SiNaN32
14-02-2009, 23:18
Sinema ve Şiir Notları: V
246. Sinemada, şiirde ve asıl önemlisi de hayatta "mükemmel" yoktur. Mükemmel olma çabasındaki insan, yok oluşa doğru savrulur. Güzel, kusurlarıyla güzeldir. Kusursuz olmaya çabalaması, bir gün kendi kusurlarını da göremeyecek kadar körleştirir kişiyi. Ancak başkalarına zarar verdiğini bildiği kusurlardan arınma çabası, insanın en saygın erdemi olacaktır.
258. Sanatta her şey yeniden keşfedilmeye açık. Keşiflerin tüketildiği bir çağda yaşıyorsun. Kendi sesin, kendi rengin, kendi tarzınla yaklaş; öğrendiklerini unutarak.
259. Herhangi bir filmde oynama şansı verilen insana, ölümsüzlük bağışlıyor yönetmenler. Deforme olmadan sonsuza kadar korunabilecek peliküllerin yapılması, oyunculara sonsuza kadar sürecek "yaşama"nın habercisi olacaktır.
268. Sanatçılar çok geniş yığınlara ıslık çalar; dönüp bakanlarsa birkaç bin kişidir.
274. En uzun şiir bile aslında kısa şiirdir. Şiirin uzunu kısası olmaz aslında. Şiirin uzunluğu-kısalığı biçimseldir. "Bir, gibi, ama, oysa, sen, ben, ve, ki, ancak, dahası, eğer..." vb. sözcükler elden geldiğince şiirin dışında bırakılmışsa; dahası, göndermede bulunulan görünçlüklere, çağrışımlara, imgeleri karşılayan sözcüklere okuyucunun anlağında yer verilip bunlar şiire alınmamışsa; okuyucu o sözcükleri görmediği halde o sözcüklerin karşılayanlarını şiirde bulabiliyorsa en uzun şiir bile kısa şiirdir. Şiirde fazladan tek sözcüğe tahammülüm yok. Kısa filmin şiire benzetilmesinin nedeni budur. Kısa filmde tek fazla çekime yer yoktur. Uzun metrajlı film, fazladan olduğu sezilen çekimleri izleyiciye hissettirmeden taşıyabiliyor bünyesinde. Ama kısa filmin ve -uzun metrajlı bile olsa- şiir sineması filminin buna, fazladan bir çekime tahammülü yoktur. Şiir sinemasının ve şiirin uzunu-kısası bu nedenle olmaz.
284. Dostluklar bakımından kendimi, hiç düşünmeden, dünyanın en şanslı adamı ilan edebilirim. Bu nasıl mı oldu? Dostluğunu denediğim bir sürü yalancının, hırsızın, ikiyüzlünün, itin, kopuğun da kahrını sabırla çekerek...
290. Eleştirmenler, "iyi" ya da "kötü" deme hakkını okuyucunun, izleyicinin elinden almamalı.
291. Çektiğin acılardan öyle yapıtlar damıtacaksın ki, acıyı çektirenler boğulup gidecekler yapıtlarının ezici etkisi altında. Bu, intikam almanın en doyurucu yoludur.
292. Öyle sloganlar, spot cümleler üretilir ki, gerçek kaybolur gider arada. Gerçeği savunmak için direnci bile kalmaz insanın. Sindirilir insan. Örnek mi? "Kadın duyarlılığı" denir, "erkek sözü" denir, "ana yüreği" denir. Ya "erkeğin duyguları ve duyarlılığı", ya "kadının güvenilebilirliği", ya "babanın yüreği" nerede?
293. Radikal feministlerin mutlu olma şanslarının olmadığını görüyorum. Çok yazık! Yeni bir kadın imgesi yaratmaya çalışıyorlar. Erkeğe öykünen kadın! Bu imgeye uymaya çalışan kadın, kadınlığa özgü yönlerini yitiriyor, geriye de bir şey kalmıyor.
304. Uyak, şiire yalnızca müziksel bir katkı sağlayabilir. Uyak yapmak için şiirin tek sözcüğüne bile dokunmayın; çünkü uyak düşüncenin, metaforun ve göndermelerin üzerini kapatarak sözcüklerin anlamını kısıtlar, onları kısırlaştırır; imgeyi çürütür, imgenin önüne geçerek onun üzerine ölü toprağı serper. Uyak yalnızca duymaya, imgeyse özümseyerek duyumsamaya yol açar.
312. Bir şiir yaz; belki ortalığı ayağa kaldıramazsın, ama öyle bir şiir olsun ki, okuyanların dimağı allak bullak olsun. Onu sarsın, kuşatsın, ağına düşürsün; ama karmaşık, çok yollu, çok okumaya açık olarak okuyucuya özgür olduğunu anlatırken onu kışkırtsın. Film çekmek istiyorsan onu da bu şiiri yazdığın gibi çek. Şiirin ya da filmin bunları beceremiyor mu? Onu parçala ve yok et!
