PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Klasikler!



flu
21-07-2010, 11:25
Klasikler!!!

http://img146.imageshack.us/img146/4458/291oj8.jpg

Ana Gorki
Gorki

Gorki

(1868-1936) Rus öykü, oyun ve roman yazarı. Serserileri ve toplumdışı insanları anlattığı öyküleriyle tanındı; ardından, Rus toplumunun sosyalist düzene geçiş sürecini yansıtan eserler verdi. 1905 Devrimi’ne büyük etkileri oldu. 1906-1913 arasında sürgüne gönderildi. Lenin ve Stalin dönemlerine tanıklık etti. Önemli eserlerinden bazıları, ilk romanı Foma Gordeyev, otobiyografik üçlemesini oluşturan Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim ile Ana, "Taşralı Oblomov" Matvey Kojemyakin, Artamonovlar ve Klim Sangin’in Hayatı’dır.

flu
21-07-2010, 11:26
http://img119.imageshack.us/img119/5590/282af3.jpg

Babalar ve Oğullar
Ivan Turgenyev
1859 yılının Mayıs ayında baba Nikolay Petroviç Kirsanov,
üniversiteyi bitirmiş oğlu Arkadiy’in dönüşünü heyecanla beklemektedir.
Oğlunun “değerli arkadaşım” diye tanıştırdığı Bazarov, çiftliğe adımını
atar atmaz gelenekselden derin bir “kopuşun”, bir kuşak çatışmasının
temsilcisi olduğunu belli eder. Sadece doğa bilimlerinin yasalarına
inanan genç Bazarov, kırsal kökenli aristokrasinin kent kökenli aydınlar
ile yaşadığı gerginliği yansıtır. Edebiyatın vazgeçemediği “genel kuşak çatışması”
teması, bu romanda tarihsel bir kesite ve belli bir ülkenin koşullarına
bağlanarak inandırıcı, açıklanabilir, trajik özellikler kazanıyor.

Babalar ve Oğullar: Kaçınılmaz kopuş.


Ivan Turgenyev

(1818-1883) Rus romancı, şair ve oyun yazarı. Berlin’de aldığı eğitimin
de etkisiyle, Rusya’nın kurtuluşunun Batılılaşmaktan geçtiğini savundu.
Avcının Notları’nda yer alan öyküleri basıldıktan hemen sonra tutuklanarak,
hapis cezası aldı. 1909’da, ünlü yönetmen Stanislavski tarafından
sahnelenen Köyde Bir Ay adlı oyunu, Rus tiyatrosunun başyapıtlarından biri oldu.
Tolstoy ve Dostoyevski ile aralarındaki kavgalar ve Rusya’daki edebiyat çevresine yabancılaşması sonucu bir süre Almanya’da, ardından Zola ve Flaubert gibi
ünlü yazarlarla görüştüğü Paris’te yaşadı. Turgenyev’in önemli eserleri arasında,
Babalar ve Oğullar, Duman, Bahar Seli, Rudin ve
Bir Asilzade Yuvası yer alır.

flu
21-07-2010, 11:26
http://img146.imageshack.us/img146/9648/33226434wg1.jpg

Aşk ve Gurur
Jane Austen
Aşk ve Gurur, İngiliz edebiyatında romantizmin sona erip realizmin
başladığı bir dönemin habercisi olarak kabul edilmektedir. Romanda,
oldukça sınırlandırılmış bir çevrede İngiliz aristokrasisinden ve alt
tabakadan insan ilişkileri ince bir mizahla bir aşk öyküsünün fonunda
sunulmaktadır. Yayımlandığı dönemde büyük bir ilgiyle karşılanan bu
romanın İngiliz edebiyatında önemli bir yeri bulunmaktadır.

Aşk ve Gurur: Önyargı ve gururun kıskacı.

Jane Austen

öykü ve romanlar yayımladı. Evlilik kurumunun çeşitli biçimlerini,
taşra insanlarının dar çevrede evlenme telaşlarını ironik bir sosyal
eleştiriyle birleştirdi. Eserlerinden bazıları, Sağduyu ve Duyarlık,
Aşk ve Gurur, Umut Parkı, Northanger Manastırı´dır.

flu
21-07-2010, 11:26
http://img301.imageshack.us/img301/4124/30389888gg6.jpg



Benim Üniversitelerim
Gorki
Gorki’nin yaşamöyküsünü anlatan üçlemenin bu son kitabı, onun yirmili yaşlarına kadar topladığı hayat deneyimleri üzerine kuruludur. Kunduracı çıraklığından aşçı yamaklığına, kuş avcılığından ikona mağazası tezgâhtarlığına kadar bir tür hayata hazırlanma aşamalarından geçen yazar, hak ettiğini düşündüğü yüksek öğrenime yönelir. Kazan’daki üniversiteye girme imkânı bulamayan Gorki, hayat üniversitesinin içinden geçer. Önceki iki özyaşam öyküsü romanındaki doğal, kırsal dünya, burada yerini kentin izbe, içindeki hayatlar gibi yıkık dökük, ama ayakta duran binalarına bırakır. Yazar bizi, ara sıra yorum kattığı bir belgesel sinema tekniğiyle farklı toplumsal katmanları temsil eden renkli tiplerin, karakterlerin dünyasından geçirirken, “hayat üniversitesinden mezun oluşunun” da ipuçlarını verir. Gorki, kötülüğün, hoşgörüsüzlüğün, tembelliğin ve aptallığın dünyevi ve dinsel kurumların baskısından çok daha belirleyici olduklarını hatırlatır bize; Benim Üniversitelerim, onun bu engellere karşı verdiği mücadelenin üçüncü aşamasını oluşturur.

Benim Üniversitelerim: Hayatın üniversitesi.

Gorki

(1868-1936) Rus öykü, oyun ve roman yazarı. Serserileri ve toplumdışı insanları anlattığı öyküleriyle tanındı; ardından, Rus toplumunun sosyalist düzene geçiş sürecini yansıtan eserler verdi. 1905 Devrimi’ne büyük etkileri oldu. 1906-1913 arasında sürgüne gönderildi. Lenin ve Stalin dönemlerine tanıklık etti. Önemli eserlerinden bazıları, ilk romanı Foma Gordeyev, otobiyografik üçlemesini oluşturan Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim ile Ana, "Taşralı Oblomov" Matvey Kojemyakin, Artamonovlar ve Klim Sangin’in Hayatı’dır.

flu
21-07-2010, 11:27
http://img291.imageshack.us/img291/7554/11mf8.jpg

Beyaz Geceler

Dostoyevski
“Bizler, kendi derimiz içinde ebedi yalnızlığa mahkûmuz.” T. Williams’ın ‘Kızgın Damdaki Kedi’ oyununun girişine koyduğu bu epigramı Beyaz Geceler’in girişine de yerleştirebiliriz. Bu uzun öyküde yalnızlık ve çaresizlik karşı konulmaz bir edebi güçle üzerimize çullanır; okurun olduğu kadar yalnızlığı hayalde aşmaya çalışan insanların da.

Beyaz Geceler: Beyazlığın üzerinde yalnızlığın lekesi.

Dostoyevski

(1821-1881) Rus romancı ve öykü yazarı. Çocukluğu sarhoş bir baba ile hasta bir anne yanında geçti. Okulu bitirdikten sonra edebiyatla uğraşmak için askerlikten ayrılan yazar, Çar I. Nikolay’ın baskıcı yönetimine karşı reform hareketlerine katıldı. İdam edilmekten son anda kurtulması, Dostoyevski’nin üzerinde derin izler bıraktı. Vremya ve Epoha adlı iki dergi çıkardı. İnsanın iç dünyasının en gizli köşelerini ustaca anlatan yapıtlarıyla 20. yüzyıl roman anlayışını derinden etkileyen yazarın önemli eserlerinden bazıları; Suç ve Ceza, İnsancıklar, Beyaz Geceler, Ezilenler, Ölüler Evinden Anılar, Kumarbaz, Karamazof Kardeşler ve Budala’dır.

flu
21-07-2010, 11:27
http://img291.imageshack.us/img291/6160/14mk2.jpg

Bir İdam Mahkumunun Son Günü

Victor Hugo
Hugo, aydınlanmacı hümanizmin geleneğinde, suç ile ceza ilişkisinin insansız bir mıntıkada tartışılmasının anlamsızlığına işaret eder gibidir. Onun kişisi, hayat ile ölüm arasındaki dar sınır çizgisinin üzerinde, geri dönülmez bir noktada durmaktadır. Önünde bütün yolların sonu vardır: İnfaz. Ve bu infazdan kurtulmanın tek ihtimali vardır: Toplum vicdanından ya da yargıçlardan umabileceği merhamet.

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü: Bir toplum, yaşatıcı olduğu kadar öldürücü de olabilir.

Victor Hugo

Daha on yedi yaşında Toulouse Şiir yarışmasında ödül kazanan ve ilk şiir kitabı "Od’lar ve Balad’lar" ile Chateaubriand ve Lamartine başta olmak üzere dönemin önemli şairlerinin dikkatini çeken Victor Hugo, romantikler tarafından romantizmin öncüsü olarak kabul edilir. 1848 yılına kadar kral yanlısı olan Hugo, cumhuriyetçi olduktan sonra ülkesinden sürgün edilmiş, özellikle, sürgün yıllarında yazdığı "Suçlar" (1853) ve "Seyirler" (1856) büyük yankı uyandırmıştır. 83 yıllık uzun yaşamına yüzlerce şiir sığdırmış olan Hugo, arkasında yirminin üzerinde şiir kitabı bırakmıştır.

flu
21-07-2010, 11:28
http://img119.imageshack.us/img119/3572/244yc6.jpg

Büyük Umutlar

Charles Dickens
Büyük Umutlar, kırsal kesimden gelen yoksul bir çocuğun sosyal düzlemde yükselme masalıdır. Dickens, David Copperfield’den yaklaşık on yıl sonra, olgunluk ve yaşlılık döneminde, bir kez daha geri dönüp kendi hayatının izdüşümleri üzerinden bir "gelişme romanı" sunuyor bize. Bir üst sosyal düzleme tırmanma çabalarının boşa gittiğini, yanlış hedeflere, gerçekçi olmayan ideallere bağlanan umutların çöktüğünü gören Pip, bu dikenli yolu terk edecektir; çünkü içinde hareket etmeye çalıştığı sosyal kesim, genç bir insanın gelişmesine olanak vermez. Sahtekârlığın, ikiyüzlülük, aldatma, şiddet ve yapmacıklığın ağır bastığı bu üst-sınıf dünyasında aşk ve güvenin yeri yoktur. Dickens’ın bugün çoğu eleştirmenlerce modern romana bir adım olarak kabul edilen bu metni, aynı zamanda sanatsal yönü en güçlü, en olgun, en kusursuz çalışması olarak da görülmektedir.

