Orijinalini görmek için tıklayınız : 2010 Yurt içi Haberler
Sokak Şairi
02-01-2010, 18:32
2010 Yılına ait forumumuzda paylaşılan yurt içi haberlerin tümü bu başlık altındadır.
Arşiv taraması yapmak isteyen kullanıcılarımız, arama modülünü kullanarak haberlere ulaşabilirler.
_____________________________
VÜCUDUMUZ SİGARAYI NASIL SİNDİR(EM)İYOR?
Sigara üreticileri, 1998 yılında sigaraların içinde bulunan maddeleri yazmaya mecbur bırakıldılar. Sigaranın içinde 4 binden fazla kimyasal bulunduğunu biliyoruz. İşte sigarada bulunan en tehlikeli 10 kimyasal madde:
Amonyak: Nikotinin emilim oranını artırmak için kullanılıyor. Amonyak sıvı gübrenin de temel maddesi.
Arsenik: Tütün bitkisinde tarım ilacı olarak kullanılan arsenik, fareleri öldürmek için de kullanılıyor.
Kadmiyum: Filtrede bulunan ve tütünün asitli topraktan topladığı metalik bileşen, cep telefonlarının pilinin şarj edilmesinde kullanılıyor.
Formaldehid: Sigara dumanının ikincil ürünü ve renksiz bir gaz olan formaldehid, ölü vücutları mumyalamakta kullanılıyor.
Aseton: Ojeleri de çıkarmada ve tuvalet temizliğinde kullanılıyor.
Bütan: Sigara yakmaya yardımcı. Çakmak gazı olarak kullanılıyor.
Propylene Glycol: Bırakmayı önlemek için sigaralara ekleniyor. Nikotinin beyne ulaştırılmasını hızlandırıyor.
Terebentin: Özellikle mentollü sigaralarda kullanılan bu yağ, boyayı inceltmede ve tahtanın verniğini soymada kullanılıyor.
Benzen: Yanan sigaradan çıkan yan ürün olan benzeni tarım ilaçlarında ve benzinde bulabilirsiniz.
Kurşun ve nikel: Bu metaller de sigarada bulunuyor.
Peki vücudumuz bu şeyleri nasıl sindiriyor?
Aslında, sindiremiyor. Vücut, dumanın her parçasını tam olarak ememiyor. Sigaradaki zararlı kimyasallar vücudunuzun her hücresini hırpalıyor. Duman; Kanı, cildi, akciğerleri, kalbi, tat ve koku alma duyularını ve dumanla temas eden her yeri etkiliyor.
Sigarayı bırakır bırakmaz, vücudunuz forma girmeye başlar. Kirpiksi ince tüyler uyanır ve tekrar süpürme işlemine başlar, tat alma tomurcuklarınız, üzerindeki katranla savaşır. Oksijen yeniden kalbinize ve vücudunuzun diğer bölümlerine tam gaz pompalanır. Günler, aylar, yıllar içinde kendinizi asla sigara içmemiş gibi hissedersiniz.
Sokak Şairi
04-01-2010, 03:27
Kesinleşen Fiyatlar
ÜRÜN ESKİ FİYAT (TL) YENİ FİYAT (TL)
http://fotogaleri.haber7.com/inner//167920100103083620731.jpg
BAT TÜRKİYE'DEN DE SİGARAYA ZAM
British American Tobacco (BAT) Türkiye sigaraya zam yaptı.
Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, özel tüketim vergisinde yapılan artış sebebiyle BAT Türkiye ürünlerinde bugünden itibaren geçerli olmak üzere fiyat artışına gidildiği duyuruldu.
http://fotogaleri.haber7.com/inner//668920100104124320368.jpg
4 ocak itibariyle
Kaynak: AA
7tl veriyorum artık:(:( batsın bu dünyaaaaaaa :):)
Sokak Şairi
04-01-2010, 22:53
Ne mutlu Serginho gibi bırakanlara
ve
Ne Mutlu bana, Serginho'ya ve biz gibilere :)
darısı da gerisi de, dumanı da külü de siz içenlere kalmış :)
en ucuz sigara 4.25 oldu :)
benimkide 5.5 oldu :)
Tütüne mi geçsek ki:icon_roll:icon_mrgr
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, emekli maaşlarına ilk altı ay için yüzde 4.5 ile yüzde 20.4 arasında zam yapıldığını açıkladı.
Buna göre emekli maaşlarında en az 63 lira, en çok 101 lira artış yaşanacak. En düşük SSK emeklisi de maaşı 601 liradan 683 liraya çıkacak. Ocak ayı itibariyle yeni emekli maaşlarının en düşük hali şöyle oluştu: SSK Emeklisi 683 TL, SSK Tarım Emeklisi 480 TL, Esnaf Emeklisi 555 TL, BAĞKUR Emeklisi: 380 TL.
Öte yandan Erdoğan, yeni istihdam sağlayan işletmelerin SSK paylarının da 2010 yılı boyunca devlet tarafından ödeneceği müjdesini verdi.
Sokak Şairi
06-01-2010, 15:11
2009'un en iyi manşeti Güneş'in 'Metris Üniversitesi' manşeti oldu.
http://fotogaleri.haber7.com/album//619020100106021329413.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//276020100106021424456.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//633220100106021433629.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//779720100106021440812.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//191020100106021448462.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//862520100106021454952.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//531320100106021502829.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//903720100106021510481.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//679420100106021520930.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//785620100106021704946.jpg
kaynak (http://www.mediacatonline.com/)
Sokak Şairi
06-01-2010, 15:21
Kanun İşe Yarıyor
yasaktan sonra sigara satışında aylık 2 milyara yakın düşüş oldu...
Aynı dönemde Türkiye ekonomisi yüzde 3.3 daralmasına karşın ikram sektöründe yüzde 5.2’lik bir gelir artışı olduğunu belirten Dağlı, 2009 Ocak-Ekim ayları içinde ikram sektöründeki işletme sayısının yüzde 2.7, lokanta gibi yemek sektöründeki işletmelerin yüzde 3.5 ve alkollü içki servisi yapan işletmelerin de yüzde 3 arttığını kaydetti. Elif Dağlı, ikram sektörü tarafından yatırılan KDV miktarı 2009 Ocak’ta 800 milyon lirayken, ekimde 1.1 milyar liraya çıktığını anlattı.
Dağlı, “Veriler göstermektedir ki, lokantalar ve kahvehaneler de dahil olmak üzere kapalı ortamlarda sigara içilmesini yasaklayan kanun işe yaramaktadır ve bu tür tam dumansız kanunlardan sadece sigara endüstrisi zarar etmektedir” diye konuştu.
http://fotogaleri.haber7.com/inner//845520100106110712336.jpg
Sokak Şairi
06-01-2010, 15:46
2009'un en iyi dergi kapağı Aksiyon'un 'Savunma Sanayi' kapağı oldu.
Aylık pazarlama iletişimi dergisi MediaCat, Ocak 2010 sayısı için özel bir içerik hazırladı. Pazarlama iletişimi sektörlerinin ve reklam mecralarının 2009 değerlendirmesi ve 2010 beklentilerinin yer aldığı bu özel sayıda, 2009 yılının en iyi dergi kapakları ve gazete manşetleri de seçildi.
Haftalık ve aylık dergilerin bir arada ele alındığı değerlendirmede MediaCat ekibi 400’e yakın dergi kapağını eledi. 1 Aralık 2008 ve 30 Kasım 2009 tarihleri arasında yayımlanan yüzlerce dergi kapağı ön eleme sonucunda 50’ye düşürüldü. Yapılan son jüri toplantısında 50 kapak arasından en iyi 10 tanesi belirlendi ve içlerinden biri de yılın birincisi seçildi. Birinci dışında kalan diğer dokuz kapak da yayın tarihlerine göre sıralandı.
Seçilen en iyi 10 kapak içinde Newsweek 6, Aksiyon 3 ve Roll 1 kapakla yer aldı.
Oluşturulan jüride ise Habertürk TV Editörü Ahu Özyurt, Zaman Gazetesi Yazarı Bülent Korucu, Starcom MediaVest Group Türkiye Genel Müdürü Erdal Kale, Bankalararası Kart Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Ünal, M.A.R.K.A Ajans Başkanı Hulusi Derici,
Reklamcı Kaan Sezyum, Zarakol İletişim Ajans Başkanı Necla Zarakol, Yapımcı ve Sunucu Osmantan Erkır, Televizyoncu ve Sunucu Saba Tümer, Maltepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şahin Karasar, FritoLay Türkiye Kurumsal İletişim Müdürü Tolga Yücel, Hürriyet Gazetesi Ekonomi Editörü Vahap Munyar ve Ipsos KMG CEO’su Vural Çakır yer aldı.
Geçtiğimiz sene olduğu gibi MediaCat’i yine Genel Yayın Yönetmeni Pelin Özkan temsil etti.
Jüri, en iyi kapakları seçerken, bunları haber değerine veya dosya gücüne göre değil, ilk bakışta yarattıkları etki üzerinden değerlendirdi ve şu kriterleri göz önüne aldı: Kapağın sözlü ifade gücü ve çarpıcılığı; merak uyandırması; espri barındırması; genel görsel ve grafik estetik.
http://fotogaleri.haber7.com/album//637320100106031827703.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//724320100106031835208.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//251020100106031841990.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//380120100106031851520.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//490120100106031921523.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//578020100106031938350.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//163320100106031950891.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//742320100106032004692.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//179420100106032034196.jpg
http://fotogaleri.haber7.com/album//935920100106032409215.jpg
Kaynak
http://haber.gazetevatan.com/newpics/news/070120101148014389638_2.jpg
Eurovision’da ülkemizi temsil edecek grubu belirledi.
TRT, Türkiye’yi bu yıl Norveç’te düzenlenecek Eurovision’da temsil edecek grubu belirledi. Geçen yıl MTV’nin Avrupa’nın ‘en iyi sanatçısı’ seçilen maNga Oslo biletini aldı
Bu yıl Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenecek olan 55. Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil edecek olan grup belli oldu.
Mayıs ayında düzenlenecek olan yarışmada Türkiye’yi rock grubu maNga temsil edecek. Geçen yıl MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde Avrupa’nın En İyi Sanatçısı seçilen 5 kişilik grup Ferman Akgül’ün solistliğinde Özgür Can Öney, Yağmur Sarıgül, Efe Yılmaz ve Cem Bahtiyar’dan oluşuyor.
Geçen yıl Hadise’nin “Düm Tek Tek” şarkısıyla Türkiye’yi temsil ettiği yarışmada, yaşanan kıyafet tartışması ve yaşanan aksaklıklar nedeniyle TRT, özellikle bu yıl Eurovision’a bir erkek solist göndermeye karar verdi.
Açıklamaları etkili oldu
Bu kararı verirken Avrupa’daki trendleri de göz önüne alan TRT, maNga’nın yurtdışından aldığı ödülü ve ardından Türkiye’ye dönüşlerinde havalimanında yaptığı “Eurovision teklifi gelirse ülkemizi seve seve temsil ederiz” açıklamasının kararlarında etkili olduğunu açıkladı. Bu yıl geçen yıllara göre şarkı ve şarkıcı seçimi geciken Eurovision’la ilgili ince eleyip sık dokuyan TRT, internet üzerinden yaptığı anketten de fikir sahibi oldu ve kararını halkın fikri doğrultusunda verdi. TRT ile maNga ön görüşmede de karşılıklı anlaştı. Önümüzdeki günlerde yarışma ile ilgili taraflar anlaşma yapacak.
Özelleştirme İdaresi'nden iddialı açıklama
http://haber.gazetevatan.com/newpics/news/060120102114412960059.jpgKöprüleri ve otoyolları 3 ay içinde satabiliriz
Özelleştirme İdaresi Başkan Vekili Ahmet Aksu çok iddialı konuştu ve 10.4 milyar liralık özelleştirme gelir hedefini aşacaklarını, 2010’un özelleştirme uygulamaları açısından tarihi bir yıl olacağını söyledi. Aksu, özelleştirme listesinin ilk sırasında köprü ve otoyolların olduğunu, Galataport’u da bu yıl ihale edeceklerini ifade etti
Özelleştirme İdaresi Başkan Vekili Ahmet Aksu, 2010’un özelleştirme uygulamaları açısından tarihi bir yıl olacağını iddia etti. Aksu’nun verdiği bilgiye göre, listenin başında ise köprüler ve otoyollar bulunuyor.
Köprü ve otoyol özelleştirmesine yönelik yasa tasarısı halen TBMM’de komisyonlarda görüşülüyor. Yasanın çıkışına bağlı olarak bu yılın ilk çeyreğinde köprüleri ve otoyolları satışa çıkarabileceklerini kaydeden Aksu, “Yasanın Meclis’ten nasıl çıkacağını tam olarak bilmiyoruz. Yasanın çıkış şekline göre hazırlık ve yasaya uygun düzenlemeler yapmak için belirli bir süreye ihtiyacımız var. O da bir kaç ayda tamamlanır. Özelleştirme Yüksek Kurulu’ndan farklı istikamette bir karar çıkmazsa ilk çeyrekte köprü ve otoyolların ihalesine çıkacağımızı tahmin ediyoruz” diye konuştu.
Büyük ilgi bekleniyor
Alınan bilgilere göre, otoyollar uzun vadeli olarak yeni işletmecilerine devredilecek. Köprülerin ise özelleştirilip özelleştirilmeyeceği konusunda yöntem tam belli değil. Daha önce yapıldığı gibi köprülerin sadece gelirlerine ait senetlerin çıkarılabileceği belirtiliyor. Ancak köprülerin de otoyollar gibi yeni bir sahibinin olabileceği, bu olasılığın da değerlendirildiği ifade ediliyor.
Otoyol ve köprü özelleştirmelerine ilişkin 2008 yılında hazırlanan ’Erişme Kontrollü Karayolları Kanunu’ halen TBMM genel kurulunun gündeminde bulunuyor. Tasarı özelleştirmenin yanısıra özelleştirme sonrası Karayolları Genel Müdürlüğü’nün üstleneceği görevler ile kontrol, bakım, onarım ve geçiş ücretlerinin belirlenmesi ve onaylanması hükümlerini içeriyor.
Aksu, satış yöntemini ÖYK’nın alacağı kararın belirleyeceğini, o çerçevede ihale ilanlarına çıkacaklarını belirtti ve “Köprü ve otoyol özelleştirmesine çok büyük ilgi olacağını ümit ediyoruz” dedi. Aksu, “ÖİB olarak 2 bin 100 kilometrelik otoyolların ve iki köprünün topyekün bir paket olarak özelleştirilmesinden yanayız. Ancak bu strateji değişebilir” diye de ekledi.
Listede neler var
* Boğaziçi Köprüsü
* Fatih Sultan Mehmet Köprüsü
* Edirne-İstanbul-Ankara Otoyolu
* Pozantı-Tarsus-Mersin Otoyolu
* Tarsus-Adana-Gaziantep Otoyolu
* Toprakkale-İskenderun Otoyolu
* İzmir-Çeşme Otoyolu
* İzmir-Aydın Otoyolu
* Gaziantep-Şanlıurfa Otoyolu
PKK'nın kanlı planı böyle bozuldu!
http://haber.gazetevatan.com/newpics/news/070120100956567649003_2.jpgMİT'in raporuna göre Kuzey Irak'tan gelen grubun tutuklanacağı tahmini yapan PKK, 3 karakola baskın planladı.
Tutuklama olmayınca Öcalan eylemleri devreye sokuldu
MİT'in hazırladığı istihbarat raporuna göre, PKK "Demokratik açılım" sürecini sabote etmek için plan hazırladı. Rapora göre örgüt, 'Kandil Grubu' adıyla gönderilen 34 PKK'lının tutuklanması beklentisiyle, 3 karakola baskın yapmak için hazırlandı. Ancak gelen grup serbest kalınca, örgütün 'misilleme' olarak hazırladığı karakol baskın planları suya düştü. Bunun üzerine 'Öcalan eylemlerini başlatan örgüt, ardından Reşadiye'deki saldırıyı gerçekleştirdi. İstihbarat birimlerince hazırlanan değendirme raporuna göre, PKK lider kadrosu, örgüt tabanının "Artık akan kan dursun" diyerek açılım projesine destek vermesi üzerine ürkerek 'harekete geçme' kararı aldı.
Sabah'ın haberine göre bu kapsamda, sözde "iyi niyet göstergesi" olarak Abdullah Öcalan'ın talimatıyla Kandil ve Mahmur'dan 34 kişinin Habur'da güvenlik güçlerine teslim olması sağlandı. Bu sözde iyi niyetin arkasındaki asıl amaç ise teslim olan PKK'lıların tutuklanması beklentisiydi.
3 KARAKOLA BASKIN PLANLANDI
Rapora göre, Kandil grubunun tutuklanmasıyla birlikte örgüt, "Açılım bitti, hükümet iyi niyetimizi suiistimal etti" diyerek Hakkâri'nin Çukurca, Şemdinli ve Yüksekova İlçesi İran-Irak-Türkiye hudut hattında 3 sınır karakoluna baskın düzenleyecekti. Dağlıca ve Aktütün benzeri planlanan saldırıların hazırlıkları tamamlanmıştı. Ancak Kandil ve Mahmur'dan gelen 34 kişinin mahkemede verdiği "Biz partimizin ve önderliğimizin aldığı karar doğrultusunda geldik. Hiçbir şekilde pişman değiliz ve bu yasadan yararlanmak istemiyoruz" şeklindeki ifadelerine rağmen serbest bırakılmaları örgütün bu planını bozdu. Bunun üzerine örgüt yönetimi, olağanüstü toplanarak yeni bir 'yol haritası' hazırladı. Abdullah Öcalan'ın İmralı'daki odası ve sağlık koşullarına ilişkin iddialar ortaya atılarak eylemler başlatıldı ve halkın güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelmeleri sağlandı. Bu olayların hemen ardından da "sokakta kurşunlanan ve joplanan savunmasız halkımıza sahip çıkıyoruz" bahanesiyle Tokat'ın Reşadiye ilçesinde 7 askerin şehit edildiği saldırı gerçekleştirildi.
BOMBACI TİM UYARISI
İSTİHBARAT raporunda "sabotaj timi" uyarısı yapıldı. Buna göre PKK'nın dağ kamplarında suikast, sabotaj, uzaktan kumandalı bombalı eylem eğitimi alan 5 terörist şehir merkezlerinde sansasyonel eylemler yapmak için harekete geçti. Bu yönde gelen istihbarat bilgileri tüm emniyet ve jandarma birimlerine ulaştırıldı. Emniyet birimleri aldığı önlemlerin yanı sıra, izleme ve takip için kilit önemdeki MOBESE kameralarının bakım ve onarımını da yaptırdı. Şehir merkezlerindeki güvenlik güçleri de, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'nın talebiyle İçişleri Bakanlığı'nın bir genelgesiyle uyarıldı.
Süper Baba dedesini kaybetti!
http://img5.mynet.com/ha5/i/ihsan-devrim.jpg
Tiyatro ve sinema sanatçımız İhsan Devrim'i kaybettik.
Tiyatro ve sinema sanatçısı, aynı zamanda yazar olan İhsan Devrim, Süper Baba dizisinde Şevket Altuğ'un dedesini oynadığı rolle akıllarımızdaydı.
Darüşşafaka'dan 1937 yılında mezun olan Devrim, okul yıllarında ilgi duyup sanat hayatının merkezi yaptığı tiyatroda, İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun yaşayan en yaşlı sanatçısı idi.
Sanatçının ayrıca basılmış üç kitabı var: "Evimiz", "Hatıralar" ve "Yemen Türküsü".
Çeşitli film ve dizilerde rol alan İhsan Devrim, Tiyatro alanında üç kez ödül kazanmış. Şair Salâh Birsel ve Burhan Arpad'la birlikte 1940'lı yıllarda ABC kitabevini kurmuşlardı.
6 Ocak 2010 tarihinde tedavi görmekte olduğu Darüşşafaka Özel Bakım Ünitesinde vefat etti.
Kendisine Allah'tan rahmet, sevdiklerine sabır diliyorum...
Allahtan rahmet diliyorum kendisine,beni birden super babaya götürdü nur içinde yatsın.
AA
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, ''Üniversiteye giriş sınavlarında uygulanacak açık uçlu soruları bu yıl sormayacağız'' dedi.
Yarımağan, ÖSYM Yürütme Kurulu'nun haftalık toplantısı için geldiği Karabük Üniversitesinde yaptığı açıklamada, 2006'da üniversiteye giriş sınavlarında temel değişiklikler yaptıklarını, bu değişikliklerin lise müfredatını kapsadığını söyledi.
Öğrencilerin sınavda sorulan sorulara daha çok çalıştığını, ancak sorulmayan konulara hiç çalışılmadığını belirten Yarımağan, şöyle konuştu:
''Önümüzdeki 3-5 yıl içinde sınavlarda açık uçlu sorular (altında cevapları olmayan, adayların yorum yapmasına olanak veren sorular) da sormayı planlıyoruz. Üniversiteye giriş sınavlarında uygulanacak açık uçlu soruları bu yıl sormayacağız. Sistemin uygulanabilmesi, sınava giren öğrenci sayısında belirli bir azalmanın sağlanmasıyla mümkün olabilecektir. Açıkladığımız bu sistem olumlu karşılandı, olumsuz tepki almadık.''
ÖĞRENCİNİN OKULA DEVAMI
Sınav sistemini kurarken ortaöğretimi etkilememeye çalıştıklarını, ancak asıl görevlerinin öğrencinin okula devamını sağlamak olmadığını vurgulayan Yarımağan, şunları kaydetti:
''Bu bizi aşan bir konu. Biz olumsuz etkileri kaldırmaya çalışıyoruz. Ama öğrencinin okula devamını sağlamak biraz da bizim dışımızda. Özellikle genel liselerdeki zorunlu derslerin tamamından sorular soruyoruz. Eğer okulda öğretilenler öğrenciyi tatmin ederse öğrenci dershaneye gitmekten çok okula devam eder. Ancak dershanede öğretilenlerin sınav açısından daha doyurucu ve hazırlayıcı olduğunu hissederse öğrencinin o zaman dershaneye gitmesini önleyemezsiniz.''
KPSS
Kamu Personel Seçme Sınavı'nda (KPSS) sonu çift sayıyla biten yıllarda 2 sınav, tek sayıyla bitenlerde de tek sınav yapıldığını ifade eden Yarımağan, sözlerini şöyle tamamladı:
''Çift sınav, yüksek öğretim ile ortaöğretim ve ön lisans düzeyindedir. 2010 çift yıl olduğu için bu yıl aksi durum olmazsa temmuz ayı başlarında yüksek öğretim düzeyinde, eylül ayı ilk yarısında da ortaöğretim ve ön lisans düzeyinde KPSS yapılacaktır.''
http://www.dostyakasi.com/c/i/sp.gif
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Rusya ziyareti kapsamında Rusya Başbakanı Vladimir Putin'le ikili ve heyetler arası bir görüşme gerçekleştirdi.
Görüşmede ticaret ve işbirliği konuları üzerinde duruldu. Görüşme, Putin'in çalışma ofisinin bulunduğu hükümet merkezi Beyaz Ev'de yapıldı. Putin, görüşmede yaptığı açıklamada, "Geçen yıllar içinde dostça, etkili ve gelişen iş ilişkileri içinde bulunduk. Son birkaç yıl içinde ilişkimiz, uluslararası seviyede artarak önemli bir hale geldi. Türkiye, Rusya'nın ABD'nin ve İngiltere'nin de önünde olan bir ticari ve ekonomik partnerimiz olmuş ve bizimle birlikte önemli projelere imza atmıştır" şeklinde konuştu.
Putin, görüşmede diplomatik ilişkiler açısından da Türkiye ile mesafe kaydettiklerini sözlerine ekledi. Başbakan Erdoğan da, Türkiye ve Rusya arasında 2009'un Ağustos ayında hedeflendiği gibi önümüzdeki 5 yıl için yıllık 100 milyar dolara varan bir iş hacmine ulaşma şansını yakalamayı ümit ettiklerini söyledi. Görüşmede ayrıca ikili ticaret ve enerji projeleri konuları da ele alındı.
NÜKLEER ENERJİDE İŞBİRLİĞİ
Öte yandan Cihan ajansının haberine göre, Rusya ve Türkiye nükleer enerjide işbirliği anlaşması imzaladı. Anlaşamayı Türk tarafı adına Enerji Bakanı Taner Yıldız, Rusya adına da Başbakan Yardımcısı İgor Seçin parafe etti.
Kendi kontrollerindeki kadınları, zengin ve yalnız erkeklerle evlendirip, güvenlerini kazandıktan sonra ziynet eşyalarıyla kaçmalarını sağlayarak vurgun yapan şebeke, jandarma tarafından çökertildi. Balıkesir merkezli 20 ildeki eş zamanlı operasyonda 15'i kadın 50 kişi gözaltına alındı.
Yüzlerce mağduru bulunan şebekenin, aynı kadınları defalarca evlendirdiği, kurbanlardan evlendirdikleri kadınlar için ekonomik durumlarına göre 6 ile 25 bin TL aldığı ve vurgunun boyutunun 3 milyon TL'yi bulduğu belirlendi.
Balıkesir'de geçtiğimiz yıl evlenme vaadiyle dolandırılan bir kişi, bir süre önce kendisini dolandıran şebeke üyelerinden biriyle Şehirlerarası Otobüs Terminali'nde karşılaşınca kavga çıktı. Olayın sizini süren jandarma ekipleri, aylarca teknik takip ve istihbarat çalışması yaptıktan sonra, evlilik şebekesine ulaştı. Zanlıların Balıkesir başta olmak üzere birçok ilde yaşlı ve zengin, dul ya da bekar erkeklerle şebeke üyesi kadınları resmi ya da imam nikahıyla evlendirdiğini, bu kadınların da eşlerinin güvenini kazandıktan sonra ziynet eşyaları, para ve hediyelerle birlikte suç örgütüne geri döndüklerini belirledi
Balkanlardan gelen yağışlı havanın etkisi altına giren Edirne'de, yüksek kesimler beyaza büründü.
Kent merkezinde sağanak yağışın hakim olduğu Edirne'de, Bulgaristan'a açılan Hamzabeyli Sınır Kapısı'nın bulunduğu bölge ve Lalapaşa ilçesinin yüksek kesimlerinde yoğun kar yağışı başladı.
Etkili yağış nedeniyle kar kalınlığı kısa sürede 2 santimetreye ulaştı. Hamzabeyli Sınır Kapısı'ndan Bulgaristan'a geçmek için bekleyen tırlar kısmen karla kaplandı.
Edirne merkezde ise dün geceden bu yana devam eden sağanak yağış devam ediyor. Edirne Meteoroloji Müdürlüğü yetkilileri, kentte hava sıcaklığının 2 derece olduğunu ve sağanak yağışın öğleden sonra yerini karla karışık yağmura bırakacağını belirttiler.
Maşallah Kar güzeldir bizim buralara pek yağmıyor maalesef :) hastalıkları mikropları götürür inş sağlık dolu bir kış geçirirler :)
Sokak Şairi
19-01-2010, 01:23
Bu Kadarına da Göz Yumulmalı mı?
Akşam gazetesi Cumartesi günü “İhaneti İzliyoruz” manşeti ile çıktı. Haberin spotunda;
'Türkiye muhafazakarlaşıyor mu' tartışması sürerken, beyazcamda 'ahlaki sınırlar'
zorlanıyor. Dizilerde 'ihanet teması' yok satıyor! Üniversiteliler 'kocasını aldatan eş'i ödüle
boğuyor. Sokaktaki vatandaş reality'lerde 'yasak aşk' itirafları sıralıyor. İşte
muhafazakarlaşma gölgesinde ilişki sosyolojisi...” ifadeleri yer alıyordu.
Gazeteci Atılgan Bayar 4 ay evvel kaleme aldığı “Kiminle yatacağını şaşırmış aile kadınları”
başlıklı yazısında çok izlenen dizilerdeki çarpık ilişkiler konusunda bir çırpıda şu örnekleri
vermişti:
“Aliye'de, kadın zalim kocası ile iyi kalpli sevgilisi arasında gidip gelir... Sıla'daki kadın
ise şehirli eski nişanlısıyla doğulu Boran ağa arasında... Bir Bulut Olsam'da Narin,
psikopat amcaoğlu ile diğer alternatifler arasında sıkışır... Asi'de, sadece Asi değil, kız
kardeşi de 'esas sevdikleri' ile diğer seçenekler arasında her nedense, gidip gelmek
zorundadır...
Hatırla Sevgili'de ise kadın, aralarında gidip geldiği erkeklerden birinin çocuğunu ondan
habersiz doğurur, ancak başka birini o çocuğa baba yaptıktan sonra, eskisine dönebilir...
Aşk Yakar'daki kadın, nikahtan önce kendisini terk eden adamı vurur, kendisine sahip
çıkan savcı ile unutamadığı eski sevgilisi arasında gel gitler yaşar... Dudaktan Kalbe,
sevmesini bilmeyen bir adamın hikayesi olmaktan çıkar; başrol kadını, kemancı ile dayı
oğlu arasında gidip gelmekten perişan olur...
Aşkı-ı Memnu'nun Bihter'i yaşlı kocası ve kocasının yeğeni arasında metronom çubuğu gibi
salınır. Romanda bu duruma fazla dayanamayan Bihter'in intihar etmesine rağmen, dizide
bu gidiş geliş daha da uzayabilsin diye intihar olmaz... Daha fazla sayayım mı?
Yoksa bu kadar örnek, Türk dizilerindeki hemen hemen bütün kadınların 'aşk' adı altında
en az iki seçenek arasında gidip gelen profillere dönüştürüldüğünü; bütün erkeklerin ise
boynuz parlatma yarışmalarına aday gösterildiğini anlatmak için yeterli mi?”
Toplumun bu kadar açıktan yozlaştırılma çabaları karşısında gerekeni yapmaktan imtina eden
RTÜK, eğer bunlara mani olamayacaksa bir kurum olarak varlık nedeni nedir, doğrusu merak
ediyorum.
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, iki televizyon dizisinin 23.00 sonrasına alınmasını istemiş ve
"RTÜK'ü uyarıyorum" demiş. RTÜK’ün “haddi aşmayın” diye kanalları uyarması gerekirken
kamuoyu “kendine gel” diye RTÜK’ü uyarmaya başladı.
Günaydın.. yaprak dökümü nerede? yayınlanalı 2 yıl oldu demek ki izlene izlene o dizi de ki olaylar sıradanlaşıyor ve bugün adından söz edilmiyor.. ne müslümanız, ne de gavur bizden ancak böyle bir model çıkar ne muhafazakarlığı :)
Bence bireysel tepki ile işe başlaybiliriz:)izlemeyerek bu tepkimizi gercekleştirebiliriz:)
Emekliye hüsran!
Başbakan zammı açıkladı, yasa olmayınca emekli hüsran yaşadı
Başbakan emeklilere zamlı maaşı 5 Ocak’ta müjdeledi ancak fark ödenmesi için gereken yasal düzenleme TBMM’ye dün ancak gelebildi. 7.3 milyon emeklinin zamlı maaşları ancak Şubat’a yetişecek
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
5 Ocak 2010 Salı günü parti grup toplantısında Bağ-Kur ve işçi emeklileri için beklenen haberi vermiş, “2010 ilk altı ay için en az 63 TL, en çok 101 TL zam yapıyoruz” demişti. Ekstra zamlı maaşlarını almak için bankalara koşan emekliler dün maaşlarında sadece yüzde 4.6’lik TÜFE zammını görünce şoke oldu. 30 lira farkı gören emekli, banka çalışanlarına sert tepki gösterdi. Sosyal Güvenlik Kurumu, yasa değişikliği için hazırlıkların devam ettiğini belirtirken, zamlı maaşların Şubat ayına yetişeceğini bildirdi.
Bu nedenle Ocak maaşını almak için bankaya koşan emeklinin maaşına sadece geçen altı ayda gerçekleşen TÜFE oranında, yani yüzde 4.6 oranında zam yansıtıldı. Böylece 60 lira hayaliyle bankaya giden emekli, ortalama 30 lira zam almış oldu.
İstanbul'da gemi ikiye bölündü
AA
İstanbul'daki şiddetli fırtına nedeniyle karaya oturan kuru yük gemisi ikiye bölündü.
Malta bayraklı bir kuru yük gemisi, İstanbul Boğazı Karadeniz çıkışında batma tehlikesine karşın yardım çağrısında bulundu. Gemlik Limanı'ndan Romanya'nın Köstence Limanı'na giden Malta bayraklı 82,5 metre uzunluğundaki ''Pıper'' adlı boş kuru yük gemisi, İstanbul Boğazı'nın Karadeniz çıkışı 11 mil açığında ''makine arızası nedeniyle batma tehlikesi geçirdiği'' için yardım istedi. Bunun üzerine olay yerine Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne bağlı 2 adet kurtarma römorkörü sevk edildi.
KİLYOS'TA KARAYA OTURAN GEMİ
Bu arada, Kilyos Güven Burnu önlerinde karaya oturan ve kırılan Moldova bayraklı ''Orçun C'' adlı geminin 21 mürettebatının, deniz ve havadan tahliyeleri mümkün olmadığı için ''varagele sistemi'' kurularak karadan kurtarıldığı belirtildi.
Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünden alınan bilgiye göre, Ukrayna'nın Nikolaev Limanı'ndan, Gemlik Limanı'na gitmekte olan 145,5 metre uzunluğundaki ''Orçun C'' adlı Moldova bayraklı boş kuru yük gemisi, Kilyos açıklarında demirledi. Gemi, saat 03.00 sıralarında da demir tarayarak Güven Burnu önlerinde karaya oturdu.
Olay yerine 2 adet kurtarma römorkörü ile 2 tahlisiye botu gönderildi. Ancak, kuvvetli rüzgar ve deniz şartları dolayısıyla 2 numaralı ambarına isabet eden kısmından kırılan geminin 21 personelinin denizden tahliyesi gerçekleştirilemedi. Hava şartları müsait olmadığı için havadan da tahliye edilemeyen personelin karadan tahliyesi için ''varagele sistemi'' kuruldu. Bu sistem üzerine saat 08.15 sıralarında ilk personel gemiden alınırken 21'inin tahliyesi yaklaşık bir saatte tamamlandı.
Öte yandan, bölgede gemiden dolayı kirlilik olduğunun da gözlendiği bildirildi.
Yarı yıl tatilini fırsat bilerek yurt dışına gitmek isteyenler için, birçok alternatif bulunuyor.
AA
Seyahat acenteleri, yarı yıl tatilinde yurt dışı tatili planları yapan aileler için farklı seçenekler sunuyor.
Bir seyahat firmasının pazarlama sorumlusu Filiz Çetin, yaklaşık 2 hafta önce başlayan yurt dışı tatili rezervasyonlarının giderek hızlandığını, her bütçeye uygun tatil imkanı bulunduğunu söyledi. Çetin, kişi başına 200 avrodan başlayan turların fiyatının 2 bin avronun üzerine çıkabildiğini bildirdi.
Kayak tutkunları için Bulgaristan'ın gözde kayak merkezi Bansko'da, vergi, sağlık sigortası, yol, konaklama, vize gibi giderler dahil 4 gece 5 günlük tatilin fiyatının 200 avrodan başladığını ifade eden Çetin, Finlandiya'nın Laponya bölgesine yapılacak 7 günlük panaromik şehir turunu kapsayan tatilin ise bin 162 avro olduğunu belirtti.
Çetin, 7 gün 8 gece süren klasik İtalya turunun 389 avrodan başlayan fiyatlarla satıldığını, Amsterdam'a kişi başına 341 avro, Paris'e 379 avro, Barcelona ve Madrid'e ise 626 avro karşılığında gidilebildiğini söyledi.
SICAK TATİLİ İSTEYENLER
Türkiye'de kışın soğuğundan kurtulup sıcak bir hafta geçirmek isteyenler için vergi ve sigorta dahil 3 gece 4 günlük Dubai turunun maliyetinin 389 avrodan başladığını kaydeden Çetin, ''Bunun yanı sıra Tunus'ta sıcak tatil isteyen ise kişi başına 303 avroyu gözden çıkarıyor. 9 gün 10 gecelik baştan başa Küba tatili ise 2 bin 117 avrodan başlıyor. 7 gün 8 gecelik Doğu Amerika turu ise kişi başına bin 638 avrodan satılıyor'' dedi.
"darbecilerin başbakanı ateş püskürdü"
86
Taraf'ın yayınladığı haberde "darbecilerin başbakanı olarak" tanıtılan TOBB Hisarcıklıoğlu bir basın açıklaması yapıyor. 'Bu çamur bana yapışmaz' diyen Hisarcıklıoğu çok sert tepki gösterdi...
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, darbe yapmayı vatana ihanet kabul ettiğini belirterek, ''İhanete teşebbüs edenlerin yanında da olmam, olamam'' dedi.
Hisarcıklıoğlu, Taraf gazetesinde yayımlanan haberler üzerine düzenlediği basın toplantısında, kendisinin hep aynı ilkeler doğrultusunda çalıştığını belirterek, iş dünyasının sorunlarını, önerilerini, halktan yetki almış ve karar alıcı konumundaki siyasetçilere ilettiğini kaydetti.
Siyaseti, toplumsal tercihlerin belirlendiği bir alan olarak gördüğünü ifade eden Hisarcıklıoğlu, ''TOBB'nin varlık nedenini ve camiamızın istek ve beklentilerini her zaman esas aldım. Bunu yaparken, siyasetin alanıyla kendi görev alanımı birbirine karıştırmamaya özen gösterdim. Bu sorumluluğun bilincinde oldum'' dedi.
''DEMOKRASİ KARŞITI PLANLARA İSMİMİ KARIŞTIRANLARDAN ŞİKAYETÇİĞİM''
Ülke meselelerinin çözüm yerinin, sadece demokrasi platformunda olduğuna inandığını belirten Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:
''Daha düne kadar hükümetin yandaşı olarak nitelendiriliyordum şimdi ise darbecilikle ilgili iddialara maruz kalmaya başladım. Ben darbe yapmayı vatana ihanet kabul ederim. İhanete teşebbüs edenlerin yanında da olmam, olamam. Bu konuda net olarak şunu söyleyeyim ki bu çamur benim üzerine yapışmaz.
Bugünkü Taraf gazetesinde yayımlanan bir habere göre, birileri darbe yapıp, yeni bir hükümet kurup, başbakanlığa da beni getireceklermiş. Balyoz Harekat Planı'nı ilk kez basından duydum. Darbe planı hazırladığı söylenen şahısları da tanımıyorum. Buna rağmen, demokrasi karşıtı planlara ismimi karıştıranlardan şikayetçiğim. Sadece iddialara dayalı linç fetvaları yayınlanmasından şikayetçiğim. Bulanık suda balık avlamaya çalışanların oltasına takılanlardan şikayetçiyim. Gazetecilerin de bunu sorgulamadan yayınlamasından şikayetçiğim. Gerekli hukuki sürecide başlatmış bulunuyorum.''
Demokrasi karşıtı hiç bir hareketin içinde, önünde, arkasında hatta dedikodusunda bile yer almadığını vurgulayan Hisarcıklıoğlu, ''Hayatım boyunca çok şükür ne zulmeden oldum ne de zalimlerden merhamet isteyen oldum. Sadece adaletin yanında oldum'' dedi.
Farabi'nin ''Ancak özgür birey ve toplumlar ahlaklı olabilir'' sözünü hatırlatan Hisarcıklıoğu, Türkiye'nin sorunlarının çözümünün meşruiyet dışı yollarda aranmaması gerektiğini vurgularken, şöyle devam etti:
''Darbe tezgahları ne kadar namussuzluk ise haysiyet cellatlığı da o kadar namussuzluktur. İkisi de zulümdür. Zulüm ile de abat olunmaz. Ben ülkemin her karışını geziyorum ve her fırsatta adaletsizlik, zulüm ve korku üzerine kurulan bütün sistemlerin yok olmaya mahkum olduğunu söylüyorum.
Bu ülkeyi ihtiraslarından daha fazla seven herkesi, bir kez daha demokrasiye sahip çıkmaya, hukukun üstünlüğünü korumaya, birbirine çamur atmamaya, linç fetvalarına son vermeye, bilgi kirliliğini önlemeye, vicdanına kulak vermeye, fitne ve fesattan vazgeçmeye, ülkemizin kurumlarını yıpratmamaya, her kurumu da şeffaf olmaya davet ediyorum. Zira bu ülke hepimizin, gidecek başka bir yerimiz de yok.''
Olup bitenlerin aş, iş, ekmek kavgası ile bir alakası olmadığını kaydeden TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, ''Ama biz aş, iş, ekmek kavgası vermek istiyoruz. Ülkemizi ve 72 milyonu zenginleştirmek istiyoruz. Bunun için de Türkiye'nin tek çıkış yolu var; güçlü ekonomi ve kaliteli demokrasi. Bu yüzden herkesin hesap sorabildiği ve herkesin hesap verebildiği birinci sınıf bir demokrasi istiyoruz. Birilerine imtiyaz sağlamak için değil, herkes için özgürlükleri esas alan bir demokrasi istiyoruz'' diye konuştu.
Demokrasiye sahip çıkmanın yolunun, darbeyi ve her türlü darbe teşebbüsünü lanetlemek ve darbecileri cezalandırmak kadar sağduyulu olmak, hukukun üstünlüğünü korumak, kurumların ve kişilerin saygınlığın korumak ve yıpratmamaktan geçtiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, açıklamasının sonunda şunları söyledi:
''Demokrasi ve hukuk çıtasını yükseltmek, hukuk dışına çıkarak birilerine çamur atmakla olmaz. Makamı, rütbesi görevi, ismi, aidiyeti ne olursa olsun hiç kimse, demokrasinin ve hukukun dışına çıkamaz. Bu noktada hukukun üstünlüğüne ve yargıya olan inancımız tamdır. Ama herkes mutlaka şeffaf ve açık olmalıdır. Şeffaf olmayan her olay ve kurum fitneyi besler. Ortam haysiyet cellatlarına kalır. İsteyen istediği kadar demokrasi dışı hayaller kurabilir, hezeyanlarda bulunabilir. Ama benim, içinde milletimizin yer almadığı hiç bir hayalim olmadı. Benim adımı bu fitneye karıştıranlara hakkımı helal etmiyorum. Allah herkese zihin açıklığı versin.''
