Orijinalini görmek için tıklayınız : 2010 Yurt Dışı Haberler
2010 Yılına ait forumumuzda paylaşılan yurt dışı haberlerin tümü bu başlık altındadır.
Arşiv taraması yapmak isteyen kullanıcılarımız, arama modülünü kullanarak haberlere ulaşabilirler.
______________________________________
http://www.internethaber.com/images/news/113738.jpg
Mısır Filistin konvoyuna saldırdı
Mısır, Gazze konusunda iki yüzlülükle suçlanıyor. Mısır izin vermeyince liman kapısında olaylar çıktı!
''Filistin'e Yol Açık'' yardım konvoyunun Gazze'ye alınmaması üzerine Mısır'ın El Ariş Limanı'nda gerginlik yaşandı.
Mısır'ın El Ariş Limanı'nda Mısır yetkili makamlarının konvoyda bulunan 57 araca Gazze'ye giriş izni vermemesi üzerine konvoydakiler protesto gösterileri yaptı. Liman kapısını kıran konvoydakilerin bazı camları da kırdığı bildirildi.
http://www.internethaber.com/galeri/images/gallery/5682/3.jpg
MISIR POLİSİ BARİKAT KURDU
AA'ya demeç veren İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı basın sorumlusu Salih Bilici, "Mısır polisinin ve itfaiyesinin liman önüne yerleştirildiğini" belirterek, "buna karşılık konvoydakilerin 2 tırı liman kapısına dayayarak barikat kurduğunu" söyledi.
DIŞİŞLERİ DEVREDE
Konvoya Mısır'da katılan milletvekilleri Murat Mercan, Hüsnü Tuna, Cemal Yılmaz Demir, Mehmet Nil Hıdır ve Seracettin Karayağız ile İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı Bülent Yıldırım'ın Mısırlı yetkililerle sorunun çözülmesi için görüşmeler yaptığını kaydeden Bilici, Türk Dışişleri Bakanlığının da devreye girdiğini bildirdi.
MISIR 57 ARACA EL KOYMAK İSTEDİ
Mısır'ın el koymak istediği öne sürülen 57 aracın daha önce Mısır'dan satın alındığı ancak Türk plakası taşıdığı belirtildi. Mısır makamların Mısır'dan satın alınan araçların konvoyla birlikte Gazze'ye girmesini istemediği iddia edildi.
15 Aralıkta Türkiye'den yola çıkan yardım konvoyu Mısır'ın Akabe Limanı üzerinden Gazze'ye ulaşmak istemişti. Ancak Mısır'ın Akabe limanının kullanılmasına izin vermemesi üzerine konvoy Suriye'ye geri dönerek Lazkiye limanı üzerinden Mısır'ın El Ariş Limanı'na ulaşmaya çalışmıştı. Konvoyda yer alan araçlar, Ulusoy 6 adlı Türk bandralı gemi ile Mısır'ın El Ariş Limanı'na taşınırken konvoyda yer alan yaklaşık 400 kişi özel bir uçakla 3 seferde ancak uçağın arıza yapması nedeniyle 2 günde El Ariş havaalanına ulaştırıldı.
Mısırlı yetkililer, dün konvoydakilerin pasaportlarına giriş-çıkış mühürü vurmuş, konvoyun El Ariş'e ulaşan kısmının hemen Gazze'ye geçmesini istemişti. "Konvoyun bütün olarak Gazze'ye girmesini" isteyen konvoy katılımcılarının protestosu üzerine çıkış mühürü iptal edilmişti.
Mısır amerika ve yahudi iş birliğine devam etmeye dursun elbette bunun neticesini yakın dönemde alacaktır. yaşayalım görelim Mısır hükümetini ve bu insanlık suçuna göz yuman, sessiz kalan halkını Allah'a havale ediyorum.
Sokak Şairi
06-01-2010, 15:03
ha Mısır ha da Arap dünyasının büyük başları...
ve de
ha Hüsnü Mübarek ha da bizim Demirel...
hiçbir fark yok...
Zahiren Müslüman Batınen "Kof"...
Allah ; müslüman gibi görünen münafikların korusun bizleri...
Dışişleri: Yeterli değil
Türkiye ile İsrail arasında büyük diplomatik gerilime yol açan 'alçak koltukta ağırlama' skandalının mimarı İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon geri adım attı. Ayalon'un "Büyükelçilerin onurunu kırmak gibi bir adetim yok. Gelecekte tutumumu daha kabul edilebilir yollarla sergileyeceğim" şeklindeki açıklaması Türk Dışişleri'ni tatmin etmedi.
Ayalon dün gece geç saatlerde bir açıklama yaparak, Türk büyükelçiye saygısızlık etmek istemediğini ve gelecekte daha dikkatli olacağını bildirdi. The Jerusalem Post gazetesi, Ayalon’un bu açıklamayı, Büyükelçi Çelikkol’un geri çekilme tehlikesi üzerine yaptığını duyurdu.
Jerusalem Post’a göre Ayalon, Türkiye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=T%FCrkiye&c=haber)’yi protesto kararından vazgeçmediğini söyleyerek, “Türkiye’nin İsrail’e karşı saldırıları karşısında protestolarım hala geçerli. Ama büyükelçilerin onurunu kırmak gibi bir adetim yok. Gelecekte tutumumu daha kabul edilebilir yollarla sergileyeceğim” dedi.
Netahyahu hak veriyor ama...
Bu açıklamanın ardından İsrail Başbakanlığı'ndan da bir açıklama geldi.
Açıklamada, Netanyahu'nun Ayalon'un dün gece yaptığı "özür" açıklamasından duyduğu memnuniyet dile getirildi.
Açıklamada, Netanyahu'nun Ayalon'un Türkiye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=T%FCrkiye&c=haber)'ye yönelik protestosunda haklı olduğuna inandığı kaydedilerek, "Ancak bu daha diplomatik yollarla dile getirilmeliydi" dediği belirtildi.
Dışişleri tatmin olmadı
Dışişleri kaynakları, İsrail'in diplomatik nezaketsizlikle ilgili olarak yaptığı açıklamayı yeterli bulmadı.
Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'a yönelik davranışla ilgili olarak İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un yaptığı açıklamaları değerlendiren Dışişleri Bakanlığı kaynaklarının, yapılan açıklamayı yeterli bulmadıklarını öğrenildi.
İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, dün gece yarısı bir özür açıklaması yapmış, genel bir ifade kullanarak, "Amacının elçilerin onurlarıyla oynamak olmadığını" belirtmiş, "protestosunun Türkiye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=T%FCrkiye&c=haber)'nin İsrail karşıtı saldırılarına yönelik olduğunu" dile getirerek, bundan sonra yabancı diplomatlara protestolarını daha diplomatik yollarla ifade edeceğini kaydetmişti.
Neler yaşandı?
Türk Dışişleri Bakanlığı, Büyükelçi Çelikkol'a yapılan muameleden ötürü İsrail'den özür beklediği belirtmiş; özür gelmediği takdirde İsrail Büyükelçisi'ni geri çekeceği mesajını vermişti.
Jerusalem Post, Ayalon’un açıklamalarının, Türkiye (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=T%FCrkiye&c=haber)’nin özür beklediği şeklindeki açıklamalarından sonra geldiğini bildirdi. Ayalon, bu açıklamadan sadece birkaç saat önce İsrail Ordu Radyosu’na “Türkiye’den özür dilemeyeceğim” demişti.
Bu arada İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman bugün Kıbrıs Rum Kesimi’ne gidiyor. Jerusalem Post gazetesi, Lieberman’ın Ankara (http://haber.ekolay.net/haber_ara/default.aspx?q=Ankara&c=haber) ile sorunları olan Rum kesiminde şov yapabileceğini öne sürerken, İsrail Dışişleri yetkilileri ziyaretin son Türkiye-İsrail gerginliğinden önce planlandığını duyurdu. http://adtext.adnet.com.tr/counthighlight.ashx?t=1263395018187&ids=(7098,24335,100086),(7098,24272,100400)
Karayip denizindeki ada ülkelerinden Haiti yakınlarında 7,0 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.Amerikan Jeoloji Kurumu (USGS), depremin merkezinin ülkenin başkenti Port-Au-Prince'in 22 kilometre batısında ve sadece 30 kilometre derinlikte olduğunu bildirdi.
Haiti'yi vuran 7,0 büyüklüğündeki depremde başkent Por-Au-Prince'deki bir çok binanın yıkılırken, yıkıntılar arasında binlerce ölü ve yaralı bulunduğu bildirildi.Merkezi başkentin 15 kilometre batısı olarak bildirilen deprem ve sonrasındaki güçlü artçı şoklar nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Parlamento binası, bakanlıklar, katedral ve benzeri yüksek bir çok yapı yıkıldı veya büyük zarar gördü.
http://i.sabah.com.tr/2010/01/13/Haber/266079137500.jpg
Caddelerin panik içindeki insanlarla dolu olduğunu belirten görgü tanıkları, gökyüzünün yıkılan binaların etkisiyle toz ve duman içinde olduğunu dile getirdi. Elektrik şebekesinin de büyük ölçüde çöktüğü kentteki durumu ''tam bir felaket ve kaos'' olarak tanımlayan görgü tanıkları, yıkıntılar arasında yüzlerce insanın olduğunu, bu sayının binlerce de olabileceğini söyledi.
Amerikan Jeoloji Kurumu (USGS) uzmanlarından Kristin Marano, bu büyüklükteki bir depremin Haiti'de 1770'lerden bu yana görülmediğini bildirirken, sarsıntı Haiti'nin sınır komşusu Dominik Cumhuriyeti ile Küba'da da hissedildi, ancak bu ülkelerde belirgin bir zarar meydana gelmedi.
BAŞKENTTE YAĞMALAMA OLAYLARI
Bölgedeki AFP muhabiri, başkent Port-au-Prince'in kuzey kesiminde yağmacıların depremde çöken bir süpermarketi yağmaladığını, birçok ceset ve yaralının görüldüğünü bildirdi.
Allah depremzedelere yardım etsin inş. bir yandan binlerce kişi enkaz altında can veriyor bir yandan insanlar ölenlerin mallarını talan ediyorlar türkiye de de aynı olay yaşanmıştı çevre illerden takviye talancılar enkaz bölgelerine akın ediyorlardı nasıl olacaksa artık Allah ıslah etsin inş .
Sokak Şairi
14-01-2010, 13:04
Dünya İsrail'in özrünü konuşuyor
http://www.haberturk.com/2010/01/14/kuturesim/DUNYA2.jpg
Dünya medyası Ayalon'un özrüne büyük yer verdi
Dünyanın dört yanındaki medya organları İsrail Dışişleri Bakanı Danny Ayalon’un, Türkiye Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’a yaptığı hakaretten dolayı resmen özür dilemek zorunda kalmasına büyük yer verdi. Birçok gazetede olay ilk haberler arasında yer alırken ajanslar da dün akşamki özrü “flaş haber” olarak duyurdu. Dünya çapında basın kuruluşlarının haberleri şöyle:
XINHUA (ÇİN)
“İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Ayalon, Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik gerginliği yumuşatmak için, Ankara’nın İsrail Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’a, Pazartesi günkü uygunsuz davranışları üzerine bir özür mektubu gönderdi.”
DEUTSCHE WELLE (ALMANYA)
“Türkiye’nin büyükelçisini geri çekme tehdidi üzerine İsrail Ankara’dan resmen özür diledi. Gerginlik, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın planlanan Türkiye ziyaretine de gölge düşürdü. Bara gerginliğe rağmen Türkiye’ye gideceğini açıkladı.”
FINANCIAL TIMES (İNGİLTERE)
“İsrail, Türkiye ile giderek tırmanan gerginliği düşürmek üzere bir son dakika girişiminde bulunarak Çarşamba gecesi Türkiye’den resmen özür diledi. Gerginlik, Türkiye’yi İsrail’in ender dostlarından biri olarak gören İsrailli politikacıları da harekete geçirdi.”
RIA NOVOSTI (RUSYA)
“Tel Aviv, Türkiye büyükelçisini televizyon kameraları önünde aşağıladığı için Ankara’dan resmen özür diledi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İsrail’in Çarşamba akşamına kadar özür dilememesi halinde büyükelçiyi geri çekeceğini açıklamıştı.”
SKY NEWS (İNGİLTERE)
“İsrail koltuk hakareti için Türkiye’den özür diledi. İsrail, iki müttefik arasında tırmanan krizi yatıştırmak için Türkiye’ye resmi bir özür mektubu gönderdi. İsrail, mektubun çatışmayı sona erdireceğini umuyor. Türkiye, İsrail’in Ortadoğu’daki en önemli müttefiki.”
DAILY TELEGRAPH (İNGİLTERE)
“Koltuğun iki ülke arasında yarattığı diplomatik gerginlik özürle çözüldü. İsrailli politikacı ve yetkililer, koltuk çatışmasının yarattığı hasarı onarmak için gün boyunca çalıştı. İsrail Başbakanı Netanyahu, Ayalon’un açıklamasının özür olduğunu kabul etmek zorunda kaldı.”
BBC (İNGİLTERE)
“İsrail, Türkiye’nin Tel Aviv temsilcisine yapılan davranıştan dolayı doğan gerginliği yatıştırmak için Türkiye’den özür diledi. Başbakanı Netanyahu, gerginliğin son bulmasını umduğunu açıkladı. Uzun yıllardır askeri ve ekonomik ortak olan iki ülke ilişkilerinin yeniden eski rayına oturup oturmayacağı belirsiz.”
KHALEEJ TIMES (BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ)
“İsrail’in özrüne rağmen, gerginlik Savunma Bakanı Barak’ın Türkiye ziyaretini gölgeleyecek. İsrail, Türkiye temsilcisini aşağılayarak sadece kendini küçük düşürmekle kalmadı. Dahası, Türkiye ile ilişkilerine beklenenden çok daha büyük bir zarar verdi.”
NEW YORK TIMES (ABD)
“İsrail Başbakanı Netanyahu, Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye ile krizi yönetme şeklinden dolayı zorda kaldı.”
THE TIMES (İNGİLTERE)
“İsrail, Müslüman dünyasındaki en yakın müttefiki Türkiye’nin büyükelçisinin aşağılanmasından dolayı özür dilemeye mecbur bırakıldı.”
VOICE OF AMERICA (ABD)
“Savunma Bakanı Barak’ın Türkiye ziyareti öncesinde patlak veren Türkiye-İsrail gerginliği, İsrail’in özür dilemesiyle yatıştırılmaya çalışıldı.”
IRNA/İTTİLAAT/İRAN/KEYHAN (İRAN)
iRAN Resmi haber ajansı İRNA, Başbakan Erdoğan’ın, "İsrail’in özür dilediği" yönündeki açıklamalarına yer verdi. "İsrail, Türkiye’den özür diledi" başlığıyla verilen haberde, Ankara’nın İsrail yönetiminden özür talebinin karşılandığı belirtildi.
İttilaat gazetesi, "Türkiye, siyonist İsrail’den özür dilemesini istedi" başlığıyla verdiği haberde, "Siyonist yetkililerin, davranışlarıyla Türk Büyükelçisine ihanet ettiği" belirtildi.
Keyhan gazetesi, "Tel Aviv, Ankara karşısında geri adım attı ve Türkiye’den özür diledi" ifadesiyle verdiği haberde, İsrailli üst düzey yetkililerin, Türkiye’den gelen baskılar karşısında, tavır değiştirmek zorunda kaldığına işaret edildi.
İran gazetesi, "Türkiye Cumhurbaşkanı’ndan İsrail’e ültimatom" üst başlığıyla verdiği haberde, Cumhurbaşkanı Gül’ün, "Bugün akşama kadar İsrail’in sorumluları bu işi düzeltirler. Akşama kadar süre verilmiştir" sözlerine yer verildi. Haberde, "Türk Büyükelçisine yapılan ihanetin" Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, TBMM Başkanı Şahin’in yanı sıra diğer siyasi liderlerce de kınandığı ve Türk halkında büyük rahatsızlığa neden olduğu belirtildi.
Özür dilendi olay bitti ,eminim buna kargalarda gülüyodur:)oturduğun koltuğun farkında olmassan bölesi bir durum içinde olmak kacınılmaz galiba.
Sokak Şairi
14-01-2010, 13:16
"İsrail sadece Türkçe'den anlıyor"
Alçak koltuk krizi dünya basınının gündeminde
Türkiye ve İsrail arasında, Türk Büyükelçisi'ne yönelik tavrın ardından yaşanan diplomatik gergilik, dünya basını tarafından da yakından takip edildi. İsrail'in dün akşam Türkiye'den özür dilemesini ajanslar son dakika olarak duyurdu. Yazılı ve görsel basın da iki gün boyunca konuya ilişkin gelişmeleri yakından takip etti.
İsrail'den dün akşam gelen özrün ardından dünya basınında yer alan haberlerden bazıları şöyle:
Financial Times: Gazete, İsrail ile Türkiye arasındaki diplomatik gerginlikle ilgili haberinde eski İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü ve Türkiye uzmanı Alon Liel'in yorumlarına yer verdi. Liel, Meclis'e davet ettiği Türkiye Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'u kasıtlı olarak alçak bir koltuğa oturtarak aşağılamaya çalıştığı belirtilen Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un İsrail diplomasisini gülünç duruma düşürdüğünü söyledi. Gerginlikte en çok kayba uğrayacak tarafın İsrail olduğuna dikkat çeken Liel, "Türkiye'nin bize ihtiyacı olduğundan çok, bizim Türkiye'ye ihtiyacımız var. Biz Ortadoğu'da izole edilmişiz, Türkler ise çok önemli bir konuma sahip." dedi.
China Daily: Çin'de yayınlanan gazete de haberinde gelişmeleri özetleyip, İsrail'den özür geldiğini sayfalarına taşırken, Ayalon'un "Büyükelçi Çelikkol'a yönelik protestonun hala geçerli olduğunu" söylemesine dikkat çekti. Gazete, yaşanan diplomatik krizin Gazze operasyonunun ardından iki ülke arasındaki gerginliğe "yeni bir yükseklik kazandırdığını" kaydetti.
The Times: İngiliz gazetesi ise gelişmeleri özetlediği haberinde şu yorumda bulundu: "İsrail, Müslüman dünyasındaki en yakın müttefiki Türkiye'nin büyükelçisinin aşağılanmasından dolayı özür dilemeye mecbur bırakıldı."
Daily Telegraph: İngiliz gazetesi de olayı "koltuk krizi" olarak yorumlarken, krizin özürle çözüldüğünü belirtti. Gazete, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun, Ayalon'un açıklamasının özür olduğunu kabul etmek zorunda kaldığını kaydetti.
Khaleej Times: Körfez gazetesi de "İsrail'in Müslüman müttefiklerinden olan Türkiye'nin", yaşanan olayın ardından özür dilediğine dikkat çekti. 1996'da iki ülke arasında imzalanan askeri anlaşmanın ardından İsrail ve Türkiye'nin önemli bir müttefik olduğunu vurgulayan gazete, yaşanan olayları özetlerken, şu tespitte de bulundu: "Özüre rağmen yaşanan gerginlik Savunma Bakanı Barak'ın Türkiye ziyaretini gölgeleyecek. İsrail, Türkiye temsilcisini aşağılayarak sadece kendini küçük düşürmekle kalmadı, Türkiye ile ilişkilerine beklenenden çok daha büyük bir zarar verdi."
BBC: İngiltere merkezli kanalın özür yorumu ise "Uzun yıllardır askeri ve ekonomik ortak olan iki ülke ilişkilerinin yeniden eski rayına oturup oturmayacağı belirsiz." şeklinde oldu.
NZ Herald: Olay, Yeni Zelanda basınında da yer alırken, Ayalon'un tavrının "Sert Ortadoğu diplomasisinde bile sarsıcı bir hakaret" olduğunu vurguladı. Diplomatik mesajların genelde "ince bir şekilde" verildiğini belirten gazete, Ayalon'un tavrının ise aşağılayıcı olduğunu ve Türkleri sinirlendiğini aktardı. Gazete, iki ülke arasında yaşanan gerginliğin, Türkiye'nin İran'a yaklaşmasının da bir yansıması olduğunu iddia etti.
Sky News: Amerikan haber kanalı ise olayı "İsrail koltuk hakareti için Türkiye'den özür diledi" şeklinde yorumladı. İsrail'in resmi bir özür mektubu gönderdiğini belirten kanal, ancak çatışmanın özür mektubuyla kalmayacağını savundu ve Türkiye'nin, İsrail'in Ortadoğu'daki en önemli müttefiki olduğuna dikkat çekti.
MSNBC: Amerikan haber portalında AP imzasıyla yer alan haberde ise İsrail'in, krizin sona ermesini umarak Türkiye'den özür dilediği aktarıldı. Ayalon'un, kendi davranışını da eleştiren bir açıklama yaptığı belirtilen haberde, Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada bir özür mektubunun gönderildiği ve krizin sona ermesinin umulduğu kaydedildi. Ancak özür dilemesine rağmen Ayalon'un, Büyükelçi Çelikkol'u protesto için bakanlığa çağırma kararının arkasında durduğuna dikkat çekildi.
El Ahbar: Lübnan gazetesi, yaşanan olayla ilgili haberinde ilginç bir benzetmede bulundu ve Başbakan Erdoğan için "Sultan Erdoğan" ifadesini kullandı. Gazete, ayrıca "İsrail sadece Türkçe'den anlıyor. Özür, aşağılama ile aynı seviyedeydi." diye belirtti. Gazete ayrıca şu yorumda bulundu: "Tehdit etkiliydi. İsrailliler hemen dizleri üzerine çöktüler ve yaptıkları aşağılamayla aynı seviyede hareket ettiler." Gazete, özür mektubu konusundaki en önemli gelişmenin ise Netanyahu ve Lieberman'ın bu kararı almış olması olduğuna dikkat çekti.
Yeshiva News: İsrail medyasından Yeshiva, özür dilenmesinin İsrail yönetimi için çok büyük bir geri adım olduğunu belirtti ve şu ifadeleri kullandı: "Ayalon, Türkiye'nin tanıdığı sürenin bitimine az bir zaman kala özür diledi. İsrail'in gurur günleri sonsuza dek geride kaldı."
Quds El Arabi: Bir başka Arap gazetesi olan Quds El Arabi ise olaya başka bir açıdan yaklaştı. Gazete, İsrail'in özür dilemesinin aslında "Türkiye'yi aşağıladığını" savundu. Gazete, şu ifadelere yer verdi: "Erdoğan aslında İslam imparatorluğunun genlerini taşıyan Osmanlı Türkiye'sini temsil eden elçisinin tam olarak kabul etmedi. Erdoğan'ın, çok fazla tereddüdün ardından gelen İsrail'in özrünü kabul edeceğine inanmıyoruz. Erdoğan hükümeti, İsrail kabalığına hak ettiği bir şekilde cevap verdi. bu İsrail hükümetlerinin alışık olmadığı bir tavır, özellikle Arap ülkelerinden."
EuroNews: Euronews ise gelişmeleri yorum yapmadan aktarmayı tercih ederken, Erdoğan'ın gerçek hayatta İsrail'i sert eleştiren birisi olduğunu belirtmekle yetindi.
Deutsche Welle: Alman kanalı, Türkiye'nin büyükelçisini geri çekme tehdidi üzerine resmen özür geldiğini belirterek, "Gerginlik, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın planlanan Türkiye ziyaretine de gölge düşürdü." diye kaydetti.
Ria Novosti: Rus ajansı, İsrail'in resmen özür dilediğini aktardığı haberinde bunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül büyükelçiyi geri çekme tehdinin etkili olduğunu yazdı.
CİHAN
Türkiyenin isralin özrünü kabul etmemesi gerekir her fırsatta böyle alçakça davranışlar sergileyen israil'den köprüleri bir an önce atmalıdır..
Sokak Şairi
14-01-2010, 15:35
israil Basınına Göre Özür Mektubu "Teslimiyet"
İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un Türkiye Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'a yakışıksız davranışına Türkiye'nin tepkisi üzerine gönderilen özür mektubu, İsrail basınında genelde "teslimiyet" şeklinde yorumlandı.
http://nocbilisim.medianova.tv/haber/haber7/photos/358620091201122734132.jpg
İbranice yayımlanan gazetelerinden Maariv, "Teslimiyet. Ayalon özür diledi. Kriz sona erdi" başlığının altına "Bir sonraki krize kadar" alt başlığını kullandı.
Haberde, "Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon artık o kadar yüksekte oturmuyor. Ayalon, dün (Cumhurbaşkanı Şimon) Peres ve (Başbakan Binyamin) Netanyahu'nun baskılarına boyun eğerek Ankara'ya ikinci bir özür mektubu göndermek zorunda kaldı. Aynen Türklerin istediği gibi: Sizi küçük düşürmek istemedim ve protestonun yansıma ve algılanma şeklinden dolayı özür diliyorum" ifadelerine yer verildi.
Haaretz gazetesinin İbranice nüshasında "İsrail, Türk ültimatomuna teslim oldu" manşeti atılırken, İngilizce nüshasında "Baskılara boyun eğen Ayalon, Türkiye'den yeniden özür diledi" başlığı kullanıldı.
Gazetede Zvi Barel'in "Türk kamuoyu affetmez ve unutmaz" başlıklı yorumunda ise Danny Ayalon'un özrüne rağmen, iki ülke ilişkilerine zarar verildiği belirtildi.
Türk kamuoyunun hassasiyetine dikkati çeken Barel, "Türk halkı, temsilcilerine yapılan hakaretleri sineye çekecek bir halk değildir. Hükümetinin icraatını beğenmediğinde sokaklara dökülen bu halktır. Hükümetin politikalarını beğenmediğinde sesini yükselten de bu halktır" görüşünü dile getirdi.
İbranice yayımlanan gazetelerden Yisrael Hayom, "İsrail'den Türkiye'ye özür" manşetini kullandı.
Bu gazetenin yorumunda, "Türkiye büyükelçisini kameralar önünde aşağılama fikrinin akıl yoksunluğundan başka bir şey olmadığı" vurgulandı.
İbranice yayımlanan gazetelerden Yediot Ahronot, "Teslimiyet ve özür" başlığıyla verdiği haberde, "Gün boyu süren baskılar, telefonlar, ricalar ve malum kelimeyi içeren bir mektup sonucunda Türkiye Büyükelçisi olayı kapandı" ifadelerini kullandı.
İsrail radyosuna açıklama yapan Kadima partisi milletvekillerinden Haim Ramon da "Türkiye ile gereksiz bir sürtüşme yaratıldı. Hükümet akılsızca davrandı" diye konuştu.
AA
Önümüzdeki Günlerde Türkiye'ye Gelecek Moğolistan Heyetinin Bavulunda Bu Kez Farklı Bir Dosya Var.
Önümüzdeki günlerde Türkiye'ye gelecek Moğolistan heyetinin bavulunda bu kez farklı bir dosya var. Altı kadına sadece bir erkeğin düştüğü Moğolistan, Türkiye'den 20 bin erkek isteyecek.
Referans Gazetesi'nden Jale Özgentürk'ün haberini aşağıda okuyabilirsiniz...
Bir yanında Rusya, diğer yanında Çin... Orta Asya'da denize kıyısı olmayan, gözalabildiğine ovalardan, çayırlardan oluşan bir ülke. Yüzölçümü 1.5 milyon metrekare yani Türkiye'nin iki katı... Nüfusu ise sıkı durun, sadece ve sadece 3 milyon.
Bu ülke Moğolistan. Büyük Moğol İmparatoru Cengiz Han'ın ülkesi...
Bölgesel iki süper gücün arasına sıkışmış, yıllarca Rusya'nın egemenliğinde kalan Moğolistan, tarım, madencilik, hayvancılık ve turizme dayalı bir ekonomiye sahip. Dış ticaret hacmi sadece 3 milyar Dolar (http://www.haberler.com/dolar/) ülkenin 45 milyon hayvanı var. Moğolistan atların en özgür dolaştığı ülke.
Moğolistan'ın Türkler için önemi ise farklı. Orhun Abideleri, Göktürk Anıtları ile Türk tarihi açısından da ayrı bir değer taşıyor.
AK Parti (http://www.haberler.com/ak-parti/) hükümeti de bu farklılığın farkında ve "Moğolistan dâhil Orta Asya ülkeleriyle artan ölçüde derinlikli bir işbirliği dokusu geliştirilmesi" politikası doğrultusunda ilişkileri sıcak tutuyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan (http://www.haberler.com/recep-tayyip-erdogan/)'ın ziyaret ettiği Moğolistan'da dört adet Türk okulu var. Türkiye İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) kanalıyla bu ülkede çeşitli çalışmalar yürütülüyor. Bu çalışmalardan biri de Orhun Kitabeleri'ne giden Bilge Kağan (http://www.haberler.com/bilge-kagan/) yolunun yapılması oldu.
İki ülke arasında dış ticarete gelince, burada çok sevindirici bir durum yok. Moğolistan'ın 3 milyar dolarlık ticaret hacmi içinde Türkiye'nin payı 2008 rakamlarına göre sadece 7 milyon Dolar (http://www.haberler.com/dolar/) civarında.
Üçüncü komşu Türkiye Coğrafi olarak sıkışmış kalmış olan Moğolistan da bu tarihi bağlar nedeniyle Türkiye'yi "üçüncü komşu" ülke olarak görüyor. Karşılıklı işbirliği için atılan adımlar hızlanıyor.
Heyetler geliyor, gidiyor. Önümüzdeki günlerde ise Türkiye'ye yeni bir heyet gelecek. Ama bu kez heyetin bavulunda farklı bir dosya var.
Nedir bu? Moğolistan giderek azalan nüfusuna çare arıyor. Rusya'nın egemenliğinde geçen yıllar boyunca işi, gücü olmayan müslüman Moğol erkeklerinin büyük bölümü alkolün pençesine düşmüş. Moğolistan'da erkek nüfus azalıyor. 6 kadına bir erkek düşüyor.
Erkek sayısının bu kadar az olması yüzünden başlık parası kadınlar için değil erkekler için isteniyor. 45 milyon hayvan, başlık parası için önemli bir kaynak.
Moğol hükümeti giderek artan bu endişelerini gidermek için şimdi Türkiye ile farklı bir talepte bulunuyor. Türkiye'den 20 bin erkek istiyor.
Bu aşamada görüşmeler sürüyor. Önceki gün bu konuda çalışmaları yürüten bir yetkili ile sohbet ettik. Moğolistan'da erkek sayısının azlığının ülkede önemli sıkıntılar yarattığını söyleyen yetkili, Moğolistan'dan önümüzdeki günlerde üst düzey yetkililerden oluşan bir heyetin geleceğini anlattı.
Heyetle bu konuda nasıl bir yol izleneceğini konuşacaklarını söyleyen yetkili, "Halk, Ruslar kökümüzü kuruttu diyor. Türk erkeklerinin çalışkan olduğunu düşünüyorlar. Türk erkekleri gelirse kendi erkeklerinin de silkineceğini düşünüyorlar" diyor.
Moğolistan deyip geçmeyin. Ülkede madencilik, tarım ve turizm konusunda ciddi potansiyel var. Topraklar tertemiz, bakir bir doğaya sahip. Bu arada tarım dedik diye korkmayın nüfusun yüzde 51.2'si de şehirlerde yaşıyor. Ciddi bir şehirleşme var. Okuma yazma oranı da yüzde 95.
20 bin Türk erkeği nasıl seçilecek bilmem ama seçilenin başına talih kuşunun konacağı ortada.
Dostyakasi
23-01-2010, 06:33
Avrupa buz kesti: 80 ölü
Kar yağışı ve sıfırın altına inen hava sıcaklığıyla sert bir kış geçiren Avrupa'nın büyük bir kısmında dondurucu hava yüzünden 80'den fazla kişinin öldüğü bildirildi.
BBC'nin haberine göre, dondurucu hava yüzünden Polonya'da en az 42 kişi öldü. Ölenlerin çoğunun evsizler olduğu kaydedildi. Polonya polisi halka, sokakta gördükleri evsiz ve ayyaşlara yardım etmeleri çağrısında bulundu.
Soğuk hava yüzünden Fransa'da 2 evsizin, Ukrayna'da 27 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. Hava sıcaklığının sıfırın altında 33 dereceye düştüğü Almanya, Avusturya ve Finlandiya'da da meydana gelen trafik kazalarında da 13 kişi öldü.
Avrupa'nın kuzey kesiminde hava, demir ve kara ulaşımının yapılamadığı ve kar yağışının sürmesinin beklendiği belirtildi.
Aşırı soğuk hava ABD yi de etkisi altına alırken, ülkenin özellikle doğu sahili yoğun kar yağışına teslim oldu.
Birçok eyalette okul ve otobanlar kapanırken, soğuk havanın etkisiyle gerçekleşen trafik kazalarında beş kişi hayatını kaybetti.
Dostyakasi
23-01-2010, 06:41
İngiltere, Devonr'da yaşayan Ken Morish bu elmayı ağaçtan kopardığında birinin şaka yapmak için boyadığını düşündü. Uzmanlar da ortadan ikiye farklı renklerle böyle kusursuz ayrılmış elmanın milyonda bir olacağını söylüyor. 72 yaşındaki emekli dekoratör Ken Morishr'in elmayı yemeye niyeti yok, çünkü onu görmek için civar kasabalardan gelenler bile oluyor. Morish buzdolabının dondurucusunda sakladığı bu tuhaf meyveyi kendi bahçesindeki ağaçtan koparmış. Botanikçiler elmanın iki renkli olmasını genetik mutasyona uğramış olmasıyla açıklıyor ve meyvenin kırmızı yüzeyinin, yetişirken daha çok güneş ışığına maruz kaldığı için, yeşil bölgesinden daha tatlı olacağını belirtiyor.
Dostyakasi
23-01-2010, 06:48
Enkazdan 10 Gün Sonra Sağ Çıkarıldı
http://img.haberler.com/haber/629/enkazdan-10-gun-sonra-sag-cikarildi_3414_o.jpg (http://www.haberler.com/resim.asp?haber_id=1888629)
Haiti'de 7 Büyüklüğünde Depremden 10 Gün Sonra 69 Yaşındaki Bir Kadının, Enkaz Altından Sağ Çıkarıldığı Bildirildi.
Haiti'de 12 Ocak'ta meydana gelen 7 büyüklüğünde depremden 10 gün sonra 69 yaşındaki bir kadının, enkaz altından sağ çıkarıldığı bildirildi.
Doktorlar, enkaz altından sabah çıkarılan kadının hastanede tedavi altına alındığını, ancak durumunun çok iyi olmaması nedeniyle yaşamayabileceğini söylediler.
Kadının, başkent Port-au-Prince'de stadyum yakınında enkaz altından çıkarıldığı belirtildi.
TÜRK EKİBİ DÖNDÜ
Haiti'de meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremde 5 kişiyi enkaz altından canlı kurtaran GEA Yeni Yüksektepe Arama Kurtarma Ekoloji Derneği ekibi Türkiye'ye döndü.
Haiti'den Fransa aktarmalı olarak Air France uçağıyla İstanbul (http://www.haberler.com/istanbul/)'a gelen GEA ekibi, Atatürk Havalimanı'nda İstanbul (http://www.haberler.com/istanbul/)'daki GEA şubelerinden arkadaşları tarafından çiçeklerle karşılandı.
GEA Genel Koordinatörü Umut Dinçşahin, Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali'nde düzenlediği basın toplantısında, depremin 105. saatinde biri çocuk iki kişiyi kurtardıklarını belirterek, 108. saatinde bir kadın, 125. saatte bir erkek ve 126. saatte bir kadın depremzedeyi daha enkaz altından çıkardıklarını anlattı.
Dinçşahin, GEA ekibinin kurtarma çalışmasını Güney Florida (http://www.haberler.com/florida/) Arama Kurtarma Grubu (South Florida (http://www.haberler.com/florida/) Task Force-2) ile birlikte gerçekleştirdiklerini de ifade ederek, GEA üyelerinin takip eden süreçte, bölgede düzen altına alınmaya çalışılan insani yardım çalışmalarına destek verdiğini kaydetti.
http://www.internethaber.com/images/news/72052.jpg
Avrupa'da Yahudi düşmanlığı zirvede
Merkezi İsrail'de bulunan Yahudi Ajansı, Batı Avrupa'da 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana en çok Yahudi düşmanlığı vakalarının geçen yıl görüldüğünü ileri sürdü.
Yahudi Ajansının yayınladığı rapora göre, geçen yılın ilk 3 ayında yaşanan vakaların sayısı, 2008'deki toplam vakalardan daha fazla idi. Bu dönemin, İsrail'in Gazze işgalinden hemen sonraya denk geldiği belirtildi.
Örneğin Fransa'da 2009'un ilk 3 ayında 113'ü şiddet içermek üzere toplam 631 Yahudi düşmanlığı vakası yaşandı. Rapora göre geçen yıl dünyada Yahudi karşıtı saldırılarda 8 kişi öldü.
Almanya’da yaşayan Prof. Dr. Uğur Şahin, kanserli hastalar için yaptığı çalışmalardan dolayı Federal Eğitim, Bilim ve Araştırma Bakanı Annette Schavan tarafından ödüllendirildi.
Kansere karşı geliştirdiği yeni bir aşı sayesinde “G0-Bio-Werttbewert” projesinde en iyiler arasına giren Prof. Şahin, böylece araştırmalarında kullanmak için 3.5 milyon Euro’luk maddi destek aldı.
Aşının son denemelerini yaptıklarını belirten Prof. Şahin, “Bir aksilik olmazsa bir buçuk, iki yıl içinde aşıyı piyasaya sunacağız” dedi. Aşıyı, kanserli hastalarda ameliyat sonrası kalan kanserli hücreleri yok etmek için geliştirdiklerini belirten Prof. Dr. Şahin, “Kansere karşı genetik bir aşıyı yıllar içinde bugünlere getirdik. Eşim Dr. Özlem Türeci’nin de aralarında bulunduğu 200 kişilik ekiple beraber çalışmalarımızı Mainz Üniversitesi’nde yürütüyoruz” dedi.
Allah muvaffak etsin inş. bizim kafamız hep kötüye çalışmıyor demek ki :) yeter ki iyi şeylere yönelelim :)
Bizim tarihimiz övünçlerle dolu bir tarih, doğusuyla ,batısıyla mozağiyiyle mutlu ve gururlu bir milletiz biz.
Tarihte sayısız başarıya imza atmiş pek çok şahsiyet var.
Sindirildik mi dersiniz?.. uyuşturulduk mu?.. ama gerçek şu ki ; Bir Türk Dünya`ya Bedeldir.! )
Hollywood’un gözde çifti Brad Pitt ile Angelina Jolie’nın 205 milyon sterlinlik ayrılık anlaşması imzaladıkları açıklandı!
http://img.ekolay.net/sinema/images/26012010090219_40_681379ka2.jpg
İngiliz News of the World Gazetesi, Hollywood’un gözde çifti Brad Pitt ile Angelina Jolie’nın 205 milyon sterlinlik ayrılık anlaşması imzaladıklarını açıkladı.
Habere göre, geçen ay ayrılık hazırlıklarına başlayan çift ocak ayının ilk günlerinde Los Angeles’ın en ünlü boşanma şirketlerinden birine giderek “sorunsuz bir ayrılık” için anlaşma yaptı. Üçü biyolojik toplam altı çocuğun velayeti konusunda mutabakata varan çift, mal varlıklarını da ayırdı. Anlaşmanın diğer detayları ise açıklanmadı.
2004 yılında “Bay ve Bayan Smith” filminin çekimleri sırasında tanışan çiftin son olarak bir restoranda şiddetli kavga ettiği iddia ediliyor. Çiftin geçen hafta düzenlenen Altın Küre ödül törenine katılmaması da iddiaları güçlendirdi.
Bankacılıkta yabancı uyarısı
http://i.milliyet.com.tr/HaberAnaResmi/2010/01/30/bankacilikta-yabanci-uyarisi-501812.JpegKemal Derviş
Türkiye’de piyasa boyutunun ulusal bankacılığa müsait olduğunu belirten Kemal Derviş, “Sektörde yüzde 35-40 olan yabancı payının, bu seviyenin çok da üstüne çıkmamasında yarar görüyorum” dedi
Brookings Enstitüsü Başkan Yardımcısı Kemal Derviş, Türkiye’nin dinamik ve esnek yapısıyla yükselen bir yıldız olduğunu söyledi. 2001 krizinde ekonomiden sorumlu Devlet Bakanlığı’nı üstlenen Derviş, Fortune dergisinin şubat sayısında Burcu Bulut’a bugünkü kriz yönetimini nasıl değerlendirdiğini anlattı.
Derviş, “2009 yılı içinde krizin kitabını yazacağınızı söylemiştiniz. Dünya ekonomisi ile ilgili bu notlarınızı ne zaman görebileceğiz? Kitabınızda Türkiye ile ilgili neler var?” sorusu üzerine şunları kaydetti:
“Dünya ekonomisi ve dünya ekonomisinde Asya’nın konumu konusunda bir kitap üzerinde çalışıyorum. Ve sanıyorum bu kitap 2010 yılı içinde yayımlanacak. Çünkü dünya ekonomisine baktığımız zaman, artık Asya olayını görmemek, küçümsemek olmuyor. Çalışmalarımda önemli bir Asya boyutu var. Tabii ki Türkiye’den de bahsediyorum. 2009 yılını çıkarırsak, hızlı büyüdüğü bir dönemi oldu Türkiye’nin. Aslında müthiş dinamik bir ülke, esnek bir yapıya sahip. Bu toplumsal vasıf bizi daha güçlü hale getiriyor. Dolayısıyla Türkiye’nin gerçekten yükselen bir yıldız olduğu kanısındayım. Ancak Türkiye’nin çok ciddi bir yapısal sorunu var büyüme konusunda. O da tasarruf yetersizliği. Ama şu anda insanlara ‘Daha fazla tasarruf gerçekleştirin’ demek doğru olmaz. Bu orta ve uzun vadede olmalı.”
Son krizi en iyi yöneten ülkelerin başında “en iyi kemer sıkma” gerekçesiyle Şili’yi sayan Derviş, Türkiye’nin maliye politikasını da şöyle değerlendirdi:
“Ekonomide yüzde 5 ile 6 arası bir küçülme oldu. Ve çok ciddi bir istihdam sorunu ile karşı karşıyayız. Bunu büyük ölçüde dışarıdan gelen şok yüzünden önleyemezdik zaten. Fakat son 5 yılda cari açık bu kadar büyük olmasaydı ve içeride yaratılan katma değere dayanan bir büyüme modeliyle devam etseydik, ithalat payı daha az olsaydı daha iyi olurdu.”
‘Sosyal politika uygulandı’
Daha önce, “Ak Parti’nin güvenilir bir ekonomi söylemi yok. Ne yapmak istediklerini kendilerinin bile bildiklerini sanmıyorum” diyen Derviş, “Hâlâ aynı düşüncede misiniz?” sorusu üzerine şunları söyledi:
“Ak Parti hükümeti, piyasaya dönük ama sosyal boyutu da oldukça gelişmiş bir politika uyguladı. Son 5-6 yıl Türkiye için hızlı bir büyüme sürecine yol açtığına tanık olduk. Bana göre, bu büyüme sürecinin en sorunlu kısmı istihdam boyutu oldu. Bunu da gene, cari açığın çok yüksek olması, içeride yaratılan katma değerin yeterli olmamasına bağlıyorum. 2001-2002 döneminde serbest kura geçtik. Kuru sabit tutmak diye bir şey olamaz Türkiye için, mümkün değil böyle bir şey. Ama ne olursa olsun; hangi değere gelirse gelsin demek ve aşırı değerlenmesine karşı önlem almamak da, işte bu istihdam ve büyümedeki yavaşlama sorunlarını, tasarruftaki düşüklüğü meydana getirdi.”
Küresel ekonominin geçen yıla dönmesinin söz konusu olmadığını belirten Derviş, “Ama büyümeyi durduracak, krizden çıkışı yavaşlatacak sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz. Çünkü daha kriz tam olarak son bulmuş değil. Bazı bankalar bugün, hâlâ büyük bir tehlike içinde. Çok büyük bankalardan bir tanesinde sorun çıksa, o bankayı şehit etmek
o kadar kolay değil. Şimdi yeni bir düzene ihtiyaç var” dedi.
‘Kahn’lı IMF esnek anlaşmak daha kolay’
2001 krizinde 10-15 milyar dolar bulunmasaydı daha büyük bir çöküş yaşanma ihtimali olduğunu anlatan Derviş, bugün böyle bir durum olmadığını, dolayısıyla IMF ile anlaşmayı da orta vadeli bir çerçevede ele almak gerektiğini kaydetti. Derviş şöyle dedi:
“Özellikle IMF, Dominique Strauss Kahn’ın önderliğinde çok daha esnek. Çok daha Keynesyen bir kurum haline geldi. Dolayısıyla şimdiki IMF ile anlaşmak daha kolay. Anlaşma olursa finansman, büyüme artabilir, faizlerin yeniden yükselmesine karşı önlem alınmış olur. Fakat kur konusunda dikkatli olmak lazım. Esnek kredi aracını kullanmak en yararlısı olur diye düşünüyorum.”
Derviş, Obama’nın kurmayı olsaydı...
ABD’de krizi tetikleyen unsurları “Kayıtsız şartsız köktenci bir piyasacılık, kamunun bir ülkenin denetim ve düzenlenmesindeki yerinin küçümsenmesi, finans kesiminin aşırı şişmesi” olarak sıralayan Derviş, Obama’nın kurmaylarından biri olsaydı yapacakları konusunda da şunları söyledi:
“Finans sektörüne çok daha fazla kurban verdirtirdim. Büyük hata yapan yönetici ve hissedarları kurtarmazdım. Affetmezdim. Bunun bedeli devletleştirmektir. Çünkü bankayı batırmak diye bir şey olamaz. Bankayı batırmak demek, mevduat sahibini batırmak demektir. Mevduatı kurtaracaksan, bilançonun öbür tarafını da kurtarmak lazım.”
