SiNaN32
13-02-2009, 16:25
Miguel de Unamuno
http://www2.uah.es/cisneros/carpeta/formularios/Galeriapers/miguelunamuno.jpg
(1864-1936)
Anıtsal bir kişilik, Miguel de Unamuno, sonsuzluğun krallığında yaşadı. İspanyol yazınında çok az isim, böyle uluslararası dikkat çekmiştir. Kuzey İspanya’nın Bask ülkesindeki Bilbao’da doğdu, Madrid’de felsefe ve yazın okudu, ve Salamanka Üniversitesi’nde Grek dili ve yazını bölüm başkanlığına çağırıldı.
Yaşamı, durmak bilmez ruhani bir çekişmeydi ki bu, kırk yılı aşkın bir dönemde, günlüklerinde, makalelerinde, vd. görülebilirdi, çünkü tüm yazınsal türlerde üretkendi: dramalar, denemeler, romanlar ve şiir. En önemli ve en iyi bilinen yazıları, düzyazıdır, ama aynı zamanda bir şairdi, zamanının ruhani yaşamının en kişisel, en derin ve büyük şairi. Çekişmesi her zaman sonsuz yaşam içindi. "Sobrevivir" <Yaşayakalım> çalışmasının ve yaşamının düşüncesiydi. Yaşamaya şiirlerinde devam etmek istedi, onlara yaşam verdi, ama onlar da sırasıyla O’na yaşam vereceklerdir. O’nun için "şiir, bir gizemde düşünme, pustan heykel oyma biçimidir."
Castilla’da <Kastilya> Unamuno, manzarayla insan arasında bir ilişki kurar. Şiirin görevi, her zaman Unamuno’nun da görevidir, insanı, yaşadığı dünyadan, gizemli göğe yükseltmektir.
Unamuno, manzarayla insan arasında bir ilişki kurar. Şiirin görevi, her zaman Unamuno’nun da görevidir, insanı, yaşadığı dünyadan, gizemli göğe yükseltmektir.
Unamuno, Salamanka yaşamının ve düşüncesinin, nice yıllar kalbiydi. Salamanca <Salamanka> şiirinde (bkz. Sayfa X) rektörü olduğu üniversiteyi betimler –"Yüksek korularında kulenin…taşlık orman ki söküp getirir tarihi içlerinden anne toprağın." Gümüşsü cepheleri, manastırların ve avluların görkemi, ve yazınsal hatıralarıyla Salamanka, İspanya’nın eski yaşamının bir ışıltılı uyandırılışıdır.
Hermosura <Güzellik> (bkz. sayfa X), Salamankalı bir başka şiirdir. Şairin ruhunun, dinlenmeye ihtiyacı vardır; azap içindeki canı, dinginlik, bir güzellik görüntüsü, "kutsanmış güzellik, bilmeceye yanıt" ile karşı karşıya kalır.
<Güzellik> (bkz. sayfa X), Salamankalı bir başka şiirdir. Şairin ruhunun, dinlenmeye ihtiyacı vardır; azap içindeki canı, dinginlik, bir güzellik görüntüsü, "kutsanmış güzellik, bilmeceye yanıt" ile karşı karşıya kalır.
En Gredos <Gredos’ta> (bkz. sayfa X), 1898 kuşağının düşünceleriyle ilişkilidir, İspanya’nın yazgısı için kaygı duyuş –tarihinden vazgeçme ve ruhani değerler boyunca bir yaşam görüşü.
<Gredos’ta> (bkz. sayfa X), 1898 kuşağının düşünceleriyle ilişkilidir, İspanya’nın yazgısı için kaygı duyuş –tarihinden vazgeçme ve ruhani değerler boyunca bir yaşam görüşü.
Unamuno’nun en iyi şiiri, El Cristo de Velazquez <Belazkez’in İsası> (bkz. sayfa X), ölen İsa üzerine olan bir seksen sekizlik lirik düşünce dizisidir. Bu şiir için esini, Velazquez tarafından yapılmış, İsa’yı çarmıhta can çekişmede ama sakin olarak temsil eden bir resimdi. Unamuno’nun her zaman, bir rahibe olan kızkardeşi tarafından kendisine verilen Haç’ı taşıdığını bilmek ilginçtir. Şiir, can çekişen İsa’yı tüm insanlarla ilişkilendirir. Bedeni üstüne yorumlar, O’na "etten kemikten insan" olmayı gösterir. Bu, İspanya’nın onaltıncı yüzyıldan beri en iyi dinsel şiiridir. Unamuno’nun düşüncesinin tamammını içerir –kuşkularıyla çekişen yatışmak bilmez savaşçı, bir savaştır barış için-
"cennet için savaşta yalnızca, İsa,
barış içinde yaşayacağız biz ölümlüler."
http://mx.kalipedia.com/kalipediamedia/lenguayliteratura/media/200704/17/lenguacastellana/20070417klplyllec_62.Ies.SCO.jpg
Pedro Salinas
Çeviren: Ulaş Başar Gezgin
BELAZKEZ’İN İSASI
Birinci bölümden
(Şarkılar, v,10)
Ne düşünüyorsun Sen, ölü İsa’m?
Nedendir o peçesi, kapalı gecenin
gür, kara saçın senin
Nasıralı, alnın üstüne düşer?
Sen’e bak kendi içinde, ner’dedir Krallığı
Tanrı’nın; senin içindedir şafağa keser
sonsuz güneşi, canlı ruhların.
Beyazdır bedenin sanki aynası
ışığın babasının, can olan güneşin;
beyazdır bedenin, aymışçasına
ki döner ölüm, anasının devrinde
bizim yorgun, avare toprağımız;
beyazdır bedenin senin, mayasız ekmeği gibi
hükümran gecenin göğünün,
o gökyüzünün, öyle kara, peçesi gibi
Nasıralı
gür, kara saçının.
ki sen, İsa, eşsiz
İnsan, ölen, bütün arzu ile,
ölüm muzafferi, yaşama
Senin içindir, yücelmiş kaldı. Ondan sonra
Senin içindir, yaşattı bizi o, ölümün,
Senin içindir, anamız oldu ölüm,
Senin içindir, tatlı himayedir ölüm
ki şekerlenir kederleri yaşamın,
Senin içindir, ölü İnsan ölmez,
beyaz, sanki gecenin ayı. Düştür,
İsa, yaşam, ve uyanıklıktır ölüm.
Düş görürken toprak, yalnız başına,
uyanıktır, beyaz ay; uyanıktır İnsan
haçına dek, düş görürken insanlar;
uyanıktır İnsan, kansız, İnsan, beyaz
kara gecenin ayı gibi;
uyanıktır İnsan ki verdi tüm kanını
çünkü ahali bilir, insandır onlar.
