çocuk salıncakları ağlasın

Kırmızı balonlar bizsiz kaybolsun gökyüzünde.

Haydi sığının şehirlere



Kabuğunuza çekilin yorganınızı çekin üstünüze

Kalsın titrek ve mavi elleriniz

Bekleyin geliyor ölüm usulca

Usulca girer koynunuza.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:17
ÖLÜMÜN SESİ

Aziz kardeşim Yusuf Erzincani'nin anısına

Ölümden bir işaret var her şeyde

Ölümün sesini duyuyorum şarkılarda türkülerde:



--- Kışlanın önünde redif sesi var

Namluların ucunda ölümün sesi!



--- Bir ay doğdu geceden oy oy

Karanlığın ağzında ölümün sesi!



--- Erzurum dağları kar ile boran

Vadilerin koynunda ölümün sesi!



--- Ezo gelin durmuş bakar yollara

Umudun ardında ölümün sesi!



--- Bir ihtimal daha var

Umuttan da öte ölümün sesi!

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:18
ÖLÜNÜN KIYILARI



M.Akif İnan'a

Gök boşanarak üstümüze

Bizi ıslak saçlarından geçirir karanlığın

Gece siyah bir at olur da uçar

Uykumuzun soluyan denizine.



Babalar ölümü dengede tutar

Seçerek en sağlam vakti arabasına.

Şimdi o araba uçuyorsa

Bir Asya çölünü kanat yaparak

Ey üstümüze gelen



Ey çocukların gözlerinden dökülen

Ölümü konuşan damla damla

Ey beklediğimiz her an

Ey bize son sözü muştulayan

Bizi bulan şahdamarımızda

Ey sürücüleri babalarımız olan.



Bir an dudaklarıyla

Değen alnımıza masmavi

Bir güvercin kanadı gibi

Ey annelerin sesi

İçimizde savrula savrula

Yağan bir bahar yağmuru gibi



Çağırırdı oğullarını yola



Ben işte o zaman

Saygı ile ve güvenerek

Selamlayacağım önden gideni

Yılanlar tüylerini dökerken

Eğerken dağlar başlarını önlerine

Birinin yeşil yaprağı kutsaması gerek

Birinin akan suyu tutması

Altında durarak gökten boşananın

Sonra yükselterek sesimi konuşacağım.



Sen dur burda ey insan

Duy içinde tutuşan ormanı

Ve yakıştırmasını bil üstüne ey ademoğlu

Usta bir makasla biçilen toprağı.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:18
ÖLÜ VAKİTLERİ YAŞAMAK İHTİYAR EVLERDE



Duvarları çatlak

Tavanı dökülmeye hazır

Temelinde bitlerin karıncaların ince bacaklı böceklerin

gezindiği

İhtiyar evlerde

Zamanı çekip üstümüze

Örtüyoruz kirli ve açık yerlerimizi.

Bir şey mi var

Sandık diplerinde saklanan merdiven altlarında

unutulan

Ahır köşelerine atılmış paslı çivilerine asılmış duvarların

Nedir bizi bağlayan bütün bunlara ve geçen zamana.

Siz oturdunuz mu hiç kıldan ince uçurumlarda

Biz yatıyoruz her gün beli bükülmüş duvar diplerinde

Uykumuz ürkek ceylanlara benziyor

Bazan yorgun taylara.

Biz sessiz ve kaygan zaman üstünde

Unutmuş ve aldırmaz görünüyoruz

Gıcırtılı merdivenlerden çıkan ölümü.

Biliyoruz işliyor saat tıkır tıkır

Her yerde ve her şeyde

Sesini çizerek sonsuzluğa

Tıkırtıların kımıltıların ve uzayan ağaçların.

Ve aklın dar yalnızlığında

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:19
ÖNDEN GİDENLER İÇİN



'Sait Mutlu,Sabri Arslan,

Mehmet Emin Balyan,Ahmet

Yücel'in aziz hatıralarına'



Onlar gittiler

Yalnız bir yemin kaldı aramızda

Ben şimdi bu yanda

Kasılmış çıplak bir kurşun gibiyim

Namluda.



Onlar gittiler

Topraktan bir işaret taşıyarak alınlarında

Ben şimdi bu yanda

Gerilmiş bir an gibiyim

Doğumla ölüm arasına.



Onlar gittiler

Gelen zamandan bir haber gibiydiler.

Ben şimdi bu yanda

İçilmiş bir and için bekleyenim

Kurulmuş saat gibi.



Onlar gittiler

Giderken bir muştu gibiydiler.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:20
ÖNSÖZ

Aziz kardeşim Yusuf Erzincani'nin anısına

Damla damla oluşuyor hayat

Ölüm kımıl kımıl

Duymak kolay

Anlatmak değil



Her an

Farkındayım

Az az öldüğümün



Bilincindeyim doğan ayın

Eriyen karın, akan suyun

Ve usul usul tükenen zamanın



Tekrarlayıp duruyor saat

Vakit de mahluktur

Vakit de mahluktur.



İşliyor kalbim

Eskiyor saçlarım

Ve gözlerimin en ince hücreleri



Okuyorum hayatı

Toprağın üstünden çok

Altındakilerle var olduğunu



Toprak ölüme aç

Ölüme muhtaç

Hayat



Ölüm muhakkak

Ve ölüm mutlak

Tek kapısıdır ölümsüzlüğün



Ölümle tanıştıktan sonra anladım

Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:21
SABAH KOŞUSU



İlk güneşi duyuyoruz etimizde

Derimizde ansızın kaçak bir rüzgar yakalıyoruz

Bir serinliyoruz bilseniz bir serinliyoruz

Her gün gidip beş vakit

Denizi öpsek yeridir.



