PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Lale Müldür şiirleri



SiNaN32
22-02-2009, 13:59
Lale Müldür'ün Hayatı (1956 - )

http://img.blogcu.com/uploads/keremoz_Lale_Muldur2.JPG


Şair Aydın’da doğar. Fakat Aydın’ı hiç hatırlamadığını söyler. Robert Koleji’ni bitirdikten sonra bir şiir bursu ile Floransa’ya gider. Türkiye’ye döner ve ODTÜ Elektronik ve Ekonomi Bölümleri’ne birer yıl devam eder. 1977 yılında İngiltere’ye gider ve Manchester Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nü bitirir. Sonra Eddx Üniversitesi Edebiyat Sosyolojisi Bölümü’nden master derecesini alır. 1983’te Belçika’lı bir ressamla evlenir. 1986’da İstanbul’a döner. Halen edebiyat ve müzik dünyasında çalışmaları devam ediyor.
İlk şiirleri 1980'de Yazı ve Yeni İnsan dergilerinde çıkar. Gösteri, Defter, Şiir Atı, Oluşum, Mor Köpük, Yönelişler, Sombahar dergilerinde çok sayıda şiiri ve yazısı yayımlanır. Şiirlerinden bazıları bestelenir, filmlerde kullanılır. Kitapları Voyıcır II (Ahmet Güntan'la birlikte), Kuzey Defteri, Buhurumeryem, Uzak Fırtına, Seriler Kitabı ve Divanü lügat-it Türk… Birkaç yıldır Avrupa çıkarmasında. Seçme şiirleri "Water Music" adıyla Dublin'de, Fransız Ressam Colette Deble'in resimleri üzerine yazdığı şiirler de "Yağmur Kız Böyle Diyor" adıyla Fransızca yayımlanır. 1998'de yazdığı Divanü lügat-it-Türk kitabı, Fransız bir Türkolog tarafından Fransızca'ya çevrilir. Halen çok sayıda yabancı yayınevinden teklif alıyor. New York'ta yayımlanacak şiir kitabının çevirisi sürüyor. Şiirleri İsrail'de İbranice'ye çevriliyor.

SiNaN32
22-02-2009, 14:00
BEYAZ



İz!

Beyaz bir ülkeden çıkıp gelen ikiz!

Lacivert çarşaflara buzdan siluetini çizen sonsuzluk

ve giz, Yaklaş!

Beden nerede parçalandıysa kartallar oradadır. Uykunun

beyaz kum tanecikleri gibi dağıldığı bir gün şeffaf

kanatlar seni yerden kaldıracaklar.

Tuz! Buzu çözen formül, kanallardan akan kar ve pus

Beden nerede parçalandıysa kanatlar oradadır.

Dev kanatların yalayıp geçtiği tuz çölleri,

kızgın havanın ve tuzun örttüğü, örterek çizdiği figürler,

prizmatik kuşlar, bale, beyaz değme noktaları....

Kim yaşamını kurtarmaya çalıştıysa kaybedecek. Kim

kaybettiyse bulacak onu yeniden. Fezanın

lacivert bir serap gibi insanları sardığı bir gün

dağınık hafif bir uykudan kalkar gibi

teyelleyeceksin kendini.

Yırtık neredeyse beyaz uyum noktaları oradadır sevgilim.

Uz! Yırtık bir göğün altında yaşıyor muyuz?

İşyerlerini saran beyaz yası

Unla kaplanan hasta yataklarını

Çocukluğun kırık kollu eğitimini düşündüğümde

Bana değdiğinde

O bilinmez elektrikte

Seni düştüğün yerden birisi kaldırdığında

Mutsuz bilincin beyaz kelebekleri savrulduğunda

savrulduğunda

Şok

Elektroşok

Kim rezerve ranzada yattıysa bilir.

Parçalar neredeyse kanatlar oradadır.

Seninle geçirdiğim bütün beyaz anların toplamı bu sevgilim

kendimi bütünlemeyi beklerken diktiğim.


İz!

İkiz bir ülkeden çıkıp gelen ikiz!