87
Avrupa'daki Şiddetli Soğuklar Türkiye'ye Geliyor. Soğuk ve Kar Yağışı Bir Hafta Etkili Olacak.
Avrupa'daki şiddetli soğuklar Türkiye'ye geliyor. Soğuk ve kar yağışı bir hafta etkili olacak. Sıcaklığın -10 dereceye kadar düşmesi bekleniyor.
İstanbul (http://www.haberler.com/istanbul/) - Marmara Bölgesi'ne kar, tipi ve şiddetli soğuk geliyor. Kar yağışından önce görülecek fırtına, günlük yaşamı olumsuz etkileyecek. Poyraz, İstanbul (http://www.haberler.com/istanbul/)'dan Çanakkale (http://www.haberler.com/canakkale/)'ye kadar 70-80 km hızla esecek. Poyrazın ardından bu gece ve yarın tüm Marmara'da tipi ve yoğun kar yağışı bekleniyor. Marmara'da Cumartesi günü sıcaklık, ortalama -8 derece hissedilecek.
Kar, Pazar günü Trakya hariç bölgede devam edecek. Pazartesi de aralıklı olarak kar var.
Kurumdan yapılan yazılı açıklamaya göre, yağışlar, yarın Muğla (http://www.haberler.com/mugla/), Antalya (http://www.haberler.com/antalya/), Çanakkale (http://www.haberler.com/canakkale/), İzmir (http://www.haberler.com/izmir/), Aydın ve Mersin (http://www.haberler.com/mersin/) çevrelerinde kuvvetli yağmur ve sağanak, Batı Karadeniz, Marmara, İç Ege (Afyonkarahisar, Uşak (http://www.haberler.com/usak/), Kütahya (http://www.haberler.com/kutahya/) ve Denizli), Göller yöresi ile (Isparta (http://www.haberler.com/isparta/) ve Burdur) ile Ankara, Eskişehir (http://www.haberler.com/eskisehir/) ve Konya (http://www.haberler.com/konya/) çevrelerinde karla karışık yağmur, Adana (http://www.haberler.com/adana/), Kahramanmaraş (http://www.haberler.com/kahramanmaras/) ve İskenderun (http://www.haberler.com/iskenderun/)'da ise sağanak şeklinde olacak.
Marmara Bölgesi'nde kuzeydoğu (poyraz) yönlerden 70-90 kilometre hızla kuvvetli fırtına, Güney Ege ve Batı Akdeniz'de güneydoğu (keşişleme) yönlerden 60-80 kilometre hızla fırtına şeklinde esecek.
23 Ocak Cumartesi yağışlar, Marmara Bölgesi'nde kuzey ve kuzeybatı yönlerden 70-90 kilometre esecek fırtına ile birlikte İstanbul (http://www.haberler.com/istanbul/), Bursa (http://www.haberler.com/bursa/), Kocaeli (http://www.haberler.com/kocaeli/), Sakarya (http://www.haberler.com/sakarya/), Yalova (http://www.haberler.com/yalova/), Bilecik (http://www.haberler.com/bilecik/), Bolu (http://www.haberler.com/bolu/) ve Düzce (http://www.haberler.com/duzce/) çevrelerinde tipi şeklinde kar görülecek.
Hava sıcaklığı Cuma günü Doğu Anadolu Bölgesi'nde, Cumartesi günü Marmara ve Ege'de 3 ile 5 derece azalarak batı bölgelerimizde mevsim normalleri civarında gerçekleşecek.
Marmara ile iç ve doğu bölgelerde gece ve sabah saatlerinde buzlanma ve don olayı görülecek .
Allah fakir, fukaraya yardım etsin -10 derece çok kötü istanbul'un hiç alışkın olmadığı bir soğukluk..
Çorum'un Sungurlu ilçesinde 12 yaşında kızın önce 4 inek karşılığında imam nikahıyla birlikte yaşamasına izin verildiği, evine dönen kızın daha sonra bir başkasına 10 bin TL ''başlık parası'' alarak verilmesinin ardından, söz konusu paranın ödenmemesi üzerine çıkan kavgada 7 kişi gözaltına alındı.
Edinilen bilgiye göre, Kurbağalı köyünde Şükrü A, kızı K.A'nın (12) yaklaşık 8 ay önce 29 yaşındaki inşaat işçisi Kamber Bostan (29) ile 4 inek karşılığında imam nikahıyla birlikte yaşamasına izin verdi.
Edinilen bilgiye göre, Kurbağalı köyünde Şükrü A, kızı K.A'nın (12) yaklaşık 8 ay önce 29 yaşındaki inşaat işçisi Kamber Bostan (29) ile 4 inek karşılığında imam nikahıyla birlikte yaşamasına izin verdi.
Ankara'ya taşınan ve hamile olduğu öğrenilen K.A, bir süre sonra, Kamber Bostan'la anlaşamadığı gerekçesiyle Sungurlu'nun Kurbağalı köyünde yaşayan babasının evine döndü.
Kızının eve dönmesini kabul etmeyen baba Şükrü A, zaman zaman kızına şiddet uyguladı. 28 Aralıkta fenalaşan K.A, Sungurlu Devlet Hastanesine kaldırıldı. Burada yapılan muayenede, bebeğin ölü olduğunu anlayan doktorların müdahalesiyle bebek alındı.
Bu arada, yaklaşık 20 gün önce ilçe merkezinde bir iş yerinde garsonluk yaptığı ve K.A ile daha önceden sevgili olduğu öğrenilen Gökhan Türk (20), köye giderek kızla evlenmek istediğini söyledi. Baba Şükrü A, kızı K.A'yı 10 bin TL ''başlık parası'' karşılığında verebileceğini söyledi. Gökhan Türk, paranın 3 bin TL'lik bölümünü vererek, K.A ile birlikte yaşamaya başladı.
Aradan geçen sürede paranın geri kalan bölümünü alamayan K.A'nın ailesi, akşam saatlerinde Gökhan Türk'ün yanına gelerek, 7 bin TL'yi ödemesini istediler.
Gökhan Türk'ün paranın geri kalanını vermeyeceğini söylemesi üzerine aileler arasında başlayan tartışma kavgaya dönüştü. Kavgaya müdahale eden polis, aileleri polis merkezine götürdü.
TUTUKLANDILAR
13 yaşındaki bir kızın önce 4 inek karşılığı, daha sonra ise 10 bin TL karşılığı iki kez evlendirildiği iddiasıyla ilgili, baba ve dini nikahlı eşi tutuklandı.
Polis K.S.A.'nın babası Ş.A., annesi T.A., ikinci eşi G.T., G.T.'nin babası T.T. ve eşi Z.T, ilk eşi K.B.'nın babası H.B. ve annesi Ş.B. gözaltına alındı. Gözaltına alınan 5 zanlı, sorgularının ardından Sungurlu Adliyesine sevk edildi. Adliyeye sevk edilen şahıslardan genç kızın ikinci eşi G.T. ve kızın babası Ş.A., tutuklanarak Sungurlu Cezaevine gönderildi. Diğer şüpheliler ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Öte yandan K.S.A.'nın ilk eşinin bulunması için polis tarafından arama çalışması başlatıldı.
Dostyakasi
23-01-2010, 06:54
İstanbul 3 Gün Kar Altında
http://img.haberler.com/haber/826/istanbul-3-gun-kar-altinda_o.jpg (http://www.haberler.com/resim.asp?haber_id=1888826)
Trakya’da etkili olan kar yağışı hızı saatte 90 km’ye çıkacak poyraz'la bu sabah İstanbul (http://www.haberler.com/istanbul/)’a ulaşacak.
Avrupa yakasında başlayacak kar yağışı akşama doğru İstanbul (http://www.haberler.com/istanbul/)’un tamamını etkisi altına alacak.
İstanbul (http://www.haberler.com/istanbul/)’da 3 gün boyunca etkili olacak kar yağışı nedeniyle kırmızı alarm verildi. İstanbul (http://www.haberler.com/istanbul/) Büyükşehir Belediyesi, şiddetli kar beklentisi nedeniyle tüm birimleriyle alarma geçti. Vali Muammer Güler (http://www.haberler.com/muammer-guler/), özellikle vatandaşları don ve buzlanmaya karşı tedbirli olmaları konusunda uyarıp zincirsiz araçlara izin verilmeyeceğini bildirdi. Dün akşamdan itibaren yüksek yerlerde başlayan kar yağışının bugün ve yarın tipi şeklinde görüleceğini belirten Vali Güler, rüzgarın hızının, 60-70 zaman zaman 90 kilometreye kadar çıkacağını söyledi. 20 santimi bulacak İstanbul (http://www.haberler.com/istanbul/)’-da ‘örtü’ şeklinde kar yağışının 3 yıldır görülmediğini hatırlatan Güler, meteorolojik tahminlere göre, kar yağışlarının ‘örtü’ teşkil edecek tarzda yağacağını belirtti. Yüksek kesimlerde kar kalınlığı 20 santimetreyi bulacak. Hava sıcaklığı bugün en düşük -1, yarın -3, Pazartesi -4 derece olması bekleniyor. Vali Güler, “Özellikle Hadımköy gişelerden itibaren, Mahmutbey gişelerinden olan kısımda TEM’de, Avcılar’da E-5 TEM’de yaşanacak aksamalara gerekli müdahaleyi yapacağız. Ekiplerimiz, ilgili kuruluşlarımız uyarılmışlardır” diye konuştu. Çanakkale (http://www.haberler.com/canakkale/) Boğazı Olumsuz hava tüm yurtta da etkili oluyor. Çanakkale (http://www.haberler.com/canakkale/)’de öğle saatlerinde başlayan kar yağışı hayatı olumsuz etkiledi. Görüş mesafesi 100 metreye kadar düştüğü Çanakkale (http://www.haberler.com/canakkale/) geçişi gemi geçişlerine kapatıldı. Yoğun kar yağışının sürdüğü Bursa (http://www.haberler.com/bursa/)’nın, Ankara ve Eskişehir (http://www.haberler.com/eskisehir/) ile ulaşımını sağlayan İnegöl-Bursa (http://www.haberler.com/bursa/) karayolunda kayan araçlar yüzünden uzun kuyruklar oluştu. Antalya (http://www.haberler.com/antalya/)’da ise yağış ve öğleden sonra başlayan fırtına yaşamı olumsuz etkiledi. Kent merkezinde cadde ve sokaklarda su birikintileri nedeniyle araç sürücüleri güçlük yaşadı.
Dostyakasi
23-01-2010, 08:19
KOZMİK ODADAN DARBE PLANINA TSK AÇIKLAMALARI
Bir süre önce cuma günleri yapılan brifingleri iptal edip "sadece gerektiğinde yapılacak" diyen Genelkurmay Başkanlığı, bugün bir brifing düzenledi. Genelkurmay, kozmik oda, darbe eylem planı ve askere sivil yargı yolunun kapatılmasıyla ilgili olarak önemli açıklamalarda bulundu; yeni darbe planı iddialarının zamanlamasına dikkat çekti.
Kozmik arama:
- Seferberlik Bölge Başkanlığı Kurumsal olarak kendisine verilen görevi yapmaktadır. Devlet sırrı niteliğinde olan bazı planlarla ilgili olarak güvenlik prensibi ihlali olmuştur. Mevcut usuller gereği uzun yıllar büyük emek verilerek hazırlanan ve geliştirilen söz konusu planlar geçerliliğini kaybetmiştir. Bu nedenle bu planlar iptal edilecektir.
- İstenirse engellenirdi ama yasadışı birşey olmadığını göstermek için izin verildi
Darbe planı iddiaları:
- Arama tutanağındaki bilgiler doğrultusunda Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığının görev ve yetki alanı dışında bir faaliyeti tespit edilemedi
- Balyoz Eylem Planı (http://www.dostyakasi.com/guncel.konular/balyoz.eylem.plani/590/index.html) iddiaların ortaya atıldığındaki zamanlama dikkat çekici. Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığındaki arama sona eriyor, Anayasa Mahkemesi askere sivil yargı yolunu açan yasayı görüşmek üzere gündeme alıyor ve birden bire ortaya ne olduğu meçhul iddialar ve planlar ortaya çıkıyor.
Askere sivil yargı
- Savcılıklarda soruşturması devam eden ve dava aşamasında olanlarla ilgili değerlendirme mahkemelerince yapılıp askeri mahkemelere gönderilmesi gerekiyor.
DETAYLARIYLA ÇARPICI AÇIKLAMALAR
KOZMİK ODADA ARAMA:
Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu, Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığında 25 Aralık 2009 tarihinde başlayan aramanın 20 Ocak 2010 saat 15.30'da bittiğini anımsattı.
Kamuoyuna 19 Aralık 2009'da "suikast iddiaları" olarak yansıyan olaya ilişkin bilgi veren Tuğgeneral Çubuklu, bu tarihte Ankara Emniyet Müdürlüğüne "iki araç içerisinde şüpheli şahıslar bulunduğu ve Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Bülent Arınç'a saldırıda bulunabilecekleri" şekline ABD (http://www.dostyakasi.com/guncel.konular/amerika.birlesik.devletleri/359/index.html) üzerinden ihbar geldiği şeklinde haberlerin basında yer aldığını, terörle mücadele ekiplerinin olay yerine intikal ettiğini ve araç içindeki kişilerin "asker olduklarını ifade etmelerine ve kimlik göstermelerine imkan verilmeden" üst aramasının gerçekleştirildiğini anlattı.
Cumhuriyet Savcısı bulunmadan arama
Araçtaki 2 kişinin asker olduklarını ifade etmeleri üzerine, konunun Merkez Komutanlığına iletildiğini ve Cumhuriyet savcısının yazılı arama talimatı sonrasında şahıslarda ve araçlarda arama yapıldığını ifade eden Çubuklu, Cumhuriyet savcısının hazır bulunmadığı aramalarda herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığını kaydetti.
İlgili savcının talimatıyla bu asker kişilerin evlerinde Cumhuriyet savcısı nezaretinde Merkez Komutanlığı ekiplerinin arama yaptığını, konutlardaki bilgisayar, cep telefonları, bazı CD ve notlara el konulduğunu belirten Çubuklu, buradaki kontrollerde de gözle tespit edilen herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığını, bu aşamada şüpheli olan asker kişilerin iş yerlerinde arama yapmaya yönelik talebin Cumhuriyet savcısı tarafından gelmediğini söyledi.
Çubuklu, yaşananların ardından iki subayın serbest bırakıldığını ve günlük yaşamlarına döndüklerini belirterek, 19-20 Aralık 2009 gecesi yaşanan gelişmelerden 5 gün sonra olayın "medyada farklı şekilde yer alması, yeterli bilgiye sahip olmadan verilen demeçlerdeki maksatlı saptırmalar nedeniyle" Genelkurmay (http://www.dostyakasi.com/guncel.konular/genelkurmay/175/index.html) Başkanlığının 23 Aralık 2009 tarihinde bir açıklama yaptığını hatırlattı.
"Bu süreçte belli bir algunun oluşmasına çalışılmıştır"
Konuya ilişkin yapılan çeşitli değerlendirmelerin ardından "sürecin, şüpheli gözüken personelin çalıştığı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığının sorgulanmasına zemin hazırlayacak bir istikamete yönlendirilmeye çalışıldığını" ifade eden Tuğgeneral Çubuklu, "Bu konuda çok sayıda abartılı, saptırılmış haber ve yorum basın-yayın organlarında yer almıştır. Bu haberlerle, özellikle kamuoyunda belirli bir algının oluşmasına çalışılmıştır. Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığında görevli sekiz personelin gözaltına alındığına dair ilgili savcılık talimatı Merkez Komutanlığına ulaşmış, daha sonra ise bu kişilerin görevli olduğu askeri mahalde arama yapılacağı faks ile bildirilmiştir" dedi.
Çubuklu, "Bu savcılık talimatı doğrultusunda gerekli hazırlıklara başlanmıştır. 25 Aralık 2009 Cuma günü saat 19.30'da ilgili Cumhuriyet savcısı diğer savcılar ile birlikte Seferberlik Bölge Başkanlığına gelerek özel bölümler hariç aramaya başlamışlardır. Arama bölgesinde sadece Merkez Komutanlığı yetkilileri, askeri savcı, arama yapılan Bölge Başkanlığı sorumluları bulunmuş, bunun dışında ne Genelkurmay (http://www.dostyakasi.com/guncel.konular/genelkurmay/175/index.html), ne de Emniyet Müdürlüğünden hiç kimse bulunmamıştır. Bölge Başkanlığının diğer bütün odalarında ve müştemilatında 5 savcı nezaretinde arama yapılmış ancak sıra özel odalara geldiğinde Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 125. maddesi gündeme gelmiştir" diye konuştu.
Hakimin özel odalarda arama yapma ısrarı
Tuğgeneral Çubuklu, asker hukukçuların arama yapan savcıya CMK'nın 125. maddesi gereği "devlet sırrı niteliğindeki evraka kimin hangi şekilde bakabileceğini" hatırlatması üzerine ilgili savcının özel odaya girmediğini belirtti. Bunun üzerine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla nöbetçi hakimin arama mahalline geldiğini ve "hakimin aramadaki ısrarını sürdürmesi ve yeni bir mahkeme kararı alınması üzerine" özel odalarda aramanın başladığını kaydetti.
Tuğgeneral Çubuklu, "Silahlı Kuvvetlerin çekinecek ve saklayacak hiçbir şeyi olmadığını göstermek, art niyetli kişi ve grupların, özellikle de bilinen bazı medya (http://www.dostyakasi.com/guncel.konular/medya/512/index.html) organlarının 'bazı şeylerin üzeri örtülüyor, bilgi-belge kaçırılıyor' tarzı hezeyanlarına fırsat vermemek maksadıyla, mahkeme kararına hemen itiraz edilmeyerek hakimin inceleme yapmasına karşı çıkılmamıştır" dedi.
Seferberlik Bölge Başkanlığındaki aramanın "suikast girişimi" iddiasıyla başlayıp gözaltına alınan kişilere "silahlı örgüt kurmak ve yönetmek, örgüt faaliyeti çerçevesinde hükümete karşı suça teşebbüs ettikleri" suçlamasının yöneltildiğine işaret eden Çubuklu, gözaltına alınan 8 askeri personelin 5'inin savcılıkça, 3'ünün de çıkarıldıkları mahkemece serbest bırakıldıklarını anımsattı.
Aramanın durdurulması talepleri
Çubuklu, Genelkurmay (http://www.dostyakasi.com/guncel.konular/genelkurmay/175/index.html) Başkanlığının, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin aramaya ilişkin kararına itiraz ederek, "devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belge-kayıtların hakim tarafından incelenmesine yönelik arama kararının hukuka aykırı olduğu nedeniyle, bu kararın kaldırılması, devam etmekte olan incelemenin derhal durdurulması, inceleme işlemlerinde elde edilen belge ve evrak, elektronik ortamdakiler dahil hazırlanan tutanağın imhasına karar verilmesini" talep ettiğini söyledi.
Tuğgeneral Çubuklu, "Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Genelkurmay (http://www.dostyakasi.com/guncel.konular/genelkurmay/175/index.html) Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığından gelen itirazları incelemiş ve verdiği kararla, hakimin özel bölümlerde arama yapabileceğini ancak inceleme yapamayacağını, bu arama işleminin sadece CMK'nın 119. maddesindeki düzenleme dikkate alınarak soruşturma konusu fiille sınırlandırılması ve soruşturmanın niteliği, arama yapılan yerin özelliği ve yapılacak işlemlerin kapsamı gibi nedenler de gözetilerek aramanın en kısa sürede tamamlanarak sonuçlandırılması, arama tamamlandığında tutulacak tutanağın sadece soruşturma konusu delillerle ilgili bilgi ve belgelerle sınırlı tutulması karara bağlanmıştır. Ancak bu karar da sorunu tam olarak çözememiştir. Genelkurmay (http://www.dostyakasi.com/guncel.konular/genelkurmay/175/index.html) Adli Müşavirliği tarafından tekrar bir yazı ile mahkemeden 'arama' ile 'inceleme' arasındaki farkın ne olduğu sorulmuştur. Eş zamanlı olarak hakime, özel odada arama daveti yapılmış ve böylece bir engelleme olmadığı ortaya konulmuştur. Hakim tarafından 4 Ocak 2010 Pazartesi günü arama/incelemeye kaldığı yerden devam edilmiştir. İkinci itiraz üzerine mahkemece 'verilen karar açıktır' gerekçesiyle ayrıca bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir" dedi.
"Güvenlik prensibi ihlal edildi, planlar iptal"
Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığının kurumsal olarak kendisine verilen görevleri yaptığını vurgulayan Tuğgeneral Çubuklu, aramalar nedeniyle "devlet sırrı" niteliğindeki bazı planların "güvenlik prensibi"nin ihlal edildiğini, bu nedenle geçerliliğini yitiren planların iptal edileceğini söyledi.
Olayların abartılarak, çarpıtılarak ve ön yargılı ifadelerle kamuoyuna verildiğini, "amacın Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı oluşturulmaya çalışılan olumsuz algıyı güçlendirmek ve toplunun geneline yaymak" olduğunu ifade eden Tuğgeneral Çubuklu, konunun "karargaha baskın" gibi abartılı ifadelerle aktarıldığını, tüm birlik ve karargahlarda rutin bir işlem olan evrak imha işleminin de "tüm belgeleri yaktılar" şekilde kamuoyuna sunulmaya çalışıldığını belirtti.
Tuğgeneral Çubuklu, aramayı yapan hakimin de takip edildiğine ilişkin haberlerin de dikkat çekici olduğunu ifade ederek, "Olayın oluş şekli görüntülü olarak medyada yer almıştır. Buradaki en önemli husus ise durdurma işlemiyle birlikte haberin bir kısım medyada anında görüntülü haber olarak yer almasıdır. Yine 19 Aralıktaki olayda olduğu gibi bir haber ajansı, olay yerine herkesten önce gelmiş ve görüntüleri çekerek medyaya dağıtmıştır. Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan inceleme sonucunda, söz konusu askeri personel, aynı gün saat 22.00 civarında serbest bırakılmıştır. Olay, yine bazı basın-yayın organlarında çarpıtılmış ve söz konusu personelin 'kamufle edilmiş askerler olduğu' gibi gülünç iddialara yer verilmiştir. Bu olaya askeri yargının görev alanı kapsamında bakıldığında, yargı sürecinin işleyişine karışmamakla beraber, özellikle arama tutanağındaki bilgiler doğrultusunda Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığının görev ve yetki alanı dışında bir faaliyetinin tespit edilemediğini ifade etmemiz mümkündür. Bu süreçte yaşananlar, TSK'nın hukuka olan saygısının en açık göstergesidir. TSK, önümüzdeki süreçte de bu kirli oyunları tezgahlayanların ve kendisini bir suç örgütüymüş gibi göstermek isteyenlerin, kafalarındaki ön yargılardan sıyrılamayarak mesnetsiz suçlamalarına devam edeceklerinin bilincindedir. TSK'nın hiçbir birimi kurumsal olarak yasa dışı bir faaliyetin içinde olmamıştır ve bundan sonra da olması mümkün değildir. Her kurumda olabileceği gibi, eğer bireysel hata yapan ya da suça bulaşanlar varsa, yetkili yargı mercileri gereğini yapacaklardır. Bu inançla, TSK eskiden olduğu gibi gelecekte de tüm faaliyetlerini kendisine verilen yetki ve yasalar çerçevesinde sürdürmeye devam edecektir" dedi.
BALYOZ EYLEM PLANI
Genelkurmay (http://www.dostyakasi.com/guncel.konular/genelkurmay/175/index.html) Başkanlığı Genel Sekreteri Tümgeneral Ferit Güler, "Bu iddiaların ortaya atıldığındaki zamanlamaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığındaki arama sona eriyor, Anayasa Mahkemesi askere sivil yargı yolunu açan yasayı görüşmek üzere gündeme alıyor ve birden bire ortaya ne olduğu meçhul iddialar ve planlar ortaya çıkıyor" dedi.
Güler, haberdeki iddiaların 1. Ordu Komutanlığındaki plan seminerinde dış tehdide yönelik yapılmış bir harekat planı olduğunun dünkü açıklamada ifade edildiğini söyledi.
Tümgeneral Güler, "Bu planın ismi asla iddia edilen isim değildir. Bir kez daha altını çizerek söyleyeyim, bu planın ismi asla o iddia edilen isim değildir. O planla bağlantılı olarak geri bölge emniyeti ve sıkı yönetim uygulamasının görüşüldüğünü açıkladık. Bu konular dışında da iddia edilen hususlar için ise 'aklı ve vicdanı olan hiçbir kimsenin kabul etmeyeceği' diyerek kınadık. Acaba, burada anlaşılamayan ne var diye düşünüyorum" dedi.
Güler, "Bugün yazılı medyaya baktığımız zaman da hangi konunun öne çıktığını açıkça görmektesiniz, zaten amaç da bu. 20 Ocak 2010 tarihinde bir gazetede çıkan konuyla ilgili söyleyeceğim ana konu budur. TSK, bu tür bilgi sızdırma olaylarını çok ciddiyetle soruşturuyor. 1. Ordu'da buna benzer bir soruşturma var. Yürütülen soruşturma neticelenmeden kesin bir hükme varamayız" ifadesini kullandı.
Güler, Batman'ın Sason ilçesinde icra edilen operasyonda Jandarma Uzman Çavuş Serkan İpek'in şehit olmasının ardından, bazı korucular hakkında açılan soruşturmanın hangi aşamada olduğunun sorulması üzerine de Cumhuriyet savcılığınca açılan soruşturmanın devam ettiğini, askeri savcılığın soruşturma başlatmadığını söyledi.
Emekli Genelkurmay (http://www.dostyakasi.com/guncel.konular/genelkurmay/175/index.html) Başkanı Orgeneral Necdet Üruğ'un, medyada yer alan açıklamalarına ilişkin bir soru üzerine de Güler, "19. Genelkurmay (http://www.dostyakasi.com/guncel.konular/genelkurmay/175/index.html) Başkanımız Üruğ, konuya ilişkin görüş ve düşüncelerini açıklamıştır. Bizim bu konuya ilave edeceğimiz bir husus yoktur. 19. Genelkurmay (http://www.dostyakasi.com/guncel.konular/genelkurmay/175/index.html) Başkanı Emekli Orgeneral Necdet Üruğ, TSK'nın en saygın, en dürüst ve doğruluk timsali komutanlarından birisidir, bilmeyenlere bu hususu hatırlatmakta yarar görüyoruz" yanıtını verdi.
ASKERE SİVİL YARGI YOLUNU AÇAN DÜZENLEMENİN İPTALİ:
Tuğgeneral Çubuklu, Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararla ilgili bir değerlendirme yapmalarının mümkün olmadığını çünkü Anayasa'nın 145. maddesindeki hükmün çok açık olduğunu söyledi.
"Bu bağlamda verilen karara saygı duyuyoruz" diyen Çubuklu, Anayasa'nın 145. maddesi ve 357 sayılı Askeri Mahkemelerin Kuruluş ve Yargılama Kanunu'nun 9. maddesi kapsamında askeri yargının görev alanına ilişkin bilgiler verdi. Tuğgeneral Çubuklu, "Asker kişilerin, askeri olan suçları askeri mahkemelerin görev alanı içindedir. Bu suçlar ister askeri mahalde, isterse askeri mahal dışında işlensin bu suçlar asker kişilerin askeri olan suçları olarak değerlendirilir. Asker kişilerin asker kişiler aleyhine işledikleri suçlar, asker kişilerin askerlik (http://www.dostyakasi.com/guncel.konular/askerlik/397/index.html) hizmet görev ve nedenleriyle işledikleri suçlar da askeri mahkemelerin görev alanı içindedir. Eğer bir asker kişi askeri mahalde bir suçu işlemişse bu durumda da görev askeri mahkemelerindir. Haksız ekonomik çıkar sağlamak için örgüt kurmak, örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu (http://www.dostyakasi.com/guncel.konular/uyusturucu/198/index.html) madde ticareti yapmak, Türk Ceza Kanunu'nun 4, 5, 6 ve 7'nci bölümünde devlet güvenliğine karşı işlenen suçlar, gizli bilgi-belgelere ilişkin suçlara da iptal kararının ardından askeri mahkemeler bakacaktır" dedi.
Çubuklu, bir soru üzerine de "Savcılıklarda soruşturması devam eden ve dava aşamasında olanlarla ilgili değerlendirme mahkemelerince yapılıp askeri mahkemelere gönderilmesi gerekiyor" dedi.
119
Hüseyin Üzmez’in taciz ettiği öne sürülen B.Ç. mahkemede, polis baskısı nedeniyle gözaltındaki ifadesi sırasında doğruları söylemediğini anlattı
Bursa’nın Mudanya ilçesinde, Hüseyin Üzmez’in taciz ettiği öne sürülen B.Ç.’nin velayetini aileden almak için Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’nun (SHÇEK) açtığı davaya dün devam edildi. Bursa 1. Aile Mahkemesi’nde görülen davaya, mağdurenin ifadesi damgasını vurdu. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde psikolojik tedavi gören B.Ç.’ye davada babası Bekir Ç. ve avukatları eşlik etti. Pedagog eşliğinde mahkemeye giden genç kız, ailesiyle yaşamak istediğini belirterek "Ailemle hiçbir sorunum ve şikâyetim yok. Onlarla yaşamak istiyorum. Annem ve babam bana gerekli ilgiyi gösteriyor" dedi. Yargılandığı Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından "Çocuğun cinsel istismarı" suçlamasıyla 30 yıl hapis cezasına çarptırılan Hüseyin Üzmez hakkında doğruları söylemediğini de anlatan B.Ç., polisin gözaltındayken kendisini dövmekle tehdit etmesi yüzünden yalan söylediğini ileri sürdü. B. Ç., "Gözaltında polis beni dövmekle tehdit etti. O nedenle gerçeği söylemedim. Daha sonra yalanımın arkasında durdum" diye konuştu. Mahkeme duruşmayı şubat ayına erteledi.
120
Yoğun kar yağışı özellikle Marmara Bölgesi’nde hayatı felç ederken, İstanbul’un bazı bölgeleri ile Trakya bölgesinde Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ’a elektrik verilemiyor. Trakya’da bir çok ana yol da kar yağışı nedeniyle trafiğe kapandı. TEM Otoyolu Edirne istikameti, Hadımköy gişelerinden itibaren otomobillere kapatılırken, sadece büyük araçlara açık olan kara yolunda ulaşım, kontrollü yapılabiliyor. Bununla birlikte İDO feribot ve dış hat deniz seferleri ile, Haliç ve Bostancı şehir hatları vapur seferleri de kar yağışı yüzünden iptal edildi.
121
İkinci ’’Ergenekon’’ davasının tutuklu sanıklarından Esenyurt eski Belediye Başkanı Gürbüz Çapan ile üsteğmen Muhammet Sarıkaya’nın tahliyesine karar verildi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada taleplerin ardından Mahkeme Heyetince alınan kararlar, üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu tarafından açıklandı.
Buna göre Mahkeme Heyeti, suç vasfının değişme ihtimali, delil durumu ve tutuklu kaldığı süreyi dikkate alarak, 16 aydır tutuklu bulunan Gürbüz Çapan ile bir yıldır tutuklu bulunan Muhammet Sarıkaya’nın tahliyesine karar verdi.
Mahkeme Heyeti ayrıca bu sanıklar hakkında yurt dışına çıkış yasağı koydu.
Bu arada, tahliyelerin açıklanması üzerine salondaki izleyicilerin alkışladığı görüldü.
-ÖZBEK’İN SAVUNMASI-
Tutuklu sanık Mustafa Özbek, Cumhuriyet gazetesinin ve Aydınlık dergisinin davada yargılandığını ifade ederek, yasaya aykırı faaliyetleri varsa yayınlarının durdurulmasını istedi.
’’Ben bu örgütün finansörlüğü ile yargılanıyorum’’ diyen Özbek, ’’Sendikanın parasını alacağım, başkasına vereceğim. Ben kafayı mı yedim? Sendika denetlendi, hiçbir şey yok. Her şey uygun. Hangi sendikacı bir örgüte para vermiş. Demokrasi varsa biz varız, demokrasi bizim oksijenimiz. Ben, Allah’a, devlete, adalete ve karıma aşık bir kişiyim. 38 yıllık sendika hayatımda hiçbir yasa dışı işim yoktur. Milliyetçi, muhafazakar bir insanım. Yıllardır bu rotam değişmedi. Bu topraklarda yaşadım, gerekirse bu topraklar için canımı veririm. 12 Eylül’ü eleştirdim ben. İhtilal bizim birçok hakkımızı elimizden aldı. Bir insan kalkacak, terör örgütü üyesi olacak... Olacak şey değil. Elle tutulur bir suç yok. Öyleyse niye ben burada tutuluyorum. Ne yaptım ki bu yaştan sonra 13 ayım burada geçsin. İkametim sabittir, vatan aşığı bir insanım. Tutuksuz yargılanmamı talep ediyorum’’dedi.
Tutuklu sanık Ayhan Atabek de, davanın tutuklu sanıklarından Kenan Temur ile aynı koğuşta kaldığını ve birbirlerine sürekli destek olduklarını anlatarak, Temur’un aklını yitirdiğini öne sürdü.
Adalete olan inancını hiçbir zaman yitirmediğini, ancak Temur’un bunu yitirdiğini belirten Atabek, tahliyesini talep etti.
-TAHLİYE TALEBİ-
Tutuklu sanık Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın avukatı Köksal Bayraktar da, 13 Nisan 2009 tarihinden bu yana tutuklu olan müvekkilinin tahliyesine ilişkin sundukları dilekçede, Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 2 önemli kararına yer verdiklerini söyledi.
Yargıtay’ın bu kararlarında 3 yeni kıstas sunduğunu ifade eden Bayraktar, bunların ’’örgütten söz edebilmek için ortaya koyulan delillerin inandırıcı, kesin ve kuşkuya yer bırakmayacak nitelikte olması gerektiği’’ şeklinde belirtildiğini kaydetti.
Bayraktar, müvekkilinin ise iddia edilen delillerle ve bulgularla ilgisi olmadığını belirterek, Haberal’ın hayati risk altında olduğunu söyledi.
Tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün avukatı Ali Rıza Dizdar da, müvekkili hakkında tahliye talebinde bulunarak, ’’Tahliye talebini reddederseniz, bütün olumsuz raporlara rağmen buraya getireceksiniz, celbini istiyorum. Ölürse burada ölsün, kahramandır çünkü’’ dedi.
-GELEN EVRAKLAR-
Duruşmada Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, ara kararlar doğrultusunda yazılan yazılar üzerine dosyaya gelen cevapları okudu.
Buna göre, eski kuvvet komutanları emekli Orgeneraller Aytaç Yalman ve İbrahim Fırtına ile emekli Oramiral Özden Örnek’in ’’Ergenekon’’ soruşturması kapsamında savcılık tarafından alınan ifadeleri mahkemeye ulaştı.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ile Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nden tutuklu sanık Tuncay Özkan’ın ’’teknik takibe alınıp alınmadığı ve kendisiyle ilgili gizli soruşturmacı atanıp atanmadığına’’ ilişkin gelen yazıda, teknik takibin olmayıp, gizli bir soruşturmacı kaydına rastlanmadığı belirtildi.
Mahkeme Heyeti, Anayasa Mahkemesinin CMK’da yapılan değişiklikle ilgili vermiş olduğu ’’askere sivil yargı yolunu açan düzenlemenin iptaline’’ ilişkin kararın gerekçesi açıklandıktan sonra bir kısım sanıklar ve avukatlarının görevsizlik talepleriyle ilgili değerlendirme yapılmasına karar verdi.
Mahkeme Heyeti, tutuklu sanık Kenan Temur’un Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi gördüğü bildirildiğinden, sağlık durumunun ivedi olarak bildirilmesi için kuruma faks çekilmesine de hükmetti.
Tutuklu 44 sanıktan Gürbüz Çapan ve Muhammet Sarıkaya’nın tahliyelerine karar veren mahkeme heyeti, diğer sanıkların ise tutukluluk halinin devamını hükme bağladı. Ancak mahkeme heyeti başkanı Köksal Şengün’ün, tutuklu sanıklar Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Mustafa Koç, Mustafa Özbek, Kenan Temur, Emre Baltacı, Mehmet Dalagan, Ali Oktay Şahbaz, Cihan Arık ve Ayhan Atabek’in tahliye edilmeleri yönünde oy kullandığı görüldü.
Mahkeme heyeti, duruşmayı 8 Şubat Pazartesi günü saat 09.00’a bıraktı.
122
2002 yılının son günleriydi. 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden yirmi iki yıl geçmiş, 28 Şubat 1997 postmodern müdahalesinin hedefi olan siyasetçilerin bir bölümünün kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi 3 Kasım 2002 seçimlerinde tek başına iktidara gelmişti.
Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bir grup bu sonuçtan çok rahatsızdı. Bu grup, 12 Eylül’deki Bayrak Harekâtı’nı birebir model alan çok kapsamlı bir darbe planı için düğmeye bastı ve yaptığı çalışmaya Balyoz Güvenlik Harekât Planı adını verdi.
Balyoz, daha önce basına yansıyan Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planlarından farklı olarak, icra sürecinin bütün aşamaları en ince ayrıntılarına kadar tasavvur edilmiş bir darbe planı.
Her şey hazır ve kayıtlıymış
Bu planın her veçhesi bilgisayar ortamında belgelere dökülmüş durumda. Darbe hazırlık toplantılarının ses kayıtları, bu toplantılara katılan üst rütbeli muvazzafların ellerinden çıkma notlar, “çok gizli” kaydı altındaki resmî harekât emirleri, sıkıyönetim ve darbe zeminini hazırlama amaçlı Çarşaf, Sakal, Suga ve Oraj kod adlı eylem planları, darbe sırasında gerçekleştirilecek gözaltı ve el koyma süreçleri ile darbe sonrasında uygulanacak hükümet programı bu belgelerde en ince ayrıntısına kadar yer alıyor.
Ayrıca, darbe sırasında görev alacak personel ve sorumlulukları, gözaltına alınacak gazetecilerin ve darbecilerin öngördüğü bakanlar kurulunun üyeleri de bir bir listelenmiş.
5000 sayfadan çok belge var
Taraf Balyoz Darbe Planı’nın 2002 sonunda başlayan ve 2003 martına kadar süren çalışmalarının, basılı haliyle toplam beş bin sayfayı aşan belgelerine ulaştı. Bu belgeler arasında, “ıslak” yazışmalar, power point sunumları ve orijinal antetli askeri CD’ler var. Dönemin Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan’ın, dönemin Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına’nın ve Dönemin Donanma Komutanı Oramiral Özden Örnek’in imzasını taşıyan harekât planları ile Birinci Ordu Harekât Başkanı Kurmay Albay Süha Tanyeri’nin darbe hazırlıklarının konuşulduğu toplantıda aldığı özel notlar, darbe planının konuşulduğu kapsamlı bir toplantının kesintisiz ses kayıtları ve planın icra aşamasına geçtiğini gösteren çok kapsamlı fişleme tutanakları da bu belgeler arasında yer alıyor.
Taraf, 2004’te emekliye ayrılan Orgeneral Çetin Doğan önderliğinde yürütülen ve Kara Kuvvetleri’nin yanı sıra Hava, Deniz ve Jandarma’dan adları belirlenmiş personelin katılımı sağlanan darbe planının, Türkiye’nin sadece yakın geçmişine değil güncel meselelerine de ışık tutan ayrıntılarını bugünden itibaren okurlarına sunacak.
İzleyen paragraflarda, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grubun sıkıyönetim ve darbe hevesini gerçekleştirebilmek için İstanbul’un büyük camilerinde Cuma namazı kılan cemaatin havaya uçurulmasından bir Türk askerî uçağının yine Türk askerlerince düşürülmesine varan bir dizi suçu nasıl planladığının ibretlik hikâyesini okuyacaksınız.
Org. Çetin Doğan’ın öncülüğünde
Balyoz Güvenlik Harekât Planı’nın bir babası varsa, o da dönemin Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan.
Doğan, AKP’nin iktidara gelişinden hemen sonra tüm birliklere tebliğ ettiği “Laik Cumhuriyet İlkelerine Karşı Son Zamanlardaki Davranışlar” konulu, belgesi Taraf’ta mevcut yazıyla doğrudan AKP’yi hedef alıyor.
Hükümeti devirme amaçlı girişimlere zaman kaybetmeden başlanması gerektiğini ifade eden Doğan, bu hedefe yönelik olarak, her yıl düzenlenen rutin Birinci Ordu Plan Seminerleri’nde değişikliğe giderek “iç tehdit” olgusunu dış tehdidin önüne alıyor ve söz konusu semineri de hazırlattığı darbe planını kamufle eden “jenerik bir senaryo çalışması” olarak lanse ediyor.
Rutin toplantıda örtülü görev
Ayrıntılarını yan sayfada yayımladığımız Balyoz Güvenlik Harekât Planı, Türkiye genelinde sıkıyönetim ilân edilmesi sonrasında yapılacak darbenin icraat yöntemini tarif ediyor ve 2 Eylül’deki Bayrak Harekât Planı’nın 2003 Türkiye’sine uyarlanması esasına dayanıyor.
