Orijinalini görmek için tıklayınız : Cevat Çapan Şiirleri
yaziklar_olsun
22-02-2009, 19:26
http://img413.imageshack.us/img413/3859/12altinportakalsiirodul.jpg (http://imageshack.us)
Cevat ÇAPAN
18 Ocak 1933’te İstanbul Darıca’da doğdu. 1953’te Robert Kolej’i bitirdi. İngiltere’de Cambridge Üniversitesi İngiliz Edebiyatı bölümünü 1956’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi’nde 1968’de doçent, 1975’te profesör oldu. Çeşitli üniversitelerde görev yaptı. 1981-1982’de Amerika’da bulundu. Devlet Tiyatroları Edebi Kurul Başkanlığı, ansiklopediler ve yayınevlerinde danışmanlık yaptı. İlk şiiri 1952'de Varlık dergisinde yayınlandı. Daha sonra Yeditepe, Seçilmiş Hikayeler, Yücel Dergileri şiirlerine yer verdi. Şiirlerinde yaşam sevincini, umut ve geleceğe dönük bir güven duygusunu işledi. Pazar Postası'nda tiyatro eleştirileri yazdı. Dönem, Şiir Sanatı, Papirüs, Yeni Dergi, Milliyet Sanat ve Adam Sanat dergilerindeki şiir ve şiir çevirileriyle üretken bir yazın adamı olarak tanındı. 1980 sonrasında akademik çalışmaların yanısıra şiire daha çok zaman ayırdı. İlk şiir kitabı "Dön Güvercin Dön" 1986'da basıldı. Bu kitapla aynı yıl Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü kazandı.
ESERLERİ
ŞİİR:
Dön Güvercin Dön (1985)
Doğal Tarih (1989)
Sevda Yaratan (1994)
L’biver est fini (1996)
İNCELEME:
İrlanda Tiyatrosunda Gerçekçilik (1966)
Değişen Tiyatro (1972)
Çağdaş Bir Oyun Yazarı: John Whiting (1975)
ANTOLOJİ:
Çin’den Peru’ya (1966)
Çağdaş Yunan Şiiri Antolojisi (1982)
Çağdaş İngiliz Şiiri Antolojisi (1985)
Çağdaş Amerikan Şiiri Antolojisi (1988)
Dünya Yazınından Seçilmiş Aşk Şiirleri (1993)
Şiir Atlası I (1994)
Şiir Atlası II (1995)
Şiir Atlası III (1996)
ÖDÜLLERİ
1986 Behçet Necatigil Şiir Ödülü Dön Güvercin Dön ile
yaziklar_olsun
22-02-2009, 19:27
AÇIĞA DEMİRLİ BİR GEMİDEN
Dağın eteklerinde orman -
çam, sedir, ulu çınarlar...
Birbirini seyrediyor aynasında denizin.
Çamlar pürleriyle suskun,
sedirlerin gözleri uzakta,
"Ölünceye kadar seninim," diyor denize
kendi gölgesinde yanan bir çınar.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 19:32
ANLADIM ANLAMINI ANLAMIN
Kavak yelleriyle dönen değirmenlere
saldıran evde kalmış uğursuz uzmanlarıyla
ağlarını toplarken akademik ağalar
kuramların kurumunu silerek
bir şiirden demir alıp açıldığım
denizlerin dibinden
kaç anlam balığı yakaladılar
diye meraktaydılar
bilimden bunalanlar
Çalıştılar çalıştılar çalıştılar
kuramın Kuran'ını yazdılar
dışarda erguvanlar salkımlar
tekrarını ilan ederken sevdaların
baktılar yaşlı gözlerle
yazdıkları metinlere
metinler çetindiler
yaziklar_olsun
22-02-2009, 19:33
ASKER
Uykusuz geceler bunlar
dağ başlarında, nöbette.
Uzakta, çok uzakta,
tek tük ışıklarını seçtiğin şehir
sokaklarında kısık sesle
şarkılar söylediğin.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 19:34
BABAM
Babam iki tek atınca oğlum hadi seni karpuzlara götüreyim derdi..
(karpuzlar Gebze'de oturan kızlardı)
Annem kızarır kızar "Bey çocuk daha küçük" diye çıkışır mutfağa gider ağlardı...
