Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi l, İstanbul 2002, 185-208.
Divan Şiirinin Mitolojik Kuşları:
HÜMÂ, ANKA VE SİMURG
H. DilekBATÎSLAM*
ÖZET
Divan şiirinin kaynakları arasında mitoloji önemli bir yere sahiptir. Ancak divan
si iri-mitoloji ilişkisi konusundaki çatışmalar sınırlıdır. Divan şiirinde kullanılan
mitolojik öğelerin neler olduğu ve bu öğelerin divan şiirindeki yerini belirleyen
çalışmalara İhtiyaç vardır. Bu tür çalışmalar divan şiirinin daha iyi anlaşılmasına
katkıda bulunacaktır.
Yazımızda divan şüri-mitoloji ilişkisiyle İlgili olarak divan şiirinde sözü edilen İiç
mitolojik kuş üzerinde duracağız. Divan şiirinin mitolojik kuşları Hiimâ, Anka ve
Simıırg'ıın divan şiirinde hangi özellikleriyle, ne sıklıkta ve nasıl ele alındıkları
taranan değişik yüzyıllara ait on beş divandan seçilen örnek beyitler aracılığıyla
verilmeye çalışıldı.
Anahtar Kelimeler Hümâ, Anka, Simıtrg, Divan şiiri, mitoloji, kuşlar.
Divan şiirinin mitolojik kuşlarından üçünü ve bunların divan şiirindeki
kullanım özelliklerini ve sıklığını incelemeye yönelik bu çalışmada,
çeşitli kaynaklarda verilen bilgilerden yola çıkarak Hümâ, Anka ve
Simurg'u kısaca tanıttıktan sonra taradığımız Şeyhî, Ahmet Paşa, Necatı,
Cem Sultan, Mesîhî, Usûlî, Fuzûlî, Hayalî, Bakî, Nefî, Nedim, Nailî,
Nâbî, Şeyh Galip divanlarından seçtiğimiz örnek beyitler aracılığıyla divan
şiirinde Hümâ, Anka ve Simurg'un hangi özellikleriyle, nasıl ele alındığını
tespit etmeye çalışacağız. Ayrıca bu kuşlarla ilgili çeşitli tamlama ve
ifadelerin kullanım sıklığını vereceğiz.
Divan şiiri, beslendiği kaynaklar açısından zengin bir şiirdir. Gelenek,
günlük hayat, din, masal, destan, efsane ve menkıbeler, mitoloji vb.
divan şiirinin kaynakları ve kullandığı malzemeler arasında yer almaktadır.
Divan şiirinin tam olarak değerlendirilebilmesi için divan şiirinin
beslendiği kaynaklar, yararlandığı malzemeler tespit edilerek incelenmesi
*Yard. Doç. Dr., Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve
Edebiyatı Bölümü.
186 H. Dilek BATİSLAM
gerekir. Divan şiiri mazmun, motif, imaj ve sembollerin sıklıkla
kullanıldığı bir şiirdir. Şairin yeteneğinin, geleneğe ait bilgi ve kültür
birikiminin ürünüdür. Şair için, yetenek kadar geleneği bilmek ve belirli
bir kültürel donanıma sahip olmak da önemlidir.
Evreni, evren karşısında insanı anlama ve açıklama ihtiyacından doğan,
bilinç ve bilinçaltının ürünü olan mitolojiyle edebiyat ve sanat eserleri
arasında sıkı bir ilişki vardır. Edebiyat eserlerinde yazar ve şairlerin hayal
gücünü besleyen, olağanüstü olayları anlatan, zengin içerikli mitolojik öğeler
roman, hikâye vb. edebî türler, özellikle de şiir için vazgeçilmez
malzemelerdendir. Mitolojik unsurlar hem dünya edebiyatında hem de
bizim edebiyatımızda çeşitli türdeki edebiyat ve sanat eserlerinde en çok
yararlanılan öğeler arasındadır. Bu gerçek bilinmekle birlikte Türk mitolojisiyle
ya da mitolojinin edebiyatımızdaki yeriyle ilgili çalışmalar henüz
yeterli düzeyde değildir.
Divan şiirini araştıranlar divan şiirinin kaynaklan arasında mitolojinin
de bulunduğu konusunda fikir birliği içindedirler. Ancak bu mitolojinin
nereden, ne kadar ve nasıl alındığı konusundaki görüşler bazı yönlerden
çeşitlilik gösterir. Bu görüşlere göre Divan şiiri mitolojik öğelerini daha
çok Fars kültürünün yarı tarihî ve İslâmlaşmış mitolo j isiyle Şehname'den,
Arap kültürü ve mitolojisinden almıştır. Çeşitli kaynaklarda verilen
bilgilerden yola çıkarak şiir-mitoloji ilişkisi divan şiiri açısından değerlendirildiğinde;
divan şiirinin dünyası içinde mitolojinin önemli bir
yer tuttuğu, divan şiirindeki mitolojinin Arap, İran ve İslâm mitolojisinin bir
karışımı olduğu görüşünün ön plâna çıktığı görülmektedir. Ancak,
ağırlığın İran mitolojisi yönünde olduğuna da dikkat çekilmektedir.
Çoğunun kökeni tam olarak bilinmemekle birlikte divan şiirinde sözü
edilen kişi, hayvan, mekân, zaman, bitki, nesne vb. pek çok varlığın mitolojik
arka plânı bulunmaktadır. Hümâ, Anka ve Simurg da diğer mitolojik
öğeler gibi bizi masal dünyasına götüren, zengin inanç, efsane ve anlatımlarla
karşımıza çıkan mitolojik, efsanevî kuşlardır. Ayrıca Hümâ, Anka ve
Simurg'la ilgili benzetmeler, mazmun ve motifler divan şairlerinin hemen
hepsinin kullandığı ortak şiir malzemelerindendir. Bu incelememizle
Hümâ, Anka ve Simurg'dan yola çıkarak divan şüri-mitoloji ilişkisi ile
ilgili çalışmalara katkıda bulunmayı amaçlıyoruz.
' Erdoğan Alkan, "Şiir ve Mitoloji", Varlık, sayı 1015, İstanbul: Nisan 1992, s. 17-20.
Dursun Ali Tökel, Divan Şiirinde Mitolojik Unsurlar (Şahıslar Mitolojisi), Akçağ Yay.,
Ankara 2000, s. 69-106.
3 Tökel, a.g.e., s. 90-91; Konur Ertop, "Bizim İçin Mitologya", Varlık, sayı 1015, İstanbul:
Nisan 1992, s. 21-22.
Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 187
H ü m â
Farsça olan Hümâ kelimesi devlet kuşu, saadet ve kutluluk anlamlarına
gelir. Arapçası "Bulah"dır. Bazı Türk lehçelerinde Kumay, Umay
şeklinde kullanılan Hümâ, Farsçada Hümâ ve Hümây, Anadolu Türkçesinde
ise Hümâ ya da Hümâ biçiminde kullanılır.
Devlet kuşu, cennet kuşu, talih kuşu adlarıyla bilinen Hümâ'nın
özellikleri, yaşadığı yer ve Hümâ ile ilgili inançlar çeşitlilik göstermektedir.
Bazı ortak özellikleri dolayısıyla Anka, Simurg, Garuda, Kaknus ve
Phoenix gibi diğer efsanevî kuşlarla karıştırılan Hümâ'nın sürekli karlarla
örtülü bir ülkede, Çin Cezayiri'nde, Hint Okyanusu adalarında, Kaf Dağı'nda,
Hindistan'da, Deşt-i Kıpçak'ta, Bahr-ı Muhitde, Hıta-Hoten bölgesinde
yaşadığı yolunda çeşitli rivayetler bulunmaktadır.
Hümâ'ya devlet kuşu denilmesi ile hümâyun kelimesinin hükümdar,
padişah anlamlarını kazanması Hümâ'nın gölgesi ilgili inançlardan kaynaklanır.
Halk inançlarına göre eskiden bir hükümdar ölünce halk bir
meydanda toplanır, Hümâ kimin başına konarsa o kişi hükümdar seçilirmiş.
Hümâ kuşunun uçarken üzerinden geçtiği ya da gölgesinin düştüğü
kişinin taç giyeceğine ya da yüksek bir makama ulaşacağına inanılmasının
nedeni de budur. Günümüzde kullanılan talih kuşu, devlet kuşu deyimleriyle,
insanın başına ya da üstüne kuş pislemesinin hayra yorulması
Hümâ'nın zenginlik ve mutluluk getirici olması inancıyla ilgilidir. Bu
inanç ve deyimler Hümâ ile ilgili inançların günümüzdeki uzantılarıdır.
Hümâ ile ilgili inançlar arasında, Hümâ'yı bilerek öldüren kişinin kırk
gün içinde öleceği inancı da birçok kaynakta zikredilen yaygın bir inançtır.
Hümâ'nın canlısının asla yakalanamayacağına inanılır. Hümâ'nın eski
4
Ferit Devellioğlu, Osmanhca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara 1986, s. 465; Ahmet
Talat Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı, (Haz. Cemal Kurnaz), TDV.
Yay., Ankara 1992; Cemal Kurnaz, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi "Hümâ"
mad., TDV. Yay., İstanbul 1998, XVIII, 478.
5 İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Akçağ Yay. Ankara 1989, MI, 238; Cl.
Huart, İslâm Ansiklopedisi, "Hümâ" mad. C., MEB. Bas. İstanbul 1988, V/l, 627; Orhan
Hançerlioġlu, İslâm İnançlan Sözlüğü, Remzi Kitap Evi, İstanbul 1984, s. 171.
Huart, a.g.m., s. 627-628.
Murat Uraz, Türk Mitolojisi, Düşünen Adam Yay., İstanbul 1994, s. 157-158;
Hançerlioğlu, a.g.e., s. 171.
Hançerlioğlu, a.g.e., s. 171; Agâh Sırrı Levend, Divan Edebiyatı, Kelimeler, ve Remizler,
Mazmunlar ve Mefhumlar, Enderun Kitap Evi, İstanbul 1984, s. 184.
9
Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, "Hümâ, Hümây" mad., Dergâh Yay., istanbul
1981, V, 284-285; Ahmet Eflâkî, Ariflerin Menkıbeleri, (Çev. Tahsin Yazıcı), Remzi
Kitap Evi, İstanbul 1987, II, 266.
