PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Necati Cumali şiirleri



Farazi
15-02-2009, 18:06
http://img16.imageshack.us/img16/9189/necati1.jpg
NECATİ CUMALI -HAYATI, ESERLERİ


Necati Cumalı, 13 ocak 1921′de, şu an Kuzey Yunanistan’da bulunan güney Makedonya kasabası Florina’da doğdu. 1922 yılında, Batı Trakya dışındaki tüm Yunanistan’da yaşayan türkler gibi, Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldı ailesi. Florina’da hatırlayabileceği bir hayatı olmamasına rağmen, cumalı anne ve babasından uzun uzun dinlediği makedonya hikayelerini, ailesinin geçmişini, önce notlar alarak yazıya döktü, bölgeye yaptığı bir kaç gezi sonrasında da iki kitabında o zamanları anlattı. Bunlardan makedonya 1900, babasının ağzından Florina ve çevresinin, kendi ailesinin ve dönemin anlatıldığı bir hikaye kitabı. Daha sonra filme de çekilen Dila Hanım uzun hikayesi de bu kitabın içinde yer alıyor. Makedon geçmişi ile ilgili yazdığı ikinci kitap ise, babasının dayısının oğlu olan Zülfikar bey’in hayatını anlattığı romanı viran dağlar. Ayrıca daha çok annesinin anlattığı hikayelere dayanarak hazırladığı kaylar adlı bir eseri daha olduğu biliniyor, ancak bu kitap henüz basılmadı.

Necati Cumalı’nın ailesi, mübadele sonrasında İzmir’in Urla kasabasına yerleşti. Cumalı ilkokul yıllarını Urla’da geçirdi. Daha sonra İzmir’de yatılı okurken ve üniversite yılllarının yaz aylarını yine Urla’da, ya kasabada, ya da Urla’ya yakın çiftlik evinde geçirdi. Ankara’da hukuk egitimini tamamladıktan bir süre sonra, 1948-1957 yılları arasında urla ve izmir’de avukatlık da yaptı. bu nedenle Urla ve çevresi, biraz daha genişletirsek, Ege bölgesi, Cumalı’nın eserlerinde belirleyici bir unsur olarak yer aldı. Özellikle tütün emekçilerini anlattığı roman üçlemesi (”tütün üçlemesi” olarak nitelendirebileceğimiz tütün zamanı/zeliş, yağmurlar ve topraklar, acı tütün) ve filme çekilip Türkiye’ye ilk uluslararası sinema ödülünü kazandıran susuz yaz, hep Ege topraklarında yaşam mücadelesi veren halkın hayatlarını yansıttı.

Necati Cumalı, biraz da ailesini mutlu etmek için hukuk eğitimi almış olmasına rağmen her zaman edebiyatla içiçe oldu. eğitimiyle bağlantılı olarak avukatlık ve savcılık yapmış olsa da, başka işlere de yöneldi ve hep yazmaya devam etti. Hayatının iki kısa döneminde Paris’te, bir döneminde de İsrail’de bulundu. Berin Hanımla 1960 yılında evlendi, 6-7 yıl sonra da boşandı. ancak hep yakın oldular.

Cumalı 1970 yılında İstanbul’a taşındı ve sonrasında tüm vaktini yazmaya ayırdı. Kendi deyimiyle, 1963 yılından itibaren de hayatını yazarak kazanmaya başladı.

Aldığı davetlere cevap vererek Yugoslavya, Bulgaristan, ABD., Sovyetler Birligi, İran, Yunanistan, Çekoslavakya’da bulundu. Haziran 1998′de kanser ameliyatı oldu. 10 ocak 2001′de İstanbul’da aramızdan ayrıldı, 12 ocak gunu istanbul zincirlikuyu mezarlığında toprağa verildi. 21 nisan 2001′de, çok sevdigi Urla’daki evi, kültür bakanlığı’nca anı evi olarak açıldı. 12 ocak 2002′de beşiktaş, Vişnezade Parkı’ndaki şairler sofrasındaki heykeli dostlarının katılımında törenle açıldı. Kendisi, bu heykeli hakkında ölümünden önce, Beşiktaş belediye başkanınca bilgilendirildi.

Sanatı:

Necati Cumalı, edebiyat’ın bir çok dalında eser vermiş üretken bir yazardı. Onun en belirleyici özellikleri, dili çok sade ama çok etkileyici kuillanabilmesi, hayatı ve gerçek insanları eserlerinin içine oldukları gibi yansıtabilmesiydi. Ulusal bir edebiyata inanan, yerel değerleri her zaman el üstünde tutan, öz kültür ve dilden asla ödün vermeyen ve belki de en önemlisi, anlaşılır olmayı her zaman kendine amaç edinmiş bir yazardı. Hatta analaşılır olmaya verdiği önemi, bazı eserlerinde açıkça da belirtmiştir. Örneğin zeliş (1971) romanında çarpıcı, biraz da ironik bir biçimde dile getirir:

“sadık efendi dilekçeyi yüksek sesle okudu. Dördü de cümlelerin kuruluşundan bir anlam çıkaramadıkları, çoğu kelimeleri hayatlarında ilk defa duydukları hâlde, dilekçeyi pek beğendiler. Bizde beğenilecek her yazının anlaşılmaz olması öteden beri asıl olduğuna göre, onların bu davranışına hiç şaşmamak lâzım! Toplumumuz sadık efendinin dilekçesine gelinceye kadar, anlaşılmaz sözleriyle bütün edebiyat jürilerini, bütün ünlü eleştirmecileri hayran eden nice sayısız şairler, nice büyük yazarlar yetiştirmiştir.”

Romanları, iyi kurulmuş; sağlam gözlemlere, gerçek hayatın dinamizmini taşıyan gerçekçi tasvirlere sahip; yerel renkliliği ve yerli unsurları içtenlik ve sadelikle yansıtmasıyla kendi insanımızı bulduğumuz gerçekten bizim olan romanlardır.

Şiirleri de aynı duruluk ve hayatın içindenliğe sahiptir. Garip akımıyla aynı yıllarda şiire başlamasına ve garipçilerle yakın dost olmasına rağmen, şiirinde farklı bir yönde ilerlemiştir.