Ölümde kurtuluyorsun. Açıyorsun kollarını
geceye, ki karadır ve çok şirin,
çünkü yaşamın güneşi baktı ona
ateşten gözleriyle: kahverengi gecede
güneş yaptı onu ve böyle şirin.
Ve şirindir, yalnız ay,
beyaz ay, yıldızlı gecede
kara sanki gür, kara saç,
Nasıralı. Beyaz ay,
bedeni gibi haçtaki İnsan’ın, aynası
yaşamın güneşinin, asla ölmeyenin.
Işınları, Üstat, yumuşak közünün
koruyorlar bizi, gecesinde bu dünyanın,
güçlendirerek bizi kuvvetli umuduyla
bir sonsuz günün. Sevgili gece,
ah gece, anası yumuşak rüyaların,
umudun anası, tatlı gece,
koyu gecesi ruhun, sütannesisin
kurtarıcı İsa’ya olan umudun!
İkinci bölümden
"Bitti!", bağırıyorsun kükrer gibi
bin çağlayan gibi sanki, gökgürültüsünün sesi
bir ordununki gibi, çarpışmada
-Sen, ölümle burun buruna-; ve savaş çığlığın,
ruhani İskenderiyeli, yeni
görkemiyle Eriha –putataparların,
Helenler’in bildiği hurma ağaçlı,
yıkıldı surları, ve gizli kapıları
Roma’nın, açıldı sana. İzledi gizemli
bir sessizlik, sınırsız, hava
seninle, ölmüşçesine, ve yeni müzik
kalktı, dünyevi ses’siz, içlerinde
gökyüzünün, fırtınalaşmış, matemiyle
tutkunun. Ve üzgün tahtasından
arptaki haçının, kirişli ve
gergin kaslı ip gibi
ezaya, paralanıyor uzuvların,
aşkın dokunuşuna –gemsiz aşk-,
muzaffer şarkısı yaşamın.
Bitti! Öldü Ölüm sonunda!
Yalnız kaldın Baba’nla –yalnız
Seninle yüzyüze-, birbirine karışıyor bakışları
-gökyüzünün ve gözlerin, ki maviler-,
ve hıçkırarak enginliğe, göğsü,
titredi denizi, kıyısız ve derinliksiz,
Ruh’un, ve Tanrı, hissederek kendini bir insan gibi,
ölümü tattı, kutsal yalnızlığı.
Nedir ölmek, hissetmek istedi Baban,
ve Yaradılışsız, kendini gördü bir an
iki kat büyüdüğünde kafan, verdin
soluğuna Tanrı’nın, insani nefesini.
Yanıt verdi son iniltine
yalnız, uzağa, merhametli deniz!
Miguel de Unamuno
(1864-1936)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/16.05.2001
EK KENDİNİ
Silkele üzgünlüğünü, kendine gel şöyle bi’,
sessizce bakamazsın çarkına sen feleğin
sanki aşındırmış, geçerken, yolunu senin,
yaşamak isteyen için hakim olan yaşam ki
Ama besleme sakın bu ölümcül endişeyi
ki böyle, yavaşça, tuzağa düşersin ağlarında ölümün,
emektir çünkü yaşam ve sonunda tek kalan
emektir; o zaman, emeğe el vermeli.
Gör, ekmekteyken kendini, geçerken ve sensin işlenen
ölüme dönen manzaraya tekrar bakmadan,
ne de yürüdüklerin, yük olmasın yürürken.
Bulut kümesi gibi, geçmez yaşam o zaman
sende biter durgunluk, yarıkta yaşadım ben
kendi eserlerinde durulmak elbet mümkün.
Miguel de Unamuno
(1864-1936)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/12.04.2001
GREDOS’TA
Yalnızca burada, dağda,
yalnızca burada, benim İspanya’mla
-düşleriminki burada-,
dev kayalığına Ameal’in, yüzüm,
burada, soluk verirken Klabilenyo’ya*,
ölümsüz İspanya’ma benim!
O benimdir, o benim, evet, granitten
sonsuz göğe yükselen,
erden kar’ı ile kuşatılmış, göklerin,
güçlü yüreği onun,
bir yürek, canlı taştan,
şiddetli arzularını gökten alıp götüren,
sonsuz görüntüden.
Burada, kayalık yalnızlığına doruğun,
tarihinin değil senin, ama yaşamının,
közü dokunur onun;
burada, sevgili vatanım, kalbine senin
Ah ölümsüz İspanya’m benim!
pusları kalır sahte övünçlerin
tomurcuklanan, tarihten,
burada, eteğinde dağın,
çelenkle saran, belini senin,
güneş, güneşi doğruluğun,
haşlarken alnını senin
ve baharda sana verirken,
öyle tatlı, özlü olduklarından,
çiçekleri doruğun,
kışın varolagelmiş, altında mantonun
koruyucusu karın,
çürümesiz mantosu onun,
tapınağı Tanrımızın,
İspanyol! Kalbindir senin bu, sağlam kayadan
-mihrabı, kutsal tapınağın!-
içi, bizim toprağımızın,
göğe dokunan, kalbindir bu senin,
çıplak kalbin senin,
sonsuz İspanya’m,
güneşi arayan!
Senin krallığın, ah vatanım, değildir bu dünyadan,
oyuncağı yazgının,
derininde, krallığın senin
mavinin, seni örten;
bu dev kaya, Huan de la Kruz’un
bir yoludur, merdiveni taştan,
sonsuz özgürlük, tırmanmak için!
puslar arasında, büyük denizinde dünyanın
çıplak araziler uzanır ayaklarına burada senin,
harflerle köpükler için,
uçtu fethine Dorado’nun
maceracı akbabalar,
bıkmışken ardı arkası gelmez dalaveresinden
şanın, burada gömülüyordu, görüntüne senin,
Yuste manastırına,
Majesteleri İmparator Karlos.
O uçuşu akbabaların
tarih oldu, karabasanın senin,
ve zafer oldu bu imparator defin
kusur olmaksızın,
havalandıran, alnını Almanzoru’nun.
İspanya’mdır bu, çıplak bir yürek canlı taştan
daha sert granitten
göğe doruklarıyla dokunan
karşılıklı yalnızlıkta güneşi arayan;
İspanya’m benim,
vatanı keşişlerin,
döner gerçeğe her zaman, yuvasıymış gibi onun.
Bir gemi batığıdır tarihin, derin denizde!
Önemi yok lakin,
çünkü kısadır ömrü tarihin,
geçer, ve uzundur ömrü ölümün,
aşk gibi uzun!