Charles Dickens

(1812-1870) Victoria döneminin en büyük yazarı kabul edilen İngiliz romancı. Ailesinin 1824’te geçirdiği mali çöküntü, yazarın sanatının ve kişiliğinin şekillenmesinde önemli rol oynadı. Bu dönemde, işçi sınıfının hayatını yakından tanıma fırsatı buldu. Sanayi devrimi sırasında geniş kitlelerin çektiği acıları ve yoksulluğu gerçekçi bir dille anlattığı romanlarında, yozlaşan toplumsal kurumları eleştirdi ve 19. yüzyıl İngiliz romanının unutulmaz tiplerini yarattı. Dickens, roman yazarlığının yanı sıra gazetecilik de yaptı, politika ve tiyatroyla ilgilendi. Önemli eserlerinden bazıları, Oliver Twist, Antikacı Dükkânı, Noel kitaplarının ilki olan Bir Noel Şarkısı, David Copperfield ve İki Şehrin Hikâyesi’dir

flu
21-07-2010, 11:28
http://img119.imageshack.us/img119/6158/16zs8.jpg

Cennet ve Cehennemin Evliliği

William Blake
“Cennet ve Cehennemin Evliliği, William Blake’in, büyük İngiliz mistiğin kehanet kitaplarının en önemlilerindendir. Bu tuhaf yapıtı zamanında pek çok okurun yadırgadığına inanıyorum. Günümüzde bile anlayan ve seven çok az okur vardır.”
André Gide

Cennet ve Cehennemin Evliliği: Dini ve yasaları arkasına alan toplumun ahlakına bir başkaldırı.

William Blake

İngiliz şair, ressam ve gravürcü. Yoğun bir coşkunun ve göksel esinin egemen olduğu ilk şiirleri 1783 yılında Şiir Taslakları adıyla yayımlanır. Kendi gibi gravürcü olan kardeşinin ölümü (1787) Blake´in ruh ve akıl sağlığını bozar. Düşler dünyasıyla gerçekler dünyasını ayıramaz hale gelir. Ayda bir Ada, Tüm Dinler Birdir, Doğal Din Yoktur (1788), Masumiyet Şarkıları, Thel´in Kitabı (1789), Cennet ve Cehennemin Evliliği, Deneyim Şarkıları, Fransız Devrimi, Cennetin Kapıları, Bir Özgürlük Şarkısı (1790-1792), Urizen Kitabı, Los Kitabı, Ahania Kitabı (1793-1795), Vala, Dört Zoa (1795-1799), Kudüs (1803-1807) ve Sonsuz İncil (1818-1827) sanatçının yapıtlarıdır.

flu
21-07-2010, 11:30
http://img119.imageshack.us/img119/4898/18qx5.jpg


Cimri

Molière

Molière kahramanları, hemen hemen istisnasız 17. yüzyıl Fransız burjuvazisinin belli bir öbeğini temsil ederler. Bir kısmı saray aristokrasisi arasındayken, geniş bir bölümü ise ticaret ve manifaktürle uğraşır. İşte bu sınıfın parasını tefecilikle, faizlerle çoğaltan, ama henüz ilerici burjuvaziye özgü bir "ticari kafadan" yoksun bir temsilcisi olan Harpagon, bir bakıma, feodalizm artığı bir para kazanma yolunu izler. Eserlerinde sadece, aristokrasiyi, aristokrat katına yükselme heveslilerini, hatta monarşinin merkeziyetçi devlet yönetimini ve hamisi Kral XIV. Louis’yi bile eleştirisinin hedef tahtası yapan Molière, ilkel bir para biriktirme takıntısına tutsak olmuş Harpagon’u da öteki kişileri gibi, "toplumdışı bir acayiplik" olarak sunar.

Cimri: Aklın takıntıya yenilgisi.

Molière

(1622–1673) Paris’te doğan dünyaca ünlü komedi yazarı Molière’in tiyatro serüveni, Béjart ailesiyle kurduğu tiyatro topluluğuyla başlar. On üç yıl taşrada dolaşan Molière, ilk başarılı temsilini 1658’de Kral XIV. Louis’nin önünde oynar. Molière’in Kadınlar Mektebi, Tartuffe ve Don Juan gibi büyük tepki toplayan oyunlarının yanı sıra Kibarlık Budalası, Gülünç Kibarlar, Hastalık Hastası, Cimri ve Scapin’in Dolapları gibi klasikleşmiş oyunları bulunmaktadır.

flu
21-07-2010, 11:31
http://img119.imageshack.us/img119/474/17ia8.jpg

Ceza Sömürgesi

Franz Kafka

Kafka külliyatından seçilen biri kısa dört öykü, okuru, yazarın metaforlarla döşeli labirentler dünyasında heyecanlı ve alışılmadık bir okuma serüvenine davet ediyor. Okur, gerçek hayat ile Kafka öykülerindeki metaforların, imgelerin arasında yayılmış geniş ve derin uçurumda, her iki yanı birbirine bağlayıp bir anlam kurmaya çalıştıkça okumanın da bir ‘emek’ işi olduğunu fark ediyor. Ödülü büyük bir emek işi.

Ceza Sömürgesi: Köhneleşmiş adalet sistemi.

Franz Kafka

(1883-1924) Prag’da doğdu. Viyana’da Hukuk öğrenimi gördü. Bir İtalyan sigorta şirketinde çalıştı. 1904’te ilk öyküsü Bir Savaşın Tasviri’nin ilk bölümlerini yazdı. Romanlarının yanı sıra, kısa ve uzun öykülerinde ironik, duru bir üslupla, edebiyatta ‘kafkaesk’ denen kendi dünyasını kurdu. Eserlerinden bazıları: Amerika, Dava, Şato, Dönüşüm, Şarkıcı Josefin ve Fare Ulusu.

flu
21-07-2010, 11:31
Çocukluğum

Gorki

Yedi yıllık siyasi sürgünden dönen Gorki, 1913 yılında, 1923’te Benim Üniversitelerim’le bitecek üçlemesinin ilki olan Çocukluğum’u kaleme alır. Anlattıklarının kendisine değil, geçmişte ve yaşadığı günlerdeki sıradan Rus halkının hayatına ait korkunç izlenimlerin kasvetli çerçevesinden ibaret olduğunu söyleyen Gorki, hayatının ayrıntılarına, tesadüflerine; tarihinin en büyük dönüşümüne doğru evrilen Rusya’nın gerçekliğini yansıtan temsili bir güç kazandırır.

Çocukluğum: Hayatın dikenli yollarında.

Gorki

(1868-1936) Rus öykü, oyun ve roman yazarı. Serserileri ve toplumdışı insanları anlattığı öyküleriyle tanındı; ardından, Rus toplumunun sosyalist düzene geçiş sürecini yansıtan eserler verdi. 1905 Devrimi’ne büyük etkileri oldu. 1906-1913 arasında sürgüne gönderildi. Lenin ve Stalin dönemlerine tanıklık etti. Önemli eserlerinden bazıları, ilk romanı Foma Gordeyev, otobiyografik üçlemesini oluşturan Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim ile Ana, "Taşralı Oblomov" Matvey Kojemyakin, Artamonovlar ve Klim Sangin’in Hayatı’dır.

flu
21-07-2010, 11:31
http://img119.imageshack.us/img119/8070/21lf6.jpg

Daisy Miller

Henry James

Henry James, ayrı sosyal katmanlara ait iki insan arasındaki ürkek, temkinli ilişkinin görünmez, ama sert duvarlara çarpmasını, alt sınıfı hor gören Amerikan aristokrasisinin eleştirisine dönüştürüyor. Sessiz bir eleştiri bu; tıpkı İsviçre’nin sakin gölleri gibi durgun; gürültüsüz bir dünyada ritüellere bağlanmış insan ilişkileri gibi. Bu ortamdan kaçan Daisy Miller Roma’da, Collosium’un sivrisinekleri gibi üzerine üşüşen İtalyan erkeklerinde de aradığı aşkı bulamayacaktır.

Daisy Miller: Aşk ile ölüm arasında.

Henry James

ABD´li romancı, New York´ta doğdu. İlk gençlik yıllarında Cenevre, Paris ve Londra´ya giderek yabancı dil öğrenme fırsatı buldu. Roman türünde ürünler vermeden önce öyküler, kitap eleştirileri ve makaleler yazdı. James, Amerikan edebiyat tarihinin en verimli ve en etkili yazarlarından biri oldu. Eserlerinden bazıları: Amerikalı, Bir Kadının Portresi, Bostonlular, Yürek Burgusu, Büyükelçiler, Güvercin Kanatları, Washington Meydanı.

flu
21-07-2010, 11:32
http://img119.imageshack.us/img119/3241/272ui2.jpg


Değirmenimden Mektuplar

Alphonse Daudet

19. yüzyılın sonunda Fransız edebiyatı “yüzyıl sonu” atmosferini yansıtır. Anormal, hastalıklı olana eğilim; olağanüstü uyarımlara, algılara kendini açma; kusurlu olana ilgi duyma; kısacası “romantizmin” edebiyatına bir geri dönüş söz konusudur. Fransa’nın sanayileşmiş kuzeyi ile kırsal güneyi arasındaki gerilimde kendine uygun konular arayan, Paris hayatıyla ilgili ahlaksal romanları Balzac ve Zola’nın gölgesinde kalan Daudet, Değirmenimden Mektuplar’da taşra dünyasında “eski yaşam biçiminin yeniye direnen izlerini sürerken”, kalemini bir ressamın fırçası gibi kullanıyor. Bu tablonun konturları yumuşak; sanatçının algıları, en ince ses, renk titreşimlerine ve ruh çalkantılarına duyarlı. Yer yer fabl tekniğinin kullanıldığı, kıssadan hisselerin çıkartıldığı, artık işlevini yitirmiş (sanayiye yenik düşmüş) bir “un değirmeninde üretilmiş” masal tadındaki bu eser, taşranın modernleşme sancıları çektiği ülkemizde ayrı bir önem taşıyor olmalı.