‘Geri kalmış ülkede kamu bankası şart’
Türkiye’de bankacılık sektöründe yabancı sermaye payının yüzde 35 ile 40 arasında olduğunu belirten Kemal Derviş şunları söyledi:
“Ben bu rakamın çok da üstüne çıkılmamasında yarar görüyorum.
Türkiye büyük bir ülke. Çok küçük bir ülkede ille de ulusal bir banka olacak demek, biraz zor. Çünkü oradaki piyasanın boyutu buna müsait değil. Ama Türkiye’nin piyasa boyutu, ulusal bankacılığa müsait bir boyut.”
Derviş ayrıca, uzun vadeli kalkınmaya yönelik geri kalmış ülkelerde hâlâ kamu bankacılığına da ihtiyaç olduğunu da vurguladı.
http://i.milliyet.com.tr/HaberAnaResmi/2010/01/31/basbakan-erdogan-dan-israil-e-uyari-502110.Jpeg
Başbakan Erdoğan’dan İsrail’e uyarı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye gibi bir dostunu kaybetmesi, sanıyorum İsrail için gelecekte onların düşünmesi gereken bir konu olacaktır” dedi.
Başbakan Erdoğan, Türkçe yayına başlayan Euronews’e verdiği röportajda, “Kürt meselesi konusunda tarihi bir adım atarak, meselenin demokratik düzlemde çözülmesi noktasında bir plan, proje hazırladınız. Aradan 1 yıla yakın süre geçti. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine, bunun son dönemin en önemli gündem maddesi olduğunu vurguladı.
Buna sadece “Kürt sorunu” denilmesinin bu çalışmayı çok zayıflatacağını ifade eden Başbakan Erdoğan, çalışmanın Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi ve demokratik açılım süreci olduğunu dile getirdi.
Erdoğan, bu sürecin içinde Kürt sorununun, etnik unsurların sorunları içerisinde bir tanesi olduğunu belirterek, “Olaya sadece Kürt sorunu olarak bakarsak, bu bir defa Türkiye’ye ve Türk milletini oluşturan etnik unsurların diğerlerine bir yerde saygısızlık olur. Onların da sorunları var. Biz bunların hepsini şu anda bu proje dahilinde ele almış vaziyetteyiz. Hepsinin üzerinde çalışıyoruz” diye konuştu.
TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİ
Başbakan Erdoğan, “İsrail-Türkiye ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz ve gelinen noktada Türkiye’nin bölgede, İsrail ile Arap ülkeleri ve İsrail-Suriye arasında ara buluculuk rolü oynayabileceğini düşünebiliyor musunuz?” sorusuna karşılık, “Türkiye gibi bir dostunu kaybetmesi, sanıyorum İsrail için gelecekte onların düşünmesi gereken bir konu olacaktır” dedi.
“Büyükelçimize karşı takınılan tavrın uluslararası diplomaside yeri yoktur. Biz, İsrail-Suriye ilişkilerinde elimizden geleni yaptık” diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
“Bakıyorsunuz şimdi Sayın Binyamin Netanyahu kalkıyor diyor ki, ’Ben Erdoğan’a güvenmiyorum. Sarkozy’ye güveniyorum’. Böyle bir isim açıklamaya mecbur musunuz? İşte bu da bir diplomasi açığı... Çünkü bunu siz söylediğiniz zaman, o zaman, yani sen bana güvenmediğine göre ben sana nasıl güveneceğim? Şu anda İsrail ile aramızda çok ciddi anlaşmalar var. Güvensizlik üzerine bu anlaşmaların yürütülmesi mümkün olur mu? Bir dünya devleti olarak İsrail kendini görüyorsa, komşularıyla olan münasebetlerini bir gözden geçirmesi gerekir diye düşünüyorum.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “İsrail Dışişleri Bakanı sizi iki ülke arasında tansiyonu yükseltmekle, esasında antisemitizm ile suçladı. Siz geriye dönüp baktığınızda kendi tutumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? Acaba ’konuyu daha diplomatik ele alabilir miyim’ diye düşündünüz mü?” sorusu üzerine, “Ben gerçeği söylüyorum ve gerçeği söylemeye de devam edeceğim” yanıtını verdi.
Erdoğan, “Türkiye, yüzyıllara dayanan bir geçmişi olan bir devlet. Böyle bir devletle konuşurken, oturup kalkarken dikkat edeceksin. Kalkıp da savunmasız insanlar acımasızca öldürülürse, bunlar fosfor bombalarıyla vurulursa, alt yapı, üst yapı, her yer yıkılırsa, adeta bir açık hava hapishanesine insanlar mahkum edilirse, biz bunu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile insan hakları ile bağdaştıramayız ve buna seyirci kalamayız” diye konuştu.
TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ “Ermenistan Anayasa Mahkemesi, Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesini ön gören protokollere dair farklı bir yorum getirdi ve bu yorum Ankara’yı rahatsız etti. Bu kararın ardından Türkiye’nin protokollere ilişkin yol haritası nasıl olacak?” sorusunu Başbakan Erdoğan, şöyle yanıtladı:
“Bir kere daha işin başında sağlıksız bir giriş söz konusu. O zaman biz neyi görüşüyoruz, neyi yapacağız? Öyleyse, bunu Ermenistan’ın yeniden ele alması lazım. Yeniden görüşmesi lazım. Biz Türkiye olarak orada sözleşmedeki vaadimiz ne ise onu şu anda yerine getirdik. Halen getiriyoruz da. Burada karşılıklı olarak bir takvim, bir yol haritası var. Bu yol haritası devam edecektir. Biz buna her zaman hazırız, samimiyiz. Yolumuza aynı şekilde devam ediyoruz.”
Basbakan Recep Tayyip Erdogan, Gazze de yasanan savunmasiz insanlarin oldurulmesine daha fazla goz yummayiz! dedi.. "Biz bunda insan haklari arariz, abluka altina alinmis savunmasiz insanlarin uzerine fosfor bombalari atmak alt ve ust yapiyi yok etmek ,ne insanliga ne de insan haklarina sigar" sozleriyle israil i uyardi.
Kürt müziğinin en önemli temsilcilerinden Şivan Perver in konseri AK Partili ve BDP li milletvekillerini buluşturdu.
Şıvan Perver, Viyana daki ünlü Konzerthaus da dün gece konser verdi. Konserden önce verilen resepsiyonda Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer, Irak ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin başkanı Mesut Barzani, AK Parti milletvekilleri Dengir Mir Mehmet Fırat ve Gülşen Orhan, BDP milletvekili Sırrı Sakık, kapatılan DTP nin eş başkanı olan ve milletvekilliği düşen Ahmet Türk, yine DTP nin kapatılmasıyla milletvekilliği düşen Aysel Tuğluk ve eski DEP milletvekili Sedat Yurttaş bir araya geldiler.
Fischer, konserin açılışında yaptığı konuşmada, "siyasi yaşamının son 30 yılında Kürt sorununun çözümü için çok çaba sarf ettiğini" söyledi. "Kürtler arasında başkan Barzani dahil çok sayıda dostu olduğunu" belirten Fischer, "30 yıl uğraşmama rağmen bu sorunun hala çözümlenememiş olmasından büyük üzüntü duyuyorum. Kürtlerin de ana dillerini özgürce konuşacakları, kültürlerini yaşatabilecekleri bir vatanları olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı.
Kürtçe türkülerini Ensemble Wien Klang orkestrasının eşliğinde okuyan Şıvan Perver, türkülerin hikayelerini zaman zaman kısaca İngilizce, Almanca ve Türkçe anlattı. Sanatçı, "Lo Mamo" (Hey Amca) türküsünü anlatırken birlik beraberlik mesajı verdi ve "Allah ım bizi baskılardan kurtar" diyerek ezan okudu.
BM GİBİ ORKESTRA
Şıvan Perver e konserde eşlik eden Ensemble Wien Klang orkestrası üyelerinin 20 değişik milletten oluştuğunu açıklayan sunucu Willi Resetarits, 2004 yılında Perver in Avusturya daki konserlerine destek verdiğini ve sahnede "Cane Cane" türküsünü birlikte okuduğunu, o dönemde Meclis Başkanı olan Cumhurbaşkanı Fisher in sanatçı ismi olarak kullandığı "Ostbahn Kurti" ismini "Ostbahn Kurdi" olarak değiştirip kendisine bir de belge verdiğini anlattı.
FIRAT IN ŞİVAN SEVGİSİ
Konserden önce verilen resepsiyonda gazetecilere açıklamalarda bulunan AK Parti milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat, "Şıvan Perver in Türkiye de başlatılan açılım sürecine bir sanatçı olarak katkısı olacağına inandığını" belirterek, "Türkiye ye dönmesi için benden önce Sayın Başbakanımız kendisini davet etmişti. Bildiğim kadarıyla yasal bir engel yok. Şıvan evrensel bir ses. Türkiye ye gelmesini tabii ki isteriz" dedi. Fırat, "Yurt dışında Türkiye ye gelmeyi bekleyen sadece Şıvan değil, on binlerce kişinin bulunduğunu" kaydetti.
TÜRK TEN ŞİVAN A DESTEK
Kapatılan DTP nin eş başkanı Ahmet Türk de "Biz Viyana ya kadar sadece bir türkü dinlemeye gelmedik. Kürt halkının taleplerini, acılarını, umutlarını sesiyle dile getiren bir sanatçımızın böyle bir günde yanında olmak istedik" diye konuştu
Dinlediğim Terk kürt şarkıcıdır diyebilirim :) Sesini ßeğenmemek mümkün değil.
İngiltere'de Erdoğan'ı köpek şekline sokan bir kolaj yayınlandı. Gazetenin sahibi Yahudi ve One Minute olayının yıldönümü olması dikkat çekici!
Danimarka’daki karikatür olayının ardından şimdi de İngiltere ile kolaj krizi çıktı.
http://www.internethaber.com/images/news/116256.jpg
http://www.internethaber.com/images/other/goodboy500.jpg
İngiltere’de yayınlanan Metro adlı gazetenin 28 Ocak tarihli sayısında Başbakan Recep Tayip Erdoğan için, köpek şeklinde bir kolaj yayınlandı.
Gazetenin sahibinin Yahudi kökenli bir işadamı olması ve yayının Davos’daki ‘’One Minute’’ olayının yıldönümüne rastlaması dikkat çekti.
Gazete'nin yayınladığı kolaj aslında 20 yıldır İstanbul'da oturan Michael Dickinson adlı vatandaşın yaptığı bir posterdi. Gazete Dickinson’un, Başbakan Erdoğan'ı Amerikan bayrağından yapılmış tasmaya bağlı köpek olarak gösteren posteri nedeniyle tutuklanmasını da hatırlattı.
Fotoğraf altında Aferin oğlum: Erdoğan Amerikan köpeği gibi davranıyor yazıyor
58 yaşındaki Dickinson, bu poster nedeniyle İstanbul’da yargılanmış ve beraat etmişti. Ancak kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine ülkesine gitti.
Dickinson, 2006 yılı Mart ayında İstanbul’daki Kadıköy Meydanı’nda düzenlenen Irak savaşı karşıtı gösteride, Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu’nun kurduğu bir çadırda açılan sergide, Erdoğan’ı Bush’un köpeği olarak gösteren bir kolaj sergilemişti. “Başbakan’a hakaretten” dava açılan ve Ümraniye Cezaevinde tutuklu kalan Dickinson daha sonra kolajın hakaret sınırını geçmediği kararı ile beraat etmişti.
Kaynak (http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=230837)
Şerefsizlik resmen! bunu ne cürretle yapabiliyorlar anlamış değilim inşallah başbakanımıza yapılan bu saygısızlık cezasız kalmayacaktır.. yargıtayın daha önceki dava da ki kararı da şaşırtıcı.. one minute yıl dönümü etkinlikleri türkiye harici dünyanın her yerinde düzenleniyor neredeyse.. dünya yahudilere dar edilmiş durumda nereye gitseler "one minute" bayrakları bu şerefsizlikleri de ondandır..
Her ne kadar Erdoğan'ı çok sevmesemde bu şekilde çizilmesini asla tavsip etmiyorum. Bu insanların hiçbirşeye saygısı yok mu ? Birde kalkıp bunların arasına girmek istiyoruz. Bir bunlara bakıyorum birde bize biz onlardan çok daha Avrupalıyız insan haklarına saygıda...Terbiyesizler!
Evet bu karikatur krizleri ve zamanlamalari onemli, hatirlarsaniz daha once de Hz. Muhammed (s.a.v) için de benzer bir rezillik yapilmisti. Allah islah etsin.
İsrail iki korkunç gerçeği kabul etti
http://www.internethaber.com/images/news/80486.jpg
İsrail Birleşmiş Milletler'e gönderdiği raporunda bugüne kadar gizlediği iki korkunç gerçeği kabul etti.
İsrail Gazze saldırıları sırasında İsrail'i savaş suçu işlemekle itham eden Goldstone raporuna yanıt verdi. İsrail'in bu raporu yanıtı daha önce bilinmeyen iki gerçeği gözler önüne serdi...
FOSFOR KULLANDIKLARINI KABUL ETTİLER
Saldırlarda fosfor bombası kullandıkları iddialarına karşın İsrailli yetkililer uluslararası kurallara aykırı bir cephane kullanmadıklarını savunuyorlardı. ancak BM'ye gönderilen raporda bir tuğgeneral ve bir albay hakkında "Fosfor bombası kullanarak hayatları riske attıkları" gerekçesiyle soruşturma açıldığı ortaya çıktı...
Rapora göre tuğgeneral Eyal Eisenberg ve albay Ilan Marka hakkında 15 Ocak'ta fosfor bombası kullandıkları suçlamasıyla soruşturma açıldı. İki yetkilinin disiplin cezası aldıkları da belirtildi ancak cezanın detayı açıklanmadı.
GAZZE'NİN ÜZERİNE DAVUD YILDIZI ÇİZİLMİŞ
Ayrıca Gazze saldırıları sırasında havadan çekilmiş bir fotoğraf da oldukça şoke ediciydi... Fotoğrafta Gazze'nin üzerine 60 metre çapında dev bir davud yıldızı çizildiği ortaya çıktı...
60 metre çapındaki yıldız hakkında Dışişleri Bakanlığı'nın yorum yapacağı belirtildi. Askeri yetkililer ise pilotlara hedef göstermek için çizilmiş olabilecğini belirtti.
alinti
Nerde insan haklari, nerde insanlik çocuk çocuk yasli genc, bu katliama seyirci kalan herkes suçlu bu vahsette.
4 Yildir ingiltere parlamento binasinin karsisina filistin e destek ve israillerin yaptigini protesto etmek için, onlara yardim eden ingiltere parlamentosu binasinin karsisinda herseye ragmen yaz kis kuçuk bir çadirda 4 yildir araliksiz bu protestoyu gerceklestiren bir ingiliz kadin kadar olamadik ! bu kadar bile sahip çikamadik size... Ey Filistin! bosuna el açmalarin sozde din kardeslerine.!(?)
Kazakistan'da 2010 Almanya yılı resmi törenlerle başladı.
Programların ilk gününde Kazakistan-Almanya Ticaret ve Çalışma Grubu toplantıları yapıldı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Almanya'nın yüksek teknolojisi ve bilgi birikimiyle Kazakistan'ın ekonomik gelişiminde önemli bir rol oynayacağını söyledi.
Ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin yanı sıra iki ülke halklarının birbirini tanımasına yönelik kültürel faaliyetlerin önemine değinen Nazarbayev, "Kazakistan'da milyonlarca Alman yaşıyor. Almanya'da da buradan giderek orada yaşamını sürdüren milyonlarca Kazak vatandaşı var. İki ülke arasındaki kültürel ve sosyal ilişkilerin güçlendirilmesi bu bakımdan çok önemlidir" dedi.
Programlar çerçevesinde ayrıca Barış ve Özgürlük Sarayında resepsiyon düzenlendi, Alman müzisyenler konser verdi.
Almanya yılı dolayısıyla bu yıl "Modern Almanya" ve "Su ve Enerji" konulu iki sergi açılacak, Astana ve Almatı'da Alman caz ve rock toplulukları konserler verecek, eğitim, sağlık, çevre konferansları düzenlenecek ve Alman sinemasının en önemli eserleri film festivallerinde izleyiciyle buluşacak.
Almanya Başbakanı Angela Merkel'in de 2010 yılında Kazakistan'ı ziyaret etmesi bekleniyor. Almanya'da da geçen yıl Kazakistan yılıydı.
KAYNAK (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/13682349.asp)
İTALYA'nın Brescia kentinde polise sığınan 14 yaşındaki Romanya asıllı genç kız, korkunç bir gerçeği gözler önüne serdi.
Romanya’da ailesi tarafından 21 yaşındaki AIDS hastası bir gence satılan küçük kız, eşi ve kayınvalidesiyle birlikte bir yıl önce İtalya’nın Brescia kentine yerleşti. Hapis hayatı yaşayan ve köle gibi kullanılan genç kız, ilk fırsatta kaçarak polise sığındı.
14’ncü doğum gününün ardından eşi ile cinsel yaşantısı da başlayan talihsiz kız, bulduğu ilk fırsatta evden kaçarak bir hastaneye gitti. Burada genç kızın durumunu anlatarak AIDS hastası eşinden hamile kalmaktan korktuğunu dile getirmesi üzerine hastane personeli polise haber verdi. Polis ekipleri genç kızın verdiği adrese giderek eşi ve kayınvalidesini ‘cinsel istismar’ ve ‘köle olarak kullanma’ suçlamalarıyla gözaltına aldı.
Anne-oğulun suçlamalar karşısında şaşırdığı, ifadelerinde, “İyi de bu bizim için olağan bir şey. Böyle yüzlercesi var” ifadesini kullandıkları iddia edildi. Polis korumasına alınan genç gelinin ise okumaya çok hevesli olduğu ve eğitim imkanı sağlanacağı açıklandı.
KAYNAK (http://www.hurriyet.com.tr/sondakika/13681755.asp)
İngiltere televizyonların en eski ve en çok izlenen yarışma programlarından olan Mastermind, 37 yıllık tarihinin en başarısız yarışmacısını ağırladı.
Geçen cuma yarışan yazılım mühendisi Kajen Thuraaisingham, “uzmanlık konusu” olarak seçtiği “Mustafa Kemal Atatürk’ün Hayatı” başlıklı 14 sorunun sadece dördünü doğru yanıtladı. Thuraaisingham, “Elimden geleni yaptım ama günümde değildim” dedi.
KAYNAK (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/13668930.asp?gid=200)
Halit ÇAPIN
Takvim Gazetesi
02/03/04/05/06-08-2005
Meydanı boş bulduklarını sandıkları anlarda, orta yerlere dökülüyorlar.. Mustafa Kemal'i ve Cumhuriyeti karalamak için, her fırsatı kullanıyorlar.. Cumhuriyeti ve onun kurucusuna insafsız saldırılar yapıyorlar.. Bugünün şartlarında o yılları yargılıyorlar kafalarınca.. Söyledikleri şeylerin çoğu ise yalan ve dolan..
Onları her dinleyişte, mahalle ağzıyla, içimi bir "Nefretlik duygusu" kaplıyor.. "Haydi bre maskaralar" demekten kendimi alamıyorum..
Son günlerdeki gelişmelerden sonra o tiplere buradan bir gerçek öyküyü anlatmak gereksinimi duydum.. Pek bilinmeyen ve hatta hiç bilinmeyen bir öykü.. Körpecik bir Cumhuriyet ve onun başındaki o "TEK ADAM kimmiş" bir kere daha öğrensinler diye..
O TEK ADAM ki, cezalandırmak için bir Türk erini kendilerine hedef alan Büyük Britanya İmparatorluğu'na, "Er Musa ceza görmeyecektir. Gerekirse, Türkiye, Er Musa için İngiltere ile savaşacaktır" diyebilen..
Haiti Başbakanı Jean-Max Bellerive, 12 Ocak'ta meydana gelen çok şiddetli depremde ölü sayısının 200 binin üzerinde olduğunu açıkladı.
Daha önceki açıklamalarında ölü sayısının 170 bin civarında olduğunu belirten Başbakan Bellerive, ''200 binden fazla insanın depremde hayatını kaybettiği saptanmıştır'' dedi.
Deprem yüzünden 300 bin kadar insanın yaralandığını da açıklayan Bellerive, 4 binden fazla insanın da sakat kaldığını ifade etti.
Başbakan, bir milyon insanı sokağa düşüren depremde 250 binden fazla evin yıkıldığını, 3 bin civarında işyerinin zarar gördüğünü açıkladı ve dünyayı yasa boğan diğer büyük felaketlere atıfta bulunarak, ''Bu rakamlar son 20-30 yılda dünyada meydana gelen felaketlerin en büyüğünü göstermektedir'' diye konuştu.
KAYNAK (http://www.sondakika.com/haber-haiti-depreminde-200-binden-fazla-olu-1901817/)
Berlin'deki Türk Kökenli Babalar Alman Hükümet'inin Planladığı Çocuk Bakım Parası Uygulamasına
Berlin'deki Türk kökenli babalar Alman Hükümet'inin planladığı çocuk bakım parası uygulamasına karşı mücadele ediyor. Bunun özellikle çocukların Almanca öğrenmesini olumsuz etkileyeceği düşünülüyor.
Federal Alman Hükümeti, 0-3 yaş arasındaki çocuklarını anaokuluna göndermek yerine evde eğitmek isteyen ailelere, çocuk parasına ek olarak aylık 150 euro tutarında çocuk bakım parası ödenmesini planlıyor.
Berlin'in Neukölln ilçesinde yaşayan Türk kökenli babalardan oluşan bir grup, bu planın uyum sürecine hizmet etmediğini ve yanlış olduğunu savunuyor. Ayrıca çoğu ailenin bu parayı çocuklarının eğitimi yerine başka amaçlar için kullanmasından endişe ediyorlar. Bu nedenle Berlinli Türk babalar, 2013 yılından itibaren yürürlüğe girmesi planlanan çocuk bakım parası uygulamasına karşı mücadele ediyor.
Kazım Erdoğan, çocuk bakım parası planlarına karşı üç yıl önce Berlin Neukölln'de bir girişim başlattı. Türk babalardan oluşan grup, bu plan için ayrılan 1 milyar 600 milyon euroluk kaynağın çocukların yararına nasıl daha iyi kullanılabileceği üzerinde kafa yoruyor:
"Burada söz konusu olan bizim sadece göçmen ailelerin çıkarlarını temsil etmek istememiz değil. Hayır, bu toplumsal bir sorundur. Bu, devletin toplumsal ve eğitimle ilgili genel yükümlülükleriyle ilgilidir. Şu anda harcanması öngörülen paranın, sadece göçmen çocukların değil tüm çocukların geleceğine yapılmış yanlış bir yatırım olduğunun bilincindeyiz."
KAYNAK (http://www.sondakika.com/haber-cocuk-bakim-parasi-uyuma-zarar-verebilir-1901863/)
Haiti depreminin ardından Amerika’da başlayan yardım seferberliği, işsizlik ve krizin etkisiyle daha önceki benzer kampanyaların yanında çok düşük kaldı. Amerikalılar, bu kez 600 milyon doları ancak geçebildi.
TELEVİZYONDA bütün kanalların aynı anda yayınladığı, ünlülerin katıldığı yardım programları yapılıyor. Şirketler özel kampanyalar düzenleyip bağışlar yapıyor. Sokak aralarında konserler veriliyor. Kulüplerde özel partiler düzenleniyor ama rakamlar hiç de iç açıcı değil. Çünkü depremin çökerttiği Haiti için Amerika’da başlatılan yardım kampanyasında krizin ve işsizliğin etkisiyle şimdiye kadar ulaşılan rakam, önceki yardım kampanyalarına göre çok küçük. 2005 Katrina Kasırgası’nda 6.5 milyar dolar, 2004’teki tsunamide 2 milyar dolar toplanırken, bu seferki bilanço 600 milyon doların biraz üstü.
Hızlı başlamıştı
Aslında kampanya başta çok hızlı başladı. Twitter, Facebook gibi kanallar üzerinden bağış kabul eden Amerikan Kızıl Haçı, beklediğinin çok üstünde bir bağışla karşılaştı. 12 Ocak’ta oldu deprem. 3 gün sonra akşamında Amerikan Kızılhaçı’nın kasasında 35 milyon dolar birikmişti. 10 gün sonra yapılan, kanalların aynı anda yayınladığı televizyondaki Haiti İçin Umut programında ise tek gecede 66 milyon dolar toplanmıştı. Ancak sonra kampanyanın hızı kesildi.
611 milyon toplandı
Indiana Üniversitesi bünyesindeki The Center of Philantrophy’nin verilerine göre Haiti için oluşturalan bağış havuzuna 81 örgüt destek veriyor. Bu örgütlerin 2 Şubat 2010 itibarıyla ulaştıkları toplam bağış miktarı ise 611 milyon dolar.
Başka bir sıkıntı da, toplanan bu paranın nasıl dağıtılacağı meselesi. Çünkü birçok ufak yardım kuruluşu, kampanyalarda her zaman en büyük dilimi alan Kızıl Haç’ın ayrıcalıklı tutulmasına artık karşı çıkıyorlar.
Haiti Başbakanı Jean-Max Bellerive, 12 Ocak’taki depremde 200 binden fazla insanın öldüğünü, 300 bin kişinin yaralandığını ve 4 bin kişinin ise el ya da ayaklarını kaybettiğini açıkladı.
Türk polisi görevde
HAİTİ’deki Türk polisleri, depremin ardından Porto Prens’te kaos havası estiren kaçak mahkûmların yakalanması için Birleşmiş Milletler Haiti İstikrar Gücü’nün çalışmasına destek veriyor.
KAYNAK (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/13681455.asp?gid=200)
Norveç gazetesinden büyük küstahlık!
Ülkenin en büyük gazetelerinden Aftenposten'dan sonra bu sefer de ülkenin diğer önde gelen gazetesi Dagbladet, manşetten verdiği İslam karşıtı karikatür ile kriz yarattı.
İstihbarat amaçlı çalışan Norveç polis güvenlik servisi (PST)'nin sosyal paylaşım sitesindekifan kulübü sayfasında Hz. Muhammed'e hakaret içeren bir karikatür (Kuran yazılı bir kitabı okuyan domuz resminin içine 'Muhammed' yazılmış şekilde) paylaşıldı. Dagbladet, PST'nin Fan Kulübünde yayınlanan bu karikatürü manşetten vererek Müslümanların peygamberleriyle adeta dalga geçti.
Adalet Bakanı: Sorumlular derhal çıkıp özür dilemeli...
Norveç'teki birçok müslüman gazete bayisi dagbladet gazetesini satmayarak protesto etme kararı aldı.
Norveç gazeteleri, İslam dininin Peygamberi Hz. Muhammed (sas)'e yönelik hakaret içerikli "karikatür provokasyonuna" devam ediyor. Ülkenin en büyük gazetelerinden Aftenposten'dan sonra bu sefer de ülkenin diğer önde gelen gazetesi Dagbladet, manşetten verdiği çirkin karikatür ile Norveç ve tüm dünyadaki Müslümanların tepkisine yol açtı.
İstihbarat amaçlı çalışan Norveç Polis Güvenlik Servisi (PST)'nin sosyal paylaşım sitesindeki fan kulübü sayfasında Hz. Muhammed'e hakaret içeren bir karikatür (Kuran yazılı bir kitabı okuyan domuz resminin içine 'Muhammed' yazılmış şekilde) paylaşıldı. Dagbladet, PST'nin fan kulübünde yayınlanan bu karikatürü manşetten vererek Müslümanların Peygamberleriyle adeta dalga geçti. Norveç gazetesinin birinci sayfadan verdiği bu haber, ülkedeki bir çok kişi tarafından açık bir "provokasyon" olarak değerlendirildi. Gazetenin bu haberi verirken hem hakaret içerikli karikatürü yayınlaması, hem de haberi manşetine taşıyarak toplam üç sayfa olarak vermesi, ülkedeki Müslümanların yanı sıra farklı din mensubu birçok Norveçlinin de aşırı tepkisine neden oldu.
Norveç İslam Konseyi (IRN) yazılı bir açıklama yaparak sosyal paylaşım sitesindeki fan kulüp sayfasına bu karikatürün konmasına izin veren PST'yi ve bunu manşetten haber yapan Dagbladet Gazetesi'ni ağır bir dille eleştirdi. IRN açıklamasında şöyle dedi: "PST gibi halkın güvenliğinden sorumlu bir kurumun, sosyal paylaşım sitelerindeki sayfalarını dikkatlice kontrol etmemesi büyük handikaplara sebebiyet verebilir." IRN ayrıca, Dagbladet Gazetesini 'sorumsuzca' ve 'fütursuzca' haber yapmakla suçlayarak, "Ulusal medya organları haberlerini yayınlarken sorumluluk şuuruna sahip ve hesap verebilir olmalı. Kitlelerin tepkisine sebep olabilecek sansasyonel haberler yapmaktan kaçınmalı" şeklinde uyarıda bulunarak kınadı.
Norveçli Müslümanların mecliste sözcülüğünü yapan Pakistan kökenli avukat Abid Qayyum Raja ise bu haberden sonra binlerce telefon ve e-posta aldığını ve ülkedeki Müslümanların büyük bir kızgınlık ve üzüntü içinde olduğunu kaydetti. Karikatürde Kur'an'a da büyük bir hakaret olduğunun altını çizen Raja, böyle bir şeyin Müslüman'ın hafıza, ruh ve kalbinden hiçbir zaman silinmeyeceğini ve ülkedeki Müslüman'larda telafisi zor bir düşmanlık meydana getireceğini belirtti. Ünlü politikacı sözlerine şöyle devam etti: "PST'nin kitleleri tahrik edecek böyle bir hata yapması kabul edilebilir değil. Adalet Bakanı Knut Storberget ve PST yetkililerinin acilen çıkıp böyle bir şeye sebebiyet verdikleri için Müslüman halktan özür dilemeleri gerekiyor." şeklinde düşüncelerini açıkladı.
PST İletişim Müdürü Martin Bernsen, sosyal paylaşım sitesindeki fan kulübü sayfasında paylaşılan bu karikatürü koyan kişinin kurum dışından biri olduğunu ve kendilerinin bundan dolayı suçlanamayacağını ileri sürerek, "Bunu fark ettiğimiz anda hemen sayfadan çıkardık zaten" dedi.
Norveç'teki birçok Müslüman gazete bayisi Dagbladet gazetesini satmayarak protesto etme kararı aldı. Ülkenin en büyük Müslüman etnik grubu oluşturan Pakistanlılar Dagbladet'in haberine yönelik protesto yürüyüşü gerçekleştireceklerini açıkladı.
Dagbladet Gazetesi Genel Yayın Editörü Lars Helle ise haber sonrası basına verdiği açıklamada suçlamaları kabul etmeyerek yaptıkları haberde rahatsız edici bir durumun olmadığını savundu. Helle ayrıca gazete satmamakla haberi protesto eden bayileri de bundan dolayı kınadığını sözlerine ekledi.
2005 yılında Danimarka'daki Jyllands-Posten Gazetesi'nin yayınlamasıyla başlayan karikatür hakaretleri, bu yılın başlangıcından itibaren Norveç gazeteleri tarafından tekrar hortlatıldı. Ocak ayında ülkenin diğer büyük gazetesi Aftenposten da karikatürleri çizen Kurt Westergaard'a yapılan tehditleri eleştirmek ve Westergaard'a destek vermek amaçlı karikatürleri sayfalarına taşımıştı. Dünyadaki birçok Müslüman'ın yoğun protestolarına sebep olan karikatürler, "ifade özgürlüğü" adı altında yumuşatılmaya çalışılırken dinler arası barışa büyük zarar veriyor.
mynet
Hacker'lara kötü haber. Dünyanın şifresi kırılamayan tek bilgisayar ağı tanıtıldı. Bakın özellikleri ne?
http://img237.imageshack.us/img237/1237/1111it7.jpg (http://imageshack.us/)
Dünyanın, şifresi kırılamayan ilk kuantum şifreleme teknikli bilgisayar ağı, Avusturya'nın başkenti Viyana'da düzenlenen bir bilimsel konferansta tanıtıldı.
fiberoptik kablo kullanılarak bağlayan şebekede kullanılan quantum şifreleme tekniği, bugünün bilgisayar ağlarında kullanılan güvenlik sistemlerinden tamamıyla farklı bir uygulama.
SİSTEME SIZMAK OLANAKSIZ
Güvenlik için, dışardan girenlerin şifresini kırmalarının zor, ancak yeterli bilgisayar kaynağı ve zaman verildiğinde olanaksız olmayan karmaşık matematik uygulamaları yerine kuantum kuramının yasalarını kullanan kuantum sisteminin kullanıldığı güvenlik sistemine sızmanın olanaksız olduğu belirtiliyor.
Avusturyalı bilim adamlarının geliştirdiği bu sistem, aralarında Amerikan bilgisayar devi IBM ile dünyanın türlü üniversitelerinden konuyla ilgili araştırmacıların katıldığı konferansta tanıtıldı.
http://img237.imageshack.us/img237/1110/2222sb7.jpg (http://imageshack.us/)
Çinli araştırmacılar, su damlacıklarını etkili bir biçimde tutan örümcek ağının özelliklerini kopyalamayı başardı.
Nanoteknolojik buluş sayesinde üretilen yapay lifler, atmosferdeki suyu tutmakta kullanılabilecek. Uloborus walckenaerius örümceğinin ağı örnek alınarak üretilen bu liflerin, sanayi üretiminde kimyasal ürünleri filtre etmekte de kullanılabileceği düşünülüyor.http://www.forumdas.net/images/smilies/alkis.gif
http://img651.imageshack.us/img651/5183/9781864x.jpg (http://img651.imageshack.us/i/9781864x.jpg/)
Hint Okyanusu'nda Hindistan'a bağlı küçük bir ada olan Andaman'da yaşayan 85 yaşındaki bir kadının ölümüyle dünya üzerinde bir dil daha yok oldu.
Çünkü Boa Sr adlı kadın, Bo dilini konuşabilen son kişiydi.
Boa Sr'e ait bir ses kaydı bu sayfada yer alıyor.
Bo dilinin akıbeti aslında çok da ender görülen bir durum değil.
Şu anda dünya yüzünde konuşulan yaklaşık 6,000 dilin yarısı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
'Kaygılanmalıyız'
İngiltere merkezli Tehdit Altındaki Diller Vakfı'nın başkanı Nicholas Ostler, bu gidişatın kaygılanmamızı gerektiren bir durum olduğunu söylüyor.
BBC: Yok olup giden en son dil olan Bo dili, dil aileleri içinde nasıl bir yere sahip?
Nicholas Ostler: Bo dili, Büyük Andaman dilleri ailesine bağlı sanıyorum toplam 10 dil arasında yer alıyor. Ki Andaman Takımadalarında bu dillerin çoğu şu anda konuşulmuyor. Bu dillerin altısı 20. yüzyılda tamamen yok oldu. Bu sonuncusu ise kaybedilen yedinci dil oldu. Bu durumda geriye sadece üç dil kaldı bu dil ailesinden. Ki, onları da çok az sayıda kişi konuşabiliyor.
http://www.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2010/02/05/100205023051_sp_lenguas_india_226_gz.jpgBoe Sr, Bo dilinin son temsilcisiydi
BBC: Peki zaten çok az kişi tarafından konuşulduğunu söylediğiniz bu dilleri, ki kayıt altına da alınmışlarsa, kaybediyor olmamız neden önem taşıyor?
Nicholas Ostler: Sanıyorum şunu söylemek yanlış olmaz. Bu son dilin ölümü, en ciddi kayıplardan biridir bu anlamda... Belki de bu yüzyılın en ciddi kaybını yaşadığımız bile söylenebilir. Çünkü Andaman Dil Ailesinin çok özel bir durumu var. Genetik yoluyla elde ettiğimiz bilgilere göre burada yaşayan halk, Güneydoğu Asya uluslarının ataları ile aynı soydan geliyor. Ancak muhtemelen bundan 70 ya da 80,000 yıl önce Andaman adalarına göçmüşler. Güneydoğu Asya ulusları ise dünya üzerindeki en eski toplumlar arasındadır. Bu durumda tarihin erken dönemleri ile ilgili önemli bir kayıptır bu.
Bu dilleri konuşan insanların hayatta kalma yetenekleri ile ilgili küçük bir bilgi vermek isterim size. Andaman adalarında 2004 yılı sonundaki Tsunami felaketinde ölenlerin sayısı çok azdır... Bu adalarda yaşayan halkın, hangi durumlarda kıyıdan uzaklaşmaları gerektiğini bildiği anlaşılmıştı... Gelişmiş diller aracılığıyla taşınan bilgiler değil bunlar... Yani bir dil, yeri geldiğinde hayatı kurtarabiliyor.
'Her dilin anlatacakları var'
BBC: Başka hangi diller şu anda yok olma tehdidi altında?
Nicholas Ostler: Dünyadaki dillerin ezici bir çoğunluğu şu anda tehdit altında aslında. Dilleri, o dili konuşanların sayısına göre bir sıraya dizecek olsanız, ortalarda yer alan bir dilin 7,000 civarında kişi tarafından konuşulduğunu göreceksiniz. Neredeyse bir köy nüfusu kadar insan yani... Yani şu anda yaşayan dillerin yarısını bir köy nüfusundan az insan konuşuyor... Özellikle Büyük Okyanus, Kuzey Amerika ve Avustralya'ya özgü dilleri konuşanların sayısı çok az. Bu durumda bu bölgelerdeki dil çeşitliliği dünyanın diğer bölgelerinden daha önce kaybolacak gibi görünüyor. Tüm dünyada, her bir dilin, bizlere anlatacakları ve bizim ne olduğunu bilmediğimiz bilgiler var. Ve bunu kaybetmek istemiyoruz.
http://img695.imageshack.us/img695/3854/28901173.png (http://img695.imageshack.us/i/28901173.png/)
ABD'de başta başkent Washington olmak üzere ülkenin kuzey kesimi karakışa teslim oldu. Kar kalınlığı Washington'da 80 santimetreyi aştı. En son 1922 yılında ABD'nin başkentinde kar kalınlığı 75 santimetre olarak ölçülmüştü.
SON YÜZYILIN EN KÖTÜ KIŞINI YAŞIYOR
ABD Başkanı Barack Obama halkı zor kış koşulları nedeniyle uyarırken "Snowmageddon" benzetmesi yaptı. İngilizcede (Armagaddon=Kıyamet Günü) anlamına geliyor. Obama, "Armagaddon" kelimesini "Snowmageddon" kelimesine dönüştürerek kış koşullarının zorluğunu anlatmaya çalıştı. (Snow-kar)
İki gündür aralıksız yağan ve hayatı tam anlamıyla felç eden kar, kent merkezini de kayak alanına çevirdi.
Kar kalınlığının yer yer 60 santimetreyi geçtiği başkentte, yüz binlerce kişi elektriksiz kaldı, bazı bölgelerde ısınma sorunu yaşanıyor. Yollarda buzlanma nedeniyle kazalar meydana geldi.
METRO VE OTOBÜS SEFERLERİ İPTAL
Kentte, bazı ağaçlar fırtına nedeniyle devrilirken, uçak, tren, metro ve otobüs seferleri ya iptal edildi ya da aksamalar yaşandı.
Uzak mahallelerin merkezle irtibatının neredeyse kesildiği başkentte, anacaddeler bile karlarla kaplandı. Caddelerden araçlar geçmekte zorlanırken, evden çıkılmaması uyarısına rağmen, bazı Amerikalılar kayak malzemelerini alıp, cadde ortasında kaydı.
Amerikalılar, Kongre binasının önündeki bahçeyi de kayak merkezine çevirdi. Çocuklarıyla birlikte kayan, kardan adam yapan Amerikalılar, tüm zor koşullarına rağmen yoğun kar yağışının keyfini de çıkardı.
Washington'da, kar kalınlığının 75 santimetre ile en yüksek düzeye 1922 yılında çıktığı, şu anki kar yağışının ise o dönemden bu yana görülen en şiddetli yağışlardan biri olduğu belirtiliyor.
http://img713.imageshack.us/img713/878/9804688.jpg (http://img713.imageshack.us/i/9804688.jpg/)
İngiltere, Avrupa Birliği ülkeleri dışında öğrenci olarak gelecek kişilere sert önlemler getiriyor. İngiltere İçişleri Bakanı Alan Johnson, ülkeye öğrenci olarak gelecek kişiler için vize uygulamalarını zorlaştıracaklarını ve bu yönde önlemler alacaklarını açıkladı.
AB ülkeleri dışından İngiltere'ye öğrenci olarak gelecek kişilere vize konusunda kısıtlamalar getireceklerini kaydeden Johnson, bu uygulamanın birkaç hafta içerisinde hayata geçirileceğini, amacın öğrenci vizesiyle gelip çalışanları engellemek olduğunu belirtti.
Johnson, "İngiltere'ye yasal yollarla eğitim almak için gelecek yabancı öğrencilere açığız, ancak buraya okumak için gelip çalışanları önlemek için kuralları sıkılaştırıyoruz" dedi.
İNGİLİZ HÜKÜMETİNİN ALACAĞI BAZI ÖNLEMLER:
AB ülkeleri dışından öğrenci olarak gelecek kişilerin İngilizce konuşmaları ve İngilizcelerinin başlangıç düzeyinin üzerinde olması gerekecek.
Lisans seviyesi altında ders alan öğrencilerin, 20 saat olan haftalık çalışma izinleri 10 saate indirilecek.
6 aydan az sürelik bir kursa katılacak öğrencilerin, kendilerine bağlı bir kişiyi yanlarında İngiltere'ye getirmelerine izin verilmeyecek.
Lisans düzeyi altındaki kursların, ülkenin "uygun ve güvenilir kurumlar listesinde" yer alması gerekecek.
İngiliz hükümeti, vize sisteminin "çok gevşek" olması nedeniyle eleştiriliyordu. Özellikle 2009'un Noel günü bir ABD uçağına saldırı girişiminde bulunan Nijeryalı Ömer Faruk Abdulmuttalib'in daha önce Londra'da öğrenci olduğunun ortaya çıkmasıyla hükümete yönelik bu eleştiriler artmıştı.
ABD ve dünyanın finans kalbi Wall Street çalışanlarından cep telefonuyla konuşanlarda beyin tümörü patlaması yaşandı.
Dünyaca ünlü Amerikan dergisi GQ, son sayısında cep telefonunun kanserle ilişkisini masaya yatırdı. Üreticilerin sigaranın ilk üretilmeye başlandığı yıllarda kanserojen etkisini gösteren araştırmaları nasıl engellediklerini hatırlatan dergi, cep telefonunun da en az sigara kadar zararlı olduğunu ortaya koyan onlarca araştırma bulunduğunu, ancak cep telefonu firmalarının milyonlarca dolar harcayarak bu araştırmaların ‘hasıraltı’ edilmesini sağladıklarını yazdı. GQ, cep telefonunun beyinde tümör oluşumuna sebep olduğuna yönelik iddiaların son dönemde ülkenin ünlü finans merkezi Wall Street’te yaşanan gelişmelerle gözle görülür şekilde kanıtlanmaya başladığını da belirtti.
Borsa koridorları panik içinde
Bilim dünyasının bu alandaki araştırmalarında en önemli sorunun cep telefonunun henüz hayatımızda çok yeni bir teknoloji olması. Bu nedenle uzun dönemli etkilerini inceleme fırsatı henüz elde değil. Ancak birçok uzmana göre cep telefonları bundan 20-30 yıl sonra bir “kanser salgınına” yol açacak kadar önemli bir tehlike oluşturuyor. Bu anlamda bilim dünyasının önündeki en önemli örneklerden biri Amerikan borsasında (Wall Street) çalışan brokerlar... Brokerlar, 1992 yılından bu yana çok yoğun bir şekilde bazen saatlerce cep telefonu kullanıyorlar ve uzun süreli kullanımın etkilerini görmek açısından çok önemli bir örnek teşkil ediyorlar. İşini kaybetme korkusu nedeniyle GQ dergisine gerçek adını vermeden konuşan “Jim” takma adlı bir Wall Street çalışanı kendisinin de bu yoğun cep telefonu kullanan kişiler arasında olduğunu belirterek şunları anlattı:
“1992’den bu yana cep telefonu kullanıyoruz ve telefonu dayadığım sağ kulağımın hemen üstünde bir tümör çok yakın bir zamanda oluştu. Benimle aynı şirkette çalışan 4-5 arkadaşımın da beyninde tümör çıktı. Hatta birkaç arkadaşımızı da bu hastalığa kurban verdik. Doktorlar kurtulma şansımın yüzde 70 olduğunu belirtiyor. Uzmanlarla görüştüğümde bana son dönemde bu tür tümör vakalarının sıklığının gözle görülür şekilde arttığını söylediler. Özellikle genç iş adamları arasında bu trende rastlanmasının şaşırtıcı olduğunu belirttiler. Wall Street koridorlarında artık herkes bu soruyu sormaya başladı. Bankacılar arasında cep telefonunun tümör yaptığına ilişkin şüphe yüksek sesle dile getiriliyor.”
‘Cep’çiler örtmek için para saçıyor
Yine GQ’ya bilgi veren Washington Üniversitesi’nden Henry Lai adlı bilim adamı 1990 yılında cep telefonunun kullandığı frekanstaki elektromanyetik dalgaların DNA’ların yapısını değiştirdiğini, DNA sarmallarında kopmalara sebep olduğunu gösteren bir araştırma yayınladığını belirtti. Lai’ye göre cep telefonu endüstrisi, 20 yıldır bu araştırmanın etkilerini ortadan kaldırmak için yüzlerce araştırmanı fonlamayı sürdürüyor. Lai ise cep telefonu şirketleri tarafından finanse edilen araştırmaların 350’sini incelediğinde bunların sadece yüzde 25’inin cebin zararlı etkilerini ortaya koyduğunu, bağımsız araştırmalarda ise bu oranın yüzde 75 olduğunu ortaya çıkardı.