Planın altında “Balyoz Sıkıyönetim Komutanı” unvanıyla imzası olan Orgeneral Doğan, yukarıda sözü geçen Birinci Ordu Plan Semineri’nin “kamuflaj” işlevini ve öncesinde yapılmasını emrettiği hazırlıkları şöyle anlatıyor:
“Balyoz Planı’nın, ‘Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo’ isimli jenerik bir plan şeklinde oynanacağı plan seminerine kadar, irticai, yıkıcı ve bölücü gruplara ait mevcut tüm listeler ile teşkil edilecek olan özel görev timlerinin listeleri güncellenecek ve devamlı olarak güncel tutulacak. Buna paralel olarak, Balyoz Güvenlik Harekât Planı, ‘Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo’ isimli jenerik bir plan şeklinde, ‘GİZLİ’ gizlilik derecesinde ve özel olarak seçilmiş, sınırlı sayıda personelin katılımıyla icra edilecek bir plan seminerinde denenecek ve müzakere edilecek.”
Bu ifadeler ve toplam 29 generalle 133 subayın katıldığı toplantı esnasındaki konuşmalar, söz konusu rutin seminerden bir “örtülü görev” çıkarıldığının da kanıtı.
12 Eylül’ü model aldılar
Taraf’ın, akışını gerek yazılı dökümden gerekse, bizzat Doğan’ın emriyle yapılan ses kayıtlarından takip ettiği 4-6 Mart 2003 tarihli Birinci Ordu Plan Semineri’nin bir “darbe provası” olarak cereyan ettiğini, seminer esnasında kurmay bir subayın sarf ettiği şu sözler de kanıtlıyor:
“12 Eylül darbesiyle ülke süt liman hale geldi. Şimdi böyle bir tehdidin ortadan kaldırılması için fazla uğraşa gerek yok. Yani kuvvetleri sağa sola göndermenin… Bana göre yapılacak en kolay hareket tarzı, 12 Eylül gibi bir harekâtın baştan itibaren organize edilmek suretiyle, bir anda söndürülmesine imkan sağlar diye düşünüyorum. Tabii, bunu burada söylemek istemedik ama sonunda bunu vurgulamaya çalışıyoruz.”
Sıkıyönetim uğruna katliam
Birinci Ordu Plan Semineri öncesinde hazırlanan hareket planları “Türkiye genelinde sıkıyönetim ilan edilmesi” ve “darbe için elverişli koşulların oluşturulması” hedeflerini taşıyor. Bu hedeflerle çok sayıda insanın ölmesine yol açabilecek, büyük tepki ve kaos yaratacak, Türkiye’yi Yunanistan’la savaşa sokabilecek eylemler öngörülüyor.
Bu planlardan biri “ÇOK GİZLİ” damgasını, Şubat 2003 tarihini ve Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına’nın imzasını taşıyan Oraj Hava Harekât Planı.
Planın “Vazife” bölümünde aynen şöyle deniyor:
“Hava Kuvvetleri Komutanlığı olarak Türkiye genelinde sıkıyönetim ilan edilmesini sağlamak ve Sıkıyönetim Komutanlıklarının faaliyetlerinin başarıya ulaşmasını sağlamak maksadıyla; Yunanistan’la gerginliği artıracak ve irtica yanlılarını tahrik ederek TSK aleyhine faaliyetlere başlamalarını sağlayacak, envanterindeki mevcut silah sistemlerini kullanarak psikolojik etki yaratarak hükümet ve TBMM üzerinde baskı kuracak, personel görevlendirmesi yaparak Sıkıyönetim Komutanlıklarına destek verecektir.”
Jetimizi düşürtelim ya da düşürelim
Oraj Hava Harekât Planı, “Türk Hava Kuvvetleri’nin Ege Denizi’ndeki uçuşlarının sayısının arttırılmasını” ve “Türk savaş uçaklarının Yunanistan tarafından engellendiğinin ve taciz edildiğinin gündeme getirilmesini” öngörüyor.
Oraj’ın “İcra” bölümünün tüyler ürpertici ikinci maddesi aynen şöyle:
“Emirle Ege uçuşları sırasında Yunan Hava Kuvvetlerine ait uçaklar taciz edilerek tahrik edilecek bir çatışma ortamı oluşturulacaktır. Mümkünse bir uçağımızın Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi sağlanacak, bu gerçekleşmediği takdirde yeniden teşkilatlandırılan ÖZEL FİLO personelinden bir pilotun uygun zaman ve yerde kolundaki uçağa atış yapmak sureti ile kendi uçağımızın düşürülmesi sağlanacaktır. Uçağın, Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürüldüğü yönünde medyada haberler yaptırılarak, AKP Hükümetinin bu konudaki acizliği ortaya konulacaktır.”
Ege’de savaş provokasyonu
Orja’nın devamında, Türkiye ile Yunanistan’ı savaşın eşiğine getirebilecek gerilim planı şöyle ayrıntılandırılıyor:
“Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde ve özellikle Filolarda Yunan Hava Kuvvetleri’ne yönelik husumet ve gerginlik kontrollü olarak artırılacak, pilotların uçuşlarda daha agresif olmaları sağlanacaktır. Benzer olaylarda meşru müdafaa kapsamında atış dahi yapabileceği gayri resmi olarak pilotlara deklare edilecektir.”
Bu provokasyon havada devam ederken, Trakya sınırında gerginliğin arttırılması ve bütün bölgede seferberlik havası yaratılması da hedefleniyor:
“Gerginlik Trakya sınırında da arttırılacak, Trakya sınırına yakın bölgelerde devriye görevleri icra edilecek, Deniz Kuvvetleri ile Ege Denizinde sürekli müşterek eğitim yapılacaktır. Balıkesir, Bandırma, Çiğli, Çorlu ve Dalaman meydanlarında 24 saat esasına göre yerde uçak bekletilecek, en küçük olaylarda dahi scramble uçakları kaldırılacaktır. 134 üncü Filo K.lığı (Türk Yıldızları) iki günde bir sanayi odaları, iş adamları, barolar vb. davetlisi olarak farklı şehirler üzerinde gösteriler yapacak, halkın TSK’ne duyduğu sempati pekiştirilecek, gösteriler sırasında halka ve özellikle de çocuklara hediyeler dağıtılacaktır.”
Hava Müzesi’ne cübbeli baskın
Orja’nın Türk-Yunan gerilimi senaryosunu iç karışıklığa tahvil etme ve ordu ile “irticacı” tabir edilen kesim arasında çatışma ortamı yaratma amaçlı icra hükümleri, Fatih ve Kadıköy semalarındaki gösterileri de kapsıyor. Bu gösteriler ardından, “cübbeli, sarıklı, çarşaflı” gruplar oluşturularak Hava Müzesi’ne saldırılması planlanıyor:
“134’üncü Filo Komutanlığı İstanbul’da birer gün ara ile iki gösteri yapacaktır. İlk gösteri Kadıköy Meydanı üzerinde olacak ve büyük bir kalabalığın katılması sağlanacak İstanbul garnizonu içerisinde bulunan askeri öğrenciler ile er ve erbaşlar sivil kıyafetli olarak gösteriye katılacaktır. İkinci gösteri ise Fatih’te Çarşamba semti üzerinde gerçekleştirilecektir. Gösterinin yapıldığı gece yarısı cübbeli, sarıklı ve çarşaflı gruplar ellerindeki yeşil bayrakları ve molotof kokteylleri ile Hava Müzesini basarak müzedeki uçakları tahrip etmeleri sağlanacaktır.”
Şiddete şiddetle karşılık verilecek
Planın devamında şöyle deniyor: “3’üncü ve 8’ inci Ana Jet Üs Komutanlıkları başta olmak üzere tüm hava birlikleri nizamiyelerine şeriat isteyen gruplar tarafından saldırılar düzenlenecek, mülki amirlerin izinleri beklenmeden olaylara müdahale edilecek geçici süreler ile hava birlikleri etrafındaki bölgelerde sokaklarda, caddelerde ve çevre yolu ve karayollarında güvenlik bölgeleri oluşturularak denetim sağlanacak, arama yapılacak, şüpheli olduğu gerekçesi ile bazı şahıslar belli süreler alıkonulacaktır. Şiddet gösterenlere şiddetle cevap verilecek gerekli durumlarda silah kullanmaktan çekinilmeyecektir.”
Ankara Ticaret Odası’nın davetiyle
“Tek yol sıkıyönetim” şiarını taşıdığı izlenimi veren Orja, hedefini açıkça ortaya koyuyor:
“Hükümetin sıkıyönetim ilan etmesi sağlanıncaya kadar faaliyetlere aralıksız devam edilecektir. Meclisin sıkıyönetim ilan etmesi için gerekli oy oranı yakalanamazsa, Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) davetlisi olarak Ankara şehir merkezi üzerinde hava gösterileri yapılacak, TBMM’nin çalıştığı gün ve saatlerde meclis üzerinden çok alçak uçuşlar yapılmak sureti ile TSK’nin varlığı hissettirilecektir.
Sıkıyönetim ilan edildikten sonra Ege ve Trakya’da faaliyetler tedricen azaltılacak ve gerilim ihtiyaç nispetinde düşürülecektir. Özellikle İstanbul’daki sivil itaatsizliğe karşı Bandırma, Çorlu Meydanlarında 4’er uçak 24 saat hazırlık durumunda gösteri uçuşu ve gerçek atış yapabilecek şekilde yerde karışık yükle hazır bekletilecek, bu maksatla 162 nci Filo Komutanlığı’nın yarısı Çorlu Meydanı’na intikal ettirilecektir.”
Balyoz Güvenlik Harekât Planı’yla bağlantılı eylem planlarından en vahim ikisi “Çarşaf” ve “Sakal” adlarını taşıyor.
Çarşaf Eylem Planı Harekât Emri’nde Jandarma Yüzbaşı Hüseyin Topuz’un, Sakal Eylem Planı Harekât Emri’nde ise Jandarma Binbaşı Hüseyin Özçoban’ın imzaları var. Belgeleri Taraf’ın elinde bulunan her iki eylem planı da, İstanbul’daki camilere saldırı düzenlenmesini öngörüyor. Çarşaf Planı İstanbul Fatih, Sakal Planı ise Beyazıt Camii’ni hedef alıyor ve her iki plan da hemen hemen aynı keşif, taarruz ve tahrip talişmatlarını içeriyor.
Bu talimatları Çarşaf Planı’ndaki haliyle, ilgili belgeden aktarıyoruz:
Fatih ve Beyazıt’a Cuma saldırısı
Vazife bölümünde “Darbe için elverişli koşulları oluşturmak maksadıyla, İstanbul Fatih Camii’nde G Günü S Saatinde tedhiş faaliyeti icra edilecektir” yazan Çarşaf Eylem Planı’nın “İcra” hükümleri şöyle:
“Keşif Emniyet Timi tarafından faaliyetten bir hafta ve bir gün önce Cuma namazı vaktinde yapılan keşif neticeleri Keşif Emniyet Tim Komutanı tarafından Ekip Liderine bildirilecek ve hedef bölgesindeki son değişikliklere göre faaliyet planı güncellenecektir. Faaliyetten bir saat önce bölgenin son keşfi yapılacak, faaliyeti etkileyebilecek herhangi bir husus varsa ivedi olarak Ekip Liderine bildirilecektir. Üç kişiden oluşacak olan Keşif Emniyet Timinin iki personeli hedef bölgesi dışında , bir personeli ise içeride (cami avlusu ve cami içerisinde) keşif yapacaktır. Dış keşifte; bir personel camiin yakın çevresinin keşfini (Cami avlusu yakın çevresi) diğer personel ise uzak keşfini (Cami 500 m. Çevresi ) yapacaktır. Hedefte tahrip, cep telefonu düzenekli patlayıcı ile gerçekleştirilecek, patlayıcı madde ayrı bir Ekip tarafından hazırlanacak ve faaliyetin icra tarihinden bir gün önce Taarruz Tim komutanı tarafından teslim alınacak ve faaliyet zamanına kadar Tahrip Unsuru tarafından eğitim ve provaları yapılacaktır.”
Çarşaf’ın devamında şöyle deniyor:
“Tahrip düzeneği Cuma namazının farzının kılınmasını müteakip patlatılacaktır. Tahrip düzeneğini patlatacak Taaruz timi en geç S saatinde yerlerini almış olacaktır. Taarruz timi icra edeceği faaliyetin provasını bir gün önceden aynı saatte aynı mekânda yapacaktır. G günü sabah S-2 saatinde tüm hazırlıklar yapılmış ve malzemeler alınmış olarak hedef bölgesine hareket edilecek, (hedef bölgesi ve civarı G günü kalabalık olacağından) araçlar tenha bir yerde park edilecek ve hedef bölgesine yaya olarak yaklaşılacaktır. Keşif Emniyet Timi hedefte son keşfini yapmasını müteakip Emniyet görevi için tertiplenecek Keşif Emniyet –A Camiinin kuzeyinde, Keşif Emniyet –B camiinin güneybatısında Keşif Emniyet-C Camiinin güneydoğusunda hedef bölgeyi gözlemleyecek şekilde yerleşecektir. Keşif Emniyet Timinin yerleşmesini müteakip Taarruz Timi yerini alacaktır.
Tahrip düzeneği bir çanta içerisine yerleştirilmiş olarak Tahrip -A tarafından camii içerisinde caminin iç kısımlarındaki cemaate yakın ayakkabılığa bırakılacak kendisi de cami çıkışında kapıya yakın bir yerde yerini alacaktır.
Keşif Emniyet Timi en geç S saatinden 10 dakika evvel yerleşmiş olacaktır. Tahrip düzeneğini patlatacak Taarruz Timi en geç S saatinden 5 dakika önce yerlerini almış olacak, faaliyet Cuma namazının farzının kılınmasından sonra icra edilecektir. Tahrip-A farzın kılınmasını müteakip süratle camiden çıkacak ve “Tahrip Hazır” İşaretini verecektir.
Tahrip-A’nın camiden çıkmasını müteakip avluyu terk etmesi “Tahrip Hazır” camiden çıkmayı müteakip avluda şadırvanda ellerini yıkaması ise “Tahrip İptal” işareti olacaktır. Tahrip –A’ nın “Tahrip hazır işaretini” gören ve camii avlusunda bekleyen Tahrip-B, camii avlusundan çıkıp 300 m. kadar uzaklaştıktan sonra ilgili telefon numarasını arayarak tahribi gerçekleştirecektir. Tahrip timi patlamayı müteakip bölgeden süratle sıyrılacaktır. Patlama esnasında; Kayıt –A camii üst katından, Kayıt-B camii alt katından patlama ânını ve sonrasında oluşan panik havasını çekecek, patlama sonrası önce camii avlusunda toplanan ve sonra ana caddeye intikal ederek caddeyi kapatan öfkeli kalabalığın camii avlusunda toplanmasını ve caddedeki eylemlerini hem Kayıt-A hem de Kayıt-B birbirlerinden bağımsız ayrı noktalardan üzerlerindeki video kayıt cihazlarıyla kaydedeceklerdir. Kayıt timi (Kayıt-A ve Kayıt-B ) kaydettikleri görüntü kayıtlarını Keşif Emniyet Tim Komutanına teslim edecek ve müteakiben bölgeyi geldikleri araçlarla terk edeceklerdir. Keşif Emniyet Tim K.’nı söz konusu görüntüleri ivedi olarak internet üzerinden yayılmasını sağlayacaktır. Patlamayı müteakip oluşan kargaşadan da istifadeyle cami içerisindeki Tahrik timinden Tahrik-A bir kısım radikal Fatih esnafı içerisine sızdırılmış Tahrik-B ile irtibata geçecektir. Tahrik- A ve Tahrik-B irtibatlı bulundukları ve halkın içerisine sızmış bulunan provokatörleri harekete geçirecek. Böylece Cami cemaatinin, çoğunluğunu Fatihli esnafın oluşturduğu öfkeli radikal grupla ana cadde üzerinde birleşmesi sağlanacaktır. Yapılacak manipülasyonlarla öfkeli grubun yaşananları irticai söylemler ve sloganlar eşliğinde protesto etmesi sağlanacaktır. Faaliyetin icrasından sonra; Tahrip unsuru tahribi müteakip, Kayıt Timi kayıtlarını tamamlamalarını ve Keşif Emniyet tim komutanı ile buluşmayı müteakip yaya olarak ayrı güzergâhlardan arabalarını park ettikleri bölgeye intikal edecek ve kendi araçları ile bölgeden uzaklaşacaklardır. (Tahrip unsuru bir araca, Kayıt timi diğer araca binecek şekilde)Faaliyet sonrası durum, trafik sıkışıklığı, yol kapaması, arama ve bunun gibi sebeplerle araçlı intikale imkân vermediği takdirde, unsurlar yaya olarak ayrı ayrı güzergâhlardan toplu taşım araçlarını kullanarak “emin ev”de buluşacaklardır.”
Amaç yaralı sayısını arttırmak
“Çarşaf” ve “Sakal” eylem planlarının “koordinasyon talimatı” başlıklı bölümlerinde hedef “yaralı sayısını arttırmak” olarak kayda geçiriliyor. Çarşaf’ın ilgili bölümü şöyle:
“Ekip Lideri ve ekibi tarafından; Fatih esnafı içerisinde yer alan ve dini grup cemaatlerle faaliyet içerisinde olan şahıslarla irtibat çok dikkatli kurulacak, içeriden yürütülecek propagandanın çerçevesi operasyon öncesi bildirilerek yönlendirilecektir. Faaliyette kullanılacak tahrip düzeneği başka bir Ekip tarafından temin edilecek ve üst komutanlığın yapacağı koordine neticesinde, emredilecek yer ve zamanda Tahrip Unsur komutanına teslim edilecektir.
Konulacak malzemenin ölümden daha çok yaralanmaya sebep olacak şekilde hazırlanması sağlanacaktır. Cami ve çevrede bulunan kameraların durumu tespit edilecektir. Tv’lerde canlı yayına bağlanarak fikir ifade edebilecek olanların tespiti ve yönlendirmesi Ankara’dan yapılacaktır.”
Emniyetli telefonlar, kiralık araçlar
“Çarşaf” planının “Komuta ve Muhabere” bölümünde ise şöyle deniyor:
“Operasyon Ekip Lideri tarafından yönetilecektir. Ekip lideri Tahrip Timinde Tahrip-B görevini icra edecek, görevi müteakip, faaliyetleri hedef bölgeye hakim bir noktadan takip ve kontrol edecektir.Ekip lideri etkisiz hale gelmesi durumunda Tahrik Tim Komutanı(Tahrik-A) emir komutayı alacaktır. Operasyon esnasında muhabere, emniyetli cep telefonları ile sağlanacaktır. Operasyon timinin cep telefonları evlerinde ve eşlerinde olacaktır. Operasyon günü için kullanılacak cep telefonlarını Keşif Timi temin edecek aynı gün sabah tüm telefonlar personele dağıtılacaktır. Sadece ihtiyaç olduğu takdirde telefonlar kullanılacaktır. Olayı müteakip cep telefonları kapatılıp Keşif Emniyet Tim K.’na geri teslim edilecektir. Operasyonda kiralık araçlar kullanılacak ve araçlar kiralanırken gerçek isimle kayıt yapılmayacaktır.”
Balyoz Harekât Planı
Harekât planının altında 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan’ın imzası var. Doğan’ın imzasında kullandığı unvan “Balyoz Sıkıyönetim Komutanı.”
Planın vazife bölümünde hedef şöyle anlatılıyor: “Balyoz Komutanlığı, ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlayarak muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek ve laik demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri, bir daha hortlamamak üzere ebediyen ortadan kaldırmak maksadıyla; derhal, AKP Hükümetini iktidardan uzaklaştıracak ve mevcut irticai yapılanmayı şiddetle bertaraf ederek, belirlenen kadroları iktidara getirerek laik devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis edecektir.” İşte icra planını da yarın Taraf’ta okuyacağınız Balyoz Harekât Planı’nın geniş bir özeti.
Maksat:
(1)BALYOZ Komutanlığı, İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına yerine getirme azim ve kararlılığı içerisinde laik devlet otoritesinin temini için gerekli olan tedbirleri alacaktır.
(2)Harekatın maksadı; ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve laik demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri, bir daha hortlamamak üzere ebediyen ortadan kaldırmaktır.
Düşman Durumu:
(1)İrticai grupların, hedefe giden yolda engel olarak gördükleri TSK’ya karşı bir taraftan sızma gayretleri artarak devam ederken diğer taraftan yıpratma, komuta zafiyeti içerisinde ve dinsiz gösterme çabaları da artan bir ivme ile devam etmektedir.
(2)Mevcut iktidarın uygulamalarından cesaret bulan irticai grupların, devlet düzenimizin temelini oluşturan laiklik ilkesini kendi çıkar ve amaçlarına göre yorumladıkları görülmektedir. Bu kapsamda; başta öğretim kurumları olmak üzere, kamu hizmetlerinin yerine getirildiği çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında, irticai hareketin simgesi olan türban ve başörtüsü kullanılmasında ısrarlı davrandıkları gözlenmektedir. Bu yoldaki ısrar, masumane bir tercihten ziyade, laik cumhuriyet ilkelerine karşı dine dayalı bir devlet düzeni kurmaya yönelik din ve vicdan hürriyetini aşan sistemli çabaların bir parçası olarak devam ettirilmektedir.
(3)ABD ve AB ülkelerinin karşılıklı paslaşmalarını seyreden ve ülke menfaatlerini gözetmeden her talebi emir telakki eden, Büyük Atatürk’ün deyimi ile müstevlilerin siyasi emellerine boyun eğmiş AKP Hükümeti;
(a)İrticai faaliyetlerin ülke içerisinde artmasına, güç kazanmasına, kadrolaşmasına ve teşkilatlanmasına tam destek vermekte,
(b)Ekonomik çözümsüzlüklerin yol açtığı boşluklardan da istifade ederek, istediği karşı devrimi gerçekleştirebileceğini hissettirmekte ve tüm ülke genelinde AKP yandaşları, tarikat ve cemaatler ile devlet kademelerinde hızla kadrolaşmakta,
(c)İktidarın kendisine sağladığı imkân ve kabiliyetleri kullanarak medya, sivil toplum örgütleri ve bürokrasiyi kendine bağımlı hale getirmeye çalışmakta,
(ç)Mevcut yetkiler ile hukuki boşluklardan da istifade edilerek mürteci ve dogmatik yapıda insan yetiştirmeye uygun ortam sağlayan medrese, tekke ve zaviye tipi, eğitim ve öğretim birliğini ortadan kaldıran çarpık bir eğitim sisteminin yeniden hayata geçirilmesini hedeflemekte,
(d)Bu amaçlarına ulaşmak maksadıyla, anayasa değişikliği ve hukuk reformu adı altında TSK ile birlikte laik cumhuriyetin en önemli teminatı anayasal kurumların etkinliğini kıracak, kendi amaçları doğrultusunda evrimleştirecek yollar aramakta,
(e)Başta dışarıdan müzahir ABD ve AB ülkeleri olmak üzere, içeriden irtica ile iltisaklı medya, hukuk, bürokrasi, emniyet, maliye ve daha birçok kamu kurum ve kuruluşunda örgütlenmiş yandaşları ile koordineli ve planlı çalışmalarla laik kesimi ve rakiplerini hareket edemez hale getirmekte,
(f)AB üyeliğini ve terör sorununu bahane ederek, Cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmeye yönelik çabalarını, dış desteğin de etkisiyle devam ettirmektedirler.
(4)AKP Hükümetine, AB üyeliği kapsamında dış güçler tarafından sağlanan mali ve siyasal destek devam ederken, Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile İslami gruplar tarafından sağlanan ekonomik destek de artmaktadır. ABD, AB, irticai unsurlar, bölücü unsurlar ve AKP ortak eylem ve söylem birliği ile hareket etmektedirler.
(5)İktidar ve irtica yanlısı basın yayın organları her geçen gün cesaretlenip palazlanırken, muhalif basın, geçmişte yaptığı şahsi yanlışlıkların bedelini, görevini yapmayarak ve/veya yapamayarak ödemektedir. Toplumsal muhalefet sindirilmiş, muhalif basın ekonomik ve mali denetim tehdidi ile susturulmuştur.
(6)İrticai faaliyet gösteren vakıf ve dernekler ile yıkıcı bölücü unsurlar işbirliklerini alenen yapma pervasızlığını göstermektedirler. Bunu AB süreci, birlik - beraberlik, kardeşlik, demokrasi vb. evrensel temaları kullanarak yapmaktadırlar.
(7)Buna karşın muhalefet partileri de etkin, önleyici, alternatif oluşturan, siyasal iktidarın faaliyetlerini denetleyici ve geniş halk kitlelerinde yankı bulan bir muhalefet sergileyememekte; basit, tutarsız, kişiliksiz, silik ve günü kurtarmaya yönelik söylemlerle muhalefet yapmaktadırlar. Mevcut durumları itibari ile halkta giderek artan bir umutsuzluğa yol açmaktadırlar. Laik cumhuriyeti kurtaracak, birlik ve beraberliği sağlayacak ve gerekli tedbirleri alacak siyasi ufuktan yoksun liderler, koltuklarını korumanın ötesinde, kısır ve uzlaşmaz tavırların üstünde bir davranış ortaya koyamamaktadırlar.
Dost Durumu:
(1)3 Kasım seçimlerinde AKP, % 30 civarında oy almıştır. Ancak son günlerde öne çıkan ümmetçilik faaliyetlerine rağmen, bu oranın tamamının irticayı desteklediği sonucunun çıkarılmasının uygun olmayacağı değerlendirilmektedir. Bunlardan birçoğu daha önceki hükümetlerin icraatsızlığına tepki oyları olup, AKP içinde de harekatımıza, müzahir ve dost gruplar bulunmakta, ihtimaller karşısında yönetici elite yakın durmaktadırlar.
(2)Buna rağmen, şimdiye kadar içimizde barınmayanlar meclise taşınmıştır. Bu meydan okuma karşısında kategorili personel pervasızca biraz daha cesaretlenmiş ve kadrolaşma faaliyetlerine hız vermişlerdir. Bu nedenle anılan personelin, sadece Silahlı Kuvvetler içerisinden değil, bütün kamu kurum ve kuruluşlarından derhal uzaklaştırılmaları bir zorunluluk haline gelmiştir.
(3)Her türlü olumsuz şartlara rağmen cumhuriyeti koruma ve kollamaya yönelik eylem ve planlamalarımız devam etmektedir. Bu kapsamda;
(a)TSK bünyesindeki dost ve müzahir unsurlar dışında kalan, özellikle yüksek rütbeli personelin kontrol altında tutulmasına,
(b)TSK’nın her kademesine müzahir eleman temini konusunda referans uygulamasına (ÇYDD, ADD, Türkiye Gençlik Birliği vb.) devam edilerek azami koordinasyon sağlanmasına,
...
(d)TSK haricindeki dost unsurlar tarafından yapılacak ekonomik operasyonlar, basın yayın faaliyetleri ve sosyal sorumluluk projelerinin yakından takip edilmesine ve gerektiğinde koordinasyonun sağlanmasına,
(e)Aleyhe yapılan her türlü propaganda ve yasal düzenleme girişimlerinde muhalefet partileri ile koordineli fikir ve eylem birliği içerisinde hareketler sergilenmesine devam edilecektir.
Bu nasıl vicdandır ki kendi ülkenin insanlarının ibadethanesinde onları bombalayacaksın. böyle bir kurum varmıdır bu saatten sonra yoktur!
İstanbul'da sabah saatlerinden itibaren etkili olan kar ve fırtına hayatı olumsuz etkiliyor.
İstanbul'da sabah saatlerinden itibaren etkili olan kar ve fırtına hayatı olumsuz etkiliyor. Kadir Topbaş kar yağışı ile ilgili yaptığı açıklamada "Bize gelen bilgilere göre, saat 18:00'den sonra kar yağışı artacak ve kent merkezini daha da etkisi altına alacak. Gece saatlerinde sıcaklık daha da düşecek, biz bütün tedbirleri aldık". dedi
Avrupa’dan gelen soğuk ve kar yağışı başladı. İstanbul'da yağışların bir hafta sürmesi bekleniyor. Marmara'da bugün sıcaklık, ortalama -8 derece hissedilecek.
Topbaş AKOM'dan açıklama yaptı
İstanbul'da sabah saatlerinden itibaren etkili olan kar ve fırtına hayatı olumsuz etkiliyor. Kadir Topbaş kar yağışı ile ilgili yaptığı açıklamada "Bize gelen bilgilere göre, saat 18:00'den sonra kar yağışı artacak ve kent merkezini daha da etkisi altına alacak. Gece saatlerinde sıcaklık daha da düşecek, biz bütün tedbirleri aldık". dedi
Kar, Pazar günü Trakya hariç bölgede devam edecek.
Pazartesi de aralıklı olarak kar var. Sıcaklık ortalama -7 derece olacak. Pazartesi ve Salı en soğuk günler olacak.
Olumsuz hava koşullarına karşı gerekli önlemlerin alındığını ifade eden Güler, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin, İl Afet ve Koordinasyon Merkezinin 24 saat çalışacağını bildirdi.
Güler, 'Akşamdan itibaren yüksek kesimlerde kar yağacak. Bugünden itibaren tipi şeklinde kar yağışı bekleniyor. Özellikle rüzgarın zaman zaman hızını artıracağı, 60-70 kilometreye kadar, hatta zaman zaman 80-90 kilometreye kadar fırtına şeklinde eseceği ifade edilmiştir. Tedbirler de buna göre alındı. Genel hayatı etkileyecek şekilde bir kar yağışı en son 2004'te yaşandı. 'İlimizde 'örtü' teşkil edilecek bir kar yağışı son 3 yıldır görülmedi. Meteoroloji, bugün ve pazar günkü kar yağışlarının 'örtü' teşkil edecek tarzda yağacağını ve tipi şeklinde olacağını belirtti" dedi.
İSTANBUL EKSİYE İNİYOR
Kar yağışı bugün gün boyunca etkili olacak. Kar yağışı, yarın Anadolu Yakası’nda yoğun olarak sürecek.
Pazartesi günü de kar var. Sıcaklık önümüzdeki günlerde hep 0 derece ve altında olacak.
İstanbul'da son 50 yılda en düşük sıcaklık, 1960 yılında -11.6 derece ölçülmüştü.
Haftaya sıcaklıkların bu seviyelere kadar düşeceği tahmin ediliyor.
FIRTINA ÇATILARI UÇURDU
İstanbul'da gece boyunca devam eden yağmur ve fırtına hayatı olumsuz etkiledi. Pendik Abdiipekçi caddesi Yasin sokakta bulunan bitişik 2 binanın çatısı şiddetli rüzgar nedeniyle uçtu. Çevredeki binaların pencerelerini kıran çatılar sokakta park halinde bulunan 3 aracı üzerine düştü. Üzerine tente ve tahta parçaları düşen araçlarda maddi hasar meydana geldi.
Esenler Selimiye Caddesi üzerinde 5 katlı binanın çatısı fırtına nedeniyle park halindeki araçların üzerine uçtu. Üzerine tente ve tahta parçaları düşen 6 araç hasar gördü. Bazı evlerin camlarının kırıldığı olayda ölen ya da yaralanan olmadı.
Araç sahipleri şiddetli fırtınanın çatıyı uçurduğunu ve çatıdan kopan parçaların araçların üzerine düşerek zarar verdiğini anlattı. Zabıta ve itfaiye ekipleri olay yerinde önlem aldı.
Kar lastiği olsa da zincirsiz çıkmayın!
Güler, tipi şeklinde yağacak kar nedeniyle karayolu ve deniz yolunda aksamalar yaşanacağını kaydetti.
Güler, "Vatandaşlara, don ve buzlanmaya karşı dikkatli olmalarını öneriyoruz. Herkes olumsuz havanın yaratacağı etkileri dikkate alarak, trafikte dikkatli olmalı. Vatandaşlarımızın, mümkün olduğunca, toplu taşıma araçlarını tercih etmelerini rica ediyoruz. İnsanların kar yağışlarının etkili ve tipi şeklinde olduğu yerlerde, E-5 ve TEM otoyolunda dikkatli olmaları gerekmektedir. Herkes, araçlarında takoz, zincir ve çekme halatını mutlaka bulundurmalı. Kar lastiği bulunan araçlardan da zincir istiyoruz. Bazen aşırı kar yağışında, kar lastiği yeterli olmayabiliyor. Tipi şeklindeki kar yağışının alındığı dönemlerde, özellikle gişelerde, kavşaklarda ekiplerimiz zincirsiz araçların seyrine izin vermeyecektir. Hatta tipinin artması halinde zaman zaman 'belli şerit azaltmalarıyla' olumsuzlukların önüne geçilmeye çalışılacaktır" diye konuştu.
Vatandaşların emniyet şeritlerine dikkat etmeleri gerektiğini kaydeden Güler, özellikle 2004'te emniyet şeritlerinin işgal edilmesinin çok büyük sıkıntılara yol açtığını ve bu konuda vatandaşlardan hassasiyet beklediklerini bildirdi.
Uğur MUMCU, 24 Ocak 1993 günü, insanlık düşmanı, Cumhuriyet düşmanı, aydınlanma düşmanı, çağdaşlaşma düşmanı, yobazlığın maşası katillerce şehit edildi.
Bu günlerde ulusumuzu aydınlığa çıkaracak, Atatürk İlke ve Devrimlerini, Atatürkçü Düşünceyi savunmak, yaymak , devletin ana politikası olarak uygulatmak ve demokratik ortamda mücadele vermek için görev UĞUR MUMCU gibi çağdaş, Atatürkçü, demokrat insanlara ve kalemlere düşmektedir.
Uğur mumcuyu rahmetle anıyorum. ruhu şad olsun inş.. Abdi ipekçi'nini katili Ağca kral ilan edildi ülkemizde günlerdir medya tarafından.... bugün Uğur mumcu'nun katilleri hala bulunamamış.. öyle bir toplum modeli şekilleniyor ki yeni ağcalar (maşalar) yetiştirilmeye çalışılıyor, ergenekon ve darbe planları ne kadar karamsar bir tablo..
Sokak Şairi
24-01-2010, 11:44
uğur mumcu'nun yaşamına kastedenler ne kadar önemli olduğunu biliyorlardı ki bu kanlı işe giriştiler..
Umarım bu ergenekonla beraber bu suikasti yapanlarda ortaya çıkarlar..
eminim ki bağlantısız değil...
Ruhun şad olsun Ugur abi...
"Gene bir 24 Ocak günü düşünceleri, duyguları, saygın yaşamı, eğilmez bükülmez kalemiyle siyaset, bilim ve medya dünyamızın saygın isimlerinden biri olan mücadele arkadaşımız İsmail Cem'i, acısını yüreğimize gömerek sonsuzluğa uğurlamıştık. Bir başka Ocak ayında ise siyaset ve bilim dünyasının seçkin ismi Aydın Güven Gürkan aramızdan ayrılmıştı. Türkiye'nin yetiştirdiği çok seçkin bir Emniyet Müdürünü, Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan'ı da Ocak ayında kaybetmiştik.
Bugün büyük bir özlem ve saygıyla başta Ankara olmak üzere Türkiye'nin her yerinde kitlesel etkinliklerle andığımız demokrasi ve özgürlük mücadelesinin aydınlanma fenerleri Uğur Mumcu ve İsmail Cem ile Ocak ayında Türkiye'nin büyük kaybı olarak toprağa verdiğimiz Muammer Aksoy, Aydın Güven Gürkan ve Gaffar Okan'a rahmet, yakınlarına, yol ve mücadele arkadaşlarıyla milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum."
Dostyakasi
24-01-2010, 13:11
Diyarbakır Emniyet Müdürü İken Uğradığı Silahlı Saldırı Sonucu 5 Polis Memuruyla Birlikte Şehit Edilen Ali Gaffar Okkan, Vefatının Dokuzuncu Yılında, Sakarya'nın Hendek İlçesinde Mezarı Başında Anıldı.
Diyarbakır Emniyet Müdürü iken uğradığı silahlı saldırı sonucu 5 polis memuruyla birlikte şehit edilen Ali Gaffar Okkan, vefatının dokuzuncu yılında, Sakarya'nın Hendek ilçesinde mezarı başında anıldı.
Şehit emniyet müdürü Okkan'ın mezarı başında düzenlenen anma törenine; Diyarbakır eski valisi Cemil Serhatlı, İzmir Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz, Emniyet Genel Müdürlüğü Haberleşme Daire Başkanı Nizamettin Acar, Hendek Kaymakamı Mustafa Ayhan, şehit emniyet müdürünün eşi Zerrin Okkan, kızı Sezin Okkan, ablası Sebahat Aslan ile kız kardeşi Gülsüm Özger ve çok sayıda vatandaş katıldı. Tören öncesi eşi ve kızı, Gaffar Okkan'ın mezarına karanfil bıraktı. Saygı duruşuyla başlayan anma töreninde, Okkan'ın kısa özgeçmişini okuyan komiser yardımcısı gözyaşlarını tutamadı.
Kar yağışı altında gerçekleşen törende konuşan İzmir Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz, sözlerine 'Gaffar ağabeyimi anlatmak mümkün değil onu yaşamak gerekir' diyerek başladı. Şehit Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan'ın çalışmasıyla, yaşamıyla, dürüstlüğü ve insanlığıyla herkesin ders alacağı bir insan olduğunu kaydeden Yılmaz, "Büyük ülkemizde akademisyenler üniversitelerde özellikle planlama, koordinasyon, vizyon ve misyondan bahsediyorlar. Hiç biri akademik verilere dayanmamasına rağmen Gaffar ağabeyim Rabbimin ona verdiği bir önderlik, insanlık, kardeşlik, sahiplenme ve bunu devleti adına millete hizmet verirken ortaya koyabilme yeteneğine sahip olabilmenin örneğiydi. Gaffar ağabeyim ile çok özel anılarım ve günlerim oldu. Ben onun kardeşi olduğumdan ötürü aşırı mutluluk duyuyorum." dedi. Konuşmaların ardından tören, Okkan'ın mezarı başında yapılan duanın ardından son buldu.
Dostyakasi
24-01-2010, 13:15
Tedavi Gördüğü Hastanede Vefat Eden İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İksv) Yönetim Kurulu Başkanı ve İş Adamı Şakir Eczacıbaşı'nın Cenazesi, 26 Ocak Salı Günü Teşvikiye Camisi'nde Düzenlenecek Törenin Ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda Toprağa Verilecek.
Tedavi gördüğü hastanede vefat eden İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) Yönetim Kurulu Başkanı ve iş adamı Şakir Eczacıbaşı'nın cenazesi, 26 Ocak Salı günü Teşvikiye Camisi'nde düzenlenecek törenin ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilecek.
İKSV'den yapılan açıklamada, vakfın 1993 yılından beri yönetim kurulu başkanlığını yürüten fotoğraf sanatçısı, yazar, kültür adamı Şakir Eczacıbaşı'nın bir süredir tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi'nde dün yaşamını yitirdiği belirtildi.
Açıklamada, Eczacıbaşı'nın cenazesinin 26 Ocak Salı günü Teşvikiye Camisi'nde öğle vakti kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verileceği bildirildi.
Uğur Mumcu'yu özlemle anıyoruz
Bombalı saldırı sonucu, 24 Ocak 1993'te yitirdiğimiz Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu'yu, katledilişinin 17. yıldönümünde özlemle anıyoruz...
http://static.jurnal.net/archive/4409/peaKnPSacbH.jpg
Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu’nun katledilişinin üzerinden geçen 17 yıl boyunca adalete de, kıyımın ve tetikçilerin ardındaki “asıl güce” de ulaşılamadı. Mumcu’nun aracına bomba konulmasına gözcülük ettiği belirtilen Oğuz Demir ise 17 yıldır firari ve bulunamadı.
Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu’nun katledilişinin üzerinden 17 yıl geçti. Bu süreçte, 13 hükümet, 15 İçişleri Bakanı, 13 Adalet Bakanı değişti ancak olay tüm boyutlarıyla aydınlatılamadı. 7 yıl boyunca faili meçhul dosya olarak tozlu raflarda bekleyen Mumcu suikastı dosyası, İstanbul’da terör örgütü Hizbullah’ın İlim grubuna yönelik 17 Ocak 2000’deki operasyonda elde edilen CD ve disketlerdeki bilgiler üzerine yeniden açılabildi. Elde edilen bilgiler ışığında Mumcu suikastının faillerini yakalamak amacıyla 21 Şubat 2000 tarihinde “UMUT” (Uğur Mumcu Uzun Takip) operasyonuna başlandı.
Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı suikastının faili olarak 14 Mayıs 2000’de Ankara’da gözaltına alınan Necdet Yüksel’in yer göstermesi sonucu, Sincan’da çok sayıda patlayıcı ve mühimmat bulundu. Dönemin DGM Savcısı Hamza Keleş, 11 Temmuz 2000’de, 9 kişi hakkında idam istemiyle olmak üzere 17 sanık hakkında dava açtı, 111 kişi hakkında takipsizlik kararı verdi.
Mumcu’nun aracına bombayı yerleştiren Ferhan Özmen, Necdet Yüksel ve Rüştü Aytufan’ın da aralarında bulunduğu sanıklar, 14 Ağustos 2000’de yargılanmaya başlandı. Sanıklar Özmen, Yüksel ve Aytufan, “mevcut anayasal düzeni silah zoruyla yıkıp, yerine din kurallarına dayalı devlet kurmak için oluşturulan silahlı çeteye üye olup, anayasal düzeni değiştirmeye cebren teşebbüs ettikleri” gerekçesiyle ölüm cezasına çarptırıldı.
Dosyanın temyiz için gittiği Yargıtay 9. Ceza Dairesi, idama mahkûm edilen Yüksel ve Aytufan’ın cezasını müebbete dönüştürerek onadı, ölüm cezasına çarptırılan Özmen’in de aralarında bulunduğu 8 sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararlarını ise eksik soruşturma gerekçesiyle bozdu. DGM’lerin kapatılması üzerine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne devredilen davada, Özmen, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Dosyanın temyiz için ikinci kez gönderildiği Yargıtay 9. Ceza Dairesi, sanık Özmen’in ağırlaştırılmış müebbete çarptırılması kararını onadı. Böylece Mumcu suikastı yönünden dosya kesinleşmiş oldu. Ancak dosya kapsamında Ferhan Özmen dışında da tutuklu hiç kimse kalmadı.