Babam karpuzdan anlardı.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 19:36
BİLİRİM DEPPOYLARI
Güz-geceye yönelmiş bir saati güzün
Gözleri bulutlara takılı
İskele nerdeyse uzaklaştı vapurdan
Bir martı bakışların içinden süzülüp
Bir başka martıya değiyor
Sular mı hava mı ormandan boşalan
Dokunsan gözleri çiçek dürbünü
Yürüsen bir mağara karanlık
Yosun basamaklı uzak kuleden
Belirsiz adımlarla iniyor gece
Sözleri çalgısız bir şölenin artığı
Bir yerde bir tavşan ürkek -
Bir avcının duyulmayan türküsü
Sevinse üç el silah atsa havaya
Susuyor - paslı bir tabanca öfkesi
Şimdi yollar toz çamur arada
Taraçanın altında at kestaneleri
Güz - mektupsuz habersiz günleri güzün
Barış askerleri talimden yorgun
Nerde bu köhne gecenin kundakçıları
yaziklar_olsun
22-02-2009, 19:36
BİR BAŞKA PENCEREDEN
O yanan yaz günleri,
kamaşmış koca bir cam göz deniz
ve hızla sararan bir karasevda:
Güz.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:30
BOĞAZ A VURAN GÖLGE
Ne kadar erken ayrılmış olsa da aramızdan,
gölgesi hâlâ ak bir bulut,
yansıyor durgun körfeze.
Gavriko'nun meyhanesi şimdi Necati Abi'de-
yaşlı çınar devrileli çok oldu,
ayazma tenha,
artık bir deprem habercisi eski rasathane.
Ahşap yalıda ne zaman tavla oynasak
sarnıç gemileri geçerken Boğaz'dan,
o eski yangınları anlatmaya başlıyor yeniden,
antik Yunan felsefesi okuduğu yılları,
yakışıklı Alkibiades'i,
taşrada şantiye şefliği yaptığı inşaatları.
Askere giderken
klarnetle, darbukayla uğurlamışlardı onu
mahalle arkadaşları.
Kim bilir hangi el oynatıyor şimdi
o satranç taşlarını?
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:32
BÖLÜNMEYEN BİR SESSİZLİK İÇİNDE
Öyle seviyor ki susmayı,
sözcükleri öyle seviyor ki,
lambasız kalabilir geceleri,
kışı uykusuz geçirebilir.
Esrikliğin
değişen yoğunluğu onun için her mevsim,
rüzgârlar
yoğunluğun dalga dalga esrikliği.
Derken gemiler yanaşıyor
-çok yorgun bir fırtınadan
bağrının rıhtımına-
sürgünden dönenlerle yeniden
yaşamak doludizgin.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:33
BUKAĞI
Yeniden bir su boyunca yürümek
Elinden tutmak bir çocuğun usulca
Birlikte solumak menekşeleri
Dağlarda kayaları kıracak
Birden dağlar iniyor sulara
Sular güneşle ışıyor birden
Yayılmak sulara ve dağlara
Zindanlar boşalmışçasına
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:33
BURÇ
Belki çıkar yollardan biri de bu: gözlerine
bakmak sessizce, bir kıyıda uzaktan
yaklaşan bir gemiyi bekler gibi, elinden
tutmak o sıcaklığı ve yürümek,
yürümek zamanı düşünmeden bastığın
çakıl taşlarının hışırtısında. Hep
söylerdin eskiden, biraz zaman tanısak belleğe,
güzel bir unutuluşa dönüşür, derdin
bütün o top sesleri, toz duman, akşam
bataryada geçirdiğin karanlık nöbet saatleri.
Sana unutulmuş bir çardağın altında
galibarda renkli bir mürekkeple yazıyorum
yeniden depreşen bir sevincin ötesinden.
Çocuklar büyüdüler, uzaklara gittiler,
senin, benim yanlışlarımızın ne yararı
olabilir onlara? Belki onlar da
öğrenecekler umarsız sözcüklerle
eskiyen anılarının dehlizlerinden
kurtulup savrulmayı.
Sorma sakın - bilmek yasak, derdin,
kim bilebilir yazgının bizi nereye
sürükleyeceğini.
O unutulmuş çardağın altında yazıyorum sana,
aydınlık gölgesinde asmanın.
