Firuze_
26-03-2011, 17:29
http://www.kirsehirhaberler.com/upload/resimler/5C8_snygmrttt.JPG
Tolga Akpınar' ın hemşehrimiz Sinan Yağmur'la yaptığı röportaj...
09 Mart 2011
Son günlerin belki de en çok konuşulan edebiyat figürü kim derseniz şüphesiz ki karşınıza tek bir isim çıkacaktır; Sinan Yağmur. Ahi Evran-ı Veli, Aşık paşa ve Ahmed-i Gülşehri’ nin memleketi Kırşehirden çıkıp Hz.Mevlana’ nın diyarında, onun aşk’ını, yaşadığı iklimi, edebi kültürü teneffüs eden ve yazdığı kitaplarla okurlarına gerçek Âşk’ ı yaşattıran bir yazar o . Yazmış olduğu Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems romanı kitap satış listelerinde 2010’ un en çok satılan kitabı oldu. 2011’ de çıkan Aşkın Gözyaşları Hz.Mevlana kitabı ise daha basılmadan yüzbinlerce sipariş aldı. Bozkır iklimin Aşk yazarı Sinan Yağmur’ la Tolga Akpınar’ın yaptığı röportajı sizlerle paylaşıyoruz …
Yanlı veya yanlış yazılara doğru bilgilerle karşılık verme isteğim gençliğimde gördüğüm bir rüya iledir.
Hz. Mevlana, Şems-i Tebrizi ve genel olarak tasavvufa ilginizin kaynağı ve bu ilgiyi kitap yazacak kadar sevgiye dönüştüren nedir?
Öncelikle Şems Tebrizi ile ilgili ülkemizde genel bir hafıza tazelemehttp://www.kirsehirhaberler.com/upload/resimler/2DC_snygmr2.jpgsi yaptığı Aşk romanının yazarı Elif Şafak hanıma, ve Bab-ı Esrar’ı kaleme alan Ahmet Ümit bey’e teşekkür borçluyuz. Onların aracılığı ile hem okuma hızı yükseldi edebiyatımız soluk aldı, hem de Mevlana ve Şems hatırlandı. 26 yıldır Mevlana ve Şems ,ayrıca diğer aşk pirleri hakkında tasavvuf deryasında araştırma yapan bir eğitimci olarak Şems ve Mevlana hakkında yazılan kitapları beğeniyorum, ancak neticede kutsal kitap değildir yazılanlar ve yazdıklarımız. Dolayısı ile eksik, yanlış olacaktır.Yanlı olmasın yeter. Mevlana ve Şems pirlerimizi olduklarının dışında yazarak güzele şaşı baktırmak vebal işidir. Türk edebiyatı geçmişten gelen kültür mirası ile zengindir. Yanlı veya yanlış yazılara doğru bilgilerle karşılık verme isteğim gençliğimde gördüğüm bir rüya iledir. Kitabımda bu konuya ayrıntılı yer veriyorum.
İlk kitabınızı 2004 yılında yazmanıza rağmen sizce neden şimdi ülkenin gündemine geldiniz , Tennure ve Aşk, Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems kitabı kadar niçin ilgi görmedi sizce?
Tennure ve Ateş Hz. Mevlana hakkında verilen yanlış bilgilere bir cevap niteliğinde yazılmıştı. Kitabın Anadolu’da bir yayınevinden çıkması ve Sinan Yağmur’un duyulmamış bir isim olması Mevlana’ya dair ilk kitapta “Aşkın Gözyaşları” kadar ses getirmemesine sebep oldu.
Şems bir içmimardır. Gözlerimizi Mevlâna’nın anlayamadığımız ta içine çevirmeliyiz.
Şems-i Tebrizi ile Hz.Mevlana arasındaki aşk hakkında bir çok kitap yazıldı. Fakat maalesef bu aşkın niteliğini tasavvuf dairesinde düşünemeyenler çirkin yakıştırmalarda bulundular. Tasavvuf hakkında yeterli bilgisi olmayan birisinin bu aşkın niteliğini anlaması için ilk önce hangi kavramları bilmesi gerekir?