Sürekli umudu besleyen insanlık çizgisi ekseninde, Garip ve 1940 kuşağı etkilerini yalın ve aydınlık bir duyarlık potasında eriterek kendine özgü lirik şiirler yazdı. Şiirlerindeki konular bireyin güncel kaygıları, sevileri, sevinç ve özlemleri, ayrılık ve acıları, barış, doğa sevgisi ile birlikte çağın sorunlarıdır

Dilde yalınlıktan yana oluşunu çok açık ifade eder Cumalı: Stendhal’ı bu konuda örnek aldığını söyler. ve bir çok kez yazmadan önce tevrat okuduğunu, tevrat’taki duru dilin ve hikaye anlatımını edebi olarak yüceltir.

Üretken bir yazar olan Cumalı’nın çok sayıda öyküsü, Yalnız kadın (1955), Değişik gözle (1956), Susuz yaz (1962), Ay Büyürken Uyuyamam (1969), Makedonya 1900 (1976), Kente İnen Kaplanlar (1976), Revizyonist (1979) başlıklı kitaplarda toplanmıştır. Geleneksel öykü kalıplarını kullanmakla birlikte yazar, son yıllarında kaleme aldığı öykülerde olaydan çok ayrıntılarda yoğunlaşarak bu tavrını biraz değiştirir. Kişileri, romanlarında olduğu gibi çoğu Urla yöresinin insanlarıdır (makedonya kökenlerine döndüğü makedonya 1900 ve viran dağlar’ı ayrı tutarak). kadın erkek ilişkileri, cinsellik öykülerinde başlıca tema olarak öne çıkar.

Necati Cumalı’nın bir edebiyat adamı olarak belki de en ilginç yönü tiyatro yazarlığıdır. “bir yazar halkının sosyal, ekonomik sorunlarına, mutluluk arayışına yaklaştığı, kendini aralarından biri olarak gördüğü oranda ulusallaşır” diyen Necati Cumalı, diğer eserlerinde olduğu gibi oyunlarını yazarken de bu anlayışa bağlı kalmıştır. Konularını yerli kaynaklardan alarak tamamen yerli unsurları kullanmıştır. Tiyatromuzda yabancı oyunların egemenliği karşısında durarak ulusal tiyatromuzun gelişimine hizmet etmiştir. Oyunlar başlıklı altı kitapta toplanan oyunları içinde en ünlüleri Boş beşik (1949), Mine (1959), Nalınlar (1962), Derya gülü (1963), Ezik otlar (1969), Vur emri (1969)dir. Birçok dile çevrilen, yurt dışında temsil edilen bu eserler, evrensel olmanın yolunun öncelikle ulusal olmaktan geçtiğini vurgulamaktadır. 1963’te oyunlaştırdığı Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanı ise başarılı bir uyarlama olarak üzerinde durulması gereken bir eserdir.

Niçin aşk (1971), Senin İçin Ey Demokrasi (1976), Etiler Mektupları (1982), Niçin Af (1989), Şiddet Ruhu (1990), Ulus Olmak: Atatürk Denemeleri (1995) adlı kitaplarda denemelerini, Yeşil Bir At Sırtında (1991) kitabında günlük notlarını toplamıştır. Çevirileri, inceleme yazıları da bulunan Necati Cumalı, Uç Minik Serçem adlı bir de çocuk romanı yazmıştır.

Ödülleri:

1968 yılında Yağmurlu Deniz adlı şiir kitabıyla tdk şiir ödülünü; Değişik Gözle adlı kitabıyla 1957 ve Makedonya 1900 kitabıyla 1977 Sait Faik Hikâye Ödüllerini; Dün Neredeydiniz? adlı oyunu ile 1981 kültür bakanlığı tiyatro ödülünü; bütün şiirlerini topladığı Tufandan Önce ile 1984 Yeditepe şiir ödülünü; Viran Dağlar romanı ile 1995 Orhan Kemal roman ödülü ile Yunus Nadi roman ödülünü aldı.

Fikirleri:

Necati Cumalı, her şeyden önce, Cumhuriyet’in ilk kuşağını oluşturmuş, cumhuriyet ve ulus olmanın ilk heyecanlarını, en saf şetkiyde yaşamış ve bunlara inanmış bir kuşağın temsilcisiydi. Kendi sözleriyle aktarmak gerekirse:

“Bizler, çelişkili koşulların yaşamını bölük pörçük, parça parça ettiği bir kuşağız. Benim çocukluk yıllarımda, toplumda egemen olan değer ölçüleri ile ekmeğimizi kazanmaya kazanmaya başladığımız yıllarda ağır basan değer ölçüleri, çelişkili bir değişiklik gösterdi. Toplum bize verdiği vaatleri tutmadı. Kişiliğimin biçimlenmeye başladığı otuzlu yıllarda, ülkemizde yaşamayı güzelleştiren geleceğe dönük inançlar geçerliydi. Yurdumuzun daha mutlu yarınlara kavuşmasına katkıda bulunmak yürekleri ısıtan bir tutumdu. kırklı yıllarda birden kendimizi kararan gökler altında bulduk. Ekmeğimizi kazanmaya başlamamızla birlikte enflasyonun yükü altında kaldık, Oktay Akbal’ın deyimiyle önce ekmekler bozuldu. lokmalarımız ufaldı. Özel yaşayışımızı düzene koymamız zorlaştı, evlenmek, ev açmak, ekmeğimizi güven altına almak, çözülmesi güç sorunlar oldu. öte yandan delikanlılık çağında inançla bağlandığımız cumhuriyetçi, halkçı, devrimci görüşler karalandı, bizler kötü gözle görülen, istenilmeyen kişiler durumuna düşürüldük. ben bu kuşağın çilesini yaşadım. Sadece toplumsal şiirlerimle değil, yıkılan aşkları, yürek burukluğu ili de kuşağımın duygularının sözcüsü olmaya çalıştım.”