Fırtınalar soluyorsun
ve iniyor yalnızlığını yatıştırmak için
ışını Rabbin,
fırtınalı karşı-yankı gelirken,
gökyüzünün üzerinde konakladığı kalbin,
oklar atılıyor ateşinden, aşkının onun.
Alnına sarılan kefenlerden
ve suda dönüveren
iniyor serinlikli ırmaklar, şarkı söyleyerek
ve giydiriyorlar çakıl’ı yeşil ilen
paslandırıyor üstünü onun
damlalar, tepende senin.
titrek yıldızlar, geceleyin
ses ederler sana, düşüyle onun,
ve devirlerce, içinde onların
işaretler ki aynı değişmede dönen
taşıyarak aynısını o yazgının,
ve bu dönüş nedenidir ümidin,
hiç değişmeyen,
sonul dinginlikten;
terler keder, kalbim için
boyunduruğu altında, sonsuzca, sonsuzluğun,
sen tek dayanaksın yerinde kalan.
Kendimle karşılaştığım yerdir sonunda, üstünde senin,
üstün duyumsuyorum kendimi, üstün,
ve giriyorum İspanyam’a ben,
üstümde bir kişiliklen,
Hıristiyan oğlu, tutku yüzyıllarının,
İspanyol ve Hıristiyan;
burada, koca yalnızlığında dağların,
doğarak kırılımına sabahın, yeniden
yalnız güneş doğduğu zaman.
Yutuyorum burada Tanrı’yı, kayam, Tanrı’yım ben;
içiyorum ağzımla, burada, ağzıyla O’nun
kalbidir O’nun, kanı bu güneşin,
üstünde dizlerimin, üstünde tepenin,
alnım, ruh közüyle yanarken,
göğe açık olarak, aziz mes’te!
Burada duyuyorum çarpışını ruhumun
Siryus önünde geceleyin,
kara enginlikte çarpan,
ve burada, hissediyorum avucunu, kendimi böyle takınırken
bu uzun şehitliğin
ölmemişliğin, sonsuzluğa açlığın.
Bedenimin ruhu, güneşi toprağımın,
Tanrısı İspanyam’ın,
sensin eşsiz olan, geçmiş olan,
yo, değil sonsuz yalanı yarının,
burada, bağrında sıradağın,
burada, tam da ortanda, hissediyorum kendimi!
Miguel de Unamuno
(1864-1936)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/27.05.2001
* Bkz. Don Kişot, Bölüm II, Kısım XIL.
GÜZELLİK
Uyuyan sular
kesif yeşillik,
altından taşlar,
gümüşi gök!
Fışkırıyor sudan, kesif yeşillik,
yeşillikten
dev tahıl taneleri gibi, kuleler
gökte çapalayan
altını, gümüşte.
Dört kuşak:
ırmağınki, onun üzerinde kavaklık,
kentli kule
ve uzandığı gök.
Ve hepsi dingin, su üzerinde,
akışkan temel,
yüzyılların suyu,
güzelliğin aynası.
boyalı gökte kent
kıpırtısız ışıkla;
duruyor hepsi kıpırtısız,
kıpırtısız su,
hareketsiz kavaklar,
sessizdir kuleler sessiz gökte.
ve tümüdür dünyanın;
ötesinde yok hiç bir şey.
Duruyorum şehirle önümde, yalnız,
Ve tüm Tanrı
onda soluyor ve bende tüm görkemini.
Tanrı’nın görkemine yükseliyor kuleler,
görkemine onun, kavaklar,
görkemine onun, gökler,
ve sular dinleniyor onun görkemine.
Çekiliyor zaman;
açıyor içini sonsuz olan;
yıkanıyor endişeler, korkular
kıpırtısız sularda,
kıpırtısız kavaklarda,
boyalı kulelerde gökte,
denizi yüce dünyaların.
Dinleniyor güzelliğinde dinginlik
Tanrı’nın kalbinin, böyle açan bize
görkeminin hazinesini.
Hiç bir şey arzulamıyorum,
dinleniyor iradem,
eğiliyor iradem
Tanrı’nın koynunda başı
ve uyuyor ve düş görüyor…
Düş görüyor dinginliğinde
yüce güzelliğin o tüm görüntüsünün.
Güzellik! Güzellik!
dinginliği hüzünlü ruhların
umutsuzca sevmekten hasta ruhların
Aziz güzellik,
çözüm, gizeme
Sen öldürüyorsun Sfenks’i
temelsiz duruyorsun kendi üzerinde;
görkemi Tanrı’nın, yetersin kendine.
Ne ister o kuleler
O gök, ne ister?
Ne, yeşillik?
Ve ne, sular?
Hiç bir şey, istemezler;
öldü iradeleri;
dineliyorlar sinesinde
sonsuz Güzellik’in;
Tanrı’nın sözleri onlar, bağımsız herşeyden
insani istek.
Tanrı duası bunlar, ziyafet çeken kendi kendine
şarkı söyleyerek kendine
ve böyle son bulur kederler.
…
Düşüyor gece, uyanık,
dönüyor yürek darlığım bana,
akıp gidiyor muhteşem görüntü,
insan oluveriyorum yeniden.
Ve şimdi, de bana, Ya Rab, söyle kulağıma:
böyle bir güzellik
öldürecek mi ölümümüzü?
Miguel de Unamuno
(1864-1936)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/01.05.2001
KASTİLYA
Kastilya toprağı, kaldırıyorsun beni,
kırışık avuçiçinde elinin,
beni göğe, yakan ve tazeleyen beni
göğe, seviyorum seni ben.
Kıraç, engebesiz toprak, kuvvetli,
kolların anası ve kalplerin,
alıyor eski renklerini sende, şimdi,
o soylu eski günlerin.
Çayırlarla, göğün içbükeyinde
bitişiktir civarda, çıplak kırların,
sende beşiği var güneşin, mezarı var sende
sende kutsal yeri tapınağın.
Hacmin, çevredeki, hep tepededir,
göklere yükselmişim gibi geliyor sende,
çekerim içime, dorukların havasıdır
buralarda, yücelerinde.
Koca bir sunaksın, ey Kastilya toprağı,
senin havana bırakırım şarkılarımı,
insinler aşağıya, yaraşırlarsa sana.
yüceden!
Miguel de Unamuno
(1864-1936)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/12.04.2001
SALAMANKA
yüksek korularında kulelerin, karşı dururken
meşelerin ardında, süsleyen, bulutlu manzarayı
yaldızlar, kor’unun ışınlarıyla,
baba, Güneşi Kastilya’nın;
taşlık orman ki söküp getirir tarihi
içlerinden anne toprağın,
tutulmuş suyu sessizliğin, kutsuyorum seni,
Salamanka’m benim!