17 yıl süren firar
Mumcu’nun aracına bomba konulmasına gözcülük ettiği belirtilen Oğuz Demir ise 17 yıldır firari ve bulunamadı. Demir’in İran’a kaçtığı yönünde belirlemeler yapıldı. Ancak bugüne değin Demir’in bu ülkede olup olmadığının kesinleştirilmesi ve iadesi konusunda adım atılmadı. Cinayetin hükümlülerinden olan ve 2005 yılında tahliye edilen Mehmet Ali Tekin’e Küçükçekmece Kaymakamlığı’ndan 2 bin TL’lik yardım yapıldığı ortaya çıktı. Davada 12 yıl hapse mahkûm olan Muzaffer Dağdeviren ise alacak-verecek meselesi yüzünden çıkan silahlı çatışmada öldürülmüştü.
http://t3.gstatic.com/images?q=tbn:idffqzbE2_C6SM:http://img187.yukle.tc/images/56764322644236c0fbb259bbjo2.jpg
http://www.internethaber.com/images/news/108795.jpg
AK Parti Suat Kınıklıoğlu, New York Times ve International Herald Tribune'de, Türkiye'nin İsrail şartlarını açıkladı.
(http://www.dostyakasi.com/forum/news_detail.php?id=229605)
AK Parti'nin Dışilişkiler Koordinatörü Suat Kınıklıoğlu, New York Times ve International Herald Tribune'de çıkan makalesinde Ortadoğu'daki yeni dönem ve Türkiye-İsrail ilişkilerine değindi. Kınıklıoğlu, ilişkilerin iyileşmesi için Gazze ve Suriye'yi adres gösterdi.
AK Parti Dış İlişkiler Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu, ''Türkiye'nin bölgesel bir güç olduğu ve artık soğuk savaş döneminin bir uydu devleti olmadığı yönündeki zihinsel değişikliği başta İsrail olmak üzere tüm ülkelerin yapması gerektiğini'' kaydetti.
Suat Kınıklıoğlu, New York Times ve International Herald Tribune gazetelerinde ''Biraz Saygı Lütfen'' başlığıyla çıkan makalesinde, İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un Türkiye'nin İsrail Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'a yönelik tutumunun ardından İsrail'in özür dilediğini, ancak bu olayın iki ülke arasında süren gerilimin bir başka aşamasından biri olacağınıbelirtti.
"ANLAŞMAZLIKLAR DEVAM EDER"
Kınıklıoğlu, ''Devlet yönetimi işini iyi bilenlerin, Gazze'deki insani durumun iyileştirilmesi, Yahudi yerleşimlerinin tamamen ve acil olarak dondurulması ve İsrail'in genel olarak barış süreciyle ilgili olarak duruşunda fark edilir değişiklikler olmadığı sürece, Türkiye ile İsrail arasındaki anlaşmazlıkların devam edebileceğini bildiklerini, Türkiye'nin İsrail'in politikalarına itirazının İsrail ve Amerika'da bazılarının iddia ettiği üzere Yahudi düşmanlığı olmadığını da çok iyi bildiklerini'' yazdı.
ABD ve Avrupa ülkelerinin Suriye'yi tecrit etmeye çalıştıkları bir dönemde, Washington'un Türkiye'nin Suriye'ye yönelik açılımını eleştirdiği günleri çok iyi hatırladığını ifade eden Kınıklıoğlu, bugün ise ABD ve Avrupa politikalarının bu konuda tamamen tersine döndüğünü ve şimdi iki tarafın da Suriye ile diyaloğa girmenin doğru yol olduğunu anladıklarını vurguladı.
Kınıklıoğlu yine o dönemde Türkiye'nin Orta Doğu ile ilgili görüşlerinin pek dikkate alınmadığını, ancak Amerikalılar'ın 2007 yılında tutumlarını değiştirmeye başladıklarını, Türkiye'nin artık soğuk savaş döneminin uydu devleti değil, bölgesel bir güç olduğunu ve kendisine bu şekilde davranılması gereğini kabul ettiklerini kaydetti.
Suat Kınıklığlu, ABD'de Türkiye ile ilgili bu zihinsel değişikliği sağlamanın biraz çaba ve zaman aldığını, ancak Barack Obama'nın ABD Başkanı olmasının ardından kısa bir süre sonra Türkiye'yi ziyaret etmesinin bu yeni anlayışı teyit ettiğini bildirdi.
"AVRUPA HALA ZORLANIYOR"
Avrupalılar'ın Türkiye ile ilgili bu zihinsel değişikliği yapmakta hala zorlandıklarını ve bu yüzden Türkiye-Avrupa ilişkilerinin halen kırılgan olduğuna işaret eden Kınıklıoğlu, İsrail'in de aynı şekilde Türkiye'nin değiştiği ve Orta Doğu'ya yeniden girişinin de kalıcı olduğu gerçeğini tam olarak kabul etmiş görünmediğini ifade etti.
"O GÜNLER GERİDE KALDI"
İsrail'in Türkiye ile ilişkilerde 1990'lar dönemine geri dönmeyi arzuladığını belirten Kınıklıoğlu, ''O günler geride kaldı'' dedi ve AK Parti hükümette bile olmasa o dönemin geri gelmesinin pek ihtimal dahilinde olmadığına işaret etti.
Suat Kınıklıoğlu, Türk büyükelçilerine her zaman düzgün bir şekilde davranılması gerektiğini vurgulayarak, bir Türk büyükelçisini küçük düşürmeye yönelik acemi, beceriksiz çabaların, İsrail'in iç siyasi hesaplarının asla bir parçası olmaması gereğinin de altını çizdi.
Türkiye'nin bölgesel politikasının, Orta Doğu da dahil yakın komşularıyla yeniden bütünleşmeyi öngördüğünü dile getiren Kınıklıoğlu, Türkiye'nin aynı zamanda bir G20 ülkesi ve BM Güvenlik Konseyi üyesi olduğunu, AB ile adaylık müzakerelerini sürdürdüğünü ve pek çok bölgede giderek daha da etkili olan bir ülke olduğunu vurguladı.
Kınıklıoğlu, Türkiye'nin bölgede daha kapsayıcı bir düzenin oluşması için diplomatik çabalarını sürdüreceğini de kaydetti.
"İSRAİL İLE İYİLEŞME MÜMKÜN GÖRÜNMEMEKTE"
Makalesinde, Türkiye'de kamuoyu yoklamalarında da teyit edildiği üzere Türk halkının ve hükümetinin Filistinliler'in içinde bulundukları kötü duruma karşı büyük hassasiyet duyduğu da ifade eden Kınıklıoğlu, ''(İsrail'e yönelik olarak) Gazze'deki insani durumu iyileştirme yönünde gözle görülür bir değişiklik olmadığı ve Suriye ile barış yapma yönünde daha yapıcı bir tutum benimsenmediği sürece, Türkiye'nin İsrail ile ikili ilişkilerinin niteliğinin iyileşmesi pek mümkün görünmemektedir.
Doğru yönde atılacak ilk adım, yeni bölgesel ortamı ve Türkiye'nin bölgedeki çıkarlarını kabul etmektir. Bunun olması için de Türkiye ile ilgili zihinsel değişikliği yapmak gerekmektedir'' dedi.
http://img.haberler.com/haber/759/deniz-bile-dondu_3708_o.jpg (http://www.haberler.com/resim.asp?haber_id=1890759)
Soğuk hava Çanakkale GeliBolu'da denizi dondurdu. Balıkçı teknekelerinin bağlandığı iç limanda denizin üzerinde buz parçaları oluştu..
Türkiye'nin birçok yeri karakışa teslim... Kayseri'de bir kişi donarak öldü. GeliBolu'nun İç Liman bölgesinde denizin üzerinde buz parçaları oluştu. Edirne'de ise Tunca Nehri'nin kıyı bölümü dondu Türkiye'nin büyük bölümü kar yağışı, soğuk ve fırtınayla mücadele ediyor. Kayseri'de bir kişi donarak ölürken, GeliBolu'nun İç Liman bölgesinde soğuk nedeniyle denizin üzerinde buz parçaları oluştu. Antalya'da ise ağaçlar çiçek açtı.
Erzurum: Tekman ilçesine 20 kilometre uzaklıktaki Düzyurt köyüne doğum yapmak üzere olan Nazire Yıldırım'ı almaya giden ve köye 2 kilometre kala kara saplanarak yolda mahsur kalan ambulans, 2 saat süren yol açma çalışmalarının ardından kurtarıldı. 112 Acil Servis ekibi, köyde doğum yapan Yıldırım ve bebeğini alarak Tekman Devlet Hastanesi'ne götürdü.
Konya: Ermenek ilçesinde doğum sancıları başlayan Hatice Keskin'in (27) bulunduğu otomobil, kar ve tipi nedeniyle 1.5 saat yolda mahsur kaldı. Karayolları ekiplerinin bir saatlik çalışmasıyla kurtarılıp hastaneye yetiştirilen kadın, ikiz bebek dünyaya getirdi.
Çanakkale: GeliBolu'da, Atatürk Meydanı'nda bulunan ve balıkçıların teknelerini bağladığı İç Liman bölgesinde soğuk hava nedeniyle denizin üzerinde buz parçaları oluştu. Şehir içindeki yollarda da buzlanma meydana geldi. İki gün boyunca yapılamayan feribot seferleri ise yeniden başladı.
EDİRNE: Hava sıcaklığının gece eksi 9 dereceye kadar düşmesi nedeniyle Tunca Nehri'nin kıyı bölümü dondu. Çok sayıda kişi buz tutan yollarda kayarak düştü. Belediye de 50 kişilik buz kırma timi kurdu. Caddelerde oluşan buzlar kırılarak kamyonlarla taşındı. Edirne'de en düşük hava sıcaklığının eksi 17 derece dolayında olması bekleniyor.
KOCAELİ: Olumsuz hava koşulları nedeniyle, Kocaeli Üniversitesi'nde bugün ve yarın yapılacak final sınavları, 3-4 Şubat tarihlerine ertelendi.
Bolu: D-100 karayolunun Bolu Dağı kesiminde, kar yağışı ve sis nedeniyle görüş mesafesi zaman zaman 30 metreye kadar düştü. Hava sıcaklığının gece eksi 15 dereceye kadar düşmesi nedeniyle doğa harikası Gölcük'te göl yeniden buz tuttu. Karla kaplı çam ormanları beyaza bürünen gölle bütünleşince muhteşem manzaralar ortaya çıktı.
KAYSERİ: Akkışla'da kaybolan Mehmet Akşit (78), ilçe merkezine yaklaşık 3 kilometre uzaklıktaki Cıncıklıdere mevkiinde, dere kenarında ölü olarak bulundu. Erciyes kayak merkezinde ise kar kalınlığı 112 santimetreye ulaştı.
SİVAS: Kar yağışı nedeniyle 121 köy yolu ulaşıma kapandı.
İZMİR: İzmir'de polis, sokaklarda kaldığı belirlenen kişileri, karakollara getirerek geceyi sıcak bir mekânda geçirmelerini sağladı.
İstanbul'DA SICAKLIK -8'E KADAR DÜŞECEK
Kötü hava koşullarıyla mücadele çalışmalarında, 3 bin 475 personel ile 770 aracın sabaha kadar ana arterler, meydanlar, E-5 ve TEM bağlantı yollarında görev yaptığı, ekiplerin 22.00-07.00 saatleri arasında yollara 4 bin 120 ton tuz, 61 ton solüsyon kullandığı açıklandı.
Kentteki kar yağışının bugün akşam saatlerine kadar devam edeceğini belirten İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, perşembe gününe kadar yollardaki buzlanmaya dikkat edilmesini istedi.
Topbaş, "Perşembe'ye kadar ciddi bir buzlanma olacağı tahmin ediliyor. Sıcaklığın da -8'e kadar düşeceği belirtiliyor. Özellikle sürücülerin viyadük ve köprüler başta olmak üzere araç kullanırken dikkat etmesi gerekiyor. Kar lastiği kullanan araçlara müdahale edilmeyecek. Bizim tavsiyemiz zincir yerine, kar lastiğinin edinilmesidir" dedi
Emeklilire müjde: Maaş farkları yatıyor
SGK emekli, malullük, vazife malullüğü, dul veya yetim aylığı alanlara aylıklarında oluşan fark tutarlarının şubat maaşıyla birlikte ödeneceğini duyurdu.
26 Ocak 2010 / 18:02
http://i.ensonhaber.com/news/164376.jpg
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), emekli, malullük, vazife malullüğü, dul veya yetim aylığı alan 1 milyon 839 bin 717 kişinin 01 ocak 2010 tarihinden geçerli olmak üzere aylıklarında oluşan fark tutarlarının, aylık almakta oldukları banka ve PTT şubelerine gönderileceğini bildirdi.
SGK BİLGİ VERDİ
SGK Başkanlığından yapılan açıklamada, kamu personelinin maaşlarının hesabına esas tutulan katsayıların 1 Ocak 2010-30 Haziran 2010 tarihleri arası için yeniden tespiti nedeniyle emekli, malullük, vazife malullüğü, dul veya yetim aylığı alan 1 milyon 839 bin 717 kişiye 01 Ocak 2010 tarihinden geçerli olmak üzere aylık farkı tutarlarının ödenmesi ile ilgili bilgi verildi.
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu'nun 31 Aralık 2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği hatırlatılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
''Bilahare, 10 Ocak 2010 tarihli ve 27 bin 460 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulunun 6 Ocak 2010 tarihli ve 2010/7 sayılı kararı ile 1 Ocak 2010-30 Haziran 2010 döneminde geçerli olmak üzere katsayılar yeniden belirlenmiştir.
Buna göre,;
1 Ocak 2010-30 Haziran 2010 döneminde geçerli olmak üzere, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 154. maddesi uyarınca, aylık gösterge tablosunda yer alan rakamlar ile ek gösterge rakamlarının aylık tutarlara çevrilmesinde uygulanacak aylık katsayısı (0,057383), memuriyet taban aylığı göstergesine uygulanacak taban aylık katsayısı ise (0,76293) olarak tespit edilmiştir.
5434 Sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun mülga hükümlerine göre emekli, malullük, vazife malullüğü, dul veya yetim aylığı alan 1 milyon 839 bin 717 kişinin 01 Ocak 2010 tarihinden geçerli olmak üzere aylıklarında oluşan fark tutarları, aylık almakta oldukları Banka ve PTT şubelerine gönderilerek, Şubat 2010 ayı içerisinde aylık almakta oldukları gün itibari ile ödeme yapılacaktır.
Buna göre,
A- Aylıklarını üçer aylıklar halinde almakta olanlardan;
1. Grupta aylık alanlara; Ocak ayı olmak üzere 1 aylık tutarında,
2. Grupta aylık alanlara; Ocak, Şubat ayı olmak üzere 2 aylık tutarında,
3. Grupta aylık alanlara; Ocak, Şubat, Mart ayı olmak üzere 3 aylık tutarında,
B- Aylıklarını birer aylık olarak alanlara; Ocak ayına ait 1 aylık tutarında aylık farkı tahakkuk ettirilmiştir.''
AA
2010 Doktor Maaşları
Yeni Doktor Maaşları 2010
2010 doktor aylıkları,2010 yılında doktor aylıkları
Üniversite ve sağlık çalışanlarının tam gün çalışmasını öngören yasanın TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesi ile birlikte tartışmalara sebep olan doktorların maaşları da belli oldu.
MAAŞLARA YENİ DÜZENLEME
Hekimlere, hem muayenehane hem de kamu hastanesinde ikili çalışma sistemini ortadan kaldıran yasa ile birlikte hekimlerin maaşlarına ilişkin de yeni düzenlemeler yapıldı. Kamu, üniversite ve askeri hastanelerde görev yapan hekimlerin aylık maaşlarına artış getiren yasa, aynı zamanda hekimlerin emekli maaşlarının da yükselmesine olanak tanıyor.
KLİNİK ŞEFLERİNİN MAAŞI 10 BİN 215′E KADAR ÇIKACAK
Sağlık Bakanlığı’ndan alınan bilgiye göre, bazı sağlık çalışanlarının mevcut durumu ve Tam Gün Yasası’nın uygulamaya girmesiyle birlikte alacakları aylık tavan gelir durumu ise şöyle:
Buna göre, mevcut sistemde bir klinik şefinin bin 930 lira olan sabit aylığı, Tam Gün Yasası uygulamaya girdiğinde sabit ek ödemeyle birlikte 3 bin 448 liraya, bin 423 lira olan emekli maaşı 2 bin 856 liraya yükseliyor. Mevcut sistemde tavan olarak toplam 10 bin 55 lira aylık gelire ulaşabilen klinik şefi, Tam Gün’le birlikte bu rakamı 12 bin 870 liraya yükseltebilecek.
UZMAN TABİBİN ÜCRETİ
Aylık sabit maaşı bin 765 lira olan uzman tabibin ücreti, yeni sistemde sabit ek ödemeyle birlikte 3 bin liraya, bin 423 lira olan emekli maaşı da 2 bin 594 liraya yükseliyor. Mevcut sistemde tavan ücreti de 7 bin 907 liradan, yeni uygulamanın getirdiği ek ödeme ve nöbet artışlarıyla birlikte 10 bin 215 liraya ulaşabilecek.
PRATİSYEN HEKİMİN MAAŞI
Pratisyen hekimlerin mevcut sistemde bin 540 lira olan sabit maaşları, yeni sistemde sabit ek ödemeyle birlikte 2 bin 206 liraya, bin 423 lira olan emekli maaşları ise 2 bin 52 liraya yükseliyor. Pratisyen hekimler, mevcut sistemde tavan ücreti olarak 5 bin 662 lira gelir elde edebilerken yeni sistemde bu rakam 7 bin 150 liraya kadar ulaşabilecek.
internethaber
Mazıdağı İlçesinde 4 Öğrenciyi Kaçırmak İstediği İddia Edilen Bir Kişi, İlçe Halkı Tarafından Linç Edilmek İstendi.
ilçesine bağlı bir köyden 4 öğrenciyi kaçırmak istediği iddia edilen bir kişi, köylülerin durumdan şüphelenip Jandarmaya haber vermesi üzerine yakalandı.Mazidagi Adliyesi'ne çıkartılan M.D., çocukların yakınları ve ilçe halkı tarafından linç edilmek istendi.
Geniş güvenlik önlemleri altında şüpheli adliye sarayından içeri alınırken, vatandaşların adliye önündeki bekleyişi ise sürüyor. Olay dün akşam saatlerinde ilçe merkezine 25 kilometre uzaklıktaki Özlüce Köyü'ne bağlı Beş Evler mezrasında meydana geldi. Kendisini Milli Eğitim görevlisi olarak tanıtan M.D., köylülerle bir süre sohbet etti. Daha sonra bir evde yaklaşık 20 kadar çocuğu toplayan M.D, içlerinden seçtiği 10-12 yaşlarındaki ilköğretim okuluna giden Ayşe, Zehre, Sultan ve Nimet Acar adlı kızların ismini sayıp, bunların eğitimdeki başarılarından dolayı Mardin Milli Eğitim Müdürlüğü'nce bilgisayar ve çeşitli hediyelerle ödüllendirildiğini ve çocukları ödüllerini almak üzere Mardine götüreceğini söyledi.
Kızlarla bir odada görüşen M.D.'nin, soyunmalarını istediği ileri sürüldü. Ağlayarak dışarı kaçan kızlar ailelerine haber verdi. Şüphelenen köylüler durumu jandarmaya bildirince çevrede geniş çaplı arama başlatıldı.kiziltepe ilçesi girişinde yakalanan M.D.,Mazidagi Adliyesi'ne getirildi.
Şüphelinin savcılıkta ifade işlemi sürerken, olayın duyulması üzerine adliye önünde toplanan vatandaşların bekleyişi sürüyor. Polis, güvenlik önlemlerini artırdı.
ANNE HAMŞE ACAR: KIZLARIMIZI KAÇIRMAK İSTEDİ
Olayın yaşandığı Mazidagi ilçesi Beşevler mezrasında yaşayan Sultan Acar'ın annesi Hamşe Acar yaşadığı olayı anlattı. Acar, "Bu kişi köye gelerek kendini milli eğitim görevlisi olarak tanıttı. Köyde topladığı yaklaşık 20 çocuğun arasından 4 kızımızı seçerek köydeki evimizin bir odasına götürdü. Burada onlara çeşitli hediyeler vereceğini ve bu hediyelerden kimseye söz etmemelerini istedi. Daha sonra vücutlarında her hangi bir yaranın olup olmadığını sordu. Çocuklar şüphelenip bize haber verdi. Adamın korkup kaçması üzerine biz de jandarmaya haber verdik."
SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ
Jandarmadaki ilk ifadesinde, hakkındaki iddiaları kabul etmeyen M.D., ifadesinden sonra tutuklanarak Mardin cezaevine gönderildi. Kız çocuklarının ifadeleri ise psikiyatri doktoru eşliğinde alındı. Bu arada, MD.'nin daha önce de cinsel taciz suçundan sabıkasının bulunduğu ileri sürüldü.
SİYAD üyesi Alin Taşçıyan, FIPRESCI Başkan Yardımcılığı’na getirildi...
http://img.ekolay.net/sinema/images/25012010111151_42_681160ar2.jpg
SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) üyesi Alin Taşçıyan, bugün Bari’de yapılan FIPRESCI (Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu) Genel Kurulu’ndaki oylama sonucunda, iki yıllığına FIPRESCI Başkan Yardımcılığı’na getirildi.
Bu seçimin Türkiye sinema yazarlığı için çok önemli bir adım olduğu belirtiliyor.
31 Ocak Pazar akşamı Beşiktaş Kültür Merkezi’nde yapılacak törenle sahiplerini bulacak 42. SİYAD Ödülleri’nin sunucuları belli oldu.
Ödül törenini, tek kişilik gösterileriyle 15 yılı aşkın bir süredir sahnede olan ve “Her Şey Çok Güzel Olacak”, “Vizontele”, “G.O.R.A.”, “Organize İşler”, “Hokkabaz”, “A.R.O.G” ve “Yahşi Batı” gibi filmlerde oyuncu, senarist veya yönetmen olarak karşımıza çıkan Cem Yılmaz sunacak.
Gecenin diğer sunucusu ise ünlü tiyatro ve sinema oyuncusu Şenay Gürler. Televizyonda “İkinci Bahar”, “Biz Size Aşık Olduk” ve “Avrupa Yakası” gibi dizilerde izlediğimiz, sinemada “Korkuyorum Anne” ve “İlk Aşk”taki rollerinden tanıdığımız, 2006’da SİYAD Ödülleri’nde “Korkuyorum Anne”deki rolüyle “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülünü kazanan Gürler anonslarıyla törende yer alacak.
Geçen yıl kaybettiğimiz değerli yönetmen Ahmet Uluçay’ın adıyla anılacak olan “Ahmet Uluçay Umut Ödülü” dahil 14 dalda ödüllerin verileceği gecede Sezer Sezin, Süleyman Turan ve Vedat Türkali Onur Ödülü’nün, Atilla Dorsay ise Tuncan Okan Emek Ödülü’nün sahibi olacak.
http://rsm.turkboard.us/data/thumbnails/8/ogretmen.jpgÖğretmenler Ağustos'ta atanacak
Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen atamalarını artık yılda bir kez Ağustos ayında yapacak. Atamalar, Ağustos ayında gerçekleştirilecek.
Milli Eğitim Bakanlığı, 2008 KPSS sınavını kazanan öğretmen adaylarından on bininin kadrolu olarak geçen Haziran ayında atamasının yapılmasıyla yılda iki kez atama uygulamasına son verdi.
Bakanlık, bu karara gerekçe olarak yıl ortasında yapılan atamalarda kış şartlarından ötürü yaşanan lojistik sorunları gösterdi.
Öğretmen atamaları bu yıldan itibaren sadece Ağustos ayında yapılacak.
kaynak (http://www.ntv.com.tr/id/25049196/)
2 yıldır akciğer kanseri tedavisi Ressam Ömer Uluç, İstanbul'da vefat etti.
Alınan bilgiye göre, yaklaşık 2 yıldır akciğer kanseri tedavisi gören ve kalp yetmezliği ile nefes darlığı şikayetiyle 5 gün önce İstanbul Cerrahi Hastanesi'nde tedavi altına alınan Uluç, bugün hayatını kaybetti.
Yazar Vivet Kanetti'nin eşi olan 79 yaşında hayatını kaybeden Ömer Uluç'un cenazesi, 30 Ocak Cumartesi günü Teşvikiye Camisi'nde öğleyin kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek.
http://www.hurriyet.com.tr/_np/5774/9735774.jpg
Ömer ULUÇ kimdir?
1953 yılında Robert Koleji bitirdikten sonra 1953-1957 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde önce mühendislik sonra resim eğitimi gördü. 1953 yılında Nuri İyem’in öncülüğünde kurulan "Tavan arası Ressamları" olarak adlandırılan grupta yer aldı 1965’te bir yıl süreyle Londra ve Paris'te, 1972-1973'de ABD ve Meksika'da, 1973-1977 arası Nijerya'da bulundu. 1983'ten beri Paris'te yaşayan sanatçı yılın önemli bir bölümünü İstanbul'da geçirmektedir. Başta Paris, Berlin ve İstanbul olmak üzere çok sayıda yurtdışı ve yurtiçinde sergi açtı. Bir çok biennale katıldı. Kendini sadece tuval resmi ile sınırlandırmayan sanatçı değişik malzemeler kullmak suretiyle bir çok sanat yapıtı üreterek Türk sanatına farklı katkıda bulundu.
2005 yılında Baki’den alıntı ile “Heves Kuşu Durmaz Döner” adını verdiği ve kendi konuşma kayıtlarından seçtiği “Fragmanlar”la başlayan ve sayfalarını bir sergi mekanı olarak düşünerek tasarladığı kitabı, yeni bir yapıtı, yeni bir sergisi niteliğinde Yapı Kredi yayınlarından çıktı.
İlk kişisel sergisini 1955 yılında Boston'da açan sanatçı, bu yapıtın bir pasajında:
1958’de, 27 yaşlarındayım. Nuri İyem, Ferruh Başağa, sevgili İlhan Koman ile Şadi Çalık ve ben Amerikan konsolosluğunda büyük, bir süre hatırlanacak bir sergi açıyoruz. Hepsi soyut sanat. Onların hepsi dostum ve hepsi benden en az 15-20 yaş büyük insanlar. Orada tek başıma ve garip bir şekilde bir ikinci kez küçük bir üne kavuşuyorum İstanbul’da, o çevrede. Fakat en ilginç işi kimin yaptığını söyleyeyim, Şadi Çalık, tek bir çubuğu bir kaidenin üzerine koyuyor ve bunun adını “minimumizm” koyuyor, yani o böyle izah ediyor. Minimum enerji, minimum form, minimum anlam vb. İstanbul bir zamanların Moskova’sı, Münih’i gibi avangard bir küçük merkez mi oluyor. Diyor. Böylece yumak, yumak soyut ve zaman , zaman tual dışına çıkılan çalışmalarının da işaretini vermiş oluyor. Halen Paris ve İstanbul’da yaşayan sanatçı üretmeye devam ediyor.
1969 Killing
1969 Kaldırımda Çocuk
1970 Yeşil Sarı Sahsiyet
1970 Bir Çocuk Figürü
1971Kolunu Açan Çıplak
1976 Afrika Kraliçesi I, III
1983 Ada
1985 Tanker
1987 Büyücü
1987 Çıplak
Allahtan rahmet, sevenlerine başsağlığı dilerim..
http://www.turkishjournal.com/images/siirler_istiklalmarsi.jpgİstiklal Marşı'nın 1921 yılında yapılan beste ve güfte yarışmasının belgeleri ortaya çıktı.
Toplam 57 parçadan oluşan evrakların orjinal olduğu, yazıldıkları döneme ışık tutacak nitelikte oldukları belirtildi.
Van'da görev yapan bir Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni tarafından internet ortamında toplanan belgelerin, aşırı yıpranmış ve mantarla kaplanmış olduğu belirtildi.
Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü Bekir Şahin, bir öğretmenin belgeleri temin ederek kütüphaneye getirdiğini belirtti. Eserlerin Türk Milli Marşı'nın beste ve güfte yarışmasına ait belgeler olduğunu belirten Bekir Şahin, "Bu yarışmaya dair daha önce hiçbir belge ortaya çıkmamıştı. Bunlar bu döneme ait tek ve önemli eserlerdir. Her biri ayrı bir öneme sahip, başka bir örneği bulunmayan bu belgelerden 57 adet eser elimize ulaştı. Bu yarışmaya katılanların isimleri ve dilekçeleri bulunuyor. Eserleri çok yıpranmış ve mantar tutmuştu. İlk olarak bu eserler üzerindeki mantarları temizledik. Belgelerin onarımına başladık." dedi.
Bu belgelerin tamiratının yaklaşık 1 yıl süreceğini ifade eden Şahin, belgelerin kültür tarihine büyük katkı sağlayacağını söyledi. Eserlerin, yazıldıkları bir dönemi aydınlatacağına vurgu yapan Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü Bekir Şahin, eseri kütüphaneye ulaştıran öğretmene teşekkür etti.
Eserleri bulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Kasım Kocabaş, uzun zamandır eski belgeleri incelediğini dile getirdi. Son dönemlerde el yazması eserler üzerinde yoğunlaştığını aktaran Kasım Kocabaş, eline geçen yazma eserleri kütüphaneye getirdiğini anlattı. İnternet ortamında bir el yazması belgenin dikkatini çektiğini ifade eden Kocabaş, "Ön araştırmanın ardından bu belgelerin İstiklal Marşı ile ilgili önemli bir tarihi eser olacağını düşündüm. Araştırmalarımı derinleştirdikten sonra bu eserlerin Milli Marşımızın beste ve güfte yarışmasına ait belgeler olduğunu tespit ettim. Bu eserleri hemen satın almak için girişimde bulundum. 57 parça belgenin tamamını aldıktan sonra eserleri hemen Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi'ne getirdim." diye konuştu.
Besteler arasında, Mehmet Akif Ersoy'un şiirini besteleyen Osman Zeki Üngör'e ait yazının da bulunduğunu aktaran Kocabaş, Üngör'ün yapmış olduğu ilk bestenin dilekçesi bulunduğunu bildirdi. Eserleri kütüphaneye kazandıran Kocabaş, sözlerini şöyle sürdürdü, "Dilekçede Zeki Üngör, Akif'in şiirini bestelediğini ve Maarif Vekaleti'ne gönderdiğini söylüyor. Üngör, 1. ve son kıtayı bestelediğini ifade ediyor. Ayrıca, istiklal marşını bestelemenin ne kadar zor olduğunu aktarıyor."
Alıntı
Anıtkabir Hatıra Defteri'ne Hakaret İçeren Yazı Yazan iki Genci "Şaka Yaptık" Savunması Kurtaramadı.
Norveç'te yaşayan hem Türk hem de Norveç vatandaşı olan K.K (17) ve S.U (18), Anıtkabir Hatıra Defteri'ne hakaret içeren yazı yazdı.
İki gencin, "Şaka yaptık. Suç olduğunu bilmiyorduk" savunması Ceza almalarını engellemedi. Yargitay ceza Genel Kurulu, gençlerin cezasını 11 ay 7'şer güne indirerek onadı.
Yaz tatili için gelen K.K ve S.U 4 Temmuz 2005'te, Anıtkabir'i ziyaret etti. Anıtkabir Müzesi'ndeki hatıra defterine K.K, "Mıstık, seni gördüğüm için daha kötü oldum, Allah razı olsun diyeceğim ama demiyorum, yaptıkların için teşekkürler, ama seni hiç gözüm tutmuyor" yazdı. S.U ise "Tipini s.k" diye yazarak sövdü. Şikayet üzerine iki genç, Anıtkabir güvenlik görevlilerince gözaltına alındı. Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi'nce tutuklanarak,Elmadag Çocuk Islahevi'ne gönderilen iki genç hakkında Atatürk'e hakaretten dava açıldı.
Çocuk mahkemesi yargıladı
Ankara Çocuk Mahkemesi, çocukları önce Atatürk'e hakaretten 1 yıl 10 ay 15'er gün hapis cezasına çarptırdı. Olay tarihinde 18 yaşından küçük olmaları nedeniyle cezayı üçte bir oranında azaltarak 1 yıl 3'er aya indirildi.
Mahkumiyet kararı temyize gitti.Yargitay 11.Ceza Dairesi hükmü onadı.Yargitay Cumhuriyet Başsavcılığı, iki gencin 18 yaşından küçük olmaları nedeniyle cezanın yarı oranında indirilmesi gerektiğini belirterek, onama kararına itiraz etti.Yargitay Genel Kurulu itirazı kabul ederek, sanıkların 11 ay 7'şer gün hapisle cezalandırılmasına karar verdi.
Bingöl’de, günlerdir kayıp olan iki kız çocuğundan, önce sekiz yaşındaki Asliye Ayaz’ın, arkasından da 13 yaşındaki Zeynep Varış’ın epey uzaklardaki bir derenin kenarında bulunan cesetleri...
Mardin’in Mazıdağı ilçesi, Özlüce köyünün Beşevler mezrasında salyalı bir arsızlıkla kız çocuklarını kaçırmaya kalkmak... Kayıp olup da henüz haber alamadıklarımız... Bizim coğrafyadan, depremin Azrail’le işbirliği yaparak hançerlediği Haiti’ye kadar her yerde bir iğrenç karanlık el kadar çocukların peşinde dolaşmakta...
***
Bu yürek parçalayıcı, cani çocuk düşmanlığını izlerken... Türkiye’nin siyasi düzeyde temsil edilmediği, 40’ncı Dünya Ekonomik Forumu’na evsahipliği yapan Davos’da, küresel ekonomideki krizin ardından seçilen tema başlığı olan “dünyanın durumunu iyileştirme: yeniden düşünme, yeniden tasarlama, yeniden inşa etme” sloganına her şeyin ve herkesin ihtiyacı olduğunu düşündüm.
Ekonomik ve sosyal refah, küresel riskleri azaltma ve sistematik sorunlara yönelme, sürdürülebilirliğin sağlanması, değerler çerçevesi oluşturmak ve etkin kurumlar inşa etmek, toplantılarda ele alınacak ama bunu adaletli bir şekilde kim ve nasıl gerçekleştirecek?
***
Kaybolan, kaçırılan, öldürülen çocuklarımız...
Sabırla, dirençle, inatla haklarını arayan tekel işçilerimiz... Ekonomik krizin yaşamlarını biraz daha ufaladığı dardaki insanlarımız...
Bu temel konulara “askeri vesayetin” her daim rol çalması nedeniyle dönüp bakamıyoruz bile...
***
Dün, medyadaki darbecilerin işbirlikçisi “kilit haberleşmecilerin” çok uzun süre kasten görmezden geldikleri Kafes Eylem Planı’nın da yer aldığı Poyrazköy iddianamesi kabul edildi. Kafes Eylem Planının inkârı, Balyoz Planı için de geçerli. Genelkurmay, “Balyoz” adlı bir plan olmadığını söylüyordu... Hâlbuki... Milliyet Gazetesi’nin, Türker Karapınar imzalı “Ergenekon savcılarının, emekli Albay Mustafa Levent Göktaş’ın ofisinden çıkan 51 no’lu DVD’de yer alan ‘Balyoz Planı’nı, Genelkurmay’a 11 ay önce sorduğu ve ‘devlet sırrıdır’ yanıtını aldığını” belirten manşeti “görevli” olmayanlar açısından durumu netleştirdi, tartışmayı da bitirdi.
23 Şubat’ta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, DVD’yi Genelkurmay Askeri Başsavcılığı’na göndererek, içindeki bilgilerin “devlet sırrına karşı suçlar, casusluk, devletin güvenliğine ilişkin” olup olmadığının ayrıntılı olarak bildirilmesini istemiş.
2 Nisan’da Genelkurmay Askeri Başsavcısı Hâkim Albay Yavuz Şentürk, DVD ile ilgili hazırlanan sekiz sayfalık inceleme raporunu İstanbul’a göndermiş. İnceleme raporunda “Balyoz Harekât Planı” için “gizliliği kalkmamıştır” denilirken, “açıklamalar” kısmında da, DVD içinde “ALEV, ATAK, BALYOZ ve YARASA Hrk.pln.ları ve bunlara ait görev bölümü ve mu. ekleri vardır. Çok gizlidir” ifadelerine yer verilmiş. Ayrıca Balyoz Harekât Planı’ndaki bilgilerin “devlet sırrı” kapsamında olduğu bildirilmiş... Taraf Gazetesi’nin geniş bir özetini yayınladığı Balyoz Darbe Planı nasıl “devlet sırrı” olabilir, anlaşılır gibi değil... Hükümet devirmek... Darbe yapmak... Cami bombalamak, uçağımızı düşürmek... “Devlet sırrı” dedikleri bu mudur?
***
Züccaciye dükkânına giren fil usulü yaşamımıza giren ve asla AB standartlarına çekilerek bu alanı boşaltmak istemeyen, ülkenin ağır sorunlarının tartışılmasını engelleyen “askeri vesayet”ten sürekli şikâyet etmem boşuna değil... Dünün en önemli gündem maddelerinden biri de gene Ankara’da yapılan valiler toplantısıydı... Konuşulan konuların başında ne geliyordu? EMASYA Protokolü...
EMASYA Protokolü ne? Protokol, “kriz olduğu” kanaatine varan askeriyenin kent yönetimine kimseye danışmadan ve sivil otoriteden izin almadan müdahale etmesine imkân tanıyor... Valiler toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan, Balyoz Darbe Planı iddialarıyla gündeme gelen EMASYA Protokolü’ne ilişkin örtülü mesajlar veriyor, “polis, asker zevk için operasyon yapabilir mi” diye soruyor...
Ve şöyle devam ediyordu: “Güvenliğin amacı vatandaşı, bir şehri, bir bölgeyi baskı altına almak asla değildir...” Ne var ki AB standartlarına asla ve kata geri çekilmek istemeyen ve bunun için her şeyi göze alan bir zihniyet söz konusu ise her şey mubah olmakta...
***
Her şey mubah... Yani... “Askeri darbe planının” devlet sırrı sayılması gibi...
Sonra da halka dönüp “böyle bir plan yoktur” denilmesi gibi... Darbenin, yalanın, saptırmanın “yöntem” yapılması gibi...
One Minute Küresel Barış Platformu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos Zirvesi’ndeki “one minute” çıkışının birinci yıldönümü nedeniyle Sultanahmet Meydanı’nda bir dizi etkinlik düzenledi.
Çok sayıda kişinin katıldığı etkinlikte “ayrımcılıklara, savaşlara, açlığa ve her türlü haksızlıklara hep birlikte ‘one minute’ denildi.
One Minute Küresel Barış Platformu bu akşam Sultanahmet Meydanı’nda “ayrımcılıklara, savaşlara, açlığa ve her türlü haksızlıklara ‘one minute’ dedi. Dünya turunu tamamlayan One Minute Küresel Barış Platformu, daha adil, daha demokratik, daha barışçı bir dünya için yaptığı etkinliklerin en önemli halkasını, bu akşam gerçekleştirdi.
One Minute Küresel Barış Platformu barıştan, adaletten ve vicdandan yana olan kalabalık bir grupla birlikte “One minute” dedi. Irkçılığa, ayrımcılığa, savaşlara ve her türlü haksızlığa “One Minute” diyen binlerce kişi Sultanahmet Meydanı’nı hınca hınç doldurdu. Etkinliğe Sivil Toplum Kuruluşu Temsilcileri, yazar, sanatçı ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Büyük beğeni toplayan eylemlerin zirvesi haline gelen programın açılış konuşmasını One Minute Küresel Barış Platformu Başkanı Süleyman Çakmak yaptı. Çakmak, “Tüm dünyada yaşanan ayrımcılıklara, savaşlara, açlığa ve her türlü haksızlıklara one minute diyoruz” diye konuştu. Etkinliğe katılan çok sayıda kişi hep bir ağızdan One Minute diye bağırdı.
Etkinliğe katılan STK temsilcileri, yazar ve sanatçılar kalabalık grubu selamlayarak eyleme destek verdi. Sinevizyon gösteriminin ardından ünlü sanatçı Mazhar Alanson mini bir konser verdi. Birbirinden güzel eserleri seslendiren Alanson, katılımcılara unutulmaz bir gece yaşattı. Konserin ardından gecenin anlam ve önemini belirten özel bir gösterimin sunumu yapıldı. Etkinlik için gönderilen mesajların okunmasının ardından canlı bağlantılar yapıldı ve gece Rap Force Grup’un rap ve dans gösterileriyle son buldu.
Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz yıl katıldığı Davos Zirvesi’nde “One Minute” sözüyle uzun süre gündemde kalmıştı. Erdoğan’ın bu sözleri üzerinden tam bir yıl geçti. Tüm dünyada ve başta Arap ülkeleri olmak üzere önemli bir etki bırakan söylemin ardından bazı sivil toplum kuruluşları bu söz üzerine çeşitli etkinlikler düzenledi.
Bunlar etkinlikler arasında yer alan ve katıldıkları organizasyonlarla gündeme gelen One Minute Küresel Barış Platformu bu sesi yaptığı eylemlerle gündemde tutmayı başardı. “One Minute”ın yıldönümü olması nedeniyle bu söylem yeniden hatırlatıldı.
Kurtuluşun komutanları nasıl unutturuldu
http://img10.imageshack.us/img10/967/kazmf.jpg (http://img10.imageshack.us/img10/967/kazmf.jpg)
Yıllarca İstiklal Savaşı tek cepheli savaş gibi gösterildi. Varsa yoksa Batı Cephesi. Karambolde Fevzi Çakmak ve Kazım Karabekir unutturuldu? Tarihçi Mustafa Armağan unuturulan paşalar dosyasını Haber 7'ye açtı:
Mustafa ARMAĞAN'ın makalesi
Fevzi Çakmak ve Kazım Karabekir nasıl unutturuldu?