188 H. Dilek BATİSLAM
Türk inancındaki Tanrı Umay'la olan benzerliği ve Çepni boyunun sembolünün
Hümâ kuşu olduğu da kaynaklarda belirtilir.
Edebiyatımızda Hümâ'dan ve diğer kimi kuşlardan söz eden çeşitli
eserler bulunmaktadır. Bunlar arasında İran ve Türk edebiyatlarındaki
klâsik mesnevi konularından biri olan Hümâ vü Hümâyun mesnevileri
başta gelir . Ortadoğu İslâm edebiyatlarında sık karşılaşılan kuşlar arasındaki
konuşmalara dayalı alegorik eserlerin hemen hepsinde Hümâ ile ilgili
bölümler bulunmaktadır. XII. yüzyılda Gazâlî'nin yazdığı Risaletü't-tayr
adlı eser başta olmak üzere, bu eserden yararlanılarak büyük İran şair ve
mutasavvıfı Feridüddin Attar'ın yazdığı Mantıku't-tayr'da ve Attar'm eserine
nazire olarak Ali Şîr Nevâyî'nin yazdığı Lisanü't-tayr'da sembolik
kuşlar arasında Hümâ'nın adı sık sık geçmektedir .
Divan şiirinde mitolojik kuşlar içinde özellikleri nedeniyle en çok
sözü edilen Hümâ'dır. Hümâ ve onun çeşitli özellikleriyle ilgili benzetmelerin
sık kullanıldığı beyitlere aşağıdaki örnekleri verebiliriz:
Sâye-i zülfün Hümâsm salma ağyar üstüne
Bir siyeh-rûdur anun bahtın hümâyûn eyleme
(Ahmet Paşa D., G. 276, b. 2, s. 251)13
"Zülfünün gölgesinin Hümâ'sını ağyar üstüne salma. Bir kara yüzlüdür
onun bahtını hümâyûn etme; hükümdar, taht sahibi yapma" diyen
şair, sevgilinin zülfünün, Hümâ gölgesi gibi olan gölgesini rakibin, ağyarın
üstüne salmasını; böylece kara yüzlü ağyarın bahtının açılmasını ve
rakibin, sevgilinin gönül ülkesinin sultanı olmasını istemez. Sevgilinin
zülfünün gölgesini Hümâ'ya benzetir. Hümâ'ya benzeyen bu gölge rakibin
üzerine düştüğünde onun bahtı açılacaktır. Şair bu beyitte Hümâ'nın gölgesi
üstüne düşen kişinin şanslı, talihli olacağı inancına telmih yapar. Sevgilinin
saçının gölgesini Hümâ gölgesi gibi şans getirici olarak görür.
10 Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin ABC'si, Kabalcı Yay., İstanbul 1999, s. 39-46; Halil
Ersoylu, "Türk Dünyası'nın Folklor ve Etnografyasında Süs Unsuru Olarak Kullanılan
Bazı Kuşlar", Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Ekim 1980; II/8, 83-93; Halil
Ersoylu, "Türk Dünyası'nın Düşünce, Dil ve Edebiyatındaki Bazı Kuşlar", Türk
Dünyası Araştırmaları Dergisi, Nisan 1981, XI/11, 76-125; Abdulkadir İnan, "Umay
İlahesi Hakkında", Makaleler ve İncelemeler, TTK. Bas., Ankara 1987, s. 397-399. Pala,
a.g.e,, s. 238.
12 L. Sami Akalın, Türk Folklorunda Kuşlar, KB. HAGEM Yay., Ankara 1993, s. 17.
Örneklerin alındığı divan baskıları metnin sonunda verilmiştir. Beyit ve sayfa
numaraları bu baskılara aittir. Beyit örneklerinin imlâsında örneklerin alındığı baskıların
imlâsı esas alınmıştır.
Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 189
Amacı sevgilinin zülfünün güzelliğini, etkileyiciliğini övmektir. Ayrıca
aynı kökten türemiş ve aralarında anlam ilgisi bulunan Hümâ ve hümâyûn
kelimelerinin bir arada kullanılması; saye, zülf, siyeh, baht kelimeleriyle
sağlanan renk ve anlam ilgisine yönelik çağrışımlar beyti zenginleştirmektedir.
Gördüler zâg-ı rakibe o Hümâ oldu şikâr
Ehl-i diller dediler düşmedi hayfâ yerine
(Hayalî D., G. 513, b. 6, s. 268)
"Gönül ehli olanlar o Hümâ gibi olan sevgilinin rakip kargasına av
olduğunu görünce, eyvah yerine düşmedi dediler" beytinde de sevgilinin,
kargaya benzeyen rakibin avı olmasından duyulan üzüntü dile getirilir.
Sevgili, Hümâ'ya; rakip, kargaya benzetilir. Görenler ol Hümâ'nun 'izz ü
nâzın Havaya saldı gönül şahbazın
(MesîhîD.,G. 171, b. l,s.227)
"O Hümâ'nın yüceliğini ve nazmı görenler gönül doğanını havaya
saldı" diyen şair, sevgiliyi Hümâ'ya benzetir. Sevgili, Hümâ gibi nazla
yüksekten uçan bir kuştur. Âşık ise onu avlamak için gönül doğanını havaya
salmıştır. Beyitte sevgilinin yüksekten uçması ve zor ele geçirilmesi
gibi özellikleri nedeniyle Hümâ'ya benzetildiği görülmektedir. Hümâ-yı
perçemün dâ'im gönül saydına kasd eyler Ne lâzım anı sayd itmek olupdur
çün şikâr-ı zülf
(Cem Sultan D., G. 166, b. 5, s. 136)
"Perçeminin Hümâ'sı daima gönül avlamak ister, onu avlamaya ne
gerek vardır. Çünkü o zülfün avı olmuştur" diyen şair, sevgilinin perçemini
Hümâ'ya benzetir ve daima âşığın gönlünü avlamak peşinde olduğunu
söyler. Ancak âşığın, sevgilinin gönlünü avlamak için çaba göstermesine
gerek yoktur. Çünkü âşığın gönlü zaten sevgilinin zülfüne av olmuştur.
Olmasa Nef î n'ola dil-beste zülf-i dilbere Tab'-ı
şuhu dama düşmez bir Hümâ'dır n'eylesin
(Nef î D., G. 91, b. 6, s. 325)
"Nef î dilberin zülfüne âşık olmasa ne olur? Onun şuh yaradılışı tuzağa
düşmeyen bir Hümâ'dır, ne yapsın?" diyen şair, sevgilinin şuh yaradılışıyla
Hümâ gibi tuzağa düşmez, ulaşılmaz olduğunu dile getirir.
190 H. Dilek BATİSLAM
Hümâ'nın avlanamama özelliğine telmih yaparak sevgilinin ele geçmeyeceğini
anlatır.
Zülf-i siyahı sâye-i perr-i Hümâ imiş
İklîm-i hüsne anun içün pâdişâ imiş
(Bakî D., G. 218, b. l, s. 234)
"Siyah zülfü Hümâ kanadının gölgesiymiş. Güzellik ülkesine onun
için padişahmış" denilerek sevgilinin siyah zülfü Hümâ kanadının gölgesine
benzetilir. Sevgilinin, güzellik ülkesinin padişahı olması da bu sebebe
bağlanır. Beyitte Hümâ'nın gölgesinin üstüne düştüğü kişinin padişah
olması inancına telmih yapılır.
Perçemin zülfün Hümâ-veş saye saldı üstüme
Pâdişâh-ı 'âlem oldum çün gedâ oldum sana
(Muhibbi D., G. 38, b. 2, s. 52)
"Saçının perçemi Hümâ kuşu gibi üstüme gölge saldı. Sana kul olduğum
için âlemin padişahı oldum" diyen şair, sevgilinin perçeminin Hümâ
gibi üzerine gölge saldığı için padişah olduğunu söyler. Aynı zamanda
sevgilinin de kuludur. Yukarıdaki beyitle benzer özellikler taşıyan bu beyitte
de Hümâ gölgesinin uğur getirme özelliği üzerinde durulmuştur.
Sevgilinin zülfünün gölgesi övülmüştür.
Tezerv-i hoş-hırâmım sînem olsun cilvegâhın gel
Hümâveş saye salsın başıma zülf-i siyahın gel
(Nedim D., G. 77,b.l,s.314)
"Hoş salınan sülünüm! Cilve edeceğin yer sinem olsun, gel. Siyah
zülfün Hümâ gibi başıma gölge salsın, gel" diyen Nedim sevgilisinin siyah
zülfünün Hümâ gibi başına gölge olmasını ister. Hümâ'nın gölgesi kimin
başına düşerse onun şansının açılacağı inancına telmih yapar. Sevgilinin
saçının gölgesinin de kendisine Hümâ gibi şans getirici olduğunu vurgular.
Gölgelikde edemezsin derd-mendinle karâr
Sen hümâsın dâ'imâ işin senin pervâz olur
(Necâtî Beg D., G. 201, b. 5, s. 241)
"Dertlinle gölgelikde duramazsın. Sen Hümâsın; senin işin daima
uçmak olur" beytinde sevgili, Hümâ gibidir, daima uçar. Hiçbir yere
konmaz, kendisinin yüzünden derde düşen âşığa ilgi göstermez. Âşık sevTürk
Kültürü İncelemeleri Dergisi 191
giliye sitem eder. Sevgilinin kısa bir süre görünüp sonra kaybolmasını
Hümâ'nın hiçbir yerde durmayıp sürekli yer değiştirmesine benzetir.
Sayd olurken perçem-i tavusuna şehbâz-ı can
Ol Hümâyı ben meges ya'ni şikâr etsem gerek
(Şeyhî D., G. 96, b. 5, s. 192)
"Can doğanı tavus perçemine av olurken ben, yani sinek o hümâyı
avlasam gerek" beytinde de âşık kendisini sineğe, sevgiliyi de Hümâ'ya
benzetmiştir. Hümâ gibi zor ele geçen sevgiliyi avlamaya çalışmasının
imkânsızlığını anlatmıştır.