Günler sayılı.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:34
ÇÖL
Ne zaman
bir masa başına otursam
sana birşeyler yazmak için
çocukluğumda seyrettiğim
cambazlar geliyor aklıma
elimdeki kalem
birden
o sırık terazi gibi uzuyor
ve ben
çok geçmeden
o usta cambazdan uzak
acemi bir palyonço gibi
boşluğa yuvarlanıyorum
düşlerin yaylanan ağında.
Sonra,
görünmeyen seyircilerimin
kahkahaları çınlarken
kulaklarımda,
kulaç atmaya çalışıyorum
kurumuş bir gözyaşı denizinde
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:35
DÖNÜŞ..
Yıllar sonra
odanın kapısını açınca
senin yerine
arkası dönük iki kadın görüyorum
yaşları belirsiz
biri kollarını balkonun korkuluğuna dayamış
öbürü kapının pervazına yaslanmış
uzanıp giden ovaya bakıyorlar
akşam serinliğinde.
Bakışlarının ucunda
mor dağlar yükseliyor
ve inen davarın
çan sesleri duyuluyor uzaktan.
Kapıyı aralık bırakıp
alacakaranlıkta
dağın doruğuna tırmanıyorum
yorgun atımın yedeğinde.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:36
DÖRTNALA SESSİZLİĞİN İÇİNDEN
Tan yeri ağarırken ulaştı ulaşacağı menzile.
Çocuklar evlerinde gözlerini oğuşturuyorlardı
düşlerden arınmak için -
doru bir kısrağın ardından koşmuşlardı az önce;
uçurumların ucunda durmuşlar,
bulutlara tutunmaya çalışmışlardı korkuyla.
O da atını bir han avlusuna bağladı.
Anladığı bir dil değildi duyduğu;
gene de yabancı saymadılar onu karşılayanlar.
Uzak bir bahçedeki kuleyi gösterdi hancı.
Sen gideli,
yollardaydı hep bu kalabalıkla.
Tam neredeydi, hangi mevsimde?
Bilmiyordu kimlerle yola çıktığını.
Kulenin taş basamaklarını tırmanırken
yolu nerede yitirdiğini düşündü.
Bir çam kokusu geliyordu karşı tepeden esen yelle,
bir su sesi, yakındaki değirmenden.
Şimdi kulenin tepesinde.
Gözleri,
eşlerini yitirdiklerinde
çok yaşamayan yaban kuğularında.
Deniz ürperiyor uzakta
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:38
ERZİNCAN ERZİNCAN
Cimin, cengice, hah -
köylerde dolaştık bütün gün,
Üzüm yedik bağlarda, buğulu,
bir başka dilde konuştuk.
Soluyan atlarımızla girdik geceye,
düşlere durduk.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:38
KAYIŞ KASNAK VOLAN
Yaka bağır açık oturuyorum arka bahçede.
Yıllardır açmamıştım yakamı bağrımı.
Sanki bu bahçeyi de çoktan unutmuşum,
şurada teneke saksılarda fesleğen olduğunu;
bir zamanlar,
çocukların oynadığını tahta çitin ardında.
Bir ölüm sessizliği ölümlerden sonra.
Kuşlar da konarmış komşunun kurumuş ağacına.
Nerdeyse denizi göreceğime inanacağım
başımı kaldırsam.
Kötü günlerin iyimserliği bu.
Kaç kişi kaldı bu mahallede eski havuzlu
kahveden
gece vardiyasında birlikte
'Açmam açamam'ı söyleyen
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:39
KIŞ BİTTİ
"Vedalaşmaların ilmini yaptım ben,"
Sürgünlerin uzmanlığını.
Bir vapur nasıl kalkar bir limandan.
Tren nasıl acı acı öter, öğrendim.
Yıllarca mektuplarla yaşadım.
Kaçak tütün,yasak yayın
Larla beslendim.
Unutmadım. Unutmadım.
En çok yelkenleri özledim
Bozkırın buzlu yalnızlığında.
Dağlar yoktu, dağlar yoktu,
Rüzgârlara yaslandım.
Çılgın mıydım, tutsak mıydım
Yüreğinde karanlığın?