Dünya Sağlık Örgütü’nde kablosuz iletişim konusunda sağlık araştırmaları yapan kişilerin de cep telefonu endüstrisi tarafından yüzbinlerce dolarlık fonlarla ödüllendirildikleri dokümanlar Microwave News adlı dergi tarafından ortaya çıkarıldı.
İşte kritik araştırmalar
GQ, 3 tam sayfa ayırdığı haberinde haberinde şu ana kadar cep telefonunun zararlarını açık bir şekilde ortaya koyan araştırmaları da yayınladı:
- Uluslararası Kanser araştırmaları Enstitütü 2008 Interphone araştırması: 10 yıllık cep telefonu kullanımı sonucunda özellikle cep telefonunun dayandığı kulağın bulunduğu bölgede ve beynin o babölgedeki yarısında tümör oluşum riski yüzde 40 artıyor.
- 2009’da İsveç’te yapılan bir araştırma: 20 yaşından önce cep telefonu kullanmaya başlayan kişilerde beyin tümörü oluşumu riski 5 kat daha fazla.
- Bir başka Interphone araştırması: Sık ve uzun süreli cep telefonu kullanımıyla beyindeki akustik neuroma adlı bir tümörün oluşum riski yüzde 300 artıyor.
Pittsburgh Üniversitesi Kanser Enstitüsü bilim adamları cep telefonunun vereceği zararlardan korunmanın 10 yolunu şöyle açıkladı.
1- Çocukları uzak tutun: Çok acil durumlar dışında cep telefonu kullanmasına izin vermeyin. Çocuk beynine elektromanyetik dalgaların girişi çok daha kolaydır. Bu dalganın etkileri çocuklarda çok daha etkin hissedilir.
2- Kulaklık kullanın: Konuşurken vücudunuzdan uzak tutun. 0.9 metre uzak tutulan bir telefondan yayılan elektromanyetik dalga 50 kat daha düşüktür. Mümkün olduğunca kulaklıkla kullanın.
3- Toplu Ulaşımda Kullanmayın: Toplu taşıma araçlarında cep telefonu kullanıp başkalarına da zarar vermeyin.
4-Çantada taşıyın: Telefonu üzerinizde taşımayın. Yatarken yanınıza koymayın ve mutlaka kapatın.
5- Tuş takımı dışarıya baksın: Üzerinizde taşıyacaksanız tuş takımının bulunduğu taraf dışarı baksın. Böylece dalgaların vücudunuza değil dışarı doğru yayılmasını sağlarsınız.
6- Kısa konuşun: Cep telefonunun etkisi kullanıldığı süreye bağlı olarak değişir. Konuşmalarınızın birkaç dakikayı geçmemesine özen gösterin.
7- Sürekli kulağınızı değiştirin: Cep telefonuyla konuşurken sık sık kulağınızı değiştirin. Karşı taraf açmadan telefonu kulağınıza götürmeyin.
8- Hızla hareket ederken kullanmayın: Sinyal seviyesi düşük olduğunda telefonla konuşmayın. Yüksek hızda arabada ya da trende giderken telefon baz istasyonlarını yakalamak için daha çok dalga yayacağı için telefonla konuşmayın.
9- SMS kullanın: Mümkün olduğunca SMS ile haberleşmeye çalışın.
kaynak:haber3 (http://www.haber3.com/cebinizdeki-gizli-tehlike-548654-p1h.htm)
Almanya'da minareye sert muhalefet
Almanya'nın Völklingen kasabasında yaşayan Müslümanlar'ın camilerine minare inşa etme isteği yerlilerin sert muhalefetiyle karşılaştı.
http://img5.mynet.com/ha5/m/minare-almanya.jpg
Çok sayıda Türk’ün yaşadığı Völklingen kasabasının karşılama tabelasında, sadece Almanca değil Türkçe de dâhil birçok dilde “Hoş geldiniz” yazıyor. Ancak kasabanın özellikle Wehrden bölgesindeki Müslüman göçmenler kendilerini o kadar da hoş gelmiş hissetmiyor olabilirler.
Der Spiegel dergisinin haberine göre, geçtiğimiz günlerde Saar Nehri kıyısındaki Wehrden’de yaşayan Müslümanlar camilerine bir minare inşa etmek için ilgili makamlara başvurdu ancak Kasım 2009’da İsviçre’deki minarelerin yasaklanması için yapılan referandumu hatırlatacak kadar büyük bir tepkiyle karşılaştı.
Ocak ayının sonlarında yapılan kasaba toplantısında konu gündeme geldiğinde, yerel haktan bir grup fikre karşı çıktı. Berlin’in Die Tageszeitung gazetesine göre bu kişilerin pek çoğu Türklerin Almanya’ya sızmasından duydukları korkuyu dile getirdi.
Minareyi inşa etmek isteyen Türk-Müslüman topluluğunun başındaki isim Adnan Ataklı, 8 metre yüksekliğinde olması planlanan minareden ezan okunmayacağı konusunda yerel halkı temin etti ve minareyi sadece bir “süs” olarak gördüklerini belirtti.
DESTEK VERENLER DE VAR
Ancak herkesin planlara karşı çıktığını söylemek mümkün değil. Pek çok kişi minarenin inşa edilmesiyle caminin bulunduğu bölgenin çirkin mimarisinin bir nebze düzeleceğini düşünüyor. Völklingen’in nüfusunun neredeyse yüzde 10’una tekabül eden Müslüman göçmenlerin küçük bir minare inşa etmek istemesinin anlamlı olduğunu düşünenler de var.
Yine de Völklingen’deki tartışmanın çerçevesinin nezaketle belirlendiğini söylemek zor. Aslına bakılırsa yaşanan tartışma, 2008 yılında Köln’de bir caminin inşa edilmesinin önlenmesi için düzenlenen kampanyayı hatırlatıyor. Kampanyayı düzenleyen Pro-Köln isimli grup aşırı sağcı söylemler kullanıyordu.
Benzer tartışmalar sağcı partilerin İslam’a karşı geniş çaplı bir tepki yaratmak istediği Avrpa ülkelerinin çoğunda yaşanıyor.
İsviçre’de minarelerin yasaklanmasına yönelik referandumda oy kullananların yüzde 57.5’inin yasağa ‘evet’ demesi, Avrupa’daki Müslüman karşıtlığının derinliğini gözler önüne serdi. Pro-NRW (North Rhein-Westphalia; Almanya’da Türklerin yoğun olarak yaşadığı eyalet olan Kuzey Ren-Vestfalya’nın kısaltılmışı) olarak bilinen grup, Avrupa çapındaki sağcı partilerle işbirliği yaparak Avrupa Birliği genelinde bir minare karşıtı referandum düzenlemeyi planlıyor.
“TÜRK HAKİMİYETİNİN SEMBOLLERİ”
Völklingen kasabasında başlayan tartışma, konu “Avrupa’da İslam” olduğu zaman sağcı söylemlerin kamuoyunun genelinde çok kısa bir sürede benimsenebildiğini gösteriyor. İki tanesi Völklingen’in kent meclisinde görev alan aşırı sağcılar minarelerin “Türk hakimiyetinin sembolleri” olduğunu söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2008 yılında Köln’de yaptığı bir konuşmaya işaret eden radikaller, Erdoğan’ın okuduğu “Minareler süngü kubbeler miğfer / Camiler kışlamız müminler asker” şiirini hatırlattı. Völklingen Camisi Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği’ne ait ve örgütün Türkiye’yle çok yakın bağları var.
Völklingen’in yerel gazetelerinde yayımlanan başyazılarda da benzer şekilde sağcı retorik kullanılıyor. Saarbrücker Zeitung gazetesi, Ocak ayının sonlarında “Minareler inşa edilmemelidir” yazdı ve ekledi:
“Bu minare İslam’ın güç arayışının sembolü ve bir provokasyondan başka bir şey değil. Müslümanların fetih dönemlerinde, minareler ilk olarak gözlem kuleleri, ardından dini semboller olarak kullanılmıştı. Müslümanlar her teni ele geçirdikleri toprağın üzerine hakimiyetlerinin sembolü olan minareler dikmişlerdi.”
Bugün minare karşıtları konuyla ilgili Völklingen’de bir referandum yapılmasını istiyor. Acaba bu konuda daha kaç tane referandum yapılacak?
Hürriyet
Filistin’de ilk kez bir kadın vali atandı. Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından Ramallah valisi olarak atanan eski istihbarat subayı Leyla Gannam(35), ilk açıklamasında Hamas’a gözdağı verdi.
Times gazetesine demeç veren vali “Hamas’ın herhangi bir ayaklanma teşebbüsü, herhangi bir kanunsuz eylemi, demir yumrukla bastırılacaktır” dedi. Bölgeye sık sık giren İsrail’i de “kışkırtıcılık” yapmakla suçlayan Gannam, “Gelecekte benimle eşgüdüm içinde olmak zorunda olduklarını bilmelidirler” diye konuştu. Kadınların genellikle kot pantolon ve mini etekle gezdiği Ramallah’ta giydiği başörtüsüyle dikkati çeken Gannam, “Her dindar aileden gelen kişi Hamas yandaşı değildir” diye konuştu.
http://imggaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages/Foto%20Haber/Yunanistan'da%20grev%20hayatı%20felç%20etti/F10104402.jpg
Yunanistan'da, "hükümetin ekonomik reform paketini" protesto etmek amacıyla kamu çalışanları 24 saatlik greve gitti. Grev sonrası komşu adeta hayalet ülkeye dönüştü. Havalimanında tek bir kişiyi bile bulmak imkansızdı. Gece ise başta başkent Atina olmak üzere bir çok kentte kamu binalarına saldırılar oldu.
http://imggaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages/Foto%20Haber/Yunanistan'da%20grev%20hayatı%20felç%20etti/F10105419.jpg
Hükümetin, kamu sektöründe çalışanların primlerinde kesinti ve sosyal güvenlik sisteminde değişiklik yapma kararına karşı, Yunanistan (http://www.hurriyet.com.tr/index/Yunanistan/) Kamu Çalışanları Konfederasyonu (ADEDY) ve Yunanistan (http://www.hurriyet.com.tr/index/Yunanistan/) Komünist Partisi (KKE) işçi kollarının (PAME) çağrısıyla yapılan greve, vergi daireleri, sigorta, belediye, valilik, adliye, arkeolojik alan, müze, hava ve deniz yolu taşımacılığı çalışanları, doktorlar ile öğretmenler katıldı.
Grev nedeniyle devlet dairelerinde müşteri hizmetlerinde aksaklıklar yaşanırken, okullarda da dersler yapılmadı. Mahkemelerde duruşmalar ertelenirken, hastanelerde yalnızca acil durum ve güvenlik personeli görev yaptı. Müzelerle arkeolojik alanlar da açılmadı.
TÜM UÇUŞLAR İPTAL EDİLDİ
Havaalanı kontrol kulesi çalışanlarının da greve katılmaları nedeniyle gece yarısından itibaren tüm uçuşlar iptal edildi. Deniz yolu çalışanlarının da grev yapması sebebiyle yolcu gemileri denize açılmazken, ana kara ile adalar arasındaki bağlantı koptu.
Demiryolu çalışanlarının ise gün içinde yapılacak iş durdurma eylemleriyle greve destek verecekleri belirtildi.
KAMU BİNALARINA SALDIRI
Yunanistan (http://www.hurriyet.com.tr/index/Yunanistan/)'ın Atina, Selanik ve İskeçe kentlerinde, park halinde araçlar, bir işyeri, kilise ve adliye binaları saldırıya uğradı.
Yunan basın yayın organları, başkentin Eksarhia, Virona, Agii Anargiri, İlion ve Egaleo semtlerinde 00.00-06.00 saatleri arasında düzenlenen saldırılarda, park halindeki 4 araç ile bir işyerinin kimlikleri henüz belirlenemeyen şahıslarca kundaklandığını duyurdu.
-Hürriyet-
Sokak Şairi
19-02-2010, 17:36
Tam 6 Kırmızı Kart ve Hikayesi : )
http://haber7media.noc.com.tr/haber/haber7/photos/756320100219030323495.jpg
Geçtiğimiz yılın Kasım ayında, İskoçya Amatör Ligi'nde oynanan Hawick United-Pencaitlend karşılaşmasında 6 kırmızı kart görerek rekor kıran Paul Cooper'ın cezası belli oldu. İskoçya Futbol Federasyonu, 39 yaşındaki futbolcunun sahalardan 2 yıl men edildiğini açıkladı.
İskoçya Amatör Lig takımlarından Hawick United'da forma giyen Paul Cooper, Kasım ayında Pencaitland'e karşı oynadıkları maçta 6 kırmızı kart görerek, ulaşılması güç bir rekora imza atmıştı. İkinci sarı kart nedeniyle oyundan ihraç edilen futbolcu, hakeme sözlü saldırısını sürdürünce üst üste 5 kırmızı kart daha görmüştü.
Cooper'ın merakla beklenen cezası ise yaklaşık 3 aylık bir aranın ardından belli oldu. İskoç Futbol Federasyonu, 39 yaşındaki futbolcunun 2 yıl müsabakalardan men edildiğini açıkladı.
Ceza hakkında yorumlarda bulunan Cooper, "Oyundan atıldığımda kendimi kaybettim. Verilen kararın haksız olduğunu düşünmüştüm ve dürüst olmak gerekirse; hakeme ağır sözler sarf ettiğimi hatırlıyorum" diye konuştu.
Cooper buna karşın, 2 yıllık bir cezayı da beklemediğini söyledi, "Maçtan sonra odasına gidip hakemden özür dilemiştim. O da özrümü kabul etmişti. Açıkçası, 6 aylık bir ceza bekliyordum. İki yıl benim için sürpriz oldu. Sanırım artık, cumartesi günleri için yeni bir uğraş edinmeliyim" diyen deneyimli futbolcu, 22 yıllık kariyerine nokta koyduğunu açıkladı.
Hawick Unıted Menajeri George Ahepherd da, cezayı ağır bulduğunu söyleyerek Cooper'a destek verdi, "O bizim için çok önemli bir futbolcuydu" diyen Shepherd,39 yaşındaki oyuncunun eksikliğini hissedeceklerini söyledi.
PEKİ COOPER 6 KIRMIZI KARTI NASIL GÖRMÜŞTÜ?
1- Cooper, 80. Dakikada ikinci sarı kartını gördü ve ilk kırmızı kartına hak kazandı
2- Karardan memnun olmayan Cooper, hakeme memnuniyetsizliğini iletince bir kırmızı daha geldi.
3- Bağırmaya başlayan Cooper, yeni bir kırmızı kart görmek için hevesli görünüyordu. Hakem de bu isteği geri çevirmedi.
4- Cooper hakemin üstüne yürümeye ve konuşmaya devam etti ve her ne dediyse, hakemin pek hoşuna gitmedi.
5- Ve rekor... Daha önce hiçbir Britanyalı futbolcu 5 kırmızı kart görmemişti.
6- Olayların başlangıcından beş dakika sonra 6. kart da çıktı.. Ve Cooper, nihayet sahayı terk etti.
NTV
Sokak Şairi
24-02-2010, 12:05
http://medya.zaman.com.tr/2010/02/23/ym_tren_k.jpg
Rusya'dan sonra, Ukrayna'da da kadın yolcuların yoğun talebi üzerine yolcu trenlerinde "haremlik selamlık" uygulaması başlıyor. Pilot uygulamaya Ukrayna'nın başkenti Kiev'in 700 kilometre güneydoğusundaki şehirlerden, Kiev istikametine olan trenlerde 30 Mart 2010 tarihinde başlanacak.
Donetsk Demiryolu'ndan Cihan'a özel yapılan açıklamada, haremlik selamlık vagonlara bilet satışlarının başladığı bildirildi. Şirket yetkilisi ilk gelen tepkilerin çok olumlu yönde olduğunu hatta kendilerine bu uygulamaya başlanılmasında geç kalındığı yönünde dahi tepkiler geldiğini söyledi.
Demiryolu şirketi yetkilisi Cihan'a yaptığı açıklamada, tek endişelerinin erkek veya kadın yolcu vagonlarından birisinin dolması halinde diğerlerinin boş kalması olduğunu belirterek, pilot uygulanmanın başarılı olduğu takdire diğer hatlarda da bu uygulamaya geçileceğini ifade etti.
İnternetteki forumlarda kadın yolcuların bu habere sevindikleri yöndeki mesajlar hızla artarken, şirket yetkilisi pilot uygulamanın başlaması ile birlikte yapılacak olan anketlerin uygulamanın kaderini belirleyeceğini kaydetti.
Uygulama ile birlikte ülkenin güneydoğusundan başkente gelen; Lugansk-Kiev, Mariupol-Kiev ve Donetsk-Kiev hatlarından yolcu trenlerinde yataklı vagonlarda kadın ve erkek yolcular ayrı ayrı seyahat edecek.
Haremlik-selamlık biletlerin satış noktaları ve fiyatların değişimi yapılmayacak.
2000 yılında Japonya'da yeni yıl kutlamaları esnasında alkollü erkeklerin bayanları rahatsız etmelerini önlemek amacıyla da buna benzer bir uygulama yapılmış ve Tokyo metrosunda sadece bayanlara özel vagonlar tahsis edilmişti.
Benzer uygulamalar sadece Tokyo ile sınırlı değil. Meksika ve Brezilya'da da kadınlara özel vagon uygulaması yapılıyor.
Brezilya'nın başkenti Rio de Janerio'da 8 Mart 2006 tarihinde toplu araçlarda tacizi önlemek amacıyla bir kanun çıkartılmış ve 24 Nisan tarihinden itibaren metrolarda tıpkı tuvaletlerde olduğu gibi 'bay' ve 'bayan' işaretleri konulmuştu. Başkent metrosunda bayanlara tahsis edilen vagonlar, erkeklerin yanlışlıkla binmelerinin önüne geçilmesi için pembe çizgilerle belirgin hale getirilmişti. Aynı uygulama, İsrail'de de "otobüslerde" sürdürülüyor.
Trenlerdeki bu kadın- erkek ayrı yolculuk yapmasının uygulamasına ise en son Rusya'da geçilmişti.
(CİHAN)
23 Şubat 2010, Salı
Nar Çiçeği
27-02-2010, 09:16
http://www.ressim.net/out.php/i542596_f.jpg (http://www.ressim.net)
Yıllar önce çok şiddetli depremle yerle bir olarak dünyayı üzüntüye boğan Güney Amerika ülkesi Şili'de 8,3 büyüklüğünde deprem oldu. Başkentten hissedilen depremin binaları salladığı belirtiyor.
Güney Amerika ülkesi Şili, 8.8 büyüklüğünde bir depremle sarsıldı. 1.5 dakika süren depremde, ilk belirlemelere göre en az 47 kişi yaşamını yitirdi.
http://g.mynet.com/i/135/137457-sili-deprem--14.jpg
Sabah Concepcion kenti yakınlarında TSİ 08.43’te çok şiddetli bir deprem meydana geldi.
(http://aktuel.mynet.com/galeri/haber/sili-depremle-sarsildi-sili-8-8-le-sallandi/5464/137458/sayfa/1/)
Amerikan Jeolojik Araştırma Kurumu, 8.3 olarak duyurduğu deprem büyüklüğünü önce 8.5'a, daha sonra 8.8'e yükseltti.
Depremin merkez üssünün başken Santiago'nun 325 kilometre güneybatısı ve Concepcion kentine 115 kilometre uzaklıkta olduğu açıklandı.
http://img5.mynet.com/ha5/s/sili-deprem2.jpg
Yerin 35 kilometre altında meydana gelen deprem, yaklaşık 1.5 dakika sürdü. Depremin ardından en büyüğü 6.9 olmak üzere artçı şoklar da meydana geldi.
EN AZ 47 ÖLÜ
Şili Devlet Başkanı Michelle Bachelet, depremde en az 47 kişinin öldüğünü açıkladı. Bachelet, depremin ardından afet durumu ilan etti.
"DÜNYANIN SONU GİBİYDİ"
Depremin ardından, Şili halkı kendini sokaklara atarken, sarsıntının en çok hissedildiği şehirlerden Temuco'da bir vatandaş, "Hayatımda böyle bir deprem yaşamadım, dünyanın sonu gibiydi" diye konuştu.
Yetkililer, bölge halkını sakin olmaya davet ederken, depremin ardından gerçekleşen artçı şoklar vatandaşların yaşadığı paniği artırdı.
TSUNAMİ UYARISI KALDIRILDI
Bu arada, yerel bir radyo istasyonu, Şili donanmasına dayandırdığı haberinde, Şili'nin güneyinde tsunami alarmının kaldırıldığı duyurdu.
Amerikan Jeolojik Araştırma Kurumu, depremin, Şili'deki merkez üssü yakınlarındaki sahil boyunca yıkıcı etki yaratabilecek tsunami oluşturduğunu bildirmişti.
9.5'LA SALLANMIŞTI
Şili'de 22 Mayıs 1960'da aynı bölgede meydana gelen 9.5 büyüklüğündeki depremde 1655 kişi ölmüş, 2 milyon kişi evsiz kalmıştı.
Depremden sonra çıkan tsunamide Hawaii, Japonya ve Filipinler'de ölenler olmuş, ABD'nin batı kıyıları zarar görmüştü.
Dünyanın yarısına Tsunami tehdidi!
Amerikan Jeolojik Araştırma Kurumu, Şili'nin Concepcion kenti yakınlarında bu sabah meydana gelen depremin büyüklüğünü 8.8'e yükseltti. Merkez, ilk açıklamasında depremin büyüklüğünün 8.3 olarak hissedildiğini açıklamış, daha sonra büyüklüğün 8.5 olduğunu bildirmişti.
TSİ 08.43'te meydana gelen depremin merkez üssünün Concepcion'un 90 kilometre kuzeydoğusu olduğu ve depremin yerin 55 kilometre altında meydana geldiği kaydedildi.Deprem, merkez üssünün kuzeyinde bulunan başkent Santiago'da da şiddetli olarak hissedildi.
SANTİAGO 1.5 DAKİKA SALLANDI
Şili'de bugün meydana gelen 8.8 büyüklüğündeki deprem sırasında başkent Santiago'daki binaların 1.5 dakika sallandığı bildirildi.
ÖLÜ SAYISI 147'E YÜKSELDİ
Şili'de meydana gelen 8.8 büyüklüğündeki depremde en az 147 kişinin öldüğü bildirildi.
Yerel bir televizyon kanalı da depremin en çok hissedildiği Concepcion kentinde, 15 katlı bir binanın çöktüğünü, yollarda çatlaklar oluştuğunu duyurdu. Bölgeden gelen haberlerde, binaların yandığı ve köprülerin yıkıldığı da bildiriliyor.
Bu arada, ABD ve AB ülkeye yardıma hazır olduğunu açıkladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Megan Mattson, Şili'deki yetkililerle temasa geçerek yardım önerdiklerini belirtti. Mattson, ülkede ikamet eden veya ülkeyi ziyaret eden ABD vatandaşlarının sağlık durumu hakkında ise şu anda bir bilgisi olmadığını söyledi.
AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton da Şili Devlet Başkanı Michelle Bachelet ile ''yakın temasta'' kalacağını belirttiği açıklamasında, ''AB, Şili halkına yardım sağlamaya hazırdır'' ifadesini kullandı.
Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, deprem nedeniyle büyük üzüntü duyduğunu belirten bir açıklama yaptı.
Sarkozy'nin yazılı açıklamasında, ''Bu trajik koşullarda Şili halkı ve yetkilileriyle dayanışma içinde bulunduğunu'' ifade ettiği belirtildi.
DEV BİR DALGA ROBİNSON CRUSOE ADASINA ULAŞTI
Şili Devlet Başkanı Michele Bachelet, depremin ardından oluşan dev bir dalganın Şili kıyılarının 660 kilometre açığındaki Robinson Crusoe adasına ulaştığını açıkladı.
TSUNAMİ HAWAİİ ADALARINI TEHDİT EDİYOR
Pasifik Tsunami Uyarı Merkezi, Şili'de meydana gelen 8.8 büyüklüğündeki depremin ardından tüm Hawaii Adalarını tehdit eden bir tsunaminin oluştuğunu bildirdi.
Merkezden yapılan açıklamada, bütün sahil şeridinin tehlikede olduğu belirtilerek, can ve mal kaybının önlenmesi için acilen harekete geçilmesi gerektiği kaydedildi.
İlk tsunami dalgasının Hawaii'yi yerel saatle 11.19'da vurabileceği tahmininde de bulunuldu. Daha önceki bir açıklamada da Pasifik kıyıları için Hawaii'yi de kapsayan bir tsunami uyarısı yapılmıştı.Bu arada, dev dalgaların tehdidi yüzünden Paskalya Adası'nda tahliye işlemlerinin başladığı bildirildi.
Şili Devlet Başkanı Michelle Bachelet, şiddetli depremin ardından oluşan ciddi tsunami riski yüzünden adanın kısmen tahliyesine başlandığını açıkladı.
Bachelet, tahliye işlemlerinin Şili donanması tarafından yürütüldüğünü kaydetti.
Öte yandan, Rusya da tsunami tehdidi yüzünden alarma geçilip geçilmeyeceği konusunu ele alıyor.
Yerel tsunami izleme merkezi, Rusya'nın uzakdoğusundaki bölgede henüz resmen alarm verilmediğini, bununla birlikte durumun yakından izlendiğini duyurdu.
TSUNAMİ ALARMININ KAPSAMI GENİŞLETİLDİ
Bu arada depremden sonra verilen tsunami alarmı Güney Amerika, Hawaii, Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya, Filipinler, Rusya ve bazı Pasifik adalarını kapsayacak biçimde genişletildi.
11 ARTÇI ŞOK KAYDEDİLDİ
Amerikan Jeolojik Araştırma Kurumu, 90 saniye süren depremin ardından geçen 2.5 saatlik süre içinde, 5'i 6'nın üzerinde olmak üzere 11 artçı şok kaydedildiğini duyurdu.
Şili'de 8.8'lik deprem, Okyanus'ta tsunami oluştu
Şili'de meydana gelen 8.8 büyüklüğündeki depremin yarattığı hasarın tespit çalışmaları sürerken, Pasifik Okyanusu'nda tsunami oluştu. Yapılan açıklamaya göre, dev dalgalar ABD, Rusya, Japonya ve Çin gibi Okyanus'a kıyısı olan ülkelerin yanı sıra sayısız adayı tehdit ediyor.
Pasifik Tsunami Uyarı Merkezi, en az 122 kişinin hayatını kaybettiği depremin ardından tsunami oluştuğunu ve Hawaii adaları başta olmak üzere Pasifik Okyanusu'ndaki ada ve ülkelerde hasara yol açabileceğini açıkladı. http://www.hurriyet.com.tr/_np/2834/10002834.jpg
Yapılan açıklamada, "Can ve mal kaybını önlemek için acil olarak harekete geçilmeli... Hangi yöne bakıyor olursa olsun kıyıdaki bütün yerleşim yerleri risk altında" denildi. Yeni Zelanda, ilk dalgaların kıyılarına TSİ 20.00 sularında vurmasını beklediğini açıklarken, bundan yaklaşık bir saat sonra Meksika'nın tsunamiden etkilenebileceği belirtildi. Şu ana kadar dev dalgalar zarar vermedi.
Devlet Başkanı Michelle Bachelet de Şili açıklarındaki doğu adalarının bir saat içinde tsunami tarafından vurulabileceğini belirtti. Bachelet ayrıca buralarda yerleşim birimlerinin boşaltılma çalışmalarına başlandığını söyledi.
Haber (http://www.hurriyet.com.tr/anasayfa/) ajansları, depremin yarattığı dev bir dalganın Şili açıklarındaki Robinson Crusoe Adaları'nda yerleşim birimlerine ulaştığını bildirdi. Adalardaki can veya mal kaybıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı.
YIKICI ETKİ YARATABİLİR
Pasifik Tsunami Uyarı Merkezi, depremin ardından özellikle Şili ve Peru için tsunami uyarısı yapmıştı.
Kolombiya, Antarktika, Panama, Kosta Rika, Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda ve Rusya (http://www.hurriyet.com.tr/index/rusya/) da dahil olmak üzere toplam 53 ülke riskli bölge kapsamına alındı. ABD (http://www.hurriyet.com.tr/index/abd/) hükümeti ise risk bölgesini Orta Amerika ve Fransız Polinezyası'na kadar genişletti.
Alaska ve California sahilleri için de tsunami uyarısı yapıldı.
Amerikan Jeolojik Araştırma Kurumu, deniz seviyesinde kaydedilen değerlerin, tsunami oluştuğunu gösterdiğini belirterek, tsunaminin depremin Şili'deki merkez üssü yakınlarındaki sahil boyunca yıkıcı etki yaratabileceğini, ayrıca daha uzak kıyılar için tehdit oluşturabileceğini ifade etti.
ŞİLİ ELÇİLİĞİNDEKİ TÜRKLERİN DURUMU İYİ
Dışişleri Bakanlığı, Şili'de meydana gelen ve 100'den fazla kişinin yaşamını yitirdiği 8,8 büyüklüğündeki depremin büyük üzüntüyle karşılandığını bildirdi.
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül (http://www.hurriyet.com.tr/index/abdullah_gül/)'ün Şili Devlet Başkanı Michelle Bachelet'ye, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun da Şili Dışişleri Bakanı Mariano Fernandez Amunategui'ye, Türkiye'nin bu afet karşısında duyduğu derin üzüntüyü ve başsağlığı dileklerini ilettiği belirtildi.
Açıklamada, Türkiye'nin Santiago Büyükelçiliği mensuplarının durumunun iyi olduğunun öğrenildiği belirtilirken, büyükelçiliğin Şili'deki 200 kadar mukim Türk vatandaşıyla irtibat kurmaya çalıştığı, bu konuda alınacak bilginin ayrıca duyurulacağı kaydedildi.
Geçmişte benzer felaketler yaşamış olan Türkiye'nin Şili'deki depremde meydana gelen kayıp ve hasarların telafisi için Şili makamlarının olabilecek yardım talepleri çerçevesinde her türlü desteği sağlamaya hazır olduğunu da açıklayan Dışişleri Bakanlığı, depremde hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifa diledi.
Filistin'den insanlık dersi
Filistin Milli Basketbol Takımının başına İsrailli antrenör getirildi.
Güncelleme:02 Mart 2010 06:48
http://img5.mynet.com/ha5/f/filistin-karar.jpg
El Arabiye televizyonunun internet sitesinde yer alan habere göre, adı açıklanmasını istemeyen milli takım heyetinden bir yönetici, Filistin milli takımının daha iyi çalıştıracağı düşüncesiyle ünlü İsrailli basketbol çalıştırıcısı Ilan Kowalski'nin ismini milli basketbol takım heyetine sunduğunu belirtti.
Heyet, görüşülen birçok çalıştırıcı arasında İlan'ın iyi bir antrenör olması nedeniyle milli takıma seçildiğini kaydetti.
İlan, iki ülke arasında husumet olsa da bunun spora yansıtılmamasını isteyerek, sporun barışı, huzuru ve kardeşliği bir araya getirdiğini söyledi.
http://i.milliyet.com.tr/HaberAnaResmi/2009/04/02/fft17_mf211900.Jpeg
Çin'de Kong Lin adlı adamhttp://www.tatliaskim.com/images/smilies/virgul.gif ucun kürdan şeklinde kullandığı makası gülerken yuttu. Röntgen çekilincehttp://www.tatliaskim.com/images/smilies/virgul.gif doktorlar şok oldu...
İnanılmaz olay Çin’de meydana geldi.
Daily Mail'in haberine göre 27 yaşındaki Kong Linhttp://www.tatliaskim.com/images/smilies/virgul.gif yemekten sonra kürdan yerine tırnak makasını kullanınca hastanelik oldu. Makas ağzındayken birinin yaptığı şakaya gülen Linhttp://www.tatliaskim.com/images/smilies/virgul.gif makası yutuverdi.
Hastaneye kaldırılan Lin’in röntgeni çekilince doktorları bile şaşırtan bu görüntü ortaya çıktı. talihsiz adamın boğazına takılan makas bir operasyonla alındı.
pis adam, tırnak makasını ağzına sokarsa böyle olur işte! neyse büyük geçmiş olsun, kurtulmuş neyseki...
Şimdi bu tırnak makası ile ne tür tırnak kesiyomuşki bu ahmak çinli..Kocaman şey bir de kürdan vazifesi görüyormuş ne tür bir makas bu, çinlilerden her şey beklenir iğrenç insan:D
bence bu resim o resim değil. baksana mantık hatası var bikere, eliyle sapından tutup ucunu ağzına soksa, yuttuğunda önce ucu boğazına kaçıp makas doğal olarak aşağıya doğru olmalıydı. resimde önce sapını yutmuşki sapı aşağıda, ucundan tutup sapıyla mı dişlerini karıştırıyomuş:S photosop bu heralde, habere uydurmuşlar...
Haberde gülerken diyor zaten, şimdi hem gülüyor hem dişlerini mi karıştırıyordu kocamannn nal gibi makasla:D
bide farkettisen çıkarılmış maksala röntgen filmindeki yanı şey diil:) çıkarılmış olan iyice deve kadar:)
bende tam dedektif gibi oldum he:)
Makasın modeli şahane o ayrı:D
:D:DKürdan için uygun bence:p
kürdanı ağaçtan yapmak için kullanır bunu anca :)
KRİZ YARATAN TASARININ TÜRKÇE TAM METNİ:
TEMSİLCİLER MECLİSİ 252 NO.LU KARAR TASARISI
Başkan’ın; Amerika Birleşik Devletleri’nin dış politikasının, Ermeni Soykırımı ve diğer
konularda ülkemizin belgelerinde ifade edilmiş insan hakları, etnik temizlik ve soykırım
meseleleriyle ilgili uygun yaklaşım ve hassasiyeti yansıtmasını sağlamaya davet edilmesi.
Karara bağlandı…
KISA BAŞLIK
BÖLÜM 1
Bu karar, “ABD’nin Ermeni Soykırımı Kararı Kayıtlarının Teyit Edilmesi” olarak da
adlandırılabilir.
BULGULAR
BÖLÜM 2
Temsilciler Meclisi şu bulgulara ulaşmıştır:
(1) Ermeni Soykırımı, Osmanlı İmparatorluğu tarafından tasarlanmış ve 1915’ten 1923’e
kadar uygulanmıştır. Yaklaşık 2 milyon Ermeni’den 1.5 milyon erkek, kadın ve çocuk
öldürülmüş, hayatta kalan 500 bin kişi evlerinden sürülmüş ve bu durum, Ermenilerin tarihi
vatanlarındaki 2 bin 500 yıllık varlıklarının ortadan kalkmasıyla sonuçlanmıştır.
(2) 24 Mayıs 1915 tarihinde, İttifak Güçleri, İngiltere, Fransa ve Rusya ilk defa bir başka
devleti “insanlık suçu işlemekle” itham eden ortak bir açıklama yayımlamıştır.
(3) Bu ortak açıklamada, “İttifak Güçleri, bu suçlar dolayısıyla Osmanlı Hükümeti’nin bütün
üyelerini ve bu katliamları gerçekleştiren memurlarını şahsen sorumlu tutacağını kamuoyu
önünde bildirmektedir” denilmiştir.
(4) Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Türk Hükümeti, Ermeni Soykırımı’nın
“düzenlenmesine ve yürütülmesine” karışan ve “Ermenilerin katliamında ve yok edilmesinde”
rol oynayan üst düzey liderleri suçlamıştır.
(5) Jön Türk Rejimi’nin yetkilileri, bir dizi savaş mahkemesinde yargılanmış ve Ermeni
halkına karşı katliam düzenlemek ve yürütmek suçlamalarından hüküm giymiştir.
(6) Ermeni Soykırımı’nın baş düzenleyicileri Savaş Bakanı Enver, İçişleri Bakanı Talat ve
Denizcilik Bakanı Cemal, suçlarından dolayı idam cezasına mahkûm edilmiş ancak bu
kararlar infaz edilmemiştir.
(7) Ermeni Soykırımı ve ülke içindeki bu hukuki noksanlıklar, Avusturya, Fransa, Almanya,
Büyük Britanya, Rusya, Birleşik Devletler, Vatikan ve daha birçok ülkenin ulusal arşivlerinde
kuşkuya yer bırakmayacak kanıtlarla belgelenmiş ve bu geniş kanıt birikimindeki olguların,
olayların ve sonuçların birbirinin aynısı olduğu görülmüştür.
(8) ABD Ulusal Arşivi ve Kayıtlar Dairesi, özellikle Dışişleri Bakanlığı’nın 59’ncu Kayıt
Grubu’ndaki kamuya ve ilgili kurumların kullanımına açık olan 867.00 ve 867.40 sayılı
dosyalarında Ermeni Soykırımı üzerinde kapsamlı ve detaylı belgeler bulundurmaktadır.
(9) 1913’ten 1916’ya kadar ABD’nin Osmanlı İmparatorluğu büyükelçiliği görevini yürütmüş
olan Sayın Henry Morgenthau, aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nun müttefiklerinin de
olduğu birçok ülkenin yetkilisiyle birlikte Ermeni Soykırımı’na karşı protestolar organize
etmiş ve bunlara öncülük yapmıştır.
(10) Büyükelçi Morgenthau, ABD Dışişleri Bakanlığı’na Osmanlı İmparatorluğu hükümetinin
politikasını “bir ırkı yok etme kampanyası” olarak tanımlamış ve kendisine 16 Temmuz 1915
tarihinde ABD Dışişleri Bakanı Robert Lansing tarafından, “Ermeni soykırımının
durdurulmasına yönelik… adımlarınız Bakanlığımızca onaylanmıştır” talimatı verilmiştir.
(11) Senato’nun 12 Şubat 1916 tarihinde aldığı kararda, “ABD Başkanı'ndan bu ülkenin
vatandaşlarının şu anda açlık, hastalık ve tarifi mümkün olmayan acılar içinde bulunan
Ermenilerin durumlarının iyileştirilmesi için toplanan bağışlara katkıda bulunabilecekleri bir
günün belirlemesi saygıyla talep edilmektedir” denilmiştir.
(12) Başkan Woodrow Wilson bu fikri benimseyerek, Amerikan halkının evlatlığı olan 132
bin yetimin de aralarında bulunduğu Ermeni Soykırımı’ndan kurtulanlara 1915 – 1930 yılları
arasında 116 milyon dolar yardım yapan ve bir kongre kararıyla kurulmuş olan Yakın Doğu
Yardım Komitesi’nin oluşumunu desteklemiştir.
(13) Senato’nun 11 Mayıs 1920 tarihli 359 numaralı kararı, “Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin
alt komitesindeki oturumlarda verilen ifadeler, Ermeni halkının karşılaştığı bildirilen katliam
ve diğer vahşetlerin gerçek olduğunu ortaya koymuştur.
(14) Bu karar, General James Harbord önderliğindeki Amerika'nın Ermenistan Askeri
Misyonu'nun 13 Nisan 1920'de Senato'ya sunduğu ve "kesme, şiddet, işkence ve ölüm
olaylarının 100 güzel Ermeni vadisi üzerindeki etkisi sürüyor ve bu bölgeye gidenlerin çok azı
tüm zamanların bu en büyük suçuna dair kanıtlardan kaçabiliyor" ifadelerine yer verilen
raporun ardından alınmıştır.
(15) ABD Yahudi Soykırımı’nı Anma Müzesi’nde sergilendiği gibi, 1939 yılında hiçbir
kışkırtma olmadan ordularına Polonya’ya saldırı emri veren Adolf Hitler, buna karşı
çıkanlara, “Tüm yaşananlara rağmen bugün kim Ermenilerin yok edilmesinden bahsediyor
ki?” demiş ve Yahudi Soykırımı için gerekli ortamı oluşturmuştur.
(16) 1944 yılında “soykırım” terimini ortaya atan ve Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın
Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin ilk savunucularından olan Raphael Lemkin,
Ermenistan’da yaşanan olayları, 20’nci yüzyılda gerçekleşen soykırımlar için kesin bir örnek
olarak göstermiştir.
(17) Gerek Lemkin’in çağrısıyla 11 Aralık 1946’da kabul edilen ilk Birleşmiş Milletler
soykırım kararı olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 96(1) numaralı kararı gerekse de
Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, Ermeni
Soykırımı’nı Birleşmiş Milletler’in mevcut standartlarını düzenleyerek önlemek ve
cezalandırmak istediği suç türü olarak tanımıştır.
(18) Birleşmiş Milletler Savaş Suçları Komisyonu 1948’de Ermeni Soykırımı’nı “tam
olarak… yeni kullanılmaya başlanan ‘insanlığa karşı işlenmiş suç’ teriminin kapsamına
alınması istenen eylemlerden birisi” olarak tanımlamış ve Nürnberg Mahkemeleri için emsal
teşkil edebileceğini belirtmiştir.
(19) Komisyon, “Sevr Barış Antlaşması’nın 230’uncu maddesindeki hükümler, açık ve 1915
yılında İttifak Güçleri’nin yaptığı açıklamaya uyumlu bir şekilde… Türk topraklarında etnik
kökeni Ermeni ya da Rum olsa bile Türk vatandaşlarına yönelik saldırıları kapsamayı
amaçlamaktadır. Bu madde, Nürnberg ve Tokyo Antlaşmaları’nın 6c ve 5c maddelerine emsal
olmakta ve bu antlaşmalarda ortaya konulan şartlar dahilinde ‘insanlığa karşı işlenen suçlar’
kategorisine bir örnek teşkil etmektedir” demiştir.
(20) Temsilciler Meclisi’nin 8 Nisan 1975 tarihinde kabul edilen 148 sayılı ortak kararı
şöyledir: “24 Nisan 1975, İnsanın Acımasızlığını İnsana Hatırlatma Günü olarak kabul
edilmiş ve ABD Başkanı’na Amerikan halkını, bu günü başta Ermeni soyundan gelenler
olmak üzere bütün soykırım kurbanlarını anma günü olduğunu hatırlamaya çağıran bir
açıklama yapması yetkisi verilmiş ve talep edilmiştir.”
(21) Başkan Ronald Reagan, 22 Nisan 1981’de gerçekleştirdiği 4838 sayılı açıklamasında,
“Yahudi Soykırımı’ndan alınan dersler, öncesinde yaşanan Ermeni soykırımı ve sonrasında
yaşanan Kamboçyalı soykırımı ve diğer başka birçok kişinin başına gelen benzer olaylar gibi
hiçbir zaman unutulmamalıdır” ifadelerini kullanmıştır.
(22) Temsilciler Meclisi’nin 10 Eylül 1984’te aldığı 247 sayılı karar şöyledir: “24 Nisan
1985, İnsanın Acımasızlığını İnsana Hatırlatma Günü olarak kabul edilmiş ve ABD
Başkanı’na Amerikan halkını, bu günü 1.5 milyon Ermeni başta olmak üzere bütün soykırım
kurbanlarını anma günü olduğunu hatırlamaya çağıran bir açıklama yapması yetkisi verilmiş
ve talep edilmiştir.”
(23) Birleşmiş Milletler Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt
Komisyonu'nun 1985 yılında yaptığı kapsamlı çalışma ve müzakerelerin ardından "Soykırım
Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sorunu Çalışması" başlıklı raporu 1’e karşı 14 oyla
kabul etmiştir. Bu raporda, "Nazilerin yaptığı sapkınlık, ne yazık ki 20’nci yüzyılın tek
soykırım davası olmamıştır. Örnekler arasında… 1915-1916 yıllarında Osmanlıların
Ermenilere yaptığı kıyım da gösterilebilir" denilmektedir.
(24) Bu raporda ayrıca, "Ermeni nüfusunun yarısından fazlasına tekabül etmesi muhtemel en
az 1 milyon Ermeni'nin öldürüldüğü ya da ölüme yürütüldüğü yönünde bağımsız otoritelerin
ve görgü tanıklarının güvenilir tahminleri bulunmaktadır. Bu [durum], Amerikan, Alman ve
İngiliz arşivlerinde yer alan belgelerle ve aralarında Osmanlı'nın müttefiki Almanların da
bulunduğu ülkelere ait o dönemde görev yapan diplomatların raporlarıyla da
desteklenmektedir" ifadesi yer almaktadır.
(25) Bağımsız bir federal kurum olan ABD Yahudi Soykırımı’nı Anma Konseyi, 30 Nisan
1981'de oybirliğiyle, ABD Yahudi Soykırımı’nı Anma Müzesi'nde Ermeni soykırımına yer
vermeyi kararlaştırmıştır ve o günden beridir de bu kararını uygulamaktadır.
(26) ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 1982 yılında yapılan Ermeni Soykırımı'yla ilgili
eldeki bilgilerin muğlak olduğuna ilişkin hatalı değerlendirmeyi (daha sonra geri çekilmiştir)
ele alan Washington DC Temyiz Mahkemesi, ABD'nin ilgili politika belgelerini inceledikten
sonra 1993 yılında Ermeni Soykırımı'yla ilgili ABD kayıtlarının muğlak olduğu konusundaki
değerlendirmenin "ABD'nin uzun süredir var olan politikasıyla çelişkili olduğu ve nihayetinde
de geri çekildiği"ne karar vermiştir.
(27) 5 Haziran 1996'da Temsilciler Meclisi, 1997 tarihli, 3540 sayılı Dış Operasyonlar,
İhracat Finansmanı ve İlgili Program Ödenekleri Kanunu’nda yapılan değişiklikle, Türk
Hükümeti'nin Ermeni soykırımını tanıyana ve kurbanlarının anısını yüceltene kadar
Türkiye'ye yapılan yardımların 3 milyon dolar (Türkiye’nin ABD'de lobicilik faaliyetleri için
harcadığı tahmini miktar) azaltılmasına karar vermiştir.