Lacivert çarşaflara buzdan siluetini çizen makas

ve sis, Yaklaşma!

Tuz! Tuz ve buz! Kendinden ayrılarak akan kar ve pus!

o beyaz ülkeden çıkıp giden ikizindi

ardından gelen yağmuru dinle şimdi

İkizinle geçirdiğim bütün beyaz anların toplamı bu sevgilim

kendini bütünlemeyi beklerken diktiğim.

SiNaN32
22-02-2009, 14:00
BUĞU BANYOSU



Kırgızistan´da batık bir vadide

Men seni bela sandım.

Kalbimden uzakta çok uzakta bir kurt öldü.

Şarap kızılı bir lale sızıpdur şimdi orada farkında mısın?

Geceyarısı batkıları ve al kanlar içinde ekşimden

öle budum. Yıllar ve yıllar var ki Bizansiyya´nın

tungasında erguvani balıkçıl gibi yaşadım.

Çünk heeç, heç görmedim dosttan vefa. Gözyaşım duştu.

Gözelsiz, vefasız, hakikisiz

Meleksiz, çeçeksiz, heykelsiz

Ben bu yerde yaşamadım.

Sonunda bir gün könlüme bir buğu banyosu yaptım.

Bulanık bir yağmur yağdı. Batkın eşklerden kendimi

kurtarıp başka bir tür Aşk´lara aldım.

Ben bu Aşk´a düşeli kimse yüzüm bakmaz.

Sevmiş bulundum güzelim gayri ne çare.

Ela gözlerim teninizin en derenlerine getti.

Batıl bir evlenme yaşadım. Sevsem de öldürüyorlardı

Sevmesem de. Düşerler onlar da yıkılıp düşer bir gün.

Heeç ağlamadım. Mavi kuzgun buğday başaklarını sıyırdı.

Gözyaşım duştu. Ben bu yerde heç yaşamadım.

SiNaN32
22-02-2009, 14:01
CAM SESLERİNDEN BİR ANI



kısacık bir andı, bana cam sesleri gibi

bir anı kaldı

kısacık bir andı, o çok duyarlı dengeler

yansıdı

İpe dizilen inci

dünya ile kişi

ilk yazdı, sonradan saydam birşeyler

yağdı

uyum karıştı ince havaya

kısacık bir andı, belki farkında bile

değildin sen

ben sonsuz kişiydim, o kapıdan

çıkarken

anıların cam kırıkları gibi

toplandığı o an

başka anıların anıları

geçiyor aklımdan...

SiNaN32
22-02-2009, 14:02
DELTA GÜNLERİ



Duino harebelerinde bir gölge, ay

ve nesnesi olmayan bir melankoli...

Yitik şeyleri içselleştirmek... İçimizde

hareket eden akıl, Mobius dönüşleri, dönüşümleri...

Yeni bir melankolinin gizli imleri... delta günleri...

Uzak bir günde, delta günlerinin birinde

bir heksagram kurmak ve kapatmak - evreni, arzuyu

bilinmeyeni (ilk çizgi, kırık, öznesini iplerle, halatlarla

bağlanmış olarak gösteriyor... üç yıl boyunca

kendisini çözemeyecek ve kötülük olacak)

Ateş, barika, tehlike...

Gece umarsız bir Y işaretiydi ve düşüyordu sana doğru.

İsminin anagramlarında kendisiyle

karşılaştın ve evlendin

Bir uzaklık, ilk günlerdeki gibi, gizil rezonanslar...

Piyano seslerinin ve masaların üzerindeki cam

kırıkların arasından ona yaklaştın.

O yüzünü dönmedi.

İçinde bir şey, fümerol gibi bir şey, onu sevdi.

Hava yapıştı yüzüne. Sonunda anladı gerçek ismini

ve sana ne olmadığını söyledi.

Ağaçların arasında yitiyor gölgen, uzaklıklar, Pompei...

Biri yaralıyor diğerini

boğuyor

yutuyor

Ayşama dönemleri bitti artık...

Ağır yıldız kümeleri yer değiştiriyor aklımda...