Seg-i kuyun Mesîhî'nün etin yiyelden ey âfet
Hümâ-yı mürg göz dikmişdür anun üstühânına
(Mesîhî D., G. 216, b. 5, s. 256)
"Ey âfet! Bulunduğun yerin köpekleri Mesîhî'nin etini yediğinden
beri Hümâ kuşu onun kemiğine göz dikmiştir" diyerek şair, rakibi kendisinin
etini yiyen köpeğe benzetmiş, Hümâ'nın da kemiklerini yemek istediğini
söyleyerek, Hümâ'nın kemikle beslenmesine telmih yapmıştır. Beyitte
aslında Hümâ ile dolaylı olarak anlatılmak istenen sevgilidir. Köpek
olan rakip âşığın etini yemiş, Hümâ olan sevgili de onun kemiklerine göz
dikmiştir. Rakiple sevgili iş birliği yaparak âşığa eziyet etmektedir.
Nice ayrılsın Necati 'aşk-ı dil-berden kim ol
Bir Hümâdur k'âşiyanı ol hevâ üstündedür
(Necati Beg D., G. 121, b. 7, s. 205)
"Necati sevgilinin aşkından nasıl ayrılsın ki? O, yuvası havada olan
bir Hümâ'dır" beytinde Hümâ'nın yuvasının havada olma özelliğine telmih
yapılır.
Hâl-i Hümâ-nümâsma zülfü kafeslenir Kim
mürg-i ma'nâ hâne-i mısra'da beslenir
(Şeyh Galip D., G. 100, b.l, s.306)
"Hümâ gösteren benine zülfü kafes olur. Mana kuşu ki mısra evinde
beslenir" beytinde âşık taneyi gören kuş misali sevgilinin tuzağına düşer.
Sevgilinin beni Hümâ'ya benzetilir. Zülfü de ben üzerindeki kafes gibidir.
Ben tane, zülüf tuzaktır. Sevgilinin Hümâ gibi olan beni zülüf kafesinin
kurduğu tuzakla âşığı avlar. İkinci dizede de anlam kuşa benzetilmiş ve
mısra evinde beslendiği söylenmiştir.
192 H. Dilek BATİSLAM
Bakî suhanda sana bu gün hem-cenâh yok Tab'-ı
bülendün evc-i belagat Hümâsıdur
(Bakî D., G. 80, b. 5, s. 150)
Bakî, "Bu gün söz söylemede seninle aynı kanatlara sahip olan yok.
Yüce yaradılışın güzel söz söyleme doruğunun Hümâ'sıdır" diyerek kendini
söz söyleme konusundaki ustalığı ve yaradılışının yüceliği bakımından
belagat doruklarında uçan Hümâ'ya benzetir. Hümâ'nın yüksekten
uçma ve ulaşılmazlık özelliklerini kendini övmek için kullanır. Fahriye
yaparken Hümâ'nın özelliklerinden yararlanır.
Usûlî dâr-ı dünyâdan güzer kıl
Hümâsın alçağa konma hazer kıl
(Usûlî D., K. 2, b. 31, s. 40)
"Usûlî! Dünya evinden vaz geç, sen Hümâ'sın; alçağa konmaktan çekin"
beytinde şair kendini Hümâ'ya benzetir ve Hümâ gibi yüksekten
uçmakla övünür. Alçağa konmaktan çekinmeyi tavsiye ederken Hümâ'nın
özelliklerini tefahür vesilesi yapar. Hümâ gibi yüksekten uçan büyük bir
şair olduğunu vurgulamak ister.
Cîfe-i dünyâya çok meyi etmedim kerkes kimi Bir
Hümâ-tab'ım gıda besdir bana bir üstühân
(Fuzûlî D., K. 31, b. 3, s. 101)
"Akbaba gibi dünya leşine çok meyletmedim, bir Hümâ yaradılışlıyım.
Gıda olarak bana bir kemik yeterlidir" diyen şair, kendini yaradılışının
yüceliği, üstün özellikleri bakımından Hümâ'ya benzetir. Hümâ'nın
yaradılış bakımından diğer kuşlardan üstün olduğu gibi kendisinin de
farklı olduğuna dikkat çeker. Dünyayı bir leşe benzetir ve dünya nimetleri
peşinde koşanların leş yiyen akbabalar gibi olduğunu vurgular. Dünya
malına meyletmediğini söyler. Hümâ ile akbabayı, beslenme biçimleri
bakımından, karşılaştırır. Hümâ'nın kemikle beslenmesine telmih yapar.
O vekîl-i bihîn ki dergehinün
Köhne cârûbıdır cenâh-ı Hümâ
(Nâbî D., C. l, Tarih 82, b. 43, s. 278)
"O seçkin vekil ki Hümâ kanadı dergâhının eski süpürgesidir" beytinde
de Hümâ kanadının vekilin dergâhının eski süpürgesi olduğu söylenir.
Şair, bu beyitte mübalağa yapar. Hümâ'dan övgü amacıyla yararlanır.
Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 193
Hümâ ile ilgili en ilginç benzetmelerden biri Nâbî'nin aşağıdaki beytinde
yer almaktadır:
Elif ki encümen-i harfde ser-âmeddür
Per-i Hümâ-yı sa'âdet serindeki meddür
(NâbîD.,C.l, K.28,b.l,s.l61)
"Elif ki harfler topluluğunun başta gelenidir. Mutluluk Hümâsı'nın
kanadı başındaki meddir" diyerek şair, elif harfi üzerindeki med işaretini
Hümâ kanadına benzetir. Saadet Hümâsı'nın kanadı nitelemesiyle
Hümâ'nın mutluluk getirici olma özelliğini hatırlatır. Şair (âşık) elif harfi,
bu harfin üzerindeki med işareti de Hümâ kanadı gibi mutluluk getiren
sevgilidir.
Yukarıdaki örnek beyitlerde de görüldüğü gibi mitolojik kökenli bir
kuş olan Hümâ'nın en önemli özelliği devlet kuşu, talih kuşu olmasıdır.
Bu nedenle daha çok mutluluk, şans ve güç sembolü olarak kullanılmıştır.
Şairler mutluluğu, şansı, ulaşılması zor hedefleri, idealleri ifade etmek için
Hümâ ile ilgili benzetmelerden yararlanmışlardır. Divan şiirinde de sıralanan
özellikleriyle sıkça söz konusu edilmiştir. Hümâ, havada çok yüksekten
uçması, elde edilemeyişi, tuzağa düşmemesi, gölgesinin insanlara
şans getirmesi, kemikle beslenmesi, diğer kuşlardan üstün olması gibi
özellikleri ve bunlarla ilgili inançlar, efsaneler, rivayetler dolayısıyla divan
şairinin şiirinde zengin bir hayal ve benzetme dünyası içinde karşımıza
çıkar. Özellikle divan şairi övgülerinde yer verdiği kişileri sevgili, padişah
ya da veziri, fahriye yaptığı durumlarda da kendisini Hümâ'ya benzetir.
Şair kendisini överken şairlik yeteneğinin çeşitli özelliklerini ulaşılmazlık,
olağanüstülük bakımından Hümâ'ya benzetir. Şairin hayali Hümâ avlayan
şahin olur. Şair için kimi zaman mana da Hümâ'dır. Bazen de şair şiir
Hümâ'sını avlamaya çalışır. Kendisinin ya da övgüsünü yaptığı diğer kişilerin
Hümâ gibi olağanüstü özelliklere sahip olduğunu söyler. Padişahı
överken şair, padişahın Hümâ gölgesi gibi insanlara şans, uğur ve mutluluk
getirici olduğunu anlatır. Hümâ'nın kanadı padişahın eşiğinin süpürgesi
olur. Sevgili, Hümâ'ya benzetildiği zaman hangi âşığına iltifat etse
onun başına devlet kuşu konmuş ve o kimsenin şansı açılmış olur. Sevgilinin
güzelliği Hümâ gibi ulaşılması zor bir güzelliktir. Sevgili, âşığa gölgesi
düşmeyen Hümâ'dır. Sevgilinin zülfü ulaşılmazlık açısından; zülfünün
gölgesi ise uğur getirici olması açısından Hümâ'ya benzetilir. Sevgili,
Hümâ olduğu zaman âşık için avlanması çok zordur. Çünkü Hümâ gibi
yüksekten uçmaktadır.