Kan kurudu -
Ben gül oldum açıldım.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:41
KİRLİ BİR PENCEREDEN
Herifçioğlu Zaloğlu Rüstem'in gürzü gibi
havale ediyor ilk soruyu üstüne,
sen, diyor, Orhan Kemal'in cenazesine gitmişsin?
Hafif yana çekilerek karşılıyorsun
dürzünün gürzünü, aklında "Baba Evi", "Avare Yıllar",
bereketli toprakların sevdiğim bir yazarıydı, diyorsun.
Gözün pencereden görünen Şirket-i Hayriye vapurlarında.
İkinci soru da ölülerle ilgili,
Lütfi Erişçi'nin cenazesine de?
Evet, birlikte Aşiyan'a gitmiştik
Tevfik Fikret'i anma gününde,
deftere yazdıklarımızın da bir fotoğrafı olmalı sizde.
Öfkesi bir mitralyözün tarakasına dönüşüyor uzaklaşarak,
senin gözlerinin izlediği vapur
tam Kızkulesi'ne sürtünmek üzereyken.
Kızkulesi, Kız Kalesi, cıvıl cıvıl kız sesleriyle
bir başka uykudan uyanır gibi,
bilmezdim, diyorsun, kendi kendine,
bu muhteremlerin makinelerinde
bu kadar fotojenik olduğumu
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:43
KUŞ BAKIŞI
O göçebe kuşları da merak ederdin sen,
yılın hangi ayında geldiklerini,
gelirken hangi enlemlerden geçtiklerini,
yuvalarını nerelerde yaptıklarını...
Turuncu, altın sarısı, siyah tüylü o kuşlar.
Onları anlatırdım sana kış geceleri,
aştıkları lacivert denizleri,
adlarını uydurduğum kimsesiz adaları.
Arslanlar kükretirdim geride kalan ormanlarda,
filler dolaştırır, timsahlar dövüştürürdüm
çamurlu ırmaklarda.
Derken kızıl kiremitler görünürdü bir kıyı
köyünün dağınık damlarında.
Ve bahar yağmurları yağdıran bulutların
arasından süzülür bir gölün kıyısına konarlardı kuşlar.
Dönüşlerini anlatmamı istemezdin hiç.
Hep kalsalar, derdin, o gölün kıyısında
ya da yuvalarını yaptıkları saçak altlarında.
Kışa doğru, geceler uzar, koyulaşırdı karanlık.
Sen büyürdün, büyürdü göçebe kuşların
giderken aramıza bıraktıkları sessizlik
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:44
KUŞLAR MIDIR ONLAR ?
Buradan
Bu külrengi düzenden uzakta
Fenikeli martılar olmalı
Sevişen,
Sevişmeyi düşünmeden.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:45
NEREDE BİZİ SEVEN KIZLAR
Neyle boğuşur insan
koşup yorulduktan sonra
geçmiş zamanın ardından
silik, karanlık anılarından başka
yapayalnız kalmışsa o yalancı pehlivan?
Temennalar, naralar,
elenseler, şikeler, tuş olmalar bir yana-
nerede can yoldaşları
doruklara tırmanan
o korkusuz dağcılar,
pişmanlık denizinde
vurgun yiyen dalgıçlar?
Mutluluk bir gülmüş eskiden
adı üç kez anılan.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:46
SABAH
Son yağmurlar da dindi dinecek,
yazın habercisi kırlangıç
saçakta
senin o atlıkarınca gülümseyişinle.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:47
SAKIN GEÇ KALMA ERKEN GEL
Usulca gir kapıdan, zile basma.
Hiç telaşlanma, ben daha dönmemişsem.
Yoldayımdır, nerdeyse yokuşun dibinde,
Suların kararmasını bekliyorumdur,
Tuğla harmanlarından gelen yanık havanın
Bahçedeki akşamsefalarına sinmesini.
Güç bela dizginliyorumdur içimde
Dörtnala sana koşan küheylanları.
Bütün gün kâğıttan dağlar arasındaydım,
Nabzım ileri giden bir saat gibi işledi durdu.
Dilekçeler, kararlar, tozlu makbuzlar:
Hep adını okudum silinmiş satırlarda.
Pencerede kuleler, minareler, kirli gök.
Durmadan kuşlar uçtu bir bacadan.
Rüzgâra karışan saçlarını gördüm
Bulutlu aynalarda.