(28) Başkan William Jefferson Clinton 24 Nisan 1998'de, "Bu yıl da tıpkı önceki yıllarda
olduğu gibi Amerikan Ermenilerinin 1915 ile 1923 yılları arasındaki tehcir ve kıyımlar
neticesinde yaşanmış olan yüzyılın en acı verici dönemlerinden birini anmalarına eşlik
ediyoruz " demişti.
(29) Başkan George W. Bush, 24 Nisan 2004'te şu açıklamayı yapmıştır: "Bugün, 20'nci
yüzyılın en korkunç trajedilerinden biri olan Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerinde 1.5
milyon Ermeni'nin zorla tehcir edilerek ve öldürülerek yok edilmesini anıyoruz."
(30) Ermeni Soykırımı'nın uluslararası alanda tanınmış ve kabul edilmiş olmasına karşın hem
yerel hem de uluslararası yetkililerin, Ermeni Soykırımı sorumlularını cezalandıramamış
olması, benzer soykırımların yaşanmasının ve ileride de yaşanabilecek olmasının bir
sebebidir. Bu karar, ileride meydana gelebilecek soykırımların engellenmesine yardımcı
olacaktır.
POLİTİKA AÇIKLAMASI
BÖLÜM 3
ABD Temsilciler Meclisi;
(1) Başkan'a; Ermeni Soykırımı'yla ilgili ABD'deki kayıtlarda belgelenen insan hakları, etnik
temizlik ve soykırımla bağlantılı meselelerle ilgili uygun yaklaşım ve hassasiyet ile adil bir
karara varılmamış olmasının yarattığı sonuçları yansıtan bir ABD dış politikası oluşturması
çağrısı yapmaktadır;
(2) Başkan'a; her yıl 24 Nisan ya da buna yakın bir tarihte verilen Başkan'ın Ermeni
Soykırımı'nı anma mesajında 1.5 milyon Ermeni'nin sistemli ve kasten yok edilmesini
"soykırım" olarak tanıması ve ABD'nin Ermeni Soykırımı'na karşı yaptığı müdahalenin
onurlu tarihini hatırlatması çağrısı yapmaktadır.
Tasarı oylamasına saatler kala olası senaryolar
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, sözde "Ermeni soykırımı" tasarısını bugün ele alacak. Türkiye, var olan 7 milyar dolarlık savunma anlaşmalarını iptal etme uyarısında bulundu. Peki bu tasarı ne anlama geliyor? Tasarı kabul edilirse ne olur? Bundan sonra ne olacak? İşte tasarıyla ilgili en çok sorulan sorular ve yanıtları:
Bugün neler olacak?
Bugün ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, sözde “Ermeni soykırımı" yasa tasarısını ele alacak. Oturum TSİ 17.00’de başlıyor. Komite’de 46 üye bulunuyor. Tasarının kabul edilmesi için salt çoğunluk gerekiyor.
Tasarıda ne diyor?
Tasarıda ABD Başkanı'na bir çağrı yapılıyor. Bu çağrıda Başkan'ın her 24 Nisan'da Amerikan halkını sözde "soykırım" sırasında hayatını kaybeden 1.5 milyon Ermeni'yi anmaya davet etmesi isteniyor.
Kabul edilme olasılığı nedir?
Her ne kadar Türk basınına yansıyan haberler ve açıklamalar, tasarının kabul edilme ve reddedilme olasılıklarının birbirine yakın olduğuna işaret etse de esas beklenen kabul yönünde bir karar çıkması. Çünkü ABD’de Ermeni lobisi ve bu lobiye yakın Kongre üyeleri, geçmişte olduğu gibi bu tarz bir tasarıyı yeterli destek olmadan Komite’ye sokmuyorlar.
Dolayısıyla Ermeni lobisine yakın bir isim olan Komite Başkanı Howard Berman açıklamalarında Komite’de yeterli desteğin bulunduğunun işaretlerini veriyor. Berman, tasarının salt çoğunluğun desteğinin almasının ardından ancak Genel Kurul’a sunulacağını söylüyor.
Yani kabul edilirse ABD sözde "Ermeni soykırımı"nı tanımış mı olacak?
Hayır. Ancak tanıma konusunda bir adım atılmış olacak. Komite'de kabul edilmesi durumunda bu karar tasarısının yeni adresi 435 üyeli Temsilciler Meclisi Genel Kurulu. Tasarının Genel Kurul gündemine alınıp alınmayacağı henüz belli değil. Burada karar Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'nin. Pelosi, 1915 olaylarının "soykırım" olduğuna inanan, Ermeni lobisine yakın bir isim.
ABD'de yasama organı iki kanattan oluşuyor. Temsilciler Meclisi'yle birlikte yasamayı oluşturan diğer kanat ise 100 üyeli Senato. Dolayısıyla benzer bir tasarının Senato'da da kabul edilmesi gerekiyor. Şu anda Senato'nun Dış İlişkiler Komitesi'nde bekleyen bir “soykırım” tasarısı bulunuyor. Bu tasarı henüz Komite gündemine alınmış değil.
Dolayısıyla tasarı Genel Kurul gündemine alınsa ve hatta buradaki oylamada kabul edilmiş olsa bile yasalaşmış anlamına gelmiyor. Bunun geçmişte de örnekleri görüldü.
Daha önce benzer girişimler oldu mu?
Evet. Esasında böyle bir karar tasarısının artık her yılın başlarında yani sözde "soykırım"ın anma günü olarak gösterilen 24 Nisan öncesi konuşulmaya başlanması neredeyse bir gelenek haline geldi.
Daha önce 4 defa böyle girişimler oldu. 1975 ve 1984 yıllarında Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'nda benzer bir karar tasarısı kabul edildi. Ancak tasarı Senato'dan geçmediği için yasalaşamadı. 2000 ve 2007 yıllarında ise ABD Başkanlarının devreye girmesiyle tasarı Temsilciler Meclisi Genel Kurul gündemine alınmadan rafa kaldırıldı.
2000'de Bill Clinton, 2007'de de George W. Bush başkandı. Şu andaki Başkan Barack Obama'nın bu konu hakkındaki düşünceleri neler?
Obama, 2008 yılındaki Başkanlık seçimleri öncesinde ABD'de sayıları milyonları bulan Ermeni asıllı vatandaşlara sözde "soykırım" iddialarını tanıyacağı sözü verdi. Ermeni diasporası, Obama’yı şu ana kadar sözde "soykırım"ı tanımaya en yakın başkan olarak görüyor.
Obama geçen yılki ilk 24 Nisan açıklamasında bu sözünü tutmadı ve olayları "soykırım" olarak nitelendirmedi. Ancak, açıklamasında Ermenilerin 1915 olayları için kullandığı "Meds Yeghern" yani "Büyük Felaket" terimini kullandı. Böylelikle ABD Başkanı hem verdiği sözden dönmediğini göstermeye hem de Türkiye gibi kilit bir müttefiki küstürmemeye çalıştı. Ancak bu açıklama Ermeni diasporasının yanı sıra Türkiye'nin de tepkisini çekti.
Obama'nın bu görüşleri ABD'de sözde "soykırım"ı tanıyan bir yasanın çıkması olasılığını artıyor mu?
Teoride evet. Ancak pratikte geçmişte de örnekleri görüldüğü gibi olasılığın arttığını söylemek zor. Örneğin Bill Clinton da seçimlerden önce benzer bir söz vermiş ancak daha sonra tasarının yasallaşmaması için bizzat kendisi devreye girmişti.
Obama henüz tasarıyla ilgili görüşlerini net bir biçimde ortaya koymadı. Ancak Dışişleri Bakanı Hillary Clinton geçtiğimiz günlerde Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'ne yaptığı konuşmada, Türkiye-Ermenistan arasındaki protokol sürecine zarar verecek bir adımın atılmaması gerektiği mesajını verdi.
Başkan'ın yasama sürecine müdahale yetkisi bulunuyor mu?
Doğrudan bulunmuyor. Ancak ulusal güvenliğin ve çıkarların tehlikede olduğu durumlarda ABD Başkanı Senato ve Temsilciler Meclisi başkanlarına gerekli uyarıları yapabiliyor. Şu anda ABD yönetiminin önceliği Türkiye ile Ermenistan arasında normalleşme sürecinde ve diplomatik ilişkilerin kurulmasında adım atıldığını görmek.
Washington yönetimi böylesi bir tasarının protokollerle başlayan sürece ağır darbe vuracağının bilincinde. Üstelik ABD'nin Türkiye'nin askerinin bulunduğu Afganistan'daki mücadelesi devam ediyor ve Irak'tan çekilmesi konusunda da takvim işliyor. Ayrıca İran ve Ortadoğu barış süreci de denkleme eklendiğinde Türkiye kilit bir konumda bulunuyor. Dolayısıyla sözde "soykırım" tasarısının yasalaşma sürecinde daha ileri adımlara geçilmesi durumunda Başkan Obama'nın devreye girdiğini görmek şaşırtıcı olmayacak.
Tasarının geçmemesi ya da rafa kalkması Ermenistan hükümetinin tepkisine neden olur mu?
Böyle bir durumda Ermenistan hükümetinin tepki gösterdiğini görmek şaşırtıcı olmaz. Zira Ermenistan'ın bağımsızlık deklarasyona göre devletin kuruluş amaçları arasında sözde "soykırım"ın uluslararası alanda tanınması da yer alıyor.
Dolayısıyla her Ermenistan hükümeti bu amaç için çalışmakla yükümlü. Ancak tasarının bu yılki zamanlaması çok kritik bir döneme denk geliyor. Böyle bir tasarının yasalaşması ya da bu yönde çok daha ciddi adımlar atılması durumunda Türkiye, Ermenistan ile normalleşme sürecini de askıya alabilir.
Bu da ekonomik açıdan zorda olan Ermenistan için çok büyük önem taşıyan sınırın açılmasının süresiz olarak ertelenmesine yol açar.
Ermenistan hükümeti için şu andaki sözde "soykırım" iddialarının tanınmasından çok sınırın açılması daha önem taşıyor. Dolayısıyla tasarının geçmemesi ve Türkiye-Ermenistan-ABD arasında bir tasarı krizinin daha savuşturulması Erivan hükümetine de rahat bir nefes aldırabilir.
Temsilciler Meclisi'ni Türk imam açtı
Ermeni "soykırım" tasarısının ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde oylanmasından bir gün önce Kongre ilginç bir gelişmeye sahne oldu. Temsilciler Meclisi’nin dünkü açılış duasını, bir Türk imam yaptı.
Amerika’nın Sesi Radyosu’nun haberine göre, Kongre açan ender Müslüman din adamlarından biri olan imam Abdullah Antepli, Demokrat milletvekili David Price tarafından açılış duasını yaptırmak için Kongre’ye davet edildi.
Kuzey Carolina’daki Duke Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Abdullah Antepli, açılış törenindeki duada, Kongre üyelerinden din, dil, ırk farkı gözetmeksizin ülkelerine en iyi şekilde hizmet etmelerini istedi.
Abdullah Antepli, aynı zamanda Amerika’daki üniversitelerde görev yapan az sayıdaki Müslüman din adamlarından biri. Antepli, üniversitede ders vermenin yanı sıra, Müslüman öğrenci ve öğretim görevlilerine dini danışmanlık da yapıyor.
Bugüne kadar Temsilciler Meclisi'nin açılışını yapan dördüncü Müslüman olan Abdullah Antepli, Amerika’nın Sesi’ne, bunun, kendisi için çok büyük bir onur olduğunu söyledi. 2003 yılından bu yana Kongre'nin açılışını bir Müslüman yapmamıştı.
Duke Üniversitesi'nde ders veren İmam Abdullah Antepli, Müslümanların Amerikan toplumunda hak ettikleri yeri kazanması için yaptıkları çalışmaların devam edeceğini söyledi.
ABD Temcilciler Meclisi’nin Dış İlişkiler Komitesi’nde 2007 yılının Ekim ayında kabul edilen Ermeni soykırımı yasa tasarısının oylaması Tüm Dünya Ermenileri ruhani lideri Patrik II.Karekin'in dualarıyla açılmıştı. Bu durum büyük tepkiye sebep olmuş, ayrıca sözde soykırımdan kurtulan Ermenilerin de salona tekerlekli sandalye ile getirilmesi de vekiller üzerine baskı kurma çabası olarak değerlendirilmişti.
Ankara’dan ABD’ye sert mesaj
1915 olaylarının 'soykırım' olduğunu kabulünü öngören Ermeni tasarısı ABD Temsilciler Meclisi'nin Dış İlişkiler Komitesi'nde oylanacak.
Tasarının reddi için bastıran Türkiye'ye Amerikan Savunma Sanayii'nden de destek geldi. Ama Barack Obama yönetiminden gelen sinyaller pek de iyi değil. Gelişmeleri izleyen Ankara, "Büyükelçiyi geri çağırmak da dahil her seçenek masada" mesajı verdi.
Washington ile Ankara arasındaki tansiyon yüksek. Zira, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının kabulünu öngören 252 nolu tasarının görüşülmesine sadece saatler var.
Tasarı, Amerikan Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde bugün oylanacak. Komite üyelerinin çoğunun hala "kararsız" gibi görünüyor ancak, tasarının geçmesi olasılığı yüksek. Kritik oylama öncesi taraflar, hem Türk hem de Ermeni tarafı Washington'da kulis yapıyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan başkanlığındaki Türk heyeti, hem Obama yönetimine yakın isimlerle hem de Kongre üyeleriyle görüşerek, tasarının geçmesini engellemeye çalışıyor.
Oylama öncesi ABD'deki Türk dernekleri de boş durmadı. Washington Post gazetesine tam sayfa ilanla Obama yönetimine çağrıda bulundu. Çağrıda, "Tasarı, trajedinin tek taraflı bir yorumunu zorla kabul ettirmeye yönelik. Tarihi kanunlaştırmaya çalışıyor" denildi.
TÜRKİYE'Yİ DESTEKLEYENLER
Türkiye'ye destek verenler sadece ABD'deki Türk dernekleri değil.
ABD'nin önde gelen savunma şirketleri de Kongre üyelerine tasarıya hayır demeleri çağrısında bulundu. Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nin Demokrat Başkanı Howard Berman'a gönderilen ortak mektupta Türkiye ile yapılan savunma ticareti hatırlatıldı, "Tasarının komiteden geçmesi ilişkilerde çatlağa yol açar amerikalıların iş faaliyetlerini baltalar" denildi
Amerikan Havacılık Sanayisi Birliği de ayrı bir mektupla ABD Temsilciler Meclisi'ne uyarıda bulundu.
Bundan önceki tasarıların reddinde Türkiye'nin yanında yer alan ABD'deki Yahudi lobisi ise, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos çıkış sonrası bu kez aktif bir kampanya yürütmüyor.
YAHUDİLER ÇOĞUNLUKLA SESSİZ
Önde gelen bir çok Yahudi kuruluşu sessiz kalmayı tercih ederken, Ulusal Güvenlik için Musevi Enstitüsü JINSA ise, Türkiye'ye destek veren bir açıklama yaptı. Açıklamada, tasarının reddedilmesi gerektiği belirtildi.
Türkiye ve Türkiye'ye destek veren taraflar, çalışmalarını sürdürürken ABD'deki Ermeni lobisi de tasarının kabulü için bastırıyor. Amerikan Ulusal Ermeni komitesi, 'Türkiye'nin susturma kampanyasına son verin' adlı kampanya ile Kongre'yi tasarıyı kabul etmeye çağırdı.
Tüm bunlar olurken, başkan olmadan önce 'soykırım'ı tanıyacağı sözü veren Amerikan Başkanı Barack Obama ise sessizliğini koruyor. Ama Beyaz Saray'dan gelen sinyaller kötü. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Basın Sözcüsü Mike Hammer, Obama'nın 'soykırım' konusundaki bakışının değişmediğini söyledi. Bu da Obama'nın tasarının geçmemesi için devreye girmeyeceği yönünde yorumlanıyor.
ABD bu olayı soy kırım olarak niteleyebilir.
Amerika soykırım olarak resmen kabul etti bu kararıyla.. zaten avrupa ülkelerinin bir çoğu ermeni isyanının soy kırım olduğunu söylemekten kaçınmıyor bu kararın türkiye için hayırlı olduğunu düşünüyorum amerika ile müttefik olunamayacağını bir kez daha görmekteyiz.. zaten ermeni isyanını başlatan da bunlar değilmiydi halen yıkılmamış ermenilerin kaldıkları evler var o evlerden bir kaçının içini gezebildim evlerin içinde sığınaklar, tüneller yapılmış bunların hepsi o dönem yine avrupa ülkelerinin desteği ile yapıldı bu kararın bu dönemde çıkması ve israilin büyük elçimizi aşağılması türkiyenin davostan sonra ortadoğu ve avrupadaki kazandığı prestiji hazmedemeyen israil ve amerikanın ezikliği olsa gerek yoksa bugüne kadar neden kabul edilmedi..
Dostyakasi
05-03-2010, 19:16
ABD bu olayı soy kırım olarak niteleyebilir.
Öylede yaptı zaten can,bakalım daha ne kadar A.B.D. gölgesinde altında yaşamaya Dur!.. diyebileceğiz.
Nar Çiçeği
06-03-2010, 19:53
Almanya'nın Düren kentinde yaşayan Cumali Kabaoğlu, milli maçı izledikten sonra evine dönerken aşırı sağcıların saldırısına uğradığı belirtildi.
DÜREN - Türkiye ile Honduras milli maçını bir lokalde izledikten sonra evine gitmek isterken 2 kişinin saldırısına uğrayan Rizeli Cumali Kabaoğlu'nun başına hastanede dokuz dikiş atıldığı, bir ay süreli iş göremez raporu verildiği belirtildi.
Hastanede 2 gün yatan Kabaoğlu, taburcu edildikten sonra bugün yaptığı açıklamada, "Milli maçı izledikten sonra evime gitmek isterken biri maskeli, diğeri maskesiz 2 kişi arkamdan başıma demir sopayla vurmaya başladı. Kendimi korumaya çalışırken sopa omuzumda kırıldı. Bağırmaya başlayınca kaçtılar. Maskesiz olanı polise bildirdim" dedi.
Türk Milli Takımını desteklemek için kırmızı-beyaz Türkiye yazılı şapka giydiğini ve bu nedenle geçen hafta evden çıkarken birilerinin "Burası Almanya, bu böyle devam etmeyecek" şeklinde bağırdığını duyduğunu belirten Kabaoğlu, "O sesi duyunca döndüm baktım. Apartmanlardan birinden geliyordu, ancak kimse görünmedi. Demek ki o zamandan bu yana bazı kişilerin tepkisini çektim" diye konuştu.
Kabaoğlu, daha sonra saldırıya uğradığını belirterek, bu olayın yabancı düşmanlığından kaynaklanabileceğini ve saldırganların yakalanmasını istediğini belirtti.
Düren polisi de, saldırganların arandığını açıkladı.
Nar Çiçeği
06-03-2010, 20:02
İslami görüşlü İspanyol partisi en az 6 şehirde belediye başkanlığı seçimine katılacak.
İspanya'da ilk kez İslami görüşlü ulusal bir parti kuruldu.
"İspanya Birlik ve Yeniden Doğuş Partisi" (Prune) adıyla kurulan yeni partinin lideri Mustafa Bakkach, Endülüs bölgesinin önemli kentlerinden Granada'da düzenlediği basın toplantısında, 2011 yılında yapılacak yerel seçimlerde Madrid, Barselona, Valencia, Toledo, Malaga, Granada gibi Müslüman nüfusun yoğun olduğu bazı önemli kentlerde belediye başkanlığı için adaylar belirleyeceklerini açıkladı.
İspanya ve Fas vatandaşı olan, İspanya İslam Komisyonu ile İspanya İslam Federasyonu gibi kurumlarda üst düzey yöneticilik yapan Bakkach, "İspanya içinde çalışacak İspanyol bir partiyiz. İspanya'da Hristiyan görüşlü siyasi partiler varsa, bizim de Müslüman görüşlü olmamız sanırım herhangi bir sakınca yaratmaz" dedi.
Bakkach, "şeriatı getirecekleri", "Endülüs'ü yeniden yaratacakları" eleştirilerini de sert bir dille yalanladı.
Yeni partinin, 45 milyon nüfuslu İspanya'da yaklaşık 1 milyonluk Müslüman nüfusun hakları için mücadele edeceği belirtildi.
Fas topraklarında olup İspanya'ya bağlı olan Ceuta ve Melilla kentlerinde İslami görüşlü siyasi partiler bulunsa da, bunlar İspanya genelinde değil sadece bulundukları bölgelerde seçimlere katılıyor.
Nar Çiçeği
06-03-2010, 21:48
Şiddetli gribin ardından Kleine Levin sendromuna yakalanan İngiliz Louisa Ball'ın hayatı uykuda geçiyor. Bazen bir kaç gün bazen de bir kaç hafta aralıksız uyuyan genç kızın ailesi açlıktan ölmemesi için genç kızı zorla uyandırıyor.
15 yaşındaki güzel kız , çevresinde gerçek 'uyuyan prenses' olarak anılıyor. 15 yaşındaki yaşıtları gibi her yönden normal olan tahilsiz kızın kabusu ise uyanmadan günlerce uyku halinde kalması. Okul hayatı ve sosyal yaşamı hastalığından olumsuz etkilenen Louisa, normal bir hayata dönmek istiyor ancak tıp bu hastalık karşısında çaresiz kalmış görünüyor.
http://i1003.hizliresim.com/2010/3/6/9121.jpg (http://urlal.com/dqqf)
http://foto.gazetevatan.com/newpics/news/080320102253316944067_3.jpg
Türk ün duvarına aslı Meryem tablosu aglıyor ev ziyaretçiyle dolup taşıyor.Fransada yaşayan Esat Altındagoglunun eşine 2 yıl önce Lübnanlı bir rahip tarafından hediye edilen Meryem ana tablosu 12 şubattan buyana gözyaşı döküyor ev ziyaretçiyle dolup taşıyor.
Fransada yaşayan Altındagoglu ailesinin evinde çok ilginç şeyler oluyor Esat altındagoglu 3 haftadır evinin duvarında asılı olan aglayan yaglı boya Meryem ana tablosunu görmeye gelen onlarca Avrupalı ziyaretçi agırlıyor Türk ev sahibibinin İngiliz telegraph gazetesine anlattıgına göre tablo eşi sevine 2 yıl önce Lübnanlı bir rahip tarafndan hediye edildi evin duvarına asılan tablo 12 şubattan itibaren aglamaya başladı ve ogünde buyana hergün gözyaşı döküyor.Şimdi bir din adamı ekibi tabloyu incelemek ve mucizeyi belgelemek için eve gelecek bir şeyin mucize olarak ilan edilebilmesi için Katolik dünyasının ruhani lideri olan Papanın onayı gerekiyor.
Ancak son 50 yıl içinde yüzlerce mucize başvurusu yapıldı ancak Vatikan sadece 1973 yılında Joponya nın Atika kentinde bir kilise de bulunan aglayn Meryem ana heykeli mucize olarak kabul edildi.
alıntı
Gerçekten ilginç bir olay son dönemlerde ilginç olaylar sıkça yaşanmakta hayr olur inş.
sabah gazetede okumuştum bu haberi de kesinlikle bilimsel bir açıklaması vardır eğer kandırmaca bir haber değilse. hemde bu haber yapmaya değer bir açıklama bile değildir eminim. mesela tablonun malzemesi sıcak bir odaya girdiği için terleme yapıyordur, ya da yine malzemeden dolayı odadaki su buharını çekip sonra yoğunlaştıryor olabilir. ama tablonun ağlaması saçma geldi bana, inandırıcı değil...
Sokak Şairi
10-03-2010, 09:20
sabah gazetede okumuştum bu haberi de kesinlikle bilimsel bir açıklaması vardır eğer kandırmaca bir haber değilse. hemde bu haber yapmaya değer bir açıklama bile değildir eminim. mesela tablonun malzemesi sıcak bir odaya girdiği için terleme yapıyordur, ya da yine malzemeden dolayı odadaki su buharını çekip sonra yoğunlaştıryor olabilir. ama tablonun ağlaması saçma geldi bana, inandırıcı değil...
bir mühendis yorum yapsa heralde böyle yapardı diye düşündüm :)
ama bende de benzer düşünce olmadı değil...
teknik sebepler olsa gerek..
Şili, 27 Şubat'ta 8.8'lik depremin ardından bugün 7.2 ile şu ana kadarki en büyük artçı şoku yaşadı. Sarsıntı, yeni devlet başkanı Sebastian Pinera'nın yemin ederek göreve başlamasından birkaç dakika önce meydana geldi.
ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu, depremin merkez üssünün Valparaiso kentinin 114 kilometre güneyi olduğunu bildirdi. Depremin başkent Santiago'nun yanı sıra batısındaki kıyı kenti Valparaiso'da da hissedildiği bildirildi.
Deprem sonrası tsunami alarmı verilirken, 7.2 büyüklüğündeki deprem öncesinde de 5.1 büyüklüğünde bir sarsıntı yaşandı.
BENZER DEPREMLER OLABİLİR
ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu'ndan jeofizikçi Don Blakemen, 7.2'lik sarsıntının 8.8'lik depremin şu ana kaydedilen en büyük artçısı olduğunu ve Haiti'yi yerle bir eden depremden çok daha büyük olduğunu söyledi.
Blakeman, "8 civarında depremler olduğunda, 7 büyüklüğünde birkaç tane artçı şok görebiliriz" dedi ve Şili'de başka artçı sarsıntılar olabileceği uyarısında bulundu.
Deprem, Pinera'nın yemin ederek göreve başlamasından birkaç saat önce meydana geldi. Pinera'nın yemin edeceği Valparaiso'daki Kongre binası da deprem sırasında sallandı. AP ajansı, yemin töreni için Şili'de bulunan Bolivya Devlet Başkanı Evo Moralesin deprem sırasında bembeyaz kesildiğini, Peru lideri Alan Garcia'nın ise şaka yaptığını bildirdi.
NTV televizyonu, depremin ardından sarsıntıların devam ettiğini ve hem Valparaiso hem de Santiago'da bazı binaların yıkıldığı bilgisinin ulaştığını bildirdi.
27 Şubat'ta meydana gelen 8.8 büyüklüğündeki depremde 700'den fazla insan hayatını kaybederken, 30 milyar dolar maddi hasar meydana geldi.
"Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." Jiddu Krishnamurti
Zeitgeist Almanca “Zamanın Ruhu” demek. Popüler manada ise sadece bir belgesel serisinin adı olarak bilinmekte. Şimdilik iki bölümden oluşan seriye bir üçüncü eklenir mi belirsiz ne var ki şu ana kadar çekilmiş iki film çok büyük ilgi gördü. İlerleyen paragraflarda da değineceğimiz ‘Zeitgeist Hareketi (Oluşumu)’ adında bir kitle yaratıldı. Zeitgeist, en popüler sosyal ağ sitesi olan Facebook’ta binlerce üyesi olan bir gruba sahip. Ayrıca ülke bazında da gruplar bulunmakta. Bu yazıda bir belgesel filminin böyle büyük bi etkiyi neden ve nasıl yaratabildiğine bakacağız. Bu yaratılan etkinin ne kadar gerçekçi olduğu hakkında bir şeyler söylemeyi de ihmal etmeyeceğiz.
Zeitgeist Belgesel’inin ilk bölümü 2007 yılında internette (video.google.com) sitesinde yayınlandı. Konuları ele alışı ve cüretkar açıklamaları ile popülerlik kazandı ve bir çok dile çevrildi. İlk filmin konularına kısaca bakarsak ;
Bölüm 1 : Din kurumu çok ciddi bir şekilde eleştiriliyor ve Hristiyanlık üstünden bu kurumun büyük bir hikayeden oluştuğu savunuluyor. Bunu da “İnsanoğluna inandırılmış en büyük hikaye” olarak dramatize ediyor. Belgesel Hz. İsa’nın hiç varolmadığını çok eski inanışlardaki peygamber figürü ile İsa’nın birebir uyduğunu söylüyor. Dini kurumlarının para ile olan iişkisine de ciddi bir eleştiri getirildiğini de unutamak lazım.
Bölüm 2 : Bu bölüm, 11 Eylül olaylarının ABD’nin işi olduğu yönünde kurgulanmış. Bir çok kişi tarafından ‘komplo teorisi’ olarak görülen bu bölümün alt metninde yatan şey; “Dünyadaki insanların çoğu din hikayesine inanmışlarken buna neden inanmasınlar ki?” den ibaret.
Bölüm 3 : Bu bölümde artık çok daha realist söylemler var. Komplo teorisi olarak algılanabilecek tek bir konu vardı bu bölümde “Tek Dünya Hükümeti” adındaki proje. Ekonomi , Sermaya, Politika kavramları ile haşır neşir oluyoruz. Savaşların küçük bir sermaye grubu için nasıl büyük karlar sağladığını kanıtlarıyla izliyoruz. Kapitalist sistemin yarattığı sermaye gruplarının insanlığı ne kadar çok?! önemsediklerini bir kez daha görüyoruz.
Çok çok kısa olarak bu şekilde özetleyebileceğimiz ilk filmi geçen yıl izlediğimde gerçekten çok hoşuma gitmişti. Komplo teorileri tadındaki bölümler de dahil olmak üzere akıcı istediği mesajı gayet net veren, basit bir dilde hazırlanmış bir belgeseldi gözümde. 2008 yılına gelindiğinde “Zeitgeist Addendum” yayınlandı. Yine internetten dağıtımı yapıldı filmin. İkinci film ilkine göre çok daha aktivist bir yapıya sahipti. Kapitalist sistemin anlaşılması bakımından bu ikinci film sırf bu yüzden tekrar tekrar izlenilmeli bence. Paranın nasıl yaratıldığından, günümüz şartlarında çalışan bireylerin nasıl birer ‘modern köle’ye çevrildiği, hükümetlerin sermayenin elinde nasıl birer kukla haline geldiğinin çok güzel kanıtlarına yer veriyor çünkü.
Film bu noktada Dünya Bankası ve IMF’in ülkeleri nasıl borçlandırdığını, ülkelerin kaynaklarını nasıl ele geçirdiğini bir bir örneklerle aktarıyor! Belki bilindik şeyler ama çok güzel anlatılmış. Hele ki bu işlerle pek ilgilenmeyen genç kitlemiz için bulunmaz bir kaynak olarak görüyorum.
Film bu güzel giriş ve gelişmenin ardından ilk olarak Faşizm ve Komünizmi aynı kefeye koyarak (ikisine de yozlaşmış olduğu eleştirisini getiriyor) bir “hmm” dedirtti bende. Sonrasında komünizmi açıklarken sadece Çin örneğini onu da sadece iki cümleye sıkıştırarak yapması ile kafamda “Ne oluyor yahu?” sorusunu canlandırdı. İzlemeye devam edince işin rengi ortaya çıktı.
Venüs Projesi!
Venüs projesi Jacque Fresco ve Roxanne Meadows tarafından 1975 yılında başlatılan bir proje. İşin başındaki Fresco dünyaca ünlü bir Futürist mimar – endüstriyel tasarımcı. Venüs Projesini kabaca anlatmak gerekirse “Kaynak bazlı ekonomi” adı altında bir sisteme dayanıyor. Mantığı şu, teknolojiyi gerektiği gibi kullanabilirsek dünyadaki tüm rezervler insanlık için yeterli olacaktır. Bu şekilde parayı de ortadan kaldırıyor proje. Para olmadığı zaman suçların da önüne geçileceği söyleniyor, böyle olunca hapishanelere de gerek kalmayacak deniyor… Aynı zamanda tüm üretimin otomasyona geçeceğini (çalışmanın ortadan kalkacağını) böylelikle insanların kendi içlerindeki özelliklerini dışa çıkaracak şeylerle ilgileneceğini söylüyor. Olabildiğince uçuk şeyler. Projenin en detaylı hali için http://thezeitgeistmovement.com/DesigningtheFuture.pdf (http://thezeitgeistmovement.com/DesigningtheFuture.pdf) adresindeki ingilizce dökümanı inceleyebilirsiniz.
Zeitgeist Addendum’u ilk kez izlediğimde Venüs Projesi fikri gerçekten çok hoşuma gitmişti. Teknoloji ile de alakadar birisi olduğumdan alternatif enerji kaynaklarının kullanımı üstüne kurulu bu düzen için “neden olmasın ki?” demiştim. İkinci izleyişimde projenin insanda yarattığı ilk “vauuv” hali geçiyor tabi ki. Hele üçüncü izleyişimde ki babamla izlemiştik artık iyice soğuduğumu söyleyebilirim.
Öncelikle hapishaneleri kaldırdım, suç ortadan kalktı gibi söylemler ne yazık ki gerçeği temsil edemiyor. Parasal sistem ortadan kalktı diyelim, insanlar kendisini sanata, bilime verdiler. Para için insan öldürmek ortadan kalktı diyelim. Zevk için öldürürse ne yapacağız? Aklı başlı da yerinde bu adamın? Buna cevap yok. Bu sistemin başında kim olacak? Sibernetik bir hükümetten söz ediliyor ama o nasıl olacak? Sonuçta birilerinin kurması gerekmeyecek mi ilk başta bu düzeni? O kişiler bunun başında öyle ya da böyle bir yetkiye sahip olmayacak mı? Hizmet sektörü ne şekilde olacak? Her şey mi robotlaşacak? Yok öyle bir şey!
Daha uzun uzudayı düşündüğümüzde bulabileceğimiz bir çok şey var akla yatmayan. Ne var ki yazı da uzadıkça uzuyor. Tüm bu saydıklarıma proje sahiplerinin cevabı şu oluyor : ” Daha önce böyle bir düzende yaşamadığımız için nasıl olacağını hayal edemiyoruz”. Kendi içinde mantıklı da olsa ben yemedim bunu!
Şimdi gelelim asıl meseleye. Venüs Projesi güzel, çok güzel bir ütopya! Heyhat keşke olsa da yaşasak içinde. Ama aslında ilk başta yozlaşmış diye Komünizm ile Faşizmi aynı kefeye koyarken eleştirdiği düzenden çok farklı bir şeye dönüşemeyeceği de apaçık ortada! Diyelim ki o da başarılabilir. Yozlaşmayan bir düzen oluşturulabilir! İşte burada can alıcı sorumuz geliyor;
NASIL?
Film sonunda bunu bir kaç madde ile sıralıyor.
Bir. Bankacılık sahtekarlığını ortaya koyun. Citibank, JP Morgan Chase, ve Bank of America, ahlaksız federal rezerv sisteminin en güçlü denetleyicileridirler. Bu kuruluşları boykot etme zamanıdır. Eğer bunlarda banka hesabınız veya kredi kartınız varsa, paranızı başka bankaya yatırın. Mortgage anlaşmanız varsa,
başka bankadan tekrar finanse edin. Hisselerine sahipseniz, satın. Onlar için çalışıyorsanız, işi bırakın. Bu hareket, özel bankacılık kartelinin arkasında gerçek güç olan FED’i küçük düşürecektir. Bankacılık sisteminin sahtekar
olduğunun farkına varılmasını sağlayacaktır.
İki. Televizyon haberlerini kapatın. Haber almak için internetteki bağımsız haber ajanslarını ziyaret edin. CNN, NBC, ABC, FOX ve diğerleri, statükoyu korumak için tüm haberleri filtreden geçirirler. Tüm ana medya kurumlarına sahip dört şirket yüzünden tarafsız haber imkansızdır. İnternetin gerçek güzelliği de buradadır. İnternetteki serbest bilgi akışından dolayı kurulu düzen kontrolünü kaybediyor. İnterneti her zaman korumalıyız, çünkü bugün gerçek kurtarıcımız odur.
Üç. Kendinizin, ailenizin veya tanıdığınız herhangi birinin askeriyeye katılmasına, asla izin vermeyin. Bu eskimiş kurum, artık sadece kurulu düzeni devam ettirmek için kullanılıyor ve artık amacına uygun değildir. Irak’taki ABD askerleri, ABD şirketleri için çalışıyorlar, insanlar için değil. Propaganda güçleri, bizi savaşın doğallığına ve askeriyenin onurlu bir kurum olduğuna inandırmaya çalışıyor. Eğer savaş doğal bir şey ise neden her gün travma sonrası stres bozukluğu sebebiyle 18 eski Amerikan askeri intihar ediyor? Eğer erkek ve kadın askerlerimiz bu kadar onurlandırılmışlarsa neden Amerikalı evsiz insanların %25′i eski askerden oluşmakta?
Dört. Enerji şirketlerini desteklemeyi bırakın. Müstakil bir evde yaşıyorsanız, şehir şebekesinden çıkın. Evinizi temiz enerji ile kendi kendini idare edecek hale getirmenin yollarını araştırın. Güneş, rüzgar ve diğer yenilenebilen enerjiler artık ulaşılabilirler ve geleneksel enerjilerin bitmek bilmeyen fiyat artışıyla uğraşmaktansa bunları araştırmak daha ucuz olacaktır. Araba kullanıyorsanız bulabildiğiniz en küçük arabayı alın ve arabanızı hibrid, elektrik veya mevcut yakıtlar dışında herhangi bir yakıt kullanabilen birçok dönüşümlü teknoloji içerisinden seçin.
Beş. Politik düzeni reddedin. Demokrasi aldatmacası zekamıza hakarettir. Parasal sistem içinde asla gerçek bir demokrasi olmamıştır olmayacaktır. Aynı şirketler tarafından yönetilen iki partimiz var. O pozisyonlara şirketler tarafından getiriliyorlar ve popülerlikleri suni olarak
medya tarafından oluşturuluyor. Özünde yozlaşmış bir sistemin içinde 2 yılda bir personel değişimi anlamsızdır. Bu politik oyunun gerçek yanı
yokmuş gibi davranmak yerine enerjinizi bu bozuk sistemin üstesinden gelmeye odaklayın.
Ve altı. Harekete katılın. www.thezeitgeistmovement.com’a (http://www.thezeitgeistmovement.com’a) girin.
Maddelerin de içeriğinden anlaşılacağı gibi bu yapım aslında Amerika Halkı’na yönelik bir ürün. Bizim Bakkal Hüseyin ne yapacak belli değil şimdilik! Bunun dışında bu sayılan şeylerin çoğuna katılmakla beraber ölesiye eleştirilen kurulu düzenin nasıl yıkılacağı hakkında bir şey söylenmiyor! Babamla film izlerken ısrarla soruyordu. “İyi de nasıl devrilecekler? İsyan mı edeceğiz, örgütlenme nasıl olacak vs…” Adam haklı. Şimdilik sadece bir internet sitesine kaydolmamız isteniyor. İnternette örgütlenmenin yararları hakkında daha önce yazdım çizdim. Yineleyelim, gerçekten korkunç bir imkan şu yazdığım yazıyı teorik olarak uzayda bile okuma imkanınız var.Var olmasına var da sadece okumakla olmuyor işte. Eylem de gerekiyor! Sokağa çıkmadan olmuyor, olmayacak da! Yunanistan örneği hala çok canlı! Neler olduğunu izledik, izliyoruz. Halk sokakta var! Evde bilgisayar başında pek bir şey ifade etmiyor ne yazık ki!
Uzun lafın kısası Zeitgesit Belgeselleri mutlaka izlenmeye değer yapımlar. Din ve Kapitalist düzenin nasıl işlediğini çok akıcı ve akıllıca bizlere gösteriyor. Yazımızın başlığındaki soruya gelince de cevabı şu olsa gerek ” Zeitgest içinde bulunduğumuz sistemin açıklaması ama sistemin çözümü değil!”
Zeitgeist Nedir? Ne Değildir? | Çağatayca (http://www.cagatayca.com/zeitgeist-nedir-ne-degildir)
Sokak Şairi
23-03-2010, 12:59
ilginç....Shiva :)
Zeitgest içinde bulunduğumuz sistemin açıklaması ama sistemin çözümü değil!”
Sokak Şairi
23-03-2010, 13:04
YüzYılın Matematik Problemini Çözdü Sonra da 1 Milyon Dolar Ödülü Reddetti !
44 yaşındaki Doktor Grigory Perelman St. Petersburg'da salaş ve bakımsız bir evde inzivaya çekilmiş durumda yaşıyor. Kendisiyle konuşmak için gelenlere "ihtiyacım olan her şeyim var" diyor.
http://i.tmgrup.com.tr/sbh/2010/03/23/418736429551.jpg100 yıldır matematikçilerin çözemediği "Poincare Conjecture" adı verilen matematik problemini çözen Perelman, çözümü de internet üzerinden gönderdi.
Perelman, 2003 yılında bu tarihi matematik problemini çözdüğünü bildirmişti; problemin çözümünün onaylanması ise yıllar aldı.
ABD'deki 'Clay Matematik Enstitüsü'nün koyduğu 1 milyon dolarlık ödülü vermek için kendisine dün ulaşılan Perelman, ödülü istemediğini, meşhur olmak istemediğini belirtti.
Perelman "Matematiğin kahramanı falan değilim. O kadar başarılı bile değilim, herkesin bana bakmasını istemiyorum, tanınmak istemiyorum." şeklinde konuştu.
Komşularından biri, Perelman'in dairesini görünce çok şaşırdığını, sadece bir masa, bir sandalye ve bir yatağı olduğunu söylüyor.
Apartman sakinlerinin apartmanda yaşayan hamamböceklerinden kurtulmaya çalıştığını ancak Perelman'in dairesindekilerden kurtulamadıklarını da ekliyor.
sabah
Sokak Şairi
23-03-2010, 15:10
Renos haberi okumadın heralde :)
3 değil 7 yıl olmuş :)
ve de onaylanmasından bahsediliyor :)
3 yıl önce ıspatanmıştı :=) onu belirtmek istedim hatta o zaman ödülü reddettiğini biliorum
Sokak Şairi
23-03-2010, 17:20
bende anlamadım.. artık sabah gazetesi ısıttı mı haberi de..
ama dün kendisine ulaşılan dediğine göre ödülü vermek için evine gittiler heralde :)
matematik sorusunu çözecek kadar aklın olsun parayı alacak kadar olmasın :)
ya kardeşim al yemeyeceksen dağıt, millete ver... hayır yap..
orduya bagışla..
caretta carettaların üremesine yardımcı ol :p
valla onuda çok tartıştık
zaten normal bi insan çözemio demekki bu soruları xD
Sokak Şairi
24-03-2010, 02:07
http://www.sangam.org/2009/02/images/Fein.jpg
ABD'DEN ŞOK RAPOR
ABD eski Başkanı Reagan’ın danışmanı Fein: “Beyaz Saray araştırma yaptı, Ermenilerin 2 milyon Müslüman Osmanlı’yı katlettiği ortaya çıktı. Ermeniler, kendi arşivlerini açmıyor, çünkü bu gerçeğin ortaya çıkmasını istemiyor…” dedi.
ABD Başkanı Ronald Reagan’ın hukuk danışmanlığını yapan Bruce Fein, sözde Ermeni soykırımı iddialarını değerlendirdi. Ermenilerin bu iddialarının son derece asılsız olduğunu belirten Fein, Reagan’ın başkan olduğu 1981′de bu konunun Beyaz Saray tarafından araştırıldığını ve iddiaların asılsız olduğunun belgelendiğini söyledi. İşte sözde Ermeni soykırımı konusunda Fein’in açıklamaları:
“Osmanlı İmparatorluğu’nun azınlıklara karşı “müthiş” sayılabilecek bir özen gösterdiği gerçeğini unutmamak gerekir. Azınlıklar, kendi dini özgürlüklerini ve hayatlarını son derece rahat bir şekilde sürdürdü.
Ermeni terör çeteleri I. Dünya Savaşı sırasında Fransa ve Rusya ile birlikte Osmanlıları öldürdü. Bu rakamın 2 milyon civarında olduğu bir gerçek. Ermeni kayıplarının ise 500 bin civarında olduğu araştırmalarla kanıtlandı. Burada asıl önemli konu, Ermenilerin ihanetidir. Osmanlı da kendisini savundu. Özellikle ABD’de yaşayan Ermeniler, soykırım yalanı ile büyük getiri sağlıyor. ABD yönetimi de büyük paralar döndüğü için Ermenileri karşısına almak istemiyor. Ermeniler ısrarla kendi arşivlerini açmıyor. Çünkü yıllardır soykırım yalanı ile dönen getirimi kaybetmek istemiyorlar. Arşivler açıldığı anda gerçek ortaya çıkacak.”
http://img5.mynet.com/haber/haber-detay-kucult.png (http://javascript<b></b>:changeFontSize(-2);) http://img5.mynet.com/haber/haber-detay-buyut.png (http://javascript<b></b>:changeFontSize(2);)
http://img5.mynet.com/ha5/m/moskova-metro-patlama5.jpg
Moskova'da metroda 2 başörtülü kadına saldırı
Rusya'nın başkenti Moskova'daki terörist saldırıları, metrolarda başörtülü kadınlara çeşitli tepkiler gösterilmesine yol açtı.
Güncelleme:29 Mart 2010 19:41
MOSKOVA (A.A) - Rusya'nın başkenti Moskova'daki terörist saldırıların 2 intihar eylemcisi tarafından yapıldığı, ardından içinde bomba bulunan patlamamış bir kemerin bulunduğu açıklamasının yapılması, metrolarda başörtülü kadınlara çeşitli tepkiler gösterilmesine yol açtı.
Adının açıklanmasını istemeyen bir görgü tanığı, Rusya'nın saygın haber radyolarından Eko Moskova'ya yaptığı açıklamada, Avtozavudskaya metro istasyonunda başı örtülü 2 Müslüman kadın gören bir erkeğin kadınlara saldırdığını ve trenin kapıları açıldığında 2 kadını iterek dışarı attığını duyurdu.
Görgü tanığı olay sırasında çevrede polis bulunmadığını ve trenden kimsenin saldırgana müdahale etmediğini söyledi.