SiNaN32
22-02-2009, 14:03
DESTİNA



Dün gece sen uyurken

İsmini fısıldadım

Ve hayvanların korkunç

Öykülerini anlattım


Dün gece sen uyurken

Çiçeklere su verdim

Ve insanların korkunç

Öykülerini anlattım onlara


Dün gece sen uyurken

Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana

İşte bu yüzden sırf bu yüzden

Yeni bir isim verdim sana

DESTİNA

Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede

İşte bu yüzden sırf bu yüzden

Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için

Seni bu denli yıktıkları için

DESTİNA

Yaşamımın gizini vereceğim sana

SiNaN32
22-02-2009, 14:04
ESKİL BİR AŞK ÖYKÜSÜ



boynumda yağmurdan bir kolye...

ıslak taşlara oturuyorum bugünlerde...

bir siyam kedisi ve ben... pek çok şeyi geriye doğru unutuyoruz...

eski rus bir sevgilim vardı...

başka birisini göze alamam bugünlerde...

öykü safir aynalı bir salonda geçiyordu...

herşey önce çok güzel başlıyordu...

sen, gözünde siyah bir bant, beni dansa kaldırıyordun...

ben seni portekizli bir korsan sanıyordum...

sonra ortaya çıkıyordu eski bir rus soylusu olduğun...

yelkenbezi fularını çıkarıp... bir reverans yapıyordun...

odadan yavaş yavaş herkes, soylu soysuz herkes çıkıyordu...

ikimiz bir de kediler kalıyordu... hava alamıyorduk...

kapıları mühürlüyorlardı... eskil bir aşk öyküsünün içinde

kalıyorduk... biz seni portekizli bir korsan sanıyorduk...

bir siyam kedisi ve ben...

SiNaN32
22-02-2009, 14:04
KADİFE ŞAİRLER



ölüyorlar kadife şairler...

pazarların tozunda ve kulelerin sisinde gömülü



gün geceye akıyor... güne gece...

ölüm yaşama akıyor yaşam bilince...


bilinç de akar / daha karar vermediler

gitse odalarından / gitse odalarından birileri...

Yalnızlık ve melankoli...


heryerdeydiler...

dönecek yerleri yok şimdi...

SiNaN32
22-02-2009, 14:05
LA LUNA



bana Zaman ve La Luna

herşey gitti bak

herşey ağlayarak gitti

sular soğudu

bir Kurban düşüyor şimdi aramıza La Luna

üçümüzden biri kurban

serin bir çizgi çekiliyor gökyüzüne

çok geç çok geç artık


terkedip gidiyor beni teker teker bütün güneşlerim

bir daha hiç dönmeyecekler mi yaşamıma

alnımdan fırlayan bir Kartal yarıp

geçiyor göğü

görünmez bir Çarkın çıldırtıcı gürültüsü

duyuluyor bir yerlerden

uzak anılar

yengeçler gibi

çıkıyorlar bir gün batımına

son güneşler son güneşler de düşüyor

bak

tüm metal dairelerinle sen çıkıyorsun yaşamıma

görünmez güçlerle

karanlık ve anlaşılmaz acılarla, uyandırdığın,

tıpkı kendin gibi,

korkutucu gözüküyorsun

sende hiç insani bir şey yok mu La Luna

herşey mümkün herşey açıklanabilir gözükse de

birşeyler kenetlenmiş bir yerlerde

sen yine de gel İmparator, Gece

ve beni al son bir kez karanlık gözlerine

saçımı ör eskil bir anahtarla La Luna

yüzümü yaralarımı sar sarmala

çaputlar ve karalarla La Luna

beni o yabanıl şölene hazırla

karanlık duvarlardan geçen siluetler gibi

lacivert geceyi bekleyen buzdan çiçekler gibi

belirsiz bir denizi tarayan bir fener gibi

uzayda gümüş bir sarkaç gibi sallanan

Darağacındaki Adam.

bir Keşiş, bir Lehimli

adamotu büyütüyor gözyaşlarından...

isli bir camın altından geçirilen

zehirli bir duman gibi

bulutlar, senin üstünden, kayıyor

kayıyor, La Luna, başlar ve sonlar

bana Zaman ve La Luna

biraz zaman

duyayım bir kez daha o selenli liri

ve Sirenleri, mor şarkılarıyla, uzaklardan...