Bakıyorsun bir yana, ötede yavaş Tormes
meşelerden kasvetli yapraklar
sanki yaprakları senin toprağının, kıpırtısız,
kesif ve sürekli.
Ve diğer yanda, Armunya çorağında,
dalga dalga olur buğday, senin toprağın gibi altından,
ve saban izleri arasında, ölürken akşam
uyur durgunluk.
Uyur durgunluk, umut uyur,
başka hasatlardan ve başka tatlı akşamlardan,
saatler, koşarken toprak üzerinde
iz bırakırlar.
Ayağına yontma taşının, Salamanka,
hasatlarından sakin düşünme’li
olgunlaştıran yıldan yıla saraylarını
uyur hatıra.
Uyur hatıra, umut uyur,
ve sakin seyrinde ömrünün
büyümesi gibi meşelerin, yavaş,
yavaş ve güvenli.
Dünyevi topraklarının arasından, mezarı
övünçlü günün uzak anısının,
taşlarının arasında topladı ruhum
inancı, barışı ve gücü.
O avluda ki dünyaya açılır
ve nakşeyler yıkıntı zirvesi ile
bulutsuz gök, cephenin ayağına
gümüşten
Harika telkariler taşta,
o kaba avluda, eksildiğinde
öğrenci bağrışmaları,
fısıldanır sesi hatıranın.
Yalnız kalır sessizlikte Fray Luis
düşünerek talihsizliklerini Eyüp’ün,
tadarak ya da, tecessüd-ü İsa’da
tatlı isimlerini İsa’nın.
Barıştan ve aşktan isimler, ki onlarla mücadelede
rahatlık aradı, ve atılganca daha sonra
geri döndü kavgaya aşk şakıyarak,
barış ve dinginlik.
Gönül okşayıcılığı yaşayışının senin
tadına vardı habire gezip duran rüyacının, Serbantes’in,
ve dönmek istedi
görmek için seni.
Dönmek görmeye seni, sessiz dinginlikte,
seninle düşlemek düşünü yaşamın,
düşlemek ölüm olmaksızın asla
sonsuza dek süren yaşamı.
Ölmemek düşüdür ki esinler
içmişleri tatlı huzurundan,
ölmemek düşü odur ki derler
bir tapınış ölüme.
Çiçekler bende, olduğu gibi sende, sağlam,
sürgit çiçekte içleri
ve onlarda oyuludur güvenli dokunuşla
görüntüsü insanların.
Kalkarlar, velveleli kuleler gibi
düşüncelerim, sağlam yapıda
ve yerleşir vatanımda benim sonsuza dek
Efsane Canavarım.
Sert olsun seninki gibi ismim benim
dayanarak nice zaman kir pasa,
ve yukarıda, trafiği dünyanın
yankılanır açıkça.
İfşa eder sonsuzluğu taştan ruhun
ve kök verir koynunda yaşam aşkı,
sonsuz yaşama aşk, ve gölgesinde
aşkların aşkı.
Bizi güneşten koruyan dar sokaklarda
ve sanki saban izleri gibiler şehirlerdeki tarlaların üstünde,
dar sokaklarında senin, aşklar uyur
gelip geçici, ama.
Doğuşu gibi buğdaylar arasında
ateşli gelinciğin, doğan aşklar
ölmek için orak önünde, bırakarak
düş meyvesini.
Kekre tadı bezdirici hukuk kitaplarının
çok kuruyorlar sabanla birlikte,
dönerek daha sonra, kalp mutlu,
bir başka çalışmaya.
Bilim alıyorlar bilgili dudaklardan,
seğiren diğer dudaklardan daha çok, serin,
içiyorlar Aşk’tan, derinliksiz çeşme,
irfan.
Üzgün Çalışma sınıflarından, sonra,
soğuk ve karanlık, kaba sıralarında,
yatışır alev almış göğüsleri
susuzluğunda yaşamın.
Canlı köklerindeki gibi ağaçların,
ölü köklerde, sınıflardan, işte böyle
kazır Aşk, gencecik ellerle,
ölümsüz damgasını.
Bulamayacaksınız hükümlerini Roma’nın,
Aristo’nun bulamayacaksınız öğretisini,
zarif aforizmalarını Hipokrat’ın ne de,
özsuyu kitapların.
Orada Teresa, Soledad, Mersedes,
Karmen, Olaya, Konça, Blanka veya Pura,
bal olmuş isimler, dudaklarda,
göğüste kor.
İşte gözlerin altında, alameti
aşkın, çalışma illetinden kurtaran onları,
ve sessizleştiğinde hoca, beriki sıralarda
aşkı söylerler.
Ah, Salamanka, altından toprağında
sevmeyi öğrendiler öğrenciler
vermekteyken, sana ses eden kırlar
sulu meyveler.
Kalbimin derinliklerinde koruyorum
dayanıklı ruhunu; öldüğüm zaman ben
koru kendini, altın Salamanka’m benim,
koru hatıramı.
Ve güneş uzanırken tutuşarak
kabartmalar yapar üzerine senin, dünyevi altın,
lisanınla, lisanı sonsuz müjdenin,
de bana, ne idim.
Miguel de Unamuno
(1864-1936)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/24.05.2001
UYU, RUHUM BENİM
Uyu ruhum benim, uyu,
uyu ve dinlen,
uyu yaşlı beşiğinde
umudun;
uyu!
Bak, güneşi gecenin,
şafağın babası,
altında dünyanın
geçiyor uyuyarak;
uyu!
Uyu irkilmeden,
uyu, ruhum;
güvenebilirsin uykuya
evindeymiş gibi; uyu!
Berrak sinesinde,
sakinlik çeşmesinin
daya başını
yorgunsan;
uyu!
Sen ki yaşamın acıttığı,
tedirgin,
Bırak ayaklarına, yürek darlığını
koyvermiş kendini;
uyu!
Uyu, ki O, eliyledir
yaşam verir, yaşam alır,
beşik ey yoksul beşik
gevşemiş;
uyu!
"Ve kalkmayacaksam
bu uykumdan…"
Yalnız o yürek darlığı
geçiyor uyuyarak;
uyu!
"Ah, derininde uykunun
hissediyorum hiçbirşeyi!…"
Uyu, ki o rüyaları
uyku sağaltıyor;
uyu!
"Titriyorum önünde iç karartan uykunun
ki bitmez asla…"
Uyu ve kederlenme
sabah var diye;
uyu!
Uyu, ruhum, uyu,
sökecek şafak,
Uyu, ruhum, uyu;
gelecek sabah…
uyu!
Uyudu beşiğinde sonunda
umudun…
uyuttu beni, üzgün…
sabah olacak mı?
uyu?