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un ‘Karabekir Açılımı’nda söyledikleri önemliydi önemli olmasına ama resmi tarihimizde İstiklal Savaşının Garp Cephesi Komutanı İsmet İnönü yere göğe sığdırılamazken, Şark Cephesinin efsane komutanı Karabekir Paşa’nın önce unutturulup aradan bu kadar uzun bir süre geçtikten sonra hatırlanmasının garipliğine de bir şekilde değinmek gerekir.
Soru şudur:
Şimdiye kadar kimler engelledi ki, Genelkurmay Başkanlığı ancak ölümünün 62. yıldönümünde onu anma cesaretini gösterebildi?
Yıllar yılı İstiklal Savaşı tek cepheli bir savaş gibi gösterildi, durdu.
Varsa yoksa Batı Cephesi… Varsa yoksa şanlı komutan İsmet Paşa’nın Birinci ve İkinci İnönü “zaferleri”.
Oysa gariptir, İsmet Paşa’nın herhangi bir zafer kazandığını kimse söyleyemiyor bize.
Nerede savaşa girdiyse yenildiği biliniyor.
1917 Ekim’inde yapılan Üçüncü Gazze Muharebesi’nde İngilizler cephemizi onun komuta ettiği kanattan yarmışlardı. Bildiğiniz gibi Cephe Komutanı Von Kress ağır suçlamalarda bulundu, o da kendisini savunmak zorunda kaldı. Yenilgiye bahaneler ileri sürdü.
O savaş gümbürtüsü arasında unutuldu gitti her şey. Ne de olsa beterin beteri vardı.
Öte yandan Birinci İnönü Muharebesine zafer demek için bin şahit lazım.
İsmet Paşa hiç savaş kazandı mı?
Hatta bir seferinde Refet Bele ve diğer İstiklal Savaşı komutanları kendi aralarında konuşurlarken bir gazeteci gelmiş, onlara “İnönü zaferi”ni sormuş, paşalar hep birlikte gülüşmüşler.
Gazeteci bir pot mu kırdım acaba deyip gülüşmelerinin sebebini sorunca “Canım” demişler, “onu bize anlatma, İnönü kaçarken adamları gelip Yunanlıların da geri çekildiklerini haber veriyorlar, bunun üzerine düşmanın üzerine hücum ediliyor, Yunanlılar zaten kaçıyor, hepsi bu!”
Bunun üzerine gazeteci merakla sormuş:
“Peki Atatürk’ün İnönü’yü tebrik ettiği, “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz” dediği telgraf neyin nesi o zaman?”
Refet Bele gülerek cevap vermiş:
“Mustafa Kemal Paşa İsmet’in morali bozulmasın diye ‘Söyleyin Hamdullah Suphi Beye, benim ağzımdan şuna bir telgraf döşensin’ demiş. İşte bu telgraf o telgraftır.”
İkinci İnönü Muharebesi ise Fevzi Çakmak’ın son andaki müdahalesi sayesinde hezimete dönüşmekten kurtulmuştur. Meclis zabıtlarını okuduğunuz zaman görürsünüz ki, istisnasız herkes bu zaferin Fevzi Çakmak’a ait olduğuna inanmaktadır. Aksini düşünen dahi yoktur. (İyi ama kimse Fevzi Çakmak’ın bir zafer kazandığını okuyamaz kitaplarımızda.) Nitekim İsmet Paşa da telgrafında İnönü savaşını gerçek kazanan komutanın Genelkurmay Başkanı Çakmak olduğunu beyan etmiştir:
Askerlerimizin, zabitlerimizin ve kumandanlarımızın tarihî şecâat ve kabiliyetlerini yüksek sevk ve idaresiyle düşmana faik ve muzaffer kılan zat-ı devletlerine, âcizleri ile beraber bütün ordunun samimi ve mutlak olan itaat ve tazimatını te’yid eder ve takdirat ve tebrikatınız ile cümlemizin iftihar ettiğimizi arz ve temin eylerim.
Bugünkü dille ifade edersek mana şudur:
“Asker, subay ve komutanlarımızın tarihî kahramanlık ve yeteneklerini yüksek sevk ve yönetimiyle düşmana üstün ve muzaffer kılan yüce zatınıza, aciz olan benimle beraber bütün ordunun içten ve mutlak olan itaat ve saygılarını vurgular, takdir ve tebriklerinizle hepimizin övündüğümüzü arz ve temin ederim.”
Demek ki, İkinci İnönü Muharebesi’nde ordumuzu kim sevk ve idare ediyormuş? Fevzi Çakmak.
Ordu düşmana kim sayesinde galebe çalmış? Fevzi Çakmak.
Fevzi Paşa İsmet’i ne için tebrik ediyormuş? Görevlerini iyi yaptı diye.
Onun tebrikleriyle kim övünüyormuş? İsmet ve arkadaşları…
Gördüğünüz gibi İnönü muharebelerinde İnönü’nün sevk ve idare yetkisi yok, sadece uygulayıcı konumunda. Onu da becerebilse bari.
Geliyoruz Sakarya’ya
Kütahya cephesine doğru hücuma geçen Yunanlılara saldırarak tam bir felakete sebebiyet veren İsmet Paşa’nın hatasının bedelini ağır ödemiştik. Kanatlara saldıran düşman, tıpkı Gazze’de olduğu gibi cephemizi delip ordumuzu bozmuştur. Ağır kayıplara sebep olan bu yenilgi, mecliste ve kamuoyunda derin üzüntü ve heyecana yol açmış, İsmet Paşa aleyhine bir cereyan başlamıştır. İlginç olan, bu kampanyayı önleyenin Fevzi Çakmak olmasıdır. Meclis kürsüsüne çıkıp ‘İsmet Paşa’nın bu tarzda hareketini ben de uygun bulmuştum’ şeklinde açıklama yapan Fevzi Çakmak bu hareketiyle İsmet’i kurtardığı gibi kendi kariyerini de riske atmıştır.
Böylece İsmet Paşa bir kere daha yırtmıştır.
Onun yüzünden meydana gelen Beylikköprü faciası ise bambaşka bir konudur.
Karabekir’in silinen yüzü
Sözü şöyle toparlayalım:
Hayatında hiç yenilgisi olmayan, bütün savaşlarını galibiyetle sonuçlandıran Kazım Karabekir ile İstiklal Savaşımızın stratejisini ve bütün savaşların planlarını çizen Fevzi Çakmak ders kitaplarımızda gözükmezken, gözüktüğü zaman da birer kukla halinde sunulurken, İsmet Paşa gibi girdiği her savaşta yenilmiş olan bir komutan yıllarca “eşsiz asker” filan diye kakalanmıştır millete.
İşte bir lise ders kitabından “Şark Fatihi” Kâzım Karabekir’in Cumhuriyet neslinin hafızasından nasıl silinmek istendiğine çarpıcı bir örnek:
http://img10.imageshack.us/img10/9847/gggggn.jpg (http://img10.imageshack.us/img10/9847/gggggn.jpg)
http://img10.imageshack.us/img10/4476/resimhh.jpg (http://img10.imageshack.us/img10/4476/resimhh.jpg)
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (o zamanki adıyla Maarif Vekaleti’nin) 1931 tarihinde çıkardığı Tarih IV adlı lise ders kitabında Mustafa Kemal Paşa'nın İzmir'de annesinin mezarı başında çekilen fotoğrafından Kâzım Karabekir Paşa'nın bulunduğu kısım, üstelik sayfada boş yer olduğu halde kasıtlı olarak kesilmiştir.
Halbuki eğer ille de kesilmesi gerekiyor idiyse, sol taraftaki çoluk çocuğun kesilip sağ taraftaki Kazım Karabekir ve Fevzi Çakmak gibi iki tarihî kişiliğin gençlere sunulması gerekmez miydi? Hem söyler misiniz, bir tarih ders kitabı tarihteki önemli şahsiyetleri öğretmeyecek de neyi öğretecektir gençlere?
Nitekim büyük boy 350 sayfa tutan bu kitapta Karabekir'in ismi sadece 2 yerde geçmekte olup onlarca İsmet Paşa ve o zamanlar Meclis Başkanı olan Kâzım (Özalp) Paşa fotoğrafı bulunduğu halde bir tane olsun Karabekir fotoğrafına yer verilmemiştir. Olduğu zaman da örneğimizde gördüğümüz gibi resimden kesilmiş, çıkarılmıştır, böylece kasıtlı olarak unutturulmak istenmiştir.
Mesaj gayet açık değil mi?
Böylece hem Şark Cephesi diye bir 'cephe' yok denilmiş oluyor, sadece İsmet Paşa'nın komutanı olduğu 'Garp Cephesi'nin başarısı vurgulanıyor, hem de tasfiye edilen muzaffer komutanın görüntüsü hafızalardan temizleniyor.
Oysa biliyoruz ki, İstiklal Savaşı önce Doğu'da başlamış, sonra Batı'ya yayılmıştı. Burada Doğu'nun ‘Kürt kimliği’ de tehlikeli bulunuyor olmalı. İstiklal Savaşı'nın öncülüğü eğer Doğu'ya verilirse bu savaşın Kürtler arasında başladığı zannedilir kaygısının egemen olduğunu düşünüyorum bu kesip biçme operasyonunda.
O zaman da doğal olarak 1930'larda inşa edilmekte olan “Türk kimliği” bundan zarar görecek veya en azından tasarlanan mükemmeliyetine halel gelecektir.
Fotoğrafın aslına ve kesilmiş haline baktığınızda bir tarihin nasıl doğrandığını açıkca görebiliyorsunuz. O zaman Genelkurmay’ın da Karabekir’in farkına bu kadar geç varmasına şaşmamak gerekiyor.
(Haber 7) (http://www.haber7.com/haber/20100130/Kurtulusun-komutanlari-nasil-unutturuldu.php)
Euronews ve TRT imzalanan anlaşma gereğince, 30 Ocak (bugün) itibariyle Euronews'in yayın dillerinden biri de Türkçe olacak. Almanca, Arapça, İspanyolca, Fransızca, İngilizce, İtalyanca, Portekizce ve Rusça ile birlikte, Euronews'in dokuzuncu dili olarak günde 24 saat boyunca Türkçe yayın yapılacak. TRT Fransız Televizyonu (yüzde 25.37), RAI (yüzde 22.84), ve RTR (yüzde 16.94) ardından dördüncü hisse sahibi oldu. TRT'nin de katılmasıyla, Pier Luigi Malesani'nin başkanlığını yaptığı Euronews Denetleme Kurulu, artık 14 üyeden oluşacak. 2010'dan itibaren Türkçe Euronews, 34 uydu aracılığıyla bütün dünyaya yayınlanacak. Euronews dağıtıcı dijital ağlar yoluyla (kablo, ADSL, uydu ) 150 ülkede 293 milyon insana ulaşacak. Euronews web portalı International news | euronews, latest international tv news (http://www.euronews.net/) de Türkçe'yi 9. dil olarak ekleyecek. TRT de aynı zamanda Euronews'in Türkçe versiyonunu Türkiye ve Türkçe konuşulan komşu ülkelerdeki 17 milyondan fazla haneye çeşitli dağıtım ağları üzerinden yayın yapacak.
1 Şubat tarihine dikkat !
Sayı ve tarihler üzerine araştırma yapan Türk bilim adamı uyarıyor..
30 Ocak 2010 / 17:39
ABD’de bulunan Portland Üniversitesi’nde Elektrik Mühendisliği profesörü olan ve yıllardır kendi alanında önemli çalışmalarda bulunan Türk bilim insanı Aziz İnan, sayıları çok seviyor ve sayılar üzerinde sayısız çalışması bulunuyor.
Bulduğu vakitlerde sayılar üzerinde araştırmalar yapan İnan, ay/gün/yıl tarih yazılımı sistemi üzerindeki çalışmalarıyla ABD’de büyük ses getirdi. Başta USA Today ve Los Angeles Times olmak üzere ABD’nin önde gelen gazetelerinde makaleleri yayınlanan İnan, Palindrom olarak da bilinen tarih yazılımı sistemi üzerinde uzun yıllardır çalışıyor.
Palindrom nedir
Sayı ve harflerin tersten okunuşu da aynı olan cümle, kelime veya sayılara denir. Örneğin 323, 6336, 7895987 veya Kak, Kaçak, İki palindrom sistemine örnek olarak gösterilebilir.
1 Şubat tarihi neden önemli
Palindrom sistemine göre bakıldığında 1 Şubat tarihini gün/ay/yıl sistemiyle yazdığımızda 01.02.2010 tarihine ulaşıyoruz. Bu rakamları bir araya getirdiğimize 01022010 sayısına ulaşıyoruz ki dikkat edeceğiniz üzere rakamlar tersten bakıldığında da aynı değeri veriyor. İşin ilginç yanı aa/gg/yy sistemini kullanan (ay önce, gün sonra) Kanada ve ABD’yi hesaba katmazsak tüm dünyada tercih edilen tarih sisteminde (gg/aa/yy) rakamların bu yansıma olayı oldukça nadir olarak görülüyor. Örneğin bir önceki Palindrom günü 10 Şubat 2001 tarihinde (10.02.2001 / 10022001) görülmüştü. Ve işin daha da ilginç yanı, 10 Şubat 2001 tarihinden önce Palindrom günü 809 yıl önce, yani 29-11-1192 (29111192) tarihinde görülmüştü ve o tarihten 2001 yılına kadar Palindrom gün görülmemişti.
Türkiye’nin tarih sistemine göre bakıldığında bu yüzyılda toplamda 29 adet palindrom gün bulunuyor ve 1 Şubat 2010’dan sonraki palindrom günü 11 Şubat 2011 tarihinde (11022011) görülecek.
Bu yüzyılda yaşanacak palindrom günlerinin ilk 5 tanesi ise şöyle:
- 11.02.2011
- 21.02.2012
- 02.02.2020
- 12.02.2021
- 22.02.2022
Bu yüzyılda görülecek 29. palindrom gün ise 29 Şubat 2092 yani 29.02.2092 tarihinde bulunuyor.
Aziz İnan kimdir
15 Mayıs 1955 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Aziz İnan, Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun oldu ve ABD'de bulunan Portland Üniversitesi'nde öğretim üyesi kimliğiyle görev aldı. USA Today, Los Angeles Times, Chicago Tribune, Denver Post, Boston Globe, Seattle Times gibi ABD'nin önde gelen gazete ve yayınlarda makaleleri yayınlanan İnan, palindrom sistemi üzerindeki çalışmalarıyla tanınıyor.
Hürriyet
haber3
Hic dikkat etmemistim simdiye kadar
Şiir Yarışması 2010
2010 Şiir Yarışmaları
http://img710.imageshack.us/img710/1938/iirresim.jpg (http://img710.imageshack.us/img710/1938/iirresim.jpg)
6. Avrupa Şiir Yarışması
Platform Dergisi, gelenek haline getirdiği Avrupa Şiir Yarışmasının 6. sını Kadın Dergisi’nin de katkılarıyla bu senede organize ediyor.
YARIŞMA ŞARTLARI:
1-Yarışmaya isteyen herkes katılabilir. Ancak genç şair arkadaşların daha çok ilgi göstermelerini bekliyoruz.
2-Bu yarışmaya Avrupa’da veya Türkiye dışında yaşayan şairler katılabilir. (Bu demek ki Türkiye’de ikamet eden şairlerin katılması mümkün değildir.)
3-Yarışmaya gönderilen şiirler şairlerin kendilerine ait olmalıdır. Başkasının şiirini gönderen veya başkasının şiirinden intihal eden (aktaran) katılımcılar tespit edilirse yasal işlem yapılır.
4-Şiirler daha önce hiç bir yerde yayınlanmamış, hiç bir yarışmaya katılmamış olmaları gerekir.
5-Şiirlerde konu ve şekil serbesttir. Yani hece, serbest veya aruz olabilir. Ama şiirler belli bir seviyenin üzerinde olmaları gerekir.
6-Şiirler mümkünse kısa olmalı. Eğer uzun iseler iki bilgisayar sayfasından daha uzun olmamalı.
7-Şiirler bilgisayarda yazılmış olmalı. Mutlaka e-mail yoluyla bize ulaştırılmalı. Diskete/CD’ye alınmış şekilde ulaştırmak da mümkün. Posta ile gönderilmemesi tavsiye edilir
8-Her şair yarışmaya en fazla üç şiiri ile katılabilir.
9- Önceki yarışmamızdan üçüne katlan şairler 4. defa bu yarışmaya katılamazlar.
10-Yarışmacılar, kısa biyografilerini, adreslerini, e-mail adreslerini bize mutlaka göndermeleri gerekir.
Not: Yarışmaya gönderilen şiirlerin telif hakları yarışmacılara ait olmakla beraber, Platform bu şiirleri dergide, Internet ortamında yayınlama veya bir kitapta toplama hakkını saklı tutar.
* Yarışmacılara başarılar diliyoruz.
YARIŞMANIN BAŞLAMA TARİHİ: 1 Kasım 2009
SON KATILIM TARİHİ: 31 Ocak 2010
SONUÇLAR Platform ve Kadın Dergisi’nin Mart/Nisan sayısında ilan edilecek. İmkan olursa bir program organize edilecek ve derece alanlara bu programda ödülleri verilecek.
ÖDÜLLER:
Birinciye: 300 euroluk hediye
İkinciye: 250 euroluk hediye
Üçüncüye: 200 euroluk hediye
5 mansiyona: 75 şer euroluk hediye.
Şiirlerin gönderileceği adresler :
Postbus 9510
1006 GA Amsterdam
e-mail : info@platformmedia.nl
info@platformmedia.com
roman yarışması 2010
everest roman yarışması 2010
http://img704.imageshack.us/img704/6023/everesttenromanyarismas.jpg (http://img704.imageshack.us/img704/6023/everesttenromanyarismas.jpg)
Everest Yayınlarının "gizli romancılara" şans tanımak ve Türk edebiyatına yeni isimler kazandırmak amacıyla ilkini 2006 yılında düzenledikleri "Everest Yayınları İlk Roman Yarışması" 2010 yılındada devam edecek.
Yayınevinden yapılan yazılı açıklamada, daha önce edebi hiçbir türde kitabı yayımlanmamış yazarların ilk romanlarıyla katılabilecekleri yarışmada yaş sınırı olmadığı ifade edildi.
Ödülü alan eserin ekim ayı içinde Everest Yayınlarınca kitaplaştırılacağı belirtilen açıklamada, yarışmanın ödül tutarının romanın ilk baskısının telif hakkı olan 3 bin YTL olduğu bildirildi.
2010 hikaye yarışması
2010 hikaye yarışması başvuruları
Ümraniye Belediyesi geleneksel olarak düzenlediği hikaye yarışmasının 6. sı için başvuruların başladığını duyurdu. 2010 yılında geçmiş senelerden farklı olarak yarışmaya konu sınırlaması getirilmiş. 2010 yılı hikaye yarışmasının konusu "Medeniyetlerin ve imparatorlukların buluştuğu kent İstanbul" olarak belirtilmiştir.
Ümraniye Belediyesi tarafından düzenlenen ‘6. Geleneksel Hikâye Yarışması’ için başvurular başladı. Yarışmada birinci olana esere 7 bin, toplamda ise 25 TL para ödülü verilecek.
Düzenlediği yarışmalarla yeteneklere yeni fırsatlar sunan Ümraniye Belediyesi, bu yıl 6. kez gerçekleştirdiği ‘Geleneksel Hikâye Yarışması’ için başvuruları başlattı. Bugüne kadar yurt içi ve yurt dışından yoğun katılımın olduğu yarışmanın bu yıl ki teması ‘Medeniyetlerin ve İmparatorlukların Buluştuğu Kent; İstanbul’ olarak belirlendi.
Hikâye yarışmasında birinciye 7 bin TL, ikinciye 5 bin TL, üçüncüye 3 bin TL ve her biri bin’er TL olarak belirlenen 10 adet mansiyon olmak üzere toplam 25 bin TL para ödülü verecek. Öte yandan önceki yıllarda olduğu gibi, forumdas.net bu yıl da dereceye giren eserler Ümraniye Belediyesi tarafından kitaplaştırılacak.
Hikâye yarışması için son başvuru tarihi ise 29 Ocak 2010
ÖDÜLLER
Birinciye: 7 Bin TL
İkinciye: 5 Bin TL
Üçüncüye: 3 Bin TL
Mansiyon: Bin TL (10 adet)
JÜRİ
Prof.Dr. Durali Yılmaz (Kültür Üniv. Öğr. Üyesi)
Prof. Dr. Fatih Andı (İstanbul Üniv. Öğretim Üyesi)
Prof. Dr. Hasan Akay (Sakarya Üniv. Öğretim Üyesi)
Doç. Dr. Ömür Ceylan (Kültür Üniv. Öğretim Üyesi)
Doç. Dr. Yılmaz Taşçıoğlu (Sakarya Üniv. Öğretim Üyesi)
Alim Kahraman (Emekli Öğretim Üyesi)
İsa Kocakaplan (Kültür Üniv. Öğretim Görevlisi)
Hüseyin Erdoğdu (Ümraniye Belediye Başkan Yardımcısı)
Tuba Kızıltan (Ümraniye Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü)
ergenekon 'da 3 tahliye
http://i.milliyet.com.tr/HaberAnaResmi/2010/01/30/ergenekon-da-3-tahliye-501914.Jpeg
Sabaha karşı tahliye kararı açıklanan Gürses (solda), Sayın ve Yüce, dün öğlene doğru Silivri Cezaevi’nden aynı cipe binerek ayrıldılar. Yüce çıkışta cipin camını açarak “Adalet yerini buldu” diye bağırdı.
Birinci Ergenekon davasında Doç. Dr. Emin Gürses, Doç. Dr. Habip Ümit Sayın ve Kuvayı Milliye 1919 Derneği üyesi Muhammet Yüce tahliye edildi
Birinci Ergenekon davasının önceki gün görülen ve dün sabaha karşı biten duruşmasında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Emin Gürses, adli tıp uzmanı Doç. Dr. Habip Ümit Sayın ve Kuvayı Milliye 1919 Derneği üyesi Muhammet Yüce tahliye edildi.
Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları yerleşkesinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen birinci Ergenekon davasının önceki günkü 133. duruşması, dün sabaha karşı 04.00 sıralarında tamamlanabildi.
Başkan yine “tahliye” dedi ama...
Duruşmada dosya kapsamı, delil durumu, suç vasıflarının değişme ihtimali ve yatılan süreler dikkate alınarak, Muhammet Yüce, Emin Gürses ve Habip Ümit Sayın’ın atılı suçlardan bihakkın tahliyelerine karar verildiğini bildiren Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, bu kişiler hakkında yurtdışı çıkış yasağı konulmasına hükmedildiğini kaydetti.
Böylece birleşen davalarla birlikte başta 54 tutuklu sanığın bulunduğu davada bugüne kadar 22 kişi tahliye olmuş oldu.
Mahkeme Başkanı Şengün, sanıklardan Mehmet Demirtaş, İsmail Yıldız, Muzaffer Şenocak, Mehmet Zekeriya Öztürk, Kemal Kerinçsiz, Hayrettin Ertekin, Hüseyin Görüm, Erkut Ersoy ve Selim Akkurt’un da tahliye edilmeleri yönünde oy kullandı. Söz konusu sanıklarla ilgili tahliye istemini oy çokluğuyla reddeden mahkeme heyeti, bu sanıkların karara İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz hakları bulunduğunu anımsattı.
Perinçek hâkime bağırdı
Tahliye kararının açıklanmasının ardından mahkeme heyeti, salondan çıkarken davanın tutuklu sanığı İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ümit Sayın’ı kastederek, “Tahliye edilmesinin gerekçesini açıklayacaksınız. Sizi tehdit ediyor” diye bağırdı. Bunun üzerine Başkan Şengün de yüksek bir ses tonuyla “Tehdit edenin ağzını karışlarım” diye karşılık verdi. Doğu Perinçek de “Hiç karışlayamazsınız, gördük işte” diye yanıt verdi. Köksal Şengün ise “Size öyle geliyor” diyerek, salondan ayrıldı.
Cezaevinden ciple ayrıldılar
Sabaha karşı tahliye kararı açıklanan Gürses, Sayın ve Yüce, dün öğlene doğru Silivri Cezaevi’nden aynı cipe binerek ayrıldılar. Yüce çıkışta cipin camını açarak “Adalet yerini buldu” diye bağırdı. Gürses, Sayın ve Yüce, cezaevinden siyah ciple çıkarken jandarma araçla eskortluk yaptı. O-2 Otoyolu üzerindeki Mahmutbey gişelerine geldiklerinide Emin Gürses burada başka bir otomobile binerek yoluna devam etti. Ümit Sayın, kameraman ile foto muhabirlerinin çekim yaptığı sırada eli ile yüzünü kapadı. Cezaevinden çıkarken, “Adalet yerini buldu” diye bağıran Muhammet Yüce ise, durdukları sırada, “Soruşturma devam ediyor. Söyleyecek birşey yok. Herkes aslanlar gibi içeride yatıyor. Herkes aslanlar gibi de çıkacak. Adalet yerini bulacak“ dedi. Muhammet Yüce, iddianamede hakkındaki iddialar ile ilgili sorulan soruya ise “Aslı astarı yok. Öyle bir şey olsaydı tahliye olmazdım. Böyle suikast falan yok. Aslı yok onların” dedi.
http://i.milliyet.com.tr/MansetSol378_495/2010/01/31/fft1_mf502066.Jpeg
TBMM BUNU KONUŞUYOR
Şimdilerde Ankara’nın havası sert mi sert. Başkentte havanın bu kadar sert olmasının nedenleri çeşitli. Suikast planları, krokiler, kozmik odalar, Poyrazköy’den gelen soğuk hava dalgası, ‘balyoz’ sesleri Ankara’nın toz duman olmasına yetti.
Benim İstanbul’u bırakıp, yazı günüm olmayan Pazar günü Ankara’yı yazmamın sebebi bunlar değil. Benimkisi Ankara’nın düşük yoğunluklu gündemine dair.
Ankara’daki dedikodu kazanından çıkan duman 450 kilometre uzaktaki İstanbul’dan göründüğüne göre varın hesap edin yanan ateşin gücünü.
Şu günlerde Ankara’da ve özellikle de TBMM’de en çok konuşulan bu konunun kahramanlarının adları bende saklı. İsimlerini yazmamanın sebebi, kişilik haklarına duyduğum saygı.
O nedenle kahramanlarımızın kimler olduğunu ve ne iş yaptıklarını açık açık yazmayacağım, ama ipuçları vereceğim.
‘Pazar bulmacası’ gibi
Alice’yi takip edenler bilir, bu tür yazılar yazmam. Bunu bir ‘Pazar bulmacası’ sayın.
Gelelim olaya...
11 Ocak 2010 Pazartesi günü saat 18.27’de Ankara’da özel bir hastanede doğum yapan bekar bir kadın nur topu gibi bir oğlan dünyaya getirir.
Kadın ve dünyaya getirdiği oğlu 13 Ocak 2010 Çarşamba günü de hastaneden taburcu edilir.
Özel hastaneden başkente yayılan bu bilgi başta TBMM olmak üzere Ankara kulislerini hareketlendirir. Çünkü doğum yapan kadın bekardır ve TBMM çalışanıdır. Diyeceksiniz ki, “Bir kadının evlenmeden çocuk sahibi olmasından başkalarına ne?”
Haklısınız. Konunun mesele yapılmasına gelince: Bunun için 20 günlük anne ile TBMM’deki ‘hamisi’nin iş serüvenini anlatmalıyım.
Halen TBMM’de üst düzey bir bürokrat olarak görev yapan birinin yıllar önceki görev yeri bakanlıklardan biriydi. Orada ‘müsteşar yardımcısı’ olarak görev yapıyordu. Söz konusu güzel kadın da o bakanlıkta ‘işçi’ olarak çalışıyordu.
Müsteşar yardımcısı, genç kadındaki cevheri keşfetti ve onu asistanı yaptı.
‘İşçi’ydi sekreter oldu
Müsteşar Yardımcısı’na sonra Allah, “Yürü ya kulum” dedi. Bülent Arınç’ın başkan olduğu dönemde TBMM’ye geçti, Köksal Toptan döneminde de halen bulunduğu göreve terfi etti.
Bürokratımız TBMM’ye geçer geçmez, asistanını da yanına aldı. Zamanla onu sekreteri yaptı.
Kadının, bakanlıkta ‘işçi’yken önce asistan, ardından da TBMM’de sekreter yapılması muhalefet milletvekillerini rahatsız etti.
Hatta CHP Milletvekillerinden biri TBMM’ye “Ne iş?” diye yazılı bir soru önergesi verdi.
TBMM’nin evli ve iki çocuk sahibi üst düzey bürokratı ile doğum yapan bekar sekreterinin yıllara dayanan yakın mesai ilişkisi haliyle ‘durumdan vazife çıkaranlar’ı harekete geçirdi.
Kuşkuları giderir mi, yoksa yeni soru işaretlerinin doğmasına mı neden mi olur bilemem. Ulaştığım bir ‘son dakika’ bilgisi var ki, önemli. 20 gün önce dünyaya gelen bebeğin nüfus kağıdı da çıktı.
‘Baba’ hanesinde kuşkulanan adamın değil, başka birinin adı yazılı. Üstelik ‘anne’ ile ‘baba’nın soyadı da aynı.
Ali Eyüboğlu
Emniyet'ten kayıp çocuk açıklaması
•
Son günlerde Türkiye'nin gündemine oturan kayıp çocuklara ilişkin olarak Emniyet Genel Müdürlüğü'nden açıklama yapıldı. Emniyet, organ mafyası iddialarının araştırıldığını, ancak henüz resmi bir bulgu olmadığını söyledi.
(CNNTURK.COM) –27.01.2010 Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanı Özer Zeyrek'in yaptığı açıklamalardan önemli başlıklar şöyle:
- Türkiye'de toplam 1657 kayıp çocuk var. Bunlardan 362'si erkek, 1095'i kız. Bu sayı ihbar edilenler.
- Kayıp çocukların yaklaşık 700'ü Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'ndan izinsiz ayrılıp dönmedi.
- 13-18 yaş arası kız çocuklar çoğunlukla gönül ilişkisi nedeniyle kaçıyor.
Suç örgütü mü?
- Organize suç teşkilatı kesinlikle söz konusu değil.
- Organ mafyası iddiasını araştırıyoruz ama elimizde resmi bir bulgu yok.
24 saat beklenmiyor
- Kayıp çocuklar için 24 saat bekleme süresi olduğu, daha sonra aramanın başladığı iddiası kesinlikle doğru değil. İhbar alınır alınmaz arama başlıyor.
- Bundan sonra kayıp çocuk bilgileri, sayısı online olarak da işlenecek, güncellenecek. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı ile imzalanacak protokolle Ulusal Kayıp Çocuk Veri Bankası oluşturulacak.
- Kayseri'de kaybolan 3 çocukla ilgili çalışmalar halen kapsamlı olarak sürdürülüyor.
Ailelere uyarı
- İnternette tanıştığı kişiler çocukları bir takım maceralara sürükleyebilir. Aileler bu konuda çok dikkatli olmalı. Bir sorun olunca emniyet güçlerini bilgilendirmeli.
Allah o ailelere sabir versin ins.
YAKAD - Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneği (http://www.kayiplardernegi.com/)
Bu adreste kayip yakinlarinin yolladigi resimler ve bilgiler mevcut ihtiyaci olanlar haberdar edilebilir.
Kayıp çocukların gün geçtikçe artması endişe veriyor.. geçen bu konuda emekli bir komiseri dinledim çocukların kaçırılma nedeni genelde cinsel istismar ve sonrasında iz bırakmamak için öldürüyorlar. bahsedilen gibi organ mafyasının çocuk kaçırmada hiç bir dosyası yo bugüne kadar.. kaçırıp zorla dilendirme gibi nedenlerde 2nci, 3üncü neden olarak görülüyor..
ADANA’da, bir at arabasından kanala tek tırnaklı hayvan kemikleri ve iç organları döken bir kişi gözaltına alındı. Şüphelinin kesilen at ve eşeklerin etlerinin bir kişi tarafından bir kamyonetle Ankara’ya götürüldüğünü söylediği belirtildi.
Koza Mahallesi Domuz Çiftliği civarında bugün saat 21.30 sıralarında 3 kişinin at arabası ile tek tırnaklı hayvan eti taşıdığı ihbarını alan polis ekipleri harekete geçti. Polis, çiftlik civarında at arabasıyla giden 3 kişiyi durdurmak istedi. Ancak şüpheliler, ‘dur’ ihtarına uymayarak kaçmaya başladı, polisler de peşine düştü. Kovalamaca sırasında bir şüpheli gözaltına alınırken, diğer 2 kişi ise civardaki bahçelerin arasına girerek kayıplara karıştı. At arabasında herhangi bir tek tırnaklı hayvan etine rastlanmazken, gözaltına alınan 35 yaşlarındaki Abdulkadir Bayar, ifadesinde kestikleri hayvanların kemik ve iç organlarını kanala döktüklerini söyledi. Bayar'ın ifadesi doğrultusunda bölgede yapılan araştırmada tek tırnaklı hayvan kemiği ve iç organları bulundu. Polis, kemik ve iç organların 6 adet tek tırnaklı hayvana ait olduğunu tespit etti. Bunun üzerine Yüreğir Belediyesi Zabıta ekipleri olay yerine çağırıldı.
Köprübaşı Polis Merkezine götürülen Abdulkadir Bayar, polise verdiği ifadesinde 6 adet at ve eşeği kestiklerini bu hayvanlara ait etleri Murat ismindeki bir kişinin 35 plakalı bir kamyonete yükleyerek Ankara (http://www.hurriyet.com.tr/index/Ankara/)’ya götürmek üzere yola çıktığını söylediği öğrenildi. Polis ekipleri diğer iki kişiyi de yakalamak için bölgede çalışma başlatırken, Bayar’ın 2002 yılında da tek tırnaklı hayvan eti kesip satmaktan ceza aldığı öğrenildi. Bayar, karakolda verdiği ifadenin ardından zabıta ekipleri tarafından kabahatler kanununa göre para cezası kesildikten sonra serbest bırakıldı. Ele geçirilen at arabasına ise zabıta ekipleri tarafından el konuldu.
Uffff kahrolsun bu vicdansız insanlar:icon_mad:
Hatay’ın Narlıca beldesi Yolağzı Mahallesi Camii Kuran Kursu’na giden 13 yaşındaki Ç.G., muhtar Sercemil Yar’a, imam Şerif T.’nin ders sonrasında kendisini odasına çağırıp cinsel tacizde bulunduğunu, cep telefonuna sevgi sözcükleri içeren mesajlar gönderdiğini ileri sürdü
Ç.G.’nin kendisine verdiği sim karttaki mesajları okuyan Yar, beldedeki diğer muhtarları, belediye meclisi üyeleri, zabıta amiri, imamlar ve bazı mahalle sakinlerini durumdan haberdar etti. Yar ve yanındakiler, bu kez Ç.G.’den Şerif T.’yi cep telefonuyla aramasını istedi.
Kontörü olmadığı için kendisini ödemeli arayan Ç.G. ile görüşmeyi kabul eden Şerif T., sevgi sözcüklerini tekrarladığı küçük kıza evlenmek istediğini söyleyerek camideki odasına çağırdı. Yar ve beraberindekiler de bu görüşmeyi dinleyip kaydettiler.
‘Şeytana uydum’ dedi
Muhtarlığa çağrılan Şerif T., önce iddiaları kabul etmedi. Cep telefonu mesajları ve kaydedilen telefon görüşmesinin gündeme getirilmesi üzerine de “Şeytana uydum” diyerek af diledi. Bu sırada gençler tarafından linç edilmek istenen imam kaçıp camiye kendini kilitledi. Kalabalık, Şerif T.’nin lojmanını taşladı
Olay yerine gelen polis ekipleri, geniş güvenlik önlemleri altında Şerif T.’yi camiden çıkararak Antakya Vilayet Karakolu’na götürdü. Antakya Müftülüğü de Şerif. T.’yi görevden aldı.
MEHMET EZER Hatay DHA
Abdi İpekçi'yi anıyoruz
http://www.hurriyet.com.tr/_np/5524/9765524.jpg
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi, öldürülüşünün 31. yılında Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki kabri başında anıldı.
TÖRENDEN FOTOĞRAFLAR
Milliyet Gazetesi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Galatasaray Eğitim Vakfı, Karacan Ailesi'nin çelenk gönderdiği törene Abdi İpekçi’nin eşi Sibel İpekçi, kızı Nükhet İpekçi İzet, İpekçi ailesinin avukatı Turgut Kazan, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, Kanal D Haber ve Haber Programları Grup Başkanı Mehmet Ali Birand, gazeteci ve yazarlar Melih Aşık, Ferai Tınç, Sedat Ergin, Derya Sazak, Kadri Gürsel, Mete Akyol, CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin ve İpekçi’nin sevenleri katıldı.
MEDYAPIM GÖSTERİSİNE BENZERDİ
Abdi İpekçi'nin ölüm yıldönümü için Zincirlikuyu Mezarlığı'na gelen eşi Sibel İpekçi, tören başlamadan önce gözyaşlarına boğuldu. Kızından destek alan Sibel İpekçi, Mete Akyol’un "Sibel Hanım her zaman en güçlü sizdiniz" sözüne, “evet” dercesine kafasını salladı.
Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi İzet "Bizim mahkumiyetimiz sona ermedi. Özgürleşemedik. Buradayız. Buradayım. Ben buraya suskunluk bozmak, feryat etmek, çığlık atmak için gelmedim. Eğer öyle olsa bir Hollywood filmine bir Medyapım gösterisine benzerdi" dedi. Nükhet İpekçi, yer değiştirmeyi teklif edebileceğini söyleyerek Ağca’ya hitaben 'Ya burada benim canını aldığım sizin babanız veya anneniz olsaydı o zaman siz bana ne demek isterdiniz?' diye sorabilirim. Ama şimdi bunu da sormak istemiyorum. Artık öyle bir yerdeyiz ki ancak 31 yıl öncesine gidersek hep birlikte özgürleşeceğiz" dedi. Nükhet İpekçi, "Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Sayın Genelkurmay Başkanı ve birlik ve güvenliğimizden sorumlu bütün kurumların yöneticileri acaba bu soruların cevabını hep birlikte sakince arasak bulabilir miyiz?" diye sordu.
DERYA SAZAK’TAN AĞCA SORUSUNA TEPKİ
Abdi İpekçi’nin anma törenine katılan Milliyet Gazetesi Köşeyazarı Derya Sazak "Bu suikast dosyalarının son gelişmeler ışığında yeniden açılması gerekiyor" dedi. "Önümüzde 30 yıllık bir süre var" diyen Derya Sazak, "Bu 30 yıllık süreci siyasi cinayetler, gazeteci cinayetleri, aydın cinayetleri bağlamında yeniden tartışmak gerekiyor. Onun için biz gazetecilere hepimize düşen görev de bu suikastların arkasını bırakmamak, gerçek failler ve arka plandaki siyasi örgütlenmeyi açığa çıkarmak gerekiyor. Derin devlet bunun hesabını vermedi. Ağca’yı kaçıranlar Susurluk’ta karşımıza çıktılar. Bu 12 Eylül sonrası bir yapılanmayı da içine alan bir süreçti. Onun için 12 Eylül öncesi ve sonrasındaki bu dosyaları yeniden açmalıyız. Dün Başbakan, Abdi İpekçi ile ilgili birşeyler söylüyordu ama onlar parlamentoda. Siyasi sorumlulukları var. Aynı şekilde CHP’ye de düşüyor bu sorumluluk. Onun için siyasi sorumlular bu davaları bu dosyaları açmaktan kaçınmamalılar" dedi.
Bir gazetecinin "Ağca kamuoyuna açık mektup yayınladı ve masum olduğunu söyledi?" sözleri üzerine Derya Sazak şunları söyledi:
"Bu bir rezalet. Siz bunları soru olarak bile yöneltmeyin. Ne masumiyeti? Katil. Vurmuş Abdi İpekçi’yi onunla ilgili cezaevinde olduğu sırada kaçırılmış. Bir katilin hangi masumiyetinden söz ediyoruz. Sizin de Abdi Bey’in meslektaşları olarak bu soruyu yöneltmemeniz gerekir. Masumiyet lafı ne Ağca’nın ağzına yakışır ne de herhangi bir gazetecinin. O katil yakalandı yargılandı ama arkasındaki tetikçileri yönlendiren güçler yok. Biz o güçlerin peşindeyiz. Yoksa sıradan bir tetikçi. Bu Ağca takipçiliğini bırakalım. Asıl bu suikastın arkasındaki siyasi olayları takip edelim biz " dedi. Sazak aynı gazeteciye daha sonra " Katile nasıl masum dersin sen ? Ağca’nın masumiyet lafını bana soramazsın. Tamam mı ? Ağca’nın sözlerini bana aktararak, masummuş gibi soru soramazsınız. Benim itirazım ve tepkim bunaydı."
BU PARANTEZİN KAPANMASI GEREKİYOR
Hürriyet Gazetesi Yazarı Sedat Ergin de "Bu parantez hala açık. Türkiye bu açık parantezle yaşayamaz. Bu parantezin kapanması gerekiyor. Bu parantez kapanmadığı sürece de Türk halkının vicdanında açık bir yara olarak kalmaya devam edecek. Hiç olmazsa bundan sonraki yıldönümlerinde Abdi Beyin kabri başına geldiğinde bizim de basın olarak bu soruları sormaya devam etmemiz gerekiyor" dedi.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç "Son dönemdeki gelişmeler nedeniyle bugün de 1 Şubat 1979 gününde olduğu gibi üzgünüz ve kızgınız" diye konuştu. Orhan Erinç "Zaman zaman devleti yönetenlerden Abdi Bey’in katillerinin bulunması için soruşturma yapılabileceği yönünde açıklamalar geliyor. Bu çok geç bir yaklaşım olmuştur. Çünkü geçen yıl Abdi Bey’in dosyası zamanaşımı dolayısıyla kapatılmıştır" dedi. Orhan Erinç, basında şiddetin ve adam öldürmenin kutsallaştırıldığını ve bazı işadamlarının çıkar sağlamak için yapılan girişimleri kınadığını belirtti.