194 H. Dilek BATİSLAM
Divan şiirinde Hümâ'nın bazı özelliklerini vermek amacıyla taradığımız
Şeyhî, Ahmet Paşa, Necati, Cem Sultan, Mesîhî, Usûlî, Fuzûlî, Hayalî,
Bakî, Muhibbi, Nef î, Nedim, Nailî, Nâbî ve Şeyh Galip divanlarında
kullanılan Hümâ ve Hümâ ile ilgili tamlamalar ve kullanım sıklıkları
şunlardır: Hümâ: (Muhibbî: 19; Nâbî: 14; Nef î: 11; Şeyh Galip: 9; Mesîhî
ve Bakî: 8; Usûlî: 7; Ahmet Paşa ve Hayalî: 5; Necâtî: 4; Nailî: 3; Nedim ve
Şeyhî: 1); Hümâ-sâye: (Hayalî: 4; Nef î ve Nedim: 2; Nailî ve Bakî: 1); Bâl-i
Hümâ: (Şeyh Galip: 4; Nâbî: 2; Nefî: 1); Hümâ-yı devlet: (Nâbî: 3; Necâtî,
Mesîhî, Bakî ve Nedim: 1); Hümâ-himmet: (Necâtî: 2; Usûlî: 1) Hümâpervâz:
(Muhibbî: 3; Nefî ve Bakî: 1); Hümâ-veş: (Nailî: 2; Nedim: 1)
Hümâ-yı himmet: (Şeyh Galip ve Fuzûlî: 2; Necâtî:! ); Hümâ-yı evc-i
sa'âdet: (Nâbî ve Bakî: 1) Hümâ-yı kuds: (Ahmet Paşa ve Cem Sultan :1);
Hümâ-yı lâ-mekân: (Nâilî:3 ; Şeyh Galip:4); Per-i Hümâ: (Nâbî ve Nedim: 3;
Cem Sultan: 2; Ahmet Paşa ve Nefî: 1); Hümâ-yı şeref: (Ahmet Paşa ve
Şeyhî: 1); Mânend-i Hümâ: (Nâbî ve Nedim: 1); Mürg-i Hümâ: (Mesîhî:2;
Şeyh Galip:!); Sâye-i per-i Hümâ: (Bakî: 2; Nâbî ve Nefî: 1); Zıll-ı Hümâ:
(Cem Sultan: 3; Mesîhî ve Fuzûlî: 2; Ahmet Paşa, Necâtî, Bakî ve Şeyh
Galip: 1); Şeh-per-i Hümâ: (Nailî ve Ahmet Paşa: 1); Ah-ı Hümâ-yı kanâ'at:
(Nâbî: 1); Bâl-i Hümâ-yı evc-i istiğna: (Şeyh Galip: 1); Bâl-i Hümâ-yı peride:
(Nedim: 1); Bâl-i Hümâ-yı saltanat: (Nefî: 1); Bâz-ı Hümâ: (Hayalî: 1);
Cenâh-ı Hümâ: (Nâbî: 1); Cihân-bân-ı Hümâ-sâye: (Nefî: 1); Cihân-bân-ı
Hümâ-zıll: (Nefî: 1); Çeleng-i per-i Hümâ: (Şeyh Galip: 1); Çeşm-i Hümâ:
(Şeyh Galip: 1); Devlet Hümâ'sı: (Muhibbî: 2; Ahmet Paşa: 1); Fer-i Hümâ-yı
evc-i sa'âdet-mesîr: (Bakî: 1); Gam-ı sayd-ı Hümâ-yı nazm: (Şeyh Galip: 1);
Hâl-i Hümâ-nümâ: (Şeyh Galip: 1); Ham-ı zülf-i Hümâ-pervâz: (Bakî: 1);
Hem-sâye-i bâl-i Hümâ: (Nedim: 1); Hüdâvend-i Hümâ-himmet: (Nefî: 1);
Hümâ-pesendi-i ikbâl: (Nailî: 1); Hümâ-şeref: (Hayalî: 1); Hümâ-şikâri-i zülf:
(Nailî: 1); Hümâ-tab': (Fuzûlî: 1); Hümâ-tal'at: (Hayalî: 2; Muhibbi: 1);
Hümâ-yı 'ar§-t kadem: (Şeyhî: 1); Hümâ-yı âşiyan-zâd-ı sa'âdet: (Nâbî: 1);
Hümâ-yı baht: (Nedim: 1); Hümâ-yı bâz-ı himmet: (Muhibbi: 1) Hümâ-yı bîpervâ:
(Nâbî: 1); Hümâ-yı bülend-âşiyan: (Nâbî: 1); Hümâ-yı çetr-i Hümâyûn:
(Ahmet Paşa: 1); Hümâ-yı dil: (Nailî: 1); Hümâ-yı evc-i ferağ: (Nâbî:
1); Hümâ-yı evc-i himmet: (Şeyh Galip: 1); Hümâ-yı evc-i hüner. (Fuzûlî: 1);
Hümâ-yı evc-i istiğna: (Bakî: 1); Hümâ-yı evc-i 'izzet: (Hayalî: 1); Hümâ-yı
ferruh-fâl: (Şeyh Galip: 1); Hümâ-yı gül-per: (Nâbî: 1); Hümâ-yı hüner:
(Nâbî: 1); Hümâ-yı hüsn: (Şeyh Galip: 1); Hümâ-yı lâ-mekân-ter: (Nailî: 2);
Hümâ-yı maksad: (Şeyh Galip: 1); Hümâ-yı medh: (Nedim:!); Hümâ-yı
meram: (Şeyh Galip: 1); Hümâ-yı mihr: (Şeyh Galip: 1); Hümâ-yı nâz: (Şeyh
Galip: 1); Hümâ-yı nûr-bâl: (Hayalî: 1); Hümâ-yı nusret: (Necâtî: 1); HümâTürk
Kültürü İncelemeleri Dergisi 195
yi perçem: (Cem Sultan: 1); Hümâ-yı ruh: (Usûlî: 1); Hümâ-yı saltanat: (Necâtî:
1); Hümâ-yı sühan: (Mesîhî:!); Hümâ-yı tâb': (Şeyh Galip: 1); Hümâ-yı
vasi: (Cem Sultan: 1; Muhibbi: 1); Hümâ-veş: (Muhibbi: 1) Hümâ-yı zafer.
(Necati: 1); Hümâ-yı zülf-iyâr: (Ahmet Paşa: 1); Hüner-mend-i Hümâ-sâye:
(Nefî: 1); Kâm-ı Hümâ: (Nailî: 1); Kasd-ı Hümâ-yı dil: (Nailî: 1); Lâne-i
tâ'ir-i Hümâ-yı himem: (Şeyh Galip: 1); Ma'na Hümâ'sı: (Bakî :1); Magz-ı
can-perver-i Hümâ-yı dilim: (Nailî: 1); Nâm-ı Hümâyûn-ı Hümâ: (Nâbî: 1);
Niyâz-ı sâye-i bâl-i Hümâ: (Nâbî: 1); Per-i Hümâ-yı ney: (Şeyh Galip: 1);
Per-i Hümâ-yı saltanat: (Bakî: 1); Sayd-ı Hümâ: (Şeyh Galip: 1); Sayd-ı
Hümâ-yı 'akl: (Nailî: 1); Sayd-ı Hümâ-yı ma'rifet: (Nâbî: 1); Sâye-i Hümâ:
(Muhibbi: 1) Sâye-i bâl-i Hümâ: (Şeyh Galip: 1); Sâye-i mürg-i Hümâ:
(Şeyh Galip: 1); Sâye-perverd-i Hümâ-yı evcgâh-ı râz: (Nailî: 1); Şahin-i
Hümâ: (Nefî: 1); Zât-ı Hümâ-pervâz: (Nedim: 1); Zıll-ı Hümâ-yı devlet:
(Nailî: 1); Zıll-ı Hüma-yı re'fet: (Nedim: 1); Zıll-ı Hümâ-yı saltanat: (Nefî:
1); Zıll-ı şeh-per-i Hümâ: (Şeyh Galip: 1); Zıll-ı şeh-per-i Hümâ-yı evc-i isti'lâ:
(Nailî: 1).
Sıraladığımız bu terkiplerle seçtiğimiz örneklerde bulunan kelime ve
terkiplerin çoğu dikkat edilirse daha çok Hümâ'nın yüksekten uçması,
ulaşılmazlığı, ele geçmemesi, şans getirici olması, gölgesi vb. olağanüstü
kimi özellikleriyle ilgili inançları yansıtır niteliktedir. Öte yandan Hümâ,
Anka ve Simurg'la kıyaslandığında divan şiirinde daha sık karşımıza çıkmakta,
özellikle XVI. yüzyıldan başlamak üzere giderek şiirlerdeki kullanım
sıklığında da artış görülmektedir.
A n k a
Anka kelimesi İbranice anak kelimesinden türemiştir. Anak, isim olarak
gerdanlık, uzun boyunlu dev anlamlarına, fiil olarak ise gerdanlık
takmak, boğmak, boğazı sıkmak anlamlarına gelir . Anka; uzun boyunlu,
ismi olup cismi olmayan büyük bir kuştur. Simurg, Zümrüdüanka adlarıyla
da bilinir. Cennet kuşuna benzer yeşil bir kuş olduğu için bu ad verilmiştir.
Bu adların dışında Anka, Semender, Devlet Kuşu, Phoenix,
Tuğrul, Hümâ adlarıyla da bilinir. Bulunduğu yerdeki kuşları avlayarak
batıya doğru uçtuğundan Anka-yı muġrib de denir.17 İslâm tasavvuf ve
M V. F. Büchner, İslâm Ansiklopedisi, "Anka" mad., MEB. Bas., İstanbul 1940,1,437.
Atilla Özkmmlı, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi "Anka" mad., Cem Yayınevi, İstanbul
1987,1,112.
Hançerlioğlu, a.g.e., s. 758-759.
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Marifet Yay., İstanbul 1996, s. 49-50.
196 H. Dilek BATİSLAM
edebiyatlarında Anka'ya verilen, bazı kaynaklarda "yutucu, yok edici"
şeklinde de yorumlanan muğrib "gurub eden, uzaklaşan, gözden kaybolan"
sıfatı bu efsanevî kuşun gözle görülmeyişiyle ilgilidir. Çok yüksekten
uçtuğu yolundaki inanç da bundan kaynaklanmaktadır. Bu özellikleriyle
Anka'nın dünyanın en iri, en yüksekten uçan ve havada en fazla kalabilen
(200 gün) kuşu "albatros" arasında bir benzerlik aramak mümkündür.
Anka Hint mitolojisindeki Garuda gibi "kuşlar padişahı"dır. Bazı efsanelerde
de yine onun gibi Kaf dağından başka denizin ortasında ulu bir ağacın
tepesinde de oturur.
Yüzü insan yüzüne benzer, boynu uzun, tüyleri renk renktir. Kendisinde
her hayvandan bir alâmet bulunduğu ya da vücudunda otuz kuşun
renk ve alâmeti olduğu, bu nedenle İranlıların Anka'ya Sirenk, Simurg
dedikleri söylenir. Kırmızı ve altın renkli, uzun tüylü, güzel sesli ve
erkektir. Bir rivayete göre dişidir. Tanrı sonra buna bir erkek yaratmıştır.
Musa peygamber zamanında meydana gelen bu kuş, çoğalıp Necid ve Hicaz
taraflarına yayılmıştır. Mısırlıların efsane olarak anlattıklarına göre
Anka, kartal büyüklüğünde bir hayvan olup boynunun tüyleri altın gibi
sarı ve kuyruğu beyaz ile karışık pembe renkli ve güzel gözlüdür. Gözle
görülmeyecek kadar yüksekte uçan ve Kaf dağının tepesinde yatan Anka'-
nın ölümü ve doğumuyla ilgili çeşitli rivayetler vardır.
İran destanlarında Simurg adıyla anılan Anka, Firdevsî'nin Şehnâme1-
sinde Zâl'i yetiştiren ve oğlu Rüstem'e yardım eden kuş olarak bilinir.
Ayrıca İran mitolojisinde Anka, Rüstem'in cerrahı, babası Zâl'in dadısı
olarak da anlatılır.
İslâm mitolojisinde ise, Anka kuşların padişahı olarak anılır. Hz.