Miguel de Unamuno
(1864-1936)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/21.02.2001
http://www2.uah.es/cisneros/carpeta/formularios/Galeriapers/miguelunamuno.jpg
(1864-1936)
Anıtsal bir kişilik, Miguel de Unamuno, sonsuzluğun krallığında yaşadı. İspanyol yazınında çok az isim, böyle uluslararası dikkat çekmiştir. Kuzey İspanya’nın Bask ülkesindeki Bilbao’da doğdu, Madrid’de felsefe ve yazın okudu, ve Salamanka Üniversitesi’nde Grek dili ve yazını bölüm başkanlığına çağırıldı.
Yaşamı, durmak bilmez ruhani bir çekişmeydi ki bu, kırk yılı aşkın bir dönemde, günlüklerinde, makalelerinde, vd. görülebilirdi, çünkü tüm yazınsal türlerde üretkendi: dramalar, denemeler, romanlar ve şiir. En önemli ve en iyi bilinen yazıları, düzyazıdır, ama aynı zamanda bir şairdi, zamanının ruhani yaşamının en kişisel, en derin ve büyük şairi. Çekişmesi her zaman sonsuz yaşam içindi. "Sobrevivir" <Yaşayakalım> çalışmasının ve yaşamının düşüncesiydi. Yaşamaya şiirlerinde devam etmek istedi, onlara yaşam verdi, ama onlar da sırasıyla O’na yaşam vereceklerdir. O’nun için "şiir, bir gizemde düşünme, pustan heykel oyma biçimidir."
Castilla’da <Kastilya> Unamuno, manzarayla insan arasında bir ilişki kurar. Şiirin görevi, her zaman Unamuno’nun da görevidir, insanı, yaşadığı dünyadan, gizemli göğe yükseltmektir.
Unamuno, manzarayla insan arasında bir ilişki kurar. Şiirin görevi, her zaman Unamuno’nun da görevidir, insanı, yaşadığı dünyadan, gizemli göğe yükseltmektir.
Unamuno, Salamanka yaşamının ve düşüncesinin, nice yıllar kalbiydi. Salamanca <Salamanka> şiirinde (bkz. Sayfa X) rektörü olduğu üniversiteyi betimler –"Yüksek korularında kulenin…taşlık orman ki söküp getirir tarihi içlerinden anne toprağın." Gümüşsü cepheleri, manastırların ve avluların görkemi, ve yazınsal hatıralarıyla Salamanka, İspanya’nın eski yaşamının bir ışıltılı uyandırılışıdır.
Hermosura <Güzellik> (bkz. sayfa X), Salamankalı bir başka şiirdir. Şairin ruhunun, dinlenmeye ihtiyacı vardır; azap içindeki canı, dinginlik, bir güzellik görüntüsü, "kutsanmış güzellik, bilmeceye yanıt" ile karşı karşıya kalır.
<Güzellik> (bkz. sayfa X), Salamankalı bir başka şiirdir. Şairin ruhunun, dinlenmeye ihtiyacı vardır; azap içindeki canı, dinginlik, bir güzellik görüntüsü, "kutsanmış güzellik, bilmeceye yanıt" ile karşı karşıya kalır.
En Gredos <Gredos’ta> (bkz. sayfa X), 1898 kuşağının düşünceleriyle ilişkilidir, İspanya’nın yazgısı için kaygı duyuş –tarihinden vazgeçme ve ruhani değerler boyunca bir yaşam görüşü.
<Gredos’ta> (bkz. sayfa X), 1898 kuşağının düşünceleriyle ilişkilidir, İspanya’nın yazgısı için kaygı duyuş –tarihinden vazgeçme ve ruhani değerler boyunca bir yaşam görüşü.
Unamuno’nun en iyi şiiri, El Cristo de Velazquez <Belazkez’in İsası> (bkz. sayfa X), ölen İsa üzerine olan bir seksen sekizlik lirik düşünce dizisidir. Bu şiir için esini, Velazquez tarafından yapılmış, İsa’yı çarmıhta can çekişmede ama sakin olarak temsil eden bir resimdi. Unamuno’nun her zaman, bir rahibe olan kızkardeşi tarafından kendisine verilen Haç’ı taşıdığını bilmek ilginçtir. Şiir, can çekişen İsa’yı tüm insanlarla ilişkilendirir. Bedeni üstüne yorumlar, O’na "etten kemikten insan" olmayı gösterir. Bu, İspanya’nın onaltıncı yüzyıldan beri en iyi dinsel şiiridir. Unamuno’nun düşüncesinin tamammını içerir –kuşkularıyla çekişen yatışmak bilmez savaşçı, bir savaştır barış için-
"cennet için savaşta yalnızca, İsa,
barış içinde yaşayacağız biz ölümlüler."
http://mx.kalipedia.com/kalipediamedia/lenguayliteratura/media/200704/17/lenguacastellana/20070417klplyllec_62.Ies.SCO.jpg
Pedro Salinas
Çeviren: Ulaş Başar Gezgin
BELAZKEZ’İN İSASI
Birinci bölümden
(Şarkılar, v,10)
Ne düşünüyorsun Sen, ölü İsa’m?
Nedendir o peçesi, kapalı gecenin
gür, kara saçın senin
Nasıralı, alnın üstüne düşer?
Sen’e bak kendi içinde, ner’dedir Krallığı
Tanrı’nın; senin içindedir şafağa keser
sonsuz güneşi, canlı ruhların.
Beyazdır bedenin sanki aynası
ışığın babasının, can olan güneşin;
beyazdır bedenin, aymışçasına
ki döner ölüm, anasının devrinde
bizim yorgun, avare toprağımız;
beyazdır bedenin senin, mayasız ekmeği gibi
hükümran gecenin göğünün,
o gökyüzünün, öyle kara, peçesi gibi
Nasıralı
gür, kara saçının.
ki sen, İsa, eşsiz
İnsan, ölen, bütün arzu ile,
ölüm muzafferi, yaşama
Senin içindir, yücelmiş kaldı. Ondan sonra
Senin içindir, yaşattı bizi o, ölümün,
Senin içindir, anamız oldu ölüm,
Senin içindir, tatlı himayedir ölüm
ki şekerlenir kederleri yaşamın,
Senin içindir, ölü İnsan ölmez,
beyaz, sanki gecenin ayı. Düştür,
İsa, yaşam, ve uyanıklıktır ölüm.
Düş görürken toprak, yalnız başına,
uyanıktır, beyaz ay; uyanıktır İnsan
haçına dek, düş görürken insanlar;
uyanıktır İnsan, kansız, İnsan, beyaz
kara gecenin ayı gibi;
uyanıktır İnsan ki verdi tüm kanını
çünkü ahali bilir, insandır onlar.