SiNaN32
22-02-2009, 14:06
PİRİNÇ



pirinç ülkesi

pervazlarda beliren ilk

bir erik yeşili gibi dağılan tepelere

güneş nasıl kayarsa

gölge-tarlaların üzerinden

kalem öylesine kayıyor pirinç kelimelerle

bu sabah yatağımın kenarında

bütün günahlarımın silindiğini gösteren

bir işaret buldum:

kayık şeklinde bir leğenin içinde

yüzen bahar dalları...

ah evet, uzak okuyucu,

günahların hatırlanmadığı bir yer olmalıydı

bizim için...


Hiç kimsenin göndermediği

artık gönderseler de fark etmez çünkü yazdım

bundan sonra da göndermeyeceği

cam bir kutuda yüzen bir krizantem olmalıydı

evimizin önünden geçen beyaz boneli

Hollandalı bir kız olmalıydı

ki elindeki kumral köy ekmeği bana daima

güzel şeyler hatırlatır

veya ne bileyim ben sarışın spiral

bulut halinde saçlarıyla Rapuntzel

ya da her an bir çam ağacına dönüşüverecekmiş

duygusunu veren çünkü bordo flütünden daima

koyu yeşil ezgiler dökülür dökülürdü

bir Pan olmalıydı...

bizim için...


herkesin küçük bir bahçesi olmalıydı

üzerinde fikir teatisinde bulunabileceği saatlerce

mesela aramızdan biri bahçesinde gece yarısından sonra

enteresan bir durum gözlemişse hemen hiç çekinmeden

arkadaşlarını arayabilmeliydi

hareket eden cisimler üzerinde pembe mumlar

kendini gizlemeliydi

tam gece yarısı olduğunda birdenbire

Mona Lisa çalmalıydı...

gümüş kapların içinde bir tadımlık

yiyecekler olmalıydı...

ne kötü şimdi şu an dışarı baktığımda

sana bu derece yabancılaşmam...

o kadar yakındık ki...

ama işte şimdi elimi dışarı uzattığımda

yağmurun yağıp yağmayacağını kavramak dışında

sana dair hiçbir şey bulamıyor olmam

sana tutunamamam ki katiller bile geride

el izi bırakır, ne acı...

şu an üstümde sarı simlerle işlenmiş

lacivert kadife eşofman olmasından son derece

memnun olmama karşılık bütün bunları

ve başka birçok şeyi bırakıp

çiçekli ince elbiselerle

kafamda hasır üçgen bir şapkayla

sulak pirinç tarlalarında

seninle yan yana dolaşamayacağımızı

bilmek ne kötü...

ah senden bir işaret

en ufak bir işaret gelse...

ama belki de o zaman sen Napoli’ye, Sicilya’ya

hatta Korsika’ya gitmek isterdin de yine bu

pirinç tarlaları ideası suya düşerdi...

hatta hiç unutmam bir seferinde ikimiz

Mısır’a gitmek istemiştik de

ben kendimi Salzburg’da sense evde bulmuştun...

senin benimle hiç konuşmadığın günlerdi

sanki aramızda bir çatlak açılmıştı

Salzburg’da seni unuttuğum söylenemezdi

unutmadığım da...

hiçbir şey çözümlenemiyordu öncesinde de

sonrasında da geriye dönülmez hareketlerin...

ben şimdi Paris’te bir Çin lokantasında oyalanıyor

olsam da bu ancak gülünç bir tedavi, soytarılık

çünkü biliyorum hatta hepimiz biliyoruz ki

pirinç tarlaları projesi asla gerçekleşmeyecek

ve artık hiçbir şey eskisi gibi değil

olamaz da

seninle ayrıldığımız günden beri

bunun için yatak odalarımızda

başuçlarımızda su dolu bardakların yanında

mumların yanması gerekmiyor

artık sözcüklerle sonsuza dek

oynamak istemiyorum

bazan gri-mavi bulutların içinden

sessizliği yararak bir jet uçağı geçiyor

bu basit gibi görünen gerçeklik imajı birçok şeyi

bütün sözcüklerin ötesinde

birden açıklıyor sanki

bunu bilmek bana yetiyor.

