Farazi
15-02-2009, 17:33
GÜZEL DOROTHEE
Güneş dimdik,korkunç ışığıyla eziyor kenti; kumlar göz kamaştırıcı,deniz de ışıldıyor.Şaşkın dünya gevşek gevşek çöküyor,uyku kestiriyor,yarı-uyanık uyuyana hiç oluşunun hazlarını tattıran bir türlü tatlı ölüm olan bir uyku.
Bu arada Dorıthée ıssız sokakta ilerliyor ,güneş gibi güçlü ve mağrur.Uçsuz bucaksız gök altında tek canlı o bu saatte ,ışık üzerinde parlak,kara bir leke oluşturuyor.
İlerliyor,alabildiğine ince gövdesini alabildiğine geniş kalçaları üzerinde gevşekce sallayarak.Açık pembe ipek giyisi,derisinin karanlıkları üzerinde keskinlikle beliriyor,uzun boyuna,girintili sırtına,çıkık boynuna kalıp gibi oturuyor.
Kırmızı şemsiyesi ışığı süzüp de geçiriyor,yansımalarının kanlıboyasını düşürüyor yüzüne.
Nerdeyse mavi,gür saçlarının ağırlığı nazik başını geriye doğru çekiyor,gurulu ve tembel bir görünüş veriyor ona.Ağır küpeleri ufacık kulaklarında gizli gizli cıvıldıyor.
Zaman zaman,deniz meltemi,dalgalanan eteğinin acunu kaldırıyor,parlak ve çok güzel bacağını gösteriyor;Avrupa'nın müzelere kapattığı mermer tanrıçaların ayaklarından farksız ayakları,ince kuma olduğu gibi işliyor biçimini.Çünkü Dorothée
öylesine yosma ki ,hayranlık uyandırma hazzı azatlanmış kadın gururunu yeniyor, özgür olmasına karşın yalınayak yürüyor.
Böylece ilerliyor,uyumla,yaşama mutluluğuyla dolu,ak bir gülümseyişle gülümseyerek,uzakta,çok ötelerde,güzelliğini yansıtan bir ayna görür gibi.
Yakıcı güneş altında köpeklerin bile inledikleri saatte,tunç gibi soğuk,güzel,tembel Dorothée'yi hangi zorlu neden yürütüyor böyle?
Çiçeklerle,hasırlarla masrafsız,hem de kusursuz bir kadın
odası olan,güzelce düzenlenmiş küçük kulübesini ne diye bıraktı?Yüz adım ötede kıyıyı döven deniz kararsız düşlerine güçlü ve tekdüze bir biçimde eşlik ederken,içinde pirinçli,safranlı
bir yengeç yahnisi pişen demir tencere avludan çekici kokular yollarken,oturup sigara tüttürmeye,yelpazelenmeye,büyük tüy yellpazelerinin aynasında kendi kendini seyretmeye bayılırken ne diye ayrıldı kulübesinden?
Ünlü Dorothée'nin sözünü uzak kıyılarda ,arkadaşlarından
duymuş bir genç subayla buluşacak belki.Basit yaratık ondan da kendisine bir opera balosunu anlatmasını rica edecek,oraya da kocamış Cafrine'lerin bile sevinçten sarhoş olup azdıkları pazar danslarına gidildiği gibi yalınayak gidilip gidilmeyeceğini soracak;bir de bütün Paris dilberlerinin kendisinden daha güzel olup olmadıklarını.
Dorothée'ye herkes hayrandır,herkes üzerine titrer Dorothée'nin şimdiden olgun,çok da güzel olan on bir yaşındaki bacısının bedelini verip geri alabilmek için kuruş kuruş para biriktirmek zorunda olmasa,büsbütün mutlu da olurdu!Kuşkusuz bunu da başaracak iyi Dorothée ;çocuğun sahibi çok cimri,liaraların güzelliğinden başka bir güzelliği anlamayacak kadar cimri!