Ölümde kurtuluyorsun. Açıyorsun kollarını
geceye, ki karadır ve çok şirin,
çünkü yaşamın güneşi baktı ona
ateşten gözleriyle: kahverengi gecede
güneş yaptı onu ve böyle şirin.
Ve şirindir, yalnız ay,
beyaz ay, yıldızlı gecede
kara sanki gür, kara saç,
Nasıralı. Beyaz ay,
bedeni gibi haçtaki İnsan’ın, aynası
yaşamın güneşinin, asla ölmeyenin.
Işınları, Üstat, yumuşak közünün
koruyorlar bizi, gecesinde bu dünyanın,
güçlendirerek bizi kuvvetli umuduyla
bir sonsuz günün. Sevgili gece,
ah gece, anası yumuşak rüyaların,
umudun anası, tatlı gece,
koyu gecesi ruhun, sütannesisin
kurtarıcı İsa’ya olan umudun!
İkinci bölümden
"Bitti!", bağırıyorsun kükrer gibi
bin çağlayan gibi sanki, gökgürültüsünün sesi
bir ordununki gibi, çarpışmada
-Sen, ölümle burun buruna-; ve savaş çığlığın,
ruhani İskenderiyeli, yeni
görkemiyle Eriha –putataparların,
Helenler’in bildiği hurma ağaçlı,
yıkıldı surları, ve gizli kapıları
Roma’nın, açıldı sana. İzledi gizemli
bir sessizlik, sınırsız, hava
seninle, ölmüşçesine, ve yeni müzik
kalktı, dünyevi ses’siz, içlerinde
gökyüzünün, fırtınalaşmış, matemiyle
tutkunun. Ve üzgün tahtasından
arptaki haçının, kirişli ve
gergin kaslı ip gibi
ezaya, paralanıyor uzuvların,
aşkın dokunuşuna –gemsiz aşk-,
muzaffer şarkısı yaşamın.
Bitti! Öldü Ölüm sonunda!
Yalnız kaldın Baba’nla –yalnız
Seninle yüzyüze-, birbirine karışıyor bakışları
-gökyüzünün ve gözlerin, ki maviler-,
ve hıçkırarak enginliğe, göğsü,
titredi denizi, kıyısız ve derinliksiz,
Ruh’un, ve Tanrı, hissederek kendini bir insan gibi,
ölümü tattı, kutsal yalnızlığı.
Nedir ölmek, hissetmek istedi Baban,
ve Yaradılışsız, kendini gördü bir an
iki kat büyüdüğünde kafan, verdin
soluğuna Tanrı’nın, insani nefesini.
Yanıt verdi son iniltine
yalnız, uzağa, merhametli deniz!
Miguel de Unamuno
(1864-1936)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/16.05.2001
EK KENDİNİ
Silkele üzgünlüğünü, kendine gel şöyle bi’,
sessizce bakamazsın çarkına sen feleğin
sanki aşındırmış, geçerken, yolunu senin,
yaşamak isteyen için hakim olan yaşam ki
Ama besleme sakın bu ölümcül endişeyi
ki böyle, yavaşça, tuzağa düşersin ağlarında ölümün,
emektir çünkü yaşam ve sonunda tek kalan
emektir; o zaman, emeğe el vermeli.
Gör, ekmekteyken kendini, geçerken ve sensin işlenen
ölüme dönen manzaraya tekrar bakmadan,
ne de yürüdüklerin, yük olmasın yürürken.
Bulut kümesi gibi, geçmez yaşam o zaman
sende biter durgunluk, yarıkta yaşadım ben
kendi eserlerinde durulmak elbet mümkün.
Miguel de Unamuno
(1864-1936)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/12.04.2001
GREDOS’TA
Yalnızca burada, dağda,
yalnızca burada, benim İspanya’mla
-düşleriminki burada-,
dev kayalığına Ameal’in, yüzüm,
burada, soluk verirken Klabilenyo’ya*,
ölümsüz İspanya’ma benim!
O benimdir, o benim, evet, granitten
sonsuz göğe yükselen,
erden kar’ı ile kuşatılmış, göklerin,
güçlü yüreği onun,
bir yürek, canlı taştan,
şiddetli arzularını gökten alıp götüren,
sonsuz görüntüden.
Burada, kayalık yalnızlığına doruğun,
tarihinin değil senin, ama yaşamının,
közü dokunur onun;
burada, sevgili vatanım, kalbine senin
Ah ölümsüz İspanya’m benim!
pusları kalır sahte övünçlerin
tomurcuklanan, tarihten,
burada, eteğinde dağın,
çelenkle saran, belini senin,
güneş, güneşi doğruluğun,
haşlarken alnını senin
ve baharda sana verirken,
öyle tatlı, özlü olduklarından,
çiçekleri doruğun,
kışın varolagelmiş, altında mantonun
koruyucusu karın,
çürümesiz mantosu onun,
tapınağı Tanrımızın,
İspanyol! Kalbindir senin bu, sağlam kayadan
-mihrabı, kutsal tapınağın!-
içi, bizim toprağımızın,
göğe dokunan, kalbindir bu senin,
çıplak kalbin senin,
sonsuz İspanya’m,
güneşi arayan!
Senin krallığın, ah vatanım, değildir bu dünyadan,
oyuncağı yazgının,
derininde, krallığın senin
mavinin, seni örten;
bu dev kaya, Huan de la Kruz’un
bir yoludur, merdiveni taştan,
sonsuz özgürlük, tırmanmak için!
puslar arasında, büyük denizinde dünyanın
çıplak araziler uzanır ayaklarına burada senin,
harflerle köpükler için,
uçtu fethine Dorado’nun
maceracı akbabalar,
bıkmışken ardı arkası gelmez dalaveresinden
şanın, burada gömülüyordu, görüntüne senin,
Yuste manastırına,
Majesteleri İmparator Karlos.
O uçuşu akbabaların
tarih oldu, karabasanın senin,
ve zafer oldu bu imparator defin
kusur olmaksızın,
havalandıran, alnını Almanzoru’nun.
İspanya’mdır bu, çıplak bir yürek canlı taştan
daha sert granitten
göğe doruklarıyla dokunan
karşılıklı yalnızlıkta güneşi arayan;
İspanya’m benim,
vatanı keşişlerin,
döner gerçeğe her zaman, yuvasıymış gibi onun.
Bir gemi batığıdır tarihin, derin denizde!
Önemi yok lakin,
çünkü kısadır ömrü tarihin,
geçer, ve uzundur ömrü ölümün,
aşk gibi uzun!