SiNaN32
22-02-2009, 14:07
SENİ BIRAKIYORUM



seni bırakıyorum semender ellerimle

seni bırakıyorum

seni bırakıyorum

duvarlarda kurutulan anemon ellerimle

içimdeki sulara

içimdeki sazlıklara

içimdeki bataklıklara


seni bırakıyorum


seni bırakıyorum kendine kapanmış

kollarımın anarşik güzelliğiyle


içimdeki yosun yeşili sulara

içimdeki tehlikeli kıyılara

içimdeki siyah ışığa


seni bırakıyorum

seni yatıracağım ellerimde

bir ıhlamur yaprağı gibi

seni yatıracağım göğüslerimde

menekşeler gibi

seni yatıracağım gözlerimde

bir yağmur suyu gibi...

SiNaN32
22-02-2009, 14:08
SU



Firuze rengi suların önünde diz çökmüş

bir okçu, elinde altın yayıyla.

Karalarla kaplanlarla oynuyordu,

kemanıyla oynadığı gibi.

Firuze rengi sularda yüzen

sarı güller...lerin yansıttığı

yanılsamalar...içindeyim...

O uzun siyah eldivenimle

yürüyorum sularda.

sularla evlilik akuatik yeşillerle

gri gözlerle bir anima-kadın

soluk alıp verişi

karanlık yaprakların ardında

Bir yıldız gümüş notalar fısıldıyor

onun da kulağına... dolendo...

Seslerin ve notaların gümüş

ağırlığıyla dalıyor sulara, dalıyoruz.

bir denizaltı konuşması gibi

artık kimsenin dinlemediği iki insan arasında

boğulmamak için denizin dibinde konuşmaya çalışan

İki insan gibi neredeyse

dolendo

O uzun beyaz eldivenimle

tekrar çıktığımda sulara Miras´ım,

alnıma saplanacak altın bir ok olabilir.

Erden kızların önünde eğilmiş

oturuyor olabilirim alnımda altın bir okla.

Aramızda belirli uzaklıklarla eğilmiş

şarkı söylüyor olabiliriz gri sulara.

Aramızda kristal uzaklıklarla

göğe çekilmiş olabiliriz, ağlayan ünikornlar gibi.

Orion çekimi belki de yalnızca…

flu
07-04-2009, 18:21
Sarartı



sasal siyah inci
sar ma şık
yana eğik ağaçlar
neredeyse birbirimize
yabancıyız artık
burası hep
sarı yaz
dışarda
hep
kasım
patlar
hep bir sarı
gagalı yelkovan
böyle kafamın içinde
limonsu safran
sarı ekran amino asit
bir ağaca gerisin
geriye sonbahar
siluetiyle
giren bir
kız

RNA
mesajcısı
yunusların
kurtardığı
hadi sevgilim
bana bağlan
sonra güneşin
ilk ışınlarını
gözüne alarak
i yi leş
be be become good
become goooooooood
ama şimdi olmaz
şimdi işte hep
böyle kafada
sarı ampul
gözlerde
filtre
cool
cool it
cooling it down
mekanların ortasında
şoksarsıntısarılganyürüyüş
yavaşyavaşyavaşsu sarı sabır
herşey bir Damask gülü için
hareketederkalır

işte
şimdi böyle
sarı beneklerle böyle
sarıbenizlilerle böyle
shakespeare'le böyle
ko kakola içen işçilerle
marlon brando'yla böyle
erkek kardeşimle böyle
kızkardeşim zaten yok
üstelik öylesine
serinkanlıyım ki
bütün
vuruşmalar bitince
seni göreceğim
ama şimdi burası
hep kasım
kafamda hep
yabancı bir dil
dışardan
hep sarı
şarkılar
söyleyerek
geçen SARARTI
turuncu inci
sar ma şık
yana eğik ağaçlar
neredeyse birbirimize
sarartıyız artık