Musa zamanında yaratılmış, Hicaz'a gitmiş, Hz. Süleyman'ın meclisince
bulunmuştur. Kısas-ı Enbiya'nın Hz. Süleyman'la ilgili bölümünde de
"Anka Kuşunun Öyküsü" adlı bir öykü yer almakta olup bu öyküde Anka
18
Sargon Erdem, Türkiye Diyanet Vakfı islâm Ansiklopedisi, "Anka" mad., TDV. Yay.,
İstanbul 1991, III, 199.
19
Şemsettin Sami, Kamus-ı Türkî, Çağrı Yay., istanbul 1987, s. 904; Onay, a.g.e., s. 40;
Devellioġlu, a.g.e, s. 43; Uludağ, a.g.e., s. 49-50. Hançerlioğlu, a.g.e., s. 758-759.
21 Ömer Ferit Kam, Âsâr-ı Edebiyye Tedkikâtı (Haz. Halil Çeltik), KB. Yay., Ankara
1998, s. 165-166.
22 Harîrî, Makamât, (Çev. Sabri Selsevil), MEB. Bas., İstanbul 1986, s. 602-603.
23 İskender Pala, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, "Anka" mad., TDV. Yay.,
İstanbul 1991, III, 201; Özkırımlı, a.g.m., s. 112.
Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 197
ile Hz. Süleyman arasında geçen olaylar anlatılmaktadır. Ayrıca rivayetlere
göre Anka Hz. Zülkarneyn ile Kaf dağında görüşmüştür. Hz. Muhammet'-
ten önce bir peygamberin bedduasıyla yok olmuştur.
Arapça'da Anka, Farsça'da Simurg adı verilen; Türkçe'de ise, bu iki
isimle ya da bu iki ismin birleşmesinden meydana gelen Zümrüdüanka
(Simurg u Anka) adıyla anılan, İslâm tasavvuf ve sanatında da önemli yer
tutan efsanevî kuş, benzer nitelikteki başka kuşlarla karıştırılmıştır. Ön
Asya efsanelerinde Anka pek çok kaynakta birlikte ele alındığı Batıdaki
eski Mısır kökenli Phoenix ve İslamî çevrelerdeki Hümâ devlet kuşundan
tamamen, Hint mitolojisindeki çift başlı kartaldan ise kısmen farklı özelliklere
sahip tasvir edilir. Boynunun çok uzun olduğuna ve boynunda beyaz
tüylerden bir halka taşıdığına inanılan Anka ile Anadolu Selçuklu
sanatında bazı çift başlı kartal tasvirlerinin boynunda bir halka bulunması
nedeniyle bu iki efsanevî kuşun birleştirildiği ve çift başlı kartalın Anka
sayıldığı söylenir. Araplar arasında Anka hikâyesi semender ile karıştırılmış,
semender de bazen kuş olarak tasvir edilmiştir.
Çeşitli efsanelere göre Anka, insanlar gibi düşünür ve konuşur. Çok
geniş bilgi ve hünerlere sahiptir, kendisine başvuran hükümdar ve kahramanlara
akıl hocalığı yapar. Tüyleriyle sıvazlayıp yaraları iyi eder. Kaf
dağını aşabilmek ve göğe yükselebilmek için Anka'ya binmek gerekir.
Nitekim Zülkarneyn de Anka'yla göğe çıkıp yıldızlara ulaşmıştır. Çeşitli
dinsel, büyüsel etkileri olduğuna inanılan Anka ile ilgili inançlar, kaynağını
eski Mısır inançlarından almakla birlikte, Çin'den İran mitolojisine ve
Müslümanlıktan Hristiyanlığa kadar geniş bir inanç alanına yayılmıştır.
Hristiyanlar Phoenix adını verdikleri bu kuş mitinin yorumunu yaparak
onu öldükten sonra yeniden dirilmenin simgesi yaparlar. Çinliler ise Anka'yı
raks ve müziğin mucidi olarak kabul ederler. Yahudi inançlarına göre
ise Anka, çocukları kapıp boğduğu için peygamber Hz. Musa'nın bedduasıyla
yok edilmiş ve soyu kurutulmuştur. O günden beri yeryüzünde
görünmez. Bir efsaneye göre beş yüz yıl yaşar. Dünyada her dönemde
yalnız bir tane Anka kuşu olduğuna inanılır.
Anka'nın ünlü Arap masallarından Bin Bir Gece Masalları'nda da
sözü edilmiş, Anka ortaçağ Arap ve Fars bilim kitaplarına da girmiştir.
24 Orhan Duru, Kısâs-ı Enbiyâ, YKY., İstanbul 1997, s. 61-65.
" Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, "Anka" mad., Dergâh Yay., İstanbul 1977, IV,
139-140; Erdem, a.g.m., s. 199. 26 Uraz,a.g.e, s.158-159;
Hançerlioğlu, a.g.e., s. 758-759.
198 H. Dilek BATİSLAM
Yüzyıllarca yaşadığına ve hep yüksekten uçtuğuna inanılan Anka, divan
şiirinin dışında halk hikâyelerinde, halk edebiyatının çeşitli ürünlerinde
ve çağdaş edebiyatımızın değişik edebî türlerinde de çeşitli özellikleriyle
karşımıza çıkar. Halk hikayelerinde ve masallarda da önemli bir yer tutan
Anka, masallarda daha çok Kaf dağı ile birlikte anılır. Masal ve hikâye
kahramanlarına yardım eder, onları kimi zaman zor durumlardan kurtarır,
kanatlarında çok uzun seyahatlere ya da uzak diyarlara götüren yardımcı
kuş rolünü oynar. Bazı masallarda da Anka, Keloğlan'ın koruyucusudur.
Tasavvufta da Anka değişik anlamlarda kullanılmış, efsanevî özelliklerinden
yararlanılarak bazı tasavvufî görüşlerin anlatılmasında sembol
görevi üstlenmiştir. İlk sufîlerde rastlanmayan Anka adı Ruzbihân-ı
Bakli gibi şair ve âşık mutasavvıflarca teşbih ve temsil unsuru olarak kullanılmıştır.
Anka kavramının tasavvufa iyice yerleşmesinde Attar'ın
Mantıku't-tayr adlı eserinde bu kuşu ayrıntılı bir şekilde ele alması etkili
olmuştur. Dünya edebiyatında ve bizim edebiyatımızda özellikle didaktik,
ahlakî hikâyelerde hayvan motifleri sıklıkla kullanılır. Fikir ve düşüncelerin
hayvanların ağzından aktarılmasının sağladığı kimi yararlar bu
yolun tercih edilmesinde rol oynamıştır.30 Özellikle dinî-tasavvufî içerikli
eserlerde anlatımın daha açık ve anlaşılır olmasını sağlamak için kuş motifinden
yararlanılmıştır. Bazı felsefî manaları anlatmak, soyut kavramları
somutlaştırmak için çeşitli kuş isimlerini sembol olarak kullanan İbnü'l-
Arabî'den sonra efsanevî bir kuş olan Anka'nın özellikleri çeşitli tasavvufî
manaların sembolü olarak kullanılmıştır.
Anka ile ilgili çeşitli benzetmeleri örneklerle gösterebilmek için taradığımız
divanlardan seçtiğimiz beyitleri şöyle sıralayabiliriz:
Öyle yaksın beni kim âteş-i reng-â-rengin
Mürg-i 'Anka çıka hâkister-i hâşâkimden
(Şeyh Galip D., G. 239, b. 7, s. 384)
"Rengârenk ateşin beni öyle yaksın ki, süprüntülerimin külünden
Anka kuşu çıksın" diyen şair Anka'nın küllerinden yeniden ortaya çıkması
27 İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Akçağ Yay., Ankara 1989, MI, 36-37;
Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, "Anka" mad., s. 139-140.
28
Süleyman Uludağ, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, "Anka" mad., TDV.
Yay., İstanbul 1991, III, 200.
29
Hançerlioğlu, a.g.e., s. 758-759.
Saadettin Eğri, "Klasik Türk Edebiyatında Hayvan Motifleri", Osmanlı Ansiklopedisi,
Yeni Türkiye Yay., Ankara 1999, X, 741.
Uludağ, a.g.m., s. 201.
Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 199
inancına telmih yapmıştır. Ayrıca, bu beyitte şair, sevgilinin ateşiyle yanarak
küllerinden Anka gibi tekrar ortaya çıkma isteğini dile getirir.
Gir gönül Kâfına 'Ankâ-yı hakâyık kıl şikâr
Ey Usûlî dâm-ı tezvir ü riyadır kal u kîl
(Usûlî D., G. 74, b. 9, s. 170)
"Gönül Kafma gir, hakikatlerin Anka'sını avla. Ey Usûlî! Dedikodu,
iki yüzlülük ve yalan dolan tuzağıdır" diyen şâir, gönlü Kafa, gönüldeki
hakikatleri ise avlanması gereken Anka'ya benzetir. Anka'nın Kaf ta yaşadığını
hatırlatır.
Gönlümün şehbâzı 'ulvîlerde itmişken karâr
Bir 'aceb lu'b ile sayd itdi anı 'Ankâ-yı 'ışk
(Muhibbi D., G. 1439, b. 4, s. 443)
"Gönlümün doğanı yücelerde dolaşırken acayip bir oyunla aşk Anka'sı
onu avladı" beytinde şair, gönül doğanının aşk Anka'sı tarafından
avlandığını söyler.
Etmezem gülzâr seyrin bülbül-i şeydâ gibi
Meskenim Kâf-ı kanâ'at olalı 'Anka gibi
(Hayalî D., G. 605, b. l, s. 299)
"Anka gibi kanaat Kafi meskenim olduğundan beri çılgın bülbül gibi
gül bahçesinde dolaşmam" beytinde âşık kanaat Kaf mda olduğu için çılgın
âşıklar gibi gül bahçesinde gezmez. Anka'nın Kaf dağında yaşamasına
telmih yapılır.
Ne ra'na rahş olur elhak ol ejderhâ-yı 'Ankâ-per Ki
eyler cilvesi sermende tavûs-ı hırâmânı
(Nef î D. K. 12, b. 28, s. 82)
"Doğrusu o Anka kanatlı ejderha ne güzel at olur ki cilvesi salınan tavusu
utandırır" diyen Nef î padişahın atını övdüğü Tahşiyesinde atı Anka
kanatlı ejderhaya benzetir. Onun yürüyüşünün, edayla salınışının tavus
kuşlarını bile kıskandırdığını söyler. Atın hızını, çabukluğunu ve
ulaşılmazlığını da Anka ile kıyaslar.