Fırtınalar soluyorsun
ve iniyor yalnızlığını yatıştırmak için
ışını Rabbin,
fırtınalı karşı-yankı gelirken,
gökyüzünün üzerinde konakladığı kalbin,
oklar atılıyor ateşinden, aşkının onun.
Alnına sarılan kefenlerden
ve suda dönüveren
iniyor serinlikli ırmaklar, şarkı söyleyerek
ve giydiriyorlar çakıl’ı yeşil ilen
paslandırıyor üstünü onun
damlalar, tepende senin.
titrek yıldızlar, geceleyin
ses ederler sana, düşüyle onun,
ve devirlerce, içinde onların
işaretler ki aynı değişmede dönen
taşıyarak aynısını o yazgının,
ve bu dönüş nedenidir ümidin,
hiç değişmeyen,
sonul dinginlikten;
terler keder, kalbim için
boyunduruğu altında, sonsuzca, sonsuzluğun,
sen tek dayanaksın yerinde kalan.
Kendimle karşılaştığım yerdir sonunda, üstünde senin,
üstün duyumsuyorum kendimi, üstün,
ve giriyorum İspanyam’a ben,
üstümde bir kişiliklen,
Hıristiyan oğlu, tutku yüzyıllarının,
İspanyol ve Hıristiyan;
burada, koca yalnızlığında dağların,
doğarak kırılımına sabahın, yeniden
yalnız güneş doğduğu zaman.
Yutuyorum burada Tanrı’yı, kayam, Tanrı’yım ben;
içiyorum ağzımla, burada, ağzıyla O’nun
kalbidir O’nun, kanı bu güneşin,
üstünde dizlerimin, üstünde tepenin,
alnım, ruh közüyle yanarken,
göğe açık olarak, aziz mes’te!
Burada duyuyorum çarpışını ruhumun
Siryus önünde geceleyin,
kara enginlikte çarpan,
ve burada, hissediyorum avucunu, kendimi böyle takınırken
bu uzun şehitliğin
ölmemişliğin, sonsuzluğa açlığın.
Bedenimin ruhu, güneşi toprağımın,
Tanrısı İspanyam’ın,
sensin eşsiz olan, geçmiş olan,
yo, değil sonsuz yalanı yarının,
burada, bağrında sıradağın,
burada, tam da ortanda, hissediyorum kendimi!
Miguel de Unamuno
(1864-1936)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/27.05.2001
* Bkz. Don Kişot, Bölüm II, Kısım XIL.
GÜZELLİK
Uyuyan sular
kesif yeşillik,
altından taşlar,
gümüşi gök!
Fışkırıyor sudan, kesif yeşillik,
yeşillikten
dev tahıl taneleri gibi, kuleler
gökte çapalayan
altını, gümüşte.
Dört kuşak:
ırmağınki, onun üzerinde kavaklık,
kentli kule
ve uzandığı gök.
Ve hepsi dingin, su üzerinde,
akışkan temel,
yüzyılların suyu,
güzelliğin aynası.
boyalı gökte kent
kıpırtısız ışıkla;
duruyor hepsi kıpırtısız,
kıpırtısız su,
hareketsiz kavaklar,
sessizdir kuleler sessiz gökte.
ve tümüdür dünyanın;
ötesinde yok hiç bir şey.
Duruyorum şehirle önümde, yalnız,
Ve tüm Tanrı
onda soluyor ve bende tüm görkemini.
Tanrı’nın görkemine yükseliyor kuleler,
görkemine onun, kavaklar,
görkemine onun, gökler,
ve sular dinleniyor onun görkemine.
Çekiliyor zaman;
açıyor içini sonsuz olan;
yıkanıyor endişeler, korkular
kıpırtısız sularda,
kıpırtısız kavaklarda,
boyalı kulelerde gökte,
denizi yüce dünyaların.
Dinleniyor güzelliğinde dinginlik
Tanrı’nın kalbinin, böyle açan bize
görkeminin hazinesini.
Hiç bir şey arzulamıyorum,
dinleniyor iradem,
eğiliyor iradem
Tanrı’nın koynunda başı
ve uyuyor ve düş görüyor…
Düş görüyor dinginliğinde
yüce güzelliğin o tüm görüntüsünün.
Güzellik! Güzellik!
dinginliği hüzünlü ruhların
umutsuzca sevmekten hasta ruhların
Aziz güzellik,
çözüm, gizeme
Sen öldürüyorsun Sfenks’i
temelsiz duruyorsun kendi üzerinde;
görkemi Tanrı’nın, yetersin kendine.
Ne ister o kuleler
O gök, ne ister?
Ne, yeşillik?
Ve ne, sular?
Hiç bir şey, istemezler;
öldü iradeleri;
dineliyorlar sinesinde
sonsuz Güzellik’in;
Tanrı’nın sözleri onlar, bağımsız herşeyden
insani istek.
Tanrı duası bunlar, ziyafet çeken kendi kendine
şarkı söyleyerek kendine
ve böyle son bulur kederler.
…
Düşüyor gece, uyanık,
dönüyor yürek darlığım bana,
akıp gidiyor muhteşem görüntü,
insan oluveriyorum yeniden.
Ve şimdi, de bana, Ya Rab, söyle kulağıma:
böyle bir güzellik
öldürecek mi ölümümüzü?
Miguel de Unamuno
(1864-1936)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/01.05.2001
KASTİLYA
Kastilya toprağı, kaldırıyorsun beni,
kırışık avuçiçinde elinin,
beni göğe, yakan ve tazeleyen beni
göğe, seviyorum seni ben.
Kıraç, engebesiz toprak, kuvvetli,
kolların anası ve kalplerin,
alıyor eski renklerini sende, şimdi,
o soylu eski günlerin.
Çayırlarla, göğün içbükeyinde
bitişiktir civarda, çıplak kırların,
sende beşiği var güneşin, mezarı var sende
sende kutsal yeri tapınağın.
Hacmin, çevredeki, hep tepededir,
göklere yükselmişim gibi geliyor sende,
çekerim içime, dorukların havasıdır
buralarda, yücelerinde.
Koca bir sunaksın, ey Kastilya toprağı,
senin havana bırakırım şarkılarımı,
insinler aşağıya, yaraşırlarsa sana.
yüceden!
Miguel de Unamuno
(1864-1936)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/12.04.2001
SALAMANKA
yüksek korularında kulelerin, karşı dururken
meşelerin ardında, süsleyen, bulutlu manzarayı
yaldızlar, kor’unun ışınlarıyla,
baba, Güneşi Kastilya’nın;
taşlık orman ki söküp getirir tarihi
içlerinden anne toprağın,
tutulmuş suyu sessizliğin, kutsuyorum seni,
Salamanka’m benim!