Bu arada Kuzey Müslümanları Koordinasyon Merkezinden yapılan açıklamada, terörist eylemlerini düzenleyenlerin "eşkıya" olduğu belirtilerek, "Bu olayı yapanların İslam'la ilişkilendirilmemesini istiyoruz. Müslümanlar, asla masum insanları katletmez" ifadesi kullanıldı.
Merkezin Moskova temsilcisi Şafikbey Pşihaçev de yaptığı açıklamada, bu tür eylemi organize edenlerin İslami sloganlar kullandığını ancak bunların İslam ile hiçbir ilgisinin olmadığını belirterek, "Bunlar kesinlikle İslam ile ilişkilendirilmemeli" dedi.
INTERPOL'DAN RUSYA'YA YARDIM TEKLİFİ
Merkezi Fransa'nın Lyon kentinde bulunan Uluslararası Polis Teşkilatı INTERPOL, Moskova metrosunda bugün düzenlenen terör saldırılarıyla ilgili olarak Rusya'ya yardım teklif etti.
INTERPOL, Rusya'ya yaptığı öneride, saldırıyı düzenleyenlerin bulunması için elinden gelen bütün desteği vereceğini ve imkanlarını seferber edeceğini açıkladı.
Fransa’da Son Gerçek adlı şirket, ekstrem sporların kesmediği, heyecan arayan müşterilerine sıradışı bir hizmet veriyor. Şirket, bin Euro karşılığında müşterisini rehin alıyor, ellerini bağlıyor ve bir mahzene kapatıyor.
http://i.imgur.com/y5C1p.jpg (http://www.forumdas.net/)
Besançon kentinde faaliyet gösteren Son Gerçek adlı şirket, sınırlarını zorlayan müşterisinin elini ağzını bağlayıp kaçırıyor, karanlık birmahzene saatlerce kapatıyor. Müşterinin kesinlikle tanımadığı kişilerce yapılan bu hizmetin karşılığında da şirket bin Euro ücret alıyor.
‘Psikolojik şok garantili’
İsteğe göre, kaçırma olayına otomobil veya tekne takibi, helikopterle kaçış ve daha uzun süreli rehin alma senaryoları da ekleniyor. Tabii böylece ücret de katlanıyor. Müşteri, şirkete ne istediğini bildiriyor.
Ardından şirket de isteğe uygun bir senaryo hazırlıyor. Unutamayacağı psikolojik bir şok yaşatılacağı garantisi verilen müşteriyle, tüm sorumluluğun kendisine ait olduğu yolunda bir sözleşme imzalanıyor. Müşteri, olayın ne zaman başlayacağını asla bilmiyor. Şirket elemanları, birkaç gün süren takibin ardından, kaçırma eylemini gerçekleştiriyor.
Diri diri gömülen de var
Kimi müşteriler, fobileriyle yüzleşmek amacıyla, diri diri gömülmek istiyor. Kaçırılmanın yanı sıra, bir firarinin yakalanması için insan avı, sürat teknesiyle uyuşturucu kaçakçılığı, morgda bir gece geçirmek veya kendi cenaze törenine katılmak için talepte bulunanlar da var.
'Oyun' filmindn ilham aldı
Şirketin kurucusu Georges Cexus (28), bu iş için Michael Douglas’ın rol aldığı 1997’de yapımı “The Game” (Oyun) adlı filmden esinlendiğini gizlemiyor. Fransız yetkililer şirketin yasal olduğunu söylüyor.
09:23 TSİ 28 Mart 2010 Pazar
ekolay
http://www.hurriyet.com.tr/_np/0624/10250624.jpg
Rusya'nın Kuzey Kafkaslar'daki Dağıstan bölgesinde 20 dakika arayla gerçekleştirilen iki ayrı bombalı intihar eyleminde en az 12 kişi hayatını kaybetti. Patlamalardan ikincisi, bir cep telefonu kamerasıyla görüntülendi. Eylemlerde kullanılan taktik 2008'deki Güngören saldırılarını hatırlattı.
http://www.hurriyet.com.tr/_np/0258/10250258.jpg
Moskova'daki kanlı saldırılardan iki gün sonra, bu kez Rusya'nın Dağıstan bölgesi bombalı intihar saldırılarıyla sarsıldı.
Rusya İçişleri Bakanı Raşid Nurgaliyev, Dağıstan'ın Çeçenistan sınırındaki Kızlar kasabasındaki olayda, bir intihar bombacısının, polis memurlarının aracını durdurması üzerine üstündeki bombaları patlattığını söyledi.
Bakan, patlamanın ardından vatandaşların ve görevlilerin olay mahaline geldiğini, bu sırada da polis üniforması giymiş ikinci bir saldırganın kendini havaya uçurduğunu belirtti.
Yetkililer, patlamalarda 9'u polis 12 kişinin öldüğünü, 23 kişinin de yaralandığını açıkladı. Rus Interfax haber ajansı, ölenler arasında Kızlar Emniyet Müdürü Vitaly Vedernikov'un da olduğunu belirtti.
Patlamaların meydana geldiği yerin yakınlarında bir okul ve emniyet müdürlüğü olduğu bildirildi.
Dağıstan'daki patlamalara benzer şekilde, 27 Temmuz 2008'de İstanbul Güngören'de yaklaşık 10 dakika arayla meydana gelen terör saldırısında 17 kişi ölmüş, 150'den fazla kişi de yaralanmıştı. Saldırılarda ikinci bomba, ilk patlamanın ardından vatandaşların toplandığı sırada patlatılmış, böylece daha fazla can kaybına yol açmıştı.
Kızlar kasabasındaki patlamalar, iki kadın intihar bombacısı tarafından düzenlenen ve 39 kişinin hayatına mal olan Moskova metrosu saldırılarından iki gün sonra gerçekleşti. Moskova'daki çifte saldırıları henüz kimse üstlenmezken, uzmanlar ve Rus yetkililer eylemlerin ayrılıkçı Kuzey Kafkas örgütlerin işi olabileceğini söylemişti.
ÇALKANTILI BÖLGE
Kuzey Kafkasya bölgesi, 1991'de Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından bu yana Çeçenistan'da iki savaşa ve sayısız saldırıya sahne oldu.
Çeçenistan'da Rus ordusuyla yaşanan çatışmalar bir süre sonra bağımsızlık talep eden diğer bölgeler Dağıstan ve İnguşetya'ya da yayıldı.
Şubat ayında Çeçen ayrılıkçıların lideri Doku Umarov, bir internet sitesine yaptığı açıklamada, "askeri operasyonların yürütüldüğü alanın Rusya topraklarına genişletileceğini" söylemişti.
Moskova ile St. Petersburg arasında sefer yapan bir yolcu trenine yönelik Kasım ayındaki saldırının da sorumluluğunu üstlenen Umarov, Rusları "savaş sizin kentlerinize doğru geliyor" şeklinde tehdit etmişti.
-Hürriyet-
Benim bildigim kadariyla ölü sayisi 39... Ve bugün tekrar bir patlama olmus...
Avustralyalı bir profesörün iddiası, inançlı Müslümanlar'ın sigarayı hemen bırakmasına neden olabilir.
CANBERRA - Tiryakiler için sigaradan vazgeçmek, çok kolay olmuyor. Ancak Avustralyalı bir profesörün gündeme getirdiği bir konu, inançlı Müslümanların sigarayı bırakmasına neden olabilir, çünkü Profesör Simon Chapman, sigara filtrelerinde domuz kanı olabileceğini iddia ediyor.
Hollanda'da yapılan bir araştırmaya atıfta bulunan Profesör, sigara filtrelerinde domuz kanı olabileceğini ileri sürdü.
Araştırmaya göre, sanayide 185 farklı alanda kullanılan domuzdan sigara imalatında da faydalanılıyor.
Domuz kanındaki hemoglobinin, zehirli maddelerin akciğere girmesini engellemede daha etkili olduğu, bu nedenle de sigara filtrelerinde kullanılıyor olabileceği araştırmanın bulguları arasında.
Sydney Üniversitesi kamu sağlığı bölümünde çalışan Profesör Chapman, domuz ve domuz mamullerinin inançlı Müslümanlar ve Yahudiler tarafından tüketilmediğine dikkat çekti.
http://media1.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/Sections-StoryLevel/D%C3%BCnya/G.Asya%20-%20Pasifik/simonchapman.standard.jpg
Profesör Simon Chapman
ASIL SORUN SİGARANIN İÇERİĞİNİN AÇIKLANMAMASI
Profesöre göre asıl sorun tütün sektörünün sigaranın içinde bulunan maddeleri açıklamak zorunda olmayışı.
Chapman, "Sigarada domuzdan elde edilen mamullerin olması fikrini bir hakaret olarak algılayacak bazı, özellikle daha inançlı, grupların olacağına inanıyorum. Ancak tütün sektörünün sigaranın içinde bulunan maddeleri açıklama zorunluluğu olmamasının ne kadar büyük bir sorun olduğu böylece bir kez daha ortaya çıkıyor. 'Bu bizim işimiz ve meslek sırrı' demekle işin içinden sıyrılıyorlar" dedi.
BİR MARKADA DOMUZ KANI OLDUĞU KESİN
Profesör Chapman Yunanistan'da satılan bir sigara markasında domuz kanı olduğunun kesinleştiğini de söyledi.
Öte yandan önde gelen bir sigara şirketinin Avustralya temsilciliği, sigaralarında asla domuz kanı ya da herhangi bir domuz mamulü kullanılmadığını açıkladı.
http://media.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/Sections-StoryLevel/Ekonomi/091020-abbayrakkapak-hm.hmedium.jpg
Avrupa Parlamentosu'nun bütçe raporunda Türkiye'nin imtiyazlı ortaklığına zemin hazırlayacak bir ifade yeralıyor.
BRÜKSEL - Türkiye'nin AB sürecinde "imtiyazlı ortaklık" tartışması yeniden gündeme geldi. Avrupa Parlamentosu bütçe raporunun Türkiye bölümünde, "Avrupa Birliği'ne katılım" yerine "imtiyazlı ortaklık, özel üyelik ve özel komşuluk" ifadelerinin kullanılması çağrısında bulunuluyor.
Komisyon tarafından da onaylanan rapor, önümüzdeki ay Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu'nda görüşülecek.
Sosyalist gruba üye Polonyalı Parlamenter Boguslaw Liberadzki'nin kaleme aldığı bütçe raporunda, "ön katılım stratejisi" çerçevesinde Türkiye'ye ayrılan ödeneklerin sadece tam üyeliği hedefleyen harcamalarla sınırlı olmaması gerektiği belirtiliyor.
Raporda, "katılım öncesi destek" yerine "Avrupa Birliği ile imtiyazlı ortaklık, özel üyelik ve özel komşuluk için destek" ifadelerinin kullanılması için komisyona gereken düzenlemeleri yapması çağrısında bulunuluyor.
Paragraf, Avrupa Parlamentosu'ndaki Bütçe Komisyonu'nun ardından, Avrupa Birliği Komisyonu tarafından da onaylandı.
Avrupa Parlamentosu Türkiye raporları tavsiye niteliğinde, ama bütçe raporları Avrupa Birliği'nin tüm kurumlarını bağlıyor.
Bu nedenle Türkiye'nin Avrupa Birliği süreciyle ilgili ifadelerde yapılan değişikler önem taşıyor.
Raporun, Avrupa Parlamentosu'nun önümüzdeki günlerde düzenlenecek genel kurul oturumunda da oylanması bekleniyor.
ANKARA DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞACAK
Ankara, değişiklik önergeleriyle rapordaki ifadelerin değiştirilmesine çalışacak.
Zira diplomatik kaynaklar, mevcut şekliyle kabul edilmesi halinde, raporun imtiyazlı ortaklığın hukuki zeminini oluşturabileceğini vurguluyor.
http://www.manzara.gen.tr/w1/PaskaLya-Ostern.jpg
Hrıstiyan alemi en büyük bayramlarından Paskalya’yı kutluyor. Ancak Katolik Kilisesi’nde gündeme gündeme gelen taciz ve kötü muamele iddialarının Papa 16’ncı Benedikt’e kadar ulaşması, bayram heyecanını gölgeliyor.
Kudüs'te Hrıstiyanların "Kutsal Cuma" seremonisi Müslümanların cuma namazı, Yahudilerin de Pesah (Hamursuz) bayramıyla çakışınca sokaklar dolup taştı. Polis, yoğun güvenlik önlemleri aldı.
Almanya Katolik Kiliseleri Başkanı Robert Zollitsch son aylarda gündemden düşmeyen taciz ve kötü muamele iddiaları karşısında kilisenin tutumunu eleştirdi. Zollitsch, “Kiliseler bugüne kadar, imajlarına zarar verebileceği şeklindeki yanlış bir endişeden dolayı Katolik eğitim veren yatılı okullarda cinsel tacize uğrayanlara yeteri kadar yardımcı olmadı” görüşünü dile getirdi.
Avusturya'da yeni taciz iddiaları
Avusturya'da ''Kilise Şiddeti Kurbanları Platformu'' isimli bir derneğin kurduğu telefon hattına 2 hafta içinde toplam 174 vaka bildirildiği açıklandı. Söz konusu vakalardan yüzde 43'ünün fiziksel şiddet, yüzde 34'ünün ise cinsel taciz kaynaklı olduğu belirtildi.
Bazı çevrelerce cinsel taciz ve çocuk istismarı vakaları hakkında bilgi sahibi olduğu gerekçesiyle mahkeme önüne çıkarılması ya da yargılanması talep edilen Katolik Dünyasının ruhani lideri Papa 16'ncı Benedikt ise geleneksel paskalya yortusunda iddialara ve taciz skandalına değinmedi. Papa, konuşmasında kürtajla mücadele üzerinde durdu.
Paskalya yortusu nerede, nasıl kutlanıyor?
Paskalya yortusu, Hz. İsa'nın son yemeğini, ölümünü, insanlık adına kendini feda edişini ve çarmıha gerilmesinden üç gün sonra dirilişini simgeliyor. Tarihi, ayın durumuna göre saptandığı için Paskalya'nın tarihi yıldan yıla ve mezheplere göre değişiyor. Katolik Kilisesi'ne göre ilkbaharın başlamasının, yani 21 Mart'ın ardından gelen ilk dolunaydan sonraki Pazar günü kutlanıyor. Paskalya yortusunun tarihi 22 Mart ile 25 Nisan arasında değişiyor. Ortodokslar ise, farklı bir takvim kullandıklarından Paskalya'yı daha sonra kutluyorlar. İşte ülkeden ülkeye Paskalya'nın kutlanma biçimleri:
Bulgaristan: Ortodoks Bulgarlar için en büyük bayram Paskalya. Kırmızıya boyanan yumurtaların iyileştirici ve sihirli güçleri olduğu söyleniyor. Pazar günü bu yumurtalar tokuşturulur: Yumurtası zarar görmeyenin bütün yıl boyunca hastalanmayacağına inanılır.
Yunanistan: Bir hafta boyunca kiliselerde uzun ayinler düzenleniyor. Paskalya Cuması, eğlenceli ve zevk veren hiçbir şey yapılmaz. Cumartesi gece yarısı, papazlar Hz. İsa'nın dirilişini ilan ettikten sonra, havai fişek gösterileri yapılır. Pazar ise yeme içme ve eğlenme günü. Kokoreç, Yunanlıların Paskalya Pazarı'nın özel yemeğidir.
İngiltere: Paskalya Cuması üzerinde haç resmi bulanan özel ekmekler yemek, burada adet. Cuma'dan önceki Perşembe günü Kraliçe, fakirlere yardım dağıtır. Kraliçe'nin dağıttığı yardım paralarının miktarı Kraliçe'nin yaşıyla doğru orantılıdır. Paskalya yumurtaları burada da eksik olmaz. Rengârenk boyanan yumurtalarla ‘yuvarlama yarışı' yapılır.
İtalya: Hz. İsa çektiği çileler oyunlarla anlatılırken, şaşaalı ayinler düzenlenir. Rengârenk kâğıtlara sarılı, çikolatadan dev yumurtalar satılır. ‘Paskalya güvercini' diye adlandırılan özel bir kek Paskalya Pazarı ve Pazartesisi, kahvaltı sofralarından eksik olmaz.
Macaristan: Paskalya'da Macarların genç kız ve kadınları ‘sulamak' gibi bir adetleri var. Bu âdetin kökenlerinin Hrıstiyanlık öncesi geleneklere dayandığı tahmin ediliyor. Erkekler, eş dost ve akraba çevresinden genç kız ve kadınları ziyaret ederek, üzerlerine parfüm sıkıyor. Karşılığında onlara Paskalya yumurtaları, hamur işleri ve alkol ikram ediliyor. Bayram nedeniyle alkol tüketimi fazla olduğundan, polis yollarda özel güvenlik önlemleri almak zorunda kalıyor.
ABD: Sadece Paskalya Pazarı var. En büyüğü New York'ta olmak üzere geçit törenleri düzenleniyor. Beyaz Saray'a kabul edilen çocuklar, burada yumurta arıyor. Başkan ve eşi, imzalı tahta yumurta dağıtıyor.
Filipinler: Nüfusunun yaklaşık yüzde 90'ının Hrıstiyan olduğu tek Asya ülkesinin başkenti Manila'ya iki saat uzaklıktaki Cutud köyünde Hz. İsa'nın çektiği acı paylaşılır. Gönüllü Katolikler kendilerini kırbaçlattırıp, sırtlarında dev bir hacı kilometrelerce taşıyıp sonunda da kendilerini çarmıha gerdirir. Böylece günahlarından arındıklarına inanırlar.
Almanya: Paskalya tavşanı ve Paskalya yumurtası olmadan Almanya'da Paskalya düşünülemez. Yumurta hayat kaynağının, tavşan ise doğurganlığın sembolü. Çocuklar, ‘Paskalya tavşanları'nın sakladığına inanılan rengârenk yumurtaları arar. Hz. İsa'nın ölümünü ve de dirilişini simgeleyen Paskalya ateşi ve mumları da yortuya özel anlam katar.
Paskalya Museviler'de de kutlanır. Ama Museviler için Paskalya İsrailoğulları'nın Mısır'ı terk edip kölelikten kurtuluşlarını simgeler. Paskalya yortusunun ilk gecesi Mısır'dan kaçış sırasında mayalanmaya zaman bulamayan ekmeği hatırlatan mayasız ekmek ve köleliğin acılarına göndermede bulunan acı sebzeler yenir...
Sokak Şairi
03-04-2010, 10:23
dinleri avrupai el yapımı
bayramları uyduruk
insanları kendilerinden bihaber
dünyaları sadece o güne ait
eğlenceleri ve buhranları sınırsız
bir avrupadan ne beklenir ki?
Aslina bakarsan bu bir tek Avrupa icin gecerli degil... "Rant" saglanacak hersey itinayla degerlendirildi... Globallesti bizlerde bu çarka dahiliz...
Yeryüzünde hiçbir şeyin gizli kalmayacağına inanıyorum..Kendi çürümüşlükleri içinde hak etiklerini bulurlar inşallah..Öte yandan kimse kendini kandırmasın herkes yerleşik düzenin öyle veya böyle bir piyonu ne yazık..
http://img5.mynet.com/ha5/k/kirgiz-isyan5.jpg
Silahlı isyan hükümeti devirdi
Kırgızistan'da muhalefetin dün başlattığı gösteriler isyana dönüştü. Ölü sayısının 100 kişiyi bulduğu olaylar sonunda hükümet istifa etti. İçişleri bakanının ise sağ olup olmadığı hala bilinmiyor
Güncelleme:08 Nisan 2010 07:39Kırgızistan'da geçici hükümet kuruldu. Geçici hükümetin başına eski Dışişleri Bakanı ve Sosyal Demokrat Partisi Milletvekili Roza Otunbayeva getirildi.
(http://haber.mynet.com/detay/dunya/gecici-hukumet-ulkeyi-6-ay-yonetecek/504702)
Muhalefet temsilcilerinin yaklaşık 3 saatlik görüşmesinin ardından basına yapılan açıklamada, kurulan geçici hükümetin dört bakandan oluştuğu belirtildi. Geçici bakanlar, görevlerini yapmak üzere çalışmalara başladı.
(http://haber.mynet.com/detay/dunya/biskekte-yagma/504666)
RUSYA VE ABD'DEN AÇIKLAMA
Rusya Başbakanı Vladimir Putin, Kırgızistan yetkilileri ve muhalefeti itidalli olmaya ve şiddetten kaçınmaya çağırdı. Rusya'nın Kırgızistan'daki olaylarda parmağı olduğu iddialarını reddeden Putin RIA ajansına yaptığı açıklamada, “Ne Rusya ve ne de Rusya yetkililerinin Kırgızistan'da olanlarla herhangi bir ilgisi var” dedi.
Bu arada, Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, Kırgızistan'daki olayların endişe ile izlendiği belirtilerek, taraflardan itidalli davranmaları istendi.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Mike Hammer, “Durumu yakından takip ediyoruz. Şiddet ve yağma haberlerinden endişe duyduk ve bütün tarafları şiddetten kaçınmaya ve itidalli davranmaya çağırıyoruz” dedi.
Öte yandan, Kırgızistan Sağlık Bakanlığı, olaylarda 40 kişinin öldüğünü, 400'den fazla kişinin yaralandığını bildirdi.
BAKİYEV MUHALİFLERİ SOKAKLARDA
Kırgızistan'da çok sayıda muhalif politikacının tutuklanmasının ardından tırmanan gerginlik, güvenlik güçleri ile göstericiler arasındaki çatışmalarla sürüyor.
Beş yıldır iktidarda olan Bakiyev yönetiminin istifasını isteyen binlerce protestocu, Bişkek'teki hükümet binasını ele geçirmeye çalıştı. Polis önce eylemcilerin üzerine tazyikli su ve biber gazı sıktı, daha sonra ise ateş açtı. Göstericiler ise taş ve polislerin ellerinden aldıkları silahlarla karşılık verdi. İsyancılar yakaladıkları polisleri öldüresiye dövdü.
Reuters haber ajansına konuşan muhalif lider Toktoaim Umetaliyeza, Bişkek'teki çatışmalarda 100 kişinin öldüğünü söyledi. Hükümet ise olaylarda en az 40 kişinin öldüğünü, çok sayıda kişinin yaralandığını duyurdu.
AFP haber ajansı, muhalefet yanlılarının, parlamentoyu işgal ettiği ve genel savcılığın zemin katında yangın çıktığını bildirdi. Parlamentoya 10 metre mesafedeki Devlet Başkanlığı binasının da muhaliflerin kuşatması altında bulunduğu belirtildi.
İÇİŞLERİ BAKANI'NIN DURUMU MUAMMA
AFP'ye konuşan polis yetkilileri, Bişkek'in 200 kilometre batısındaki Talas şehrinde çıkan olaylarda ise göstericilerin İçişleri Bakanı Moldomusa Kongantiyev'i öldürdüğünü, Başbakan Birinci Yardımcısı Akılbek Caparov'u da rehin aldığını bildirdi.
Muhalif eylemci Şamil Murat da, Associated Press'e yaptığı açıklamada, Bakan Kongatiyev'in cesedini, Talas'taki hükümet binasında gördüğünü söyledi. Murat, Talas'taki protestocuların Kongatiyev'i dövdüklerini ve Bişkek'teki polise gösterileri bastırmayı durdurması talimatı vermesini istediklerini söyledi.
Kırgızistan resmi haber ajansı KABAR ise İçişleri Bakanı Kongantiyev'in sağ olduğunu duyurdu. KABAR'ın haberinde, bakanın sağlık durumunun çok ağır olduğunu ve halen protestocular tarafından Talas kentinin polis karakolunda rehin tutulduğu belirtildi.
Talas'ta ise yaklaşık 10 bin gösterici bölgesel hükümet binası ve bir polis karakolunu da ateşe verdi. Göstericiler, Talas meclis binası ile Milli Güvenlik Hizmetleri (GSNB) binasına girdi.
Narin kentinde ise 3 binden fazla muhalefet temsilcisi, valilik binası önünde polisle çatıştı.
İsyancıların istifasını istediği Kırgızistan Devlet Başkanı Kurmanbek Bakiyev, isyan bölgelerinde olağanüstü hal ilan etti. Devlet Başkanı'nın şu an itibarıyla nerede olduğu bilinmiyor.
Kırgızistan'da dünden beri internet hizmeti verilmezken, ülkede telefon hizmeti kontrollü olarak sağlanıyor.
YÜKSEK ENFLASYON VE YOLSUZLUK İDDİALARI İSYAN ETTİRDİ
Ülkede yaygın yoksulluk, artan fiyatlar ve yetkililerin yolsuzluk iddialarıyla başlayan siyasi kargaşa Mart başından bu yana varlığını sürdürüyor.
Muhalefet, Bakiyev hükümetini insan hakları ihlalleri, otoriter yönetim anlayışı ve rastgele ekonomi politikaları yüzünden eleştiriyor. Bu politikaların sonucunda ülkede temel mal ve hizmetlerin fiyatlarının hızla yükselmesine neden olan bir enflasyon sorunu yaşanıyor.
Ülkede iki günden bu yana süren hükümet karşıtı eylemlerin ardından, dün gece gerçekleştirilen operasyonlarda en az 10 muhalif lider tutuklanmıştı.
Çin, Rusya ve Güneybatı Asya arasında kalan Kırgızistan 1991’de Sovyetler Birliği’nden ayrılan en fakir ülkelerden biri. Yolsuzluğun ve kronik istikrarsızlığın pençesindeki ülkede Mart 2005’te de benzer olaylar yaşanmış ve dönemin devlet başkanı Aksar Akayev koltuğundan olmuştu.
KIRGIZİSTAN'DAKİ TÜRKLER İÇİN DIŞİŞLERİ DEVREDE
Kırgızistan'daki olaylarla ilgili bir açıklama yayımlayan Türk Dışişleri Bakanlığı, gelişmelerle ilgili üzüntü ve kaygısını dile getirirken, bölgedeki Türk vatandaşlarının güvenliği için Kırgız yetkililerle temasa geçti.
Bişkek’teki Türk Büyükelçiliği'nde ve Ankara’daki Bakanlık'ta kriz masası oluşturan Dışişleri tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:
"Dost ve kardeş bir ülke olarak gördüğümüz Kırgız Cumhuriyeti’nin istikrar, barış ve refahına büyük önem atfeden Türkiye, Kırgızistan’da istikrar ve güvenliğin temini istikametinde her türlü adımı atmaya hazırdır."
"Kırgız Cumhuriyeti’ndeki olaylardan vatandaşlarımız etkilenmemiş ve güvenliklerinin tehdit altında olduğuna dair bir bilgi intikal etmemiş olmakla beraber, Kırgızistan’da bulunan tüm vatandaşlarımızın müteyakkız olmaları konusunda Bişkek Büyükelçiliğimizce gerekli uyarılar yapılmıştır. Büyükelçiliğimiz ayrıca, Kırgızistan’daki bütün Türk kurum/kuruluşlarının güvenliğinin sağlanmasını Kırgız yetkililerden resmen talep etmiştir."
Mynet
Sokak Şairi
08-04-2010, 11:47
bazen yerine göre bizde böyle ayaklanabilsek diyorum...
çünkü gerekiyor...
her ne kadar katılmak istemesem de "demokrasi insanları pısırıklaştırıyor" yahu :)
herşey resmiyetle..
arada bir insanların sertce ikaz edilmesi gerekiyor :p
Kenya'da Türk bayraklı gemi kaçırıldı
http://medya.zaman.com.tr/2010/04/07/gemi.jpgTürk bayraklı ''YASIN-C'' isimli gemi, bugün Kenya'nın Mombasa Limanı'ndan 270 deniz mili açıklarında deniz haydutları tarafından kaçırıldı. Gemide 25 Türk mürettebat bulunuyor.
Denizcilik Müsteşarlığı Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi'nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Ukrayna'nın Mariupol Limanı'ndan yüklediği dökme buğdayı Kenya'nın Mombasa Limanı'na götürmekte olan Türk bayraklı ''YASIN-C'' isimli geminin, bugün saat 15.12'de Kenya'nın Mombasa Limanı'ndan 270 deniz mili açıklarında deniz haydutları tarafından kaçırıldığı yönünde bilgi alındı.
Açıklamada, 25 Türk personelin bulunduğu gemiye ilişkin gelişmelerin Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi'nce takip edildiği belirtildi.
Hani sözlerinin sonunda mimik yapıp dil çıkarmışsın neyseki:)
Ben çok kızıyorum memleketimde siyasilerin halkı sadece oy verme vakitlerinde usulca sandığa giden koyun sürüsü gibi algılanmasından ve ''Halk ne anlar'' zihniyetinden..Böyle olması düşündürmeli bizi, hakikaten yeri geldiğinde gür sesle yanlış olanı haykırmalı ve hak aranmalı..Zira haklar gümüş tepside sunulmaz, alınır! kim ne derse desin..Fakat herşeye rağmen çağdaşça, haklı iken haksız duruma düşmeden..Asla silahla değil..Dünyamızda yitip giden bu kadar can ne uğruna?
Sokak Şairi
08-04-2010, 12:09
48 bin Müslüman Türk Facebook'unu kapatıyor!
Allah'a hakaret içeren sayfalar nedeniyle Facebook'ta bir grup kuruldu. 3 gün hesabını kapatacak olan grubun üyeleri hızla artıyor
http://im.haberturk.com/2010/04/07/506283_detay.jpg?1270717560
Allah'a ve Hz. Muhammed'e hakeret içeren sayfaları ısrarla kaldırmayan Facebook 10-13 Nisan tarihleri arasında müslüman kullanıcılar tarafından protesto edilecek.
Türkler'in yoğun olarak katıldığı sosyal iletişim ağı Facebook'ta bir süredir Allah'a ve Hz. Muhammed'e karşı hakaret ve küfür içeren sayfalar nedeniyle ciddi tartışmalar yaşanıyordu. En son bir kullanıcının Allah ismiyle sayfa açıp, Allah adıyla yanıtlar vermesi nedeniyle Birleşik Arap Emirlikleri'nde bir kullanıcının internet özgürlüğü bile elinden alınmıştı. İnternethaber.com'un haberine göre, Allah ve Hz. Muhammed'e ilişkin hakaret içeren ve küfürlü sayfaların Facebook tarafından tüm uyarılara rağmen kapatılmadığını veya kapatmak için çok yavaş davrandığını iddia eden bir grup, harekete geçerek Facebook'ta kendi grubunu kurdu.
Bu duyarsızlıktan rahatsız olan Müslüman Türkler "10-13 Nisan arasında profilleri kapatıyoruz! Katıl Destek Ol!" diye bir grup kurdular. Grubun dün 23 bin olan üye sayısı bugün 48 bin 168'e ulaştı.
3 gün boyunca hesaplar pasife alınacak
Gruba destek olanlar 3 gün boyunca Facebook hesaplarını pasif ederek tepkilerini gösterecek ve o sitelerin kapanması için eylem yapacak. Grubun protestosuna destek olanların sayısı ise çığ gibi büyüyor. Bu sayının protesto gününe kadar yüz binleri bulacağı tahmin ediliyor.
Grubun bilgiler bölümünde şu ifadeler yer alıyor: "ALLAH'a Peygamberimize VATANA ATAYA Küfredilen Gruplar Kapanmıyor Kasıtlı Olarak !! Bizlerde Protesto İÇİN Bizim İnancımıza Saygı GÖSTERMEYEN FACEBOOK'u Uyarı Amaçlı PROFİLLERİMİZİ 10 NİSANDA DONDURUP 13 NİSANDA YENİDEN AÇALIM !! LÜTFEN SAYFAMIZA KATILIP ARKADAŞLARIMIZA ÖNERELİM !!
Profillerimizi Buradan Donduruyoruz KISAYOL : Anmelden | Facebook (http://www.facebook.com/deactivate.php)
Profilleri Kapatırken Açıklama Kısmına Bu Yazıyı Yazıyoruz ! Insult To The Prophet of God And The Close The GROUP AND..."
Sokak Şairi
08-04-2010, 12:18
:)
geçmişteülkemizde olmuş... allah göstermesin ölümlerle sonuçlanan hak arayışlarını tasvip etmiyorum..
ama...
benim demek istediğim bazı ülkelerde demokrasi vs ile olacağı yok.. olmuyor.. olamıyor..
komunizmin olduğu ülkede demokrasiyle başa gelmeyi düşün..
kore de bir fabrikator idam ediliyor.. neden .. fabrikasının altına gizli bir telefon hattı çekmiş ve oradan dışarı ile görüşerek mallarını satmayı düşünmüş.. ve sonuc idam..
bu haber yeni değil 3-4 senelik bir haber...
ama gelde buna söylenmeden dur :)
kullanılmasa da bu tarz "gerekirse sokağa düşeriz" tarzında bir havayı da siyasiler kendilerinde hissetmeliler...
aslında söylenecek çok şey var...
hangi parti de tam anlamıyla demokrasi var.. kaçı liderini seçiyor...
bırakanların yerine başkan adadığı, yıllarca başkanlık yapanların olduğu, başkanla ters düşenlerin ihraç edildiği, daha neler neler...
bunlarda hani Ne re de demokrasi diyor insan....
sevgiyle...
http://img5.mynet.com/ha5/p/polonya-yas.jpg
Polonya yasta
Rusya'nın Smolensk şehrinde meydana gelen uçak kazasında aralarında Polonya Devlet Başkanı ve birçok üst düzey devlet görevlisinin de bulunduğu 96 kişi hayatını kaybetti.
Güncelleme:11 Nisan 2010 03:04Polonya Cumhurbaşkanı Lech Kacinski'nin uçağı Rusya'nın batısında Dinyeper Nehri yakınlığındaki Smolensk şehri havalanı inişi sırasında kaza yaparak düştü. Kazada Kacinski , Polonya Genelkurmay Başkanı, Dışişleri Bakanı Yardımcısı, Meclis Başkan Yardımcısı, bazı kuvvet komutanlarının da aralarında yer aldığı devlet yönetiminin önde gelen isimleri yaşamını yitirdi. Rus haber ajansları kazada 132 kişinin öldüğünü duyururken
Rusya Olağanüstü Haller Bakanlığı ise Smolensk bölgesindeki kazada 96 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. K
(http://video.mynet.com/habervideo/Rusya-da-ucak-dustu/497515/)
Rusya Acil Durumlar Bakanı Sergey Şaygu'nun, Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev'in talimatı üzerine Polonya Devlet Başkanı Lech Kaczynski'yi taşıyan uçağın düştüğü bölgeye gittiği bildirildi. Kremlin'den yapılan açıklamada, Medvedev'in Kaczynski'nin de içinde bulunduğu uçak kazası hakkında bilgilendirildiği belirtilerek, Şaygu'un Medvedev'in talimatıyla olay yerine gittiği kaydedildi. Açıklamada, uçağın düşüş nedenini araştırmak için kurulan komisyona, Rusya Başbakanı Vladimir Putin'in başkanlık edeceği belirtildi.
UÇAKTA KİMLER VARDI?
Düşen uçaktaki Polonya heyetinde Devlet Başkanı Kaczynkski ile eşi Maria'nın yanı sıra şu isimler yolculuk ediyordu: Genelkurmay Başkanı Franciszek Gagor, Merkez Bankası Başkanı Slawir Skrzypek, Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrej Kremer, Polonya'nın sürgündeki son Devlet Başkanı Ryszard Kaczorowski, Ulusal Güvenlik Bölümü Başkanı Aleksander Szczyglo, Devlet Başkan Yardımcıları Pawel Wypch, Mariusz Handzlik, Parlamento Başkan Yardımcısı Jerzego Szmajdzinski, İkinci Dünya Savaşı Anıtları'nın korunmasından sorumlu Bakan Andrej Przewoznik, milletvekilleri Przemyslaw Gosiewski, Zbigniew Wassermann, Grzegorz Dolniak, Sivil haklar Komiseri Janusz Kochanowski ve Başpiskopos Tadeusz Ploski
ERDOĞAN'DAN İMALI BAŞSAĞLIĞI
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Polonya Devlet Başkanı Lech Kaczynski ve beraberindeki heyeti taşıyan uçağın Rusya'da düşmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirerek, Polonya ve Rusya devletlerine ve iki ülke halkına başsağlığı diledi.
Erdoğan, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda yapılan ''Esnaf ve Sanatkarlar Değişim Dönüşüm ve Destek (3D) Strateji Belgesi ve Eylem Planı''nın (ESDEP) açıklandığı toplantının sonunda, Polonya Devlet Başkanı Kaczynski, eşi, Genelkurmay Başkanı ve bürokratların aralarında yer aldığı 140'a yakın kişinin Rusya'da uçak kazasında öldüğünü anımsattı.
Polonya Cumhuriyeti'ne ve halkına, Rusya Federasyonu ve halkına başsağlığı dileyen Erdoğan, ''Temenni ederiz ki bir kaza olarak gerçekleşmiştir. Geçmiş olsun dileğimi şahsım ve Türk Milleti adına ifade etmek istiyorum. Aynı zamanda bu süreçle ilgili tanıdığımız, bildiğimiz, görüştüğümüz devlet başkanı arkadaşlarımızdı, bunu da özellikle vurgulamak istedim'' dedi.
http://img5.mynet.com/ha5/p/polonya-kaza.jpg
"Pilot 'inmeyin' direktifini dinlemedi"
Rus askeri kaynakları, Polonya Devlet Başkanı'nın da hayatını kaybettiği uçak kazasıyla ilgili "Uçak yer kontrolün iniş yapmayın direktifini dinlemediği" açıklamasını yaptı.
Güncelleme:11 Nisan 2010
MOSKOVA (A.A) Rusya askeri kaynakları, Polonya Devlet Başkanı Lech Kaczynski ve eşi dahil toplam 97 kişinin ölümüne yol açan kazada pilotun, yer kontroldeki Rus yetkililerden üst üste gelen ''İniş yapmayın'' direktifini dinlemediğini belirttiler.
Rusya Hava Kuvvetleri komutan yardımcısı Orgeneral Alexander Alyoşin, yer kontrol personelinin, uçağın piste 2,5 kilometre mesafede iken, alçalma hızını arttırdığını tespit ettiğini belirtti.
Yer kontrol grubu başkanının uçağa, aracı yere yatay pozisyona getirmeleri direktifi verdiği, ancak pilotun bu emri dinlemediğini, uçağa, alternatif bir havaalanına yönlenmesi konusunda bir kaç emir daha verdiğini kaydetti. Orgeneral Alyoşin, ''Buna rağmen mürettebat alçalmaya devam etti. Ne yazık ki, bu da trajedi ile sonuçlandı'' dedi.
Öte yandan, Rusya Olağanüstü Durumlar Bakanlığı, uçağın her iki karakutusunun da bulunduğunu, uzman incelemesinin başladığını açıkladı.
Mynet
İran, Iraklı liderlere, Sünnilerin de yer alacağı birlik hükümeti kurması çağrısında bulundu.
İran'ın Bağdat Büyükelçisi Hasan Kazımi Kumi, seçimden birinci çıkan, Sünnilerle Şiilerin oluşturduğu Irakiye koalisyonunun, gelecek günlerde Tahran'da bu konuda müzakerelerde bulunacağını belirtti.
Kumi, düzenlediği basın toplantısında, Irak'ta kurulacak hükümette tüm partilerin katılımını teşvik ettiklerini ve desteklediklerini söyledi, ancak bu konunun Irak'ın iç meselesi olduğunu da vurguladı.
Eski Başbakanlardan Şii İyad Allavi'nin lideri olduğu Irakiye koalisyonu, 7 Mart'ta yapılan seçimde, 325 sandalyeli mecliste 91 milletvekili çıkarmıştı.
Seçimden bu yana Şii ve Kürt partilerinden heyetler, görüşmeler için Tahran'a ziyaretlerde bulunmuşlar, Allavi ise rakiplerini İran'a gittikleri için eleştirmişti.
KAYNAK (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/14383734.asp)
Macaristan'da yapılan 1. tur parlamento seçimlerinde oy verme işlemi TSİ 07.00'de başladı.
Yapılan seçim öncesi anketlere göre liderliğini eski Başbakan Viktor Orban'ın yaptığı merkez sağ görüşlü Fidesz partisinin büyük bir oy oranıyla iktidara gelmesinin beklendiği seçimlerin ilk turunda oy verme işlemi TSİ 20.00'de sona erecek. Seçimlerdeki ilk sonuçların TSİ 23.00'te alınması bekleniyor.
Siyasi gözlemciler, Macaristan'da yapılan seçim öncesi anketlerde yüzde 60 gibi çok yüksek bir oy oranına sahip olduğu görülen Fidesz partisinin birinci parti olmasına kesin gözüyle bakarken, Macaristan'da yaşayan Yahudi ve Çingenelere yönelik sert söylemleriyle dikkati çeken aşırı sağcı Jobbik partisinin oylarını büyük oranda artıracağına dikkati çekiyor.
Gözlemciler, seçim öncesi anketlerde yüzde 17'lik bir oy oranına ulaştığı görülen Jobbik partisinin, geçen seçimlerde yüzde 43 oy oranıyla iktidara gelen, ancak anketlerde büyük bir oy kaybına uğrayarak oylarını yüzde 20'nin altına düşürdüğü gözlenen Sosyalistlerle ikinci parti olmak için çekişeceği yorumunda bulunuyor.
Macaristan'da yapılan 1. tur seçimlerin ardından, hiçbir adayın yüzde 50'inin üstüne çıkamadığı seçim bölgelerindeki parlamento üyelerini belirlemek amacıyla 25 Nisanda ikinci tur seçim yapılacak.
KAYNAK (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/14384128.asp)
İsrailli tanınmış ve sevilen Arap şarkıcılardan Mira Avad, ülkenin Bağımsızlık Günü dolayısıyla Londra'da vereceği konseri, aldığı ölüm tehditleri nedeniyle iptal etti.
Avad, geçen yıl İsrailli şarkıcı Ahinoam Nini ile birlikte Eurovision'da İsrail'i temsil etmişti. Haaretz gazetesinin internet sitesi, Jewish Cronicle'dan alıntı yaptığı haberinde, Avad ve Nini'nin, Siyonist Federasyonu tarafından, 19 Nisan'da düzenlenen yıllık konsere davet edildiklerini, ancak ölüm tehditlerinin ardından Avad'ın gitmeyip, Ahinoam Nini'nin konseri tek başına vermesinin kararlaştırıldığını duyurdu.
Mira Avad'ın Tel Aviv'deki evinin de tehditlerin ardından yoğun güvenlik önlemleri altına alındığı bildiriliyor.
Avad'ın menajeri Ofer Pesenzon, Mira ve Ahinoam'ın "geleceğe doğru barışçıl bir yol bulma" mesajını verme amacında olduklarını, ancak onlar daha iyi bir gelecek için mümkün olan her anlamda bir araya gelmeye çalışırlarken, bunu mahvetmek için şiddet ve yıldırma yoluna başvuranların bulunmasının trajik olduğunu vurguladı.
Siyonist Federasyonu yöneticisi Alan Aziz de Mira Avad'ın geleceğe yönelik barışçıl bir yol açmada İsrailli Arap bir ses olma arzusunda olduğunu, ancak hayatına yönelik tehditlerin İsrail-Filistin çatışmasının temelindeki asıl gerçeği ortaya koyduğunu ifade etti.
Hristiyan Arap Mira Avad ve Ahinoam Nini, geçen yıl Eurovision'da barış ve ortak yaşam mesajı veren "Bir Başka Yol Olmalı" adlı şarkıyla İsrail'i temsil etmişlerdi.
KAYNAK (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/14382625.)
Sokak Şairi
12-04-2010, 01:15
Shakira Mevlana'yı Tanıdı Huzura Erdi
Bizim yıllardır izinden gittiğimiz, ABD ve Avrupa'nın ise son yıllarda keşfettiği Hz. Mevlana, felsefesiyle Shakira'nın kabuslarına son verdi. Bir süredir kötü rüyalar gördüğü için soluğu terapistinde alan yıldız, kabuslarına bir türlü son veremedi. Budizm'in temsilcilerinden Dalai Lama'nın kendisine ögrettiği 'mutluluk iksirleri'ni de uygulamaya başlayan Shakira, kabuslarının sürmesiyle yine terapistinin yolunu tuttu.
Kötü rüyalara son verdi
Shakira'nın ABD'li terapisti, ünlü yıldıza Hz. Mevlana'nın hayatını okuması ve Mesnevilik'in felsefesini öğrenmesini önerdi. Vakit kaybetmeden ABD'de büyük ilgi gören Mesnevilik kitaplarından edinen Shakira, birkaç ayın ardından kabus görmemeye başladı. Bu olayı bir röportajında anlatan yıldız, "Mesnevilik kitapları sayesinde aşk ve sevginin anlamını yeni keşfettim" dedi.
Shakira ilk değil
Ünlü yıldızın dışında; Mesnevilik'ikeşfedenler arasında Bill Clinton,Madonna, Demi Moore, AntonioBanderas, Morgan Freeman, MillaJovovich, Goldie Hawn, MelanieGriffith ve Angelina Jolie gibi isimlerin olduğu biliniyor.
Mesnevilik nedir?
HZ. Mevlana'nın yazdığı Mesnevi'de; toplumsal, felsefi, ahlakı, dini ve aşk ile ilgili binlerce ibret verici hikaye bulunuyor. Mesnevi ile oluşan Mesnevilik, hayata ve aşka dair öğretileriyle milyonlarca insanı peşinden sürüklemeyi aradan geçen yüzyıllara rağmen başarıyor.
(Takvim)
İngiltere’nin Durham Kenti’nde yaşayan çiftçi Mick Wilary (58), ülkenin en sakar adamı olarak anılıyor.