Bir karınca durmuş yaşamayı anlatıyor

Bir dinliyor böcekler görseniz bir dinliyor

Bir çoban yıldızları sayıyor

Bir arabacı şapkasını atıyor havaya.





Sabah oluyor yalınayak koşuyoruz yeni bir çağa

Derin asfaltları duyuyoruz

Sıcaklığını duyuyoruz

Bazen bir serinlik doluyor içimize

Ayaklarımızdan

Göğü kapatan çatıları yıkıyoruz ellerimizle

Ve şunu iyi anlıyoruz

En iyisi yürüyerek gidilir yaşamağa.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:38
SANA, BANA, VATANIMA, ÜLKEMİN İNSANLARINA DAİR



''Telgrafın tellerini kurşunlamalı''

Öyle değildi bu türkü bilirim

Bir de içime

-Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-

Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek

Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen

Haberler bilirim mektuplar bilirim.



Gamdan dağlar kurmalıyım

Kayaları kelimeler olan

Kırk ikindi saymalıyım

Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma

Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından

Baştan ayağa ıslanmalıyım

Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım.



İçimde kaynayan bir mahşer var

Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar

Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde

Ya da çamaşır sererken bahçelerinde

Birden alıverirler kara haberini

Okul dönüşü bir trafik kazasında

Can veren oğullarının.



Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim

Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş

Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine

Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin

Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan

Ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde

Örneğin Hint Okyanusu gibi derin

İsyanın kapkara sularına dalan.



Nice akşamlar bilirim ki

Karanlığını

Bir millet hastanesinde

Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda

Başını kalorifer borularına gömmüş

Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden

Haber sormaya korkan

Genç kızların yüreğinden almıştır.



Bir de baharlar bilirim

Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği

Anadolu bozkırlarında

İstanbul’dan çıkıp Diyarbekir’e doğru

Tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen

Cesur otobüs pencerelerinden

Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen

Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında

Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının

Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken

Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.



Yazlar bilirim memleketime özgü

Yiğit köy delikanlılarının

İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları

Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan

Üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan

Diğeri kan ter içinde yayla yollarında

Mavzerinin demirini alnına dayamış

Yüreği susuzluktan bunalan

İçinden mahpushane çeşmeleri akan

Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp

Apansız silahına davranan

Nice delikanlıların figüranlık yaptığı

Yazlar bilirim memleketime özgü



Güzler bilirim ülkeme dair

Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir

Kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha

Kalbim gibi

Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri

Titreyen kenar mahalle çocukları

Bir sıcak somun için, yalın kat bir don için

Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi.



Kadınlar bilirim ülkeme ait

Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak

Göğüsleri Çukurova gibi münbit

Dağ gibi otururlar evlerinde

Limanlar gemileri nasıl beklerse

Öyle beklerler erkeklerini

Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.



İsyan şiirleri bilirim sonra

Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden

Harfler harp düzeni almıştır mısralarında

Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır

Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda

Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.



Müslüman yürekler bilirim daha

Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet

Eller bilirim haşin hoyrat mert

Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır

Her kırışığı sorulacak bir hesabı

Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.



Bütün bunların üstüne

Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim

Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim

Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli

Adın kurtuluştur ama söylememeliyim

Can kuşum, umudum, canım sevgilim.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:40
SAVAŞ RİSALESİ - 1



" 1400'üncü yıla armağan"

Güneşin

Mızrakların ucuna takılıp

kaldığı

bir vakitte

Diriliş erlerinin yüreklerinden

yayılan

Bir depremle sarsılıyordu arz.

Gerilmişti altımızda atlarımız

Fırlayıp kopacakmış gibi

baldırlarından

kasları

Ve tarıyordu bir projektör gibi

bakışları

üç kıtayı



Yeni bir vakte eriyordu yürekler

Yayılıyordu o muştu

O coşku

O haber.

Bir gelen var

emin haberciden

emin olana

Ondan da sıddık olana ve sadık olanlara

sohbete erip

halkada duranlara

yürekten yüreğe

yol bulanlara.

Bir gelen var

Bütün kıtalarda beklenmekte

olana

ayarlanmış

kulaklar

İlkin çobanlar duyuyorlar

Sonra ağaçlar

kurtlar

kuşlar

Çünkü onlar bilirler dinlemeyi

Onların elindedir toprağın nabzı

İlk onlar sezerler yeni olanı

Rüzgarlarla geleni

Bulutlardan ineni.



Bir dağın tepesinde

Yeni doğan bir ay gibi

Veysel Karani

Evreni

Kuşatan bir yay

Gibi

Açılmıştı

Kolları.



Selman

Bir şehrin kapısında

Bir kapının

Arkasında.