Ve tabi ki Cumalı, gerçek anlamda bir Atatürkçüydü. hatta bence Atatürk’ü en iyi anlayan, en iyi anlatan insanlardan biriydi. Özel olarak kendine yakın hissettiği Mustafa Kemal’e (Mustafa Kemal, Cumalı’nın ailesi gibi güney Makedonyalıdır) sadece duygusal olarak yaklaşmamıştır. Bir çok inceleme ve deneme yazısında Mustafa Kemal’in hayatını ve tüm mücadelesini bir aydın gözüyle yorumlamıştır. ‘Ulus Olmak’ adlı deneme kitabında 1961 yılından başlayarak değişik gazeteler için kaleme aldığı yazıları derlenmiştir, ilgisi olan için kaynak bir kitap niteliğindedir. Ayrıca bu kitapta da yer alan ‘Atatürk’ü Karşılama’sını anlatan bölüm, Mustafa Kemal’in bu ülke insanları için zamanında ne ifade ettiğini çok iyi yansıtır. Zaten Cumalı, kitaptaki diğer yazılarında zaman içinde Atatürk’ün nasıl içi boşaltılmış bir simge haline getirilip ‘biz Atatürkçüyüz’ diyenler tarafından ihanete uğratıldığını, tüm devrimlerinin altının boşaltıldığını anlatır.

Cumalı, bir devrimcidir. Cumhuriyet devrimlerine gönülden inanmış ve bağlı bir insandır. Bu nedenle Atatürk’ün ölümünden sonra ve özellikle de çok partili sistem ilebaşlayan yozlaşmaya karşı durur. Ulusal devrimciliğini her zaman canlı tutar. Türkiye İşçi Partisi’ni destekler 60′lı yılların sonunda,.ve hayatı boyunca inanmış bir sosyalist olarak yaşar.

Ulusal kimliğinin yanında, necati cumalı için rahatça Balkanlı bir yazar da denebilir. Kendi kökenlerinin de ait olduğu balkanlarda yaşanan politik karışıklıklar, her zaman Cumalı’yı üzmüştür. Birbirlerine kültürel olarak çok benzer olan ve yüzyıllarca birlikte yaşayabilmiş halkların yakınlığını vurgular bir çok eserinde. bu açıdan Cumalı’nın adını kazancakis, İvo Andriç, Panait İstrati gibi yazarlarla yanyana anmak gerekir.

Eserleri:

şiir: Kızılçullu Yolu, 1943; Harbe Gidenin şarkıları, 1945; Mayıs ayı notları, 1947; G0üzel Aydınlık, 1951; Denizin ilk yükselişi, 1954 (ilk üç kitap); İmbatla Gelen, 1955; Güneş Çizgisi, 1957; Yağmurlu Deniz, 1965 (son iki kitabı, yeni şiirler); Başaklar Gebe, 1970; Ceylan ağıdı, 1974; Aç Güneş, 1980; Bozkırda Bir Atlı, 1981; Yarasın Beyler, 1982; Tufan dan Önce, 1983.

Toplu şiirler: i. Aşklar Yalnızlıklar, 1985; ii. Kısmeti Kapalı Gençlik, 1986; Seçme Şiirler, 1998.

Öykü: Yalnız Kadın, 1955; Değişik Gözle,1956; Susuz Yaz, 1962; Ay Büyürken Uyuyamam, 1969; Makedonya 1900, 1976; Kente İnen Kaplanlar, 1976; Dila Hanım, 1978; Revizyonist, 1979; Yakubun Koyunları, 1981; Aylı Bıçak, 1981(1991, uzun bir gece adıyla).

Roman: Tütün Zamanı, 1959 (1971′de zeliş adıyla); Yağmurlar ve Topraklar, 1973; Acı Tütün, 1974; Aşk da Gezer, 1975; Uç Minik Serçem, 1990; Viran Dağlar, 1994.

Günce: Yeşil Bir At Sırtında, 1990.

Deneme: Niçin Aşk, 1971; Senin İçin Ey Demokrasi, 1976; Etiler Mektupları, 1982; Niçin Af, 1989; Şiddet Ruhu, 1990.

Oyun:

Oyunlarının sayısı on dokuzdur. Bunlardan on ikisi, 1969; üçü 1973 ve diğerleri de toplu oyunlar adıyla yayımlandı: 1. Boş Beşik, Ezik Otlar, Vur Emri; 2. Susuz Yaz, Tehlikeli Güvercin, Yeni Çıkan Şarkılar; 3. Nalınlar, Masalar, Kaynana Ciğeri; 4. Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol ,1969; 5. Gömü, Bakanı Bekliyoruz, Kristof kolomb’un yumurtası, 1973; 6. Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar Vermekte 1977. Çalıkuşu, 1963; Yaralı Geyik, 1980; Dün Neredeydiniz, 1983; Bir Sabah Gülerek Uyan, 1990; Vatan Diye Diye, 1990; Devetabanı, 1992.


VURUN YALNIZLIĞA


Yalnızlık öldürdü beni
Işığını gözlerimin önce
Yüreğimin sevincini
Yalnızlık aşkımı hevesimi
Gücümü kuvvetimi

Gözgöze geldiğim
Bütün karanlık pencerelerde
Yalnızlığın gözleri
Sokağa çıkan
Eve dönen
Yıllardır yalnızlıktı benimle

Her kış gecesi saat yedide
Yalnızlıktı esen
Konak önünde
Yalnızlıktı oturmuş meyhanede
Bekleyen beni

Gülmek istemiyorsam
Konuşmak istemiyorsam
Sevişmek istemiyorsam
Yalnızlık sebebi

Kımıldasam
Değiştirsem yerimi
İtsem elimin tersiyle
Gider gene gelirdi

Bir gün girerseniz odama
Cansız uzanmış bulursanız beni
Bakın başucuma
Bakın dört duvara
Yalnızlık orda
Sizinle nefes nefese
Sizinle burun buruna
Uzanmış yanıbaşımda yatağa
Geçmiş masama
Saymayın güldüklerimi
Saymayın sevdiklerimi
Bilin doymadım ben
Ne aşka ne dostluğa
Vurun yalnızlığa....

Necati cumali

Farazi
15-02-2009, 18:08
ADINA YAKTIĞIM TÜRKÜLER

Ne söyler bu türküler
Ay karanlık gecelerde yüzen gemiler
Sevilip sevdikten sonra
İnsan böyle yalnız mı kalır
Bahtına hatırlamak mı düşer
Ne söyler bu türküler
Bomboş ovalardan geçen trenler
Bir kere Menemen'den
Kolları kelepçeli bir adamla
Bir candarma oturdular yanıma
Manisa'da indiler
Küçüktüm annem söyledi
"Atımın adı Dilber'dir"
"İskender Bey dayımdır"
Büyüdüm neden sonra anladım
Has bahçede kör sarmaşık
Karışık güller arasına
Ben şahin değilim
Yükseklerde uçamam tek başıma
Serçe kuşu değilim
İnemem nar dalından
Pınar taşına
Pencerem denize karşıdır
Oturur düşünürüm bazı günler
Seni beni mahzun eden bu haller geçer
Gün gelir herkes gibi ben de ölürüm
Bu aşk yürekten yüreğe yeniler
Bir gün ağızdan ağıza dolaşır
Adına yaktığım türküler....