Nice benzer sana tarz-ı pâdişâhân-ı selef Bir
midir pervâz-ı 'Ankâyile pervâz-ı cerâd
fNef î D.. K. 26. b. 29. s 1281
200 H. Dilek BATİSLAM
"Önceki padişahların tarzı sana nasıl benzer? Anka'nın uçmasıyla çekirgenin
uçması bir midir?" diyen Nefî padişahın övgüsünü yaparken
Anka'dan yararlanır. Padişahı öncekilerle karşılaştırdığında bunun çekirgeyle
Anka'nın karşılaştırmasını yapmak gibi olduğunu söyler. Padişahın
Anka gibi olağanüstü özelliklere sahip olduğunu belirtir. Anka'nın uçmakla
ilgili özelliklerine de telmih yapar.
Tâ Cihân-âbâda vardı Isfahan mülkün geçüp
Kûmdan pervâz eden şi'r-i terim 'Anka gibi
(Nedim D., K. 18, b. 37, s. 72)
"Rum'dan uçan taze şiirim Anka gibi İsfahan ülkesini geçip ta Cihânâbad
şehrine kadar ulaştı" diyen Nedim taze, yeni ve güzel şiirinin Anka
gibi uçup pek çok yere ulaştığını söyler. Fahriye yaparken şiirinin güzelliğini,
her yere ulaştığını anlatmak için Anka'dan yararlanır. Anka'nın uçarak
bir çok yere kolayca ulaşabilme özelliğiyle şiirinin her yere ulaşabilme
özelliği arasında benzerlik ilişkisi kurar. Şöhretinin bir çok yere ulaştığını
belirtir.
Gönül ki kâkülüne sineden hücum eyler Ol
âşiyâne-i 'Anka bu şîr-pîşesidir
(Nailî D., G. 110, b. 4, s. 203)
"Gönül, kâkülüne sineden hücum eder. O Anka yuvasıdır, bu aslan
gibi ona hücum eder" diyen şair, kakülü Anka yuvasına, gönlü de şîrpîşeye
(işi aslan gibi hücum etmek olan) benzetir. Gönül, sevgilinin Anka
yuvasına benzeyen kâkülüne aslan gibi hücum ederek onu elde etmek ister.
Açdugınca şeh-per-i zerrinini 'Ankâ-yı mihr
Zâg-ı şeb kıldukça anun heybetinden intikâl
(MesîhîD.,K. 13, b. 31, s. 58)
"Güneş Anka'sı, altından yapılmış uzun kanatlarını açtıkça, onun
heybetinden gece kargası yer değiştirir (korkup kaçar)" diyen şair, güneşi
Anka'ya, geceyi ise siyah rengi dolayısıyla kargaya benzetir.
Yukarıdaki örneklerden yola çıkarak genel bir değerlendirme yapıldığında
divan şirinde Hümâ kadar sık olmamakla birlikte Anka ile ilgili
inanç, efsane ve rivayetlere de yer verildiği görülür. Anka ile birlikte en
çok Anka'nın yaşadığı yer olduğu söylenen Kaf dağının sözü edilir. Ayrıca
Simurg, Sireng adlarıyla da anılan Anka'nın renkli tüyleri, yere konmaması,
görünmezliği, kanadı, mekânının tam olarak bilinmeyişi, ünü, külleTürk
Kültürü İncelemeleri Dergisi 201
rinden yeniden ortaya çıkması, yuvası, avlanamaması, lâ-mekân mülkünde
ya da Kaf ta uçması vb. özellikleri telmih yoluyla teşbih ve mecazlara konu
olur. Bazen de cennet kuşu olması ve yeşil rengi üzerinde durulur.
Şairler kendileriyle ilgili benzetmelerde de Anka'dan yararlanır. Bu
durumda şair kendini mana Anka'sı olarak nitelendirir ya da manayı Anka'ya
benzetir. Ayrıca cömertlik Anka'sı, aşk Anka'sı, gönül Anka'sı gibi
birleştirmeleri de kullanır. Hümâ kanadı gibi kimi örneklerde Anka kanadından
da süpürge yapıldığı görülür.
Şehnâme'de anlatılan Zaloğlu Rüstem'i Anka'nın beslediğine dair rivayet
nedeniyle Rüstem'le birlikte anılır. Kimi zaman sevgili Anka gibi
adı bilinip görünmeyen bir varlık olarak tasvir edilir. Âşık sevgilisini Anka'ya
benzettiği zaman ondan yakınlık ve yardım beklediğini dile getirir.
Anka olma özelliğini eğer kendisine yüklemişse kanaat ve alçakgönüllülüğünü
övünerek söyler. Ulaşılması zor durumları ifade etmek için, avlanmayışı
ve ele geçmeme özelliği nedeniyle söz edilir. Anka ayrıca aşk, âşık
ve gönül için benzetilen olarak ele alınır. Âşık bazen Anka ile "hem-cenâh"
olur, bazen de Anka'ları avlayacak güçte görünür. Anka'nın kanadı
âşığın başında sorguç olur.
Anka ile ilgili olarak divan şiirinde kullanılan tamlamalar arasında
"Kaf-ı Kanâ'at, Kaf-ı istiğna" tamlamalarıyla birlikte "'Ankâ-yı 'âli-şân,
'Ankâ-yı 'âlî-himmet, 'Ankâ-yı himmet" gibi tamlamalar da bulunmaktadır.
Ayrıca kanaatkârlık ifade etmek için de "'Ankâ-meşreb, 'Ankâ-tabî'at"
terkipleri kullanılır. "'Ankâ-yı lâ-mekân" ise, tasavvufta Allah anlamında
kullanılmaktadır.
Taradığımız divanlarda bulunan Anka ve Anka ile ilgili tamlamaların
kullanım sıklığına ilişkin bilgiler şunlardır: 'Anka: (Muhibbi: 15; Nâbî ve
Hayalî: 13; Nefî: 7; Fuzûlî ve Nedim: 3; Nailî, Usûlî ve Bakî :2 ; Cem
Sultan: 1); 'Ankâ-yı 'âlî-§ân: (Nâbî ve Hayalî:!); Bâl-i 'Anka: (Şeyh Galip
ve Nefî: 1); Per-i 'Anka: (Nâbî ve Nedim: 1); Şeh-per-i 'Anka: ( Nâbî: 2;
Nedim: 1); Zîr-i 'Ankâ-yı şükûh: (Nefî ve Nailî: 1); 'Ankâ-meni§: (Nedim:
1); 'Ankâ-yı 'âlî-himmet: (Hayalî:!); 'Ankâ-yı 'aşk: (Muhibbi: 2; Hayalî:!);
'Ankâ-yı beyt-i Naat: (Şeyh Galip: 1); 'Ankâ-yı cihân-gîr: (Şeyh Galip: 1);
'Ankâ-yı Çin: (Şeyh Galip: 1); 'Ankâ-yı hakâyık: (Usûlî: 1); 'Ankâ-yı hevâ:
(Şeyhî: 1); 'Ankâ-yı 'inayet: (Nâbî:!); 'Ankâ-yıKaf: (Muhibbi: 4; Hayalî:!);
Pala, a.g.e., s. 36-37; Cemal Kurnaz, Hayalî Bey Divanı Tahlili, KTB. Yay., Ankara
1987,s.510.
Devellioğlu, a.g.e., s. 43.
202 H. Dilek BATİSLAM
'Ankâ-yı Kûh~ı Kaf: (Muhibbi: 2); 'Ankâ-yı Kaf-ı kadr: (Bakî: 1); Anka-yı
Kaf-ı lâ-mekan: (Şeyh Galip: 1); 'Ankâ-yı ma'na: (Şeyh Galip: 2); 'Ankâ-yı
mihr: (Mesîhî: 1); 'Ankâ-yı sehâ: (Şeyh Galip: 1); 'Ankâ-yı vahşet: (Şeyh
Galip: 1); Beyzâ-i mürg-i 'Anka: (Nâbî: 1); Cây-geh-i 'Anka: (Nâbî: 1);
Dâne-i 'Anka: (Hayalî: 1); Ejderha-yı Ankâ-per: (Nefî: 1); Ma'na-yı 'Anka:
(Şeyh Galip: 1); Kafin 'Anka'sı: (Muhibbi: 3); Mürg-i 'Anka: (Şeyh Galip:
2); Mürg-i 'Ankâ-yı Kaf-ı diğer: (Şeyh Galip: 1); Pervâz-ı 'Anka: (Nefî: 1)
S i mu r g
Kaynaklarda verilen Simurg'la ilgili bilgiler büyük ölçüde Anka için
verilen bilgilerle benzerlik göstermektedir. Çünkü Simurg Anka'nın Farsça'daki
adıdır. Simurg, Anka adı verilen hayalî büyük bir kuş olarak tanımlanmakta
olup Simurg kelimesi de "otuz kuş büyüklüğünde" anlamındadır.
Simurg-ı ateşîn-per ve simurg-ı zerrîn-per tamlamaları ise, güneş
karşılığı kullanılır. Simurg'la ilgili olarak ayrıca mitolojiye göre Kaf dağının
arkasında yaşadığına inanılan bir kuş, Anka kuşu, masal kuşu,
Zümrüd-i Anka, Ankâ-yı muğrib denilen hayalî bir kuş tanımları verilmektedir.
Elbruz dağında bulunduğuna inanılan Simurg'da her kuştan
bir iz bulunduğu için Simurg denilmiştir. Bir başka söylentiye göre
Simurg her kuştan bir tüy taşıdığı için vücudu bir kuşlar koleksiyonu
gibidir, yüzü insan yüzüne benzer. Farsça'daki diğer adı da Sireng'tir.
Simurg'un aslında bir kuşun adı olmayıp Rüstem'i yetiştiren olgun bir
kişinin adı olduğu da söylenmektedir.
İran destanlarında iki simurgdan söz edilir. Bunlardan biri Zal ile
Rüstem'i koruyan Simurg, diğeri ise İsfendiyar'ın öldürdüğü dev kuştur.