Bu iki erkek arasındaki dostluk, tahmin edilebileceğin aksine, kolay kurulmadı. Önce pek çok şeyin değişmesi, hatta kaybolması gerekiyordu. Sonra Şems’in de Mevlâna’nın da birbirlerini yenmeleri gerekirdi... Her ikisinin de kendilerini yenilmiş olarak görmeleri gerekiyordu; o durumda, her ikisi de başarılı sayılacaktı.
Tebrizli Şems söz konusu olduğunda, Mevlâna’nın hayatında gözümüzü oluştan çok içe yöneltmek durumundayız. Şems bir içmimardır. Gözlerimizi Mevlâna’nın anlayamadığımız ta içine çevirmeliyiz.
Mevlâna ve Şems’in gönüldaşlığını, dostluğunu günümüzdeki dostluk yaklaşımı ile değerlendirmek ve anlamak asla mümkün değildir. Çünkü günümüzün dostluk bağları menfaate endeksli, fayda merkezlidir maalesef. Hakiki dostluk ilişkileri nadirdir. Dostluk dostu ayıbıyla, kusuruyla kabul edip dostunu mükemmellik mertebesine taşımak iken, böyle bir gönüldaşlık yürek ikizliğini çağımızda yaşayabilmek neredeyse imkansız. Bu nedenledir ki Şems ve Mevlâna dostluğunu gerçek haliyle özümsemek de müşkil oluyor. Haddizatında Mevlâna ve Şems’in dostluğu yaşadıkları o dönemde de insanlarca doğru dürüst anlaşılmadı ki Şems’in yazgısı ayrılıklar üzerine örülmüştü. Bu ayrılığın ilk’i geçici, sonuncusu aşkın şehadetine yürümekti.
Değer yargılarının ters yüz olduğu, insanın özüne yabancı, sözüne itibar edilmediği bir zamanda dostluk gibi ulvi bir haslette bu yozlaşma sürecine paralel çürütülmüştür.
Mevlâna “Beni kim olduğum gibi anlayabilir ki, ben vaktin emzirdiği bir çocuktum. Konuştuğum kadar susmalı, sustuğum kadar büyümeliydim. Ne büyüdüm ne de susabildim.”
Şems: “Susmak sessiz kalmak değil dışarıya karşı sağır olmak da değil. Biz aleme gürültü için geldik. Bu gürültü kulağın değil yüreğin kıyameti olmalı. O halde kıymet bilmezlerden seni anlamalarını bekleme.“
Birçok şeyh- mürit ilişkisinde olduğu gibi, bazen şeyh, müridi taşıyamayacağı kanaatiyle müridine yol verir, bazen de mürit tatmin olamaz ve kopar. Şems’in hayatında da ikinci durum gerçekleşmiştir. Şems şeyhinden ayrılmıştır. Büyük potansiyeli O’nu şeyhinden değil, şeyhlerden koparmıştır. Buradan bize bir şey kalmaz. Mevlâna ile Şems’ in arasındaki buluşmadan da ”Makalat” diye bilinen konuşmalardan başka elimizde bir şey kalmamaktadır. Bir de Mevlâna’nın yüreğimizi yaralayan acı feryadı...
Mevlâna’ya göre insanlar arasında O’ nun dengi yoktu. Veya O bu ana dek rastlamamıştı. Kendisi değil, başkaları da görememişti. Şems diğer insanların da çaresiydi. Mevlâna Şems için; “O ruh denizinin derinliklerinden düşüncemi uyarınca, nûr’ un hayali açığa çıkmaya başladı. O göz nûruydu. Aklın berraklığı, ruhun parlaklığı, kalbin aydınlanmasıydı. Şems aklımı dinimi elimden alan evrensel bir insandı. O her türlü mutluluğun billurlaşmış şekliydi.” Bundan böyle Mevlâna Şems gibi kapılarını dışarıya kapatır. Bu kapıların kapalı olduğu dönem ”Olmayı” yaşadığı dönemdir. Bu hal, görme, duyma, ilhamın ötesinde bir haldir.