Necati cumali

yaziklar_olsun
23-03-2009, 00:51
AŞK GEÇER


Aşk geçer
Akan şu bulut gibi
Ey üzgün maviliklerde
Boş kalan bulutun yeri

yaziklar_olsun
23-03-2009, 00:51
AYIŞIĞI

I
Ben uzaklardan beklerdim,
Sayarak günlerimi.
Bu gece penceremden düşen ay ışığında,
Birden yanıbaşımda buldum
Bir ağaç gibi çiçeklenmiş
Anladım almış yürümüş
Sarmış bu sevda içimi

II
Gece yarısı elbiselerim,
Ayakkabılarım üstüne
Düşen ay ışığı,
İnsan böyle mi olur
Sevdaya tutuldu mu?

Bütün eski kitapları okudum,
Yaşlanmış güzellere sordum,
Mutluluk bu mu?

Ama bu sarışın
Ötekine hiç benzemiyor.
Ah, daha yeni yeni anladım
O küçük elleri, gülen gözleriyle
Beni bu kadar seviyor...

Kalmadı başka korkum
Düşünmeden eline bıraktım kendimi
Bütün dostlarım söylüyor
Bu sefer mutlaka tutuldum

III
O yanından döndüğüm, gece yarıları
Güler, konuşurdum, kendi kendime
Tutmasam, kucaklayabilirdim ağaçları.
Kimbilir, gelen geçen
Görünce ne derdi halime.

Sizin de, seviştiğiniz, kardeşler
Mevsim bahara rastlarsa
Benim canım açılmak isterdi
Mutlaka bir başkasına
Öperdim evde ilk karşıma çıkanı.

Uzakta, şimdi çok uzakta...
O nar tanesinden taze
Kuştüyünden hafif geceler
Kalbim ümit içinde yüzer
Dünyam yıkanır ay ışıklarıyla.

yaziklar_olsun
23-03-2009, 00:52
BİR ANA


Kadın çamaşırdan dönüyor olmalıydı
Kolunda bohça, sert soda kabartmış ellerini
O yaşta bütün yahudi kadınları gibi
Sırtında eski bir siyah kadife hırka
Bir şikâyet yorgunluk ifadesi bakışlarında

Küçük, çilli, dik kızıl saçlı
Satılmamış gazeteleri koltuğunda
Üşüyen bütün küçük çocuklar gibi
Burnunu çeke çeke, avuçlarını hohlaya hohlaya
Sürterek eskimiş kunduralarını
Ayak uyduruyordu anasının adımlarına

Onlar önde, ben arkada
Bir mart gecesi onbirden sonra
Taksim'den Tünel'e kadar yürüdük
Alçak sesle konuşuyorlardı aralarında
Sanki bir değirmen ağır ağır dönüyor
Hayat, ağır ağır akıyordu
Bulanık, kirli nehirler gibi
Büyük, karanlık binalar arasında

yaziklar_olsun
23-03-2009, 00:53
BİR GÜL AÇIYORSA

-1960 Devrim şehitlerinin anısına-

Bir gül açıyorsa şimdi Türkiye'de
Aşkla ümitle açıyor
Adsız unutulmuş her bahçede
Bir gül tomurcuklanıyorsa
Sabaha karşı gecede
Açmak için tomurcuklanıyor
Aşkla ümitle
Sevinçle yaşamak için tomurcuklanıyor

Kanın aktığı yerde
Göz yaşının aktığı yerde
Karanlığı içinde kahrın
Güller açıyor işte
Güller ışık aydınlık içinde

Güller bütün güller bu sabah
Bir ağızdan türkü söyler gibi açıyor her bahçede
Geceler gündüze dönüyor işte
Karanlık ışığa dönüyor işte
Kahır sevince dönüyor işte
Akan kan dökülen yaş
Güle dönüyor işte

Hasetsiz korkusuz kinsiz
Binlerce güller açıyor işte
Dargın kardeşe dönüyor işte
Artık yaşamak bütün Türkiye'de
Bir ağızdan söylenen bir türküye dönüyor

yaziklar_olsun
23-03-2009, 00:55
BUĞDAYDAN ÖĞRENDİM ŞİİRİ


Buğdaydan öğrendim şiiri
Canım kara buğdaydan
Tadı tat binlerce yıldır
İyilik cömertlikle alır
Sofralarda yerini.

Akan sulardan öğrendim
Kimsesiz çeşmelerden kırda
Duru pınarlardan dağların beleninde
Denizden ya da, yazlar kışlar geçer
Tükenmez bize anlattıkları.

Kır çiçeklerinden öğrendim
Ürerler dağ bayır kendiliğinden
Renkleriyle kurumlanmadan
Ayırmadan çobanı beyi
Sunarlar güzelliklerini.

Köy kahvelerinde öğrendim
Yağmur, toprak, kadınlar, severek
Bir ömür sözünü ettikleri
Ne kıtlıklar kırar umutlarını
Ne istekleri biter tükenir.

Çarşıda pazarda öğrendim şiiri
Küfürlerinden balıkçıların şoförlerin
Saysam ustalarım hep böyle gider
Adsız ağaçlar, göğün değişimleri
İçgüdüleri kuşların böceklerin...