Yakındaki “Uzak.”


Alphonse Daudet

Fransız edebiyatının önemli adlarındandır. E. L’Épine ile birlikte yazdığı ilk oyunu Son İlah 1862’de Paris’teki Odéon Tiyatrosu’nda sahnelendiğinde büyük yankı uyandırdı. 1869’da çıkan romanı Değirmenimden Mektuplar, büyük başarı kazandı. Üç yıl sonra yayımlanan romanı Taraskonlu Tartarin ise hiç ilgi görmedi, ancak romanın kahramanı saflığın simgesi olarak ünlendi ve günümüze kadar ulaştı. 1874’te Fromont Kardeş ve Risler Ağabey adlı romanıyla Académie Française Ödülü’nü aldı. Yaşamı boyunca genç yazarların koruyucusu olmayı sürdüren Daudet’nin diğer önemli eserleri arasında Bir Çocuğun Hayatı, Pazartesi Hikâyeleri, Jack ve Sapho bulunmaktadır.

flu
21-07-2010, 11:33
http://img219.imageshack.us/img219/386/22bx0.jpg

Demir Ökçe

Jack London

Günümüzde Jack London, daha çok Vahşetin Çağrısı, Beyaz Diş,
Deniz Kurdu romanları ve macera öyküleriyle hatırlanır. Ancak London’ın,
bir maceracı olmanın yanı sıra, sosyal ve politik olaylarla da yakından
ilgilendiği bilinmektedir. Demir Ökçe, didaktik bir roman. 20. yüzyılın başında,
sosyalizmin kavram ve görüşlerini Platon diyalogları tekniğini hatırlatan bir
yoldan “öğretiyor”. Öte yandan metin, yazılışından yaklaşık 20-30 yıl sonra
Avrupa’da ete-kemiğe bürünen faşizmin de “ayak seslerini” duyuruyor okura.
Sosyalist Ernest Everhard’ın eşi Avis, olayları, geçmişe bakan bir tanık
gözüyle anlatıyor; onun varlığı, ayrıca romanın duygusal boyutunu
da tamamlıyor. Metne ‘sözde’ 2700’lü yıllarda “eklenmiş” dipnotlar,
romanı bilimkurgu türüne de yaklaştırıyor.

Demir Ökçe: Bir dönemin tanıklığı.

Jack London

San Francisco da doğdu. Çocukluğu ve ilk gençlik çağı yoksulluk
içinde geçti. Maceralı bir hayat sürdü, denizcilik yaptı. Gençlik yıllarında
dünya edebiyatının başyapıtlarının neredeyse tamamını okumuştu.
İlk kitabı 1900 de yayımlanan yazar, üç yıl sonra basılan Vahşetin Çağrısı
ile büyük bir ün kazandı. Sosyalist Parti üyesi de olan Jack London
40 yaşında öldü. Eserlerinden bazıları, Beyaz Diş, Deniz Kurdu,
Vahşetin Çağrısı, Yanan Gün Işığı ve Uçurum İnsanlarıdır.

flu
21-07-2010, 11:39
http://img89.imageshack.us/img89/9139/28fw2.jpg

Elektra

Sophokles

Klasik Yunan tragedyalarının olduğu gibi “Elektra” tragedyasının
seyircisi de, kraliçe Klytaimnestra’nın, donanmasından rüzgârı esirgeyen
tanrılara öz kızı Iphigenia’yı kurban eden Agememnon’dan korkunç bir
intikam aldığını ve sonrasını bilmekteydi. Çünkü Yunan tragedyası,
toplumsal inancın temeli olan dinsel-mitolojik söylencenin kendine çizdiği
sınırların dışına çıkamaz, yarı tarihsel, yarı mitolojik kahramanların
başına gelenleri ilkece değiştiremezdi. “Şimdi ne olacak?” merakını pek
taşımayan seyirci, “Yazar, hepimizin bildiği bu temayla bize ne demek
istiyor?” sorusuyla antik tiyatronun basamaklarını doldururdu. Mitolojik-tarihsel
kişilikler içindeki psikolojik, insani, gerçekçi boyutu yakalayan Sophokles,
intikamı bir tür adalet uygulaması olarak yorumlayıp Agamemnon ailes
i trajedisine ilginç bir yaklaşım getirir.

Elektra: İntikamlar zinciri.

Sophokles

Yunan tragedya şairi. Atina yakınlarındaki Kolonos´ta doğdu. Bir silah
yapımcısının oğluydu. İyi bir eğitim gördü. İÖ 468´e doğru tiyatroya
başladı. Uzun yaşamının sonuna kadar sahneye bağlılığını sürdürdü ve
parlak başarılar kazandı. Sayıları yüzden fazla olan tragedyalarından
günümüze ancak birkaçı gelebilmiştir. Eserlerinden bazıları şunlardır:
Aias, Antigone, Kral Oidipus, Oidipus Kolonos´ta.

flu
21-07-2010, 11:39
http://img89.imageshack.us/img89/3151/23nn7.jpg

Demiryolu Serserileri

Jack London

London, Demiryolu Serserileri’nde serseriliği, başıboşluğu
ve suça yatkınlığı 19. yüzyılın son çeyreğinde Amerika’da
yaşanan ekonomik bunalımın fonunda, Amerikan yaşama tarzının
ince, çarpıcı bir eleştirisine dönüştürüyor. Bu otobiyografik metin,
iş bulma ya da seslerini duyurma kaygısıyla dönemin en modern
ulaşım aracı olan trenleri kullanarak umuda yolculuk yapan insanları
ironik bir üslupla anlatırken, okuru da adeta gerçekliğin
katlanılmazlığından koruyor.

Demiryolu Serserileri: Trenlerin gittiği yere kadar…

flu
21-07-2010, 11:42
http://img89.imageshack.us/img89/6872/240eu8.jpg

Devlet

Platon

Devlet, Diyaloglar’a bölüştürülmüş Platon felsefesinin bu Diyaloglar’ı
birbirine bağlayan orta ve ana halkasıdır; bu özelliğiyle en başta Platon
felsefesini anlama çabasında bir kilit metin özelliği taşır. Aynı metin, İÖ
4. yüzyılın başında gerileme dönemine girmiş olan Atina devletinin politik, sosyal, kültürel ihtiyaçlarına cevap ve çözüm arayan bir metin olarak yüzünü tamamen pratiğe dönmüştür. Pratik ile felsefi teorinin bu birlikteliği, adaletin ne olduğu, devletin doğuşu, en iyi devlet, en iyi insan, en büyük ‘iyi’, devletin bekçileri, yöneticileri, filozof kral, bilgi biçimleri, İdealar öğretisi, karakter tipi ile devlet biçimleri ilişkisi vb. üzerinden cennet ile cehennem tasvirlerine ayrılmış bir mitosa kadar götürür bizi. İdeal devlet, içinde, toplumun ahlaki birlikteliğinin kurulduğu, felsefe ile politikanın, teori ile pratik hayatın bütünleştiği, ideal bir cemaatin düşünülebilecek en üst biçimidir.

Devlet: Hiçbir yerde gerçekleşmeyen Platon’un "ideal devleti."


Platon

(İÖ 427-348/347) Soylu bir ailenin oğluydu. Sokrates’in ölümüne kadar onun derslerini izledi. Ardından Mısır ve Güney İtalya’yı da kapsayan uzun bir yolculuğa çıktı. İÖ 387’de Atina’ya dönerek Akademia adlı okulu kurdu. Kendisinin olduğu kabul edilen 28 diyalogda, hocası Sokrates’in konuşmalarını bir araya getirir. Bunların en önemlilerinden bazıları şunlardır: Phaidon, Gorgias, Menon, Politikos.

flu
21-07-2010, 11:42
http://img174.imageshack.us/img174/2622/228be4.jpg

Dinamit

B.Traven

B. Traven, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından Almanya’da vatan haini suçlamasıyla tutuklanıp ölüme mahkûm edilmek üzereyken son anda kaçıp kurtulur. Bundan sonra İngiltere üzerinden Meksika’ya giden ve adını gizli tutarak yıllarca yerli halkın yaşantısını yansıtan öykü ve romanlar yazan Traven’in oradaki ilk yıllarında kaleme aldığı öyküler Almanya’da dergi ve gazetelerde yayımlandıktan sonra kitap haline gelmiştir. Ölüm Gemisi adlı ünlü romanından önce kaleme alınan bu metinlerin hepsi Meksika’da geçiyor ve dönemin gerçekçi bir panoramasını sunuyor. Geleneğe bağlı, cehalet ve çaresizlik içinde kıvranan bir halkın kara mizah öyküleri, yazarın romantik halk yakınlığıyla birleş bir solukta okunacak hayat mozaikleri çıkıyor.

Dinamit: Uygarlığın cangılda patlaması.