Azadelikten gizlenmiş, işin künhüne varma, ruhların ruhuna karışma, kalbin bunu çözmesi sonucunda, semalara yükselme. Bu hali yaşarken de peygamberliğin yüceliğinin farkına varma, gerçekleşir. Kim benliğinden kurtulursa bütün benlikler onun olur. Kendisine dost olmadığı için herkese dost kesilir. Nakışsız bir ayna haline gelir, değer kazanır. Çünkü bütün nakışları aksettirir. Benlikten, çevreden, eşyadan koparak gerçek benliğe ulaşmak.
Denebilir ki, Mevlâna iç yürüyüşünün şahikalarını Şems’le keşfetmiştir. Bu aşamada derin ve manalı bir yaşamaya geçmiştir. Kazanımı: yüksek ahlak, engin hoşgörü, sükun bulma. Artık tasavvufi hayatın zirvesindedir. Öz benliğinde kendini bulmuş, olgun bir ruhla yüce sevgili ile buluşmuştur. İnsana bağışlanan olma ve bulma sınırlarının hadlerini zorlamaktadır. Dışarıdakiler bu halin ipuçları ile yetinecektir.
2004 yılında “Tennure ve Aşk” , 2010 yılında “Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems “ve son olarak 2011 yılında “Aşkın Gözyaşları II Hz. Mevlana” adlı eseriniz yayınlandı. “Aşkın Gözyaşları II Hz. Mevlana” adlı kitabınızdan da “Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems “ adlı kitabınızın gördüğü ilgiyi bekliyor musunuz?
Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems kitabını ben yazmak vebali hissettiğim için yazdım, ikinci baskı olabileceğini bile tahmin etmiyordum. 230 baskıya ulaşması ALLAH’ ın izni, Hz. Pirlerin himmeti ve okuyucuların aşk dolu yürekleri ile olmuştur. Aşkın Gözyaşları-2 Hz.Mevlana içinde aynı talebin olup olmayacağını ALLAH bilir.
Tolga Akpınar' ın hemşehrimiz Sinan Yağmur'la yaptığı röportaj...
09 Mart 2011
Son günlerin belki de en çok konuşulan edebiyat figürü kim derseniz şüphesiz ki karşınıza tek bir isim çıkacaktır; Sinan Yağmur. Ahi Evran-ı Veli, Aşık paşa ve Ahmed-i Gülşehri’ nin memleketi Kırşehirden çıkıp Hz.Mevlana’ nın diyarında, onun aşk’ını, yaşadığı iklimi, edebi kültürü teneffüs eden ve yazdığı kitaplarla okurlarına gerçek Âşk’ ı yaşattıran bir yazar o . Yazmış olduğu Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems romanı kitap satış listelerinde 2010’ un en çok satılan kitabı oldu. 2011’ de çıkan Aşkın Gözyaşları Hz.Mevlana kitabı ise daha basılmadan yüzbinlerce sipariş aldı. Bozkır iklimin Aşk yazarı Sinan Yağmur’ la Tolga Akpınar’ın yaptığı röportajı sizlerle paylaşıyoruz …
Yanlı veya yanlış yazılara doğru bilgilerle karşılık verme isteğim gençliğimde gördüğüm bir rüya iledir.
Hz. Mevlana, Şems-i Tebrizi ve genel olarak tasavvufa ilginizin kaynağı ve bu ilgiyi kitap yazacak kadar sevgiye dönüştüren nedir?