Balkonun kapısını aç, su ver saksıdaki çiçeğe.
Geyikli örtüyü ser masaya, dinlen biraz.
Sessizlik şaşırtmasın seni, ürkütmesin.
Şehrin gürültüsü dolacak az sonra odaya,
Karanlık bir yankıya dönüşecek karşı dağlarda.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:48
SIRADAN BİR GÜN
Buraya, denizi gören bu dağın eteğine
dilimde yarı unutulmuş şarkı sözleri,
kulağımda su sesi, suların sesi,
rüzgâra sarınıp geldim.
Ağaran gün, kararan geceyle,
kirazın kızarma hızıyla geldim,
bir uzun havayla çok uzaklardan
can havliyle
bu tutuk dil çözülsün diye
bekledim.
Şimdi
tek ses, zeytin ağaçlarından gelen
ağustosböcekleri,
tek ateş, kızgın kayalardan yansıyan
ağustos güneşi,
tek umut, yıllarca dolaştığım imgelemin
koyaklarında
bize sevgiyi sezdiren bütün o yitirdiklerimizle
birlikte soluduğumu sandığım
o derin sessizlik,
o akşam serinliği.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:49
SOLUKSOLUĞA
Uzun, karanlık bir çığlığın da ardına düşebilir insan,
Titrek, eğri büğrü bir yazının çağrısına da uyar.
Bırakıp her şeyi döner -
Aşk bir buluşmadır çünkü,
Her zaman gecikmiş bir buluşma.
Bitmeyen bir kavuşmadır da aşk -
Araya her zaman bir şeyler girer:
Bazen kendi sevincinin kanat gölgesi,
Bazen nabzın hızı, yüreğin titreyişi,
Tüylerin telaşıyla besleniyor gibidir -
Araya her zaman bir şeyler girer:
Çalışma saatleri, karşılıksız sorular.
Nereden bilebilir insan
Bunların hepsinin de aşk olabileceğini?
Çoğu kez aldatıcıdır da,
Bakarsın, herkes onun askeri, onun şehidi.
Oysa aşk hiçbir zaman bir yarış değildir ki.
Bu yüzden yanılır hep
Sayın muhbir vatandaş, köftehor okur, arsız yetkili.
Sararmış bir fotoğraf olarak da çıkabilir karşına,
Borulu bir fonoğraf kılığıyla da.
Bakarsın, ona da dadanmış
Gündelik hayatın sosyolojisi.
Yeniden duyulur bazen o uzun ve karanlık çığlık.
Çağıran o titrek yazı yeniden belirir -
Çünkü aşk en eski köprüsüdür Balkanların, en eski.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:50
TEMMUZ, YILLAR SONRA
Sıcak bir yaz günü, öğleden sonra,
eflatun dağların dibinde,
o sessiz arka bahçelerin birinde,
gölgesinde eriğin, şeftalinin, kayısının
fıskıyeyle oynuyor bir çocuk.
Gece kuşları yuvalarında daha.
Uzaklardaki çocuklarımızı, torunlarımızı
konuşuyoruz,
hangi pencereyi açsak bir görüp bir gözden
yitirdiğimiz.
Kim bilir nerdeler, ne yapıyorlar şimdi?
Hem özlem, hem kavuşma bizimkisi.
Çay içiyoruz
mutlu bir sessizlik içinde.
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:51
WITTGENSTEIN
İçimin içime sığmaması
Canevimde çırpınan
Küçücük bir kuş
Olmasından mıdır aklın?
yaziklar_olsun
22-02-2009, 20:52
YALNIZ UYKU
Muazzez uykulu bir kadındı
Uyudu kollarımda.
Uyuma Muazzez, dedim dudaklarımla
Dudakları uyandı.
Aklımda kır çiçekleri kızlar
Kızlar ağustosböcekleri.
Yanımda Muazzez'in
Yorulmuş yalnızlığı.
Bilmeden özlediğim
İçlerinde küçücük
Bayramlar olan kızlar.
Sevdiğim Muazzez'in
Çürümüş çıplaklığı.
Bunlar boyalı saçları Muazzez'in
Bunlar benim delikanlı kollarım.
Emeğinize Sağlık Teşekkürler
Powered by vBulletin® Version 4.1.12 Copyright © 2012 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.
SEO by
vBSEO 3.6.0