B.Traven

(1890?-1969) Kimliğini saklayan, yaşamına dair bilgi vermeyen Traven, kitaplarında genellikle Meksika’yı anlattı. I. Dünya Savaşı’nın son zamanlarında, cumhuriyet toplantılarına katıldı. 1919’da tutuklandı; son anda ölümden kurtuldu. 1925’te yerleştiği Meksika, yapıtlarının esin kaynağı oldu: Altına Hücum, Asılmışların Ayaklanması, Araba gibi romanlarında devrim öncesi Meksika’da yaşayan yoksul yerlilerin yaşamını anlatan Traven’in diğer önemli yapıtları Dinamit, Kanlı Oyun, Köprü, Hükümet, Gece Ziyaretçisi ve Pamuk İşçileri’dir.

flu
21-07-2010, 11:42
http://img219.imageshack.us/img219/5067/230kr7.jpg

Dorian Gray’in Portresi

Oscar Wilde

İngiliz Estetikçi akımının en önemli temsilcisi olan Oscar Wilde,
kişiliğini romanın üç baş kişisine bölerek zaman-geçicilik ve sanatın
ölümsüzlüğü konusunda felsefi-estetik bir anıt sunuyor. Wilde, 20. yüzyılın
hemen eşiğinde yayımlanan bu metnin yarattığı skandal atmosferinin
rüzgârıyla iki yıllık hapis cezasına çarptırıldı. Mahkûm Oscar Wilde, Londra tren
istasyonunda, hükümlü giysileri içinde, kendisini cezasını çekeceği Reading’e
götürecek treni beklerken, yazarı tanıyanlar istasyonda onu parmaklarıyla
birbirine gösteriyorlardı. Oscar Wilde’ın, Queensberry markisine açtığı davada
Dublin’deki okul yıllarından tanıdığı arkadaşı E. Carson, davalı avukatı
olarak onu köşeye sıkıştıracak ve şöyle diyecekti: "Böyle bir öyküyü
onaylayan birinin, uygunsuz davranışlarından ötürü suçlu görülebileceğini
sanırım kabul edersiniz."

Dorian Gray’in Portresi: Ruhu yansıtan portre.


Oscar Wilde

İrlandalı şair ve oyun yazarı. Eleştirmenlik ve yayın yönetmenliği de yaptı.
Ünlü yapıtlarının çoğunu yaşamının son on yılında yazdı. 1892’de, Lady
Windermere’in Yelpazesi ile tiyatro alanındaki ilk başarısını yakaladı.
Eşcinsellikle suçlandı; iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezasını çektikten
sonra gittiği Fransa’da Reading Hapishanesi Baladı’nı yazdı. Önemli
eserleri arasında Mutlu Prens, Narlı Ev, Dorian Gray’in Portresi,
İşte İnsan ve Ciddi Olmanın Önemi Üzerine yer alır.

flu
21-07-2010, 11:42
http://img174.imageshack.us/img174/6968/26tg5.jpg

Dr. Jekyll ve Mr. Hyde

R. L. Stevenson

Sadece Hollywood’un değil, Avrupa sinemasının da vazgeçemediği bir kaynak olan Dr. Jekyll ve Mr. Hyde, yirmiden fazla filmin konusu olmuştur. İnsanlığın felsefe, düşünce ve etik tarihi kadar eski olan iyi-kötü çatışması burada bir kez daha karşımıza çıkar. Saygın doktor Jekyll, içtiği ilaç sonucu kötü ruhlu, ürkütücü Mr. Hyde’a dönüşmektedir. Çevresinde iyi, kibar ve kültürlü bir kişi olarak bilinen Dr. Jekyll’ın ikinci kişiliği, toplumun iki yüzlü ahlakına da işaret eder. Victoria çağı orta yaş erkeklerinin Edinburgh ve Londra dünyalarında dolaşan Stevenson, bize yüzeyi parlak bir dünyanın altında fokurdayan bataklığı da göstermek istemiştir.

Dr. Jekyll ve Mr. Hyde: Ruhun parçalanmışlığı.


R. L. Stevenson

(1850-1894) İskoç şair ve yazar. Hukuk öğrenimi görmesine karşın mesleğini yapmadı. Yazdığı deneme ve incelemeler çeşitli dergilerde yayımlandı; bu yazılar sayesinde adından yazar olarak söz ettirdi. Fransa ve ABD seyahatlerinin ardından yazdığı eserler ün kazanmasını sağladı. Yaşamının geri kalan yıllarını Güney denizlerinde dolaşarak geçiren Stevenson’ın önemli eserleri arasında, Define Adası, Ballantrae’ın Efendisi, Şeytanlı Şişe ve Kaçırılan Çocuk yer alır.

flu
21-07-2010, 11:43
http://img174.imageshack.us/img174/8948/177on8.jpg

Drakula

Bram Stoker

Avrupa’nın sınır bölgelerinden bir yerden gelen Kont Drakula, Viktorya Çağı İngiltere’sinde ortalığa dehşet saçar. Lanetli, denetlenemez olan bir güç, sarsılmaz görünen bir düzenin içine sızmıştır. Cinsiyet ayrımının, sınıflar ayrımı gibi mevcut toplumsal düzenin temel dayanaklarını oluşturduğu, kadının çekirdek ailedeki anne rolünün kutsallaştırıldığı bir kültürel coğrafyada ve dönemde, Bram Stoker, bir aristokratı vampirleştirerek yerleşik anlayış ve ahlak normlarını “dişleyip” durur. Mektuplar, günlükler, notlar biçiminde birinci tekil kişi anlatımlar zincirinden oluşan Drakula romanı, korku türünün en popüler klasiği sayılsa bile, bu türün çok ötesine geçen açılımlarıyla gerçek bir edebiyat klasiği oluyor.

Drakula: Ölümsüzlüğün laneti.


Bram Stoker

(1847-1912) Dublin’de doğdu. Çocukluğunda geçirdiği hastalık nedeniyle yedi yaşına kadar yürüyemedi. Devlet memurluğu yaptı, tiyatro eleştirileri yazdı. Yirmi yedi yıl boyunca, aktör Henry Irving’in menajerliğini de yapan Stoker’ın diğer eserleri arasında, Denizin Gizemi, Yedi Yıldız Mücevheri ve Kefenli Kadın bulunur.

flu
21-07-2010, 11:43
http://img219.imageshack.us/img219/1156/27uo5.jpg

Ekmeğimi Kazanırken

Gorki

Maxim Gorki’nin ayrılmaz bir bütün oluşturan üç özyaşamöyküsü romanı, yazarın çocukluk ve gençlik yıllarına olduğu kadar 19. yüzyılın bitiminde Rus küçük burjuva katmanlarının hayatına da alabildiğine nesnel bir ayna tutar. Büyük kentlerin uzağında, dünyaları küçük, hayata yönelik talepleri ve ihtiyaçları sınırlı, basit, dini inanç ile batıl inancın karışımından oluşmuş bir tutuculuğun zemininde ayakta durmak için çalışan bu insanların arasında varolma ve oradan çıkışın öyküsü, Gorki üçlemesinin de kaynağını oluşturur. Ekmeğimi Kazanırken, yazarın henüz bir çocukken dış dünyayı tanımaya ve hayata çok zor şartlarda tutunmaya çalışan insanların mücadelelerine tanık olma sürecini anlatır. Yazarın, ninesinin koruyuculuğu ile dış dünyanın acımasızlığı arasında gidip geldiği bu yıllarda, hayatının ikinci bir sığınağı da uzak akrabalarından bir mimarın yanıdır.

Ekmeğimi Kazanırken: Toplumsal çevrenin dar dünyasından çıkış arayışı.

Gorki

(1868-1936) Rus öykü, oyun ve roman yazarı. Serserileri ve toplumdışı insanları anlattığı öyküleriyle tanındı; ardından, Rus toplumunun sosyalist düzene geçiş sürecini yansıtan eserler verdi. 1905 Devrimi’ne büyük etkileri oldu. 1906-1913 arasında sürgüne gönderildi. Lenin ve Stalin dönemlerine tanıklık etti. Önemli eserlerinden bazıları, ilk romanı Foma Gordeyev, otobiyografik üçlemesini oluşturan Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim ile Ana, "Taşralı Oblomov" Matvey Kojemyakin, Artamonovlar ve Klim Sangin’in Hayatı’dır.

flu
21-07-2010, 11:43
http://img89.imageshack.us/img89/7522/30zy0.jpg

Eski Zaman Beyleri

Gogol

Rus edebiyatının en büyük ve en sıra dışı yazarlarından biri olan Nikolay Gogol, Eski Zaman Beyleri’nde eski yaşama biçimlerinin çürümüşlüğünü büyük bir ustalıkla ele alır. Bir başka büyük Rus yazarı Anton Çehov’un öncüsü ve ustası olan Gogol, hikâyelerinde kişilik incelemesi yapmaktan kaçınır, karakterlere olaylar ve onların konuşmaları üzerinden ulaşır ve birkaç çizgiyle olağanüstü kişilikler yaratır.

Eski Zaman Beyleri: Mizahi üslupla sıcak öyküler.

Gogol

(1809-1852) Rus roman ve oyun yazarı. Henüz lisedeyken, yazdığı yazılar ve şiirler ile dikkat çekti. Devlet memurluğu ve öğretmenlik yaptı. İlk hayranları arasında Puşkin de vardı. Başyapıtı Ölü Canlar’da feodal Rusya’nın serflik düzenini ve adaletsizlikleri, Müfettiş’te yozlaşmış bürokrasiyi yansıttı. 10 yılı aşkın bir süre Ölü Canlar’ın devamını yazmakla uğraştı, ama eserini tamamlayamadan yarı çılgın bir şekilde öldü.Yazarın diğer önemli eserleri arasında, Bir Delinin Hatıra Defteri, Burun, Palto, Taras Bulba, Eski Zaman Beyleri ve Araba bulunur.

flu
21-07-2010, 11:43
http://img89.imageshack.us/img89/8375/29sa8.jpg

Emma

Jane Austen

Emma, Aşk ve Gurur yazarının ölümünden önce kaleme aldığı son romandır. Bu romanda Londra’nın güneybatısında, sınırlı sayıda ailenin bir araya geldiği köy-kasaba arası bir yerleşimde (Highbury), işi gücü bu insanlar arasındaki ilişkileri yönlendirip onları evlendirmek olan bir kızla karşılaşıyoruz. Yapıtlarında dönemin İngilteresi’nin ve kendi sosyal çevresinin dışından hiçbir konuya el atmamış olan Jane Austen, taşradaki bu küçük yerleşim merkezini, insanların girip çıktığı bir tiyatro sahnesi gibi kullanıp özellikle soylular ve burjuvalar arasında kalmış bir sosyal statü olan “centilmenlik” tanımını temsil eden kişilerin üzerinden ironik, acımasız bir toplumsal eleştiri gerçekleştiriyor.