Öncelikle Şems Tebrizi ile ilgili ülkemizde genel bir hafıza tazelemehttp://www.kirsehirhaberler.com/upload/resimler/2DC_snygmr2.jpgsi yaptığı Aşk romanının yazarı Elif Şafak hanıma, ve Bab-ı Esrar’ı kaleme alan Ahmet Ümit bey’e teşekkür borçluyuz. Onların aracılığı ile hem okuma hızı yükseldi edebiyatımız soluk aldı, hem de Mevlana ve Şems hatırlandı. 26 yıldır Mevlana ve Şems ,ayrıca diğer aşk pirleri hakkında tasavvuf deryasında araştırma yapan bir eğitimci olarak Şems ve Mevlana hakkında yazılan kitapları beğeniyorum, ancak neticede kutsal kitap değildir yazılanlar ve yazdıklarımız. Dolayısı ile eksik, yanlış olacaktır.Yanlı olmasın yeter. Mevlana ve Şems pirlerimizi olduklarının dışında yazarak güzele şaşı baktırmak vebal işidir. Türk edebiyatı geçmişten gelen kültür mirası ile zengindir. Yanlı veya yanlış yazılara doğru bilgilerle karşılık verme isteğim gençliğimde gördüğüm bir rüya iledir. Kitabımda bu konuya ayrıntılı yer veriyorum.
İlk kitabınızı 2004 yılında yazmanıza rağmen sizce neden şimdi ülkenin gündemine geldiniz , Tennure ve Aşk, Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems kitabı kadar niçin ilgi görmedi sizce?
Tennure ve Ateş Hz. Mevlana hakkında verilen yanlış bilgilere bir cevap niteliğinde yazılmıştı. Kitabın Anadolu’da bir yayınevinden çıkması ve Sinan Yağmur’un duyulmamış bir isim olması Mevlana’ya dair ilk kitapta “Aşkın Gözyaşları” kadar ses getirmemesine sebep oldu.
Şems bir içmimardır. Gözlerimizi Mevlâna’nın anlayamadığımız ta içine çevirmeliyiz.
Şems-i Tebrizi ile Hz.Mevlana arasındaki aşk hakkında bir çok kitap yazıldı. Fakat maalesef bu aşkın niteliğini tasavvuf dairesinde düşünemeyenler çirkin yakıştırmalarda bulundular. Tasavvuf hakkında yeterli bilgisi olmayan birisinin bu aşkın niteliğini anlaması için ilk önce hangi kavramları bilmesi gerekir?
Bu iki erkek arasındaki dostluk, tahmin edilebileceğin aksine, kolay kurulmadı. Önce pek çok şeyin değişmesi, hatta kaybolması gerekiyordu. Sonra Şems’in de Mevlâna’nın da birbirlerini yenmeleri gerekirdi... Her ikisinin de kendilerini yenilmiş olarak görmeleri gerekiyordu; o durumda, her ikisi de başarılı sayılacaktı.
Tebrizli Şems söz konusu olduğunda, Mevlâna’nın hayatında gözümüzü oluştan çok içe yöneltmek durumundayız. Şems bir içmimardır. Gözlerimizi Mevlâna’nın anlayamadığımız ta içine çevirmeliyiz.
Mevlâna ve Şems’in gönüldaşlığını, dostluğunu günümüzdeki dostluk yaklaşımı ile değerlendirmek ve anlamak asla mümkün değildir. Çünkü günümüzün dostluk bağları menfaate endeksli, fayda merkezlidir maalesef. Hakiki dostluk ilişkileri nadirdir. Dostluk dostu ayıbıyla, kusuruyla kabul edip dostunu mükemmellik mertebesine taşımak iken, böyle bir gönüldaşlık yürek ikizliğini çağımızda yaşayabilmek neredeyse imkansız. Bu nedenledir ki Şems ve Mevlâna dostluğunu gerçek haliyle özümsemek de müşkil oluyor. Haddizatında Mevlâna ve Şems’in dostluğu yaşadıkları o dönemde de insanlarca doğru dürüst anlaşılmadı ki Şems’in yazgısı ayrılıklar üzerine örülmüştü. Bu ayrılığın ilk’i geçici, sonuncusu aşkın şehadetine yürümekti.
Değer yargılarının ters yüz olduğu, insanın özüne yabancı, sözüne itibar edilmediği bir zamanda dostluk gibi ulvi bir haslette bu yozlaşma sürecine paralel çürütülmüştür.