Ey savaşmakla emrolunanlar

Yürekleri Kevser suyu ile yıkananlar

Alacakaranlıkta bir seher vaktinde

Ayrılırken yurtlarından

yuvalarından

Bahçe köşelerinde kapı önlerinde sofalarda

odalarda

Bir bir çıkıp gelen yolumuzu kesip duran anılar

Yatak odamızın penceresinden

Uyandığımızda ilk görülen o tepe

O tepede o kayanın değişmeyen konumu

Güneşi bir muştu gibi her gün yeniden

Doğuran o dağ

elveda

Kadınlarımızın kirpiklerinde sıralanan

Adanmışlık ve bağlılık yazıları

elveda

Çocuklarımızın göğsümüze

yüzümüze

saçlarımıza

Sokulan alınları titreyen dudakları

kaçamak bakışları

Cennetten bir koku ölümsüzlükten bir pay olarak

Çektiğimiz ciğerlerimize

İnen yüreklerimize

Damla damla

Elveda....



O ki meydanın ortasında durmuştu

Elini kılıcının kabzasına koymuştu.

Dedi savaşçı :

" Ben gidiyorum

Hicret ediyorum

Varsa ağlatmak isteyen anasını

Dul koymak isteyen karısını

Ve istiyorsa çocukları yetim kalsın

Arkamdan gelsin."



Yeryüzü yeni bir güne hazırlanıyordu

Zaman devrini henüz tamamlıyordu.

O konuştu:

"Ey eti etimden olan

Bu dünyada ve öbür dünyada

Kardeşim olan!

Bu gece yatağımda

sen yatacaksın

bana vekillik

yapacaksın.

Biz gidiyoruz

Hicret ediyoruz

Sen sonra geleceksin

Ama önce emanetleri

sahiplerine

vereceksin."



Sonra o dağda

Maveranın kapısı olan

Bir mağara

Orada ikisi

O ve

İkinin ikincisi



sonra çöl:

Çölde tepeler..

Çölde develer..

Çölde geceler

Ve çöle serpilen

Mucizeler.



Medinede bekleyenler var

Damların üstünde, yollarda

çocuklar

kadınlar



Elleri alınlarında, gözleri ufukta

delikanlılar

ihtiyarlar..



Dediler. " Veda tepeleri üstünden

Üzerimize ayın ondördü doğdu

Şükürler olsun, şükürler olsun

Bize vacip oldu, şükretmek

Şükürler olsun..."

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:40
SAVAŞ RİSALESİ - 2



" 1400'üncü yıla armağan"

Ben sıcak savaşlara girmedim daha

Kılıçların çeliğine

Su katmadı gözyaşlarım

Ama

Savaş için geldim

Bu bilinçle bilendim

Bildim bileli kendimi

Hep düşlerimde yaşadım Bedir'i



Kardeşin biri bir safta

Öbür safta diğeri

bir yanda

Baba

Oğul

bir yanda.



Ve toprak gibi güçlü bir ana

Yedi erkek doğuran

Yedisini birlikte

Bedr'e yollayan

Ey Afra kadın

Kalacak adın

Bu dünyada

Kadınlar er kişiler doğurdukça



Mutlaka bir sınav olacaktı

Çünkü sünnetullahtı

Uhud'da savaş vardı

Bu savaş bir imtihandı

Gerçi her savaş bir imtihandı

Tüm yaşam bir imtihandı

Tüm yaşam bir imtihandı

Ama

Uhud

İmtihan içinde bir imtihandı.



O demişti: Savunmak da

Savaşlardan

Bir savaştır.

Savaşçılar demişti : Bu gün o gündür

Düşmanı cepheden vurmak

Nasipse eğer

Cennet kapılarına varmak

Kevserle kanmak

İsteriz.



O dedi : Mubarek olsun savaşınız

Sabrederseniz eğer

Sizindir zafer



Savaşçılar uçmağa(cennete) varmış gibi

Şehitlik umuduyla sarhoş gibi.



Muaz dedi: Eyvahlar olsun siz ne yaptınız ?

Hudayr dedi: Onun reyine karşı reyde mi bulundunuz?

Savaşçıların içinde bir tel titremişti

Başlarını önlerine eğdiler

Onun kapısına döndüler

O zırhını kuşanmıştı

Hikmetlerden bir hikmet daha

Noktalanmıştı.



Öyleyse ey ümmet

Ey kurtulmuş millet

Kutlu olsun şuranız

Kutlu olsun savaşınız.



--- Feda olsun sana

Anam, Babam

At ya Sa'd!

Ey ok atan

Ey hayata coşkunluk katan

Kutlu olsun savaşın



Konuşan Oydu

--- Bu kılıcın hakkını kim verir

--- Nedir o kılıcın hakkı Ya Rasulallah ?

--- Düşmanın yüzünde parçalanmaktır

--- Öyleyse o iş bana haktır

dedi savaşçı.

Kılıcı eline aldı

Koltukları kabardı

Ve yürüdü meydana

Salına salına.



--- Bu yürüyüşü sevmez Allah

dedi Rasulullah

Ama bu hal müstesna

O gün içinceye dek şehitlik şerbetini

Savaşçı

Döne döne

Savaştı.



Müşriklerin çarpılmış suratları

Altlarında talihsiz atları

Çarparak çeliğin ışıklı yalımına

Paralandılar

Parçalandılar.



Uhud'dan

Koşup gelen

Birkaç müslüman:

Eyvahlar olsun, eyvahlar olsun

Yeryüzü efendisini kaybetti

eyvahlar olsun!



Sümeyra kadın ekmek yapıyordu

Elleri sakindi

Gözleri dalıp gidiyordu

Sanki maverayı seyrediyordu

İçinde bir mahşer kaynıyordu

Yüreğinde Uhud dalgalanıyordu.