Wilary, geçirdiği inanılmaz kazalar sonucu 30 kez ciddi biçimde yaralandı. İşte Wilary’nin akla zarar sakarlıkları:
Değnek yontarken bıçakla karnını yaraladı. ? Hafriyat makinesinden düşüp bileğini kırdı. ? Attan düştü, köprücükkemiği kırıldı. ? Çivi çakarken çekiçle en az 10 kez parmağını kırdı. ? İp keserken parmağını uçurdu. ? Kullandığı traktör devrilince, birkaç kaburgası kırıldı. ? Hafriyat makinesiyle duvar arasına sıkışan bacağı ezildi. ? Sayısız kez sığırlar tarafından tekmelendi.
http://www.hurriyet.com.tr/_np/3911/10343911.jpg
Çin'deki depremde 617 ölü
Çin'in kuzeybatısındaki Çinghay eyaletinde dün sabah meydana gelen 7,1 büyüklüğündeki depremde ölenlerin sayısı 617'ye yükseldi.
Güncelleme:15 Nisan 2010 07:22PEKİN (A.A) – Kurtarma ekipleri yaralı sayısının 9 bin 110, kaybolanların sayısınınsa 313 kişi olduğunu belirti. 15 bin evin yıkıldığı deprem sonucu 100 bin kişinin güvenli yerlere yerleştirilmesinin gerektiği bildiriliyor.
Eyaletin güneyindeki Yüşu Tibet Özerk İli'ne bağlı 100 bin nüfuslu Ciegu kasabasında evlerin yüzde 85'inden fazlasının hasar gördüğü, çok sayıda kişinin enkaz altında bulunduğu bildirildi. Kasabada bugün bir açık hava hastanesi kurulacak.
Kurtarma ekipleri deniz seviyesinden 4 bin metre yüksekte bulunmanın yanı sıra soğuk hava, sert rüzgar ve sık sık meydana gelen artçı sarsıntılardan dolayı çalışmalarını güçlükle sürdürüyor. Deprem bölgesinde halk geceyi battaniyeler altında soğuğa direnerek geçirdi.
Mynet
http://img5.mynet.com/ha5/k/kibris-secim.jpg
Flaş...Flaş...KKTC'de yeni dönem
Derviş Eroğlu KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı seçildi
Güncelleme:18 Nisan 2010 21:08KKTC'de sabah saat 08.00'de başlayan Cumhurbaşkanlığı seçiminde oy verme işlemi 18.00'de sona erdi.
Sandıkların kapanmasının ardından oy sayımına geçildi. Resmi olmayan ilk sonuçlara Derviş Eroğlu yüzde 50.3, Mehmet Ali Talat ise yüzde 42.8 oy aldı.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlanmasından sonra Ulusal Birlik Partisi'nin adayı Başbakan Derviş Eroğlu ilk açıklanan sonuçlarla yaşadığı seçim zaferini yakınlarıyla sarılarak paylaştı.
Seçim sonuçlarını partililer ve yakınlarıyla Lefkoşa Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Merkezi'nde takip eden Eroğlu, ilk sonuçların lehine çıkmasıyla büyük sevinç yaşadı.
UBP Genel Merkezinin çatısına çıkan Eroğlu, burada yakınlarıyla sarılıp seçim zaferini kutladı.
Sarayönü Meydanında Eroğlu taraftarları sevinç gösterisi yapıyor.
KATILIM YÜZDE 74.6
Bu arada, KKTC'de yapılan Cuımhurbaşkanlığı seçimlerine katılım yüzde 74,6 olarak açıklandı.
PORTRE: EROĞLU
KKTC'nin son cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, 1938 yılında Mağusa'nın Ergazi köyünde doğdu. İlkokul tahsilini köy ilkokulunda, orta ve lise tahsilini Mağusa Namık Kemal Lisesi'nde tamamladı. 1963 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu ve 5 yıl Gazi Mağusa Sancağına bağlı, hekim olarak çalıştı. Daha sonra Ankara Numune Hastanesi'nde üroloji ihtisası yaptı.1972-1976 yılları arasında Gazi Mağusa Devlet Hastanesi'nde üroloji uzmanı olarak çalıştı.
1976 Genel Seçimlerinde Ulusal Birlik Partisi'nden Gazi Mağusa milletvekili seçildi.1976-1977'de Eğitim, Kültür,Gençlik ve Spor bakanlığı görevinde bulundu.1977-1983 yılları arasında Ulusal Birlik Partisi Gazi Mağusa İlçe Başkanı oldu.1972-1982 yılları arasında Gazi Mağusa Türk Kooperatif Bankası ve 16 yıl boyunca Mağusa Türk Gücü Yönetim Kurulu başkanlıkları yaptı.1983 yılında oluşturulan Kurucu Meclis'te, Kurucu Meclis üyesi olarak görev yaptı.
1983 yılı Aralık ayında UBP Genel Başkanlığına getirildi.1981,1985,1990, 1993, 1998 yıllarında yapılan Genel Seçimlerde Ulusal Birlik Partisin'den Gazi Mağusa Milletvekili seçildi. 1985 Genel seçimlerinden sonra Başbakanlık görevini üstlendi ve 1993 Erken Genel Seçimlerine kadar Başbakanlık görevini sürsürdü.
1993 Genel Seçimlerinden sonra 1 Ocak 1994 - 16 Ağustos 1996 yılları arasında, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı olarak çalışmalarını sürdürdü.
16 Ağustos 1996 tarihinden itibaren UBP-DP Koalisyon hükümetinde yeniden Başbakan olarak görev aldı. 28 Haziran 1998 tarihinde gerçekleştirilen Yerel Seçimlerden birinci parti olarak Ulusal Birlik Partisinin çıkmasını sağlayan Dr. Derviş Eroğlu 6 Aralık 1998 tarihinde gerçekleştirilen Milletvekilliği Genel Seçimlerine Başkanı bulunduğu Ulusal Birlik Partisi'nin seçimlere götürmüş ve %40 oyla seçimlerden Ulusal Birlik Partisi'nin birinci parti olarak çıkmasını sağlamıştır.
30 Aralık 1998 tarihinde Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ile kendi Başbakanlığında VI. EROĞLU Koalisyon Hükümetini oluşturan Dr. Derviş Eroğlu, 9 Mayıs 1999 tarihinde gerçekleştirilen XII. Olağan Kurultay'da yeniden Ulusal Birlik Partisi Başkanlığına seçilmiştir.
6 Mayıs 2001 tarihinde gerçekleştirilen XIII. Olağan Kurultayda oyların % 70.5 olarak yeniden UBP Genel Başkanı seçilmişti.
Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA), İzlanda’daki volkanik patlamanın havayolları için sadece bilet satışları üzerinden 1.7 milyar dolar zarara neden olduğunu açıkladı.
Berlin’de konuşan IATA Başkanı Giovanni Bisignani, geçen yıl 9.4 milyar dolar zarar eden havacılık sektörünün 2010’da geçen yıla ek olarak 2.7 milyar dolar daha zarar etmesini beklediklerini belirtti ve “Yaşanan son kriz, sektör için yıkıcı bir gelişme oldu” dedi.
Bisignani, “Kriz, küresel havacılık sektörünün yüzde 29’unu derinden etkiledi ve günde 1.2 milyon kişinin mağdur olmasına yol açtı. Kül bulutlarının sektöre verdiği zarar, hava trafiğinin 11 Eylül saldırıları sonrasında üç gün boyunca kapalı olduğu dönemde yaşanan zarara yaklaştı” diye konuştu.
IATA Başkanı, kül bulutları krizinin şirketleri en çok 17-19 Nisan tarihleri arasındaki üç günlük süreçte vurduğunu, sektörde günde 400 milyon dolardan fazla gelir kaybı yaşandığını belirtti.
Bu süreçte havayolu şirketlerinin tek avantajının petrolün ucuzlaması olduğunu söyleyen Bisignani, şirketlerin havaalanlarında mağdur durumda kalan müşterilerine kalacak yer, yiyecek ve ulaşım için alternatif çözümler üretmek zorunda kalarak da zarar ettiklerini dile getirdi.
Bisignani, “Bir hafta boyunca hiçbir şirket kazanç elde edemedi aksine maliyetleri arttı” dedi ve hükümetleri, bu olağandışı kriz yüzünden zor durumda kalan şirketlerin zararlarını karşılamak için yöntemler geliştirmeye davet etti.
IATA Başkanı aynı zamanda, küçük bir olayın aslında hükümetler tarafından abartıldığına da dikkat çekti
BEŞ ŞİRKET BATMA TEHLİKESİNDE
Başkan açıklamalarında, hava sahalarının kapalı olması yüzünden, Avrupa’da orta ve küçük ölçekli beş şirketin iflas riskiyle karşı karşıya kaldığını belirtti.
ANSA haber ajansının bildirdiğine göre İtalya’nın ulusal televizyonu RAI'ye konuşan Bisignani, “Nakit sıkıntısı yüzünden Avrupa’da beşten fazla orta ölçekli şirket iflas etme riski yaşıyor” dedi.
Brüksel, Pazartesi günü Avrupa Birliği üyelerinin havayolu şirketlerine finansal destek sağlamasına izin vereceğini açıkladı.
-Hürriyet-
Avrupa Birliği'nin istatisik kurumundan yapılan açıklamada, Yunanistan'ın bütçe açığının geçen yıl tahmin edilenden çok daha fazla olduğu ve daha da kötüye gidebileceği uyarısı yapıldı. http://www.hurriyet.com.tr/p/spacer.gif
http://www.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2010/03/11/100311030117_greece.strike226.jpg
Avrupa Birliği'nin istatisik kurumundan yapılan açıklamada, Yunanistan'ın bütçe açığının geçen yıl tahmin edilenden çok daha fazla olduğu ve daha da kötüye gidebileceği uyarısı yapıldı.
Atina'dan gelen yeni verilere göre, ülkenin, bütçe açığı Gayrı Safi Milli Hasılasının yüzde 12,7'si değil, 13,6'sı büyüklüğünde.
Eurostat'ın Yunanistan'dan aldığı yeni bilgiler ışığında yaptığı açıklama, euro ve Avrupa borsalarını olumsuz etkiledi.
Sigortacılık devi Fortis'ten ekonomist Nick Kounis, "Zaten korkunç olan bir durum, daha da kötüye gitti." şeklinde konuştu.
Yunanistan euroyu para birimi olarak kullanan ülkeler ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ile bir kurtama paketinin detayları konusunda görüşmeler yapıyor.
Halihazırda 300 milyar euro borcu olan Yunanistan'ın bu yıl içinde de 54 milyon borç almaya ihtiyacı var.
Kamu çalışanları grevi
Bu arada, Yunanistan'da onbinlerce kamu çalışanı, hükümetin, ülkenin dev borç yükünü azaltmak amacıyla gündeme getirdiği yeni ekonomik önlemleri protesto amacıyla 24 saatlik greve gitti.
Grev, IMF ve Avrupa Merkez Bankası'ndan temsilcilerle Yunan yetkililerin başkent Atina'da kurtarma paketinin ayrıntılarını görüştükleri güne rastladı.
Göstericiler, Atina'da bu görüşmelerin yürütüldüğü yere çok uzak olmayan bir noktada dev bir protesto eylemi de düzenliyor.
Gösterilere, doktorlardan öğretmenlere, vergi memurlarından itfaiye işçilerine, çöpçülere hatta tiyatroculara dek kamu sektörünün her kesiminden işçiler katılıyor.
'Krizin bedelini zenginler ödesin'
BBC Atina muhabiri Malcolm Brabant'ın aktardığına göre işçiler mesajlarında "krizin bedelini işçilerin değil, Yunancada zengin ve güçlülerin iktidarı anlamına gelen plütokrasi’nin ödemesi gerektiğini" söylüyor.
Özellikle IMF'nin duruma müdahil olmasından rahatsız olan Kamu İşçileri Sendikası'nın başkanı, kurumun mevcut önlemlere ek başka reformlar talep etmesinden, emeklilik ödemelerini kesip emeklilik yaşını yükseltmesinden kaygılı.
Grev nedeniyle başkentte geniş güvenlik önlemleri alındı.
Son bir kaç aydır çıkan hükümet karşıtı protestolarda aralıklarla şiddet olayları yaşandı.
-Hürriyet-
Sokak Şairi
29-04-2010, 11:44
Türkiye satılık ürünse ben alıcıyım' (http://www.haber7.com/)
http://img-haber7.mncdn.net/haber/haber7/photos/2010/158020100429111739385.jpg (http://www.haber7.com/) 29 Nisan 2010 11:16
ABD Başkanı Barack Obama'ya danışmanlık yapan Zyman Group Başkan Yardımcısı David Morey, "Ülkeniz çok hızlı büyüyor. Türkiye pazara çıkan bir ürün olsa hiç düşünmeden kesinlikle alıcıyım" dedi
PINAR ÇELİK'in haberi
ABD Başkanı Barack Obama dahil şimdiye kadar 12 devlet başkanına ve 8 dolar milyarderine danışmanlık veren David Morey, Türkiye'nin iş odaklı bir hükümet ve iyi yönetilen bir ekonomisi olduğunu söyledi. Yerel Perakendeciler Zirvesi için yarın Türkiye'ye gelecek Morey, Türkiye'nin şu an için en büyük mücadelesinin bir sonraki seviyeye geçmek olduğunu belirterek, "Yeni yatırımcıları çekerek, inovasyonu teşvik ederek ve pazarlamada giderek daha iyi olarak bu seviyeye atlamayı başarabilir" dedi.
ASİ BİR ŞİRKET OLUN
"Eğer Türkiye satılan bir ürünse ben kesinlikle alıcıyım" diyen Morey, Türk firmaların ise gönüllü alıcılar yaratmaları için saldırgan olmaları konusunda öneride bulundu. "İki çeşit şirket vardır: Memur zihniyetliler ve asiler. Siz asi olup beklemeden, yüksek hedeflerle iş yapmalısınız" diyen Morey, pazar değerini yaratmanın en iyi yolunun ofansif yani saldırgan olmaktan geçtiğini söyledi. Müşterilere satın almaları için daha fazla neden yaratmak gerektiğinin altını çizen Morey, "Tek odağınız daha fazla şeyi, daha fazla kişiye, daha sık ve daha fazla paraya satmak olsun" dedi.
HERKES KAZANMANIN PEŞİNDE
Zyman Group Başkan Yardımcısı ve DMG CEO'su David Morey, aynı zamanda ödüllü "The Underdog Advantage: Using the Power of Insurgent Strategy to Put Your Business on Top" adlı kitabın yazarlarından biri. Bugüne kadar Fortune 500 şirketlerinden büyük bölümüne danışmanlık hizmeti veren Morey, milyarderlere danışmanlık yapmanın, büyük siyasi liderlere veya büyük CEO'lara liderlik yapmaktan farklı olmadığını belirterek şöyle dedi: "Politikacılar seçimi kazanmaya çalışıyor, şirket liderleri pazar paylarını artırmak, milyarderler ise daha fazla paranın sahibi olmak istiyorlar. Ama aslında düşünürseniz, büyük politikalcıların da pazar paylarını artırması ve büyük CEO'ların da yıl boyunca birçok 'seçim' kazanması gerekiyor."
FARKLILIK HER DAİM TREND
Fortune 100 firmalarının büyük bir bölümüne de danışmanlık yapan Morey, farklılık yaratma ve yüksek hedefler peşinde koşma trendinin her zaman geçerli olacağını belirtiyor.
ABD'de seçimin ana teması değişim oldu
ABD Başkanı Barack Obama'nın seçimden önceki 3 yıl boyunca, Asi strateji geliştirmek için çalıştığını dile getiren Morey, Obama'ya seçimdeki ihtimalleri ve geleceği tanımlamak için konumlandırma stratejileri geliştirilmesinde yardımcı olduğunu söyledi. "Seçimin aslında ne hakkında olduğuna dair bir Asi strateji oluşturduk. Seçim aslında bir değişimdi. Eninde sonunda, seçimin aslında ne hakkında olduğunu tanımlayan adayın seçimi kazanacağını biliyorduk ve öyle de oldu" diyen Morey, bu stratejinin sadece siyasi arenada değil iş yaşamında da uygulanması gerektiğini söyledi. İş yaşamı ile siyasetin birbirine benzer çok fazla yönü olduğunu belirten Morey, değişimi yönetenin kazandığını söylüyor.
Sabah
İngiltere seçimleri bugün. Hiçbir partinin tek başına salt çoğunluğu elde etmesi beklenmiyor. Bu durumda 1974 yılından bu yana ilk kez parlamento ‘asılı’ kalabilir. Bu da 70 yıl sonra ilk koalisyon hükümetini getirebilir. Ana muhalefetteki Muhafazakarlar, İşçi Partisi’ne göre daha şanslı. Liberal Demokratlar anahtar konumda. Ancak ‘koalisyon belirsizlik getirir’ diye de korku var.
İNGİLTERE’de 13 yıldır iktidarda olan İşçi Partisi’ne halk desteği, Tony Blair’in başbakanlığındaki Irak Savaşı ve Gordon Brown’ın başbakanlığındaki ekonomik kriz ile ödenek skandallarıyla eridikçe eridi. 1997’den beri ana muhalefette olan Muhafazakar Parti, birkaç ay önce yapılan anketlerde farkı 15 puana kadar çıkarmıştı. Ancak iktidar partisinin seçime haftalar kala toparlanıp farkı 5 puana indirmesiyle, İngiltere’de 1974’ten beri ilk kez bir “asılı parlamento” oluşması ihtimali doğdu.
1974’ten beri ‘asılmadı’
Bu kavram, 650 sandalyeli Avam Kamarası’nda hiçbir partinin salt çoğunluğa sahip olamamasını ifade ediyor. 45 milyon seçmenin kayıtlı olduğu seçimlerde Muhafazakarlar oyların yüzde 37’sini alırsa yapılan hesaplara göre 280 koltuk sahibi olabiliyorlar. Oyların yüzde 32’sini alan İşçi Partisi ise 281 koltuk çıkartabiliyor. 2005 seçimlerinde İşçi Partisi oyların yüzde 39’unu, Muhafazakar Parti yüzde 40’ını almasına rağmen İşçi Partisi 356, Muhafazar Parti 198 milletvekili çıkartmıştı.
Yeniden seçim olabilir
Asılı parlamento son olarak 1974 seçimleri sonrasında oluşmuştu. Sandıktan birinci parti olarak Muhafazakarlar çıkmış, ancak diğer partilerin desteğini alamayınca iktidar İşçi Partisi’nde kalmıştı. Ancak bu azınlık hükümetinin ömrü de kısa olmuş ve ülke 8 ay sonra yeniden sandığa gitmişti.
1940’dan beri koalisyon hükümeti görmeyen İngiltere’de yine benzer bir manzara ortaya çıkabilir. Üçüncü parti olan Liberal Demokratlar, tıpkı 1974’te olduğu gibi oylarını katladı. Tarih bir kez daha tekerrür eder ve Liberaller bir koalisyon hükümetine girmeye yanaşmazlarsa, İngiltere yakında yeniden seçime gidebilir. Bu nedenle koalisyonun belirsizliği ekonomistlerde şimdiden rahatsızlık yaratıyor.
http://www.hurriyet.com.tr/_np/0516/10520516.jpg
DAVID CAMERON
FAVORİ Yüzde 35
43 yaşındaki lider, Muhafazakar Parti’ye gençlik aşısı yaptı. Parti onun liderliğinde yeniden zirveye çıktı. Gençler ve iş dünyasının favorisi. Ülkenin en önemli televizyoncusu Simon Cowell da ona destek verdi. Cameron, “Bizim neslimizin en önemli seçimiyle karşı karşıyayız. İnsanları değişime inandırdığımı umuyorum” dedi. Eşi Samantha da kampanyaya büyük destek verdi.
GORDON BROWN
SURVIVOR Yüzde 30
İşçi Partisi’nin de lideri olan Başbakan’ın siyasi hayatı tehdit altında. 59 yaşındaki Brown, olası bir hezimet durumunda 7 Mayıs’ta istifa edebilir. Birçok gaf yapsa da, muhalefetin arayı fazla açmamasını başardı. Son seçim konuşmasında, “Kazanmak için savaşıyorum. Pes etmeyeceğim. Ben bir savaşçıyım” dedi. Sarah Brown ile evli.
NICK CLEGG
İNGİLİZ OBAMA Yüzde 24
ABD'deki Barack Obama fırtınasının bir benzerini Ada’da yarattı. “Cleggmania” Liberal Demokratlar’ın oylarını katladı. İki partili sistem sarsıldı. Clegg’in muhafazakarları desteklemeyeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Ancak 43 yaşındaki siyasetçi, “Brown liderliğindeki bir hükümeti de desteklemem” demişti. Vaad ettiği “değişim” İşçi Partisi’ni vurabilir.
Miliband seçeneği devreye girer mi
GÖREV KRALİÇE’DEN: Seçmenlerin üçte biri kararsız. “Asılı parlamento” oluşursa, hâli hazırdaki başbakan yeni bir koalisyon oluşturmaya çalışabilir. Ama Kraliçe 2. Elizabeth’in bir başka kişiyi hükümetle kurmakla görevlendirme hakkı da var.
İSTİFA EDER Mİ: Seçme hakkına sahip olmayan ve sembolik yetkileri bulunan Kraliçe, İşçi Partisi içinden sürpriz bir isme de hükümet kurma görevi verebilir. Dışişleri Bakanı David Miliband’ı popülaritesini kaybeden Brown yerine başbakan görmek isteyen çok kişi var.
İKİ TÜRK VEKİL ŞANSLI: Üç büyük partiden 130 etnik kökenli milletvekili adayı arasında ikinci kez şanslarını deneyen Türk kökenli 2 milletvekili adayı var. 30 yılı aşkın bir süredir siyaset yapan Kıbrıslı Türk Ayfer Orhan ve Funda Pepperell, Muhafazakarların güçlü olduğu bölgelerde İşçi Partisi listesinden seçime giriyor. Küçük partilerden 4 Türk aday daha yarışta. Belediye meclisi üyeliğine ise 60’ın üstünde Türk aday var.
-Hürriyet-
Sokak Şairi
10-05-2010, 23:03
AB'de IMF'nin eline düştü! (http://www.ekotrent.com/) http://www.ekotrent.com/sitesample/images/detailmenutop.jpg 10 Mayıs 2010 16:34http://www.ekotrent.com/sitesample/images/detailmenubottom.jpg
AB ülkeleri maliye bakanları, Euro Bölgesi'nde zorda kalan ekonomilere destek sağlamayı amaçlayan Euro koruma paketinin 750 milyar Euro'ya çıkarılması konusunda anlaştı.
http://www.ekotrent.com/photos/930555839.jpg (http://www.ekotrent.com/)
Dünya genelindeki politika yapıcılar küresel finans piyasalarına istikrar kazandırması ve Yunanistan borç krizinin Euro'ya zarar vermesini engellemek amacıyla 750 milyar Euro'luk bir acil kurtarma paketi üzerinde anlaştı.
Avrupa Birliği (AB) maliye bakanları, merkez bankası başkanları ve Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından hafta sonunda yapılan yoğun görüşmeler sonunda hazırlanan kurtarma planı, iki yılı aşkın süre önce, Lehman Brothers'ın çökmesi üzerine G20 liderlerinin küresel ekonomiye aktardığı kaynaktan sonraki en büyük destek planı olma özelliğine sahip.
Paketin büyüklüğü finans analistlerini şaşırtırken, haberin ardından Euro yüzde 2'nin üzerinde değer kazandı, Asya borsalarında ise yükselişler kaydedildi.
Anlaşma sağlanan 750 milyar Euro'luk paket, Euro Bölgesi ülkelerinden gelecek 440 milyar Euro'luk garantiye ek olarak Avrupa'da oluşturulacak bir menkul kıymet imkanı ile sağlanacak 60 milyar Euro ve IMF'den gelmesi beklenen 250 milyar Euro'dan oluşuyor.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise piyasaları desteklemek amacıyla daha önceleri karşı olduğu varlık alımlarına, Euro Bölgesi ülkelerinin tahvillerini alarak başlayacağını açıkladı.
Bazı ekonomistler tarafından "nükleer seçenek" olarak adlandırılan ülke tahvilleri alımı hakkında yapılan ECB açıklamasında, euro bölgesi ülkelerinin bütçe hedeflerine ulaşmak için ciddi vaatlerde bulundukları ve bu nedenle tahvil alımının makul olduğu ifade edildi.
ECB tahvil alımlarının kapsamının henüz belirlenmediğini, fakat tahvil alımların likidite çekici işlemlerle dengelenerek para politikasının duruşunun değişmeyeceği ifade edildi.
ABD Merkez Bankası (Fed) ise Avrupa piyasalarında oluşan sıkışıklığı hafifletmek amacıyla büyük merkez bankalarına sunduğu swap imkanını tekrar başlattı. Fed en son 2007-2008 yıllarındaki finansal kriz sırasında sağlanan bu imkan ile ECB ve diğer merkez bankaları belirli bir teminatı dolar ile takas edebilecek. Takas imkânı 2011 Ocak ayına kadar geçerli olacak.
AA
http://img5.mynet.com/ha5/h/huang-chen.jpg
Aşırı alkol alıp sızan üniversite öğrencisi, uzaktan kumandalı eşşek şakasının kurbanı oldu!
19 yaşındaki Çinli üniversite öğrencisi, kalçasındaki ağrılar yüzünden gittiği hastanede, ağrılarının sebebini öğrenince şoka uğradı. Hala alkolün etkisi altında olan Huang Chen muayene sırasında yatakta dönünce, muayene odasındaki televizyonun kanalı bir anda değişti.
Hemen röntgeni çekilen öğrencinin, oda arkadaşlarının korkunç bir şakasının kurbanı olduğu anlaşıldı. Arkadaşları, sarhoş Chen'in anüsüne bir TV kumandası sokmuşlardı!
Doktor Wei Lung Zhi, "Nereden başlayacağımızı bilemedik. Çok az kanama vardı ve Chen kumandayla ilgili hiçbirşey söylemedi. Röntgen sonuçlarına baktığımızda, gözlerimize inanamadık" dedi ve ekledi: "Kısa zamanda iyileşecektir ancak kumanda kullanılamaz durumda"
http://www9.gazetevatan.com/newpics/news/070120082252462679414_2.jpg
http://www9.gazetevatan.com/newpics/news/070120082252462679414_3.jpg
Sevgilisini haşlayıp yedi
ABD’de bir genç ayrılmak isteyen sevgilisini öldürdü. Parçalara ayırdı ve suda haşlayıp yedi. Sonra polisi arayıp, teslim oldu.
Polise herşeyi anlattı
ABD dün sevgilisini yiyen yamyam dehşetiyle sarsıldı. Teksas eyaletinde yaşayan 25 yaşındaki Christopher Lee McCuin, 21 yaşındaki sevgilisi Jana Shearer, ayrılmak isteyince genç kızı evinden kaçırdı. Annesinin evine götürdükten sonra da bıçaklayarak öldürdü. Sonra vücudunu parçalara ayırdı ve kaynatarak yemek yaptı. Yamyam katil telefonda polise cinayeti nasıl işlediğini de tüm detaylarıyla anlattı.
Mutfakta ürküten manzara
Olay yerine gelen polis, Jana’nın parçalara ayrılmış cesediyle karşılaştı. Genç kızın bir gözü tencerenin içinde bulundu. Mutfak masasının üzerinde ise kızın parçalara ayrılmış etleri duruyordu. McCuin’in annesi ceset parçalarını garajda görünce evi terk ettiği ortaya çıktı. Tutuklanan Christopher idamla yargılanacak. Adamın psikolojik bozukluğu olmadığı açıklandı.
Astofizikçi Stephen Hawking 'zamanda yolculuk'la ilgili yeni bir teori öne sürdü: Işık hızının yüzde 99.9'una ulaşmak! Sonrası bir adıma kalıyor...
İngiliz astrofizikçi Stephen Hawking İngiliz gazetesi The Daily Mail’e yolladığı bir makalede ‘zaman makinasının mümkün olduğunu’ açıkladı. Bugüne kadar ‘zamanda yolculuk’ ile ilgili Albert Einstein tarafından öne sürülen iki öneri ‘solucan deliği’ ve ‘kara delik’ teorileriydi. Hawking üçüncü bir ihtimal olarak, ışık hızının yüzde 99.9’una ulaşacak bir uzay gemisinin dünyanın etrafında dönmesini sunuyor.
“Işık hızına ulaşacak bir uzay gemisi inşa etmek imkânsız değil; bugün CERN’de yapılan deneyle dünya üzerinde ışık hızına ulaşılmış oldu. Fizik kurallarına göre hiçbir madde ışık hızına ulaşamaz. Ancak, ışık hızıyla giden bir geminin içindeki bir çocuğun bile basitçe yürüyerek bu hızı geçme ihtimali var; çünkü yürüyüş hızı geminin ışık hızına eklenecek” diyen Hawking, fiziğin bu durumu engellemek için uzay mekiği içindeki zamanı yavaşlattığını anlatıyor.
Bu sayede, gemi içinde geçen bir hafta dünyada 100 yıla tekabül ediyor. Yani 2050’de böyle bir geminin uzaya yollanması ve bir hafta yörüngede dönmesi durumunda, dünyaya döndüğü zaman tarih 2150 olacak. Bu da geleceğe doğru zaman yolculuğunun mümkün olduğunu gösteriyor. Hawking geleceğe yolculuğun ‘mümkün olabileceğini’ söylerken sözlerine şunu da ekliyor: Maalesef geçmişe zaman yolculuğu henüz teoride bile mümkün değil.
Kaynak: Radikal
http://img5.mynet.com/ha5/y/yardim-konvoy1.jpg
Flaş...İsrail yardım konvoyuna saldırdı
İsrail askerleri yardım gemilerine operasyon düzenledi. Operasyon sırasında 16 kişi yaşamını yitirdi. 30 kişi de yaralandı.
Güncelleme:31 Mayıs 2010 09:00TEL AVİV (A.A) - 31.05.2010 - İsrail donanmasının dün gece Gazze'ye yardım götüren başta Mavi Marmara olmak üzere 6 gemilik filoya yaptığı operasyonun ardından, İsrail'de bir televizyon kanalı 16 kişinin öldüğünü bildirdi. El Cezire Televizyonu, gemide ölenlerden 9'unun Türk olduğunu açıkladı.
http://img5.mynet.com/ha5/y/yardimkonvoy-yarali3.jpgİsrail televizyon ve radyo yayınlarında ölü ve yaralı sayısına ilişkin, İsrail kaynaklarına dayalı bir bilgi verilmezken, hep yabancı kaynaklara atıfta bulunulması dikkati çekti, ayrıca gemiye İsrail helikopterlerinden komandoların indiğine ilişkin, Türk televizyonlarından aktarılan görüntüler ekranlara getirildi.
İsrail televizyon kanalları, yaralananların Aşkelon'daki hastaneye sevkedildiklerini belirtirken, operasyonda yaralı askerler de bulunduğunu, bunlardan ağır yaralı birinin de Hayfa'ya nakledildiğini bildirdiler.
Bu arada Kanal 10 televizyonu, gözaltına alınanların bir kısmının cezaevlerine konulması için hazırlıklar yapıldığını duyurdu.
Televizyon ayrıca, Gazze Şeridi'nden botların denize açılmasını önlemek için, Gazze kıyılarının da tümüyle abluka altına alındığını kaydetti.
Kanal 2 televizyonu, gemidekilerin daha önce söyledikleri gibi pasif bir direniş içinde olmadıklarını, askerlere bıçak ve çubuklarla saldırdıklarını da ifade etti.
http://img5.mynet.com/ha5/y/yardimkonvoy-yarali4.jpgİsrail televizyonları ve radyoları, Ankara ve İstanbul'da protesto için toplanan kalabalıkları ve Ankara'daki İsrail büyükelçisinin Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldığını da haberlerinde duyurdular.
Bu arada, İsrail'den şu ana kadar resmi bir açıklama yapılmadığı dikkati çekti.
Görüşlerine başvurulan bir askeri kaynak, şu aşamada herhangi bir açıklama yapılmasının söz konusu olmadığını belirtirken, gemilere rotalarını geri çevirmeleri veya Aşdod'a yönlendirmeleri konusunda uyarı yapıldığını hatırlatmakla yetindi.
http://img5.mynet.com/ha5/y/yardimkonvoy-yarali5.jpgİsrail'den askeri sansür!
İsrail'deki hastanelere nakledilen ölü ve yaralılarla ilgili her türlü bilgi saklanıyor.
İsrail radyosu, askeri sansürün, İsrail'deki hastanelere nakledilen ölü ve yaralılarla ilgili her türlü bilginin yayınına yasak koyduğunu bildirdi.
Radyo, en az bir İsrail hastanesine yaralıların nakledildiğine ilişkin bilgi edindiklerini belirtti ve başka bilgi vermedi.
Yetkililerin, birçok hastaneye yaralı kabulüne hazırlanmaları talimatı verdiği kaydedildi.
(http://www.dostyakasi.com/forum/#)
http://img5.mynet.com/ha5/y/yardimkonvoy-yarali6.jpg
Ağır yaralıları bile kelepçelediler
Gazze'ye giden yardım gemilerine, İsrail askerlerinin düzenlediği operasyonda ölenlerden 9'unun Türk olduğu belirtiliyor
Güncelleme:31 Mayıs 2010 11:55
(http://www.dostyakasi.com/forum/#yorum)
Gazze'ye yardım konvoyundaki gemilere İsrail askerleri tarafından kanlı bir operasyon düzenlendi. Operasyonda ölenlerin sayısına ilişkin çelişkili bilgiler geliyor. İsrail hükümetine göre 10, İsrail basınına göre ise 16 ile 20 arasında kişi hayatını kaybetti. İsrail TV'si ise "en az 16 ölü" olduğunu belirtti.
(http://haber.mynet.com/detay/dunya/israil-televizyonu-olu-sayisi-19/513979)
Gazze'ye insani yardım götüren gemilere yapılan operasyonun ardından, helikopterlerle Tel Aviv'e getirilen yaralılar, İsrailli askerler tarafından ambulanslara taşındı. Yaralıların sevkiyat sırasında ellerinde plastik kelepçeler olduğu görüldü.
El Cezire televizyonu ise ölenlerin 9'unun Türk olduğunu duyurdu.
İsrail basını ölü ve yaralı sayısına ilişkin bilgileri, İsrail kaynaklarına değil yabancı kaynaklara atıfta bulunarak verdi.
YARALILAR AŞKELON'A SEVK EDİLDİ
İsrail televizyon kanalları, yaralıların Aşkelon'daki hastaneye sevkedildiklerini belirtirken, operasyonda yaralı askerler de bulunduğunu, bunlardan ağır yaralı birinin de Hayfa'ya nakledildiğini duyurdular.
GÖZALTINA ALINANLAR DA CEZAEVİNE GİRECEK
Bu arada Kanal 10 televizyonu, gözaltına alınanların bir kısmının cezaevlerine konulması için hazırlıklar yapıldığına bültenlerinde yer verdi.
GAZZE KIYILARI ABLUKA ALTINDA
Televizyon ayrıca, Gazze Şeridi'nden botların denize açılmasını önlemek için, Gazze kıyılarının da tümüyle abluka altına alındığını kaydetti.
Kanal 2 televizyonu, gemidekilerin daha önce söyledikleri gibi pasif bir direniş içinde olmadıklarını, askerlere bıçak ve çubuklarla saldırdıklarını da ifade etti.
İSRAİL HABERLERE YASAK KOYDU
İsrail televizyonları ve radyoları, Ankara ve İstanbul'da protesto için toplanan kalabalıkları ve Ankara'daki İsrail büyükelçisinin Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldığını da haberlerinde duyurdular.
İsrail radyosu, askeri sansürün, İsrail'deki hastanelere nakledilen ölü ve yaralılarla ilgili her türlü bilginin yayınına yasak koyduğunu bildirdi.
Radyo, en az bir İsrail hastanesine yaralıların nakledildiğine ilişkin bilgi edindiklerini belirtti ve başka bilgi vermedi. Birçok hastaneye yaralı kabulüne hazırlanmaları talimatı verildi.
GEMİLERLE İRTİBAT KESİLDİ
Daha önce insani yardım filosundaki gemilerden sadece ''Mavi Marmara'' gemisiyle bağlantı kurulabilirken, şu an bu gemi ile de bir bağlantı kurulamıyor.
GEMİLERDE TÜRK MİLLETVEKİLİ DE VAR
Gemilerden birinde İsveç Meclisi'nde bulunan Türk Milletvekili Mehmet Kaplan da bulunuyor. Mehmet Kaplan'ın İsveç'te yaşayan ailesi ve yakınları, İsrail'in gemilere müdahale etmesinden sonra Kaplan ile telefon görüşmesi yapamadıklarını bildirdi.
Kaplan'ın, İsveç Çevre Partisi ile telefon görüşmesi yaparak İsrail askerlerinin gemilere müdahale etmeye başladığını ve gemilere girdiklerini haber verdiği öğrenildi.
700 GÖNÜLLÜ BULUNUYORDU
Gazze'ye giden yardım filosundaki 6 gemiden 3'ünde insani yardım malzemesi, 3'ünde ise çeşitli ülkelerden yaklaşık 700 insani yardım gönüllüsü bulunuyor. Yardım gönüllüleri arasında 1976 Nobel Barış Ödülü sahibi Kuzey İrlandalı Mairead Corrigan Maguire, yaşlı bir soykırım tanığı, Avrupa ülkelerinden milletvekilleri ve gazeteciler de yer alıyor.
http://img5.mynet.com/ha5/i/israil-taksim-miting.jpg
İsrail'e Taksim'de büyük protesto
İsrail bayrağı yakan grup Büyükdere Caddesi'nden Taksim Meydanı'na doğru yürüyüşe geçti
Güncelleme:31 Mayıs 2010 12:10
İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısını protesto etmek amacıyla İsrail Başkonsolosluğu önünde toplanan grup, Taksim'e doğru yürüyüşe geçerken Taksim Meydanı'ndan onbinlerce kişi toplandı.
(http://haber.mynet.com/detay/dunya/israil-televizyonu-olu-sayisi-19/513979)
4. Levent'teki İsrail Başkonsolosluğu binası önünde gece saatlerinden itibaren toplanan grup, daha sonra Taksim'de basın açıklaması yapmak üzere yürüyüşe geçti. Büyükdere Caddesi'ni kullanan grup, buradan Gayrettepe ve Mecidiyeköy üzerinden Halaskargazi Caddesi'ni izleyerek Taksim'e ulaştı.
“Siyonist elçilik kapatılsın” pankartı arkasında yürüyen grup “Kahrolsun İsrail”, “Türkiye uyuma, gemilerine sahip çık”, “Yaşasın küresel intifada”, “Dişe diş, kana kan, intikam intikam” şeklinde slogan atarak Taksim Meydanı'na ulaştı.
Ellerinde Filistin ve Türk bayrakları ile İsrail'i protesto amaçlı bazı dövizler taşıyan grubun yürüyüşleri sırasında, Büyükdere Caddesi'nin 4. Levent-Mecidiyeköy istikameti trafiğe kapatıldı.
Trafik polisleri caddeye çıkan ara sokaklardan araç geçişlerine de izin vermiyor.
Bu arada yürüyüş boyunca Mecidiyeköy-4 Levent istikametinde seyir halinde olan otomobiller klakson çalarak yürüyen gruba destek verdi.
http://img5.mynet.com/ha5/i/israil-taksim-miting2_200.jpgSES SİTEMİ KURULDU
Protesto gösterileri için Taksim'de ses düzeneği kurulurken, binlerce kişi Meydanı doldurmaya devam ediyor. Taksim Meydanı'nda ayrıca, yüksek sesle Arapça dualar okunuyor.
Kalabalık, konuşmalar arası tekbir getirerek İsrail'i protesto etmeyi sürdürüyor.
http://img5.mynet.com/ha5/a/arinc-bulent.jpg
Bülent Arınç açıklama yapıyor
Başbakan Vekili Bülent Arınç, İsrail'in yardım gemilerine düzenlediği operasyon ve İskenderun'daki terör saldırısıyla ilgili açıklama yaptı.
Güncelleme:31 Mayıs 2010 13:23
(http://www.dostyakasi.com/video/guncel/bulent-arinc-aciklama-yapiyor/513982)Arınç, "Saldırı uluslararası sularda yapıldı ve kesinlikle suç" dedi. İşte Arınç'ın açıklamalarından satır başları:
İki üzücü olay, kamuoyunu fevkalade üzmüştür. Çalışmalar yaptık onları takdim etmek sitiyorum. Bunlardan birisi bu gece yarısı İskenderun Deniz Üs Komutanlığı'na bağlı birliğimize saldırıda bulunulmuştur. Saldırıda 7 askerimiz şehit olmuştur. Nöbet değişimi sırasında gerçekleştirilmiştir. Ağır yaralı üç askerimiz GATA’ya sevk edilirken, diğer askerler İskenderun’daki hastanelerde tedavileri sürmektedir. Terör örgütünü lanetliyoruz, operasyonlar sürmektedir. Demokratik gelişmelerin hız kazandığı her dönemde ortaya konan bu kirli oyunlar amacına ulaşamayacaktır. Bu konuyla ilgili olarak sayın Başbakanı’mız 3 defa bizi aradılar. Başbakan vekili olduğum için konuya el koymamızı istediler. Şehit olan askerlerimize Allahtan rahmet dileklerini ve bütün milletimize başsağlığı dileklerini ifade ettiler. Hiç uyumadığımızı söyleyebilirim.
İsrail Büyükelçisi geri çağrıldı, tatbikatlar iptal edildi. Türkiye önce diplomatik alanda İsrail'in tavrını şiddetle kınayan bir açıklama yaptı.
GEMİLER SALDIRIYA UĞRADI
Diğer gelişme üzerine ise biz sabah 06:30’da bakanlarımızla bir araya geldik. Bu iki önemli konu üzerinde sizi bilgilendirirken, özellikle gemiye uygulanan ve sayılarını kesin olarak bilemediğimiz operasyon sonrasında, bazı dış temaslarda yaptığımızdan, açıklama yapma imkanımız olmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti doğru adımları atmaktadır. Yaklaşık 35 aydır abluka altında olan Gazze halkını, insanı yardım, 33 ülkeden 600 insanın içinde olduğu insani yardım gemileri bu sabaha karşı, uluslararası sularda İsrail hava kuvvetleri tarafından saldırıya uğramıştır.
SALDIRI CEVAPSIZ KALMAYACAK
Saldırıyı perdeleyen, bilgi alınmasını engelleyen İsrail’in, dünyayı doğru bilgilendirmesi gerekmektedir.
Bu saldırısının cevapsız kalmayacağı, Türkiye’den gereken yanıtı alacağı şüphesizdir. Bundan sonra atılacak adımlar özenle müzakere edilecektir. ,
Bir kez daha sesleniyoruz. İsrail Gazze’ye yönelik ablukayı kaldırmalı ve insani yardımların yerine ulaştırılmasına engel olmamalıdır.
Özellikle Mavi Marmara’da 600’e yakın yolcu bulunmaktadır. 350-400’e yakını Türk uyrukludur, diğerleri ise yabancı uyrukludur.
İsrail’in uluslararası sularda yaptığı bu saldırı korsanlıkla eşdeğer bir şeydir. Bizim askeri gemi gönderme gibi bir girişimimiz şu an için söz konusu değildir.
SALDIRI İNSANLIK TARİHİNE KARA BİR LEKE OLARAK GEÇECEK
İsrail hükümeti bu insanlık dışı eylemiyle, insani değerleri hiçe saydığını göstermiştir. Bu saldırı İsrail hükümetinin yürüttüğü şiddet pervasızlığını da ortaya koymuştur. Medeni bir ülkenin devlet hakkına uygun düşmeyen bu kanlı operasyon, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçecektir.
Açık denizlerde gerçekleşen ve uluslar arası hukuka uymayan bu saldırı hiçbir mazeretle izah edilemez. İnanıyoruz ki bütün insanlık dünya barışına masumiyete yapılan bu saldırıyı lanetleyecektir.
İSRAİL BÜYÜKELÇİMİZİ GERİ ÇAĞIRDIK
Öncelikle bu çerçevede İsrail büyükelçimiz gerçi çağırılmıştır.
İsraille ilgili üç askeri tatbikat iptal edilmiştir.
U-18 futbol genç milli takımımız bulunuyordu. Genç futbol milli takımının maçları iptal etmiştir. Dışişleri Bakanımız BM Güvenlik Konseyi’ni acilen toplantıya çağırmıştır.
SORU-CEVAP
Bölgeye herhangi bir Türk askeri gemisinin gönderilmesi sözkonusu mudur?
Bu konuda elimizde planlar da var. Bu planlara göre olayın uluslararası açık sularda olduğu gemilerin İsrail karasularında hareket etmediği çok açıktır. Dolayısıyla İsrail'in bu saldırısı kesinlikle kara sularının ihlali olarak anlaşılmamaktadır. Bu korsanlıkla eşdeğer bir eylemdir. Bizim oraya gemi göndermemiz sözkonusu değildir. Türkiye önce diplomatik alanda bu tavrı şiddetle kınayan, yaralılar insanlar için bir an önce uluslararası hukukun yapılmasını arzu eden tutumunu sürdürecektir.
Arınç, Mavi Marmara gemisinde 581 yolcu bulunduğunu da belirtti.
mynet
Bu hukuk dışı saldırıyı lanetliyorum!
İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere düzenlediği saldırıya dünyadan tepki yağıyor.
Filistin:
Gazze'deki Hamas hükümetinin lideri İsmail Haniye, İsrail güçlerinin Gazze'ye yardım getiren gemilere müdahalesini kınadı. Haniye, müdaheleyi "acımasız bir saldırı" olarak niteledi. Haniye, basına yaptığı açıklamada, "BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'u, bu gemilerde bulunan dayanışma gruplarını korumak ve Gazze'ye güvenle gelmelerini sağlamak konusunda sorumluluklarını üstlenmeye çağırıyoruz" diye konuştu. Hamas ayrıca, İsrail askerlerinin Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısının ardından Araplara ve Müslümanlara, İsrail büyükelçiliklerinin önünde "başkaldırı" çağrısında bulundu. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da, Filistin'de 3 günlük yas ilan etti. Filistin yönetimi de BM Güvenlik Konseyi'nin acilen toplanmasını istedi. Baş müzakereci Saib Erakat, gemilere saldırıdan sonra BM Güvenlik Konseyi'nin acil olarak toplanmasını talep ettiklerini belirtti.