Mevlâna “Beni kim olduğum gibi anlayabilir ki, ben vaktin emzirdiği bir çocuktum. Konuştuğum kadar susmalı, sustuğum kadar büyümeliydim. Ne büyüdüm ne de susabildim.”
Şems: “Susmak sessiz kalmak değil dışarıya karşı sağır olmak da değil. Biz aleme gürültü için geldik. Bu gürültü kulağın değil yüreğin kıyameti olmalı. O halde kıymet bilmezlerden seni anlamalarını bekleme.“
Birçok şeyh- mürit ilişkisinde olduğu gibi, bazen şeyh, müridi taşıyamayacağı kanaatiyle müridine yol verir, bazen de mürit tatmin olamaz ve kopar. Şems’in hayatında da ikinci durum gerçekleşmiştir. Şems şeyhinden ayrılmıştır. Büyük potansiyeli O’nu şeyhinden değil, şeyhlerden koparmıştır. Buradan bize bir şey kalmaz. Mevlâna ile Şems’ in arasındaki buluşmadan da ”Makalat” diye bilinen konuşmalardan başka elimizde bir şey kalmamaktadır. Bir de Mevlâna’nın yüreğimizi yaralayan acı feryadı...
Mevlâna’ya göre insanlar arasında O’ nun dengi yoktu. Veya O bu ana dek rastlamamıştı. Kendisi değil, başkaları da görememişti. Şems diğer insanların da çaresiydi. Mevlâna Şems için; “O ruh denizinin derinliklerinden düşüncemi uyarınca, nûr’ un hayali açığa çıkmaya başladı. O göz nûruydu. Aklın berraklığı, ruhun parlaklığı, kalbin aydınlanmasıydı. Şems aklımı dinimi elimden alan evrensel bir insandı. O her türlü mutluluğun billurlaşmış şekliydi.” Bundan böyle Mevlâna Şems gibi kapılarını dışarıya kapatır. Bu kapıların kapalı olduğu dönem ”Olmayı” yaşadığı dönemdir. Bu hal, görme, duyma, ilhamın ötesinde bir haldir.
Azadelikten gizlenmiş, işin künhüne varma, ruhların ruhuna karışma, kalbin bunu çözmesi sonucunda, semalara yükselme. Bu hali yaşarken de peygamberliğin yüceliğinin farkına varma, gerçekleşir. Kim benliğinden kurtulursa bütün benlikler onun olur. Kendisine dost olmadığı için herkese dost kesilir. Nakışsız bir ayna haline gelir, değer kazanır. Çünkü bütün nakışları aksettirir. Benlikten, çevreden, eşyadan koparak gerçek benliğe ulaşmak.
Denebilir ki, Mevlâna iç yürüyüşünün şahikalarını Şems’le keşfetmiştir. Bu aşamada derin ve manalı bir yaşamaya geçmiştir. Kazanımı: yüksek ahlak, engin hoşgörü, sükun bulma. Artık tasavvufi hayatın zirvesindedir. Öz benliğinde kendini bulmuş, olgun bir ruhla yüce sevgili ile buluşmuştur. İnsana bağışlanan olma ve bulma sınırlarının hadlerini zorlamaktadır. Dışarıdakiler bu halin ipuçları ile yetinecektir.
2004 yılında “Tennure ve Aşk” , 2010 yılında “Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems “ve son olarak 2011 yılında “Aşkın Gözyaşları II Hz. Mevlana” adlı eseriniz yayınlandı. “Aşkın Gözyaşları II Hz. Mevlana” adlı kitabınızdan da “Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems “ adlı kitabınızın gördüğü ilgiyi bekliyor musunuz?
Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems kitabını ben yazmak vebali hissettiğim için yazdım, ikinci baskı olabileceğini bile tahmin etmiyordum. 230 baskıya ulaşması ALLAH’ ın izni, Hz. Pirlerin himmeti ve okuyucuların aşk dolu yürekleri ile olmuştur. Aşkın Gözyaşları-2 Hz.Mevlana içinde aynı talebin olup olmayacağını ALLAH bilir.