Apansız sıçradı

Çocukların göz nuru gençlerin yürek aydınlığı

İhtiyarların dilde duası gönülde umudu

Evrenin efendisine ne olmuştu.

Ona bir hal mi olmuştu.



Sıçradı kalktı Sümeyra kadın

Başörtüsü havada dalgalanıyordu

Unlar toprağa saçıldı, küller hamura karıştı

Medine sokakları hızla kayıyordu

evler bir bir tükeniyordu

Sümeyra kadın bendinden boşanmıştı

Bağrını döğüyordu.



Sonra Uhud göründü

Sonra müminlerden bir kalabalık gördü

Koştu yanlarına erişti



--- Rasulullah nerede ?

Dediler:

--- Ey sümeyra başın sağolsun

Bilmiyoruz Rasulullah nerede

Ama

Bu gömdüğümüz kardeşindir,

Allah katında

Şehittir.



Sümeyra dedi:

Allah Rahimdir

Ona bu rütbe

Mubarek olsun

ama ben Rasulullahı soruyorum.



Sümeyra seğirtti

Gitti gitti

Yeniden bir topluluk gördü

Durmayıp sordu:

--- Rasulullah nerede ?

Dedi Müminler:

--- Bilmiyoruz ama gömdüğümüz erkeğindir

Muradına erendir

Elbisesiyle gömülendir.



Dedi Sümeyra :

--- Hamd olsun, ona şehitlik kutlu olsun

Ama bir haber verin

Rasulullah nerede ?



Sonra gördü Onu

--- Hamd olsun

Dostlarını gördü

--- Hamd olsun

Buluştular

Görüştüler

Biliştiler Müminler

--- Hamd olsun



Yaratana Hamd olsun

Yaratıp imtihan edene

İmtihandan geçirip zafere erdirene

Bilinçleri bileyip sabırlar verene

Rahman olana

Rahim olana

Muin olana

Hamd olsun

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:41
SAVAŞ RİSALESİNE ZEYL



" AFGANİSTAN-1400 "

Haydi kalk savaşçı

Madem mesafeler girmiş Afgan cephemizle aramıza

Ve madem ayaklarımıza bağ olmuş

Yolumuzu kesmiş rotatifler teleksler

Holdingler Karteller

Çok uluslu ebu Cehiller

Öyleyse ey şair sen de davranmalısın

Şiiri bir mızrak gibi kullanmalısın

Mısralarını şarjör gibi sürmelisin damarlara

Kalbinin titreşimlerini ayarlamalısın

Hindikuş dağlarından

Yeryüzüne neşrolan

Şehadet

Dalgalarına.



Bugün 11 Muharrem 1400

Yeni bir vakte hazırlanmış olarak

Bir azim kapıda

Huzurdaydık



Yanımızda

Üç güzel adam

Adanmış üç Afgan.



Ankara'da

Hacıbayram Sultanda

Afganistanlı üç güzel adamla beraberdik

Konuştukları dili bilmiyorduk

Ama anlıyorduk söylediklerini.

Hiçbir okyanus olamaz

Bir mücahidin

Yüzündeki çizgilerden

Daha derin.



--- Bedehşan derken

Mezar-ı şerif derken Hayber derken Kabil derken

Hayat sonsuza doğru akan

Bir Irmak

Oluyordu sanki

Gözlerinde.



--- İslam diyorlardı

Allah!

Rasulullah

Cihad

Şehadet!.



--- İhtiyacımız olan

Kurşun

Bir de yetimlerimiz için

Ekmek

Ve bulursak soğuktan korunacak kadar eğer

Örtünecek

Birşeyler

Ne saadet!



--- Olmasa da sürecek savaşımız

Defolup gidene kadar

Ruslar

Ve onların elleri kanlı

Kızıl kuklaları!



--- Ne ekinlerimizi ezen o simsiyah

Tanklardan

Pervazımız var

Ne de sade ve yoksul köylerimize

Her gün ölüm kusan

Uçaklardan!



Dünyanın yarısı ile savaşıyoruz

Diğer yarısı ile de savaşmaya mecbur kalsak

Zulmün kızılı ile karası

Anlaşarak birleşerek cilveleşerek

De gelse üstümüze

Sürecek savaşımız

Afgan dağlarında rüzgarlar

Ezanlarla beraber dolaştıkça

Kırları bayırları....



Tek Müslüman da kalsa

O soluk aldıkça Hindikuşlarda savaşımız

sürecek

Kurtuluşa dek!



Dün üç mücahidle beraberdik Hacıbayram'da

Mühendis Gülbeddin'den

Müderris Burhaneddin'den

Selam getirmişlerdi

İmam-ı Rabbani'den bir nefes

Bir muştu gibi sanki!



--- Hilafet-i İslami

diyorlardı

Erişirdi onun eli

Yeryüzünün neresinde

Bir müslüman

Dara düşse.



--- Ahh! diyorduk

Kanıyordu içimizdeki yara

Bir bıçakla sökülüp alınıyordu sanki yüreğimiz

Bedenimizden

--- Ahh! diyorduk

Bir başka şey gelmiyordu elimizden.



Ama sen şair

Tekrar bir sayfa aramalısın

Sure sure

Ayet ayet

Fevc fevc gelen Fetihten!