İran:
İran, İsrail'in saldırısını "vahşice ve insanlık dışı" olarak nitelendirdi. İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu da açıklamasında İsrail saldırısını sert dille kınadı. Açıklamada, "Dünya barışı ve emniyeti için en büyük tehdit siyonist İsrail rejimidir" denildi. İsrail kuşatması altındaki Filistinlilere gıda, tıbbi malzeme ve diğer insani yardım malzemeleri götüren gemilere saldırının kabul edilemez olduğu belirtilen açıklamada, "Siyonist rejim İsrail savaş suçu işliyor" denildi. İran ayrıca, İslam Konferansı Teşkilatı (İKT), BM Güvenlik Konseyi ve uluslararası toplumu göreve çağırdı.
Arap Birliği:
Arap Birliği'nin, İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısının ardından, alınacak önlemlerle ilgili karar vermek için yarın olağanüstü toplanacağı bildirildi.
Avrupa Birliği:
Avrupa Birliği (AB), Filistinlilere yardım götüren gemilere saldırısıyla ilgili İsrail makamlarının eksiksiz soruşturma açmasını istedi. AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, İsrail makamlarından gemilere saldırıyla ilgili eksiksiz bir soruşturma açmalarını istediklerini söyledi.
İsveç:
İsrail askerlerinin Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısından sonra İsveç Dışişleri Bakanlığı, protesto için İsrail elçisini çağırdı. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, İtalya'daki resmi ziyaretinin ardından ülkesine dönerken İsveç Haber Ajansı TT'ye yaptığı açıklamada, saldırıyı ''çok ciddi ve kabul edilemez'' olarak nitelendirdi. İsrail'in Stockholm Büyükelçisi'nin Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldığını bildiren Bildt, durumu değerlendirdiklerini olay sırasında nelerin yaşandığını anlamaya çalıştıklarını söyledi. Konuyla ilgili olarak İsrail'den açıklama istediklerini, bu nedenle İsrail elçisini bakanlığa çağırdıklarını kaydeden Bildt, Türk Dışişleri Bakanlığı ile de sürekli temas halinde olduklarını kaydederek, ''Uluslararası sularda yaşanan bir olay ve Türkiye, bu olayın sonuçlarının tamir edilemez olacağını açıkladı. Şu anda ne olup bittiğini öğrenmeye çalışıyoruz'' dedi. Carl Bildt, Avrupa Birliğinin İsrail'e ortak tepki göstermesi için çaba harcandığını da kaydetti. Bu arada, Gazze'ye yardım götüren konvoydaki bir gemide İskandinav ülkeleri İsveç ve Norveç'ten de yardım kuruluşları temsilcilerin bulunduğu ve bunların arasında İsveç Meclisinin Türk milletvekili Mehmet Kaplan ile birlikte 11 İsveçli'nin yer aldığı açıklandı.
Yunanistan:
İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısının ardından Yunanistan Dışişleri Bakanlığında kriz masası oluşturuldu. Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Yunanistan'ın İsrail Büyükelçisine, yetkili makamlardan askeri operasyon hakkında açıklama talep etmesinin istendiği kaydedildi. Yunanistan, İsrail ile yapmakta olduğu hava tatbikatını da sonlandırdı.
Fransa:
Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, "İsrail'in müdahalesi beni şoke etti, soruşturulmalı" dedi.
Kouchner yaptığı açıklamada, "İsrail askeri operasyonunun trajik sonucundan derin bir şekilde şoka uğradım. Hiçbir neden bu tür bir şiddeti haklı çıkartamaz. Kaç gündür herkes tarafından bilenen insanı yardım girişimine yönelik bu tür bir müdahale nasıl olur anlayamıyoruz" diye konuştu. Kouchner, bu dramın sorumlularının bulunması için kapsamlı soruşturma başlatılmasını talep etti. Gazze'deki durumun böyle devam edemeyeceğini vurgulayan Kouchher, "şiddetin tekrar tırmanmasını engellemek için bütün gerekli girişimlerde bulunacaklarını" ifade etti.
Almanya:
Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, İsrail ordusunun Gazze'ye yardım götüren gemilere eyleminden "derin endişe" duyduğunu belirtti. Almanya Dışişleri Bakanlığı da, konunun kapsamlı bir şekilde açıklığa kavuşması için çaba harcadığını kaydetti. Bu arada Alman Sol Parti sözcüsü, Gazze'ye yardım götüren gemilerden birinde Federal Meclis üyeleri İnge Höger ve Annette Groth'un bulunduğunu, ancak milletvekilleri ile şimdiye kadar bağlantı kurulmadığını söyledi.
İtalya:
İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'la bugün Roma'da yaptığı görüşme sırasında, İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısıyla ilgili olarak, "Gemiye saldırı bizleri şoka uğrattı" dedi. Frattini, Bağış'la İtalya Dışişleri Bakanlığında yaptığı görüşme sırasındaki konuşmasına, saldırıdan büyük üzüntü duyduğunu ifade ederek başladı. Frattini, basın mensuplarının görüntü aldıkları sırada saldırı konusundaki üzüntülerini dile getirmesinin ardından, konuk bakanın "Hangi saldırıyı kast ediyorsunuz" sorusunu, "Hem İskenderun'daki terör saldırısı, hem de İsrail'in Gazze'ye giden gemiye yaptığı saldırı bizleri şoka uğrattı" diye yanıtladı. Öte yandan, İtalya Dışişleri Bakanlığı yetkilileri Gazze'ye yardım götüren gemilere yapılan saldırılarla ilgili kriz masasının devrede olduğunu, ölü ve yaralılar arasında İtalyan vatandaşlarının olup olmadığını saptama çalışmalarının sürdüğünü belirttiler.
İspanya:
İspanyol hükümetinin AB ile ilişkilerden sorumlu Devlet Sekteri Diego Lopez Garrido, İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısını sert dille kınadı. Garrido, "Gerek İspanya, gerekse dönem başkanı olarak AB adına bu saldırıyı en sert şekilde kınıyoruz. İspanya Dışişleri Bakanlığı olarak İsrail'in Madrid büyükelçisini izahat için acil Dışişleri Bakanlığına çağırdık" dedi. Bu arada, konvoyda bulunan 3 İspanyol vatandaşının durumu hakkında henüz bilgi olmadığı bildirildi. Konvoydaki İspanyol vatandaşlarından birinin babası, "Son olarak sabah 04.00'de oğlumla konuşabildim. Daha sonra hiç haber alamadım. Öldü mü, yaralı mı yoksa esir mi alındı, bilgim yok. İspanyol makamlarından harekete geçmelerini istiyorum" diye konuştu.
Belçika:
Belçika Dışişleri Bakanı Steven Vaneckere, İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere "oldukça orantısız" saldırıda bulunduğunu söyledi. Belçika devlet kanalına konuşan Vaneckere, İsrail'in bu ölçüde ağır güç kullanmayı tercih etmesinin "son derece üzüntü verici olduğunu" ifade etti. Saldırı anında yaşananlarla ilgili daha fazla bilgiye ihtiyaç duyduğunu belirten Vaneckere, İsrail'in barış içinde yaşaması gerektiğini vurguladı.
BEYAZ SARAY: DERİN ÜZÜNTÜ DUYUYORUZ
ABD, kanlı baskının ardından ilk açıklamasını yaptı. Beyaz Saray, can kayıplarından derin üzüntü duyduğunu dile getirirken, olayın araştırıldığı belirtildi.
BM: ŞOKE OLDUK
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, saldırı üzerine "şoke olduğunu" söyledi. Ban, İsrail'in bu kanlı saldırının nasıl olduğuna dair araştırma yaptıktan sonra acil olarak kamuoyuna açıklama yapacağını duyurdu.
AB SORUŞTURMA İSTEDİ
Avrupa Birliği (AB) saldırıyla ilgili İsrail makamlarının eksiksiz soruşturma açmasını istedi. Türkiye'nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi ise İsrail'in saldırısına tepki vermemeyi tercih etti. Avrupa Konseyi genel sekreterliği NTV'nin "Konu hakkında tepkiniz olacak mı?" sorusuna olumsuz yanıt verdi.
Arap Birliği, saldırı üzerine yarın olağanüstü toplanma kararı aldı.
ALMANYA: DERİN ENDİŞE DUYUYORUZ
Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, operasyondan derin endişe duyduğunu söyledi.
Guido Westerwelle, Alman hükümeti olarak saldırıyı şaşkınlıkla karşıladıklarını ifade ederek İsrail'den saldırının kapsamlı şekilde araştırılmasını talep etti.
Almanya, İsrail'in Gazze'ye yönelik ablukayı kaldırması çağrısında da bulundu. Yardım gemilerinde 2'si Federal milletvekili 5 Alman bulunuyor.
İNGİLTERE'DEN İTİDAL ÇAĞRISI
İngiltere, ilk resmi tepkisini Dışişleri Bakanı William Hague aracılığıyla verdi. William Hague, İsrail'in itidalli davranması ve uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini söyledi.
Hague şu ifadeleri kullandı: "Büyükelçiliğimiz, İsrail hükümetiyle acil irtibat halinde. Daha fazla bilgi ve İngiliz vatandaşlarına acil olarak ulaşmayı talep ediyoruz. Gazze'ye bu yolla girilmemesi gerektiğini çeşitli riskler nedeniyle sürekli tavsiye ediyoruz. Ancak aynı zamanda, İsrail'in itidal içinde ve uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda hareket etmesine açık bir ihtiyaç var. Bu olay, Gazze'ye girişe yönelik kısıtlamaların kaldırılmasının gerekliliğini göstermiştir. Gazze'nin yardımlara kapatılması kabul edilemezdir ve amaca zararı dokunmaktadır. Uluslararası toplumun bu trajediye, Gazze krizine acil bir şekilde kalıcı bir çözüm getirmekten daha iyi bir tepkisi olamaz."
Gemilerde İngiliz vatandaşlarının da bulunduğu belirtiliyor. Konvoyda İngiliz vatandaşlarının yanı sıra İngiltere'de oturma izni bulunan İranlı, Iraklı ve Filistinlilerin de bulunduğu yaklaşık 30 kişinin gemilerde olduğu öğrenildi. İngiltere Dışişleri Bakanlığından konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmazken, bugün Londra'da Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı'nın önünde protesto gösterilerinin yapılması bekleniyor.
HOLLANDA ŞAŞKINLIK İÇİNDE
Hollanda, uluslararası yardım filosuna yapılan saldırı için İsrail büyükelçisinden "açıklama" yapmasını ve bir soruşturma açılmasını istedi.
Hollanda Dışişleri Bakanı Maxime Verhagen, "Bu kadar kişinin ölmesinden büyük şaşkınlık duydum. Hollanda, bunun nasıl meydana geldiğini belirleyecek açık bir soruşturma başlatılmasını istiyor" dedi.
NORVEÇ: KABUL EDİLEMEZ
Norveç Başbakanı Jens Stoltenberg ise, saldırıyı kabul edilemez bulduklarını açıkladı. Stoltenberg, İsrail'in Oslo büyükelçisinin dışişleri bakanlığına çağrıldığını duyurdu.
Stoltenberg, "Koşulları ne olursa olsun sivil yardım görevlilerine karşı askeri saldırı düzenlemek kabul edilemez, filoda 3 Norveçli bulunuyordu, akıbetleri bilinmiyor" dedi.
İslam Konferansı Örgütü (İKT):
Gazze'ye yardım götüren gemilere İsrail'in saldırısıyla ilgili olarak İslam Konferansı Teşkilatı'nda (İKT) acil durum toplantısı yapılıyor. Toplantıda İsrail saldırısıyla ilgili gelişmeler ve son durum ele alınıyor.
Toplantıda durum değerlendirmesinin devam ettiği ve neler yapılabileceğinin ele alındığı öğrenildi. İKT'deki toplantının ardından bir basın açıklamasının yapılması bekleniyor.
Sardunya
31-05-2010, 22:12
Artık dünyada insanlık filan kalmamış..
Ben de lanet olsun diyorum..
Konu için teşekkürler..
Gazze inşallah yahudilere mezar olucaktır. Allah şehitlerimizin ailelerine sabır versin. insanlığın onuru için mücadele eden herkesin yar ve yardımcısı olsun inş.
Sokak Şairi
31-05-2010, 23:49
Komşularından av kapmak aslanlara göre ayıptır, çakallara değil!!
ama korkunun ecele faydası yok.. (http://www.haber7.com/haber/20100531/Hadiste-Israilin-gelecegi-nasil-anlatildi.php)
o korkularından çokca dikmeye başladıkları Gargat ağacı da onları kurtaramayacak (http://www.haber7.com/haber/20100531/Hadiste-Israilin-gelecegi-nasil-anlatildi.php)
[/URL]
[URL="http://img580.imageshack.us/img580/5528/abverusyadanisrailecagr.jpg"]http://img580.imageshack.us/img580/5528/abverusyadanisrailecagr.jpg (http://www.facebook.com/sharer.php?u=http%3A%2F%2Fwww.forumdas.net%2Fyurtd isi-haberler%2Fab-ve-rusyadan-israile-cagri-51975%2F&t=AB%20Ve%20Rusya%27dan%20israile%20%C3%87a%C4%9Fr %C4%B1...&src=sp)
Rusya'da gerçekleştirilen AB-Rusya Zirvesi'nde insani yardım taşıyan gemilere askeri müdahalede bulunan israil'e "tarafsız soruşturma yapılması" ve "Gazze'ye ablukanın kaldırılması" çağrısı yapıldı.
Ablukanın kaldırılmaması halinde israile büyük bir kınama yapılacağı açıklandı.
http://img5.mynet.com/ha5/i/israil-asker-yarali.jpg
İsrail'in sildiği fotoğraflar
İsrail’in sildiği veya kullanılamaz hale getirdiği fotoğraflar, makinelerin hafıza kartlarından birinde, program yardımıyla data geri dönüşümü yapılınca gün yüzüne çıktı.
Güncelleme:07 Haziran 2010 10:15
Gazze’ye yardım taşıyan gemilere İsrail Ordusu’nun saldırısı sırasında çekilen görüntülerin çoğu askerlerin fotoğraf makineleri ve hafıza kartlarına el koyması nedeniyle ortaya çıkmamıştı.
İŞTE O GÖRÜNTÜLER - GALERİ (http://aktuel.mynet.com/galeri/haber/israil-in-sildigi-fotograflar-gizlenen-fotograflar-gun-yuzune-cikti/6025/155296/)
İsrail, Gazze'deki ablukayı kaldırıyor (http://haber.mynet.com/detay/dunya/israil-gazzedeki-ablukayi-kaldiriyor/515203)
Hürriyet'in haberine göre operasyon sırasında elektronik karartma yaparak görüntüleri engellemeye çalışan İsrail askerlerinin dünyanın görmesini istemediği için sildiği veya kullanılamaz hale getirdiği fotoğraf makinelerinin hafıza kartlarından birinde program yardımıyla data geri dönüşümü yapılınca birçok çarpıcı fotoğraf gün yüzüne çıktı.
Korkuyla ağlayan komando
İsrail’in elit komando birliği Şayetet 13’ün gemiye ilk saldırısında 4 kişiyi öldürmesinin ardından silahsız eylemcilerin etkisiz hale getirdiği askerlerin fotoğrafları dikkat çekiyor. Gemiye operasyon düzenleyen komando birliğindeki askerleri aciz, korkmuş ve hüngür hüngür ağlarken gösteren fotoğrafların bu birliğin imajını sarsmasından endişe edildiği için silindiği düşünülüyor. Ortaya çıkan bazı fotoğraflarda İHH görevlilerinin etkisiz hale getirilen askerlere zarar verilmemesi için gemidekileri uyardığı anlaşılıyor. Sağlık görevlileri de kanlar içinde yerde yatan askerlere müdahale ediyor. Fotoğraflar arasında alnından tek kurşunla vurulan İHH görevlisi Cevdet Kılıçlar’ın sedyedeki cansız bedeni de görülüyor.
http://img5.mynet.com/ha5/i/israil-asker-yarali2.jpgHafıza kartlarını almışlar
İsrail’de el konulan eşyalar Dışişleri Bakanlığı’nın girişimleriyle tek tek Türkiye’ye getiriliyor. İHH Basın Sorumlusu Salih Bilici, “Gönderilen fotoğraf makinelerinin çoğunda hafıza kartları bulunmuyor. Olanların ise içi tamamen silinmiş. Program yardımıyla fotoğrafları geri getirmeye çalıştık ama istediğimiz fotoğraflara ulaşamadık” diye konuşuyor.
SD Memory Card Recovery
Bir İHH gönüllüsünün getirdiği içi boş fotoğraf kartının içindeki verileri bilgisayarımızda “SanDisk Memory Card Recovery” programı ile geri kazanmaya çalıştığımızda Mavi Marmara Gemisi’ne yapılan saldırıda çekilen fotoğraflar ortaya çıktı. Helikopterle gemiye indikten sonra eylemcilerin demir ve sopayla saldırdıkları ve ele geçirdikleri askerlerin, öldürüleceklerini düşündükleri için yaşadıkları korku yüzlerine yansıyor.
‘Başarıları’ için madalya alacaklar
MAVİ Marmara’ya yapılan ilk saldırı sırasında büyük bir beceriksizlik ve amatörce davranan İsrail’in seçme birliği Şayetet 13’ün elemanları kendi ülkelerinde de büyük bir eleştiri konusu oldu. Buna rağmen saldırıda 6 Türk’ü öldürdüğü bildirilen komando çavuş ile diğer İsrailli askere madalya verileceği açıklandı. Kanlı baskın nedeniyle dünyanın tepkisini çeken, kendi ülkesinde de başarısız bir operasyon yürütmekle suçlanan İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, önceki gün Genelkurmay Başkanı Gabi Aşkenazi ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Eliezer Marom’la birlikte, gemiye baskın düzenleyen “Şayetet 13” komandolarının Atlit’teki üssünü ziyaret etmişti.
Suikast ve sabotaj uzmanları
MAVİ Marmara Gemisi’ne düzenlenen operasyonla dünyanın tanıdığı İsrailli elit komando birliği “Şayetet 13”, İngiliz mandası dönemindeki Yahudi direnişçilerin gayri resmi ordusu “Haganah”ın üyelerinden Yohai Ben-Nun tarafından 1949’da kuruldu. Resmi varlığı 1960’ta açıklanan Şayetet 13’ün uzmanlık alanları arasında denizden karaya çıkarma, suikast, terörle mücadele, sabotaj, denizde istihbarat toplama ve denizde rehine kurtarma operasyonları gösteriliyor. Şayetet 13’ün düzenlediği operasyonlar arasında, Münih Olimpiyatları’nda İsrailli sporcuları öldüren Kara Eylül örgütünün 3 üst düzey yetkilisini öldürmek de var.
Gemide soğanlı intifada
İSRAİL ordusunun Mavi Marmara Gemisi’ne saldırısı sırasında savunma yapmaya çalışan eylemciler bunun için ellerine geçen her malzemeyi kullandılar. Bir kısmı sopa ve demirlerle askerlere karşı koydu, bir kısmı alçaktan uçan helikopterlere boş soda şişesi fırlattı. Bazı eylemciler güvertede atacak birşey kalmayınca geminin mutfağındaki soğanları üst güverteye taşıdılar. Soğanlar da helikopterlere karşı silah olarak kullanıldı.
mynet
Sokak Şairi
07-06-2010, 15:36
bu resimleri haber sitelerinde (önce hürriyette çıkıt) görünce hiç ihtimal vermedim...
Resmen servis etmişler... ordaki bazı resimler onların açıkca reklamı...
ve ben inanmadım.. askerler neden çıldırsınlar ağlasınlar ki..
http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/2010/513120100614084038805.jpg
Onlarca yıldır, savaş, iç şavaş, terör, işgal, kan ve gözyaşının eksik olmadığı Afganistan’da 1 trilyon dolarlık maden olduğu, Pentagon'un ihalelerin danışmanlığını yaptığı ortaya çıktı. İşte AVATAR'ın gerçeği:
Cemal DEMİR'in haberi - New York
Amerikalıların, Afganistan’da 1 trilyon dolar değerinde el değmemiş mineral yatakları bulduğu belirtildi. New York Times gazetesinde yer alan habere göre, Afganistan tam bir maden cenneti çıktı.
Gazeteye konuşan üst düzey bir Amerikan yetkilisi, henüz hiç el değmemiş maden yataklarının hem Afgan ekonomisini düze çıkaracağını hem de ABD’nin Afgan savaşının maliyetini karşılayacağını kaydetti. Gazetenin haberinde Afganistan’da bulunan maden yatakları arasında demir, altın, bakır, kobalt gibi madenlerin yanı sıra lityum gibi endüstriyel açıdan son derece kritik madenler de var. Gazete, Afganistan’ın dünyanın en önemli maden kaynağı haline gelebileceğini yazdı.
Gazete, bir Pentagon andıcında Afganistan’dan ‘’Lityumun Suudi Arabistanı’’ şeklinde bahsedildiğini belirtti. Lityum, pil üretiminden laptop ve Blackberry üretimine kadar kullanılmasıyla yeni teknolojinin en kritik madenlerinden biri. Afganistan’ın sadece Gazni vileyetindeki lityum yatağının şu an dünyanın en büyük lityum kaynağı olan Bolivya’nın yatakları kadar zengin olduğu belirtiliyor.
Maden yatakları Pentagon yetkilileri ve Amerikalı jeolistlerden oluşan dar bir ekibin çalışmalarıyla bulundu. NY Times’a göre, Amerikalılar, bulunan madenler konusunda Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai’yi de yakın zaman önce bilgilendirdi.
Afganistan’daki birliklerden de sorumlu ABD Merkezi Kuvvetler Komutanı Orgeneral David Petraus ise, Afganistan’ın maden potansiyelini ‘hayret verici’ olarak nitelendirdi.
Afganistan’da ABD – Çin maden savaşı
Afganistan’ın maden cenneti olduğunu ‘’bulan’’ Amerikalıların en büyük korkusu ise, büyük kaynak açlığı çeken Çin. ABD, Çin’in bu büyük maden kaynağı için Afganistan’a ‘’çökmesinden’’ kokuyor. Çin, Aynak bölgesindeki bakır madenlerinin işletme ihalesini kazanmıştı. Ancak daha fazlasını istiyor.
Pentagon ihalelerin danışmanlığını yapıyor
NY Times’ın haberine göre, Afganistan, madenlerinin işletme ihalelerini Sonbahardan itibaren yapmaya başlayacak. Bu konuda Pentagon’un Afganistan Maden Bakanlığına danışmanlık yaptığı belirtiliyor. Madenleri bulan ekibin yöneticilerinden olan ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Brinkley, ‘’Maden bakanlığı bu işin üstesinden gelebilecek donanımda değil. Onlara hazır olmaları için yardımcı oluyoruz’’ diye konuştu.
Afganistan’ın Gayri Safi Milli hasılası halen 12 milyar dolar civarında.
(Haber 7)
Sokak Şairi
15-06-2010, 21:54
FT: Türkiye hayran olunacak bir ülke
http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/2009/528120090718115322386.jpg (http://www.haber7.com/) 15 Haziran 2010 21:30
[/URL]
(http://www.haber7.com/categories.php?cID=4)
Dünyanın en saygın gazetelerinden Financial Times'ta "Türkiye’nin rolünden ders çıkarmak" başlıklı makalesinde, Başbakan Erdoğan’ın Orta Doğu’da halkın kalbini kazandığı kaydedilirken Türkiye'ye övgü yağdırıldı.
Financial Times, ABD ve Avrupalı yetkililerde Türkiye'nin bağımsızlığını izlemenin" kaygı uyandırmış olabileceğini yazarken, Türkiye'nin dinamik ekonomisi ve gelişen demokrasisiyle hayran olunacak ülke olduğunu belirtti.
İngiliz Financial Times (FT) gazetesi, Türkiye'yi; bağımsızlığı, dinamik ekonomisi ve gelişen demokrasisiyle, "hayran olunacak" bir ülke olarak gösterdi.
Gazetenin "[U]Türkiye'nin bağımsız rolünden ders çıkarmak" başlıklı makalesinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısı ve 9 Türk'ün ölümünün ardından İsrail'e yönelik sert eleştirisiyle Orta Doğu'daki halkın kalbini kazandığı kaydedildi.
Gazze'den Tahran'a kadar Orta Doğu halkının Başbakan Erdoğan'a "hayran olduğunu" belirtilen makalede, "Erdoğan'ın ayrıca Orta Doğu'nun en çetin ve zorlu sorunlarında kendine güvendiği" görüşüne yer verildi.
Makalede, bölgede İran, Suriye ve Mısır gibi ülkelerin de Gazze konusunda çabalarını arttırdığına ve örneğin Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın "Arap kanıyla Türk kanı aynıdır" dediğine dikkat çekildi.
"Orta Doğu'da kahraman olmak için çok şey yapmaya gerek yok, sadece İsrail'e meydan okuyup, ABD'ye karşı durmak yeterli. Erdoğan her ikisini de tutkuyla yaptı" denilen makalede, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyinde İran'a yönelik daha fazla yaptırımlar konusuna karşı çıktığı anımsatıldı.
"Türkiye'ye, Arap dünyası ve İran'da olmayan bağımsızlığı, dinamik ekonomisi ve gelişen demokrasisiyle hayran olunmalı" denilen makalede, şu ifadeler kullanıldı:
"İslamcı mirasının Arap komşularıyla yakınlaşmayı sağladığı Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi, İslamcı partilerin modern siyasi sistemlerde nasıl entegre olunacağını gösteren bir modeli temsil ediyor."
Financial Times, İran ve Suriye'nin aksine, Türkiye'nin Gazze'deki durumu uluslararası alana taşıdığına dikkati çekti. ABD ve Avrupa'daki yetkililerde "Türkiye'nin bağımsızlığını izlemenin" kaygı uyandırmış olabileceğini kaydeden gazete, "çünkü Orta Doğu'da demokratikleşmenin endişe yaratabileceğini" yazdı.
Erdoğan'ın bundan sonra "dikkatli hareket etmesini hiç şüphesiz ki bildiğini" kaydeden gazete, "Erdoğan'ın İsrail ve ABD ile kötüleşen ilişkilerin özellikle bölgesel krizlerde Türkiye'nin aracı olma kabiliyetine zarar vermesine izin vermeyeceği" görüşünü dile getirdi.
Financial Times'taki makale, şu ifadelerle son buldu:
"Erdoğan'ın amacı kuşkusuz ki İsrail'in eylemlerine sorumluluk getirmektir, Yahudi devletinin düşmanı olmak değil. Bu, Orta Doğu ve özellikle Arap dünyası için yararlı olur."
AA
YouTube'da dolaşan bu video İsrail'de büyük tartışmalara neden oldu...
İsrail medyasının gündeminde Batı Şeria'da devriye gezerken aniden dans etmeye başlayan İsrail askerlerinin görüntüleri vardı. Ordu dans edenler gerçek asker değil ancak olay araştırılıyor açıklamasını yaptı. İşte o görüntüler...
O GörüntüLeri İzLemek İçin TıkLayınız (http://www.yazete.com/Israil-cileden-cikti_50929.html)
Moskova'da dumandan göz gözü görmüyor
06 Ağustos 2010 Cuma 16:45
Moskova çevresindeki orman yangınları ve bataklıklardaki torf yangını yüzünden kenti koyu bir bulut kümesi kapladı!
http://img.internethaber.com/news/154248.jpg
Rusya'nın başkenti Moskova çevresindeki orman yangınları ve bataklıklardaki torf yangını yüzünden kenti kaplayan dumandan göz gözü görmezken, görüş mesafesi iyice düştüğü için uçaklar başka kentlere yönlendiriliyor.
Kremlin Sarayı'nın bir ucundan diğer ucunu görmek mümkün olmazken, NASA'nın Rusya'nın batı bölgesi üzerinde 3 bin kilometre uzunluğunda duman bulutu tespit ettiği bildirildi.
Rusya'nın simgelerinden Kızılmeydan'ı gezmeye gelen turistler Kremlin'in çok az görülebilen duvarları önünde yüzleri maskeli şekilde fotoğraf çekmeye çalışıyor, yeni evli Rus çiftlerin de Kızılmeydan'a gelip hatıra fotoğrafı çektirdiği dikkat çekiyor.
Yetkililer, halkı dışarıda maskesiz gezmeme konusunda uyarırken, kentteki karbonmonoksit oranının normalin 4 kat üzerinde olduğunu kaydediyor.
Rusya'da hava kirliliğini izlemekle görevli bir devlet kurumunda uzman olarak çalışan Aleksiy Popikov, Rus haber ajanslarına yaptığı açıklamada, 10,5 milyonluk nüfusa sahip kentteki kirlilik oranının normal seviyenin 5 kat fazlası olduğunu belirterek, "Bugünkü duman ve kirliliğe baktığımızda, tarihin en kötüsü olduğunu söyleyebilirim" dedi.
Moskova'daki Vnukova ve Domodedova Havaalanına gelen uçaklar, görüş mesafesinin duman yüzünden 200 metrenin altına düşmesi nedeniyle civardaki kentlere yönlendiriliyor.
Özellikle bataklıktaki torf yangınından en fazla etkilenen havaalanı olan Domodedova'ya gelen tüm uçaklara, alternatif havaalanlarına inmesi öneriliyor.
Kenti sabahın erken saatlerinden itibaren kontrolü altına alan yoğun koku ve duman yüzünden Moskova'da bazı bölgelerdeki görüş mesafesi 100 metrenin altına düşmüş durumda.
Başkent Moskova'da sokaklar önceki günlere nazaran daha da sakinleşirken, hava sıcaklığının bugün yeni bir rekor kırarak 38,2 dereceye kadar yükselmesi yüzünden, başkentlilerin bir kısmı kent merkezindeki süs havuzlarında serinlemeye çalışıyor.
Rusya Acil Durumlar Bakanlığı yetkilisi Yuriy Besedin yaptığı açıklamada, aşırı sıcak hava yüzünden ülke genelinde bugün de 500'den fazla yangının olduğunu belirterek, "Tüm yüksek sıcaklık derecesi rekorları kırıldı. Bu ülkede daha önce böyle bir şey görülmedi. En basit tanımıyla, bu tip şartlarda çalışma tecrübemiz olmadı şu ana kadar" dedi.
Besedin, Moskova'nın çevresinde 31 orman ve 15 bataklık bölgenin yandığını belirterek, dün 37,5 hektar olan bataklık alan yangının, bugün 67,7 hektara yükseldiğini kaydetti.
Yetkililer, ülke genelinde çıkan yangınlarda şu ana kadar en az 52 kişinin hayatını kaybettiğini belirterek, 2 binden fazla evin de kül haline geldiğini belirttiler.
Moskova'nın 480 kilometre doğusundaki Sarov bölgesinde bulunan nükleer araştırma merkezindeki tüm yanıcı maddeler, yangınların tesise sıçraması olasılığına karşın başka bölgelere nakledildi.
Geçen hafta Deniz Kuvvetlerinin havacılık bölümüne ait bir üste çıkan yangında, Rus basını en az 200 uçağın kül olduğunu ileri sürdü.
Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, üsteki yangın yüzünden bazı komutanları bu hafta içinde görevinden almıştı.
Ülkeyi haziran ayının ortasından beri teslim alan aşırı sıcaklar çok sayıda çiftçinin ürününün kurumasına da neden olurken, dünyanın en büyük buğday rezervine sahip olan Rusya buğday ihracatını geçici bir süre yasakladı.
Ülke genelindeki yangınların kontrol altına alınması için 150 bin kişi görev yaparken, Rusya'ya aralarında Türkiye'nin de bulunduğu çok sayıda ülkeden yardım teklifi geliyor.
Rusya'nın en büyük market zincirlerinden biri olan "X5", kenti kaplayan dumanların bazı mağazalarından içeriye sızması nedeniyle başkentteki bin 500 çalışanını evlerine gönderdiği kaydedildi.
Moskova'da yaşayan çok sayıda kişi ise yakınlarını Moskova dışındaki "Daça" denilen dinlenme evlerine, durumu iyi olanlar da başka kent veya ülkelere gönderiyor. Moskovalılar, kent dışındaki daçaların bulunduğu yerlerin duman altına olmasına rağmen, o bölgelerde en azından araç kirliliği olmadığını, bu yüzden Moskova dışındaki havanın kent merkezine nazaran daha iyi olduğunu savunuyor.
Yetkililer, başkent Moskova'da haftasonu da hava kirliliğinin devam edeceğini ve bu haftasonu kentte "nefes almanın" neredeyse imkansız hale geleceğini belirtiyorlar.
-ÇERNOBİL KORKUSU-
Rusya Acil Durumlar Bakanı Sergey Şaygu, Ukrayna sınırı yakınındaki Briyanskaya bölgesindeki yangınların dumanla birlikte radyoaktif maddeleri (Çernobil tozu) havaya yaymasından endişe duyduklarını söyledi.
Şaygu, bu yüzden söz konusu bölgede durumun detaylı bir şekilde incelendiğini ve bu bölgede çıkan yangınların söndürülmesinde robotların bile kullanıldığını belirterek, Acil Durumlar Bakanlığının şu ana kadar bu bölgede çıkan yangınlarla baş edebildiğini söyledi.(internethaber)
Bunun bedelini çocuklarımız ödeyecek, ama
Tarım ve Köy işleri Bakanlığı'nda
115 bin kişi çalışıyor.
70 tane üniversitemiz,
30 tane ziraat fakültemiz,
50 tane tarım araştırma enstitümüz,
10 bin işsiz ziraat mühendisimiz var.
Buna rağmen Türkiye tohumda tamamen dışa bağımlı. Tek kelimeyle tohumun patronu ise İsrail.
İsrailli araştırmacıların, genleriyle oynayarak, gül ile limon kokulu domates yetiştirdiğini Şalom Gazetesi'nin internet sayfasından biraz araştırıp okuyabilirsiniz. İstediğiniz şekle sahip domatesleri bile bulabilirsiniz; çekirdeksiz, kalp şeklinde, salatalık şeklinde, dilimli...
Yani genlerle oynama meselesi yüzde yüz doğru.
Gelelim başka doğrulara.
Bu tohumların bir ekimlik olduğunu bilmeyen yok.
Yani İsrail'den bir defa tohum almakla kurtulamıyorsunuz.
Bir gram tohumun fiyatı her dönemde bir gram altına denk oldu.
Üstelik İsrail tohumunu toprağa bir ektin mi artık isteseniz de yerli tohuma dönemiyorsunuz.
Genetik tohum o toprağ a da zarar veriyor. Artık hep bu genetik tohumu kullanmak zorundasınız. 50-70 yıl sonra ise toprak kanserojen maddelerle dolduğu için artık tamamen kullanılmaz hale geliyor.
Buna en güzel örnek
Türkiye'nin patates deposu olan Niğde ve Nevşehir bölgelerinde yetiştirilen patateslerde kanserojen maddeye rastlandığı için artık patates ekimine izin verilmemesidir.
Yani İsrail tohumu tek başına satmıyor. Tohum alana hastalığı bedava....
Tohumların içine hastalık yerleştiren İsrail bu sayede zirai ilaç satımını da garanti altına almış oluyor.
Bütün bu acı tabloya rağmen Türkiye'de yabancıların menfaatine çalışan bir patent sistemi işletiliyor.
Ne korkunç.
Köylü kendi bahçesinde tohum bırakamayacak.
Yoksa uluslararası mahkemede yargılanacak!
Şu anda dünyada İsrail tohumu kullanma yasası çıkartan ilk ülke işgal altındaki Irak'tır.
İkincisi de biz olacağız.
EY VATANDAŞ AKLINI BAŞINA DEVŞİR !!!
SOR SORUŞTUR, BOŞ DURMA...
Bu yazıyı okudunsa ister paylaş ister paylaşma umrumda değil ama bilip de susmak ortak olmaktır bunu bari hatırla...
--
Ahmet EKTEM y.mimar
02125177728
05336367630
kaynak:MSN
Gayet güzel bir çaba kutluyorum..Bunlardan haberdarım ben de sanırım bir çok kişide..Ortak bir hareket gerekli..Herkes bildi duydu eee sonra?Çözüm üretmek lazım. belki bir imza kampanyası..Gerçi bu memlekette...........................
http://www.urfaninsesi.net/wp-content/uploads/pakistan_aclik-300x228.jpg
Açlığın ilk kurbanları çocuklar oldu
Pakistan’da 20 milyona yakın kişinin etkilendiği sel felaketi sonrası açlık ve kolera başgösterdi. Pakistan’da Temmuz ayı sonlarında başlayan muson yağmurlarının sel afetinin yaraları sarılamadı. Bin 500′den fazla kişinin öldüğü ve 20 milyona yakın kişinin etkilendiği felakette açlıktan ölümler yaşandı. Açlığın ilk kurbanları çocuklar oldu. Hayber bölgesinde 5 çocuğun gıdasızlıktan öldüğü bildirildi. BM Genel Sekreteri böyle bir yıkım ve acı görmediğini söyledi. Ülkede korkulan bir diğer gelişme ise salgın hastalıkla ilgili. Ülkede ilk kolera vakaları bildirildi. Sukkur bölgesinde halk, yardımların sadece medya varken “hayvanlara yem atar gibi” dağıtıldığını, medya gittikten sonra yardımların da kesildiğini söylüyor. BAN: HAYATIMDA BÖYLE AFET GÖRMEDİM Pakistan’da 20 milyona yakın kişinin etkilendiği sel felaketi bölgede incelemelerde bulunan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon’u da sarstı. Ban Pakistan’da yaptığı açıklamada, hiç bu ülkedekine benzer bir yıkıma ve acıya tanık olmadığını söyledi. DÜNYA YARDIM ETMELİ BM Genel Sekreteri Ban, sel dalgalarının, dünyadan destek dalgalarıyla karşılanması gerektiğini belirterek, ”Dünyaya yardımı hızlandırması çağrısı yapmak üzere buradayım” dedi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon ayrıca örrgütün acil yardım fonundan Pakistan’a 10 milyon dolar daha aktaracağını açıkladı. Böylece örgütün seller sonrası Pakistan’a aktardığı yardım 70 milyon doları buldu.
http://i.sabah.com.tr/sbh/2010/09/01/Haber/25423128536.jpg?89300598448
Suggur Kampı'nda yaşayan afetzedeler, düne kadar hayvan otlattıkları yerde tuttukları balıkları yiyeyek hayatta kalıyor. Yardım ulaşmadığı için karanlığa mahkûmlar. Tek su kaynakları ise sel suyu
Selin vurduğu Pakistan'da muson yağmurlarından en çok etkilenen bölgelerden biri olan Pencap'a bağlı Suggur Kampı'ndayız. Uzun zamandır kendilerine yardım elinin uzanmasını bekleyen Suggurlular, hiç gece olmasın istiyor. Çünkü mumları dahi yok. Ay ışığında ya da çevreden topladıkları odunları yakarak aydınlanıyorlar.
SADECE SÜT İÇİYORLAR
İndus Nehri'nde yaşanan taşkın sonucu evleri su altında kalan çok sayıda Suggurlu, telef olmaktan kurtarılan hayvanlarıyla birlikte bir tepede yaşıyor. Selde Pakistan Ordusu tarafından botlarla kurtarılan halk, bölgelerinden tahliye edilmelerine karşı çıktıkları için toplama kampları yerine çadırlarda kalıyor. Yardımların toplandığı ana merkezlere uzak oldukları için yerel otorite ve uluslararası örgütlerin yardımlardan mahrum kalmışlar. Halkın bir bölümü, hâlâ ordunun ilk günlerde helikopterlerden attığı gıda yardımlarıyla idare ediyor. Bir bölümü de sadece inek sütüyle besleniyor. Ancak en çok tükettikleri gıda balık... Zira sel sularıyla adeta bir göle dönen bölgelerde yaşayanlar bol bol balık avlıyorlar. Çok değil, bir kaç ay önce büyük ve küçükbaş hayvanları otlattıkları alanlara, şimdi ağ ve olta atıp günlük yiyeceğini çıkarmaya çalışıyorlar. Kamptakilere gece gündüz hiç durmadan balık tutmaya çalışan selzedelerden biri de Ali Tahad. Tahad, "Daha önceden burada hayvan otlatıyordum. Şimdi balık tutmaya çalışıyorum. Ama pek başarılı değilim. Bugüne kadar hiç balık tutmamıştım" diyor.
SADECE BİR KIZI KURTULDU
Yaşadığı selde eşini ve çocuklarını kaybeden ve hayatta kalan 1.5 yaşındaki tek kızına bakan Fiyaz Abdunaj ise, "Selde sadece kızımı kurtarabildim. Eşim ve iki çocuğum sel sularına kapıldı" diyor gözyaşları içinde. Kızını kampta telef olmaktan kurtulan ineklerinden elde ettiği sütle doyuruyor. Kızı İndu'yu hiç kucağından indirmeyen Valin Asima ise "Eşim kızıma balık tutmaya gitti. Kaç gündür yok" diye konuşurken endişesi gözlerinden okunuyor. Eşi Vahid Bahşi'yi sele kaptıran Vidu Bahşi ise kızı Şafi ve torunu Ameyi ile birlikte acılarını paylaşıyor. Hâlâ sulara kapılan babalarının bir gün çıkıp geleceği umudunu taşıyorlar.
'ŞU HALİMİZE BAK'
Kampta barınan ancak çadırı olmayan Nazer Hüseyin, kendisi gibi çadırı olmayan arkadaşlarıyla birlikte su dibinde yaşadıklarını ve balık tuttuklarını anlatırken, Menar Hüseyin ise su ihtiyaçlarını sel suyundan karşıladıklarını belirtiyor. Orucunu selden temin ettikleri suyla açan Şehzad Ahmed, çok zor şartlarda yaşadıklarını belirterek "Hastalanmaktan çok korkuyorum. Bir süre önce tahıl yardımı yapmışlardı. Tahıldan çorba yapıp içiyoruz. Ama karnımız doymuyor" diyor. Kampta yaşayanlar için odunla yakılan ateşte ekmek pişiren 5 çocuk annesi Amira Mai ise selin nasıl geldiğini şu sözlerle anlatıyor; "Evdeydim. Sahur için kalktım. Birdenbire su geldi. Boyumu geçiyordu. Olduğum yerde kaldım. Sabah askerler bizi botlarla kurtardı. Ama keşke kurtarmasalardı. Şu halimize bak." Bölgede suların çekilmesiyle, ölü sayısının artamasından korkuluyor.
İŞTE HESAPLARDA TOPLANAN PARA
28 milyon 641 bin 397 TL 1 milyon 160 bin 970 dolar 1 milyon 259 bin 839 euro
Afganistan'da göz gözü görmüyor, iki gün önce başlayan çöl fırtınası başkent kabil'ide vurdu. Barış gücü (Türkiye) askerleri zaman zaman çok zor durumlarda kalıyorlar.
Türkiye'yi temsilen Afganistan'da görev yapan Türk askerleri Bayram'ın ilk günü çöl fırtınasıyla karşılaştılar. Olumsuz hava şartlarına rağmen bayramlaşma törenini gerçekleştiren Kabil Bölge Komutanı tüm askerlerin tek tek ellerini sıkarak bayramlarını kutladı.
Allah yardımcınız olsun Ayaz, Bayramın mübarek olsun bu arada :)
Eyvallah saolasın kardeşim, sizlerinde bayramı mübarek olsun
Teşekkürler sevgili Ayaz..
Rica ederim flu iyi forumlar.
Nar Çiçeği
28-09-2010, 13:16
http://im.haberturk.com/2010/09/28/556201_detay.jpg?1285668684
Çin'de yaşayan 43 yaşındaki Tan Li, henüz 20 yaşındayken derisindeki değişimleri görmezden geldi.
Ancak kısa bir süre sonra vücudundaki dokular sarkmaya ve kadını tanınmaz hale getirmeye başladı.
En sonunda doktora başvuran kadın, artık 43 yaşında ve doktorları çok geç kalındığı için müdahale edemediklerini söylüyorlar.
Dünyada çok nadir görülen nörofibromatoz hastalığından müzdarip olduğu bildirilen Tan'ın vücudundaki dokular elastikiyet ve esnekliğini kaybedip, sarkıyor.
Uzmanlar, kadının vücudundan sarkan deri parçalarının 20 kilo civarında olduğunu söylüyorlar.
Genetik olarak ebeveynlerden çocuklara geçen nörofibromatoz hastalığı, sinir dokusunun tümör üretmesine yol açıyor.
Bu tümörler derinin altında şişkinliğe, renkli noktalara, kemik ve omurilik problemlerine sebep olabiliyor.
Doktorları, modern tıbbın Tan'ın durumunu düzeltmek için bir çözüm bulamadığını açıklarken, Tan çaresizlik içerisinde asla normal bir hayat süremediğini söylüyor.
Milliyet
http://img408.imageshack.us/img408/2848/nobeledebiyatodulu2010.jpg
2010 nobel edebiyat odulu sahibini buldu
Dünyanın en prestijli ödüllerinden olan ve her yıl verilen Nobel ödülünü kazananlar belli olmaya devam ediyor. Nobel komitesi tarafından yapılan açıklamada 2010 yılı Nobel Edebiyat ödülünü almaya Perulu yazar Mario Vargas Llosa'nın layık görüldüğü bildirildi.
Komite, Perulu yazarın eserlerinde ortaya ayrıntılarıyla koyduğu güç yapıları ve ve bu yapılara direnen, isyan eden bireyleri etkileyici bir tarzda tasvir etmesi nedeniyle verildiğinin de altını çizdi.