Kanal D Haber ve Haber Programları Grup Başkanı Mehmet Ali Birand da "Beni ilgilendiren Mehmet Ali Ağca’nın ne yaptığından çok Abdi İpekçi’nin defterinin açılıp doğru dürüst kimin ne yaptığı? Çünkü tetiği çeken Mehmet Ali Ağca. Ben de onun olduğuna eminim. Ama o tetiği çektirenler kim? Asıl bulunamayan o. Bu hem adaletim hem de polisin bir yüzkarasıdır. Bu temizlenmediği sürece de bizim polisimiz şöyledir böyledir kimse demesin daha iyi" diye konuştu.
O TUĞLALARLA OYNANSIN
CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin şunları söyledi:
"Mehmet Ali Ağca’nın kardeşinin söylediği şeyler vardı. Onların araştırılması lazım. Başbakan'ın etrafına bakın demişlerdi. Ne demek istemişti? Başbakan'ın etrafında kimler var? Bunların hepsinin araştırılması gerekiyor. Karanlık olayları yani faili meçhul cinayetleri aydınlatacağım, diyen Başbakan’a da seslenmek gerekiyor. Faili meçhul cinayetlere kurban gitmiş olanların tamamı solculardır. Aynı kesim şimdi darbecilikle suçlanıyor. Sayın Başbakan'ın kadrosundaki bakanlardan 8 tanesi 20 yıla yakın süredir bu ülkeyi yönetiyor. 20 yıldır bu ülkede faili meçhul cinayetler oluyor. Sonra döneceksiniz İsmet Paşa’yı sorumlu tutacaksınız. Türkiye’de bazı karanlık odaklar aydınlatılmak isteniyorsa, Sayın Abdi İpekçi ve ona benzer aydınların Uğur Mumcu’ların faili meçhullerin çözülmesi gerekiyor. Bu imkan da sayın Başbakan'ın iktidarında var. Buradan başlarsa biz de memnun oluruz. Güldal Mumcu, Mehmet Ağar’a 'Bir tuğla var. Bu tuğlayı çekerseniz bu cinayetler aydınlanacak' dedi. Bu tuğlanın ben nerede olduğunu bilsem... Bu ülkeyi yönetenler çok iyi biliyordur. O tuğlalarla oynansın. Bir daha bu ülkede de faili meçhul cinayetler olmasın istiyoruz."
Abdi İpekçi’nin ruhuna dua okundu. Sedat Ergin, kızıyla konuşarak Abdi İpekçi’nin mektuplarının kitaplaştırılması önerisinde bulundu. Sedat Ergin, "Önümüzdeki yıldönümünde sadece burada olmasın. Güzel bir kitapla analım. Ben el atıyorum" dedi. Daha sonra birlikte çalıştığı gazeteciler Abdi İpekçi'nin mezarı başında fotoğraf çektirdi.
CHP GENEL BAŞKANI BAYKAL
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazarı Abdi İpekçi'nin “özgürlük anlayışının hem bugünün medyasına hem bugüne hem de iktidara ışık tutacak bir özgürlük anlayışı” olduğunu bildirdi.
Baykal, yayımladığı mesajda, İpekçi'yi ölümünün 31. yılında ailesi, medya dünyası ile Milliyet gazetesinin her yıl daha büyük bir özlemle andığını belirtti.
İpekçi'nin Türkiye'nin ve iletişim özgürlüğünün büyük kaybı olduğunu vurgulayan Baykal, mesajında şunları kaydetti:
“Çünkü, 31 yıl önce öldürülen Abdi İpekçi'nin özgürlük anlayışı hem günümüz medyasına hem günümüze hem de iktidara ışık tutacak özgürlük anlayışıdır.
İpekçi özgürlüğü 'insanın en doğal ve en kutsal bir hakkı' olarak görüyor ve diyor ki 'Özgürlük aynı zamanda gerçeklerin araştırılıp bulunmasında bir amaçtır'. Ne yazık ki 'Özgürlük, gerçeklerin araştırılıp bulunmasında vazgeçilmez bir amaçtır' diyen Abdi İpekçi anılırken Türkiye'yi, 'Demokrasi bizim için hiçbir zaman amaç olamaz' diyen ve demokrasiyi amacına ulaşmak için araç diye değerlendiren bir iktidar yönetiyor.
İktidar yandaşı medya ise özgürlükleri, başta yolsuzluklar olmak üzere, haksızlıkları, hukuksuzlukları ortaya çıkarmak için kullanmak yerine, iktidarın 'hınk' deyicisi konumunda AKP karşıtlarının özgürlüğünün sınırlarını belirlemekte, muhaliflerin özgürlüklerinin ellerinden alınmasının propagandasında hatırlamaktadırlar. Bu gerçek bile Abdi İpekçi'nin kaybının ne kadar önemli olduğunu çok açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Bu duygu ve düşüncelerle Abdi İpekçi'yi anıyor, acılarını, üzüntülerini içtenlikle paylaştığım İpekçi ailesine, medya dünyamıza ve Milliyet gazetesine saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.”
http://imggaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages/Foto%20Haber/Abdi%20İpekçi%20anıldı/D01130349.jpg (http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=32069&p=2&rid=2)
http://imggaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages/Foto%20Haber/Abdi%20İpekçi%20anıldı/D01130434.jpg (http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=32069&p=4&rid=2)
http://imggaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages/Foto%20Haber/Abdi%20İpekçi%20anıldı/D011309360.jpg (http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=32069&p=14&rid=2)
Abdi ipekçi'yi rahmet ve saygıyla anıyorum Ruhun şad olsun inş..
http://img171.imageshack.us/img171/3176/guller.jpg
Katilinin bugün dışarıda olması eminim türkiyenin vicdanını rahatsız ediyordur.. inş Hak teala vicdanları rahatlatıcak bir gelişme yaşatır bizlere kısa dönemde..
Abdi İpekçi’nin öldürülmesinden sonra Vehbi Koç’un Demirel ve Ecevit’e tarihi çağrısı:
“Yalvarıyorum bir araya gelin! Yoksa çok geç olacak!”
http://www.candundar.com.tr/_media/koc_ecevit_mektup_01_sm.jpg
Vehbi Koç’un arşivinde tarihi önem taşıyan iki mektup var:
“5 Şubat 1979”da yazılmış. Yani Abdi İpekçi öldürüldükten 4 gün sonra…
Biri Başbakan Ecevit’e, diğeri AP Genel Başkanı Demirel’e yollanmış.
Hemen hemen aynı cümlelerle yazılmış bu iki mektup, korkunç cinayetin ardından bir işadamının feveranını ve “son çağrı”sını belgelemesi açısından önemli…
Istırabın azameti
Şöyle diyor:
“1973 seçimlerinden bu yana devamlı tırmanan ve 1978’de yaklaşık bin kişinin ölümüne sebep olan anarşiden, bu memlekette yaşayan her vatandaş muzdariptir. 1 Şubat 1919 günü korkunç bir suikasta kurban giden Abdi İpekçi cinayeti, milletçe duyulan ıstırabın azametini gözler önüne sermiştir. Artık çare aranmalı ve mutlaka bir çıkış yolu bulunmalıdır.”
Çocuklarımız birbirini öldürüyor
Koç, yaşanan dehşeti örneklerle sıralıyor:
“Büyükelçilerimiz, profesörlerimiz, savcılarımız, yargıçlarımız, öğretmenlerimiz öldürülmüş, katilleri bulunamamıştır.
“Cinayetler ve tehditler adaletin doğru ve çabuk tecellisini güçleştirmeye başlamıştır. Tanıklar can korkusundan doğru bildiklerini söyleyememektedir.
“Bankalar, ticarethaneler, devlet daireleri soyulmakta, failleri bulunamamaktadır. Vatandaşın polise güveni kalmamıştır.
“Gençler arasında bölünmeler önlenememiştir. Çocuklarımız birbirini kıyasıya öldürmektedir.
“Sivas ve Kahramanmaraş hadiselerinin toplumda yaptığı yaralar sarılamamıştır.
“Rüşvetle yapılan kirli ve karışık işler yaygınlaşmış, memleketin durumunun nereye varacağını kestiremeyen bazı kişiler, varlıklarını yurt dışına kaçırmaya başlamıştır.”
http://www.candundar.com.tr/_media/koc_ecevit_mektup_02_sm.jpg
Kükremeniz lazım
Koç, Ecevit’e mektubunu şöyle noktalıyor:
“Bu sene 78 yaşıma girdim. Güzel yurdumun demokratik düzen içinde kalkınmasından başka bir kaygım yoktur. Bu davayı süratle halledemediğimiz takdirde memleket hesabına çok geç kalınmış olacağından endişe duymaktayım. Onun içindir ki ‘kükremeniz lazımdır’ kanaatindeyim. Bu ‘kükreme’ ve uzlaşma yolunu bulma, iktidarda olduğunuz için size düşer.
“Rica ediyorum, yalvarıyorum; iki büyük partinin başkanları olarak bir araya geliniz. Ve bu güzel memleketi, bu çilekeş milleti içinde bulunduğu ümitsizlikten kurtarınız.”
İpekçi’den Dink’e
İki lider bir araya gelemediler; 12 Eylül sabahı sürgün yolunda bir araya geldiklerinde ise “artık çok geç”ti.
Bugün, Abdi İpekçi’nin katlinin 31. yıldönümünde bir başka çağrıya ihtiyaç var:
Aynı tür tetikçiler, aynı türden sevilen isimlere tetik çekiyorlar; yine benzer çevrelerce kollanıyorlar.
Abdi İpekçi’den Hrant Dink’e uzanan bu kanlı zinciri parçalamak, yeni canileri caydırmak, muhtemel kurbanları korumak için “kükremeye” ve dayanışmaya ihtiyacımız var.
İpekçi’nin tetikçilerinin kaçması, onları kışkırtanların hiç ortaya çıkmaması, Hrant’ın ölümünü hazırladı. Dink cinayetinin aydınlatılamaması yenilere basamak olur.
Bilenin bildiğini söylemesi, katillerin ve planlayıcıların deşifre edilmesi, Meclis’in devreye girmesi, mağdur ailelerinin, duyarlı çevrelerin, konuyu araştıran gazetecilerin dayanışması ve işbirliği yapması şart…
Bütün cinayetler aydınlatılmadan, karanlıktan kurtulamayacağız.
Ve bu gun, 1 subat 2010 aydinlatilmamis onlarca cinayet ve biz hala karanlıktan kurtulamadik.!
yazıklar olsun.. ya rabbim sen bizi islah etsin inşallah
meseleye 'meslek' diyerek bakandan anca böyle yan sanayi hoca olur işte . bizim köyde de çocuklara cinleri anlatıp korkutan hoca vardı . bi arkadaşım gece lavaboya kalktığında birşeyler görmüştü bütün köyü ayağa kaldırmıştı . sonra hocaya bilet verilmişti .
hata bu insanlardan çok onlara hocalığı verenlerde sanırım .
Benim bir arkadasimin da basina benzer birsey gelmisti, hepsi bir degil tabii ama bu meslegi icra edecek kisileri seçerken biraz daha seçiçi olmak gerek diye dusunuyorum.
http://img5.mynet.com/ha5/k/kar-alarm.jpg
Kar yağışı yolları kapadı
Kar yağışı ve fırtına alınan tüm önlemlere rağmen yine de İstanbul'u esir aldı.
03 Şubat 2010
Türkiye, Balkanlar üzerinden gelen yeni soğuk hava dalgasını hissetmeye başladı. Kar yağışı nedeniyle Tekirdağ -İstanbul Karayolu ve Tekirdağ -Malkara Karayolu trafiğe kapandı.
İSTANBUL'DA KAR YAĞIŞI
İstanbul'da beklenen kar yağışı başladı. Yağışlar, kentin yüksek bölgelerinde etkili oluyor.
Balkanlardan yurda giriş yapan soğuk ve yağışlı hava, önce Edirne'de etkili olmuştu. Kar yağışı akşam saatlerinden itibaren İstanbul'da da kendini göstermeye başladı. Kentin yüksek kesimlerine kar daha önce düştü. Yağışlar özellikle Büyükçekmece, Küçükçekmece, Beylikdüzü, Avcılar ve Başakşehir ilçelerinde etkili oldu
FIRTINA BANDIRMA'YI ESİR ALDI
Bandırma Körfezi ve Marmara Denizi'nde saatteki hızı 80 kilometreyi bulan poyraz fırtınası deniz ulaşımını aksattı.Fırtına nedeniyle Bandırma-Yenikapı deniz otobüsü ve hızlı feribot seferleri iptal edildi. Marmara'da ve Bandırma körfezinde fırtınaya yakalanan balıkçı motorları gemiler TCDD limanına ve Kapıdağyarımadası kıyılarına sığındı.
Bandırma Liman Müdürlüğü fırtına geçene kadar balıkçı teknelerinin denize açılmasına izin vermedi. Mendireğe vuran 5 metrelik dalgalardan sahil parkını su bastı. Kuvvetli Fırtına Erdek körfezindede etkili oldu.Erdek, Avşa ,Marmaraadası ,Karşıyaka ve Tekirdağ gemi seferleri aksadı. Bandırma Kaymakamlığı ve Bandırma Meydan Meterolojisi Analiz ve Tahminler Şube Müdürlüğü vatandaşları kuvvetli rüzgarlar ve yağışlar hakkında uyardı. Meterolojiden yapılan uyarıya göre Bölgemizde güney yönlerinden esmekte olan kuvvetli rüzgarla birlikte başlayan sağanak yağış Çarşamba günü yerini, kar yağışına bırakacak,Çarşamba günü ayrıca Bandırma körfezinde kuvvetli don hadisesi bekleniyor. Hava sıcaklığının azalmasıyla birlikte vatandaşların tedbirli olması istendi.
TEM'DE HAYAT DURDU
Tekirdağ’da sabahtan bu yana etkili olan yoğun kar ve tipi nedeniyle İstanbul yolu kapandı. Tekirdağ’dan İstanbul yönüne trafik durdu. Kar yağışı Tekirdağ Malkara yolunu da kapattı. Bu nedenle İpsala Gümrük Kapısı’na geçiş sağlanamıyor. TEM otoyolunda, Saray civarında 4 TIR kaydı. Trafik bu yolda sağlanamıyor.
BURSA - İSTANBUL YOLU
Yoğun kar yağışı nedeniyle bir süre trafiğe kapanan Bursa-İstanbul karayolu yeniden ulaşıma açıldı.
Karayolları 14. Bölge Müdürü Turgay Mesci, Bursa-İstanbul karayolunun Süpürgelik mevkindeki yoğun kar yağışı nedeniyle kısa bir süre ulaşımın sağlanamadığını hatırlattı.
Ekiplerin aralıksız çalışmaları sayesinde şu anda bölgelerinde ana istikametlerde hiçbir sorun bulunmadığını belirten Mesci, şunları kaydetti:“Bölgemizdeki bütün ana istikametler ve ilçe yollarında herhangi bir sorun yok. Süpürgelik mevkinde de tipi nedeniyle bir süre bir aksaklık yaşandı. Trafik durmuştu. Ancak şu anda trafik yavaş yavaş çözülüyor. Sıfır görüş mesafesi olduğundan trafik kontrollü olarak yavaş yavaş akıyor.”
Mesci, yağış uyarısı nedeniyle bu duruma hazırlıklı oldukları ve ekiplerin bütün gece çalışmaları ara vermeden sürdüreceğini dile getirerek, zincirsiz araç geçişine izin verilmeyeceğini, sürücülerin bu konuda duyarlı olmalarını istedi.Bu arada, Balıkesir'in Edremit ilçesi ile Çanakkale'nin Yenice ilçesi arasındaki karayolunun da yoğun kar yağışı nedeniyle ulaşıma kapandığı bildirildi.
http://img5.mynet.com/ha5/m/meclis-kavgaa.jpg
Meclis'te yumruk yumruğa kavga
Meclis Genel Kurulu’nda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkında MHP’nin verdiği gensorunun görüşmeleri sırasında, milletvekilleri yumruk yumruğa kavga etti
03 Şubat 2010
Meclis Genel Kurulu’nda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkında MHP’nin verdiği gensorunun görüşmeleri sırasında, milletvekilleri yumruk yumruğa kavga etti. Başbakan Tayyip Erdoğan, “Bir İl Başkanınız size Peygamber diyor” diyen MHP’li Osman Durmuş’a çok sert yanıt verdi.
GENSORU üzerinde söz alan MHP’li Osman Durmuş kürsüde Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın GATA’ya alınmamasıyla ilgili olarak “Peygamber olarak kabul edilen bir adamın eşini nasıl içeri almazsınız” diye alaycı bir ifade kullandı. Durmuş’un bu sözleri Ak Parti milletvekilleri tarafından tepkiyle karşılandı. Söz alan Ak Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ Durmuş’un sözleri için “densizlik” nitelemesinde bulundu. Oturumu yöneten Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu’dan sürpriz biçimde sataşma nedeniyle söz alan Başbakan Erdoğan, Durmuş’a şu yanıtı verdi:
Durmuş’a edepsiz nitelemesi
“Herşeyden önce arkadaşımız peygamberlik zincirinin bittiğini bilmiyor, Peygamberimizın son peygamber olduğundan haberi yok. Önce izan sahibi olacaksın. İnternet sitelerinde nelerin dolaştığını, ne tür belden aşağı vurmaların olduğunu çok iyi biliyorsun. Benim partimde (Peygamberlik) bu tür bir yakıştırmayı yapan barınamaz. Önce susmayı öğren, dinlemeyi öğren. Kaldı ki, benimle ilgili bu tür yakıştırmayı yapan sizsiniz. Ayrıca, eşime yapılan ahlaksızlıktır. Eşimi başörtüsü nedeniyle GATA’ya sokmayanları müdafaa edecek kadar da izansızsın. Ondan sonra da, başörtüsüne sahip çıkacaksın, hadi ordan. Sus, önce dinlemeyi öğren. Eşime laf atamazsın, bu edepsizliktir, ahlaksızlıktır.”
Başbakan kürsüdeyken kavga
Erdoğan’ın bu sözleri üzerine Genel Kurul karıştı. AKP’liler laf atan MHP’lilerin üzerine yürüdü. Bahçeli’yi koruma altına alan MHP’liler ile AKP’liler arasında yumruklaşmalar yaşandı. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ceketini çıkarmaya yeltenerek, Durmuş’un üzerine yürüdü. Akdağ’ı, Devlet Bakanı Faruk özak ve milletvekilleri güçlükle engelleyebildi.
Kafa atıldı, yumruk konuştu
Bu sırada AK Partili İdare Amiri Orhan Erdem’e yumruk ve kafa atıldı. Aldığı darbe ile yüzünden yaralanan Erdem’in gözlüğü de kırıldı. MHP’li İdare Amiri Murat Özkan da yumruk yerken, MHP’li Ali Torlak ve Ak Parti Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı’nın da, arbede sırasında gözlükleri kırıldı. Bazı MHP’lilerin kuliste bekleyen korumalarının Genel Kurul’a girmeye çalışınca, Meclis polisinin bunları engelleyip, haklarında tutanak tuttuğu öğrenildi. Ak Parti Bursa Milletvekili Ali Koyuncu kavga sırasında fenalaşınca hastaneye kaldırıldı. Koyuncu’nun durumunun iyi olduğu bildirildi.
Başbakan dışarı çıkarıldı
Kavga sırasında bakan ve birçok parti yöneticisi, Başbakan’a müdahale edilmemesi için önce kürsünün önünde uzun bir zincir oluşturdular. Sonra bakanların da aralarında bulunduğu Ak Parti’liler, Başbakan’ı çembere alarak Genel Kurul Salonu’ndan çıkardılar. Erdoğan, odasına geçerek.
http://img5.mynet.com/ha5/e/erdo-kriz.jpg
Erdoğan'ı krize sokan sözler!
Meclis"teki grup konuşması sırasında öyle bir diyalog yaşandı ki, Erdoğan"ın konsantresi bozuldu ve gülmekten kendine gelemedi.
03 Şubat 2010
Ak Parti grubunda bir de ilk yaşandı ve grubu ilk kez kadın vekil yönetti. AK Parti Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı’nın yönettiği toplantıda, vekillerin yanı sıra misafir localarında da partililerin yoğun bir katılımı vardı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan konuşmasına Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı seçilen Mevlüt Çavuşoğlu’nu tebrik ederek başladı.
Sonrasında JCR’nin not artırımına değinen Erdoğan, Tekel işçileri yapılanları açıkladı ve bir ay süre verdi. Söz muhalefete geldi. Muhalefetin Ak Parti’nin icraatları karşısındaki tutumunu sert bir şekilde eleştiren Erdoğan’ın konuşmasında söz sırası sıra son günlerde gündemi meşgul eden darbe söylemleri ve hukuka intikal etmiş davalara geldi.
Erdoğan konuşmasında ''Bize yönelik hiç bir hukuk dışı girişim karşısında boynumuzu bükmedik. Ne dedik; 'Dik duracağız ama dikleşmeyeceğiz. Biz yetkimizi milletten alıyoruz, millete karşı sorumluyuz. Milletin başını öne eğdirecek hiç bir girişimde AK Parti'yi bulamazsınız, bulamayacaksınız” dedikten sonra söz muhalefetin eleştirilerine geldi.
Erdoğan, muhalefetin operasyonların zamanlaması ile ilgili eleştirilere de cevap verdi. Erdoğan son günlerde gündemi meşgul eden ‘gaz verme’ olayına da değindi.
Erdoğan ‘Bakıyorsunuz, bir grup veya kesim çıkıyor, senaryonun ortaya çıkışı ile ilgili zamanlamayı eleştiriyor. Bir kesim çıkıyor, 'Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratıyorsunuz' diyor. Bir başkası çıkıyor, senaryonun oluşumundan gündeme gelişine kadar her aşamada AK Parti'yi itham ediyor. Bir başkası çıkıyor, 'niye üzerine gitmiyorsunuz?' diyerek bize gaz vermeye çalışıyor. Bir kısmı da çıkıyor, Hükümete tepeden tırnağa bindiriyor” dedikten sonra ‘bu bütün kurumlar’ diye başlayan sözünü sürdüreceği sırada misafir locasındaki partilinin ''Onların işi gücü bize çamur atmak, Fenerbahçe de AK Parti de şampiyon olacak'' diye bağırması üzerine konuşmasını kesti, dikkati dağıldı, gülmekten kendini alamadı.
Konuşmasına ‘Ama aynı kesimler sorunu görmekten’ dediğini anda yeniden gülen Erdoğan’ın davranışı alkışlarla karşılandı. Erdoğan bir bardak su içip biraz bekledikten sonra konuşmasına devam etti.
Erdoğan'ın güldüğü sırada Ak Parti Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı'nın da gülmesi dikkatli gözlerden kaçmadı. Bahçekapılı da en az Erdoğan kadar tepki gösterdi.
SSK Emekli Süresi Sorgulama
SSK’dan Ne Zaman Emekli Olabilirim Sorgulama
http://img97.imageshack.us/img97/1751/sgk.jpg (http://img97.imageshack.us/my.php?image=sgk.jpg)
SSK’nın resmi sitesinde bulunan “SSK’dan Ne Zaman Emekli Olabilirim” linki yoluyla emeklilik yaşınızı hesaplayabilirsiniz.
SSK’dan ne zaman emekli olacağınızı öğrenmek için için açılan ekrana, cinsiyet, doğum tarihi, maluliyet, erken yaşlanma, SSK prim ödeme gün sayısı, diğer sandıklara ait gün sayısı , askerlik gün sayısı, fiili gün sayısı, yurtdışı gün sayısı gibi bilgiler girmeniz gerekmektedir.
“SSK’dan ne zaman emekli olabilirim” sorunuza yanıt bulmak için aşağıdaki linki ziyaret ediniz.
SSK’dan Ne zaman Emekli Olabilirim (http://app2.ssk.gov.tr/nezaman/sskform1.jsp)
uffffffffff sanırım emekli olamıcam:(
Sağol dai bilgilendirmen için :) efem sen yine bizden önce emekli olursun öncümüz sensin bu konularda :))
http://i.milliyet.com.tr/SonDakikaHaberGaleriler/2010/02/03/meclis-te-yine-yumruklar-konustu-505209.Jpeg Meclis Genel Kurulu'nda MHP'li Osman Durmuş'un, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eşinin üç yıl önce GATA'ya sokulmaması konusunda söylediği "Siz peygamber olarak kabul edilen birinin eşini nasıl içeri almazsınız" şeklindeki sözler tansiyonun gerilmesine neden oldu. Küsüye gelen Başbakan Erdoğan, Osman Durmuş'a sert yanıt verdi. AK Partililer daha sonra MHP'li vekillerin üzerine yürüdü ve yumruklu kavga yaşandı.
Son yıllarda Meclis'te yaşanan en şiddetli kavga tutanaklara böyle yansıdı.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, sizin huzurunuzda bu tür bir iftiraya yönelik cevap için bulunmak istemezdim.
Her şeyden önce, arkadaşımız, peygamberlik zincirinin bittiğini bilmiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sizin arkadaşınız bilmiyor, il başkanınız bilmiyor.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Son peygamberin Peygamberimizle beraber son bulduğunu bilmiyor…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İl başkanınız bilmiyor.
HADDİNİZİ BİLİN!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – …ve şecaat arz ederken sirkatin söylüyor.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Asıl ihlal eden sizsiniz, haddinizi bilin.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Susun be!
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Peygamberlik hakaret değildir.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Susun be!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Önce izan sahibi olacaksın. Önce izan sahibi olacaksın.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sizi izana davet ediyorum Sayın Başbakan.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bir defa, İnternet sitelerinde nelerin dolaştığını, ne tür belden aşağı vurmaların olduğunu çok iyi biliyoruz.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Konuşma bandı var, CD’si var.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Benim partimde…
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Niçin işlem yapmadınız Sayın Başbakan?
http://i.milliyet.com.tr/SonDakikaHaberGaleriler/2010/02/03/meclis-te-yine-yumruklar-konustu-505187.Jpeg
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Benim partimde bu şekilde bir yakıştırmayı yapan barınamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şu an il genel meclisi üyesi.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – İl genel meclisi üyeniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bakın… Lütfen, lütfen otur yerine! Otur yerine!
Barınamaz, bu bir. İki…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şu anda il genel meclisi üyesi.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyelim. Daha sonra…
OKTAY VURAL (İzmir) – El hareketi yapmayın. Biz, Meclis Başkanı değiliz. Öyle el hareketi yok! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Susmayı öğren. Önce susmayı öğren. Dinlemeyi öğren.
Kaldı ki benimle ilgili bu tür yakıştırmayı yapan siz…
OKTAY VURAL (İzmir) – El hareketi yapmayın.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Mızrağınız çuvala sığmıyor Sayın Başbakan!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sesini kes, terbiyesiz herif!
OKTAY VURAL (İzmir) – Türkiye Büyük Millet Meclisi burası, Başbakan Yardımcınızın Meclis Başkanına yaptığı muameleyi kınayın önce.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Dinleyiniz, ondan sonra…
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bu tür yakıştırmayı yapan Siz, ayrıca, eşime laf atamazsın!
OKTAY VURAL (İzmir) – Burada CD’si…
http://i.milliyet.com.tr/SonDakikaHaberGaleriler/2010/02/03/meclis-te-yine-yumruklar-konustu-505193.Jpeg
EDEPSİZLİKTİR
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bu edepsizliktir, izansızlıktır!
OKTAY VURAL (İzmir) – Burada tutanağı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Vural…
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ahlaksızlıktır!
OKTAY VURAL (İzmir) – CD’si de burada, tutanakları da burada.
SİZE İFTİRA ATAN ŞEREFSİZDİR
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başbakan, size iftira atan şerefsizdir.
BAŞKAN – Sayın Vural, Sayın Durmuş, lütfen…
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Sen başörtülüler üzerinden oy toplamak isteyeceksin, eşimin baş örtüsü sebebiyle…
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başbakan, önümü ilikliyorum; size iftira atan şerefsizdir.
BAŞKAN – Lütfen, sakin olunuz ve yerinize oturunuz sayın milletvekilleri. Sayın Erdoğan konuşmasını bitirsin, lütfen…
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Eşimi baş örtüsü sebebiyle GATA’ya sokmayanları müdafaa edecek kadar da izansızsın.! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) İzansızsın!
OKTAY VURAL (İzmir) – İl genel meclisi üyesi yaptınız, yazıktır.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Senin il genel meclis üyen.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) –Meclisin yüz karasısın sen. Otur yerine! Terbiyesiz! Yalancı! Otur yerine!
TERBİYESİZ SENİN BABANDIR
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Terbiyesiz senin babandır.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Arkadaşlar, lütfen…
GEL ULAN
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Gel ulan, gel bakayım!
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sen gel!
(Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un birbirlerinin üzerine yürümeleri)
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ondan sonra da, baş örtülüleri yanına çekmek için müdafaada bulunacaksın. Hadi oradan!
(AK PARTİ milletvekillerinin MHP sıralarına doğru yürümeleri)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.
http://www.milliyet.com.tr/meclis-teki-kavga-kayit...efault.htm (http://www.milliyet.com.tr/meclis-teki-kavga-kayitlara-boyle-gecti/siyaset/sondakika/03.02.2010/1194361/default.htm)
http://rsm.turkboard.us/data/thumbnails/3/thy.jpghttp://rsm.turkboard.us/data/media/8/oktbgri-mavi.gifEylem kararına THY'den büyük rest
Hava-İş'in tüm üyelerini bu eyleme katılmaya davet etmesi üzerine THY Yönetimi personele bir duyuru yaparak katılanların hakkında hukuki işlem başlatılacağını bildirdi.
Türk - İş tarafından Tekel işçilerine destek amacıyla 4 Şubat Perşembe günü (yarın) 08-17 saatleri arasında üyelerinin çalışmama haklarını kullanabileceği açıklaması sonrası ,Hava-İş'in tüm üyelerini bu eyleme katılmaya davet etmesi üzerine THY Yönetimi personele bir duyuru yaparak katılanların hakkında hukuki işlem başlatılacağını bildirdi.
THY Yönetimi tarafından personele yapılan duyuruda tüm çalışanların yasal çerçevede hak ve taleplerini dile getirmelerinin en doğal hakları olduğunu .ancak yürürlükteki mevzuat çerçevesinde bu eylemin yasa dışı olduğu belirtilerek şöyle denildi:
"2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunun 25. maddesinde ; ' Kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan greve kanun dışı grev denilir.Siyasi amaçlı grev,genel grev ve dayanışma grevi kanun dışı grevdir. İşyeri işgali,işi yavaşlatma,verimi düşürme ve diğer direnişler hakkında kanun dışı grevin müeyyideleri uygulanır.' Hükmü yer almaktadır. Ayrıca ,2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun 45.maddesinde ise ,' Kanun dışı grevin yapılması halinde işveren , böyle bir grevin yapılması kararına katılan,böyle bir grevin yapılmasını teşvik eden ,böyle bir greve katılan veya böyle bir greve katılmaya veyahut devama teşvik eden işçilerin hizmet akitlerini feshin ihbarına lüzum kalmadan ve herhangi bir tazminat ödemeye mecbur bulunmaksızın feshedebilir '
Bu düzenlemeler çerçevesinde şirketimizce yasadışı hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyecek olup, gerekli hukuki işlem tesis edilecektir" Hava-İş sendikası dün bir bildiri yayınlayarak çalışanları Perşembe günkü Genel Greve katılmaya çağırmış ve o gün izinli sayılacaklarını belirtmişti.
kaynak (http://www.milliyet.com.tr/eylem-kararina-thy-den-buyuk-rest/ekonomi/sondakika/03.02.2010/1194418/default.htm?ver=44)
Ak partili meclis üyesinin densizliği çok çirkin.. tövbe haşa.. siyaset makamlarında ne yazık ki böyle dalkavuk makam sahipleri var.. muhalefetin de meclis üyesinin dalkavukluğu ve başbakanın eşinin baş örtüsü üzerinden bu şekilde "Siz peygamber olarak kabul edilen birinin eşini nasıl içeri almazsınız" siyaset yürütmeside izansızlıktır, aciziyettir. böyle ucuz siyasetin yapıldığı bir meclisten daha beklenebilir ki yazık ki bu seviyede ki siyasetcileri secip oraya yolluyoruz..
Tek Plaka Uygulaması
Tek Plaka Sistemi
Trafikte Tek plaka
Emniyet Genel Müdürlüğü, yıl ortasında "tek plaka" uygulamasına geçmeye hazırlanıyor. TC kimlik numarasına göre verilecek plaka ölene kadar aynı şahsın üzerinde kalacak ve devredilemeyecek.
Trafikte mezara kadar "tek plaka" uygulamasına geçilecek. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından çalışmaları sürdürülen ve Araç Tescil Projesi'nin genişletilmesi ile uygulanacak projenin bu yıl ortalarında hayata geçirilmesi hedefleniyor.
Yönetmelik değişikliğiyle uygulanmaya konması planlanan projeye göre bir kişiye bir plaka verilecek ve bu ölene kadar o kişinin üzerine kayıtlı olacak.
Sabah Gazetesi'nden Alper Sancar'ın haberine göre; başka şahsa o plaka asıl sahibi ölene kadar verilmeyecek. Araçlar plakasız satılacak. Satan ve alan kişiler kendilerine tahsis edilen plakaları sıfır kilometre ya da ikinci el araçlarına taktıracak.
BELÇİKA VE İSVİÇRE'DE İNCELEME
İçişleri Bakanlığı 'Araç Tescil Ve Sürücü Belgesi İşlemlerinin Elektronik Ortamda Online Olarak Yapılması' projesinin kapsamını genişletiyor.
Güvenlik gerekçeleri ve araç satış işlemlerinde doğan karışıklığın önüne geçmek için plaka projesi hazırlanıyor. Bazı AB üyesi ülkelerde farklı biçimde uygulanan plaka tahsis sistemi Türkiye'ye uyarlanacak. Bu amaçla Trafik Uygulama ve Denetleme Daire Başkanı Nevzat Önder Belçika ve İsviçre'ye "inceleme" gezisi yaptı.
Önder, İsviçre ve Belçika'daki sistemi yerinde gördü. Projeye göre bir kişinin aldığı plaka o kişiye kayıtlanacak. Bu plaka o kişiden başkasına verilmeyecek. Tek araç için verilecek plaka ölene kadar aynı kişide kalacak. Yani T.C. Kimlik numarası gibi tescilli araç sahiplerinin de kendilerine özel plakası olacak.
İKİNCİ ELDE DE AYNI PLAKA
Aynı kişilere ait birden çok araç için ise normal prosedür kapsamında plaka tahsisi yapılacak. Araçlar plakasız satılacak. Alıcı-satıcı kişiler kendilerine tahsis edilen plakaları sıfır kilometre ya da ikinci el araçlarına taktıracak.
Emniyet Genel Müdürlüğü plakaların adlarına tescilli araç bulunan kişilerin ismi ya da TC.kimlik numarasına göre vermeyi planlıyor.
Bürokratların hazırladığı rapor İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kaan Köksal'a sunulacak. Emniyet verilerine göre Türkiye'de 14 milyon 316 bin 700 tescilli araç sahibi, 20 milyon 460 bin 739 da sürücü belgesi sahibi bulunuyor.
Norveç gazeteleri, İslam karşıtı karikatürler yayınlayarak kriz çıkarmaya devam edince Türk Hackerlar tarafından Norveç sitelerine yoğun saldırılar başladı.
http://img526.imageshack.us/img526/2842/hackfp.jpg (http://img526.imageshack.us/i/hackfp.jpg/)
Ülkenin en büyük gazetelerinden Aftenposten'dan sonra ülkenin diğer önde gelen gazetesi Dagbladet, manşetten verdiği İslam karşıtı karikatür ile kriz yarattı. Karikatür krizi devam ederken Norvec'e en büyük tepki Türk hackerlardan geldi.
1.000'e yakın Norveç uzantılı siteyi çökerten Hackerlar aşağıdaki fotoğrafı çökerttikleri sitelere koydular.
Olayı gerçekleştiren 1923Turk-Grup adlı Türk Hacker grubu çökertilen sitelerin anasayfalarına çok ağır notlar bıraktı.
Daha ayrıntılı bilgi için grubun 1923Turk - 1923turk.Com Türk Sitelerine Güvenlik Desteği, Exploit Hakkinda, Sunucu destek ,Server bilgileri, Kitap Egitim, Forum paylaşım, Tartışma Konuları, Osmanlı Padişahları, Padişah Sultanlar, Hack Hakkında, Msn Açıkları, Mehmetçik Askerlerimiz (http://www.1923turk.com/) adlı web sitesini ziyaret edebilirsiniz.
http://cnetturkiye.com/haberler/aktu...-norvece-tokat
alıntıdır...
SSK İşveren Borç Durumu Öğrenme Sorgulama
2010 Borcu Yoktur Belgesi Kontrolü, SSK İşveren Borç Durumu öğrenme,2010 SSK İşveren Borç Durumu Sorgula
SSK’nın kendi resmi sitesinde yeralan “SSK E-Borcu Yoktur Belgesi Kontrol Uygulaması Ekranı” yolu ile işverenler borç durumunu sorgulayabiliyorlar.
İşyveren borç durumu sorgulaması için aşağıdaki linke tıklayıp, açılacak ekranda arama formuna barkod numarası girilmesi gerekmektedir.
SSK İşveren Borç Durumu Sorgulama (http://app.ssk.gov.tr/ebdokumanlar/aramaformu.do)
Mart 2010 Kredi Kartı Borcu Affı
kredi kartı affı 2010,2010 kredi affı ,2010 kredi kartı affı ne zaman?
Kredi kartı affı kanunu
2010 Kredi Kartı Borcu Affı
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu 2009 yılında çıkarılan kredi kartı borçlarına yeniden yapılandırma imkanı getiren yasadan yararlanamayan, kredi kartı borçlularına ikinci bir şans tanımak için çalışmalara başladı. Star Gazetsinin haberine göre BDDK, geçen yıl çıkarılan ve kredi kartı borçlarını 5 kez yapılandırma imkanı sağlayan düzenlemeyi, 2011 yılının mart ayına kadar uzatacak.
Bu düzenlemeyle işleri 2010 yılında düzelecek kredi kartı borçlarının ‘ödeme kolaylığından’ yararlanması öngörülüyor.
Geçen yılki yapılandırmanın sona ermesinin ardından yapılan değerlendirmelerde, işleri 2010 yılı içinde düzelmesi beklenen kredi kartı borçlularına bir şans daha verilmesi kararlaştırıldı.
Fakat bu düzenleme, yasada yer alan yapılandırma imkanları kadar olmayacak. Sadece yapılandırma hakkı konusunda sağlanacak. Söz konusu düzenleme de BDDK’nın Karşılıklar Yönetmeliği’nde yapacağı değişiklik ile sağlanacak. BDDK konuyla ilgili olarak bir yönetmelik değişikliği hazırlayarak, Türkiye Bankalar Birliği’nin görüşüne sundu.
Yönetmeliğin yayınlanması ile birlikte, kredi kartı borçlularına yapılandırma konusunda geçtiğimiz yıl tanınan ‘5 yapılandırma hakkı’ ikinci kez verilecek. Beş kez yapılandırma hakkı 2011 yılının Mart ayında dolacak.
PEKİ DÜZENLEME NE GETİRİYOR?
BDDK’nın Karşılıklar Yönetmeliği’nde yapacağı değişiklik ile, tüketicilere kredi kartı borçlarına 5 kez yapılandırma imkanı getiriliyor. Yani bir kredi kartı borçlusu, kredi kartı borcunu, ilk 90 günlük süre içinde iki kez yeniden yapılandırmasını isteyebilecek. Eğer kredi kartı borcu takibe uğrarsa, takip döneminde de beş kez yapılandırma talebinde bulunulabilecek. Böylece bir kredi kartı borçlusu bankasına giderek, borcunun beş kez yapılandırılmasını talep edebilecek.
http://img5.mynet.com/haber/haber-detay-kucult.png (javascript:changeFontSize(-2);) http://img5.mynet.com/haber/haber-detay-buyut.png (javascript:changeFontSize(2);)
http://img5.mynet.com/ha5/t/tekel-isci.jpg
İSTANBUL (İHA) - Yazıcı, "Eylemlere üzülüyoruz, eğer kötü bir şey olursa sorumlu sendika yöneticileri, onları provoke eden bazı siyasi aktörler ve bunu bir meta olarak görüp karıştıran muhalefettir" dedi.
AK Parti Sarıyer İlçe Başkanlığı'nın Ferahevler'de yapılan yeni merkezinin açılışı ve tapu dağıtım törenine Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti Milletvekili Burhan Kuzu, AK Parti İl Başkanı Aziz Babuşcu ve çok sayıda partili katıldı. Törende konuşan Bakan Çubukçu, Sarıyer'in en büyük probleminin mülkiyet olduğunu ifade ederek, "Biz o sorunu çözüyoruz. Poligon Mahallesi'ndeki tapuların dağıtımı da o çözüm parçalarından birisidir" diye konuştu.