Ki kulaklarda çınlasın

Yüreklerde tutuşsun

Damarlara yürüsün dalga dalga

Bir çağdan bir çağa gelip



"Nasrun minallahi ve fethun karib!."

( Yardım Allahtan ve fetih yakındır.)

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:42
SEBEB EY



Fetih Gemuhluoğlu'nun aziz anısına

Ürpertir tabiat üfleyince rüzgarı derin gök soluğu

Ulu ses dokununca çarka

Düşer ölümün gölgesi eşyaya.



Başlar eşyada hareket kurtulmak için kendinden

Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden

Yakalar ölümsüzlüğün sonsuz ipini

Sonra ses olur

Zamanın idrak incisi ses döner döner döner de

Yönelir sebebe

Sebeb ey.

Sesi damarla çizer

Mutlak sözü damarda kanla çizer

Uzar bir göz ağrısının gecesi uçsuz bir nehir gibi

Bir bebeğin ilk hecesi düşer ağzından ansızın ve bulur

Aklı yontan o sonsuz sesi bulur

Sonra toprak sıkışır sıkışır taşar da renk olur tarlada

Güneşin çarpılmış elçisi Van Gogh'la gelir önümüze



Portakalla yayılır karanfilde tutuşur karar kılar denizde

Renk denizde karar kılan ebedi tarla olur

Renk başkaldırırken helezonlar çizerken ses

Som fatih su fetheder tabiatı

Döner döner döğünür eritir dağları yobaz kayaları

Daha der sığmaz kabına yönelir göğe teslim olur

Ve düşerken toprağa çağırır

Sebeb ey.

Her sabah bütün bitkiler iştahlı bir çocuktur

Emer emer emerler toprak anayı

O sultan hazinesi o hep veren sonsuz cömert anayı

Yeşil hayat kırmızı hareket sarı sabır emerler

Ve beyaz iman çizer sesini

Tamamlar kavisini



Sebeb ey.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:46
SEVMEK.......



Allah elçilerinden sonra en büyük insana

Bir orman gibi büyür içimde sevmek

İçimde insan bir mahşer gibi kabarırken

Ey her suça ortak çıkan kalbim.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:47
SOLUYAN DENIZ



Bir çığlık düştü karanlıklardan

Issız denize



Ses beton gibi buz tutuyordu



Bir takım gölgeler gidip geliyordu

Ay ışıkları gidip geliyordu

Deniz yaralı bir tay gibi soluyordu.



Kim bizi çeken ayaklarımızdan

Suyun yumuşaklığına

Yerin katılığına

Göğün karanlığına.



Bir göz bizi denetliyor -- bu muhakkak

Bir çığlık boğuluyor denizde -- bunu iyi duyuyoruz

Bir ışık kesiyor karanlığı bir ustura ağzında

Bilmediğimizi anlıyoruz

Görmediğimizi seziyoruz



Yeni bir çağa çıkıyoruz saçlarımızdan

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:48
SON SÖZ

Aziz kardeşim Yusuf Erzincani'nin anısına

Ve zaman döne döne

Gelmişti başlangıç noktasına

İlk yaratılış düğümüne



Mahlukatın var olduğu

Yüzüsuyu hürmetine

Evrenin efendisinin

Kavuşmak vakti gelmişti sevgilisine.



Hayatın menbaı

Merhametin son durağı

Madeni, muhabbet ocağının

Ateşler içindeydi

Yatağında.



İltica etmişti sanki kainat

Kutsal tenine

Hayata şafak olan alnında

Ter taneleri

Her biri insanlık çilesinden

Bir haberdi sanki

Bir an oldu

Aralandı gözleri

Sonsuzu kuşatan bakışları

Süzdü ciğerparesi Fatımayı

Süzdü tek tek çevresindeki

Can dostlarını

Kıpırdadı dudakları dedi:

--- Ebubekir kıldırsın namazı

Sonra daldı daldı uyandı

son defa aralandı

Bakışları

Yöneldi bir noktaya

Karar kıldı bir noktada

Ve dedi:

--- Merhaba Ey Refik-i Ala !



Olacak oldu

Akıllar kamaştı

Kalbler tutştu

Feryat ve figan gökleri tuttu

Çekti kılıcını Faruk olan

Sıçradı orta yere :

--- Kim derse " O ÖLDÜ" , öldürürüm!



Ayrılık ateşinden

Ateşin şiddetinden

Sanki bendler çözülmüş

Felekler çökmüştü

Şuur tutuşmuş

Akıl iflas etmişti.



Sonra Sıddık olan

Yetişti geldi

Baktı baktı yatağında hareketsiz yatan sevgiliye

Mağarada arkadaşına hicrette yoldaşına

Sonra baktı çevresine

Mahşerden önce mahşer hali yaşayan

Ashabına

Aline



Ebubekir dedi :

--- Ey nas , susun !

--- Kim ki Rasulullaha tapmaktadır

--- Bilsin ki Rasul ölmüştür.

--- Kim ki Allah'a tapmaktadır

--- Bilsin ki Allah ölmez

--- Hayy ve Layemut'tur. ( Hayat sahibi ve Ölmez )



--- Ey nas, Susun!

--- " İnna lillahi ve inna ileyhi raciun."



Sonra eğildi sevgilisinin yüzüne

Sürdü bulutlanmış gözlerini

O güzellikler ülkesine

Baktı baktı ve dedi :

--- Hayatında güzeldin

--- Ölümünde güzelsin

--- Öldün

--- Bir daha ölmeyeceksin!