Doğduktan sonra babasının emriyle ıssız bir yere bırakılan Şam'ın oğlu
Zal'ı Simurg bulup yuvasına götürerek yetiştirmiştir. Simurg'a gaipten
gelen bir ses Zal'ın soyunun gelecekte ünlü olacağını bildirmiştir. İnsan
gibi konuşan Simurg Zal'a konuşmayı öğretmiş, sonra da onu babası Şam'a
götürmüştür. Simurg ayrılacağı zaman Zal'a tüylerinden birini vermiş ve
bir tehlike anında bu tüyün bir kısmını yakmasını söylemiştir. Bu sihirli
tüyle çağrılan Simurg, Zal'ın oğlu Rüstem'in doğumu sırasında annesini
Ziya Sükûn, Farşça-Türkçe Lügat, Gencîne-i Güftâr, MEB. Bas., İstanbul 1984, II,
1255-1256.
1255-U5Ö.
M. Zeki Pakahn, Osmanlı Tarih Deyimim ve Terimleri Sözlüğü, MEB. Bas., İstanbul
1993, III, 22; Devellioğlu, a.g.e., s. 1144.
Şemsettin Sami, Kamusu'l-A'lâm, Ankara 1996, IV, 2781; Firdevsî, Şehname (Çev.
Necati Lugal), MEB. Bas., İstanbul 1992,1,568.
Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 203
sarhoş ettikten sonra ona böğrünü açmasını söyler. Yaraya iyi gelecek süt
ve miskle karıştırılan otu gösterir. Bundan sonra kuşun bir tüyüyle yarayı
ovmak gerekir. Simurg ikinci ve son kez Rüstem'in İsfendiyar ile savaşı
sırasında çağrılır. Rüstem'in ve atı Rahş'ın vücutlarına saplanan okları
çıkarır ve onların yaralarını yine tüyleriyle iyileştirir.
İsfendiyar'ın öldürdüğü diğer Simurg ise zararlı bir canavardır. Bir
dağ üzerinde yaşar. Uçan bir dağa veya siyah bir buluta benzer. Pençesiyle
timsahları, parsları ve fili bile kaldırabilir. Her biri kendisi kadar büyük
iki yavrusu vardır. Bunlar uçtukları zaman çok büyük bir gölge meydana
getirirler. İsfendiyar Simurg'u her yanına keskin silahlar konulan bir
gerdun kullanarak hileyle öldürmüştür/
Kaynaklarda Türk edebiyatına Simurg efsanesinin bir motif olarak
İran edebiyatından geçtiği söylenmekle birlikte bunun pek doğru olmadığı
da belirtilmektedir. Türk kavimlerinin folklorunda, destan ve masallarında
uzun bir epizot olarak önemli bir yer tutan Simurg'un İslâm'dan
önceki Türk kavimleri arasında da yayıldığı tahmin edilmektedir. İslâmİran
edebiyatının eski Türk masalmdaki Tuğrul, Alp Kara Kuş vb. adlı
38
kuşun yerine Simurg'u koymuş olabileceği de öne sürülmektedir.
Simurg'un kimi özelliklerinin yer aldığı beyitlere şu örnekleri verebiliriz:
Gönül şehbâzını Simurg-ı Kafa hem-cenâh eyle Bu
alçaklarda pervâz eyleyen zâg u zegandan geç
(Hayalî D., G. 38, b. 4, s. 102)
"Gönül doğanını Kaf dağının Simurgu'na doğru kanatlandır, onun gibi
yüksekten uçur. Bu alçaklarda uçan karga ve çaylaktan uzaklaş" diyen şair,
gönlünü doğana benzetir ve gönül doğanının Kaf dağının Simurg'u gibi
yüksekten uçmasını ister. Simurg'un Kaf dağında yaşadığına telmih
yapar, gönlünün üstün özelliklere sahip olduğunu ima eder. Behrâm'ı biçer
dest-i celâlindeki şemşîr Sîmurg'ı kapar dest-i celâlindeki nâvek
(Nedim D., Tarih 5, b. 16, s. 131)
37V.F. Büchner, İslâm Ansiklopedisi, "Simurg" mad., MEB. Bas., İstanbul 1988, X, 653-
654; Şemsettin Sami, a.g.e., s. 2781.
Abdulkadir İnan, "Türk Folklorunda Simurg ve Garuda", Makaleler ve İncelemeler,
TTK Bas., Ankara 1987, s. 350-352; Hayrettin İvgin, "Türk Dünyası Kültüründe
Bazı Mitolojik Hayvanlar", Türksoy, Temmuz, Ankara 2001,1/4, 50-53.
38
204 H. Dilek BATISLAM
" Padişahın yüce elindeki kılıç Behrâm'ı biçer. Yüce elindeki ok
Simurg'u kapar" diyen Nedim, padişah III. Ahmet'in Övgüsünü yapar.
Padişah'ın elindeki büyüklük, yücelik gücünü mübalağa ederek anlatır.
Padişahın okla Simurg gibi ele geçmesi neredeyse imkânsız görünen bir
kuşu vurabileceğini söyler. Simurg'u mübalağa ve övgü amacıyla kullanır.
Sânına nisbet mülûkun şevketi benzer hemân
Peşşenin Simurg'a nisbetle ser ü samanına
(Nedim D., K. 21, b. 31, s. 81)
"Senin sânınla diğer hükümdarların yüceliğinin kıyaslanması sivrisinekle
Simurg'un hâlinin kıyaslanmasına benzer" diyen Nedim, övgüsünü
yaptığı padişahın diğer padişahlarla yücelik açısından kıyaslanmasının
Simurg'la sivrisineğin kıyaslanması gibi olacağını söyler. Simurg'la sivrisinek
nasıl boy ölçüşemezse seninle de diğer padişahlar boy ölçüşemez, der.
Karşılaştırma yaparken Simurg'un üstün özelliklerinden yararlanır. Mübalağa
yapar.
Hevâ-yı aşkun içre ben kaçurdum Kafa Sîmurg'ı
Cenâh-ı himmeti ol dem ki mânend-i 'ukâb açdum
(Bakî D., G. 320, b. 4, s. 298)
"Aşkının hevesi içinde ben Simurg'u Kafa kaçırdım. O an gayret kanadını
kartal gibi açtım" diyen Bakî, aşk hevesi içinde gayret kanadını
kartal gibi açıp Simurg'a yönelince Simurg'u Kafa kaçırdığını anlatır.
Simurg'un Kaf da bulunduğuna telmih yapar.
Ne çâbük-rahş olur ol Düldül-i Simurg-per elhak
Ki olmuş 'âlem-i fıtratda sehmu'1-gayb ile tev'em
(Nef î D., K. 39, b. 27, s. 175)
"O Simurg kanatlı Düldül ne hızlı at olur ki yaradılış âleminde
bilinmezlik korkusunun ikizi olmuştur" diyen şair sözünü ettiği atın
Simurg kanatlı Düldül gibi olduğunu söyleyerek hızını, çabukluğunu över.
Atın hızını övmek amacıyla Simurg'dan yararlanır.
Simurg divan şiirinde Hümâ ve Anka'dan daha az karşımıza çıkar.
Daha çok Anka gibi Kaf dağı ile birlikte kullanılır. Ulaşılmazlığı,
avlanmazlığı, yuvası ve diğer bazı alışılmadık, olağanüstü niteliklerinden
dolayı divan şâirleri şiirlerinde övgü amacıyla Simurg'un özelliklerinden
söz ederler.
Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 205
Taradığımız divanlarda bulunan Simurg'la ilgili tamlamalar ve bunların
kullanım sıklığı ile ilgili bilgiler şunlardır: Simurg: (Hayalî: 5 ; Nedim:
3; Şeyh Galip, Muhibbi ve Şeyhî: 2; Nefî, Cem Sultan ve Bakî: 1) ;
Simurg'i Kaf: (Nedim:2; Hayalî: 1) ; Bâl-i simurg-ı letafet: (Şeyh Galip: 1);
Bâl-i simurg-t ma'ârif: (Şeyh Galip: 1); Beççe-i simurg: (Nedim: 1); Beççe-i
simurg-ı celâl ü câh: (Nedim: 1); Düldül-i Simurg-per: (Nef î: 1); Simurg-âsâ:
(Nedim: 1); Simurg-ı çark: (Ahmet Paşa: 1); Simurg-t ejder-efgen: (Nedim:
1); Simurg-t himmet; (Şeyhî: 1); Simurg-ı kadr: (Necâtî: 1); Simurg-ı Kaf-ı
ma'rifet: (Şeyh Galip: 1); Simurg-ı ma'na: (Şeyh Galip: 1); Simurg-ı ruh:
(Usûlî: 1); Simurg-ı zemn-bâl ü per: (Bakî: 1); Simurg-ı zerrin-pençe-i Kaf-ı
mehabet: (Nedim: 1); Simurg-nisbet: (Fuzûlî: 1)
Sonuç
Yukarıda verdiğimiz çeşitli kaynaklardan alınmış bilgilerden de anlaşılacağı
gibi Hümâ, Anka ve Simurg birçok kültürde yer alan evrensel
nitelikli mitolojik kuşlardır. Her kültürde bunlara yüklenen anlam, bunlarla
ilgili inanç ve efsaneler bazı farklı özellikler gösterebilmektedir. Elimizdeki
bilgilerle divan şiirinde kullanılan Hümâ, Anka ve Simurg'la ilgili
kullanımların kökenini ve tarihsel süreç içerisinde geçirdiği değişiklikleri
tam ve net bir şekilde tespit etmek mümkün görünmemektedir. Bununla
birlikte bu kuşlar ve bunlarla ilgili anlatıların İslâmiyet Öncesi döneme
kadar gittiği, daha sonra İslâm inancı etkisiyle farklı anlam ve motiflerle
zenginleştirildiġi, divan şiirinde de yeni anlamlar yüklenerek gelenekselleştiği
söylenebilir. Divan şairi mitolojik kuşlarla ilgili öğeleri kullanırken
mecazlarla özel bir hayal sistemi oluşturup yeni bir şiir dili yaratarak anlatım
imkânlarını geliştirmiştir. Divan şairinin başarısı geleneğin kendisine
sunduğu hazır malzemeyi yeni bir söyleyiş biçimiyle sunmakta kendini
göstermektedir. Sonuçta kökeni neresi olursa olsun divan şiirinde bu öğeler
etrafında zengin bir kültür birikimi oluşturulmuştur.