Bu arada Nobel Barış ödülünü kimin kazandığı yarın açıklanacak.
Zaman
İsveç’te yapılan araştırmada 2000 yılında 70 yaşına giren gönüllüler ile 1970lerde 70 yaşındakilerin beyin işlevi hafıza durumu konuşma hızı ve akıcılığı ile mantıklı olup olmadıklarını gösteren sonuçlar karşılaştırıldı.
Milliyet'in haberine göre Gothenberg Üniversitesi’nin ilk kez 1970’lerde başlattığı araştırmaya ilişkin sonuçlar birçok dergide yayımlandı. "Neurology" dergisinde yayımlanan yeni sonuçlar bugün 70li yaşlarda olanların 30 yıl öncesinden daha "zeki" olduğunu gösterdi.
Bu gelişmenin daha iyi eğitim düzeyi daha sağlıklı beslenme ve tedavi yöntemlerindeki ilerlemelere bağlanabileceğini belirten bilimadamları bugün televizyon ve internetin günlük hayatta büyük yer tutmasının da "gözardı edilmemesi" gerektiğini vurguladılar.
Fransız "Le Figaro" gazetesinin internet sitesinde de araştırmayla ilgili bir habere ver verildi.
http://img5.mynet.com/ha6/g/gul-lizbon.jpg
Sarkozy'yi çıldırtan poz
Tarihinin en önemli zirvesini gerçekleştiren NATO'da kazananlar ve kaybedenler fotoğraflara da yansıdı.
Güncelleme:20 Kasım 2010 18:16
Türkiye füze kalkanı projesinde bütün şartlarını kabul ettirdi, Fransa ise füze kalkanının en azından Ortadoğu'yu işaret etmesini istedi ancak başarılı olamadı.
İlk gün çekilen aile fotoğrafında NATO Genel Sekreteri Rasmussen, ABD Başkanı Obama ve İngiltere Başbakanı David Cameron’un yanında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yer aldı. İkinci sırada kalan Fransa lideri Nicolas Sarkozy’nin mutsuzluğu ise yüzünden okundu.
http://img5.mynet.com/ha6/o/obama.jpg
Türkiye Boğaz'daki köprülerden öteye gitti
Türkiye'ye desteğini yineleyen ABD lideri, "Türkiye’nin Avrupa’yla olan ilişkileri Boğaz’daki köprülerden öteye gitti.
Güncelleme:20 Kasım 2010 13:22
Ortak tarih, kültür alışverişi ve ticaret sizi birleşmeye itiyor" dedi.
Lizbon'daki NATO zirvesine gitmeden İtalyan La Repubblica gazetesine özel demeç veren ABD Başkanı Barack Obama, Avrupa Birliği’ne uyum konusunda Türkiye’yi reformlara devam etmesi için teşvik ettiklerini belirtti.
AB kriterlerine ulaşmasının Türkiye’nin çıkarına olacağını söyleyen Obama, Türkiye’nin Avrupa’yla olan ilişkilerinin Boğaz’daki köprülerden öteye gittiğini vurguladı.
ABD lideri Barack Obama, değerlendirmesinde şu cümleleri kullandı:
"Ortak tarih, kültür alışverişi ve ticaret sizi birleşmeye itiyor. Türkiye’nin katılımı Avrupa’nın temellerini daha da genişletip, güçlendirir. Avrupa etnik çeşitlilik, gelenek ve inanç kazanmış olur. Şimdi müzakereler yavaşlamış olabilir ancak ben ileriye doğru birlikte hareket etme çabalarını iki katına çıkarmak için her iki tarafı da teşvik ediyorum."
http://img5.mynet.com/ha6/n/nato-fuze.jpg
Füze kalkanında uzlaşma sağlandı
NATO devlet ve hükümet başkanları, İttifak'ın gelecek 10-15 yılını şekillendirecek yeni stratejik konsepti onayladı.
Güncelleme:19 Kasım 2010 22:03
Zirvede Türkiye’nin kaygıları giderilirken, İran tehdit olarak yer almadı. Türkiye’yi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün temsil ettiği zirvede İran’ın özellikle belirtilmemesi, güvenliğin bölünmezliği ve maliyetin ortaklaşa paylaşımı yönündeki üç talebi karşılandı. Ankara, bu isteklerin karşılanması üzerine uzlaşmaya onay verdi.
Soğuk savaş döneminin ardından 3 kez belirlenen strateji belgesinde, füze kalkanı konusunda onay yer alırken teknik ayrıntılar bulunmadı. NATO’da sağlanan bu uzlaşmaya rağmen, asıl zorlu sürecin bundan sonra başlayacağı ifade ediliyor.
Kritik temaslar başlıyor Füze kalkanı konusunda uzlaşmaya varan NATO ülkelerinin, sonraki süreçte ilk iş olarak füzeleri ve radarları yerleştireceği toprakları belirlemesi öngörülüyor. Radarlar için birinci sırada Türkiye yer aldığı için NATO, ilk olarak Ankara’nın kapısını çalacak. Uzmanlar bu süreçte NATO ile Türkiye arasında zorlu pazarlıkların kapıda olduğunu belirtiyor.
Kolektif savunma unsuru İttifakın gelecek 10-15 yılını şekillendirecek yeni stratejik konseptinin onaylandığı belgede “Halklarımızı ve topraklarımızı balistik füze saldırılarından koruma kapasitesi geliştirmek, kollektif savunmamızın temel unsurudur” denildi. Bunun ittifakın güvenliğinin bölünmezliği ilkesine katkı yapacağı vurgulandı.
NATO ve AB ortak vurgusu Belgede, AB üyesi olmayan Türkiye, Norveç ve İzlanda gibi NATO müttefiklerinin AB misyonlarına önemli katkı yaptığı vurgulanarak, “NATO ve AB arasında stratejik ortaklık için AB üyesi olmayan Avrupalı NATO müttefiklerinin bu çabalara bütünüyle katılımı elzemdir” denildi.
Hiç bir ülke düşman değil Nükleer cay- dırıcılık politikasının sürdürüleceğine işaret edilen yeni stratejik konseptte, “İttifak, hiçbir ülkeyi düşman olarak değerlendirmez. Fakat hiç kimse, herhangi bir üyenin güvenliği tehdit edildiğinde, NATO’nun kararlılığından şüphe duymamalıdır” ifadesine yer verildi.
NATO ile işbirliği daveti Belgede Rusya, füze savunma sisteminde NATO’yla işbirliğine davet edildi. ABD Başkanı Barack Obama, “Savunma sisteminde mutabık kaldık. Füze kalkanı sistemi tüm NATO ülkelerini kapsayacak” dedi.
mynet
Laik olanıda buydu zaten...
allah sonunu hayır etsin derim. her defa ağzımıza bir kaşık bal çalıp sonra zehir içirirler dilerim bu kezde erken sevinmiyoruzdur ve havaya girmiyoruzdur...
http://img5.mynet.com/ha6/yazi/sok-belge.jpg
Wikileaks, internet sitesinin uğradığı saldırı nedeniyle belgelerin İngiliz Guardian, ABD'li New York Times, Alman Der Spiegel, İspanyol El Pais ve Fransız Le Monde tarafından yayınlandığını duyurdu.
Guardian'ın internet sitesine koyduğu belgelerde Türkiye ile ilgili de çok sayıda bilgi yer alıyor. Bunlar arasında İsrail'in Türkiye'nin uyguladığı politikalardan duyduğu rahatsızlığı ABD'ye iletmesi yer alıyor.
Ayrıca, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev'in de Türkiye'nin bir enerji merkezi olmaması için Rusya ile gaz anlaşması yaptıklarını söylediği de belirtiliyor. Belgeler arasında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu'nun ABD'li yetkililerle yaptığı görüşmelerin tutanakları da bulunuyor.
İSRAİL'İN ENDİŞESİ
Belgelerin Türkiye ile ilgili bölümlerinin detayları
-- 31 Ağustos 2007 tarihli bir belgede, aynı yılın 17 Ağustos günü İsrail gizli servisi Mossad'ın Başkanı Meir Dagan ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Burns arasında yapılan toplantının tutanağı görülüyor.
Toplantıda iki yetkilinin Ortadoğu'daki son durumu ele aldıkları ve özellikle İran konusunun üzerinde durdukları ortaya çıktı.
Tutanağa göre, Dagan, Burns'e Türkiye'ye baktığı zaman ülkedeki İslamcıların giderek ivme kazandıklarını gördüğünü söyledi.
Belgede, "Dagan burada sorulması gereken esas sorunun kendisini Türkiye'nin laik kimliğinin savunucusu olan ordunun bu duruma daha ne kadar sessiz kalacağı olduğunu ifade etti" denildi.
Yine aynı belgeye göre, İran'la ilgili olarak Dagan, güç kullanarak rejim değişikliğine gidilmesi için daha fazlasının yapılması gerektiği yönündeki görüşünü dile getirdi.
Belgede, "Dagan burada sorulması gereken esas sorunun kendisini Türkiye'nin laik kimliğinin savunucusu olan ordunun bu duruma daha ne kadar sessiz kalacağı olduğunu ifade etti" denildi.
Yine aynı belgeye göre, İran'la ilgili olarak Dagan, güç kullanarak rejim değişikliğine gidilmesi için daha fazlasının yapılması gerektiği yönündeki görüşünü dile getirdi.
-- 25 Şubat 2010 tarihli Azerbaycan ile ilgili bir başka belgede de Türkiye'nin bahsi geçiyor. Belgede, Azerbaycan Devlet Başkan İlham Aliyev'in ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Bill Burns ile yaptığı görüşmenin detayları yer alıyor.
Belgede, Aliyev'in Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ile Başbakan Vladimir Putin arasındaki ilişkiyi tanımlarken "kaba bir sokak ağzını" kullandığı belirtildi.
Aliyev'in Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşma süreci ve Dağlık Karabağ sorunuyla ilgili görüşlerini dile getirirken de aynı üsluba başvurduğu ifade edildi.
Belgede, "Aliyev, Burns'e 24 Nisan'ın Dağlık Karabağ sürecinin yanı sıra Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecinin üzerinde 'Demokles'in Kılıcı' gibi sallandığını söyledi" denildi.
Aliyev'in ayrıca Türk-Ermeni normalleşme sürecinin Dağlık Karabağ konusunda ilerleme kaydedilmesi için Nisan ayından sonra ele alınması önerisi yaptığı da vurgulandı. Aliyev, ayrıca Karabağ konusunda daha da esneklik göstereceklerini söyledi ancak ABD'den Ermenistan üzerindeki baskıyı artırmasını istedi.
Belgede Aliyev'in Putin ile Medvedev arasında bir çekişme olduğunu hissettiğini söylediği de yer alırken, "Aliyev, (kaba bir sokak ağzı kullanarak) Azericede bir deyim vardır: İki kelle bir tencerede pişmez" denildi.
Görüşmede Burns, ABD'nin Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinin Erivan'ın Dağlık Karabağ konusunda daha esnek hareket etmesini sağlayacak siyasi bir zemin yaratacağını düşündüğünü söyledi.
Aliyev, İran'la ilişkilerini "gergin ve istikrarsız" olarak tanımladı. Azeri lider ayrıca, İran'ın Azerbaycan'a yönelik siyasi provokasyonlarının sürdüğünü de ifade etti.
"NABUCCO'YA İHTİYACINIZ VAR MI?"
Toplantıda enerji konusu da ele alındı. Aliyev Türkiye'nin "yapıcı bir tutum" sergilemesi durumunda gaz geçiş anlaşmasının yapılabileceğini de ifade etti. Aliyev'in bahsettiği anlaşma Haziran ayında imzalandı.
Belgede, "Aliyev, Türkiye Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın kısa bir süre önce Azerbaycan devlet petrol şirketinin başkanına 'Neden Rusya ile ilişkilerinizi bozuyorsunuz ki? Nabucco'ya gerçekten ihtiyacınız var mı?' dediğini de söyledi" denildi.
TÜRKİYE'NİN ENERJİ MERKEZİ OLMASINI İSTEMEDİK
Aynı belgede dikkat çeken bir diğer nokta da Aliyev'in ABD'li yetkiliye Rusya'ya gaz satma anlaşmasının detaylarını aktarması oldu. Belgeye göre Aliyev, bu anlaşmanın "Türk dostlarımıza" doğalgaz dağıtım merkezi yaratmasına izin verilmeyeceğini göstermek için yapıldığını ifade etti.
Belgede, Aliyev, Erdoğan hükümetinden "haz etmediğini" de söyledi.
-- 17 Kasım 2009 tarihinde Ankara'da yapılan ve dönemin ABD Büyükelçisi James Jeffrey tarafından gizli belge statüsünde gönderilen tutanakta, Philip Gordon ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu arasında yapılan ve İran'ın nükleer programını konu edinen bir görüşmenin detayları yer alıyor.
12 Kasım'da yapılan ve 40 dakika süren görüşmede Gordon, Davutoğlu'nu Ankara'nın arabuluculuk çabalarının faydalı ya da mantıklı olmadığına ve İranlılara ciddi müzakerelere başlamadan zamanla oynama şansı verdiğine ikna etmeye çalıştı.
Davutoğlu İran hükümetinin kamu önündeki tavrını bir kez daha dile getirirken, "İranlıların P5+1in önerilerine prensipte evet dediğini ancak kamuoyunun algısını düzeltmek zorunda olduğunu" aktardı. İran'ın nükleer silah sahibi olması durumunda yaşanabileceklerle ilgili olarak Davutoğlu Türkiye'nin "elbette" bu riskin farkında olduğunu, tam da bu sebepten İranlılarla bu kadar yakından çalıştıklarını söyledi.
BÖLGE İRAN'DAN KAYGILI
--25 Şubat 2010 tarihli bir başka tutanak ise 18 Şubat tarihinde William Burns'le Feridun Sinirlioğlu arasında yine Ankara'da yapılan bir görüşmenin içeriğiyle ilgili. Toplantıda İran'dan Ermenistan protokollerine, PKK'dan Kıbrıs görüşmelerine ve füze savunma sistemine kadar birçok konuda değerlendirmeler var.
İran: Sinirlioğlu Ankara'nın resmi tavrını yinelerken askeri operasyonun Türkiye'ye zarar vereceğini, yaptırımların ise İran halkının kenetlenmesine yol açarak muhalefete zarar vereceğini söyledi. Sinirlioğlu bölge ülkelerinin İran'ı bir tehdit olarak gördüğünü belirterek, "Şam'da bile alarm zilleri çalıyor" dedi.
Ermenistan: Sinirlioğlu protokollerin onay süreciyle Minsk süreci arasında eşzamanlılık istedi. Kongre'nin "soykırım" tasarısını kabulünün onay sürecindeki hesapları çıkmaza sokacağını söyleyen Sinirlioğlu, "Aliyev'in kabul edeceği bir şey olursa biz de ilerleyebiliriz" dedi. Sinirlioğlu, gaz anlaşmasıyla ilgili olarak da "Bize güvenmiyor" dedi.
Irak: Ankara Başbakan Maliki'den memnuniyetsizliğini dile getirerek, "kontrolden çıkma"ya eğilimli olduğu korkusunu ifade etti. İran'ın bölgede kontrol sağlama çabalarını eleştiren Sinirlioğlu Suudi Arabistan'ın da bölgedeki partilere para verdiğini söyledi.
7 Mart seçimlerinden sonra Irak'ın gaz alanlarının Türkiye'yle bağlanması için girişim başlatacaklarını anlatan Sinirlioğlu İran'ın boru hattına muhalif olduğunu savundu. İkinci bir botu hattı fikrini ortaya atan Sinirlioğlu bunun barışa da katkı yapacağını belirtti.
Odierno'nun ziyaretini öven Sinirlioğlu terörist PKK'ya karşı Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi'yle belirledikleri hareket planının daha fazla işbirliği getireceğini umduklarını vurguladı.
İsrail: Burns'un gerginliğe temas etmesi üzerine Sinirlioğlu sorunun "iki taraflı değil genel" olduğunu söyledi ve bölgenin rahatsızlığını barış sürecindeki tıkanmaya bağladı.
Askeri işbirliği, ticaret gibi alanlarda ilişkilerin sürdüğünü turizmde ciddi gerirleme yaşandığını belirtti. Burns Türkiye'nin aracılığıyla yapılabilecek yakınlaşma görüşmelerinin barış sürecine önemli katkı yapacağını söyledi.
TÜRKİYE SARKOZY'DEN MEMNUN DEĞİL
Suriye: Sinirlioğlu Türkiye'nin diplomatik çabalarının Suriye'yi İran'ın yörüngesinden çıkarmaya başladığını söyledi. "Çıkarları ayrılıyor" dedi. İsrail'in Türkiye'yi görüşmelerde arabulucu kabul etmesi durumunda, Sinirlioğlu, İran'ın daha da yalnızlaşacağını belirtti.
AB, Kıbrıs, Yunanistan: Sinirlioğlu, Sarkozy'nin Türkiye'nin üyeliğine muhalefetinin Hıristiyan Avrupa'yla Müslüman dünyası arasındaki kültürel ayrımı derinleştirdiğini söyledi.
Sinirlioğlu Papandreu'nun Erdoğan'a yazdığı mektubun üzerine Türkiye ile Yunanistan arasında yeni görüşmelerin başlayacağını söyledi.
Görüşmede ayrıca Afganistan, Pakistan, Hindistan, Bosna konuları konuşuldu.
İkili Avrupa ilişkileri ve NATO: Türkiye'nin Sarkozy'den memnuniyetsizliğini yineleyen Sinirlioğlu Belçika ve Danimarka'nın PKK'ya yakın örgütleri baskı altına almaktaki gönülsüzlüğünden şikayet etti. Türkiye'den bir ismin NATO Genel Sekreter Yardımcısı olması yönünde ABD Başkanı'nın sözünü hatırlatan Sinirlioğlu, onun yerine çok hak etmeyen bir Alman'ın seçildiğini söyledi ve "Rasmussen'le Merkel arasında bir anlaşmadan şüpheleniyoruz" dedi. Sinirlioğlu," Size güvendik de Rasmussen'in seçilmesine izin verdik" dedi.
Savunma kalkanı: Sinirlioğlu projeyle ilgili Rusya'nın tepkisini sordu, Burns Rusların çok daha rahat olduğunu ve önce ikili sonra Rusya-NATO arasında görüşmeler yapmayı beklediklerini söyledi. Sinirlioğlu Erdoğan'ın Gates'le yaptığı görüşmede dile getirdiği İran tehdidinin öne çıkarılmaması talebini yineledi.
-- 16 Eylül 2009 tarihli bir başka belgede de ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Gordon'un Fransa temasları yer alıyor.
Gordon, Paris'te Fransa Cumhurbaşkanlığı'nın Dış Politika Danışmanı Jean-David Levitte ile de biraraya geldi. Belgeye göre, yapılan görüşmenin ana gündem maddelerinden birisini Türkiye'nin AB üyeliği oluşturdu.
Levitte görüşmede, Fransa'nın Türkiye ile AB arasında bir "imtiyazlı ortaklık" kurulması yönündeki tutumunu değiştirmediğini söyledi. Levitte, Türk halkının bir gün Avrupa'nın parçası olmak yerine Avrupa ile Doğu arasında köprü olma görevine geri dönmek isteyeceğini umduklarını ifade etti.
TÜRKİYE'NİN AB KISIR DÖNGÜSÜ
Gordon da Türkiye'nin bir kısır döngü yaşadığını, bir yandan reformları gerçekleştirmek isterken diğer yandan halkın AB'ye olan inancının azaldığını belirtti.
Belgede, "Levitte, Türkiye'nin üyeliği konusundaki yaşanabilecek en kötü senaryonun Türkiye'nin müzakere başlıklarını tamamlaması ama düzenlenecek referandumda Fransız halkının Türkiye'yi reddetmesi olacağını ifade etti" denildi. Levitte ayrıca bütün sorunlara rağmen Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin "Türkiye'nin bir dostu" olduğunu ifade ettiği vurgulandı.
İTALYA'NIN TÜRKİYE'YE ÖFKESİ
-- 8 Şubat 2010 tarihli bir belgede, İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini'nin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Gates ile yaptığı görüşmenin tutanağı yer alıyor.
Görüşmede, Frattini'nin Ankara'nın hem Avrupa hem de İran'a yüzünü çevirdiği "ikili oyundan" dolayı duyduğu öfkeyi dile getirdiği belirtildi.
-- 26 Temmuz 2007 tarihli bir belgede de Ankara'daki ABD Büyükelçiliği'nin Başbakan Tayyip Erdoğan ile ilgili Washington'a geçtiği bilgi görülüyor.
Bu belgenin Erdoğan'ın ismi verilmeyen bir çalışma arkadaşıyla yapılan görüşme üzerine hazırlandığı belirtiliyor.
OTOKRATİK KURALLARI OLAN CÖMERT LİDER
Belgede, söz konusu kişinin Erdoğan'ı "demokratik" olarak nitelendirdiği ancak yaptığı genel tanımlamanın "çevresini katı otokratik kurallara göre yöneten cömert bir lidere" daha çok benzediği ifade edildi. Belgede ayrıca söz konusu kişinin Erdoğan'la çok yakın çalıştığı ve bu nedenle de söylediklerine güvenilebileceği vurgulandı.
Erdoğan'ı mükemmeliyetçi bir işkolik olarak tanımlayan belgede, Başbakan'ın yüzde 47 oy aldığı 2007 seçimlerinin ardından partisinin Merkez Karar Yürütme Kurulu'nda yaptığı konuşmada, bu sonucun yetmeyeceğini, İzmir ve Tunceli gibi yerlerden de oy alınması için çalışmalar yapılması gerektiğini söyleyerek herkesi şaşırttığı ifade edildi.
Ayrıca Erdoğan'ın sağlığıyla ilgili olarak bilgi veren kişinin "mükemmel" tanımlamasını yaptığı da belirtildi.
ERDOĞAN’IN DANIŞMANLARI DALKAVUK
Yayınlanan belgelerde en dikkat çekici bölüm ise Erdoğan’ın danışmalarıyla ilgili. Belgelere göre ‘Erdoğan’ın çevresinde yağcı, dalkavuk bir danışman grubu var. Bu danışmanları Erdoğan’ı Anadolu’nun lideri tarif ediyor.’
ERDOĞAN’IN DANIŞMANI, DAVUTOĞLU TEHLİKELİ
El Pais’in yayınladığı haberde ise Amerika’nın Erdoğan’ın İslamcı ajandasını yakından izlediği belirtildi. Belgelerde ‘Üst düzey bir hükümet (AKP) danışmanı Amerikalılara, Davutoğlu’nun Erdoğan üzerinde ciddi bir İslami etkisi var. Bu etkisini kullanıyor. Danışmana göre Davutoğlu olağanüstü tehlikeli olarak tanımlıyor’ ifadeleri dikkat çekti.
Belgelere göre Amerikalı diplomatlar, AKP’nin birçok üyesini İslamcı bir kimliğe sahip olduğuna inanıyor.
DAVUTOĞLU NEO OSMANLI
Başbakan Erdoğan’ın danışmanları ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Ankara’nın ötesini gören bir perspektifleri olmadığı belirtilen belgelerde, Davutoğlu’nun Neo Osmanlı vizyonundan Amerika’nın kaygı duyduğu ifade ediliyor.
mynet
günlerdir patırtı gürültü ama beklenenin aksine zaten bilindik ve konuşulan şeyler çokda garipseyip şaşırmadım açıkcası
http://taraf.com.tr/fotoraflar/rus-siirinin-gozupek-sairi-artik-yok_3604_b.jpg
Rus şiirinin gözüpek şairi Bella Ahmadulina artık yok
Sovyetler Birliği’nin en gözüpek şairlerinden Bella Ahmadulina, Moskova yakınlarında Peredelniko’daki evinde 73 yaşında hayata veda etti. Şairin eşi Boris Messerer, Ahmadulina’nın kalp krizi sonucu hayatanı kaybettiğini açıkladı. Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev ve Başbakan Vladimir Putin de, Ahmadulina’nın yakınlarına başsağlığı dileklerini iletti. 1960’lı yıllarda, şair Yevgeni Yevtuşenko, Andrey Voznosenski ve Robert Rozdestvenski ile birlikte SSCB’de stadyumları dolduran binlerce hayranına şiirlerini okuyan Ahmadulina, -o dönemde çok az Sovyet vatandaşının yurtdışına çıkmasına izin veriliyordu- Avrupa ve Birleşik Devletler’e gitti. Ahmadulina, 1977 yılında Amerikan Sanat ve Edebiyat Akademisi’nin Onur Üyesi oldu, iki yıl sonra da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Devlet Nişanı ile onurlandırıldı. Şair, Stalin ve daha sonra Kruşçev döneminde iktidarla açıkça çatışmaktan imtina etmiş, ancak muhalif sesleri de destekleyen bir isim olarak sivrilmişti.
Anna Ahmatova’nın varisiydi
Lirik şiiriyle uluslararası çapta da tanınan şair için Nobel Ödüllü şair Joseph Brodski, “O, Rus şiirinde Lermontov ve Pasternak’ın geleneğinin mutlak varisi” derken Ahmadulina’nın eski eşi ve Rusya’nın en önemli şairlerinden Yevgeni Yevtuşenko ise “Rusya, Bella’nın şahsında, Ahmatova ve Tsvetayeva’nın geleneğini sürdüren çok önemli bir şairini kaybetti” dedi. 20’ye yakın şiir kitabı olan Ahmadulina, Boris Pasternak karşıtı kampanyaya katılmayı reddettiği için Mokova’da bulunan Edebiyat Enstitüsü’nden çıkarılmış, daha sonra da muhalif isimler Andrey Sakarov ve Aleksandr Soljenitsin’in lehinde konuşmalar yapmıştı. Şairin 20’ye yakın şiir kitabı bulunuyor.
http://www.hurriyet.com.tr/_np/5448/12175448.jpg
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, ülkesinin gizli belgelerini yayımlayan Wikileaks internet sitesiyle ilgili yaptığı espriyle dikkati çekti.
Clinton, Dışişleri Bakanlığı'nda ev sahipliği yaptığı resepsiyona katılan çok sayıdaki yetenekli kişiyi selamlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Bununla ilgili yakında en yakınınızdaki internet sitesinde bulacağınızdan emin olduğum bir bilgi notu yazacağım” dedi.
Resepsiyona, bu yıl Kennedy Merkezi Onur Listesi'ne giren Oprah Winfrey, Paul McCartney, Bill T. Jones, Merle Haggard'ın yanı sıra davetli olarak Julia Roberts, Claire Danes, Steven Tyler ve Gwen Stefani gibi ünlü simalar katıldı.
http://imggaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages/Foto%20Haber/266/İsrail'deki%20yangın%20söndürme%20çalışmaları/F03115824.jpg
http://imggaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages/Foto%20Haber/266/İsrail'deki%20yangın%20söndürme%20çalışmaları/F03081958.jpg
http://imggaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages/Foto%20Haber/266/İsrail'deki%20yangın%20söndürme%20çalışmaları/P03134609.jpg
http://imggaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages/Foto%20Haber/266/İsrail'deki%20yangın%20söndürme%20çalışmaları/R03132120.jpg
İsrail alevlerle boğuşmayı sürdürürken, Başbakan Netanyahu yardıma koşan Ankara’ya bir kez daha teşekkür etti: “Bu, büyük bir övgüye layık bir adım. Kararı Erdoğan’ın şahsen aldığını biliyorum. İsrail, Türk çabalarını takdir ettiğini göstermek için uygun bir yol bulacaktır.”
İSRAİL’in kuzeyindeki Hayfa kenti yakınlarında perşembe günü çıkan ve en az 42 can alan yangın, uluslararası yardımlara rağmen kontrol altına alınamıyor. Yüksekliği 20 metreye ulaşan alevler 40 bin dönüm ormanı yok etti. Dün de bölgedeki iki yerleşim daha boşaltıldı, bir köy yandı ve tahliye edilen insan sayısı 17 bine çıktı. Kundaklama iddiasından vazgeçen yetkililer, Dürzi köyü Asfiya’nın girişinde piknik yapıp nargile içtiği ve ihmalkarlık sonucu yangına sebep olduğu şüphesiyle bir aileden iki kişinin gözaltına alındığını açıkladı.
Bir hafta daha sürebilir
Ordusuna milyarlarca dolar ayıran İsrail’in yetersiz itfaiyesi eleştiri konusu. Yangının bir haftadan önce kontrol edilmesi zor görülüyor. İtfaiye ve Kurtarma Teşkilatı Başkanı Şimon Romeah, “Şu anda biz yangını değil, yangın bizi kontrol ediyor” dedi.
Başbakan Binyamin Binyamin Netanyahu ise “Yangını havadan söndürmekten başka çaremiz yok” ifadesini kullandı. Bu nedenle kendi elinde bulunmayan Kanada yapımı büyük yardım söndürme uçaklarına ihtiyaç duyan İsrail’in Başbakanı, telefon trafiğini sürdürüyor.
İsrail halkına huzur vermeli
Netanyahu, önceki gece yaptığı açıklamada da “Yardım çağrısına aldığımız uluslararası cevap olağanüstü. Dünyanın bize yardım gönderme isteği etkileyici ve bu durum İsrail vatandaşlarına huzur vermeli” dedi. Yunanistan ve Rusya’ya teşekkür eden Netanyahu, iki yangın söndürme uçağı gönderen Türkiye’yi de bir kez daha zikretti. Netanyahu, “Türkiye’den gelen yardım, çok büyük bir övgüye layık bir adım. Kararı Erdoğan’ın şahsen aldığını biliyorum. İsrail, Türk çabalarını takdir ettiğini göstermek için uygun bir yol bulacaktır” diye konuştu.
Elle dikilen ormanların yarısı gitti
KÜL olan Karmel ormanları çam kaplıydı. Yangında şimdiden 40 kilometrekare orman yandı. Birçok ülke için bu küçük bir alan. Ancak sadece yüzde 7’si ağaçlarla kaplı olan İsrail’de, milli ormanların yaklaşık yarısına denk geliyor. İsrail ormanlarının tümü elle dikilmiş ağaçlardan oluşuyor. 1901’den beri ülkede 240 milyon ağaç elle dikildi. İsrail itfaiyesi her yıl yarısı kundaklama olmak üzere 1000 yangınla mücadele ediyor.
Filistinli itfaiyeciler de devrede
10 ülkeden 23 yangın söndürme uçağı, üç helikopter, üç itfaiye aracı ve 150 yabancı itfaiyeci dün itibariyle iş başında. Bu sayıların artması bekleniyor. Filistin Yönetimi’ne bağlı itfaiyeciler de bölgeye geldi. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı arayıp teşekkür eden Netanyahu; İngiltere, İskandinav ülkeleri, Hollanda ve Belçika’dan da yardım istedi.
ABD Başkanı Barack Obama, uçak ve 45 ton köpük gönderiyor.
Üç uçak da Arnavutluk’a
TÜRKİYE, Balkanlardaki sel felaketi üzerine devreye girerek yardım faaliyetleri başlattı. Arnavutluk tarafından, bazı şehirlerin su altında olması nedeniyle vatandaşların nakli için Türkiye’den tahliye helikopteri talep edildi. Genelkurmay Başkanlığı’na ait biri arama kurtarma olmak üzere 3 adet s-70 Skorsky helikopteri dün Arnavutluk’a hareket etti. Ayrıca Kızılay tarafından hazırlanan bir TIR dolusu battaniye ve çadır gönderildi. 2 TIR yardım malzemesi de Karadağ’a yollanacak
http://www.hurriyet.com.tr/_np/1450/12171450.jpg
Batılı ülkelerle nükleer programını 6-7 Aralık'ta masaya yatıracak olan İran, uranyum zenginleştirmenin ham maddesi sarı pastayı üretmeyi başardığını açıkladı. İran Atom Enerjisi Örgütü Başkanı Ali Ekber Salahi, ülkenin güneyindeki bir madende, uranyum zenginleştirmenin ham maddesi sarı pastayı ürettiklerini ve ilk partiyi nükleer tesise gönderdiklerini söyledi.
Salahi, "Batı bizim ham madde konusunda sorunlar yaşayacağımızı hesaplıyordu ama biz bugün sarı pastanın ilk partisini ürettikten sonra İsfahan'daki nükleer tesisimize gönderdik" dedi.
İran Atom Enerjisi Örgütü Başkanı Salahi, attıkları bu adımla İran'ın uyanyum zenginleştirmede kendi kendine yeterli hale geleceğini belirtti.
Salahi, şu anki nükleer çalışmaları için ürettikleri sarı pastanın henüz yeterli olmadığını ancak uranyum zenginleştirmede ham maddenin önemli bir bölümünü sağlayacaklarını söyledi.
GÖRÜŞMELER 6-7 ARALIK'TA
AB'nin Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, İran'ın nükleer başmüzakerecisi Said Celili ile 6-7 Aralık'ta İsviçre'nin Cenevre kentinde görüşeceğini açıklamıştı.
Ashton'ın sözcüsü, İran tarafından aldıkları resmi yanıta göre Celili'nin, Ashton'ın Cenevre'de görüşme teklifini kabul ettiğini söylemişti.
Sözcü İngiltere, Fransa, Almanya ile ABD, Rusya, Çin (E3 3) tarafı Ashton ile Celili arasındaki görüşmelerin pazartesi ve salı günleri Cenevre'de yapılacağını vurgulamıştı.
E3 3 ülkelerinin desteğini alan Ashton'ın Celili ile yapacağı görüşmeler, İran'ın nükleer programıyla ilgili olarak bir yıldan uzun süredir yapılan ilk üst düzey toplantı olacak.
Unutulmaz
06-12-2010, 13:46
Sayın Başbakan, Ortadoğu'da barış adına çabalarını sürdürmekdedir, bu da onlardan bir tanesi, kendinisini yürekden kutluyorum.....paylaşımınız için tşk ler....
AdebayoR
06-12-2010, 23:22
Almanya'da özerk kamu televizyon kanalı ZDF'de yayınlanan "Wetten, dass..?" adlı yarışma programında, bir yarışmacının, otomobil gösterisinde yaralanarak hastaneye kaldırılmasının ardından program yarıda kesildi.
Tanınmış sunucu Thomas Gottschalk'ın sunduğu ve yarışmacıların, ilginç iddialarla sahne aldığı programda, 23 yaşındaki Alman Samuel Koch, ayağında yaylı ayakkabılarla, 5 dakika içinde üzerine doğru gelen 5 otomobilin üzerinden atlamaya çalıştı.
Koch, babasının kullandığı dördüncü otomobilin üzerinden atlarken dengesini kaybetti ve aracın arkasına yüzüstü düştü.Suni komada Koch'un kaldırıldığı Düsseldorf Tıp Fakültesi Hastanesi Direktörü Wolfgang Raab, dün bir basın toplantısı düzenledi.
Yaralının ameliyat edildiğini belirten Raab, "Boyun omurları ve omuriliğinde zedelenme var, şu anda suni komada" dedi.ZDF Televizyonu'nun idari Heyeti'nin bşkanlığını da yürüten Rheinland-Pfalz Eyaleti Başbakanı Kurt Beck, olayı her boyutuyla tartışmaya çağırdı.Sunucu Thomas Gottschalk, "rating baskısıyla hareket ettiği ve yarışmasında tehlikeli bir iddiaya yer verdiği" yönündeki eleştirilerin doğru olmadığını savundu. "Tehlike, bu programın bir parçası oldu.
Daha önce motosikletle ve kayakla atlama iddialarına da yer verdik" diyen Gottschalk, kazadan sonra konsepti gözden geçirmeye karar verdiklerini söyledi.Program yarıda kesildiZDF Televizyonu'ndan yapılan yazılı açıklamada da olayın ayrıntılı şekilde araştırılacağı belirtildi. Programdaki yarışmalara "Wetten, dass..?" programı yönetimi, yapımcı firma ve ZDF'nin güvenlik sorumlularının titiz ön incelemelerinden sonra izin verildiği hatırlatılarak, "Yarışmacı adaylarını bundan sonra belirlerken vahim kazadan gereken dersler çıkarılacaktır" sözü verildi.
Grimme Enstitüsü müdürü Uwe Kammann kaza sonrası canlı yayının kesilmesini doğru bir tutum olarak değerlendirdi. Medya uzmanı Jo Groebel, "Olayda sunucu Gottschalk gayet profesyonel hareket etmiştir" dedi. Ayrıca ZDF kanalının, kazanın ardından kameralarını hemen salondaki seyircilere çevirip, yaralı yarışmacıyı göstermemesi de "örnek bir tutum" olarak değerlendirildi.
Thomas Gottschalk kaza sonrası önce yayına yaklaşık yarım saatlik ara vermiş, müzik kliplerinin yayınlandığı aradan sonra programı vaktinden önce bitirme kararı almıştı. Böylece 29 yıldır yayınlanan yarışma programı ilk kez yarıda kesilmiş oldu. Programda daha önce canlı yayında hiç kaza olmamış, 2008 yılında deneme çekimleri sırasında bir yarışmacı bacağını kırmıştı.
ZDF Televizyonu'ndan verilen bilgiye göre kazada yaralanan Samuel Koch bir yandan Oyunculuk eğitim alırken, diğer yandan da tehlikeli film sahnelerinde dublör olarak görev yapıyor. Koch, aynı zamanda aktif jimnastik sporcusu. ZDF, yarışmacı için salonda özel ışıklandırma yapıldığını, zeminin de değiştirildiğini açıkladı.
© Deutsche Welle Türkçe
http://img5.mynet.com/ha6/b/brunei-cocuk.jpg
Dünyanın en zengin bebeği!
Brunei Sultanlığı'nın veliaht Prensi Billah, oğlu Abdul'un hesabına 1 milyar dolar para yatırdı.
Güncelleme:12 Aralık 2010 12:05
Brunei Sultanlığı'nın veliaht Prensi Billah, oğlu Abdul'un hesabına 1 milyar dolar para yatırdı. Prens aile geleneği uyarınca 4 yaşında elde ettiği büyük servetle Forbes listesine giren en küçük milyarder oldu.
mynet.
http://img823.imageshack.us/img823/9343/133586.gif
Fransa'da rehine krizi!İnternethaber
Fransa'nın doğusundaki Besancon kentinde, silahlı bir kişi anaokulundaki 15 çocuğu rehin aldı
Eylemci rehinelerin bir bölmünü daha serbest bıraktı... İçeri de 5-6 çocuk kaldı...
Polisin, okul çevresinde yoğun güvenlik önlemi aldığı bildirildi.
France Info radyosu, 17 yaşında ve psikolojik sorunları olduğu anlaşılan gencin, ilk önce 20 çocuğu rehin aldığını, daha sonra 5'ini serbest bıraktığını duyurdu.
Gelişmeler devam ediyor............
Nar Çiçeği
01-01-2011, 00:21
Eurovision 2011 şarkı yarışmasında Türkiye'yi temsil edecek sanatçı belli oldu. TRT, Almanya'da yapılacak Eurovision 2011 şarkı yarışmasında ülkemizi temsil edecek sanatçıyı belirledi. Türkiye Eurovision 2011'de 'Yüksek Sadakat' grubu tarafından temsil edilecek.
http://www.timeturk.com/resim/tr/2011/01/01/bir-filistin-drami.jpg
Filstinin dramı..
2009'da Batı Şeria'da öldürülen Filistinli Besim Ebu Rahme'nin ablası dün aynı yerde yine İsrail askerleri tarafından öldürüldü.
17 Nisan 2009'da 30 yaşındaki Filistinli Besim Ebu Rahme, Batı Şeria'daki Bil'in köyünde her Cuma günü düzenlenen utanç duvarını protestosuna katılmıştı. İsrail askeri, Besim'in 'durun ateş etmeyin' çağrısına kulak asmadan tetiğe basmış ve Filistinli genç kameraların önünde katledilmişti. Besim'in öldüğü an uluslararası haber kanalları tarafından saniye saniye yayınlanmıştı.
Ve dün. Besim'in 36 yaşındaki ablası Cevahir Ebu Rahme dün El Fetih'in yıldönümü kutlamaları ile birleşen utanç duvarı protestosuna katıldı. Aralarında yabancı aktivistlerin de bulunduğu grup yine Batı Şeria'daki Bil'in kasabasında eylem yaptı. Karşılarında her zaman olduğu gibi İsrail askerleri vardı. Askerlerin attığı gaz bombalarından biri, Nisan 2009'da ölen Besim'in ablası Cevahir'e isabet etti.
Cevahir Ebu Rahme, içinde fosfor bulunan bombanın vücuduna isabet etmesi sonucu ağır yaralandı. Hemen Ramallah'taki bir hastaneye kaldırıldı. Yılın son gününü hastanede geçirdikten sonra 2011'in ilk saatlerinde hayata gözlerini yumdu.
Cevahir de tıpkı kardeşi Besim gibi aynı noktada, Bil'in köyünde, aynı amaç uğruna ve aynı askerler tarafından katledildi.
Cevahir Ebu Rahme bu sabah hastane morgundan alındıktan sonra toprağa verildi. 36 yaşındaki Filistinli kadın, kardeşi Besim'in mezarının yanına gömüldü.
http://img5.mynet.com/ha6/p/piyango-bayii.jpg
35 milyon 10 m2'lik bu dükkandan çıktı
35 milyon TL'lık büyük ikramiye isabet eden biletlerden biri de Dudullu'da Gülay Öztürk'ün sahibi olduğu büfeden satıldı.
Güncelleme:03 Ocak 2011
10 metrekare büyüklüğündeki dükkanında konuştuğumuz Öztürk 'Geçen hafta satıldı, hatırladığım kadarıyla tek alınan bir bilete çıktı.
Kime çıktığını bilmiyorum, hayırlısı olsun parayı iyi değerlendirsin" diye konuştu. Büyük ikramiyenin isabet ettiği 8821270 nolu biletin bu küçük bayiden satıldığını öğrenen vatandaşlar ikramiyenin kime çıktığını merak ederken, şanslı bayiden sayısal loto oynamayı da ihmal etmedi.
DHA
beş biletim vardı bir amorti çıktı:) kazananları kutlayıp onlar adına hayırlı olmasını dilemekten başka bir şey gelmiyor elden:)
http://www.haberimport.com/images/news/nufus-cuzdani-5,-pasaport-54-lira-1546.jpg
Yeni yılda nüfus cüzdanları için 5 lira, pasaportlar için 54 lira, sürücü belgeleri için 67 lira ödenecek.Değerli kağıt bedelleri, 1 Ocak 2011'den itibaren geçerli olmak üzere yüzde 6,45-8,7 oranında artırıldı.
Maliye Bakanlığı'nın, ''Değerli Kağıtlar Kanunu Genel Tebliği'' Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.Buna göre, pasaportlar için 50 lira olan değerli kağıt bedeli, yüzde 8'lik artışla 54 liraya yükseldi. Sürücü belgeleri için ödenecek bedel 62 liradan 67 liraya, nüfus cüzdanları için ödenecek bedel ise 4 liradan 4 lira 60 kuruşa yükseltildi.
Bu yıl 5 lira olan noter kağıtları için 2011'de 5,40 lira, 3,10 lira olan banka çekleri (her bir çek yaprağı) için de 3,30 lira ödenecek.
1 Ocak 2011 tarihinden geçerli olmak üzere değerli kağıt bedellere şöyle:
Noter kağıtları
Noter kağıdı 5,40
Beyanname 5,40
Protesto, vekaletname, re'sen senet 10,80
Pasaportlar 54,00
Yabancılar için ikamet tezkeresi 149,00
Nüfus cüzdanları 5,00
Aile cüzdanları 50,00
Sürücü belgeleri 67,00
Sürücü çalışma belgeleri 67,00
Motorlu araç trafik belgesi 67,00
Motorlu araç tescil belgesi 50,00
İş makinesi tescil belgesi 50,00
Banka çekleri 3,30
Bir amortı hmmm onca bilete hayırlısı olmuş sevgili Ertürk bence hiç bakma öyle:)
allah her daim hakkımızda hayırlı neyse onu versin sevgili flu hep bunu diledim o yüzden inan sadece eğlenceydi ve gülümsedik geçti gitti:)
Polislerin askerlik durumunda son durum
http://img833.imageshack.us/img833/8895/99d498d91d.jpg (http://img833.imageshack.us/img833/8895/99d498d91d.jpg)
Bakan Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, polis kısa dönem askerlik hakkı tanıyan tasarının Bakanlar Kurulu'nda imzaya açıldığını belirtmişti.
Bakanlar kurulundan geçen yeni düzenlemeye göre ise Polis Akademisi mezunlarının 3 hafta, polis meslek yüksek okulları mezunlarının ise 6 ay askerlik yapması kararlaştırıldı.
Hükümet Sözcüsü, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, uzun süredir beklenen ve üzerinde çalıştıkları bu tasarıya ilişkin şunları söyledi: "Mevcut uygulamalarda polislerimiz normal askerlik görevini yapmaktadır. Polis Meslek Yüksekokulu Mezunları 15 ay, akademi, üniversite mezunları da 12 ay askerlik yapmaktadır. Mevcut polis teşkilatımız içerisinde 36 bin 213 polisimiz halen askerlik görevini yapmamış, 2 bin 202'si de şu anda askerlik görevini yapmaktadır.
Dolayısıyla toplam 38 bin 415 kişiyi ilgilendiren bir tasarıyı karara bağlamış olduk. Türkiye'de polis ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Özellikle bir kısım yerlerde jandarma tarafından ifa edilen güvenlik nöbetleri büyük ölçüde artık belediye hudutları içerisinde polis teşkilatımız tarafından yerine getirilmektedir, beldeler hariç. Zaten Avrupa ortalamasına baktığımızda da Türkiye'de kişi başına düşen polis noktasında bir düşüklük durumu söz konusu. Onun için polislere daha fazla ihtiyaç var.
Powered by vBulletin® Version 4.1.12 Copyright © 2012 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.
SEO by
vBSEO 3.6.0