Emma: Yalanın, kendi kendini aldatmanın, ikiyüzlülüğün sarmalında mutluluğa doğru.

Jane Austen

öykü ve romanlar yayımladı. Evlilik kurumunun çeşitli biçimlerini, taşra insanlarının dar çevrede evlenme telaşlarını ironik bir sosyal eleştiriyle birleştirdi. Eserlerinden bazıları, Sağduyu ve Duyarlık, Aşk ve Gurur, Umut Parkı, Northanger Manastırı´dır.

flu
21-07-2010, 11:44
http://img174.imageshack.us/img174/4800/31oj0.jpg

Eugénie Grandet

Balzac

Ünlü Fransız yazarı Honoré de Balzac’ın “İnsanlık Komedisi” genel başlığı altında topladığı romanlarının en ünlülerinden biri olan Eugénie Grandet’de, Grandet ailesinin topyekûn çöküşü anlatılır. Fransız Devrimi’nin toplumsal ve ekonomik sonuçlarının da ele alındığı roman, Balzac’ın ilk eserlerindendir.

Eugénie Grandet: Toplumsal bir yergi.

Balzac

(1799-1850) Köylü kökenli bir ailedendir. Edebiyatın çeşitli türlerini deneyip romanda karar kıldı. Fransız Devrimi´nin yol açtığı altüst oluşlar karşısında burjuvaziye ve kapitalizme karşı çıktı. Sermaye birikiminin acımasız yıkımları kendi hayatını da etkiledi. Fransız gerçekçiliğinin önde gelen yazarı olarak romana da önemli yenilikler getirdi. Eserlerinden bazıları: Cromwell (1819), Evliliğin Fizyolojisi (1799), Özel Yaşamdan Sahneler (1829-30), Bette Abla (1843), Köylüler (1845).

flu
21-07-2010, 11:44
http://img89.imageshack.us/img89/2831/32ib1.jpg

Ezilenler

Dostoyevski

Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından olan Fyodor Dostoyevski, bu eseri sürgünden döndükten sonra St. Petersburg’da yazdı. Romanı anlatan, genç bir yazar olan ve gelecek vaat eden İvan Petroviç’in, yazma yöntemleri ve toplumsal konumu Dostoyevski’nin kendi yaşamından alınmıştır. Kahraman, büyük bir ünden yoksulluğa düşer. Yazarın en güçlü eserlerinden sayılan Ezilenler, yoğun özyaşam öyküsel izler taşır.

Ezilenler: Naif iyimserliğe reddiye.

Dostoyevski

(1821-1881) Rus romancı ve öykü yazarı. Çocukluğu sarhoş bir baba ile hasta bir anne yanında geçti. Okulu bitirdikten sonra edebiyatla uğraşmak için askerlikten ayrılan yazar, Çar I. Nikolay’ın baskıcı yönetimine karşı reform hareketlerine katıldı. İdam edilmekten son anda kurtulması, Dostoyevski’nin üzerinde derin izler bıraktı. Vremya ve Epoha adlı iki dergi çıkardı. İnsanın iç dünyasının en gizli köşelerini ustaca anlatan yapıtlarıyla 20. yüzyıl roman anlayışını derinden etkileyen yazarın önemli eserlerinden bazıları; Suç ve Ceza, İnsancıklar, Beyaz Geceler, Ezilenler, Ölüler Evinden Anılar, Kumarbaz, Karamazof Kardeşler ve Budala’dır.

flu
21-07-2010, 11:44
http://img80.imageshack.us/img80/8302/33uu0.jpg


Fakir Çalgıcı

Franz Grillparzer

Yer yer çatlamış eski kemanından, görünürde ekmeğini çıkartmaya çalışan çalgıcı Jakob öteki sokak çalgıcılarından farklıdır. Önünde notalar vardır, ama o, zaman ölçüsünden, melodiden yoksun, sadece kendisi için varolan bir dünyada, sadece kendisinin anladığı, hissettiği bir şeyler çalıp durur; dolayısıyla da önündeki ters çevrilmiş, eprimiş şapkasının içi genellikle boş kalır. Avusturya edebiyatının önemli simalarından Franz Grillparzer, Fakir Çalgıcı’da, 19. yüzyılın vazgeçilmez edebiyat tipi “toplum dışı insanı” karşımıza çıkartır. Kendinden geçmişçesine kemanını “gıygıylayan” bu yaşlı adam, aykırı bir sanatçı, bir karşı tiptir; onun kişiliğinde sanat ile hayatın, sanat ile toplumun ilişkisini sorgulayan küçük bir anlatı buluruz. Sanat, Jakob için estetik-ahlaki bir ideal düzeyine çıkmış hayat demektir.

Fakir Çalgıcı: Müzik hayatı yüceltir.

Franz Grillparzer

(1791-1872) Avusturyalı oyun ve trajedi yazarı. Annesi yetenekli bir müzisyen aileden geliyordu. Eserlerinde huzurlu, çalkantısız bir hayat ile hareketli, kaotik bir yaşama tarzı arasındaki karşıtlığı, özellikle de hayat ile sanat ilişkisinin nasıl kurulması gerektiği sorusunu işledi. Habsburg hanedanlığının 19. yüzyılın sonuna doğru yaşadığı sarsıntılar, oyunlarına ve öteki eserlerine yansımıştır. Öteki eserlerinden bazıları: Kadın Ata, Kastilyalı Blanka, Altın Post, Kral Ottokar´ın Mutluluğu ve Sonu, Rüya Bir Hayat, Yalan Söyleyenin Vay Haline, Toledolu Yahudi Kız.

flu
21-07-2010, 11:44
http://img391.imageshack.us/img391/1319/210fz9.jpg


Faust

Goethe

Goethe “Faust” konusuyla 1770-71 yıllarında ilgilenmeye başlamış, 1808’de 1. kitabın ardından, tam 24 yıl sonra 2. kitabı tamamlamış, bu metin ölümünden sonra basılmıştır. Faust’un konusu, 16. yüzyılda Almanya’da yaşamış, büyüye, simyaya düşkün, şarlatanlıklardan geri kalmayan Doktor Faustus’a ve onun Alman efsanelerindeki izdüşümlerine kadar geri gider. 16. yüzyılda ünlü İngiliz ozanı Marlowe’un ele aldığı konu, Goethe’de, “aydınlanma” hareketinin ve bu hareketin Alman burjuva-aristokrat aydını üzerindeki etkisinin bütün yansımalarını kapsar. Almanya’da Fransa’daki gibi, beklenen hızlı dönüşümler yaşanamamış, reform umutlarını aristokrasiye bağlayan aydınlar, “dünyadan” kopup uzaklaşarak içlerine ya da Goethe/Faust gibi saraylara kapanmışlardır: Faust, bir aydın, evrenin nihai nedenlerini öğrenmek isteyen bir bilgi âşığı ve dâhi olarak, hem bu sosyal yenilginin, hem de aydınlanma insanının “aklın sınırlarına” (Kant) boyun eğişinin klasik tragedyasıdır.

Faust: İhlal edilemez sınırlar.


Goethe

(1749-1832) Bir hukukçu olan babasından akılcılığı, annesinden ise duygusallığını ve hayal gücünü almıştı. Goethe her şeyin hafife alındığı rokoko tarzından pietizme, halkçılıktan klasikçiliğe, çeşitli evrelerden geçerken çok sayıda eser verdi. Eserlerinden bazıları: Berlichingenli Götz, Wilhelm Meisters´in Öğrenme Yılları, Batı-Doğu Divanı, Egmont.

flu
21-07-2010, 11:45
http://img391.imageshack.us/img391/4026/34jv3.jpg


Fırtınanın Habercisi

Gorki

Fırtınanın Habercisi, Ekim Devrimi öncesi Rusya’sının üzerinde toplanan kara bulutlar ile köpüren deniz arasında kanat çırpıp durur. Gorki fırtına öncesi bir gözlemleme yolculuğuna çıkartır bizi ülkesinde; hapishanelerden kentin izbe bodrumlarına uzanan bu yolculuk, masal üzerinden bizi geçmişe, ülkenin Rus olmayan öteki halklarının geleneklerine götürür. Gözlemlemenin, bakmanın, ayrıntıyı hayatın içinde, gerçekliğin imbiğinde demlemenin büyük ustası, sessizliğini bozmadan "dolaştırır" bizi; yoksunluğu, savrulmuşluğu ve dibe vurmuşluğu ise asıl yaşayanlara yorumlatır. Bizler de hapishanelerde, zindanımsı bodrum katlarında, yoksunlukların alt sınırında yaşayan ve açık seçik bir politik bilinçleri bulunmayan bu insanları ayakta tutan gücün ne olduğunu anlamaya çalışırız. Kimileri için en olumsuz durumda bile biraz ironi, öfke, yaşama dürtüsü, inanç ve kolay anlaşılmaz bir şeylerdir belki hayata destek veren itkiler. Kimileri içinse ufukta beliren fırtına bulutlarının müjdelediği yarınlar.

Fırtınanın Habercisi: Umuda yolculuk.