Mitolojik kuşlar Hümâ, Anka ve Simurg'la ilgili olarak kaynaklarda
verilen bilgilerden de anlaşılacağı gibi bu kuşlar ve bunlarla ilgili inanç,
efsane ve düşünceler belirli noktalarda kesişmektedir. Bu nedenle söz konusu
kuşlarla ilgili benzetme öğeleri, telmihler, hayal ve çağrışımlar da
birbirine benzemektedir. Ortak yönleri olağanüstü, ulaşılmaz, alışılmadık
özelliklere sahip olma Kaf dağında yaşama olan Hümâ, Anka ve Simurg
divan şairleri için övgü malzemesi olarak zengin çağrışım ve hayaller
üretmeye uygun öğelerdir. Divan şiirinde Hümâ, Anka ve Simurg kimi
206 H. Dilek BATİSLAM
zaman övgüsü yapılan padişah, vezir, sadrazam ya da sevgili, kimi zaman
da şairin kendisi daha doğrusu şairliğiyle ilgili olarak karşımıza çıkar.
Padişah, Hümâ, Anka ve Simurg gibi insanlara şans ve mutluluk getiricidir.
Gölgesiyle Hümâ gibi insanları korur, şanslarını arttırır. Hümâ,
Anka ve Simurg'un kanadı ya da tüyleri padişahın eşiğinin süpürgesi olur.
Methiyelerde padişah yakalanması, ele geçirilmesi mümkün olmayan
Simurg'u okla vurur. Nef î padişahın, atlarını övdüğü rahşiyyesinde atların
Anka kanatlı olduklarını söyler. Mitolojideki kanatlı atlara da gönderme
yapar.
Gönül ülkesinin padişahı olan sevgili de Hümâ, Anka ve Simurg gibi
ulaşılmazdır. Yüksekten uçar. Saçlarının, zülfünün, perçeminin gölgesi
Hümâ gibi baht açıcıdır. Sevgili naz Hümâsı'dır. Adı var, kendi yoktur.
Gölgesini âşığın üzerine düşürüp onun bahtının açılmasını istemez.
Şaire gelince, onun sanat gücü ulaşılamayacak kadar yüksektir. Yeni
söyleyişli şiiri, özgün söyleyişleri Anka gibi en uzak yerlere kısa bir süre
içinde ulaşır. Şair söz ustalığının doruğundaki Hümâ'dır. Hümâ olmak
yetmez şaire; kimi zaman da mana Anka'sı olur. Sair Hümâ, Anka ve
Simurg'un gökyüzünün en üst katında oiması gibi sanat ve hüner göğünün
doruġundadır.
Aşık ise Anka gibi sevgiliyi avlamak ister. Çünkü her gönlün isteği
bir sevgili avlamaktır. Âşığın gönlü aşk güvercini olduğunda, sevgili onu
avlayan Anka olur. Sevgilinin ateşi, âşığı, Anka'nın kendisini yakmasına
benzer biçimde yakar. Ama âşık, Anka'nın küllerinden dirilmesi gibi yeniden
dirilir. Âşık, sevgilinin şans getirici Hümâ gölgesi olarak kabul ettiği
saçlarının gölgesinin rakibin değil kendisinin üzerine düşmesini ister.
Divan şairi Hümâ, Anka ve Simurg'u daha çok övgü amaçlı söz varlığı
içinde kullanmaktadır. Övülen kişilerde, bu kuşlarda olduğu gibi, olağanüstü
özellikler olduğu, onların sıradan kimseler olmadıkları, benzetmeler
aracılığıyla vurgulanmaktadır. Ancak övgünün dışında telmih öğesi olarak
da bu kuşların şiirde söz konusu edildiği görülür. Hümâ'nm gölgesi baht
ve talih getirici olma özelliği, yükseklik, değer, devlet ifade etmesi, yaşadığı
yerin bilinmeyişi, yuvası, Anka'nın Kaf dağında yaşaması, kanaatin
simgesi olması, kemik yiyerek beslenmesi, Rüstem ve Zal ile olan ilişkisi,
ulaşılmasının zorluğu gibi temel özellikleri de divan şiirinde telmih ve
benzetmelere konu olmuştur.
Erişilmezlik, yücelik ve olağanüstülük gibi özelliklerin ortaya konulmasında
Hümâ, Anka ve Simurg'la ilgili anlatılar, inanç ve efsaneler şair
Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 207
için yararlanılması, zenginleştirilmesi mümkün malzemelerdir. Bu nedenle
dolaylı anlatım, çağrışım sanatı olan şiir aracılığıyla divan şairleri
okuyucuyu gerçek dünyadan hayal dünyasına götürmek amacıyla olağanüstü
özelliklen olan Hümâ, Anka ve Simurg'dan yararlanmışlardır. Ayrıca
divan şairi benzetme, niteleme, kuvvetlendirme, durumu ve ruh hâlini
yansıtmak amacıyla da bu kuşların kimi özelliklerinden ilhanı almıştır.
Kökeni kesin olarak bilinmemekle birlikte divan şairinin bağlı bulunduğu
kültür dairesi içinde bu kuşlar ve bunların özellikleriyle ilgili çeşitli inanış
ve efsaneler divan şairince yeniden yorumlanarak zengin çağrışımlı, kendine
özgü bir hayal dünyası içinde okuyucuya sunulmuştur. Her şair bu
kuşları ortak kullanımın dışında, dünya görüşüne, hayatı ve olayları algılama
biçimine göre anlamlandırmıştır.
Divan şairlerinin şiirlerinde sıklıkla kullandıkları mitolojik kuşlar
Hümâ, Anka ve Simurg'un divan şiirinde genellikle yukarıda sözünü ettiğimiz
ortak çağrışımlarla kullanıldığı görülmektedir. Ancak bu ortak çağrışımları
her şairin kendi söz varlığı içinde iarkh hayal ve terkiplerle ifade
ettiği örneklerden anlaşılmaktadır. Ortak ve geleneksel olanın dışında şaire
özgü kimi hayal, benzetme ve tediplerin varlığı açıkça görülmektedir.
Taradığımız divanlardan yola çıkarak Kullanım sıklığı açısından
Hümâ, Anka ve Sirnurg'u değerlendirdiğimizde divanlarda en çok Hümâ
ve Hümâ ile ilgili öğelere yer verildiğini görüyoruz. Hümâ ve ilgili öğeler
toplam 264 kez kullanılırken Anka ve Anka ile ilgili öğeler 112 kez,
Simurg ve onunla ilgili öğeler ise 36 kez kullanılmıştır. Tamlamaların
kullanım sıklığı açısından bakıldığında ise tamlamaların birkaçı dışında
büyük bir bölümünün şairlerin kendilerine özgü oldukları görülmektedir.
Sonuç olarak, bu çalışma sonucunda divan şairlerinin sanıldığı ya da
genellikle söylendiği gibi ortak malzemeyi aynen kullanmadığı, ortak malzemeyi
kullanırken dil ve anlatım bakımından mutlaka kendine özgü buluşlardan
yararlandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca divan şiirinde mitolojik
kuşlarla ilgili oldukça zengin malzeme olduğu da görülmektedir. Bu tür
belirli ortak malzemelerin şairler tarafından farklı kullanım biçimlerini
belirlemeye yönelik metne dayalı çalışmalar şairlerin dil ve üslûp özelliklerinin
tespitine katkıda bulunacak çalışmalardır. Mitolojinin divan şiirindeki
yeri, mitolojik motiflerin divan şiirinde uğradığı değişim ve dönüşümler,
şairlerin mitolojik motifleri algılama biçimleri, bilinen motiflerle
yeni çağrışımlar yakalayarak anlatımı zenginleştirme, karşılaştırmalı edebiyat
çalışmaları için materyal sağlama gibi pek çok özelliğin ortaya konulabilmesi
için bu tür çalışmalar önemli katkı sağlayacaktır.
208 H. Dilek BATİSLAM
Çalışmada Yararlanılan Divanlar Kaynakçası:
Ak, Coşkun, Muhibbi Divanı, KTB. Yay., Ankara 1987.
Akkuş, Metin, Nefî Divanı, Akçağ Yay., Ankara 1993.
Akyüz, Kenan; Beken, Süheyl; Yüksel, Şedit; Cunbur, Müjgan, Fuzûlî
Divanı, Akçaġ Yay., Ankara 1990.
Bilkan, Ali Fuat, Nâbî Divanı, C. 1-2, MEB. Bas., İstanbul 1997.
Ersoylu, İ. Halil, Cem Sultan'ın Türkçe Divanı, AKDTYK, TDK. Yay.,
Ankara 1989.
İpekten, Haluk, Nailî Divanı, Akçağ Yay., Ankara 1990.
İsen, Mustafa, Usûlî Divanı, Akçağ Yay., Ankara 1990.
İsen, Mustafa; Kurnaz, Cemal, Şeyhî Divanı, Akçaġ Yay., Ankara
1990.
Kalkışım, Muhsin, Şeyh Galip Divanı, Akçağ Yay., Ankara 1994.
Küçük, Sabahattin, Bakî Divanı (Tenkitli Basım), AKDTYK. TDK.
Yay., Ankara 1994.
Macitj Muhsin, Nedim Divanı, Akçağ Yay., Ankara 1997. Mengi,
Ntinz, Mesıhı Divanı, AKDTYK. Yay., Ankara 1995. Tarlan, Ali
Nihat, Ahmet Paşa Divanı, Akçaġ Yay., Ankara 1992. Tarlan, Ali
Nihat, Hayalî Divanı, Akçağ Yay., Ankara 1992. Tarlan, Ali Nihat,
Necatı Divanı, Akçaġ Yay., Ankara 1992.
"Mythological Birds of the Classical Ottoman Poetry:
HUMA, ANKA AND SlMURG"
A b s r a c t
Tiıe mythohgy halâs ı>ery important place among the soıırces of divan poetry. Despite this,
it is yet to be studied dosely. Its İmportance deserves further studies which mil certainly heîp
understand and comprehend the Ottoman dassical poetry betler, in thîs paper the three
tnythoîogical birds nameîy Hüma, Anka, and Simurg and thetr usage were examined. in
order to do so, some couplets ekosen and usedfrom varİus dİvans.
Keywords
Keyıvords: Hüma, Anka, Sİmurg, Tlıe Classical Ottoman Poetry, mythology, birds.