Nasıl renk renk açarsa kır çiçekleri
Kayanın dibinden patlarsa kaynak
Sevince sarhoş olunca bizlerden biri
İndirir yumruğunu yırtarsa gömleğini
Şiir yazarım ben de kanımı akıtarak...

yaziklar_olsun
23-03-2009, 00:58
ÇIPLAK


Bereketli göğüslerin
Dudakların aşkla ıslak
Cennetten kovulan ırmak
Yatağımda çırılçıplak
Her gece gürül gürül ak
Yıkık yönlerimi götür
Umutsuzluğumu yıka
Yarına beni değiştir
Geldiğin yerlerim yeşil
Gittiğin yerlerim kurak

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:00
EMİNE


Abanoz'daki Emine
On yedisinde düştü
Afro'nun eline
Şimdi yaşı yirmi bir
Eridi gitti dört senede
İpek saçları, vücudu bozuldu
Ela gözlerinin ateşi söndü
Kalmadı eski neşesi
Alıştı zamanla küfre, tütüne
Zamanla etrafına uydu
Isındı evin âdetlerine
O içimizden birinin kızı
Birinin kardeşi
Âşık birine

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:00
EVE DÖNEN


Dolandım dolaştım boşandı yağmur
Saçım ıslak kunduram çamur
Eve döndüm yağmur getirdim
Ev yeşerdi ben yeşerdim.

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:01
GÜNAYDIN

-Nurullah Ataç'a-

Günaydın tavuklar, horozlar
Artık memnunum yaşamaktan
Sabah erkenden kalktığım zaman
Siz varsınız;
Gündüz, işim var, arkadaşlarım,
Gece, yıldızlar var, karım var,
Günaydın tavuklar, horozlar!

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:02
GÜNEŞ DELİSİ


Akan suyu severim ben
Işıldayan karı severim
Bir yeşil yaprak
Bir telli böcek
Yeşeren tohum
Güneşte görsem
Sevinç doldurur içime
Bir günü
Güzel bir günü
Güneşli bir günü
Hiçbir şeye değişmem
Onun için savaşı sevmem
Onun için zulümü sevmem
Onun için yalanı sevmem
Bilirim yaşamaz güneşte
Bilirim yaşamaz yanyana aşkla
Ne haksızlık
Ne korku
Ne açlık

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:03
GÜZEL AYDINLIK


Akdeniz göklerinden
Köpüklerden, limon çiçeklerinden
Gözlerimde kalan
Güzel aydınlık
-Nesrin'i bir defa öptüm

Beyaz badanalı odam
Annemin yüzüne, soframıza
Gençlik hülyalarıma düşen
Güzel aydınlık
-Ümitsiz kaldıkça seni düşündüm

Biz fakirdik ama iyi insanlardık
Bolluk yıllarında da
Felâket günlerinde de
Seni yanı başımda gördüm
Güzel aydınlık
Tatlı aydınlık

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:04
HER DİLDE TÜRKÜLERİN MERAMI BİR


Her dilde türkülerin meramı bir
Sıla, iki gözlü bir ev, bir gelin
Kovboyun dilinde yavuz bir at, bir kement
Doğuda, bizim çobanların dilinde
Taze ekmek, taze peynir

Mutlu olmak her vakit elimizdedir
Bütün istediğimiz bundan ibaret
Köylüye toprak, kovboya kement
Her şeyin başında, her şeyden önce
Hürriyet

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:05
HÜRRİYETE ÖVGÜ


Boşuna değil dökülen kan
Hatıran daha aziz çıkacaktır
Bu felaket senelerinden
Asırlardır bu böyledir
Bütün kötülükler geçer
Yaşar iyi ve güzel olan

Sen çalışmanın ve düşünmenin hakkısın
Kanunların, nizamların üstünde
Talihisin insanlığın
Her sevgi hayatla biter
Yalnız senin aşkın kalır
Genç çocuğa babadan

Boşuna değil dökülen kan
Şehirlerde, köylerde çocuklar büyüyecektir
Daha zeki daha çalışkan
Bütün acılar unutulacak
Şarkılar daha yürekten söylenecektir

Yıkılan evler köprüler
Daha sağlam kurulacaktır tekrar
Yeniden fabrikalar yükselecek
Tarlalar genişleyecektir

Boşuna değil dökülen kan
Tarihin akışından anlıyorum
Kuvvet zamanla yıkılır
Yalnız senin uğrunda ölür insan
Yarası acımadan.

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:06
İTHAF


Küçüğüm, sen şimdi onsekizindesin
Güzelliğin gün günden dillere destan
Hatıramda herbiri seninle canlanan
İzmir'in günlerinde gecelerindesin

Sönmüş yanardağlar, kaleler eteğinde
Yüzyıllardır uyuyan şu bizim İzmir
O âşık kadınları, levent erkekleri nerde?
Sahiden yaşayıp göçtüler mi kimbilir?

Balkonlara, yalılara dalar düşünürüm
O günler uzaklaşan yelkenlerin peşi sıra
Akan bulutlar gibi geçmiş: ne iz, ne hâtıra!
Sır şimdi bunca güzel hayat, güzel ölüm!

Sır şimdi gözyaşları, saadet dilekleri
Bize gelen yüzyılların hikâyesi sır
Eski İzmir diye ne varsa şunun bunun bildiği
Yaşlıların kırık dökük anlattığıdır

Aşkı şehirler yaratır, şehirler yaşatır
Ben gönlümce yaşadım, gönlümce sevdim
Bilirim saadetim, yalnızlığım bundandır
Seni bulduğum, kaybettiğim günden bilirim.

Aşklarının tarihi bir şehrin tarihidir diyorum
Gün gelir aşklariyle anılır şehirler anılırsa
Niyetim sevdalı sözler etmek de olmasa
İzmir için ne yazarsam sana adıyorum!

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:08
KAR AYDINLIĞINDA


Uyandım kar aydınlığında
O küçük kasaba uykuda
Uykusuz bir sıra kavak
Hem gider hem dinlerim
Düş önüme yol göster derem benim
Kar mıhı atımın nallarında
Cebimde bir şişe konyak

Evlerinin avlusunda ayna nar
Sedirinde acı biber rengi bir kilim
Odan ıslak tahta kokar biraz da toprak
Gözlerim sana değer ısınır
Uzattım mı mangalına ellerimi
Her yanım tane tane mısır
Sanırdım patladı patlayacak

Sen sıcaktın yataklar sıcak
Pencerende aydınlık kar
Ateşim kömürüm esmerim benim
O günlerin tadı başka nerde var
Gençtik âşıktık deliydik
Seviştikçe ağardı karanlıklar
Bunca dağın karlarını erittik

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:08
KARABATAK


Dalar gider pencereler önünde şimdi
Ilık yaz akşamlarını hatırlar
Vapurlar geçer bomboş güverteleri
Bomboş uzanan denizin üstünde
Aç bir karabatak dalar çıkar