Bakıyorsun bir yana, ötede yavaş Tormes
meşelerden kasvetli yapraklar
sanki yaprakları senin toprağının, kıpırtısız,
kesif ve sürekli.
Ve diğer yanda, Armunya çorağında,
dalga dalga olur buğday, senin toprağın gibi altından,
ve saban izleri arasında, ölürken akşam
uyur durgunluk.
Uyur durgunluk, umut uyur,
başka hasatlardan ve başka tatlı akşamlardan,
saatler, koşarken toprak üzerinde
iz bırakırlar.
Ayağına yontma taşının, Salamanka,
hasatlarından sakin düşünme’li
olgunlaştıran yıldan yıla saraylarını
uyur hatıra.
Uyur hatıra, umut uyur,
ve sakin seyrinde ömrünün
büyümesi gibi meşelerin, yavaş,
yavaş ve güvenli.
Dünyevi topraklarının arasından, mezarı
övünçlü günün uzak anısının,
taşlarının arasında topladı ruhum
inancı, barışı ve gücü.
O avluda ki dünyaya açılır
ve nakşeyler yıkıntı zirvesi ile
bulutsuz gök, cephenin ayağına
gümüşten
Harika telkariler taşta,
o kaba avluda, eksildiğinde
öğrenci bağrışmaları,
fısıldanır sesi hatıranın.
Yalnız kalır sessizlikte Fray Luis
düşünerek talihsizliklerini Eyüp’ün,
tadarak ya da, tecessüd-ü İsa’da
tatlı isimlerini İsa’nın.
Barıştan ve aşktan isimler, ki onlarla mücadelede
rahatlık aradı, ve atılganca daha sonra
geri döndü kavgaya aşk şakıyarak,
barış ve dinginlik.
Gönül okşayıcılığı yaşayışının senin
tadına vardı habire gezip duran rüyacının, Serbantes’in,
ve dönmek istedi
görmek için seni.
Dönmek görmeye seni, sessiz dinginlikte,
seninle düşlemek düşünü yaşamın,
düşlemek ölüm olmaksızın asla
sonsuza dek süren yaşamı.
Ölmemek düşüdür ki esinler
içmişleri tatlı huzurundan,
ölmemek düşü odur ki derler
bir tapınış ölüme.
Çiçekler bende, olduğu gibi sende, sağlam,
sürgit çiçekte içleri
ve onlarda oyuludur güvenli dokunuşla
görüntüsü insanların.
Kalkarlar, velveleli kuleler gibi
düşüncelerim, sağlam yapıda
ve yerleşir vatanımda benim sonsuza dek
Efsane Canavarım.
Sert olsun seninki gibi ismim benim
dayanarak nice zaman kir pasa,
ve yukarıda, trafiği dünyanın
yankılanır açıkça.
İfşa eder sonsuzluğu taştan ruhun
ve kök verir koynunda yaşam aşkı,
sonsuz yaşama aşk, ve gölgesinde
aşkların aşkı.
Bizi güneşten koruyan dar sokaklarda
ve sanki saban izleri gibiler şehirlerdeki tarlaların üstünde,
dar sokaklarında senin, aşklar uyur
gelip geçici, ama.
Doğuşu gibi buğdaylar arasında
ateşli gelinciğin, doğan aşklar
ölmek için orak önünde, bırakarak
düş meyvesini.
Kekre tadı bezdirici hukuk kitaplarının
çok kuruyorlar sabanla birlikte,
dönerek daha sonra, kalp mutlu,
bir başka çalışmaya.
Bilim alıyorlar bilgili dudaklardan,
seğiren diğer dudaklardan daha çok, serin,
içiyorlar Aşk’tan, derinliksiz çeşme,
irfan.
Üzgün Çalışma sınıflarından, sonra,
soğuk ve karanlık, kaba sıralarında,
yatışır alev almış göğüsleri
susuzluğunda yaşamın.
Canlı köklerindeki gibi ağaçların,
ölü köklerde, sınıflardan, işte böyle
kazır Aşk, gencecik ellerle,
ölümsüz damgasını.
Bulamayacaksınız hükümlerini Roma’nın,
Aristo’nun bulamayacaksınız öğretisini,
zarif aforizmalarını Hipokrat’ın ne de,
özsuyu kitapların.
Orada Teresa, Soledad, Mersedes,
Karmen, Olaya, Konça, Blanka veya Pura,
bal olmuş isimler, dudaklarda,
göğüste kor.
İşte gözlerin altında, alameti
aşkın, çalışma illetinden kurtaran onları,
ve sessizleştiğinde hoca, beriki sıralarda
aşkı söylerler.
Ah, Salamanka, altından toprağında
sevmeyi öğrendiler öğrenciler
vermekteyken, sana ses eden kırlar
sulu meyveler.
Kalbimin derinliklerinde koruyorum
dayanıklı ruhunu; öldüğüm zaman ben
koru kendini, altın Salamanka’m benim,
koru hatıramı.
Ve güneş uzanırken tutuşarak
kabartmalar yapar üzerine senin, dünyevi altın,
lisanınla, lisanı sonsuz müjdenin,
de bana, ne idim.
Miguel de Unamuno
(1864-1936)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/24.05.2001
UYU, RUHUM BENİM
Uyu ruhum benim, uyu,
uyu ve dinlen,
uyu yaşlı beşiğinde
umudun;
uyu!
Bak, güneşi gecenin,
şafağın babası,
altında dünyanın
geçiyor uyuyarak;
uyu!
Uyu irkilmeden,
uyu, ruhum;
güvenebilirsin uykuya
evindeymiş gibi; uyu!
Berrak sinesinde,
sakinlik çeşmesinin
daya başını
yorgunsan;
uyu!
Sen ki yaşamın acıttığı,
tedirgin,
Bırak ayaklarına, yürek darlığını
koyvermiş kendini;
uyu!
Uyu, ki O, eliyledir
yaşam verir, yaşam alır,
beşik ey yoksul beşik
gevşemiş;
uyu!
"Ve kalkmayacaksam
bu uykumdan…"
Yalnız o yürek darlığı
geçiyor uyuyarak;
uyu!
"Ah, derininde uykunun
hissediyorum hiçbirşeyi!…"
Uyu, ki o rüyaları
uyku sağaltıyor;
uyu!
"Titriyorum önünde iç karartan uykunun
ki bitmez asla…"
Uyu ve kederlenme
sabah var diye;
uyu!
Uyu, ruhum, uyu,
sökecek şafak,
Uyu, ruhum, uyu;
gelecek sabah…
uyu!
Uyudu beşiğinde sonunda
umudun…
uyuttu beni, üzgün…
sabah olacak mı?
uyu?
Miguel de Unamuno
(1864-1936)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/21.02.2001