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:49
SORU



Artık beni parktaki ağaç bile anlamıyor

Siyah kedinizin kuyruğunda sallanan zaman



Bir zamanlar sevinçle giyindiğim

Ak bir güvercin kanadı gibi gururla giyindiğim

Temiz ve mavi giysim değil artık.



Yalnız imkansızlığı mı anlatır bir bulut

Yağmaya hazır bekliyorsa gökyüzünde.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:50
SUSMAK......



Ey sesimi keskin bir bıçak gibi

Kınında saklayan çağ

Ey sabırla bileyen günlerimi.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:50
SÜRÜP GELEN ÇAĞLARDAN



Yeryüzü bana mescit kılındı



Ant verdim toprak şahit tutuldu

Her sabah her öğle her akşam

İkindiyle yıkanarak yatsıyla donanarak

Seslerden bir sesle fırınlanıp

Sulardan polatlanan benim.





Geldim durdum önünde işte bir anıt gibi

Sıyırarak sırtımdan bir yılan giysisini.

Evet bir hançer ağacı gibi büyüyor içimde acı

Dağlardan bir dağ gibi kabaran yüreğimde.

Kargaların sırtlanlarla anlaştığı bir günde

Bir yabancı fırtınaya tutulan yapraklarım

Kudüs'te Mescid-i Aksa'da



Belki bir batı karanlığında Topkapı'da

Yangına uğramışsa

Duymaz olmuşsa kulaklarım göklerin muştu sesini





Elbet kıracağım bir gün bu ihanet kelepçesini

Çün defterler açılıp hesap soruldukta

Yetimin hakkı soruldukta yoksulun hakkı soruldukta

Milletim omuz omuza verip

Kıyama duruldukta.





Gündüzler nasıl beklerse gecenin bitmesini

Sabırla söküyorum bu tarih gecesini.







Yüreğim usul usul vuruyor Kafkasyalım

Namludan yeni çıkmış sıcacık kurşun gibi

Dağlılar dağlar gibi ormanlar ordu gibi ağaçlar asker gibi

Bir şimal rüzgarı değil bir Şamil fırtınası

Tutsaklık haritası değil bir zafer coğrafyası

Can pazarında Azerbeycan'da

Bir türkü işliyor nakışını kalbimin üstüne

"Kurban olayım ayına ayına yıldızına"

Bir ucundan dünyanın öbür ucuna

Kan olup dolaşan damarlarımda

Arabistan’da Pakistan’da Türkistan’da

Şu anda



İran'da Afganistan'da.

Gecelerden bir gece en kesin bir tarih gecesini

Delecek elbet yangına uğramış gözlerim

İçimde kayalaşan bu güç bu savaş birikintisi

Sağdan sola kavisler çizerek

Ak bir kağıt üstüne dolaşır gibi

Dolaşan Asya'yı Afrika'yı Amerika'yı

Sonra bir solukta geçerek üstünden Avrupa'nın

Avrupa'nın Rusya'nın.

"Yememiştir hiç kimse

Elinin emeğinden daha hayırlısını"

diyerek

Şafak gibi alınlara terle yazılmış

Hakkın mutlak ölçüsünü



Elbet benim işçilerim çekecek

Emeğin kutsal direğine.

O ışık ki düşer bir zenci yüreğine

Birden aydınlık kazanır zulme uğramış bütün yürekler

Onulmaz hint ağrısına tükenmez çin sancısına







İsyanın macarcasına ezilmenin çekoslavakcasına

Yanmanın polonyacasına direnmenin vietnamcasına

Gerillanın arapçasına

Yetişecek elbet benim müjdeci sesim.

Ey insan ey şimdilerde hep bir beklemeye duran

Duy zaman içre sürüp gelen bu sesi



Sürüp gelen çağlardan çağlara

Renk veren tarihe yeşil çağlayan

Savaşçı yüreğinden savaşçı yüreğine

Cezayirden senegalden

Yüreğimin içine Boğaziçine

Kelimelerden bir kelime diken yeryüzüne.

Dünyanin kalbini dinle geliyor adım adım

Dallar meyvaya dursun toprak tohuma dursun

İnsan barışa dursun selama dursun zaman

Sabır savaş zafer. Adım : MÜSLÜMAN.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:51
ŞEHRİN ÖLÜMÜ



Giriş:

Duvarlar çıkıyor önüme

Şehrin mahpus yüklü duvarları

Hiçbir sır kalmamış ardında hiçbir duvarın

Nereye gitti diyorum benim elbisem nerede

Şehir soyunmuş diyor biri

Şehrin elbisesini çalmışlar

Bütün şehir çöküyor yüzünde bir insanın

Şehir boğuluyor içinde insanların kan gibi bir sesle

Mor bir kabus çöküyor üstümüze

Parkta son ağaç da ölüyor intiharı hatırlatan bir ölümle

Veda çizgisi

Kalabalık toplanıyor büyük meydanlara

------------------------ Aşka veda

İnsanlar geçiyor yollardan

------------------------ İnanca veda

Şehir kapanıyor içine

------------------------ Toprağa veda

Dolaşıyor bir heykelin taştan eli üstlerinde insanların

Kuşlar göç ediyorlar bulutlar göç ediyorlar

Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların

------------------------ İnsana veda

Bir gezgin adam

Bir adam belki de en çok bir rüzgardır şimdi

Sisli yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgar

Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor

Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor

Başlıyor içinde sonsuz susuzluk

Avuçların içi terliyor.