üzünç, sevgilim ya da nane otları


gençken renkli bir cepken sevgilim
çift bıçaklı bir sevinç
unuttum dşye bir şarkı
gençken renkli bir cepken sevgilim
önüne çıkan her ata binme

doğudan gelen kimsesiz tekne
ona hüzün demeyi artık öğrendin
ya da kuzeyden gelen çift bıçaklı sevinç
karıştırma daha fazla bu otları
bak öğle güneşi
şapkanı indir
karıştırma sevgilim daha fazla bu otları

sana hiçbir şey dokunmaz biliyorum
arkanı döner hemen uyursun
sırtında çift bıçaklı bir sevinç
belki balrengisin kusursuzsun
onun için diyorum
karıştırma artık daha fazla bu otları

gençken renkli bir cepken sevgilim
Arizona'ya aşk ve hüzünle
gençken bizon derisi bir şapka sevgilim
adieu mes amours adlı bir şapka
indirdim unuttum diye bir işaret
ardından çift bıçaklı bir kahkaha
boşver sevgilim karıştırma şimdi bunları

gençken sarı bir gömlek sevgilim
bir fularağızda pisiotu
boş arazilerde hızla kullanılan araba
gençken bira gözlerle situasyonist okuma
ve ağız dolusu kusma kusma kusma
kumsallarda slow ve Bee Gees
ve bokgibi genciz genciz genciz

şimdi kuzeyden gelen boş birtekne
gözü alan sarartı
üzünç sevgilim ya da nane otları

sarı çiçektozu sen ve korno

papatya esansısın sen ve nefti
yaprakları yalnızca
ve sepalleri vesaçların
ki içinde ritmik bir hamparsun
limonciyan notası duyulurdu
floransalı bir ressam ve
ışık hızıyla gelirdin ki
ben derhal
turunçgilleri
hazırlardım ve
uzun bir süre
tekrenklibirçiçekörtüsüüzerindekonuşurduk
malta şövalyeleri

arka bahçelere kaçarlardı
sarı çiçek tozusun sen ve korno
menekşeler üzerine uzanırdım
ve sepalleri ve saçların
ki içinde ritmik bir
"O und die Naht, die Nacht"
dolanırdı öyle ve yüreğin
uzun saplı nilüferler gibi
meleksin sen, bırak
ışısın alnın
sonbahar ormanlarıyla
çiçek sularıyla boyanmış
"O und die Nacht, die Nacht"
kayardık
ve altın tozları
serperdik
etrafımıza

shakespeare & co

bana bir hayat çiz banliyöler jülyet'i
siklamen bir kış masalının merkezinden dağılan

kendine bir romeo çizbanliyöler jülyet'i
beyaz blucinli meşin ceketli kremaçilek yürekli
ardında kan izi bırakmayan
bir romeo çiz

herşeyi yeni baştan çizin metropollerin asi özneleri
benim kirazlarım açtı ya siz
gururunuzu koruyun kartal çeteleri
ölçüleri ölçün
herşeyi baştan düşünün metropollerin siyah gülleri

renklerle geliyor heryere rolling stones jülyet'i
benim bir kızkardeşe ihtiyacım var
otoyollar romeo'su ya sen
geceleri uyuyup kalkmadan önce
birisiyle konuşmaya ihtiyacım var

jülyet terasta saçlarını kurutan bir kız şimdi
biraz sonra kapının önüne romeo parkedecek
akşam berlin/jerusalem filmine gidecekler
ya sen, napolyan, benim ahmak sevgilim ?

bölüşülen sıcak somun şarap ve siyah gül eşliğinde
diğeri birine sevdiğini söyleyecek
ya sen, benim hiçbir şeyden anlamayan ahmak sevgilim,
başka semtlerin meleği ya sen ?

and what about you kinky old fool
"that struts and frets his hour upon the stage"
how now, my Romeo!



-Lale Müldür

Vesaire_
27-04-2011, 17:44
beğenirim Lale Müldür şiirlerini.emeği geçenlere teşekkür ederim:)