Gorki

(1868-1936) Rus öykü, oyun ve roman yazarı. Serserileri ve toplumdışı insanları anlattığı öyküleriyle tanındı; ardından, Rus toplumunun sosyalist düzene geçiş sürecini yansıtan eserler verdi. 1905 Devrimi’ne büyük etkileri oldu. 1906-1913 arasında sürgüne gönderildi. Lenin ve Stalin dönemlerine tanıklık etti. Önemli eserlerinden bazıları, ilk romanı Foma Gordeyev, otobiyografik üçlemesini oluşturan Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim ile Ana, "Taşralı Oblomov" Matvey Kojemyakin, Artamonovlar ve Klim Sangin’in Hayatı’dır.

flu
21-07-2010, 11:45
http://img209.imageshack.us/img209/4470/35tp6.jpg


Frankenstein ya da Modern Prometheus

Mary Shelley

19. yüzyılın hemen başında yazılmış olan ve gotik roman geleneği içinde kendine özgü yerini yaklaşık iki yüzyıldır koruyan Frankenstein ya da Modern Prometheus romanının doktoru Frankenstein, Zeus’tan yalnızca ateşi çalmakla kalmayıp, kilden yaptığı insana ateşin bir parçasıyla can veren mitolojideki “adaşı gibi”, ölüye “Tanrı’nın yıldırımı”nı kullanarak hayat verir. Günümüzün gen teknolojisi ve klonlama tartışmaları kapsamında, romanın “felsefi” boyutu Shelley’nin klasik metnine ayrı bir derinlik kazandırıyor.

Frankenstein ya da Modern Prometheus: Ancak Tanrı yaratabilir.

Mary Shelley

(1797-1851) Ünlü İngiliz romantik dönemi şairi Percy Bysshe Shelley´nin ikinci eşiydi. Kocasının ölümünden sonra onun şiirlerini önemli açıklamalarla destekleyerek yayımladı. Gençliğinin deneyimlerini anlatan Son Adam ve Perkin Warbeck´in Kaderi en iyi romanları sayılmaktadır. Valperga ya da Lucca Prensi Castruccio´nun Yaşamı, Altı Haftalık Bir Gezinin Tarihi, Almanya ve İtalya´da Geziler öteki eserlerindendir.

flu
21-07-2010, 11:46
http://img504.imageshack.us/img504/1520/36ko0.jpg


Genç Werther’in Acıları

Goethe

“Genç Werther’in Acıları” yayınlandığı yıllarda bir intihar salgınına yol açınca, Goethe’nin yaşadığı yıllar içinde en çok baskı yapan ve başta Fransızca olmak üzere sırasıyla İngilizce ve İtalyanca’ya çevrilen bu kitabı farklı tepkilerle karşılanmıştır. Werther’in duygusal, içine kapanık, dış dünyadan yalıtılmış kişiliğinin sonucu olarak anlaşılan intihar ‘çözümü’ne karşı, sonu farklı biten “Werther”ler bile yazılmıştır. “Mektup-roman” türündeki bu metin, kurmaca Werther figürünün genç Goethe ile özdeşleştirilmesi ölçüsünde bizi bir yazarın özgeçmişinin kurmaca metne yansıma ilişkisi üzerinde de düşündürmektedir.

Genç Werther’in Acıları: Aşkı sonsuzlaştırmak…

Goethe

(1749-1832) Bir hukukçu olan babasından akılcılığı, annesinden ise duygusallığını ve hayal gücünü almıştı. Goethe her şeyin hafife alındığı rokoko tarzından pietizme, halkçılıktan klasikçiliğe, çeşitli evrelerden geçerken çok sayıda eser verdi. Eserlerinden bazıları: Berlichingenli Götz, Wilhelm Meisters´in Öğrenme Yılları, Batı-Doğu Divanı, Egmont.

flu
21-07-2010, 11:46
http://img209.imageshack.us/img209/8803/39ks9.jpg


Goriot Baba

Balzac

Fransız gerçekçiliğinin büyük ustası Balzac, Fransız Devrimi’nin yarattığı büyük altüst oluşun yazarıdır. Burjuva sınıfının sermaye biriktirme süreçlerinde yıktığı değerlerin yarattığı boşlukta hemen bütün toplumsal katmanların “dramını” anlatır. Goriot Baba, mülk ve para edinme süreçleri içinde yalnızlığa giden yolun taşlarını döşer. Kızları ve onların kocaları arasında sıkışıp kalmış “Kral Lear”dir o; büyük bir melodramın da baş aktörü.

Goriot Baba: Yalnızlığın girdabına sürükleniş.

Balzac

(1799-1850) Köylü kökenli bir ailedendir. Edebiyatın çeşitli türlerini deneyip romanda karar kıldı. Fransız Devrimi´nin yol açtığı altüst oluşlar karşısında burjuvaziye ve kapitalizme karşı çıktı. Sermaye birikiminin acımasız yıkımları kendi hayatını da etkiledi. Fransız gerçekçiliğinin önde gelen yazarı olarak romana da önemli yenilikler getirdi. Eserlerinden bazıları: Cromwell (1819), Evliliğin Fizyolojisi (1799), Özel Yaşamdan Sahneler (1829-30), Bette Abla (1843), Köylüler (1845).

flu
21-07-2010, 11:46
http://img209.imageshack.us/img209/9826/239hl2.jpg
Gülistân

Şirazlı Sa’dî

Eski zamanlarda şairler için sevgili, al al yanaklarıyla, goncamsı ağzıyla ve bahar geldiğinde tomurcuklanan çiçekleriyle bir Gülistân yani bir çiçek bahçesi anlamına gelirdi. Gülleriyle meşhur Şiraz’da doğan ve dünya edebiyatının en zarif ve en güçlü ozanlarından olan Sa’dî, Osmanlı şairleri için de çağlar boyu esin kaynağı olmuştur. Kısa hikâyeciklerden oluşan bu eseri okurken kendinizi usta bir bahçıvan eli değmiş harikulade çiçek tarhları arasında neşeli bir şarkı mırıldanırken bulacaksınız. Bir dostunuz sizi ansızın çiçek kokularıyla dopdolu bir bahçeye küçük bir gezinti yapmaya çağırsa bu nazik daveti reddeder miydiniz? İşte Gülistân, Sa’dî’nin bin yıldır solmayan güllerle bezenmiş bahçesine bir davet mektubudur.

Gülistân: "Gülistân’ı tarife ne hacet, ne kitaptır biliriz."


Şirazlı Sa’dî

(1212?-1291) "Sa’dî" mahlasıyla ünlenen İranlı şairin asıl adı Müşerrefüddin Muslih bin Abdullah’tır. Dönemin aydın ailelerinden birinin çocuğu olan Sa’dî bugünkü İran’ın Şiraz şehrinde dünyaya gelmiştir. On üçüncü yüzyılda Sa’dî’nin yaşadığı coğrafya tam bir kargaşa içindeydi. Buna rağmen ciddi bir eğitim alan Sa’dî, ömrünün büyük kısmını bir seyyah olarak geçirmiştir. Gülistân, başta Latince olmak üzere birçok Batı diline çevrilmiş ve Osmanlı eğitim kurumlarında yüzyıllarca ders kitabı olarak okutulmuştur.

flu
21-07-2010, 11:47
http://img504.imageshack.us/img504/2923/40hq1.jpg


Güneş Ülkesi

Tommaso Campanella

Güneş Ülkesi (ya da Güneş Devleti, Güneş Kenti) Thomas More’un Ütopya’sı ve Bacon’ın Yeni Atlantis’i ile birlikte Yeni Çağ’ın daha iyi bir toplum düzeni tasarımlarının ayrılmaz parçasını oluşturur. Platon’un aristokrasi yönetimine dayalı devlet tasarımından farklı olarak papazların egemenliğini savunup bu yönetimin yapısını tasarlayan Campanella’nın “Güneş Devleti”nde, düşünürün her türlü eşitsizliğin kaynağı olarak gördüğü kişisel mülkiyet bulunmaz. Özel mülkiyet tanımını aile ve eş kavramına genişleten Campanella, ayrıca astrolojinin toplumların hayatı ile bağlantısını ciddi ciddi ilahiyatın çerçevesi içinde değerlendirirken de, Yeni Çağ’ın girişinde “bilimselleşmenin” sancılarını dolaylı da olsa
yansıtan anıt bir belge sunmaktadır.

Güneş Ülkesi: Erdemli, eşitlikçi bir toplum projesi.

Tommaso Campanella

(1568-1639) Şair, yazar ve Platoncu İtalyan düşünürüdür. Aristotelesciliğine karşı Skolastik düşünceyi benimsedi. Felsefede deneyimi savundu. Hıristiyanlığa aykırı heretik akımların savunucusu olarak suçlandı. 1590´a doğru toplumda reformun önemini vurguladı; Calabria´da İspanyol egemenliğine karşı ayaklanmayı yönettiği suçlamasıyla 27 yıl hapis yattı. Eserlerinden bazıları: Duyularla Açıklanan Felsefe (1591), Hıristiyan Monarşisi Üzerine (1593), Luthercilere, Kalvincilere ve Öteki Heretiklere Karşı Söyleşi (1595), İlahiyat (1613-14), Galilei´nin Savunması (1616), Metafizik (1638).

flu
21-07-2010, 11:47
http://img146.imageshack.us/img146/1423/41ll6.jpg



Hayalet Süvari
Theodor W. Storm
Olayın geçtiği yer, Kuzey Denizi’nin kıyı şeridi. Bir yanda, her zaman son sözü söylemeye inat eden Doğa, öte yanda ise, denizin saldırılarına karşı koymak ve ondan mümkün olduğunca fazla toprak ‘çalmak’ için çaba harcayan yöre insanlarının direnci ve mücadelesi. Doğaya meydan okumanın sembolüne dönüşen bir set inşa etme projesi ve bu projenin arkasındaki ödünsüz, kibirli bir insanın trajediye dönüşen hayatı. Kuzeyin sisli karanlık denizlerine gizlenmiş ürpertici, akıl almaz, doğaüstü güçlerin yuttuğu bir insanın, hayalet olarak geri dönüşü. Fantastik korku edebiyatının olduğu kadar modern bireyin trajedisinin düzyazı biçimindeki bir örneği.