Bilirim yalnızlık üşütür insanı
Kalp daima sevecek birini arar
Hatırlar bakışlarda kalan aklarını
Avuçları hafif terli, yanakları al al
Ağaçlıklı yollarda akşam dolaşmalarını

İlk yıldızlar karanlık basmadan doğar
Hafif çiçek kokuları gibi uçar içiniz
Yavaşlar eve dönerken adımlarınız
Esen rüzgâra, durur, kulak verirsiniz
Bakışlarınız bütün kadınlarla karşılaşır

Daha önünüzde uzun bir yaz vardır
Bütün gün şurada burada gecikir oyalanır
Döner durur yatağında bütün gece
Ay ışığı, sıcak hava, tutuşturur kanını
Uykularını kaçırır en ufak bir düşünce

Şimdi rüzgârlar soğuk eser yüzünüze
Hüzün verir yağmur sularından geçen bulutlar
Bayırlarda yol alan posta arabaları
Şimdi birbirinden ayrı yaşar kurtlar, kuşlar
Sular çakıllardan ayrı akar

Dalar gider, gözleri büyür de
Ilık yaz akşamlarını hatırlar
Avuçları hafif terli yanakları al al
Bomboş uzanan denizin üstünde
Aç bir karabatak dalar çıkar

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:09
KARDA AYAK İZLERİ VAR


Karda ayak izleri var
Vurulup düştükleri yere kadar
Yüzleri tanınmayacak bir halde
Öldüğü yerde kalmış cesetleri

Onlar için hatıra yok
Saat durmuş
Onlar için değil
Yıldızlar ve bu gece
Onlar için değil gelen güneş
Artık onların yok
Uzak şehirlerde
Sevdikleri

Artık hepsi bitti
Açlık, susuzluk ve kin
Ne matara ne ekmek torbası lâzım
Ne silâh
Elbise ve düşen şapka da lüzumsuz
Artık üşümezler ki

En güzel ocak ateşleri
Artık ısıtamaz ellerini
İsimlerini en yakın tanıdık
Söylese işitmezler
Kurt mu, dost mu, düşman mı?
Bilmeyecekler baş uçlarına geleni
Artık ne tren, ne gemi
Onları getiremez bir daha

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:11
KISMETİ KAPALI GENÇLİK

Melih'e

Maçka'dan aşağı bir tütüncü tanıdık
Bir şişe rakı bir merhaba maksat hatır
Her akşam ayaküstü birkaç lâf atardık
Ardımdan o kalkar dükkânını kapatır
Ben açardım İstanbul'a karşı rakımı

İstanbul'a karşı iç iç düşün bu ne iştir
Günün bir yarısı çamur öbür yarısı
Durup dururken başlıyan o baş ağrısı
Bunca yıl yalan okuduk yalan söyledik
Aklına kim gelirse gelsin bağır ver veriştir

Üzgün kısmeti kapalı koca bir gençlik
Karşımızda canım İstanbul canım deniz
İçtik içtik kahırlandık bunca yıl dilsiz
Kimdik ki yaşamımızı berbat ettiniz
Sizlere el uzattık düşman gibi itildik

Fakat İstanbul dev gibi büyük bir şehir
İyi kötü ne günler görmüş geçirmiştir
Geceleri yorgun çocuklarının terli
Alınlarında o doğurgan ana eli
Dinlendirir dizlerinde ümitlendirir

Kimse alamaz elimizden bu ümidi
Bunca yıl bu ümit bizleri tutan dimdik
Neydik düne kadar daha üç beş kişiydik
Çektik kapıları çıktık evlerimizden
Meydanlara sığmıyoruz kardeşler şimdi.

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:12
KIZILÇULLU YOLU


Hıdırellez günü, Kızılçullu yolu
Beni herkes severdi çocukluğumda
Arabacı yanına oturtur
Kırbacı bana verirdi.

Ben Fıtnat hanımın oğlu,
Zayıf bir kızı severdim
Gözlerinin içi gülerdi.

Hıdırellez güneşi,
Beraber tırmanmadık mı ağaçlara?
Siz kanatmadınız mı ellerimi
Elma çiçekleri?

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:13
MENFİS


Saçların Eski Mısır
Bakışların Nil
Beyaz ketenler giyin
Menfis'liler gibi sen de
Menfis'e gidelim

Bir gün olsun Menfis'te
Kalsam seninle
Kuru taş bir otelde
Çözerim gizini
Hiyeroglifin

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:14
MUHAREBE GÖRMÜŞ BİR ADAM ANLATIYOR


Muharebede ne ölüm korkusu gelir
İnsanın aklına
Ne, evi barkı düşünürsün
Gezin üst kenarın ortasından
Arpacığın tepesinden
Beğendiğin yerini seçersin hedefin
Tetiği elin titremeden çekersin

Artık karşındaki sana benzemez
O da küçük bir dükkân işletir memleketinde
O da karısını sever
Onun da senin gibi
Küçük bir çocuğu var
Aklına bile gelmez
Artık senin yaşaman için
Onun ölmesi lâzımdır.

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:14
ÖLDÜRMEYECEKSİN


"Asla öldürmeyeceksin"
Tevrat, Göç 20
"Senden önce inenlere, sana inen kitaba da inanırlar...Onlar
Tanrının gösterdiği doğru yoldadır, onlar kurtulurlar..."
Kur'an, Bakara Suresi

Dinlerin buyruğuydu
Öldürmeyeceksin
Tapınaklarda çaktılar çarmıhları
Elleri kanlı camilerden çıktılar
Kalem kırdılar yargı yerlerinde
Peygamberlerini dinlemediler

Kudurgan dalgalar
Tekneleri yutar denizlerde
Çöllerden esen yeller
Ekinleri kurutur
Bil ki umut yeşildedir
Yenilmeyen yeşilde

Benim küçük serçem
Kanaryam bülbülüm
Kuru dal çalı diken
Konmuş ötersin

Öt sen, öt, kardeş sesin
Sulara rüzgârlara karışsın
Zalim ürksün sağır işitsin
Öldürmeyeceksin!