Bakan Egemen Bağış ise, AK Parti çalışırken bazı provokatörlerin ülkenin huzurunu kaçırdığını belirterek, "Kendi hükümetleri yüce divanlarda yargılanırken bize çamur atıyorlar. Biz bu yola çıkarken size güvendik, sizlerden bir muhtar bile olamaz dedikleri birinin peşinden gelip onu bir dünya lideri yaptığınız için teşekkür ediyoruz" dedi.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı da, bugünlere sorunları çözerek geldiklerini ifade etti. İktidara geldiklerinde nema sorunu olduğunu kaydeden Yazıcı, "Çalışırken memurlardan kesinti yapmış ve paraları kaybetmişlerdi. Biz bu durumu gözden geçirdik ve vatandaşa 14 katrilyon borcu ödedik. KEY ödemeleri yine öyle konut yapılacak diye paralar kesilmiş ancak ortada para yok. Paralar nerede, hortumcunun hortumuna gitmiş. Biz bunu da ödüyoruz" diye konuştu.
Sarıyer'deki tapu sorununun çözümüne de başlandığını söyleyen Yazıcı, "Bugün tapu dağıtımı yapacağız. Hala pürüzler varsa biz bunları da çözeceğiz" ifadelerini kullandı.
Yazıcı, iktidara geldiklerinde özelleştirme sonucu açıkta kalan 17 bin işçi bulunduğunu ifade ederek, 2004'te çıkardıkları bir kararname ile bu işçilere 4-C statüsünde pozisyon sağladıklarını söyledi. İmkanların sınırlı olduğunu ifade eden Yazıcı, "Sınırlı imkan, sınırsız ihtiyaç, çalışmaya başladık. Devam derken araya provokatörler girdi, işe şeytan karıştı. Türkiye'de ne kadar örgüt varsa buna PKK'da dahil bu işe fitne sokmaya başladı. TEKEL işçileri eyleme başladı. Ne dediler 4-C'yi istemeyiz. Hükümet maaşları düzeltiyor, hizmet süresini uzatıyor, emekli olurken ikramiye düzenlemesi getiriyor. Ama istemeyiz dediler" şeklinde konuştu.
Türk- İş yöneticilerinin son olarak Başbakan Erdoğan ile görüştüklerini kaydeden Yazıcı, "Başbakanımız bize talimat verdi çalıştık. Okula göre ilkokul, lise ve fakülte düzeylerine göre 100 TL'ye kadar zam yaptık. 10 ay çalışana, 11 ay çalışma süresi verdik. Yılda 10 gün yerine 22 gün izin hakkı verdik ve emekli olduktan sonra iş sonu tazminatı alsınlar dedik. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun iyi düşünün, biz çok verdik demiyoruz ama sağlanan imkanlar bu şartlarda çokta kötü değil" diye konuştu.
Bakan Yazıcı, devam eden eylemlere üzüldüklerini ifade ederek, "İnşallah kötü bir şey olmaz, olursa sorumlu sendika yöneticileridir. Onları provoke eden bazı siyasi aktörlerdir, bulunmaz bir meta olarak görüp karıştıran muhalefettir" dedi.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü`nden alınan bilgiye göre, bugün saat 19.21’de merkez üssü Eskişehir olan yerin 5 kilometre derinliğinde 3.7 şiddetinde deprem meydana geldi. Yerleşim yerlerinde hissedilen deprem sonrası Eskişehirliler sokağa fırladı. Depremin herhangi bir hasara yol açıp açmadığı araştırılıyor.
Bir albay daha intihar etti
Güney Deniz Saha Karakol Komutanı Kıdemli Kurmay Albay Berk Erdem intihar etti.
http://img5.mynet.com/haber/haber-detay-kucult.png (javascript:changeFontSize(-2);) http://img5.mynet.com/haber/haber-detay-buyut.png (javascript:changeFontSize(2);)
http://img5.mynet.com/ha5/t/tabanca3.jpg
İzmir'de Güney Deniz Saha Komutanlığı'nda görev yapan Kıdemli Kurmay Albay Berk Erdem'in dün saat 15.30 sıralarında lojmanda beylik tabancasıyla intihar ettiği öğrenildi.
Orduda 2 yılda 8 sır ölüm (http://haber.mynet.com/detay/foto-analiz/orduda-iki-yilda-8-sir-olum/486337)
Askeri savcılık tarafından soruşturma başlatılırken Aybay Berk'in cenazesi Güney Deniz Saha Komutanlığı'nda yapılan incelemenin ardından dün akşam saat 21.00 sıralarında İzmir Adli Tıp Kurumu'na getirildi. İntihar ettiği öne sürelen Albay Erdem'in cenazesine otopsi işleminin yarın yapılacağı öğrenildi.
Kıdemli Kurmay Albay Berk Erdem'in özel yaşamındaki sorunlar nedeniyle intihar ettiği öne sürülürken İzmir Valiliği, konuyla ilgili açıklamayı Güney Deniz Saha Komutanlığı'nın ya da savcılığın yapabileceğini kaydetti.
Güney Deniz Saha Komutanlığı'nda 26 Haziran 2009 tarihinde Hakim Yarbay Tanju Ünal, makamında tabancayla intihar etmiş, askeri savcılık konuyla ilgili soruşturma başlatmıştı.
mynet
Arkadaşını öldürdüğünü zannedip intihar etti
Başkentte bir kişi, kafasına çekiç vurduğu arkadaşını öldürdüğünü sanınca intihar etti.
http://img5.mynet.com/ha5/a/arkadas-olum.jpg
Alınan bilgiye göre, Mamak Tepecik Mahallesi 19. Sokak 6 numaralı binada ikamet eden Cuma Karacabey (52), sabah saat 05.00 sıralarında evinin kömürlüğünde tavana asılı olarak bulundu.
Olay yerine çağrılan sağlık görevlileri, Karacabey'in hayatını kaybettiği belirledi. Polis ekipleri, olay yerinde yapılan inceleme bir intihar notu buldu. Notta, 'Abdullah bana 8 bin 500 TL para çektirdi. Paramı geri vermedi. Beni pavyonlara götürerek kötü alışkanlıklar edinmeme neden oldu. Onun için çekiç vurarak öldürdüm' yazılı olduğu öğrenildi.
Bunun üzerine polis ekipleri Cuma Karacabey'in Abdullah isminde bir arkadaşı olup olmadığını araştırdı. Yapılan çalışma sonucunda Karacabey'in Abdullah K. (58) isimli bir arkadaşı olduğu belirlenirken, polis ekipleri şahsın Ahmetler İçel Sokak'ta bulunan terzi dükkanına gitti. Polis kapının açılmaması üzerine Abdullah K.'nın cep telefonunu aradı ve içerinden ses geldi. Bununu üzerine kapıyı çilingire açtıran polis, Abdullah K.'yı baygın halde buldu. Abdullah K. olay yerine çağırılan ambulansla hastaneye kaldırılırken, olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
BM Güvenlik Konseyi’nin uranyumu yurtdışında zenginleştirme teklifine sıcak bakan hatta bu ülkenin Türkiye olabileceğini açıklayan İran, pazar günü aniden işlemi kendi ülkesinde yapacağını açıklayarak süper güçlere bir kez daha çalım attı.
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad zenginleştirilmiş uranyum üretimine başkent Tahran’daki Natanz tesisinde bugün başlanması talimatı verdi. İranlı temsilci Ali Asker Sultaniye de dün, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumuna (UAEK) kararı resmen bildirdi. Sultaniye, “Yüzde 20 zenginleştirilecek uranyum sadece Tahran’daki nükleer reaktörün yakıt ihtiyacı için üretilecek. UAEK müfettişleri tüm işlem sürecini izleyebilir. Şu ana kadar olumlu yaklaşımımıza bir yanıt alamadık. Hastaneleri ve hastaları Tahran reaktöründe üretilen ve kanser tedavisinde kullanılan radyo izotoplarını bekler halde bırakamayız” dedi.
Şantaja boyun eğmeyiz
ABD ve Fransa ise İran’a karşı yeni ve daha sert BM yaptırımları için düğmeye bastı. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Amerikalı Savunma Bakanı Robert Gates, dün yaptıkları ortak açıklamada “İran konusunda hemfikiriz. Nükleer programa karşı yeni ve güçlü yaptırımlar üzerinde çalışmaktan başka seçeneğimiz yok” ifadesini kullandı. Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner de, “İran’ın yüzde 20 zenginleştirme kapasitesi yok. Bu bir şantaj ve olumlu sonuçlar
vermeyecek. Müzakerelerin olmayacağını gördükten sonra yapabileceğimiz tek şey yaptırım uygulamak” diye konuştu. Amerikalı uzmanlar ise Kouchner’in söylediklerinin tersine, İran’ın araştırma reaktörü için yüzde 20 zenginleştirilmiş uranyumdan nükleer yakıt üretecek durumda olduğunu bildirdiler.
‘Zenginleştirilmiş kriz’ için bugün düğmeye basılıyor
İran, bugünden itibaren uranyumunu yüzde 20 oranında zenginleştirmeye başlayacağını Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na bildirdi. Bu oranı nükleer silah üretimi için kritik sınır kabul eden Batılı güçler, daha sert ve yeni ambargo işareti verdi. İran ise kararı “Kanser hastaları için radyo izotoplarına ihtiyacımız var” diye savundu.
Nükleer silaha bir adım kaldı
Nükleer bir savaş başlığının ayrılabilir çekirdeği için yüzde 90 oranında zenginleştirilmiş uranyum gerekiyor. İran’ın yapacağını ilan ettiği yüzde 20’lik zenginleştirme Tahran’daki Natanz tesisindeki 2 bin santrifüjde bir yıl sürecek. Yüzde 20’den yüzde 90’a ulaşmak ise 500-1,000 santrifüjle sadece 6 ay alıyor.
http://img5.mynet.com/ha5/c/cem-dava.jpg
Cem Garipoğlu: "Erkekliğime hakaret etti"
Liseli Münevver Karabulut cinayetine ilişkin görülen ilk duruşma olaylı başladı.
Güncelleme:11 Şubat 2010 12:09
İSTANBUL (İHA) - Karabulut'un kardeşi Enver Karabulut, cinayeti işlediği gerekçesiyle tutuklu bulunan Cem Garipoğlu'na şırınga ile bir sıvı sıkınca ortalık karışırken, katil zanlısı Garipoğlu ilk ifadesinde "Erkekliğime hakaret etti" dedi.
İŞTE ŞIRINGALI SALDIRI ANI (CEP TELEFONU GÖRÜNTÜLERİ) (http://video.mynet.com/habervideo/Karabulut-un-kardesi-Cem-e-saldirdi/462362/)
CEM GARİPOĞLU DURUŞMADA FENALAŞTI (http://haber.mynet.com/detay/yasam/cem-garipoglu-durusmada-fenalasti/494753)
İŞTE YILIN DAVASINDAN KARELER... (http://aktuel.mynet.com/galeri/haber/munevver-karabulut-cinayeti-davasi-yilin-davasi-basladi/5339/133315/sayfa/1/)
Garipoğlu böyle teslim olmuştu (foto-galeri) (http://aktuel.mynet.com/galeri/haber/cem-garipoglu-teslim-oldu-iste-cem-in-kaldigi-ev/4373/107517/sayfa/1/)
Cinayetin ardından açılan dava kapsamında bugün ilk kez hakim karşısına çıkan Cem Garipoğlu, duruşmadaki sakin tavırlarıyla dikkat çekti. Duruşma salonunda yoğun güvenlik önlemleri alan jandarma ekipleri, Garipoğlu ile Karabulut Ailesi fertlerinin göz göze gelmemesi için çabaladı. İddianamenin özetinin okunmasının ardından Mahkeme Başkanı Talip Armağan, katil zanlısı Cem Garipoğlu'na söz verdi. Cem Garipoğlu, olay günü Münevver'i almak için okula gittiğini belirterek, "Beraber evime gitmeye karar verdik. Daha önce de 7-8 kere evime gelmişti" dedi.
İddianamede de yer aldığı şekilde Münevver Karabulut ile sık sık internette yazıştıklarını ifade eden Cem Garipoğlu, "Yazıştığımız bir gün bana hakaretler etti. Erkekliğime hakaret etti" diye konuştu. Bu sırada yerinden fırlayan Karabulut'un kardeşi Enver Karabulut, saldırmak istediği Cem Garipoğlu'na şırınga ile bir sıvı sıktı. Duruşma salonu bir anda karışırken, Cem Garipoğlu jandarmalar tarafından apar topar duruşma salonundan çıkarıldı. Güçlükle sakinleştirilen Enver Karabulut da ifadesi alınmak üzere polis noktasına götürüldü.
CEM'E İLK SORU: İLK CİNAYETİN Mİ?
Garipoğlu’na mahkemede 10 soru yönelteceğini söyleyen Karabulut ailesinin avukatı Rezzan Epözdemir “İlk sorum ‘Cinayet çok profesyonel işlenmiş. İlk cinayetin mi’ olacak” dedi. Cinayet tarihinde 18 yaşından küçük olduğu gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbetten kurtulan Cem, 24 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Oğluna yardım ettiği öne sürülen baba Nida Garipoğlu da ağırlaştırılmış müebbet istemiyle hakim karşısına çıkacak. Anne Tülay Garipoğlu’nun delillerini yok etmekten, Mehmet Karakayalı, Habib Kurt, Hayyam Garipoğlu ve Ahmet Batur’un ise suçluyu kayırmaktan cezalandırılmaları isteniyor.
POLİS MÜDAHALE ETTİ
Öte yandan, duruşma salonu önünde bekleyen ve Garipoğlu'nun avukatı Aytekin Kaya'nın asistanı olduğunu söyleyen hamile bir kadın ile Karabulut ailesini desteklemeye gelen bir grup arasında yaşanan tartışma, polisin müdahalesiyle önlendi.
mynet
2010 key ödemeleri ne zaman?
2. key ödemeleri henüz yapılmadı. Hükümetin key ödemeleri konusunda en yetkili ağızlarından biri olan Zeki Sayın 2010 key ödemelerinin önümüzdeki 2-3 ay içinde yapılacağının sözünü verdi. Zeki Sayan’ ın söylediklerine göre, 2. key ödemeleri 2010 yılının Şubat ayından itibaren yapılmaya başlanacak.
Kredi ve bankamatik kartlarında tehlike
http://i.imgur.com/CIoKJ.jpg (https://www.forumdas.net/)
Çip ve PIN kodlarında tespit edilen hata, kredi ve bankamatik kartları kullananlar için büyük bir risk oluşturuyor.
Bilim adamları, yüz milyonlarca insanın kullandığı kredi kartlarındaki çip ve PIN kodu teknolojisinde hata tespit etti. Tespit edilen hata, hırsızların güvenlik koduna ihtiyaç duymadan kartları kullanabilmesine olanak sağlıyor.
Tespit edilen hata nedeniyle, ilk defa 2006’daki Sevgililer Günü’nde tüm dünyada kullanılmaya başlanan çip ve PIN kodu sistemi işlevsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya.
Uzmanlar, hırsızların her türlü alışverişte ve bankamatiklerde PIN kodunu bilmelerine gerek olmadan kartları kullanabilme riski bulunduğunu belirtti.
RAKAMLAR ENDİŞE VERİCİ
Uzmanlar, İngiltere’de 2008 yılı sonuna kadar kredi kartı dolandırıcılığının yüzde 43 arttığına ve 610 milyon sterlin (953 milyon dolar) değerinde hırsızlık yaşandığına dikkat çektiler.
Cambridge Üniversitesi öğretim üyesi Ross Anderson, kredi kartlarındaki PIN kodu sistemini devre dışı bırakan birkaç yöntemi test ettiklerini ve kullanılan yöntemlerin son derece basit olduğunu belirtti.
Hırsızlar tarafından kolayca uygulanabilecek hırsızlık yöntemi şöyle işliyor: Bir bilgisayar çipi ve verici taşıyan veri levhası, kredi kartı üzerindeki çipe bağlanıyor.
Hırsızın yanında taşıdığı bir bilgisayara bağlantılı olan veri levhası sayesinde, hesaba girmek için PIN kodu girilmesi gerektiği zaman rasgele dört rakam tuşlamak yeterli oluyor. İşlem esnasında karta bağlantılı olan yazılım, doğru bir PIN kodu girildiği sinyalini gönderiyor.
YENİ YAZILIM GEREKLİ
Anderson, bu basit işlemin PIN kodu sistemi içindeki en büyük hatanın ürünü olduğunu çip ve PIN kodu sistemini kapsayan yeni bir yazılımın şart olduğunu vurguladı.
mynet
Türk Telekom'dan evden cebi arama kampanyası
Türk Telekom'un, bugün başlattığı ''Evden Cebi Arama Kampanyası'' ile cep telefonlarını ''ucuza arama'' imkanı sağladığı bildirildi.
Türk Telekom'dan yapılan açıklamada, kampanya kapsamında Türk Telekom hatlarından akşam 19.00 sabah 07.00 saatleri arasında GSM yönüne yapılan tüm aramalar için operatör ayrımı yapmadan aramanın dakikasının 6,5 kuruş olarak ücretlendirildiği belirtildi.
Kampanyada herhangi bir paket ücret bedeli veya kontör yükleme şartı olmadan tek arama bazında evden cebi aramanın, cepten cebi aramaktan daha ucuza geldiği vurgulandı.
Açıklamada görüşlerine de yer verilen Türk Telekom Pazarlama ve İletişim Başkanı Erem Demircan, müşteri ihtiyaçlarına odaklanan uygulamalara ağırlık verdiklerini ve ''Evden Cebi Arama Kampanyası''nın da bu uygulamaların son örneği olduğunu bildirdi. Demircan, müşteriye değer katan benzer kampanyalara da devam edeceklerini belirtti.
Kampanyadan, tüm bireysel müşterilerin faydalanabileceklerine işaret edilen açıklamada, 1 Mart'a kadar geçerli olacak kampanya için herhangi bir başvuru ya da taahhüdün gerekmediği kaydedildi.
AA
Nüfus cüzdanınız kaybolunca ne yapacaksınız, biliyor musunuz?
Hürriyet gazetesi yazarı Şükrü Kızılot yazıyor:
“GAZETEYE kayıp ilanı veririm” dediğinizi duyar gibiyim.
Temel'in kaybolan kaynanasıyla ilgili ilanı gibi değil tabii...
Bilmeyenler için anlatalım.
Temel'in kaynanası kaybolur ve gazeteye şöyle bir ilan verir:
“Kaynanamı kaypettum. Körenlerin insaniyet namına körmemezlikten gelmeleri rica olunur.”
NE YAPILMALI?
Nüfus cüzdanınız kaybolunca ya da çalınınca, gazeteye ilan ve emniyet makamlarına haber vermek yeterli değil. Emniyet biriminden, “nüfus cüzdanının kaybolduğuna ya da çalındığına dair yazı veya tutanak” almak da yeterli değil.
Kaybolan ya da çalınan nüfus cüzdanı nedeniyle, çeşitli sorunlar yaşanabiliyor.
Sözgelimi, cüzdanı çalan ya da bulan kötü niyetli kişiler;
- Bu kimlikle, şirket ya da şirketler kurabiliyorlar,
- Borç taahhütlerine girebiliyorlar,
- Sahte fatura düzenlemek suretiyle, yasa dışı gelir elde edebiliyorlar,
- Cep telefonu hattı alıp tehdit, şantaj, terör vb. amaçlı kullanabiliyorlar.
- Akla gelmeyecek bir çok olumsuz işte ya da faaliyette kullanabiliyorlar.
İşin acı tarafı, nüfus cüzdanı kaybolan ya da çalınan kişi, çoğu kez açılan davalardan haberdar olmamakta, hüküm giyebilmekte ve itiraz etmediği daha doğrusu edemediği kararlardan dolayı mağdur olabilmektedir. Hakkında çıkan arama kararı üzerine yakalanması sonucu da ciddi sorunlar yaşayabilmektedir.
Şimdi diyeceksiniz ki;
“Peki nüfus cüzdanı çalınınca veya kaybolunca başka ne yapacağız?”
Hemen yanıtlayalım;
“Vergi dairesine bildirimde bulunacaksınız.”
BİLDİRİMİN ŞEKLİ
Çok kişi farkında değil. Gelir İdaresi Başkanlığı'nın “Vergi Kimlik Numarası” 2007/1 No.lu İç Genelgesi var.
Bu genelgeye göre;
Gerçek kişiler, nüfus cüzdanlarının kaybolduğu veya çalındığını, bir dilekçe ile vergi dairesine bildirecek ve bu nüfus cüzdanı ile vergi dairelerinde mükellefiyet kaydı yapılmasının engellenmesini talep edecekler.
Bunun için; vergi mükellefi olanların bağlı oldukları vergi dairesine, olmayanların da herhangi bir vergi dairesine başvuruda bulunmaları gerekiyor.
Başvuru dilekçesi ekinde de; TC kimlik numarası belirtilmek suretiyle, nüfus cüzdanının kaybolduğu veya çalındığına dair gazete ilanı ile emniyet birimlerince düzenlenmiş belgenin aslı ibraz edilecek.
SİSTEM NASIL ÇALIŞIYOR
Maliye Başmüfettişi Ahmet Ozansoy'un, Yaklaşım Dergisi'nin Şubat 2010 sayısında yayımlanan makalesine göre; kayıp veya çalıntı nüfus cüzdanı bilgisinin, vergi dairesi sistemine girilmesiyle birlikte, bu nüfus cüzdanına dayanarak yapılacak mükellefiyet işlemleri engellenmiş oluyor.
Kayıp ya da çalıntı nüfus cüzdanı ile işlem yapıldığının sistem tarafından tespiti halinde, bilgisayar ekranında bununla ilgili “uyarı” gözüküyor. Nüfus cüzdanına da el konuluyor.
Aman dikkat!
Nüfus cüzdanınız kaybolduğu ya da çalındığında, vergi dairesine acilen başvurun.
Yoksa çok zor durumlarda kalabilirsiniz.haber3 (http://www.haber3.com/nufus-cuzdaniniz-kaybolursa..-550974h.htm)
Dilimizi ne kadar özenli ve doğru kullanıyoruz.Buna tabiki olumlu bir cevap vermek biraz zor görünüyor.Buna neden olan en önemli unsurların başında televizyon programları geliyor.Bu programlarda kullanılan Türkçe ; televizyonlardaki insanların ve önemli kişilerin kelimeleri sürekli yanlış veya hatalı söylemeleri ve Türkçesi varken hep yabancı şekillerini seçmeleri büyük bir sorun teşkil ediyor.İşte alttaki yazıda bu konuya değinilmiş.Okumanızı öneririm....
''Güzel konuşma uzmanı Tülin Erduran, Türkiye'de yabancı sözcüklerin her alanda kullanılmasının ve televizyon dizilerinin, Türkçeyi anlaşılmaz hale getirdiğini bildirdi.
Çukurova Üniversitesi, Mustafa Kemal Üniversitesi Yabancı Diller Fakültesi Türkoloji Ana Bilim Dalı ile Bükreş Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak eğitim verin Erduran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, televizyon dizilerinin çoğunluğunda, çarpıcı müzik eşliğinde ünlü oyuncuların, görkemli evler, iş yerleri, şık sofralar, göz kamaştıran araba görüntülerinin yayınlandığını belirtti.
Söz konusu dizilerin, heyecan, aşk, ihanet, babasız çocuk, gelenek, töre, kin ve çeşitli entrikalarla insanları ekran karşısına tutacak konuları işlediğini ve büyük bir izleyici kitlesine sahip olduğunu kaydeden Erduran, ''Ancak, söz konusu dizilerde konuşmalara hiç dikkat edilmiyor'' dedi.
Dizilerde, Türkçede olmayan ''lan'' kelimesinin dahi kullanıldığını belirten Erduran, ''Bu konuşma biçimi cep telefonları ve internet sohbetlerinde yaygınlaştı. 'yamuk yapmak' gibi yanlış ve yersiz sözcükler dilimize yerleşti. Dildeki moda sözcükleri ve kalıpları kullanma hızı ve yaygınlığı, diğer modalara uymaktan daha fazla ve etki alanı daha geniş'' diye konuştu.
Türkçenin güzel konuşulmasına, toplumun her kesiminin dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Erduran, şöyle devam etti:
''Özellikle toplumun önde gidenleri, konuşmalarını 'vizyon', 'misyon', 'performans', 'trend', 'konjonktür' gibi sözcüklerle yoğurmakta. 'Mega' projelere imza atacaklarını söyleyince hemen alkışlanıyorlar, ancak, bu sözcükler resmi yazı ve konuşmalarda asla kabul görmez. Türk Dil Kurumu sözlüğünde, 'in' ya da 'out', 'okey' gibi kelimeler yer almıyor. Yağsız süt, yoğurt demek varken, 'light' süt, yoğurt ve ekmek ifadeleri kullanılıyor. 'Hiper' ve 'super' marketlerde, 'light erkek'ler bile var. 'Metroseksüel' olanlar basının gözdeleri.
Çiçekçinin yerini 'flowers center', dönercinin yerini 'dönerchi' aldı. Yeme, içme, giyinme, alışveriş ve konaklama yerleri Türkçe ad alırsa ve hizmetlerini Türkçe verirse iyi iş yapamayacağı endişesi taşıyor. Sanatçıların 'sahne aldığı' gösteri ve konserler, sporcuların 'start aldığı' yarışlar medya desteğiyle neredeyse doğrulanacak. Unutmamalıyız ki dil düşüncenin ürünüdür.''
-''GÜNLÜK HAYATIMIZIN HER TARAFINDA YABANCI SÖZCÜKLER VAR''-
Günlük hayatın her tarafını yabancı sözcüklerin sardığını vurgulayan Erduran, ''Evimizi döşerken bile, salona bir 'lambader' koyuyoruz, yanına 'relax TV koltuğu', karşısına bir 'berjer', yere bir 'Ottoman' desenli halı, 'lunch açılan yemek masası' ve 'bistro sandalye'ler gerekli. Zaten temizliği çoğunun adı Türkçe olmayan 'deterjan'larla yapıyoruz. Satıyorlar, almayalım mı yani?'' dedi.
Gazetelerin spor sayfalarında yazarların kariyer yarıştırdığını ifade eden Erduran, şunları kaydetti:
''En çekişmeli 'play-off'lar anlatılıyor, karizma zaafından söz ediliyor. Atlar, at yarışları, 'rally' gibi konular ise ancak ilgililerin anlayabileceği kıvamda. Daha da önemlisi Türkçe sözcükleri yabancı sözcükler kadar yanlış ve yersiz kullananlar mevcut. 'Süre' ve 'süreç' bu örneklerin başını çekiyor. Özellikle siyasetçilerin dilinde 'müddet' yerine 'süreç' bolluğu var. Artık 'süre' derse yanlış konuşacağını sanan o kadar çok kişi var ki.''
Türkçe konuşmayı isteyenlerin, doğru ve güzel yazan dil bilimcilerinin kitaplarını okuması gerektiğini belirten Erduran, ''Türkçeyi anlaşılmaz kılan kullanım alanlarından birisi de televizyon ekranlarındaki alt yazılar. Ayrıca özel televizyonlardaki program adları anlamından uzaklaştı, reklam dilini de aştı. Bu konuda 'Canlı Gaste' en hoyrat örneklerden birisi'' dedi.
Erduran, artık gençlerin ''chat''leşirken dilinin ne denli çetrefilleştiğini, yanlışları saymakla çözüme ulaşamadıklarını kaydederek, doğru düşünüp, doğru konuşmak ve doğru yazmak gerektiğini, bu şekilde fikirlerin etkili olacağını belirtti.
aa
Meclis Genel Kurulu’nda oybirliğiyle alınan karara göre, kurulacak Araştırma Komisyonu 16 kişiden oluşacak, 3 ay süreyle ve gerektiğinde de Ankara dışında görev yapacak.
MECLİS, son günlerde kanayan yara halini alan kayıp çocuklar sorununa el attı. Meclis Genel Kurulu’nda kayıp çocuklar sorununun araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Araştırması Komisyonu kurulması oy birliğiyle kabul edildi.
Genel Kurul’da dün iktidar ve muhalefet milletvekillerince verilen 25 ayrı araştırma önergesi birleştirilerek görüşüldü. Görüşmeler sonucunda Meclis Araştırması Komisyonu kurulması onaylandı. Komisyon, 16 üyeden oluşacak. Görev dağılımının ardından 3 ay süreyle faaliyette bulunacak olan komisyon, gerektiğinde Ankara (http://www.hurriyet.com.tr/index/Ankara/) dışında da çalışma yapacak. Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, kaybolan çocuklarla ilgili ulusal veri tabanı oluşturacaklarını açıkladı. Konuyla ilgili protokol imzalanacağını vurgulayan Kavaf, güncel bilgileri içeren veri tabanı sayesinde kayıp çocukların aranmasında, kurumlararası gerekli refleksin çok daha kısa sürede ve etkin şekilde oluşturulmasının sağlanacağını kaydetti. Kavaf, Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre şu anda 1657 kayıp çocuğun emniyet birimlerince arandığını, bu çocuklardan 590’ının sosyal hizmet kurumlarından izinsiz olarak ayrılıp, “kayıp” olarak nitelendirilemeyecek çocuklar olduğunu söyledi.
Bulgaristan’ın Arda Nehri üzerindeki baraj kapaklarını açması sonucu bırakılan su Edirne’ye ulaştı, şehir 4 yıl sonra yeniden selle tanıştı. Taşan Meriç Tunca’yla birleşti. İki nehir arasında kalan alansa sulara gömüldü. 10 bin kişi sel tehdidi altında.
BULGARİSTAN’ın Arda Nehri üzerindeki baraj kapaklarını açması sonucu bırakılan su Edirne’yi sular altında bıraktı. Meriç ve Tunca Nehri arasında yer alan 54’üncü Mekanize Tugay Komutanlığı, Trakya Üniversitesi, DSİ, Emniyet Müdürlüğü’ne ait sosyal tesisler ile kentin eğlence merkezi konumundaki çok sayıda lokanta ve kafeterya sular altında kaldı.
Lozan Antlaşması ile Türkiye’ye savaş tazminatı olarak verilen 10 bin kişinin ikamet ettiği Karaağaç Mahallesi’nde yaşayanlar sel tehdidi altında bulunuyor. Nehre yakın evlerde oturanlar eşyalarını traktörlere yükleyip riski az olan bölgelere taşıdı. Fen Lisesi, Yatılı Bölge İlköğretim Okulllarının pansiyonlarında kalan 250 öğrenci tahliye edildi. Her iki okulda dün eğitim ve öğretim yapılamadı. Aynı mahalledeki Trakya Üniversitesi Rektörlüğü’nde çalışanlar da dün işe gidemedi. 54’üncü Mekanize Tugay Komutanlığı’nın Yunanistan (http://www.hurriyet.com.tr/index/Yunanistan/) sınırında bulunan askeri birliklerde görev yapan subay ve astsubaylar da dün sabah zırhlı taşıyıcılarla birliklerine ulaştırıldı. Çalışanlar, 54’üncü Mekanize Tugay Komutanı Tuğgeneral Paşa Özen’in talimatı ile zırhlı personel taşıyıcılara alınarak şehir merkezine taşındı.
7 mülteciye ulaşılamadı
Edirne Valisi Mustafa Büyük, Bulgaristan makamlarının kontrollü olarak yeniden su bırakabileceklerini söylediklerini belirterek, “Gerekli tedbirleri aldık. Meriç Adasarhanlı Köyü’nde kayıp olan 7 mültecinin bulunması için çalışmalar sürüyor” dedi.
Meriç Nehri, Uzunköprü İlçesi’nde de taştı. İlçeden geçen Ergene Nehri’nin debisi artmaya başladı. İpsala’da vatandaşlar, belediyeden yapılan anonslarla sel tehlikesine karşı uyarıldı.
Ergenekon Soruşturması’nı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, altında Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek’in ıslak imzasının bulunduğu İrtica ile Mücadele Eylem Planı belgesini Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderdi.
Genelkurmay Askeri Savcılığı ise orijinal olup olmadığını tespit için belgeyi Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı’na gönderecek. Askeri savcılığın görevlendirdiği 8 kişilik özel askeri ekip, dün saat 11.00’de iki sivil araçla Ergenekon (http://www.hurriyet.com.tr/index/Ergenekon/) Soruşturması’nın yürütüldüğü Beşiktaş (http://www.hurriyet.com.tr/index/beşiktaş/)’taki İstanbul (http://www.hurriyet.com.tr/index/istanbul/) Adliyesi’ne geldi. Sivil kıyafetli askeri ekipten birinin elinde valiz vardı. Askerler soruşturmayı yürüten Ergenekon (http://www.hurriyet.com.tr/index/Ergenekon/) savcıları ile görüşerek, Adli Tıp Kurumu tarafından Çiçek’in “eli ürünü kabul edilmesi gerekir” kararı verdiği ıslak imzalı orijinal olduğu öne sürülen belgeyi tutanakla teslim aldı. Dursun Çiçek’e ilişkin başka belgeler de tutanak altında askeri görevlilere verildi.
http://img5.mynet.com/ha5/e/ergin.jpg
Hükümetten HSYK'ya ağır suçlama
Hükümet adına Adalet Bakanı Sadullah Ergin canlı yayında HSYK'yı suçladı. İşte Ergin'in sözleri
Güncelleme:18 Şubat 2010 05:12
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, HSYK'nın böyle bir karar alma yetkisi olmadığını belirterek, HSYK'nın yargısal görevleri olmayan idari bir kurul olduğunu belirtti.
HSYK'ya tam destek
HSYK'dan çok önemli karar!
Ergin; "HSYK yetki gaspı yapmıştır. Yargıtay'ın HSYK'nın yaptığını doğru bulmasının hiçbir yasal dayanağı yoktur. Danıştay'ın yaptığı açıklamada yargısal dayanağı olmayan bu tavra katkı vermiştir. Erzurum Cumhuriyet savcısı görevini sürdürürken HSYK'nın aldığı karar tamamen yargı bağımsızlığına darbe olarak algılanacak bir uygulamadır. Görevden alma diğer savcı ve hakimler için gözdağı niteliğindedir. HSYK, yargı sistemini kaosa sürükleyecek bir yetki gaspı yapmıştır. Savcıların yaptıkları işlemlerin yetkileri sınırı içinde kaldığı mahkeme tarafından kabul edilmiştir. HSYK, genelge emir, tavsiye ve telkininde bulunamaz kuralına rağmen yargısal süreçle ilgili müdahalede bulunmuştur." dedi.
Ergin'in konuşmalarından satır başları:
- HSYKnın 17 şubatt'ta aldığı karara ilişkin, Yargıtay ve Danıştay'ın peşpeşe yaptığı açıklamalarala ilgili daha fazla sessiz kalamayacağımıztan bu açıklamayı yapıyoruz. HSYK'nın görev ve tanımı Anayasa'da mevcuttur. HSYK'nın böyle bir görev ve yetkisi yoktur. İdari bir kurul olan HSYK'nın böyle bir karar alması yetki gasbıdır. Yasal dayanaktan yoksundur.
- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun açıklaması “ihsası rey” dir. Danıştay Başkanı Mustafa Birden'in açıklaması da “yanlışlara katkı” sağladı.
- HSYK vahim bir müdahalede bulundu. Hiç bir makam, kişi, hakemlere emir veremez, genelge gönderemez, kuralı ihlal edilmiştir.
- HSYK'nın aldığı kararlar, bir olayla ilgili başlatılan soruşturma, adil yargılamayı engellemeye yönelik teşübbüsdür.
- Bu şartlar alktında bağımsız bir soruşturma yapmak son derece zorlaşmıştır.
- Yargı reformu en kısa sürede çıkacaktır. Bakanlığımızın her türlü girişimlere karşı uyarıları devam edecektir.
Ergin'in bu sert açıklamasına HSYK başkanvekili Kadir Özbek'ten aynı sertlikte yanıt geldi. Özbek: "Esef verici. Bakan kamuoyunda yanlış algı yaratmaya çalışıyor" dedi.
Meynet
http://img5.mynet.com/ha5/yazi/yargi-deprem.jpg
http://img5.mynet.com/ha5/y/yalcin-dogan.jpg (http://haber.mynet.com/detay/foto-analiz/yargida-en-ust-duzeyde-kriz/496036/2#haber-baslik)
Yalçın Doğan
Yasalarımız çok açık. Hukuk kurumlarından yapılan resmi açıklamalar aynı noktada birleşiyor: Bir savcı kişisel suçtan dolayı değil, görevi nedeniyle bir suç iddiası ile karşı karşıya kalırsa, o savcıyı ancak Yargıtay yargılayabilir.
Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in göz altına alınması ve tutuklanması, Cihaner’i soruşturan Erzurum Başsavcılığına göre, kişisel suç. Adalet Bakanlığı’na göre de, öyle.
Ancak, Erzincan’da Cihaner ile ilgili süreç, onun bir cemaati soruşturmak istemesiyle başlıyor. İddialardan biri de bu.
İşte, bundan dolayı hukuk dünyasının ortak kanısına göre, “Cihaner’in soruşturması görev nedeni kapsamına giriyor”.
Hukuk dünyası aynı nedenle, “bu yetki gaspıdır” diyerek, ayağa kalkıyor. “Yargı siyasi iktidarın baskısı altındadır”
http://img5.mynet.com/ha5/o/oktayeksi.jpg (http://haber.mynet.com/detay/foto-analiz/yargida-en-ust-duzeyde-kriz/496036/3#haber-baslik)
Oktay Ekşi
Dün tutuklanarak Erzurum Cezaevi’ne konulan, İlhan Cihaner isimli Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı değil, doğrudan doğruya “hukuk”tur. Kavganın hedefi de -kaç defa yazdık- doğruca 1923 tarihli Atatürk Cumhuriyeti’ni Cemaat Cumhuriyeti yapmaktır.
İkincisi... Sanılmasın ki bu kavganın sonu yoktur.Vardır ve o son, hukuku ayaklar altına alanların hezimeti ve hukuka sığınmalarıyla gelecektir.Siz bunları bir kenara yazın. Biz de bugünkü konumuza dönelim:Biliyorsunuz Türkiye’de kimsenin havsalasının almayacağı olaylar yaşanıyor.
Hukuka inananlar elbet “Suç varsa, suç işlediğinden şüphe duyulan varsa, adalet bunun hesabını sormalıdır” diyor
http://img5.mynet.com/ha5/r/rauftamer.jpg (http://haber.mynet.com/detay/foto-analiz/yargida-en-ust-duzeyde-kriz/496036/4#haber-baslik)
Rauf Tamer
Bütün bu kargaşayı, bütün bu çok bilinmeyenli denklemi, “yargı çözsün” isteniyor. Güzel ama ona da yandaş yargı/ bizdendir/ sizdendir gibi sıfatlar konduruluyor. Başbakan savcıyım diyor, ana muhalefet lideri avukatım diyor.
Nasıl olacak bu iş?
Yargıya bu kadar ağır yük vurmayalım.
Biz bu denklemi olmayana ergi yoluyla çözmeye çalışalım. Her kurum, kendi içindeki çürük elmaları temizlesin önce...Sonra imkânsızlar’ı bulup açıklasın.
O zaman nelerin imkân dahilinde olduğu kalsın geriye.
Temizler eşitlenince, kötülerin tespiti kolaylaşır. Ve yalanlar tasnif olur.
Her sabah şok haber’le kalkmak yerine, bağırsaklarını sahiden temizleyen bir Türkiye çıksın ortaya.
Bunu kimse yadırgamaz.
Bilakis takdir eder.
Zira meselenin kıyma makineleri masalına benzeyen tarafı da var kuyruk denen o insanlıkdışı yaftası da var.
İkisinden de nefret.
http://img5.mynet.com/ha5/g/gungormengi.jpg (http://haber.mynet.com/detay/foto-analiz/yargida-en-ust-duzeyde-kriz/496036/5#haber-baslik)
Güngör Mengi
Türkiye’yi altüst eden, ülkede hiç kimsenin kendini güvende hissetmesine artık müsaade etmeyen olaylar, bir başsavcının üç cemaatle ilgili soruşturma başlatması yüzünden patlak vermiştir.
Yani cumhuriyetin savcısı olarak yapması gereken görevi yerine getirmesi yüzünden...
Adalet sistemine karıştırılan bir sürü entrika sayesinde dosya korunmak istenen dinci örgütleri güven altına almışsa da bununla yetinilmemiş, gözdağı verme amaçlı operasyonlar dizisi Erzincan C. Başsavcısı’nın tutuklanmasına kadar dayanmıştır.
Sistemin savunma refleksi dün kendini Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda gösterdi.
HSYK, Erzincan Başsavcısı’nı tutuklatan Erzurum savcılarının özel yetkilerini kaldıran ve haklarında suç duyusunda bulunan bir kararı oy çokluğu ile kabul etti.
http://img5.mynet.com/ha5/c/canatakli.jpg (http://haber.mynet.com/detay/foto-analiz/yargida-en-ust-duzeyde-kriz/496036/6#haber-baslik)
Can Ataklı
Erzincan Başsavcısı’nı tutuklayan Erzurum Özel Yetkili Savcısı hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bir tür “açığa alma” kararı verince de aynı yöntem devreye girdi ve AKP ile birlikte yandaşı liberal maskeliler ayağa kalktılar.
Bu konuyla ilgili bilgileri derlemeye çalışırken DP Genel İdare Kurulu üyesi ve eski bakanlardan Bahattin Yücel aradı. Yücel aynı konuya değinerek “Lafa gelince yargının işine karışmayız diyorlar, peki Adalet Bakanı’nın Başbakan’ın yanında işi ne, hani yargıya hiç müdahale yoktu?” diye sordu.
Bahattin Yücel AKP’li Bekir Bozdağ’ın HSYK’yı suçlayan açıklamasını da çok yadırgadığını belirterek “Bu, yargı kararına müdahale anlamına gelir. Demek AKP canı istediğinde yargıya müdahale etme hakkını kendinde görüyor” dedi.