Hayalet Süvari: Akıl ile doğaüstü güçlerin çatışması.

Theodor W. Storm

(1817-1888) Eserlerinde, dönüşüm yaşamakta olan Alman eski burjuva katmanının hayat karşısındaki duruşunu, geçmişte kalmış bir dünya olarak yansıtmıştır. Şiir ve öykülerinde romantik-gotik tarza uygun bir ürpertinin, hayata etkiyen akıldışı, doğaüstü güçlerin havası ağır basar. Şiirler, Koyu Gölgeler, Deniz Gülü, Sarayda, Pole Poppenspaeler, Aquis Supermersus, Üniversitede, Renate.

flu
21-07-2010, 11:48
http://img168.imageshack.us/img168/5858/42ig6.jpg


Hikâyeler
O Henry
O Henry öyküleri hayatın içinden anekdotlar gibidir. Seçtiği hayat dilimleri yüzyılın hemen başında New York’ta yaşayan orta sınıfın insan ilişkileridir. Öykülerinde tesadüfler hayatın ayrılmaz parçasıdır. Bizi tıpkı olay kişileri gibi her yolun sonunda bir sürpriz bekler.

Hikâyeler: Rastlantının sürprizlerle dansı.

O Henry

(1862-1910) Gerçek adı William Sydney Porter. Zorlu bir çocukluk dönemi geçirdi. Eczacı çıraklığından veznedarlığa, birçok iş denedi. Dayanağı bulunmayan bir sahtekârlık suçlamasıyla 3 yıl hapis yattı. Öykü kitaplarından bazıları: 4 Milyon, Batı´nın Yüreği, Kentin Sesi, Kader Yolları, İki Kadın, Altılar ve Yediler, Rolling Stones.

flu
21-07-2010, 11:48
http://img135.imageshack.us/img135/7833/44jq6.jpg



Hz. Muhammed ve Arap-İslam Kültürü Dönemi
August Bebel
Arap-İslâm kültürünü, uygarlaşma sürecinin özellikle Batı dünyası için önemli bir halkası, ilkçağ kültür ve uygarlığı ile Rönesans Avrupası arasında bir köprü olarak değerlendiren Bebel, 19. yüzyıl Avrupası’nın hak-adalet-eşitlik anlayışının 13. yüzyıl Arap-İslâm düzeyinin gerisinde kalışına dikkati çekiyor. Doğu-Batı, İslâm-Hıristiyan karşıtlığının, körüklenen yapay gerginlik ve ikilemlerin sık sık öne çıkarıldığı günümüzde, sadece İslamiyete değil bütün büyük, tarihsel dinlere “bilimsel” bir yöntemle, nesnel, önyargısız bakmanın zorunluğuna alçakgönüllü ama yetkin bir örnek olan bu klasik metin, her yönüyle güncelliğini koruyor.

Hz. Muhammed ve Arap-İslam Kültürü Dönemi
İlkçağ kültür ve uygarlığının sentezi olarak İslâmiyet…

August Bebel

Alman sosyal demokrat hareketinin en ünlü simalarından biri olan A. Bebel, önce Sosyal Demokrat Parti´yi kurmuş; savaş bütçesine oy vermeyi reddettiği için K. Liebknecht ile birlikte vatana ihanet suçuyla hapis ve sürgün cezasına çarptırılmış, 1875´te Sosyal Demokrat İşçi Partisi´nin kuruluşuna katılmıştır. Bebel ortodoks marksistler ile revizyonistler arasında bir ortayol seçmiştir. Hz. Muhammed ve Arap-İslam Kültürü Dönemi çalışması, Kadın ve Sosyalizm başlıklı çalışmasıyla aynı yıl yayınlanmıştır (1883). Bebel´in 1910-1914 yılları arasında kaleme aldığı Hayatımdan, onun otobiyografisidir.

flu
21-07-2010, 11:48
http://img168.imageshack.us/img168/2906/180sc6.jpg


İki Şehrin Hikayesi
Charles Dickens
Dickens, bu eserle Fransız Devrimi’nden yaklaşık yetmiş beş yıl sonra, daha önce bir kez denediği “tarihsel romana” dönüş yapar. İngiltere adasının karşısındaki Fransa’da, 19. yüzyılın hemen öncesinde cehennem bir süreliğine yeryüzünde kurulmuş gibidir. Dickens’a göre devrimi Fransa’ya davet edenler, özellikle imtiyazlarını bencilce değerlendiren, üretimden kopuk, suça batmış, insafsız, asalak Fransız aristokratlarıdır. Tarihe ve devrime bu bakışıyla, İngiltere’deki aristokratların ve muhafazakâr sınıfların büyük tepkisini çeken Dickens, romanın sadece eylemsel çatısını değil, mekânsal dağılımını da zıtlıklar üzerine kuruyor. Ancak roman, iki şehrin hikâyesini, Londra ve Paris’i canlı bir organizma olarak anlatmak ve Devrim’in büyük simalarını sunmak yerine aristokrasiden, orta sınıflardan ve halktan temsili tipleri bir aşk öyküsü ekseninde topluyor.

İki Şehrin Hikâyesi: Tarihle dehşetin buluştuğu an...


Charles Dickens

(1812-1870) Victoria döneminin en büyük yazarı kabul edilen İngiliz romancı. Ailesinin 1824’te geçirdiği mali çöküntü, yazarın sanatının ve kişiliğinin şekillenmesinde önemli rol oynadı. Bu dönemde, işçi sınıfının hayatını yakından tanıma fırsatı buldu. Sanayi devrimi sırasında geniş kitlelerin çektiği acıları ve yoksulluğu gerçekçi bir dille anlattığı romanlarında, yozlaşan toplumsal kurumları eleştirdi ve 19. yüzyıl İngiliz romanının unutulmaz tiplerini yarattı. Dickens, roman yazarlığının yanı sıra gazetecilik de yaptı, politika ve tiyatroyla ilgilendi. Önemli eserlerinden bazıları, Oliver Twist, Antikacı Dükkânı, Noel kitaplarının ilki olan Bir Noel Şarkısı, David Copperfield ve İki Şehrin Hikâyesi’dir

flu
21-07-2010, 11:49
http://img98.imageshack.us/img98/5785/45gy1.jpg


İlk Aşk
Ivan Turgenyev
Turgenyev bu uzun öyküde, görünüşte bir "aşk üçgeni" çıkartıyor karşımıza. Ama aslında bir "aşk-çokgeni" bu; çökmeye yüz tutmuş taşradaki aristokrat bir ailenin genç kızı çevresinde "defile yapan" lüzumsuz entelektüeller, ömrünü doldurmuş, varlık nedenini yitirmiş, cesaretsiz, irade yoksunu bir sosyal katmanın "temsilini" sunuyorlar. Kendinden epey büyük, çok canlı, hareketli ve çekici bu kıza âşık olan kitabın küçük kahramanı, delicesine âşık olduğu kızla babasının ilişkisini öğrendikten sonra olaylar genç kız, baba ve oğul arasında gelişir. Artık genç âşık, sadece masallarda kalmış bir masumiyetin, çoktan yitirilmiş bir saflığın ve temizliğin simgesidir.

İlk Aşk: Kirlenen hayaller.


Ivan Turgenyev

(1818-1883) Rus romancı, şair ve oyun yazarı. Berlin’de aldığı eğitimin de etkisiyle, Rusya’nın kurtuluşunun Batılılaşmaktan geçtiğini savundu. Avcının Notları’nda yer alan öyküleri basıldıktan hemen sonra tutuklanarak, hapis cezası aldı. 1909’da, ünlü yönetmen Stanislavski tarafından sahnelenen Köyde Bir Ay adlı oyunu, Rus tiyatrosunun başyapıtlarından biri oldu. Tolstoy ve Dostoyevski ile aralarındaki kavgalar ve Rusya’daki edebiyat çevresine yabancılaşması sonucu bir süre Almanya’da, ardından Zola ve Flaubert gibi ünlü yazarlarla görüştüğü Paris’te yaşadı. Turgenyev’in önemli eserleri arasında, Babalar ve Oğullar, Duman, Bahar Seli, Rudin ve Bir Asilzade Yuvası yer alır.

flu
21-07-2010, 11:49
http://img503.imageshack.us/img503/9755/46xi5.jpg


İmkânsız Öyküler
Ambrose Bierce
Döneminin en çekinilen eleştirmeni, ünlü köşe ve önemli öykü yazarlarından biri olan Ambrose Bierce, hicvi ve sivri dilliliğiyle Melville ve Ernest Hemingway’le süregelen Amerikan geleneğinin bir parçasıdır. İmkânsız Öyküler (Can Such Things Be?) ise, Edgar Allen Poe ile birlikte Amerikan gotik edebiyatının kurucularından sayılan yazarın, daha sonraları H.P. Lovecraft gibi yazarlara esin kaynağı olan korku öykülerini derlediği kitaplarından biridir. Gotik edebiyat türüne psikolojik bir boyut verenlerin başında gelen Bierce, bu edebiyat türünü dönemin Amerikan kültürüyle harmanlayarak da bir ilke imza atmıştır.

İmkânsız Öyküler: Korkunun psikolojisi.