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:16
ÖLEN ÖMER'İN KARISININ AĞIDI


Evimizin önü dere kenarı
Dere kenarında ak kavakları
Ömer'im dikti
Evimizden dereye inen yolu
Ömer'im açtı.
Ömer'im aşladı avlumuza
Itırı, fesleğeni, katmeri
Yıllar yılı
Ömer'in yüzü gülerse
Ocağımız tüter, gazımız yanarsa
Kavaklar bayram eder,
Ömer'im sıkkın
Mahsul kötü, eli dar unumuz kıtsa
Kavaklar kararır giderdi.
Yıllar yılı
Eve girsem yüzüme Ömer'in nefesi değer
Avluya çıksak yan yana akşamları
Bir hoş kokardı, ıtır, fesleğen, katmer.
Bakamam incecik dere yoluna!
Bakamam ak kavaklara!
Penceremden kapımdan
Güne bakamam! aya bakamam
Gayri eve girsem içim ezilir
Avluya çıksam
Itır, fesleğen, katmer kokusu
Bana haram!

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:17
SABAHLARI SEVERİM OLDUM BİTTİM


Kalktım sabahı dinledim
4.20 bir yaz günü sabahı
Evlerin yüzü ağardı
Ağaçlar yeşile çıktı
Ben sabahları severim oldum bittim
Sabahları çocukları bütün başlangıçları

Kalktım sabahı dinledim
Kente giren caddelerde köylülerin
Geceden yola çıkan sebze arabaları
-Fırınların kepenkleri nedense hep aralıktır-
Çıplak ampul ışıklarıyla karışır sabahlara
Taze ekmek kokuları

Kalktım sabahı dinledim
Hanların önünde geceleyen
Koca koca kamyonlar kalktı
İşçi kahvelerinde çaylar demli
İstasyonlarda salepler dumanlı

Kalktım sabahı dinledim
Analar uğurladı çocuklarını
-Her serüvenden ilk sayfa-
Üstlerinde henüz yatakların doyulmamış sıcaklıkları
Bakışları otobüslerin trenlerin soğuk camlarında
-Hep ansıyacaksınız bundan sonra-
Ayrılıklar izleyecek ayrılıkları

Kalktım sabahı dinledim
Dudaklarımda okuldan kalma bir şarkı
Hani yorgundum yeniktim çaresizdim
Döndü - Evet dün
Dün bir kentti geride kaldı
Bu sabah bir başka kente indim

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:18
SERÇE KUŞU


Bu sabah bahçede karşıma
Küçük bir serçe kuşu geldi;
Havuzun taşına kondu,
Bir içti, bir doğruldu,
Nasıl da korkuyordu.

Sen hiç korkma serçe kuşu,
Suyunu rahat rahat iç,
Sıhhat afiyetle uç,
İnsanoğlu çeşit çeşit
Beş parmağın beşi bir mi?

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:19
SON


İçimden hep iyilik geliyor
Yaşadığımız dünyayı seviyorum
Kin tutmak benim harcım değil
Çektiğim bütün sıkıntıları unuttum
Parasız pulsuzum ne çıkar
Gelecek güzel günlere inanıyorum

Gelecek güzel günlere
Sonunda galip geleceğine eminim
İyiliğin, zekânın ve cesaretin
İmanım var zaferine
Aşkın, adaletin ve hürriyetin

Yetiştiğim halkın içinde
Bütün şiirini duydum
Çalışmanın ve sefaletin
Kulak verin işe gidenlerin türkülerine
Yorgun argın dönüşlerini seyredin.

Şairleri peygamberleri düşünüyorum
Yaşamak o kadar tatlı ki
Daimî bir sevgi içinde
Galip sesini işitiyorum hakkın
Asırlarca zulme ve işkenceye

Gelecek güzel günlere inanıyorum
İmanım var bereketine toprağın
Ve makinenin kudretine
Parasızım pulsuzum ne çıkar
Huzuru içindeyim rahata kavuşanların
Hayatının son senelerinde.

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:19
SONUNA GELİYORUZ


Sonuna geliyoruz dostum
Eksiliyor soframızda
Bir bir iskemleler

Duyuyorum içimde
Yeşeriyor baş verip
Toprağa vereceğim tohum

Bu yaştan sonra her şey
Uzak yakın bana eşit geliyor
Toprağı daha bir seviyorum

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:20
ŞİİRİN ATTIKLARI

I. U z u n B i r A r a d a n S o n r a


Uzun bir aradan sonra
İlk şiirimi yazdım bitirdim
Elim ayağım kırık kesik
Uzun bir hastalıktı geçirdiğim
Gömleğim yırtık alt yanım çıplak
Sokağa çıkmış kadar ürkeğim



II. Ş i i r l e r i m B e n i m


Şiirlerim benim
Doğuştan yetimlerim...



III. E l Y o r d a m ı d ı r Ş i i r . . .


El yordamıdır şiir
Büyük Homer elinde lir
Gör ulu ağaçlar arasında bir bir
Kır perilerinin dans ettiği alanları
Geyiklerin su içtiği pınarların yerini
Dağların ardını denizlerin dibini
Tellerine dokunmakla bilirdi

Parmakları öyle ince antenlerdi ki
Bir daha eşine varılamadı
O yüzden kör kaldı adı...



IV. U l y s s e G i b i . . .


Uzun bir yoldan geldin çocuk
Kale kapısı önünde atından indin

Deste deste güllerin vardı tomurcuk
İncik boncuk doluydu heybelerin

Düşün başlamadan önce aklındaki yolculuk
Haritada ince bir çizgiden başka neydi

Okuduğun tüm kitaplarda satırlar soluk
Şiiri yazmadan önce doğruyu kim bilirdi ki

Yıllanmış kentler eski kemerler geçtin
Tattın denizlerin tuzunu ormanların serinliğini

Ansı bir gün mısır serptiğin güvercinleri
Nasıl mutluydun ölümsüzdün cömerttin

Toz toprak üstün başın gözlerin ışık
Sesin bir yağmur hışırtısıdır şimdi

Uzun bir geceden dönen bilge Ulysse gibi
Gerçeğin buruk tadına erdin bitirdin şiirini...




V. Ş i i r i n A t t ı k l a r ı


Biten bir şiirin ardından
Yenmiş içilmiş portakallardan
Kalan kabuk gibi posa gibisin
Söyle o güneşleri ne ettin?