*
Çeviri:Tahsin Yücel
Güneş dimdik,korkunç ışığıyla eziyor kenti; kumlar göz kamaştırıcı,deniz de ışıldıyor.Şaşkın dünya gevşek gevşek çöküyor,uyku kestiriyor,yarı-uyanık uyuyana hiç oluşunun hazlarını tattıran bir türlü tatlı ölüm olan bir uyku.
Bu arada Dorıthée ıssız sokakta ilerliyor ,güneş gibi güçlü ve mağrur.Uçsuz bucaksız gök altında tek canlı o bu saatte ,ışık üzerinde parlak,kara bir leke oluşturuyor.
İlerliyor,alabildiğine ince gövdesini alabildiğine geniş kalçaları üzerinde gevşekce sallayarak.Açık pembe ipek giyisi,derisinin karanlıkları üzerinde keskinlikle beliriyor,uzun boyuna,girintili sırtına,çıkık boynuna kalıp gibi oturuyor.
Kırmızı şemsiyesi ışığı süzüp de geçiriyor,yansımalarının kanlıboyasını düşürüyor yüzüne.
Nerdeyse mavi,gür saçlarının ağırlığı nazik başını geriye doğru çekiyor,gurulu ve tembel bir görünüş veriyor ona.Ağır küpeleri ufacık kulaklarında gizli gizli cıvıldıyor.
Zaman zaman,deniz meltemi,dalgalanan eteğinin acunu kaldırıyor,parlak ve çok güzel bacağını gösteriyor;Avrupa'nın müzelere kapattığı mermer tanrıçaların ayaklarından farksız ayakları,ince kuma olduğu gibi işliyor biçimini.Çünkü Dorothée
öylesine yosma ki ,hayranlık uyandırma hazzı azatlanmış kadın gururunu yeniyor, özgür olmasına karşın yalınayak yürüyor.
Böylece ilerliyor,uyumla,yaşama mutluluğuyla dolu,ak bir gülümseyişle gülümseyerek,uzakta,çok ötelerde,güzelliğini yansıtan bir ayna görür gibi.
Yakıcı güneş altında köpeklerin bile inledikleri saatte,tunç gibi soğuk,güzel,tembel Dorothée'yi hangi zorlu neden yürütüyor böyle?
Çiçeklerle,hasırlarla masrafsız,hem de kusursuz bir kadın
odası olan,güzelce düzenlenmiş küçük kulübesini ne diye bıraktı?Yüz adım ötede kıyıyı döven deniz kararsız düşlerine güçlü ve tekdüze bir biçimde eşlik ederken,içinde pirinçli,safranlı
bir yengeç yahnisi pişen demir tencere avludan çekici kokular yollarken,oturup sigara tüttürmeye,yelpazelenmeye,büyük tüy yellpazelerinin aynasında kendi kendini seyretmeye bayılırken ne diye ayrıldı kulübesinden?
Ünlü Dorothée'nin sözünü uzak kıyılarda ,arkadaşlarından
duymuş bir genç subayla buluşacak belki.Basit yaratık ondan da kendisine bir opera balosunu anlatmasını rica edecek,oraya da kocamış Cafrine'lerin bile sevinçten sarhoş olup azdıkları pazar danslarına gidildiği gibi yalınayak gidilip gidilmeyeceğini soracak;bir de bütün Paris dilberlerinin kendisinden daha güzel olup olmadıklarını.
Dorothée'ye herkes hayrandır,herkes üzerine titrer Dorothée'nin şimdiden olgun,çok da güzel olan on bir yaşındaki bacısının bedelini verip geri alabilmek için kuruş kuruş para biriktirmek zorunda olmasa,büsbütün mutlu da olurdu!Kuşkusuz bunu da başaracak iyi Dorothée ;çocuğun sahibi çok cimri,liaraların güzelliğinden başka bir güzelliği anlamayacak kadar cimri!
*
Çeviri:Tahsin Yücel