Kaos

Kirli yollar kapansın sular akmasın deniz

sığmasın kabına

Gün batmasın aydınlatsın yüzlerde

umutsuz mahkumluğu

Makineler çalışsın taşlar yarılsın ortalarından

Anneler ağlamasın çocuklar gülmesin

Gök çöksün toprak başkaldırsın su sussun

Ağaçlar durmasın bütün saatler dursun

Durmasın ulu rüzgar şehri göklere savursun.

Durum

Makinalar bir elin baş parmağını çarmıha geriyorlar

Akıl bir akreptir intihara hazır.

Anı

Bizim ellerimiz vardı şimdi onlar nerede

Kadife gibi okşardık çocuk yüzlerini şimdi onlar nerede

Şehirde evler olurdu sıcak odaları olurdu evlerin

Sığınacak yatakları olurdu bu bizim yatağımız derdik

Bayram günleri donanırdık su gibi yumuşardı

yüreklerimiz

Camilere dolardık tüm olmaya ererdik

Biz vardık şimdi o biz nerede.

Bitiş

O en öksüz köşesine sığındığımız yalnızlığın

Yalnızlığın teselli çiçekleri üstümüze

Göçen son kuşların sedef gagalarından dökülür

Şehir bir mahşer gibi içimizde ölür.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:52
TABİAT RİSALESİ



İşte hazırlanıyoruz

Ayın ondördü gibi tepelerin ardından

Görünmek için değil yalnızca

Hatta hiçbir zaman görünmek için değil

Dağıtmak için sadece

Babalar nasıl götürürlerse bir sepet içinde

Bir ömür tüketilerek kazanılan ekmeği katığı

Anne eş çocuklar evlatlıklar

Paylarına düşen kadar, adlarına yazılan kadar

Nasipleri kadar ortaktırlar

Yani babalar da ay gibidir

Bazen bir , ikisi, bazen ondördü.



Bir tünelden mi geçiyorsun kalbim

Uçsuz mağaralarda damıtarak yalnızlığını

hayatı yorumlamak değil yaptığımız

Sürekli bir hüzün yağmurunda ıslanmak belki

Dağlar dağların üstünde, tepeler ve tepelerin üstünde ben

Ayın ondördü, ay bir anne sanki

Ay ışığını emiyoruz tabiatla beraber

Birlikte bir gece dokunuyor üstümüzde

Gece dedimse kastettiğim yaşamak sadece

Yaşamak, aşkı ıstırabı vefayı isyanı.



Emerek ay ışığını nasıl da büyüyorsun ey kalbim

Bir tarafın şehirler şehirler şehirler

Mekanik bir çizgide tükenen insanlar

Bir tarafın çöl

Çölde birbirini boğazlayan aç çıplak insanlar

Bir yüzün asya ey kalbim, bir yüzün afrika

Öbür yanın avrupa amerika

Saatler nasıl yorulmazlarsa işlemekten

Sen de yorulmuyorsun ey kalbim büyümekten.



Çıkıp dağlara yaylalara

Susmak istersin

Ama yalnızca susar gibi görünürsün

Derviş olamadın

Ama başıboş da kalmadın



Ey durup durup dalgalanan kalbim

Yorulup yorulup durulduğun gün

Gerçek yorumu bulabilirsin



Yerden göğe doğru akan incecik ırmakları

Kendime mahsus bir tarzda dinlerdim ağaç bedenlerinde

O çınar o cami çınarlı cami suyun tadına vardığımız

şadırvan

Gençlik anıları hayatımızdan bir parça olarak kalmış

sokaklar

Nasıl da duyardık

Damarlarımızdan akan kanın

Şelaleler yaparak

Sağa sola saparak

Aktığını



Sonra ağaç gövdelerinden

Dal uçlarına doğru

Gürül gürül akan bahar özsularını.



Biz gene dağlara dönelim

Yalnızlığın katmer katmer bir gül gibi

Patladığı evreni doldurduğu

Mutluluğu coşkuyu sahip olunmuşluğu

Şahdamarımızda duyarak

Bir tür uçmağı yaşadığımız

Kırmızı sarı siyah arıları izleyerek

Bir gün bitiveren çiçekleri ayağımızın ucunda

Ansızın farkederek

Yaşamanın çılgınlığını değil ama

Hayatın o uçsuz bucaksız işleyişini

Mezarlardan öte o sonsuz derinliğini

Bir yıldız gibi kayarak karanlıklarda

Bir mızrağın akması gibi hissettiğimiz

Yüzyıllık ağaçların toprağı sarması gibi

O ağaçları incecik ağır çoğul böceklerin oyması gibi

Bir daha güçle duyarak idrak ederek hayatı

Sonra bir anda boşanan yağmur

Ey gök ne kadar gürültün varsa içimize boşalt çünkü

Belli ancak ihtimal ki sen dindirirsin

Bir kurşunun ete saplanması gibi

Yüreğimize saplanan bu acıyı



Bir gün ovaya inmiştik

Kadınlar erkekler ve çocuklar

Hazirandan temmuzdan ve ağustosdan biçilmiş

Kalın katmerli elbiseler giymişlerdi

Güneşle sarınmış sarmalanmışlardı

Yani derilerine karışmıştı elbiseleri

Elleri ölü değildi ama ölü gibiydi

Buğday başakları diriydi pamuk kozaları diriydi

Sarısıcak yazıda uçsuz tarlalarda

Kadınlar erkekler çocuklar

Okyanus ortasında çalkalanan gemi gibiydi.