Ambrose Bierce

(1842-1914) Amerikan gotik edebiyatına psikolojik bir boyut getirdi. Amerikan İçsavaşı diye bilinen Kuzey-Güney savaşı, Bierce edebiyatının vazgeçilmez kaynaklarındandır. Zor beğenen, gerçekçilikten nefret eden Bierce, bir edebiyat eleştirmeni olarak ödünsüz ve bağışlamaz kişiliğiyle de tanındı; en önemli eserleri: Şeytanın Lügatı, Hayaletli Vadi, İblisin Zevki, Kaliforniya Altın Külçeleri ve Tozu, Boş Bir Kafatasından Örümcek Ağları, Hayatın Ortasında.

flu
21-07-2010, 11:49
http://img248.imageshack.us/img248/3356/266qb8.jpg


İnsan Ne İle Yaşar
Tolstoy
Tolstoy İvan İlyiç’in Ölümü, Kreutzer Sonat, Şeytan gibi eserlerinde olduğu gibi, bu uzun öyküsünde de hayata direnmenin manevi kaynağını arıyor. Feodal ilişkilerin gitgide çözüldüğü, tüm toplumsal katmanların bir altüst oluş yaşadığı Çarlık Rusyası’nda, yoksulluk ve baskı altında ezilen insanın, Tanrı’nın verdiği “sevgi” için yaşaması gerektiğini hatırlatan Tolstoy, kutsal kitaplarda sıkça rastlanan “kıssadan hisse” öykü biçimine başvuruyor. Tanrı’nın ölüm meleği Mihail’in yoksul insanlar arasına karıştığı bu öykü, sevimli ve fantastik olduğu kadar, hayatı olduğu gibi anlatmasıyla “gerçekçi” de.

Küçük insanın büyük yüreği.


Tolstoy

Toprak sahibi aristokrat bir ailenin oğludur. Bütün yaşamını kendi çiftliğinde geçirdi. İnsanlık tarihini hükümetlerin ahlakî çöküşü ile bireylerin buna direnişlerinin tarihi olarak anlayan Tolstoy, sosyal düzenin, ahlaki gelişmeyle düzeleceğine inanır. Eserlerinden bazıları: Savaş ve Barış, Anna Karenina, Diriliş, Nerede Sevgi Orada Tanrı, Katya, Efendi ile Uşak, Karanlığın Kudreti´dir.

flu
21-07-2010, 11:50
http://img516.imageshack.us/img516/5268/9789756323113ky4.jpg


İVAN İLYİÇ'İN ÖLÜMÜ
Kendi zümresinin dar sınırları içinde, gerçek hayatı yaşadığı
sanısıyla sürüklenip giden İvan İlyiç, görünürdeki mutlu, pürüzsüz
yaşantının düzenini bozan beklenmedik bir ziyaretçiyle sarsılır:
Kapıyı çalan ölümdür. Ona hayat üzerinde düşünme fırsatı vermek
ister gibi, adım adım çekip alır onu dünyasından ölümün eli.
İvan İlyiç’in Ölümü:
Uçurumun kıyısında iç hesaplaşma.

flu
21-07-2010, 11:50
http://img510.imageshack.us/img510/8256/9789759982201ct6.jpg


JANE EYRE
Jane Eyre romanı Charlotte Bronte nin, kendi deneyimlerinin,
yaşadığı çoğu acı olayların üzerine kurulmuştur.
Eserde, küçük yaşta peş peşe veremden kaybettiği iki kız kardeşini,
Brüksel de aşık olduğu patronunu, ama asıl ikiyüzlü burjuva ahlakı üzerine kurulu,
sosyal çelişkilerle dolup taşan Victorian Çağı İngiltere sinin biçimselleştirdiği
ilişkilerin imkansız kıldığı ibr aşkı buluruz. jane Eyre, evlilikleri,
aynı sınıftan insanların sözleşme ilişkisine indirgemiş bir çağda,
sosyal eşitsizliğin hakim olduğu kadına düşman bir toplumda,
bağımsızlaşma, özgürlüğünü ve kimliğini edinme mücadelesi verirken,
Bizi Bronte kardeşlerin özyaşam öykülerinin de kıyılarında gezdiriyor.
Jane Eyre:
Muhafazakar bir çağda aşk.

flu
21-07-2010, 11:50
http://img516.imageshack.us/img516/5588/9789758688081zh5.jpg



KADIN BUDALASI
Kadın Budalası, Dostoyevski’nin dünya çapında etki yapmış
kitaplarından biridir. Dünya edebiyatının öncü yazarlarından
Dostoyevski kitaplarında insan ruhunun derinliklerini ve toplumsal
yaşamın karmaşık doğasını konu edinir.
Toplum birey ilişkilerini psikolojik bir bakışla derinlemesine ele alan yazar
unutulmaz eserler vermiştir. Felsefi örgüye sahip eserleri evrensel
bir anlama sahiptir. Güncel yaşamın sorunları üzerine düşünürken
bu evrensel eserlerden yararlanmak bir zorunluluktur.
Kadın Budalası:
Erkeklerin trajedisi.

flu
21-07-2010, 11:50
http://img443.imageshack.us/img443/8579/9789758688296ln3.jpg



KADINLAR OKULU
Andre Gide 19. yüzyıl sonu ile 20.yy ın ilk yarısındaki
ekonomik-siyasal çalkantılar içinde, Avrupa kültür hayatının
iniş çıkışlarının sismografıdır. Kendini gerçekleştirmeye çalışan
insanların, tarihsel ömrünü doldurmuş iki sosyal yarım küre -soylu sınıf ile burjuva- arasında sıkışmış kalmış hayatları, Gide in Kadınlar Okulu nda yitirilmiş hayatlar olarakkarşımıza çıkar. Dışındaki dünyayı, kendini gerçekleştirme
çabasının aracı düzeyine indirgemiş, sevgisizliğinin ve bencilliğinin
farkında değilmiş gibi görünen bir adam ve onun
üzerinden kendine ayna tutan bir kadın.
Kadınlar Okulu:
Yanlış bir hayat doğru yaşanamaz.

flu
21-07-2010, 11:51
http://img516.imageshack.us/img516/4146/9789759980221ha3.jpg


KANLI OYUN
Özgün adı La rose blanca (Beyaz Gül) olan roman,
klasik Traven sorunsalının ekseninde kuruludur.
B. Traven, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından vatan haini
suçlamasıyla Almanya’da ölüme mahkûm edilmek üzereyken son
anda kaçarak kurtulur. Bundan sonra Meksika’ya giderek burada
yerli halkın hayatını anlatan öykü ve romanlar yazmış olan B. Traven’in
bu romanında, Meksika yerlisi bir aile, kuşaklar boyu yaşadıkları
topraklarında zengin petrol yatakları bulunduğu için çiftliklerini
satın almak isteyen ABD petrol şirketi ile karşı karşıya gelir.
Yazar, öteki anlatılarında olduğu gibi burada da haksızlığa
uğrayanlardan yana tavır alıp uygarlığın yarattığı olumsuz etkiler ile,
doğal, bozulmamış uygarlık ve insanlarını karşı karşıya getirir.
Kanlı Oyun:
Uygarlığın kanlı yüzü.

flu
21-07-2010, 11:52
http://img517.imageshack.us/img517/6885/9789756323090.jpg

KARANLIĞIN YÜREĞİ -JOSEPH CONRAD

J. Conrad bu harika ‘küçük’ romanda hayatının sonuna kadar sağlığını
olumsuz etkileyecek olan korkunç anıların “yüreği” Kongo’ya yaptığı yolculuğu,
Marlow’un ağzından anlatıyor. Conrad’ın farklı anlatılarına
taşıdığı Marlow figürü, tıpkı Kafka’da olduğu gibi anlatıcının gerçeklik
karşısında bocalayan tutumunun örneklerinden biri.
Marlow, insanlıktan çıkmış ticaret temsilcisi Kurtz’un kimliğinde
Avrupa sömürgeciliğinin içyüzünü gösterirken,
yazar bizi kendi ruhunun labirentlerine,
bilinçaltının derinliklerine, yalan ile suçun karanlığına götürüyor.
Karanlığın Yüreği:
Sömürgeciliğin yüreğine yolculuk.

flu
21-07-2010, 11:52
KAZAKLAR -LEV TOLSTOY

Büyük Rus yazarı Lev Tolstoy un ilk yapıtı olan Kazaklar,
iki karşıt dünyanın çarpıcı bir üslupla karşılaştırılmasıdır.
Bu iki farklı dünyadan biri çeşitli kültürlerin etkisi altında yaşayan
ve kibarları oluşturan aristokratların, diğeri ise,
kendi geleneklerine sıkı sıkıya bağlı ve başka bir kültürle
karşılaşmamış olan halkın dünyasıdır.
Tolstoy, dağlarda yaşayan Terek kazaklarını anlatırken bu insanların
ülkeden kopuşlarının nedenlerini,
içinde bulundukları koşulların onları nasıl savaşçı kıldığını gerçekçi bir üslupla sergiler.
Kazaklar: Kültürlerin çatışması.

flu
07-08-2010, 19:05
http://img504.imageshack.us/img504/8608/9789759980252.jpg

KIRMIZI VE SİYAH - STENDHAL
Stendhal’in yaşanmış bir ya da iki olayı birleştirerek kaleme aldığı bu romanın baş kahramanı Julien Sorel’in yazar ile birçok yönden örtüştüğü ileri sürülür.
Orta sınıftan bir genç olan Julien, papaz okuluna devam ederken
çocuklarına ders verdiği belediye başkanının karısı ile dedikodulara
yol açan bir ilişki kurar. Paris’e gider. Orada da kendine kapılarını açan
aristokrat bir ailenin kızı ile yaşadığı aşk, onu hayatın girdaplarına
sürükleyecektir. Gururlu, kibirli, asi, ödünsüz bu genç adam,
kendi bireysel değerleri soylu sınıfın değer yargılarına çarptıkça
geri püskürtülür. Hastalıklı gibi görünen psikolojisi,
belki de toplumsal yarılmışlıklara bir isyandır. Hayatı, yanından ayırmadığı
iki bavuluna sıkıştırmış, ömrünün son yıllarını küçük bir İtalyan
kentinde konsolosluk görevinden aldığı üç beş kuruşla sürdürmek
zorunda kalmış Henri Beyle (Stendhal), aynen Julien Sorel gibi ödünsüz,
aksi, ömür boyu aşkı aramış, kendini kabul ettirmek istemiş ve
hep yalnız kalmış, istediği, düşündüğü gibi değil,
yaşayabildiği gibi yaşamıştı
Kırmızı ve Siyah:
Yaşamak deli bir yürekten fazlasını ister.

Vesaire_
13-01-2011, 18:33
Emeğinize sağlık flu.