Bungun dolanırken boş kıyıda
En çok kendine düşman
Sensin ayaklara bulanan katran
Batan gemiden kurtulan tahta...

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:21
ŞU KALABALIKTA GÖRDÜĞÜN HERKESİN


Sinemalarda kalabalık sahneler görürsün
Eski esir pazarlarını hatırlatır
Güney Pasifik'te ya da Afrika'da bir liman
Kocaman gemilerin yanaştığı kıyıda
Tektük beyazın karıştığı yerli halk
Kurulmuş tezgâhların arasında dolaşır

Çarşıda pazarda her gün
Sayısız insanlarla yanyanasın
Bölük bölük geçen askerler görürsün
Hastaneler mahpusaneler önünden geçersin
Her biri kalabalığın arasına katılmış
Kiminin tramvay sürücüleri gibi ayak üstü
Kiminin hamurcular gibi tavan aralarında
Küçük yaştan katlanmakla her türlü kahra
Her türlü mihneti yüklenmekle omuzlarına
Bir gün göz açmaya kalmadan geçer ömrü

Sen ki bir âlem bile olsan tek başına
Sonunda o kalabalıktan bir kişisin
Şu kalabalıkta gördüğün herkesin
Bir kalbi var senin gibi, ya da düşünür
Herbiri bir can taşır
Sen onları tanısan da tanımasan da
Sonunda her biri ne senden iyi
Ne senden daha fena
Senin gibi bir insandır bütün kusurlarıyla

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:23
UÇANALI ZÜLFİKÂR BEYE AĞIT*


Sağlığında yüzüne gülenler
Sofrasında ekmeğini yiyenler
Uykusunda pusu kurdular
Zülfikâr Beyi vurdular

Zülfikâr Beyi vuran Uçanalı İsmail
Cellat olmasına cellat, çingene değil

Zülfikâr Bey mertti yiğitti
Fakir ağlatmadı, mazlum ezmedi
Hile nedir, kuşku nedir bilmezdi
Korkusuz uyudu, korkusuz gezdi

Var git İsmail var git, namert kişisin
Hem sen düşün, hem de sana yol gösteren düşünsün

Varmayın üstüme yeter, beni söyletmeyin
Ben bilirim dost kim, düşman kim
Bilirim kim sinsi adımlarla peşimizde gezer de
Göz göze gelince başını eğer

Nolaydın Zülfikâr Bey nolaydın
İsmaile güvenmeyip teslim olaydın

Bu dağlar Uçana dağlarıdır
Manastır'dan Florina'ya kadar uzanır
Uçana dağlarında akan sular, uçan kuşlar
Zülfikâr Bey diye ağlaşır
Gayri İsmail netse neylese
İçine korku düşmüştür, yüzü karadır
Uçana dağlarına gözü pek, yüreği pek
Zülfikâr Bey gibi adam yaraşır


*Zülfikâr Bey, Birinci Dünya Savaşı'nda Batı Trakya'yı işgal eden düşman kuvvetlerine karşı
dağa çıkmış; savaşın sona ereceği günlerde bir gece evinde konakladığı eski kâhyası Uçanalı
İsmail tarafından uykusunda mavzerle öldürülmüş.

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:24
URLA


Diyelim bir masa var önümde
Elimde bardak
Oturmuş içiyorum
Bardak mı Urla mı tuttuğum?

Bardağı masaya
Tak!
Vurdum mu vurdum
Masaya dönüyorum
Urla, uzak, uzak, uzak

Diyelim oturmuş yazıyorum
Birden duruyor kalem
Bir görüntü ak kâğıtlarda
Ev ev sokak sokak
Yine Urla oluyor konum

Bir ağız mızıkam var
Üflüyorum
Re mi fa sol la
Bir es mi giriyor araya
-Ya Urla?

Bardak değil o baylar
Tak!
Masaya vurduğum
Hak arıyorum
Düpedüz hak!
Bütün mahpus kasabalar
Küçük ölü kentler
Soyulan tarla tarla
Onlardan biridir Urla!

Yavaş yavaş sarhoş oluyorum...

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:25
UZAK HAZİRAN


İki dudak arası bir zaman
Gözgöze geldikse geçerken
Mayıs'la Haziran arasında
Yağmurlu bir saçak altından
Aşktı uçup giden üstümüzden
Aşktı değip geçen yanımızdan

Uyanıp kış uykularından
Şubat'la Mart arasında
Eylül'le Ekim arasında
Yaz sularından kıyıya çıkan
İki adım arası bir zaman
Gözgöze geldikse geçerken
Günlük güneşlik bir kaldırımdan
Aşktı uçup giden üstümüzden
Aşktı değip geçen yanımızdan

Aşktı görmedik bilmedikse
Kimbilir hangi Eylül bir daha
Hangi uzak Haziran

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:25
YAĞMURLU DENİZ


Bırakın beni
Dışarda yağan yağmurlar alsın
Yanısıra yağan yağmurların
Kaldırımların dibinden dibinden
Mutludur denize doğru giden

O her gün oyuklarından yere iner
Yaprak yaprak merdiven bir ağacın
Biraz dudak boyar biraz taranır
Önünde içi yağmur dolu bir aynanın
Çıkar adımlarını yağmurlara bırakır

Açıklarda denizin üstünde yüzen
Yağmurlarlayım ben
Aşk yorgunu dinlenen

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:26
YAZ GEÇTİ


Bütün yaz
Kuyunun başında yedik
Akşam yemeklerini

Cevizler iç tuttu
Bademlerin kabukları kurudu
Ayvalara sindi gün ışığı

Yaz geçti
İçeriye aldık
Masayı sandalyeyi

Karıncalar ortalardan çekildi
Kuyunun taşında arılar yok
Boş kova devrik durur şimdi

yaziklar_olsun
23-03-2009, 01:28
YAZIN IŞIKTAN SELİ


Tepeden denizi gördük
Üstünde denizin
Yazın ışıktan seli
Patladı birdenbire

Bir söğüdün dibinde
Karpuz kestik yedik
Yazın ışıktan seli
Bıçağımın yüzünde

Uzandık altımızda
Kuru otların Salı
Elimde karımın eli
Yaz sellerini geçtik

flu
02-06-2009, 21:57
Farazi emeğine sağlık ne güzel paylaşım..