Biz gene dağlara dönelim

Ve bir dağ akşamına başlamadan önce

Göğün kızıl kuşağı bağlanması gerek

Duyulur duyulmaz bir top sesiyle

Büyük kalaylı bakır taslara

O bakır taslarda berrak sulara

Erişince oruçlu dudaklarımız

Artık kana kana uzanmak gerek cennet tatlarına

Hamd ile şükür ile ve acele ile

Artık sabır bendinden boşanmış bir nehir gibidir

Meydana salıverilmiş koşu atları gibi

Uçabiliriz uzanabiliriz aziz nimetlere

Namazdansonra evrensel sigaralara yaslanarak

Nefes nefes içimize çekebiliriz

Dağları o dağların tepelerini derelerini ve

en kuytu yerlerini.



Karanlık

Sanki topraktan fışkıran

Göğe ağan bir orman

Ta uzaktan derinden bir kuyudan gelir gibi

Bir sönüp bir yanar gibi ipildeyen bu ışıklar

Sanki içimiz bir kuyu bu kuyuya bir taş düşer gibi

Umut gibi, korku gibi, kaybolmak gibi

Sanki yalnızlığın bir türevi simgesi

Ta uzaklardan tepelerden bayırlardan

yankılana yankılana

Gelen bir çan sesi

Çobanların içine korkuyu damıtan koyun çanlarının sesi.



Sonra yıldızlar lacivert ipek atlas bir yorganın

Evrensel bir yorganın sırma işi motifleri

Kopkoyu bir geceye sımsıkı bürünerek

Ürpertiler içinde soluyan tabiat

Birden her yerde her şeyde içimizde kımıldayan

Yürek vuruşları ile beliren zikir

Yeri ve göğü damarlarımızı dolduran

Ondan başka her şey yok olan yalan olan

Rahman

ve Rahim olan.



Önce bir övgü ile geçiliyordu sabaha

Evrenin efendisi için açıyordu güller bir sabah selasında

Hüseyni makamında söylenen bir selada ve bizzat

sonbahar bahçelerinde

Çam dalları arasından sızan rüzgarın soluğu

Sürekli zikir üzre pınarın sesi

Ve sonra ezana geçilmişti

O dağların üzerinde özgürlük meşalesi gibi seyrettiğimiz

Bir kurtuluş kandili gibi idrak ettiğimiz

Tan yıldızı da doğmuştu

Bir dirilişi muştulayan horozlar

Kuzular kuşlar böcekler acıkan ve acıkmayan diğer yaratıklar

Doğan güne gülümseyen çocuklar

Ve sonra

Hepsini kuşatan

Ve kıyama duran

Kalbim

"Tabiatın içinde tabiatla birlikte."

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:52
VEDA



Bu şehirden gidiyorum

Gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi

Gururu yıkılmış soy atlar gibi

Bu şehirden gidiyorum



İnsanlar taş gibi bana yabancı

Ağaçlar bensiz hüküm giyecek bulvarlarda

Bir tambur bir yalnızlığı anlatıyorsa

O ışıksız pencereden

Ben onu bile bile duymuyor gibiyim.



Bu şehirden gidiyorum

Gömerek geceyi içime

Sabahın hüznünü beklemeden

Gidiyorum bu şehirden.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:53
YALNIZLIK



Bir gidip bir gelerek durmadan

Ay ışığını soluyan ey deniz ey o denizin dibi

Sonra büyüten yalnızlığını kanayan yalnızlığa

kalbim gibi.

yaziklar_olsun
02-03-2009, 22:54
YOK GİBİ YAŞAMAK



Boğuk bir bakışın oluyor senin

Bir girdap derinliğinde kayboluyor gibiyim

Yok gibi yaşamak bu kalkıp kurtulmak gibi kalabalıktan

Durma bana türkü söyle Anadolu olsun

Susuz dudak gibi çatlak olsun

Karanfil gibi olsun kara çiçek gibi solgun yüzün

Durmadan akıyor kalbim ayaklarına bana karanlık bakma

Ağıyorum bir karanlık karayel saçlarına

Çekme ülkemden nar yangını gözlerini

Beni bu kentten kurtar beni yalnız ko git beni

Arıyorum arıyorum o ilk çağ ırmaklarında sedef ellerini



Susmam seni ürkütmesin içimde çağlar var bilmelisin

Katı bir yalnızlık bu bilmelisin

Kaçmam kendimi bulmam ben senden yoksunum iyi bilmelisin.



Şu yalnızlık çıkmazında önümde niye sen varsın

Niye herşey bir anda kayıyor sen kayıyorsun

Kalbim niçin bu kadar yabancı sen niye yoksun

Bir sam yüklü geceleri içimden atamıyorum

Niye bunları bir anda unutamıyorum



Hadi tut elimden gök gibi ölü kadar yalnızım.

Lider
28-12-2010, 07:23
Erdem beyazıt (http://www.dostyakasi.com/e/2672-erdem-beyazit-siirleri.html) Sevdiğim Bir Şair Paylaşım için Teşekkurler