Can Bakkotar
(Budala, 19)
246. Sinemada, şiirde ve asıl önemlisi de hayatta "mükemmel" yoktur. Mükemmel olma çabasındaki insan, yok oluşa doğru savrulur. Güzel, kusurlarıyla güzeldir. Kusursuz olmaya çabalaması, bir gün kendi kusurlarını da göremeyecek kadar körleştirir kişiyi. Ancak başkalarına zarar verdiğini bildiği kusurlardan arınma çabası, insanın en saygın erdemi olacaktır.
258. Sanatta her şey yeniden keşfedilmeye açık. Keşiflerin tüketildiği bir çağda yaşıyorsun. Kendi sesin, kendi rengin, kendi tarzınla yaklaş; öğrendiklerini unutarak.
259. Herhangi bir filmde oynama şansı verilen insana, ölümsüzlük bağışlıyor yönetmenler. Deforme olmadan sonsuza kadar korunabilecek peliküllerin yapılması, oyunculara sonsuza kadar sürecek "yaşama"nın habercisi olacaktır.
268. Sanatçılar çok geniş yığınlara ıslık çalar; dönüp bakanlarsa birkaç bin kişidir.
274. En uzun şiir bile aslında kısa şiirdir. Şiirin uzunu kısası olmaz aslında. Şiirin uzunluğu-kısalığı biçimseldir. "Bir, gibi, ama, oysa, sen, ben, ve, ki, ancak, dahası, eğer..." vb. sözcükler elden geldiğince şiirin dışında bırakılmışsa; dahası, göndermede bulunulan görünçlüklere, çağrışımlara, imgeleri karşılayan sözcüklere okuyucunun anlağında yer verilip bunlar şiire alınmamışsa; okuyucu o sözcükleri görmediği halde o sözcüklerin karşılayanlarını şiirde bulabiliyorsa en uzun şiir bile kısa şiirdir. Şiirde fazladan tek sözcüğe tahammülüm yok. Kısa filmin şiire benzetilmesinin nedeni budur. Kısa filmde tek fazla çekime yer yoktur. Uzun metrajlı film, fazladan olduğu sezilen çekimleri izleyiciye hissettirmeden taşıyabiliyor bünyesinde. Ama kısa filmin ve -uzun metrajlı bile olsa- şiir sineması filminin buna, fazladan bir çekime tahammülü yoktur. Şiir sinemasının ve şiirin uzunu-kısası bu nedenle olmaz.
284. Dostluklar bakımından kendimi, hiç düşünmeden, dünyanın en şanslı adamı ilan edebilirim. Bu nasıl mı oldu? Dostluğunu denediğim bir sürü yalancının, hırsızın, ikiyüzlünün, itin, kopuğun da kahrını sabırla çekerek...
290. Eleştirmenler, "iyi" ya da "kötü" deme hakkını okuyucunun, izleyicinin elinden almamalı.
291. Çektiğin acılardan öyle yapıtlar damıtacaksın ki, acıyı çektirenler boğulup gidecekler yapıtlarının ezici etkisi altında. Bu, intikam almanın en doyurucu yoludur.
292. Öyle sloganlar, spot cümleler üretilir ki, gerçek kaybolur gider arada. Gerçeği savunmak için direnci bile kalmaz insanın. Sindirilir insan. Örnek mi? "Kadın duyarlılığı" denir, "erkek sözü" denir, "ana yüreği" denir. Ya "erkeğin duyguları ve duyarlılığı", ya "kadının güvenilebilirliği", ya "babanın yüreği" nerede?
293. Radikal feministlerin mutlu olma şanslarının olmadığını görüyorum. Çok yazık! Yeni bir kadın imgesi yaratmaya çalışıyorlar. Erkeğe öykünen kadın! Bu imgeye uymaya çalışan kadın, kadınlığa özgü yönlerini yitiriyor, geriye de bir şey kalmıyor.
304. Uyak, şiire yalnızca müziksel bir katkı sağlayabilir. Uyak yapmak için şiirin tek sözcüğüne bile dokunmayın; çünkü uyak düşüncenin, metaforun ve göndermelerin üzerini kapatarak sözcüklerin anlamını kısıtlar, onları kısırlaştırır; imgeyi çürütür, imgenin önüne geçerek onun üzerine ölü toprağı serper. Uyak yalnızca duymaya, imgeyse özümseyerek duyumsamaya yol açar.
312. Bir şiir yaz; belki ortalığı ayağa kaldıramazsın, ama öyle bir şiir olsun ki, okuyanların dimağı allak bullak olsun. Onu sarsın, kuşatsın, ağına düşürsün; ama karmaşık, çok yollu, çok okumaya açık olarak okuyucuya özgür olduğunu anlatırken onu kışkırtsın. Film çekmek istiyorsan onu da bu şiiri yazdığın gibi çek. Şiirin ya da filmin bunları beceremiyor mu? Onu parçala ve yok et!
Can Bakkotar
(Budala, 19)