“Ama asıl dikkat edilmesi gereken bir konu daha var” diyerek devam eden Yücel şöyle konuştu:
“Başkası söz konusu olunca ’Yargı halletsin’ diyenler nedense sıra Meclis’e gelince korumacı oluyorlar. Şu anda Meclis’te pek çok milletvekili için 609 suç dosyası var. Ama dokunulmazlık zırhının arkasına saklananlar bunun yargı tarafından çözülmesini asla istemiyor. Herkese gösterilen duyarlılık sıra şüpheli milletvekiline gelince neden gösterilmiyor
http://img5.mynet.com/ha5/r/rehamuhtar.jpg (http://haber.mynet.com/detay/foto-analiz/yargida-en-ust-duzeyde-kriz/496036/7#haber-baslik)
Reha Muhtar
Herkes nereden bakıyorsa orayı haklı görecek, ama ortada bir gerçek var ki bu ülkede yargı da resmen bir savaşın içine girdi...
Adalet Bakanlığı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay herkes tiz perdeden birbirini suçluyor...
Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner gözaltına alınıyor...
Onu gözaltına alan savcılar görevden alınıyor...
Onu görevden alanları, Adalet Bakanı suçluyor...
İşler iyice arap saçına dönüyor...
http://img5.mynet.com/ha5/n/nazli-ilicak.jpg (http://haber.mynet.com/detay/foto-analiz/yargida-en-ust-duzeyde-kriz/496036/8#haber-baslik)
Nazli Ilıcak
Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in tutuklanması dolayısıyla, herkes hukuk allamesi kesildi. Dikkat ederseniz, birçok kimse, kanun maddelerine atıf yapmadan, "yargıya darbe" sözünü bol keseden sarf ediyor.
Özetlemek gerekirse, "soruşturma" ve "yargılama" evresinde farklı bir uygulama söz konusu:
1) İster savcının göreviyle ilgili, ister kişisel bir suç söz konusu olsun (CMK 250'ye giren fiillerde), CMK'nın 251. maddesi, soruşturma evresinde yetkiyi en yakın Ağır Ceza Mahkemesi savcılarına veriyor.
2) Kişisel suçta, savcı ya da hâkim Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanıyor. Görev suçlarında ise, birinci derece hâkim ve savcı olmak kaydıyla, Yargıtay'da yargılanıyor.
http://img5.mynet.com/ha5/e/emre-akoz.jpg (http://haber.mynet.com/detay/foto-analiz/yargida-en-ust-duzeyde-kriz/496036/9#haber-baslik)
Emre Aköz
Başsavcı Cihaner gerçekten suçlu mu? Bilmiyoruz.
Bunu anlamak için yargılanması gerekiyor.
Ancak yukarıda sözünü ettiğim statükocu grup sanki yargı mensupları suç işlemezmiş gibi bir hava yaratıyor.
Örneğin Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya şöyle bir açıklama yaptı:
"Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Habur, Erzincan ve Erzurum adli yargı çevrelerinde yargıyı yıpratan, yargıya olan güveni sarsan adli tahkikatlar incelemeye alınmıştır."
Dikkatinizi çekerim: Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in durumunu niye inceliyor? Çünkü hakkındaki adli tahkikatla "yargı yıpranmış, yargıya olan güven sarsılmış".
Bu açıklamanın gündelik dile çevirisi, 'Yargı mensuplarını yargılamayın'dan başka bir şey değildir
http://img5.mynet.com/ha5/m/mumtozer.jpg (http://haber.mynet.com/detay/foto-analiz/yargida-en-ust-duzeyde-kriz/496036/10#haber-baslik)
Mümtazer Türköne
Erzincan soruşturmasını yürüten savcı bize, bu kadar derin ve güçlü bir komplo karşısında kalsak bile endişeye kapılmamamızı, hukuka güvenmemizi telkin etti. Ve bu telkinin gereğini yerine getirdi. MİT elemanlarını, Jandarma komutanını ve subaylarını derdest edip tutukladı. Kendi meslektaşını saatlerce sorguladı ve mahkemeye tutuklanmak üzere sevk etti ve tutuklandı. Bu savcı, gücünü hukuktan alıyordu.
Peki HSYK ne yaptı? Yargıç teminatını sağlamak yerine, engel oldu. Peki meşruiyet kimden yana? Hukukun sağladığı meşruiyet kime güç veriyor? HSYK toplanan delilleri nereye saklayacak? HSYK gücünü nereden aldı?
Merak etmeyin. Bu sefer hukuk kazanacak. Çünkü son üç senede görüldü ki bu ülkede savcılar ve hâkimler var. O zaman hukuk da var. Teraziye ağırlığı koyduğunuz zaman önce bir sallanır, sonra dengeyi bulur. O kadar delili saklayacak bir çuval HSYK'da var mı?
http://img5.mynet.com/ha5/f/fikret-bila.jpg (http://haber.mynet.com/detay/foto-analiz/yargida-en-ust-duzeyde-kriz/496036/11#haber-baslik)
Fikret Bila
Yargıda yaşanan depremin ardından görüştüğüm HSYK Başkan Vekili Özbek, “Hukuksuzluğa göz yumamayız. Yetkisiz savcı soruşturma açıp götürürse, o zaman bu yol Başbakan’a kadar gider”dedi.
Yargıda bir “hukuk savaşı” yaşanıyor dersek, abartmış olmayız. Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal’ın Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’ın makamında ve evinde arama yaptırması, gözaltına alması ve sorgulamanın ardından da tutuklanıp cezaevine konması, yargıda tam anlamıyla şok yarattı.
HSYK tarafından yetkileri alınan savcıların yarine yenileri atandı.
Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman, Erzurum'da görev yapan 4 isme yetki verildiğini bildirdi.
Ayrıca Adalet Bakanlığı'nın yetki kaldırma kararına yaptığı itiraz reddedildi.
Serbest eczaneler, Türk Eczacıları Birliği (TEB) ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) arasında serbest eczanelerden ilaç alımında geçerli olan ve daha önce imzalanan protokol çerçevesinde bu ay itibarıyla sözleşme yenileyecek.
Bu çerçevede, eczaneler, her yıl olduğu gibi TEB tarafından bastırılan sözleşmeyi imzalayacak.
TEB yetkililerinden alınan bilgiye göre, SGK ile yürütülen görüşmeler çerçevesinde TEB ile kurum arasında daha önce imzalanan protokol geçerliliğini koruyacak.
SGK'nın dün TEB'e gönderdiği yazıda, 19 Ocak 2009 tarihinde imzalanan protokole göre, kurumun serbest eczanelerle sözleşme yapması gerektiği hatırlatıldı.
Buna göre, eczanelerin TEB tarafından bastırılmış bu protokole uygun ''tip sözleşmeleri'' kullanacağı belirtilen yazıda, bu sözleşmenin basım ve dağıtımının da yine Birlik tarafından yapılacağı bildirildi.
Sözleşmelerin her yıl şubat ayında yenilenmesi gerektiği kaydedilen yazıda, sözleşme yenilenmesine ilişkin işlemlerin SGK il müdürlüklerince yürütüleceği belirtildi.
http://i.ekolay.net/i/0217/yasakcozum-0558_334.jpg
İsviçre de bir bar sahibi sigara yasagını delmek için ilginç bir yol buldu.
Çıkan haberlere göre 49 yşındaki Dino Lattoz sigara yasagı nedeniyle müşteri kaybetmeye başlayınca çareyi bar duvarında delikler açmakta buldu. Artık müşteriler başlarını ve kollarını bu deliklerden çıkararak sigara içebiliyor ve böylece mekanı terk etmeden sigara içebiliyorlar.
Yerel yetkililerin bu ay tüm kapalı alanlarda sigara yasagını uygulamaya koydugu restorant ve barın sahibi Lattoz kendimde sigara içtigim için sigara tiryakilerin ne hissettigini biliyorum bazen dışarı çok soguk oluyor ve dışarı çıkıp sigara içmek bir seçenek olmakdan çıkıyor, müşterilerimde bu uygulamayı sevmiş görünüyor diyor.
Sokak Şairi
18-02-2010, 17:53
içmeyin kardeşim yahu
insanlara zorla içirilse içmem demeleri gerekirken
bile bile kendilerini zehirliyorlar...
ve zehirlemek içinde ne kdr gayretliler... pes !!!
Bu zihniyet deşifre oldu artık.. bu kurumların neye hizmet ettikleri artık herkes tarafından aşikar.. önceki dönemlerde ki gibi bu darbe yıkıcı olmadı bu defa daha da güçlendirdi sebebi ise milletimiz bu konularda artık daha bilinçli.. nitekim kendilerine taraf bulamadılar birbirlerine destek ziyareti yaparak kendilerini güçlü göstermeye çalışıyorlar.. ama nafile olucak sonunda millet olarak bunlarında üstesinden geleceğiz inş.
Sokak Şairi
20-02-2010, 11:36
HSYK'dan Yahudi Taktiği
Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun yargıda deprem etkisi yapan kararı tartışılıyor.
Olayın hukukiliği veya hukuksuzluğunu burada yazacak değilim.
Bu konu zaten yeterince tartışılıyor.
Ben bu kararın alınmasındaki taktiğe dikkat çekmek istiyorum.
HSYK’nın bir karar alması için yapılacak toplantıya ya Adalet Bakanı ya da onun yerine Müsteşarı’nın katılması gerekiyor.
Erzurum’da beş kelleyi alan HSYK’nın o kararı vermesi, Adalet Bakanı müsteşarının toplantıya katılması nedeniyle oldu.
Peki, müsteşar o toplantıya neden katıldı, böyle bir karar alınacağından habersiz miydi?
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç açıkladı; “Evet, Müsteşar, o konunun gündeme getirileceğini bilmiyordu” dedi.
HSYK, Adalet Bakanlığına gündem olarak maddeler sunuyor. Ama bunların içinde savcıların yetkisinin alınması gibi bir konu yok. Ama müsteşar toplantıya katılıp olayı meşrulaştırınca da bombayı çakıyor. Bir üye “savcıların yetkileri alalım” diyor. 5 üye “okey” çekiyor. Müsteşar karşı çıkıyor ama toplantı bir kere başladığı için salonu terketse dahi (zaten terk ediyor) karar alınıyor. HSYK 4 savcının yetkisini alıyor.
Star gazetesinden Şamil Tayyar’ın dediği gibi HSYK, “göstere göstere doksandan golü lamba gibi çakıyor”
HSYK’nın bu taktiği bana geçtiğimiz aylarda yaşanan bir olayı hatırlattı.
İsrail Dışişleri Bakan yardımcısı vardı hani. Danny Ayalon diye biri. Bizim büyükelçiyi alçak bir kanepeye oturtarak aklınca dalga geçmiş, onun nezdinde Türkiye’yi aşağılamaya çalışmıştı.
Büyükelçi’de o görüşmeye giderken kendisine farklı bir gündem sunulduğunu, böyle bir terbiyesizliğin yapılacağından haberi olmadığını söyledi. Ama kameralar bir kere görüntüledi. Tüm dünyaya yayınlandı. Yani iş işten geçti. Belki Türkiye buna karşı çıktı ama iş işten geçti. Klasik bir yahudi taktiği yani.
Önce kandırıyor ardından golü çakıyor.
İşte İsrailli Ayalon’un bizim büyükelçiye yaptığı yahudi taktiğini HSYK’da Adalet Bakanlığı müsteşarına yaptı. Önce toplantıya katılması sağlandı. Sonra karşı çıksa dahi iş işten geçti. 4 kelle aldı HSYK. İstediğini yaptı.
Bu taktiği daha önce de şimdi Ergenekon tertibi olduğu iddia edilen Şemdinli olaylarına ilişkin iddianame hazırlayan savcı Ferhat Sarıkaya’da da yapmışlardı.
HSYK o toplantıda savcının kellesini aldı.
Sarıkaya’nın sadece yetkileri alınmamıştı. Onu meslekten ihraç ettiler. Artık resmi hiçbir yerde işçi olarak bile çalışamıyor yani.
Bence Erzurum’daki savcılar ucuz bile kurtuldu.
Ama süreç devam ediyor.
Savcılar için suç duyurusunda da bulundu HSYK.
Peki, onları kim yargılayacak; YARGITAY
Çünkü Anayasa'nın 144, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 89. ve CMK'nın 250/3. maddelerine göre Hakim veya savcı görevi sırasında bir suç işlemişse, ya da görevi kötüye kullanmışsa soruşturma yetkisi Yargıtay'da.
Peki, Yargıtay HSYK’nın verdiği karar için ne dedi.?
“Tamamen hukuka uygun, HSYK haklıdır”
Peki, savcıları yargılayacak Yargıtay üyelerini kim seçiyor; HSYK
Yani HSYK’nın suçlu görerek yetkilerini aldığı 5 savcıyı, yine HYSK’nın kararlarına tam destek veren Yargıtay üyeleri yargılayacak.
Oh ne güzel. Al gülüm ve gülüm hesabı.
Kolay gelsin beyler.
Mehmet Kıvanç
Sokak Şairi
20-02-2010, 14:13
Kuaförde Konuşulanlar ve...
Geçtiğimiz yılın son günleri bir seyahatimde devlet protokolünde oldukça önde olan yargı mensuplarından biri ile uçakta yanyana geldim.
Uzun hasbihalimiz oldu. Ülkedeki kutuplaşmanın ve ötekileştirmenin ne boyutlara geldiğini anlatırken verdiği örnekler ülke adına üzüntü vericiydi. Bunlardan birini kısaca şu şekilde özetlemek mümkün:
‘Yargı mensupları artık davalarda konunun esasına ve iddiaların mahiyetine bakmıyorlar. Davacı kim, davalı kim ona bakıyorlar. Davacı yada davalı hazzetmedikleri sosyal çevreden veya kurumdan ise, doğrudan aleyhine karar veriyorlar. Dava konusunun içeriği ile ilgilenmiyorlar’ dedi.
Doğrusu o tarihte kendime “durum bu kadar da vahim olabilir mi?” diye sormuş, inanmak istememiştim. O gün dinlediğim bazı başlıkları buraya taşımak istemişsem de, kimseyi zan altında bırakmak istemediğimden konunun bu yönünü ele almayı düşünmemiştim.
Son günlerde yaşanan olayları gözönünde tuttuğumuzda, kendisine hak vermemek elde değil.
Ülkenin kahvehanelerinde, tavla partilerinde, eş dost sohbetlerinde artık yargı kararları üzerinde bahse giriliyor. Sonucu en banko bahisler şunlar: Davacı CHP ise davanın hangi adli merciye açıldığı fark etmeksizin sonucu zaten belli gibi.
Dava konusu olan mevzu AK Parti Hükümeti’nin herhangi bir düzenlemesi ile ilgili ise orada da kuşkuya gerek yok. Tereddüt etmeden bütçenize göre milyon dolarlık iddiaya girebilirsiniz.
Şans ve kumar oyunlarında bile az da olsa işi bilmek gerekir. At yarışı oynayacaksanız az çok atlar ve geçmiş koşular hakkında bilgi sahibi olmanızda yarar var. Velhasıl zahmetli işler. Yine de risk var. Kolay değil kazanmak.
Şu günkü ortamda yargı kararları üzerinde yargı-toto oynamanız için hukuktan, yasadan, mevzuattan anlamanız gerekmez. Yazının başında değerlendirmesine yer verdiğimiz üst düzey yargı mensubunun iddia ettiği konu doğru ise, davalı ve davacının kim olduğuna bakmanız sonucu tahmin etmeniz için yeterli. Maalesef çok sayıda örnek var.
Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ın dünkü açıklamasında yer verdiği, “siyaset yapan yargı kurumları kendi saygınlıklarını zedelemiştir” ifadesi bu açıdan önemli (http://www.haber7.com/haber/20100218/Bulent-Arinctan-yargiya-cok-sert-tepkiVIDEO.php).
Danıştay’ın katsayı düzenlemesini iptal edeceğini bilmek için hukuk mevzuatına muttali olmak veya uzaylı güçlerle gizemli bağlantıları olan olağanüstü yetenekli bir kahin olmaya gerek yok artık.
Önceki gün asansörde akşam servisine çıkmış olan kapıcımız denk geldi. “Ben dememiş miydim Hocam” dedi. Malum, Danıştay YÖK'ün katsayı ile ilgili kararını iptal etmişti. Daha o zaman “kesin iptal ederler hocam” diyordu. Önceki gün de, “YÖK'ün bu iptale karşı yaptığı itirazın da reddedileceğini” söyledi. Nitekim öyle oldu.
Ben kapıcımıza fahri hukuk doktorası payesi verilmesi için girişimde bulunmayı düşünürken, kuaförde de herkesin aynı konuları konuştuğunu görünce, kimi yargı birimlerindeki kadronun genişletilip tüm memleket insanının dahil edilmesi gerektiğine karar verdim. Daha dava dosyası açıldığı haberi duyulur duyulmaz çıkacak kararı biliyor artık, kamyoncu, balıkçı, muhallebici, nalbant bilimum esnafınız.
Çok şükür bugünleri gösteren Allah’ımıza. Tüm memleket adaletin inceliklerine külliyen vakıf oldu.
devamı için (http://www.haber7.com/haber/20100219/Turkiyede-kazanacaginiz-en-kolay-iddia.php)
http://i.radikal.com.tr/644x385/2010/02/21/fft5_mf366057.Jpeg
Kürtçe'nin anadil olması için Van ve Hakkari'de yürüyüş düzenlendi
Murat ÇAĞLAR- Rıdvan DALMAZ
VAN ile Hakkari Kurdi- Der Şubesi ‘Dünya Anadil Günü' dolayısıyla yürüyüş düzenleyerek basın açıklaması yaptı. Dünyadaki tüm anadillerin korunması gerektiğini söyleyen Kurdi- Der Van Şubesi Başkanı Levent Ürün “Kürtçe anadil olmalıdır” dedi.
Van'da Kurdi- Der, 21 Şubat Dünya Anadil Günü nedeniyle Cumhuriyet Caddesi'nde bulunan dernek binasından Sanat Sokağı'na kadar yürüyüş düzenledi. Düzenlenen yürüyüşe Van Belediye Başkanı Bekir Kaya, BDP İl Başkanı Muhyettin Aksin Kurdi- Der Van Şubesi Başkanı Levent Ürün, Eğitim- Sen Van Şube Başkanı Lezgin Botan, partililer ve yaklaşık 200 kişi katıldı. Yürüyüşe çok sayıda ilkokul öğrencisi ön saflardaki dövizler taşıyarak sloganlar attı. Yürüyüş kortejinin önünde çocuklar tarafından taşınan büyük pankarttaki ‘Bıla zımane Kurdi bıbe zimane fermi' (Kürt dili resmi dil olsun) pankartı dikkat çekti. Yürüşüş katılanlar Kürtçe ‘Biji serok Apo' (Yaşasın başkan Apo), ‘Jın Zıman Azadi (Kadına dile özgürlük) sloganları atarak Sanat Sokağı'na kadar yürüdü. Burada basın açıklamasını Kurdi- Der Van Şubesi Başkanı Levent Ürün, Kürtçe olarak okudu. Ürün, anadilin korunmasının toplumların kültür, edebiyatlarının, tarih ve kimliklerinin korunması olduğunu Kürtçe'nin anadil olması gerektiğini söyledi. Basın açıklamasından sonra toplanan grup sesizce dağılırken polis tarafından gözaltına alınan bir kişi kalabalığın tepkisine neden oldu. Toplananlar gözaltına alınan kişinin serbest bırakılmasını isterken, polis yapılan kimlik kontrolünün ardından bu kişiyi serbest bıraktı. Bunun üzerine grup dağıldı.
Hakkari'de ise Hakkari Belediye Başkanı BDP'li Fadıl Bedirhanoğlu, aynı partili Hakkari İl Başkanı M. Sıdık Akış ile 300 kişi katıldı. KESK binası önünde toplanan grup, burada da elerinde taşıdıkları Kürtçe dövizlerle Belediye binası önüne kadar yürüdü. Slogan atan gruba küçük yaştaki çocuklar da eşlik etti. Grup adına basın açıklamasını Kurdi-Der Hakkari Şube Başkanı Eyüp Bor Kürtçe yaptı. Bor, “Dünya Anadil Günü'nü kutluyoruz ama ne yazık ki, hala anadilimiz yasak diyen Bor, Kürt dili üzerindeki baskılara dikkat çekti. Bor, “Kürtçe konuşan ve Kürtçe slogan atanlar hakkında maalesef birçok dava açılmış.Dillere yönelik yasaklayıcı yönelimlerin devam ettiği belirtilerek, TRT 6'nın resmi statüye kavuşturulmamış olması da buna örnek gösterildi. Belediye başkanları ve yöneticilerinin Kürtçe konuştukları için cezalandırıldığı hatırlatarak, Yine Kürtçe kitap, dergi ve yayınlar toplatılıyor, mahkemece yasaklanıyor” dedi. Grup daha sonra sessizce dağıtıldı.
Radikal.
http://www.timeturk.com/images/news/210220101605122737329_2.jpg
2 bin kişi Kürtçe'nin eğitim dili olması için yürüdü
Diyarbakır'da yaklaşık 2 bin kişi, "Dünya Anadil Günü" nedeniyle Kürtçe'nin yasal ve eğitim dili olarak kullanılması istemiyle yürüdü.
Diyarbakır´da, aralarında BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve Kuzey Irak´taki Kandil Dağı´ndan gelen 3 PKK´lının da bulunduğu yaklaşık 2 bin kişi, `Dünya Anadil Günü´ nedeniyle Kürtçe´nin yasal ve eğitim dili olarak kullanılması istemiyle yürüdü. Yürüyüş sırasında bölücübaşı Abdullah Öcalan için Kürtçe `Başkansız yaşam olmaz´ sloganları atılırken, görevlilerin uyarması ile bu kez `Dilsiz yaşam olmaz´ diye sloganlar atıldı.
Kürt Dili Araştırma ve Geliştirme Derneği (Kürdi- Der) tarafından, 21 Şubat Dünya Anadil Günü nedeniyle Kayapınar İlçesi´nde bulunan dernek binasından 2 kilometre uzaklıktaki Koşuyolu Parkı´na yürüyüş düzenlendi. Yürüyüşe, aralarında BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kandil´den bölücübaşı Abdullah Öcalan´ın çağrısı üzerine Türkiye´ye gelen Şerif Gençdağ, Gülbahir Çiçekçi ve Elif Uludağ adlı PKK´lıların da bulunduğu yaklaşık 2 bin kişi katıldı. Kürtçe dövizler taşıyan grup Öcalan lehine slogan atınca görevliler tarafından uyarıldı.
Görevliler, etkinliğin dil ile ilgili olduğunu hatırlattı. Yürüyüş sırasında `Asimilasyon insanlık suçudur´, `İnsan diliyle insandır´, `Dilimiz onurumuzdur´ yazılı Kürtçe pankartlar taşındı. Koşuyolu Parkı, İnsan Hakları Anıtı önünde Kürtçe konuşan Kürdi-Der Genel Başkanı Remzi Azizoğlu, Kürt dilini eğitimde kullanmak istediklerini ve kimseyede düşman olmak istemediklerini söyledi.
Azizoğlu, şöyle dedi:``Dilimiz geniş ve güzel bir dildir. Dilimize sahip çıkalım. Dil sorunu çözülmeden Kürt sorunu çözülmez. Çözüm için dilimizin resmi olarak kabul edilip eğitimde kullanılması gerekir. 2006´dan beri Kürt dili ile ilgili çalışmalar yapılıyor. Kürt dili ve kültürü için mücadele kararı aldık. Asimilasyona karşı ülkemizi dil ve kültür bahçesi haline getirmek istiyoruz. Dilimizi asimilasyondan kurtarıp özgürlüğe kavuşturmak istiyoruz.´´
Azizoğlu´nun konuşmasından sonra İnsan Hakları Anıtı önünde oluşturulan derslikte Kürtçe, matematik dersi verildi. Dersi yürüyüşü katılanların yanı sıra BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş dikkatle izledi. Polis, yürüyüş için geniş güvenlik önlemleri aldı.Şırnak Emek Platformu, 21 Şubat Uluslararası Anadili Günü nedeniyle basın açıklaması yaptı.
Platformun dönem sözcüsü Serhat Uğur, UNESCO´nun yayınladığı Dünya Dilleri Atlası´na göre dünyada konuşulan 6 bin dilin yarısının yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu belirterek, ``Günümüzde yasakçı politikaların dillerin yaşaması, korunması ve yaşaması önündeki en büyük engellerden birisi olduğu bilinmektedir. Oysa yok olan diller sadece o dili kullanan halkın ve bireylerin değil tüm dünyanın kaybıdır. Yok, olan her dil ile birlikte insanlığın kültür ve tarih hazinesinden önemli bir değer kaybolmaktadır´´ dedi.
Timetürk
TÜRKİYE, ANADİL GÜNÜ’NÜ YASAK VE BASKILARLA KARŞILIYOR
Türkiye, 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nü yine buruk kutluyor. 3 dil yok oldu, 15 dil tehlike altında. Kürt dili üzerindeki baskılar da devam ediyor.
Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) geçen yıl yayınladığı “Tehlike Altındaki Diller Atlası”na göre, Türkiye’de 15 dil tehlike altında bulunuyor. Çerkes dilleri ve Zazaca “güvensiz”, Hemşince, Lazca, Ermenice de dahil 7 dil “kesinlikle”, Gagavuzca, Ladino, Süryanice “ciddi anlamda”, Hertevin dili ise “son derece” tehlikede. Kapadokya Yunancası, Diyarbakır Lice’de konuşulan Mlahso ve Ubıhça dilleri ise tamamen kayboldu. UNESCO'nun hazırladığı klavuzda bir dilin yok olmaması için yapılabilecek en önemli şeyin insanların o dili konuşabilmesi ve çocuklarına öğretebilmesi için uygun koşulları yaratmak olduğu belirtiliyordu. Klavuzda anadil eğitiminin de önemine dikkat çekiliyordu.
KÜRTÇEYE YASAK DEVAM EDİYOR
BDP de Dünya Anadil Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada Kürtçe üzerindeki baskıların hala sürdüğüne dikkat çekti. BDP Eşbaşkanları Gültan Kışanak ile Selahattin Demirtaş, 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nün anadiller üzerindeki yasakçı uygulamaların son bulması umuduyla bütün dünya halklarına kutlu olmasını diledi.
Kürt dili üzerinde yasakçı ve asimilasyoncu uygulamaların yaygın bir şekilde devam ettiğini belirten Kışanak ile Demirtaş, AKP hükümetinin Kürtçenin serbest olduğuna dair söylemlerinin de kesinlikle gerçeği yansıtmadığını vurguladı.
Açıklamada, “Anadilini öğrenme ve toplumsal yaşamın her alanında onu kullanabilme, her insanın toplumsal olarak sahip olduğu bir haktır. Anadilde eğitim kavramı da, ülkemizde Kürtçe eğitim ile özdeşleşmiştir. Ancak Kürtçe dışındaki anadillerin de eğitim, öğrenim ve basın yayın alanında kullanılma hakkı aynı yasaklara tabidir. Ülkemizde halen Lazcadan Çerkezceye, Arapçadan Süryaniceye kadar hiçbir dilin özgürlüğü yoktur” denildi.
‘TEK’Çİ YAKLAŞIM TERK EDİLMELİ
BDP Eşbaşkanları şu çağrıda bunundu:
»Anayasanın 42. Maddesi değiştirilmeli, çağdaş, evrensel, toplumu kucaklayıcı, etnik ve dilsel farklılıklara birçok alanda özgürlük tanıyan yeni demokratik bir anayasa hazırlanmalıdır.
»Anadilde eğitim talepleri "bölünme" ve "azınlık" sorunu olarak nitelendirilmeden kültürel ve siyasal çoğulculuğun gerekleri olarak algılanıp insan hakları ve demokrasi kapsamında yaklaşılmalı ve ilköğretimden üniversiteye anadilde eğitim olanakları geliştirilmelidir.
‘MAHALLİ İDARELER GÜÇLENMELİ’
Milli Eğitim Temel Kanunu, Yüksek Öğretim Kanunu ile Radyo ve Televizyon Kanunu, Türkiye’nin çok dilli ve çok kültürlü toplum gerçeği dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir.
»Tek etnik ulus, tek dil ve kültür yaklaşımı terk edilmelidir. Bu noktada, farklı Anadolu dillerinde kültür-sanat etkinliklerinin hazırlanması ve sunumu, idari ve mali olarak desteklenmelidir.
»Mahalli İdareler Yasası gözden geçirilmeli, yerel hizmetlerden halkın daha fazla istifade edebilmesi için “Çok Dilli Yerel Yönetimcilik” önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Birgün.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'da TOKİ'nin düzenlediği açılış töreninde vatandaşları uygun şartlarda ev sahibi yapma çalışmaları hakkında da bilgi verdi.
Başbakan Erdoğan önceki gün İstanbul'da TOKİ tarafından yaptırılan Ataşehir, Halkalı, Ispartakule köprülü kavşak ve bağlantı yolları toplu açılış törenine katıldı. Burada paptığı konuşmada yeni bir adım attıklarını ve 45 metrekare büyüklüğünde 50 bin konutu peşinatsız, 100 lira taksitle vatandaşların hizmetine sunacaklarını ifade ederek, "Bazıları laf üretir, biz ise iş üretiyoruz'' dedi.
İstanbul'da bugüne kadar 85 bin 424 konutun üretimine başlandığını belirten Erdoğan, TOKİ'nin bunların 44 bin 459'unu sahiplerine teslim ettiğini ve bu çalışmaların yatırım bedelinin 7 milyar lirayı bulduğunu kaydetti.
Erdoğan, hemen her hafta sonu İstanbul'da açılışlar yapıldığını, bu kadim şehre yeni eserler kazandırıldığını anlattı. Erdoğan, İstanbul'u tarihiyle birlikte modern bir şehir olarak farklı bir çehreye kavuşturduklarını ifade etti. İstanbul'un 2010 yılı için Avrupa Kültür Başkenti olarak taçlandırıldığını anımsatan Erdoğan, "Esasen İstanbul sadece bir yıllığına değil, kıymeti bilindiği sürece, dünya var oldukça kültürün başkenti olmaya devam edecektir'' dedi. Böyle eşsiz bir hazineye sahip olmanın gururunu yaşadıklarını belirten Erdoğan, İstanbul'u bir cevher gibi işleyerek insanlık mirasındaki seçkin yerini tesis ettiklerini söyledi. İstanbul'u tarihini koruyarak, barındırdığı mirasını muhafaza ederek geleceğe taşımanın, tarihini zedelemeden altyapısını inşa etmenin, son derece hassas bir çaba içinde olmayı gerektirdiğini anlatan Erdoğan, hükümet olarak bu hassasiyet içinde İstanbul'a hizmet ettiklerini kaydetti.
''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergin Saygun'un da aralarında bulunduğu 40'ı aşkın kişi gözaltına alındı.
ERDOĞAN: 40'I AŞKIN GÖZALTI VAR
Madrid'te temaslarda bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gözaltılarla ilgili gazetecilerin sorularını yanıtladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında gerçekleşen gözaltılara ilgili olarak, ''Şu ana kadar 40'ı aşkın bir gözaltı söz konusu. Yargıya intikal etmiş bir olay. Yürütme burada sadece yargının talimatıyla, bu talimatı yerine getirme hususunda görevini ifa ediyor. Şu anda bunun akıbeti nedir ne değildir onu bilemiyorum. Ancak güvenlik güçleri bu teslimi yaptıktan sonra yargı değerlendirmesini yapacaktır'' dedi.
ANKARA'DAKİ OPERASYONLAR
Soruşturma kapsamında Ankara Terörle Mücadele ekiplerince İbrahim Fırtına'nın da aralarında bulunduğu 7 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerin sabah erken saatlerde Adli Tıp'ta sağlık kontrolünden geçirildiği öğrenildi. İşlemlerinin tamamlanmasının ardından emekli Orgeneral Fırtına ile 6 kişi, iki ayrı araçla Esenboğa Havalimanına götürüldü. Bu kişiler daha sonra saat 13.40'daki tarifeli uçakla İstanbul'a gönderildi.
İZMİR VE BURSA'DA GÖZALTILAR
Öte yandan, soruşturma kapsamında, İzmir'de, bir tuğgeneralin gözaltına alındığı, emekli bir subayın da arandığı bildirildi.
Bursa'da da emekli albay olduğu belirtilen A.M.D, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince evinde gözaltına alındı. İzmir'de de emekli albay olduğu belirtilen Ü.O. ise gözaltına alındıktan sonra İstanbul'a gönderildi.
BAKAN ATALAY: TAKİP EDİYORUM
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, İspanya'nın başkenti Madrid'te, gazetecilerin konuya ilişkin ısrarlı soruları üzerine, ''Takip ediyorum, bilgi veriyorlar'' dedi.
İSTANBUL'DAKİ OPERASYONLAR
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun, Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Oramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü ile emekli Albay Kubilay Aktaş da İstanbul'da gözaltına alınanlar arasında bulunuyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı doğrultusunda İstanbul polisinin yaptığı aramalar çerçevesinde gözaltına alınan emekli Oramiral Örnek, emekli Orgeneral Saygun ile 2 kişi İstanbul Emniyet Müdürlüğüne getirildi.
Operasyonlarda, Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Oramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü'nün de gözaltına alınarak, Fatih Adliyesindeki Adli Tabiplik'te sağlık kontrolünden geçirildiği bildirildi.
Yine sağlık kontrolünden geçirilerek emniyete getirilenler arasında Ali İhsan Çuhadaroğlu, Suat Aydın, Bülent Tuncay, Özer Karabulut ve Emin Küçükkılıç'ın da bulunduğu öğrenildi.
Bu arada, ''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında, eski Güney Deniz Saha Komutanı Emekli Koramiral Lütfi Sancar'ın da İzmir'de gözaltına alındığı öğrenildi.
Eski Güney Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Lütfi Sancar'ın, İzmir Emniyet müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne geldiği bildirildi.
http://img.haberler.com/haber/396/pasaport-harcinda-dunya-sampiyonuyuz_o.jpg
Türkiye, Pasaport Harcındae Dünyanın En Pahalı Ülkesi Unvanını Koruyor. Türkiye'de 5 Yıllık Pasaport Harcı İçin 616.30 Lira, Yani 300 Euro Ödemek Gerekiyor.
İlk kez pasaport alacaklar ayrıca 138.00 lira cüzdan bedeli ödemek zorunda. İtalyan “D’Arco” araştırma biriminin rakamlarına göre Avrupa’da en ucuz 5 yıllık pasaport harcı 15.30 Euro ile Bulgaristan’da. Litvanya’da ise 10 yıllık pasaport harcı ücreti ise sadece 17.00 Euro. AB ülkelerindeki en pahalı pasaport harcı 10 yıl karşılığı 89.00 Euro ile Fransa.
5-10 yıllık pasaport nerede, ne kadar (Euro)
Türkiye (5 yıl): 300
ABD (5-10 yıl): 107
Avusturya (10 yıl): 69.90
Belçika (5 yıl): 71
Hırvatistan (10 yıl): 30
Danimarka (10 yıl) 80
Estonya (10 yıl): 29
Finlandiya (5 yıl): 46
Almanya (10 yıl): 59
İngiltere (10 yıl): 81
Yunanistan (5 yıl): 26.40
İtalya (10 yıl): 84.95
Malta (10 yıl): 70
Norveç (10 yıl): 55
Hollanda (5 yıl): 49.60
Polonya (10 yıl): 34.50
Portekiz (5 yıl): 60
Çek Cumhuriyeti (10 yıl): 23
Romanya (10 yıl): 56.95
Slovakya (10 yıl): 33
Slovenya (10 yıl): 36.03
İspanya (5-10 yıl) 20
İsveç (5 yıl) 40.20
Macaristan (5-10 yıl): 73
KKTC (5 yıl) 60.50
http://img251.imageshack.us/img251/8933/turkce.jpg (http://img251.imageshack.us/i/turkce.jpg/)
ERDOĞAN'A AYAKKABI FIRLATTILAR
Başbakan Erdoğan'a İspanya'da protesto için ayakkabı fırlatıldı..
22 Şubat 2010 / 23:20
Temaslarda bulunmak üzere İspanya'da bulunan Başbakan Erdoğan ve eşi Emine Hanım'a büyük şok!
Erdoğan'a bir ödül töreninden ayrıldığı sırada ayakkabı fırlattıldı. "Viva Kürdistan" (Çok yaşa Kürdistan) diye bağıran bir kişi, Başbakan Erdoğan'a attı.
Ayakkabının >Erdoğan'a isbat etmediği, Başbakan'ın olay sonrası aracına binerek yerden uzaklaştığı bildirildi. haber3 (http://www.haber3.com/erdogana-ayakkabi-firlattilar-553127h.htm)
Devlet memurları Giyim Yardımı Nakit Ödenecek
Memurlar Giyim Yardımı Olarak Ne Kadar Para Alacak
http://img697.imageshack.us/img697/7452/memurt.jpg (http://img697.imageshack.us/i/memurt.jpg/)
Memurlara yapılan giyim yardımları nakit olarak ödenecek. Maliye Bakanlığı, kamu çalışanlarına daha önce kıyafet olarak verilen giyim yardımının paraya çevrilerek ödenmesi yönünde çalışma başlattı. 1 ay içinde tamamlanması beklenen çalışmayla memurun sınıfına göre ödeme yapılacak. Giyim yardımının ortalama 50-70 lira arasında olacağı belirtiliyor.
Maliye memura giyim yardımları konusunda değişikliğe gidiyor. Giyim yardımları daha önce kişinin görevine uygun kıyafet olarak verilirken bundan böyle nakdi olarak ödeme yapılacak. Doktora doktor önlüğü, zabıtaya zabıta kıyafeti olarak verilen yardımlar son bulacak. Maliye bundan böyle parayı verecek gerisine karışmayacak. Giyim yardımlarının kıyafet olarak verildiği dönemde suiistimaller yaşandığı yönündeki tartışmalar Maliye Bakanlığı'nı söz konusu düzenlemeye zorladı. Kamu kurumlarındaki yöneticilerin inisiyatifindeki giyim yardımları bundan böyle memurun kendisinde olacak. Yıllık olarak yapılacak giyim yardımı memurun maaş hesabına yatırılacak.
Söz konusu düzenlemenin yapıldığı Türk Sağlık-Sen Başkanı Önder Kahveci ve Yönetim Kurulu Üyeleri'nin Maliye Bakanlığı Müsteşarı Naci Ağbal'ı ziyaretinde ortaya çıktı. Maliye Bakanlığı'nı ilgilendiren sorunları gündeme getirerek Müsteşara bir rapor sunan sendika yönetimi ek ödemede aylık mahsuplaşma gündeme getirildi. Sağlık çalışanların bu mağduriyetinin bir an önce sonlandırılması istendi. Ağbal konunun çözüme kavuşacağını düzenlemeyle ilgili çalışmaların devam ettiğini kaydetti.
Ziyarette dile getirilen bir diğer konu ise çalışanlara giyim yardımlarının nakdi olarak ödenmesi oldu. Konu ile ilgili olarak Türk Sağlık Sen Başkanı Kahveci çalışanların giyim yardımını malzeme olarak almak istemediklerini bunun sürekli sorun çıkaran bir uygulama olduğunu Müsteşar'a iletti. Bu yardımların nakdi olarak yapılmasını istedi. Maliye Müsteşarı Naci Ağbal'ın da giyim yardımlarının nakdi ödeneceğini belirterek "Giyim yardımlarını bitireceğiz. Bunların parasını vereceğiz. Muhtemelen kısa bir süre içerisinde gerçekleşecektir." sözü verdi. Ayrıca, Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri, sağlık ocaklarında ücretsiz yemek uygulamasının olmadığı Maliye Müsteşarı'na iletildi.
memurlar net
İftiraya uğrayan albay kafasına sıktı. Deniz Kuvvetleri Komutanı, “Teröristi bırakıyorlar, bize terörist muamelesi yapıyorlar” dedi.
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ile Eskişehir Jandarma Komutanı içeri tıkıldı. Foça çıkarma gemileri komutanı Tuğamiral ile Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral’in şüpheli sıfatıyla ifadesi alındı. 3’üncü Ordu Komutanı ifadeye çağırıldı. Genelkurmay Başkanı’nın gizli gizli kaydedilen ses bandı internete sızdırıldı.
*
2 gün sonra...
*
Şubat 2010 MGK bildirisi:
Irak’taki gelişmeler bütün boyutlarıyla ele alınmış, Kıbrıs’taki müzakere süreci gözden geçirilmiş, Ege sorunları kapsamında Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarımız değerlendirilmiştir. Kardeşlik olgusunun pekiştirilmesi bağlamında, tüm kurumlarımızın işbirliği ve eşgüdüm içinde icra ettikleri faaliyetlerin sürdürülmesi kararlılığı bir kez daha teyit edilmiştir.
*
2 gün sonra...
*
Tüm kurumlarımızın işbirliği ve eşgüdüm içinde icra ettikleri kararlı faaliyetler neticesinde... Hava Kuvvetleri eski Komutanı gözaltına alındı, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı gözaltına alındı, Birinci Ordu eski Komutanı gözaltına alındı. Lojmanlarında pijamayla kahvaltı eden komutanlar, evlerinin basılacağını ve içeri tıkılacaklarını TRT 2’den öğrendi.
*
2 ay sonra...
*
Nisan 2010 MGK bildirisi:
Kritik toplantı, Genelkurmay Başkanı gözaltına alındığı için yerine vekâlet eden astsubay kıdemli başçavuşun... Kara Kuvvetleri Komutanı’nın evi basıldığı için yerine vekâlet eden istihkam onbaşının... Hava Kuvvetleri Komutanı ifadeye çağırıldığı için vekâlet eden THY genel müdürünün... Deniz Kuvvetleri Komutanı tutuklandığı için ve Deniz Kuvvetleri’nde tutuklanmayan subay-astsubay kalmadığı için şehir hatları vapuru çımacısının katılımıyla gerçekleştirilmiştir... Kritik toplantı 2 dakika sürmüş, işbirliği ve eşgüdümle iç ve dış tehditler ele alınmıştır.
Hürriyet
Öldürülen subayların hepsine intihar süsü verilmesi halen deşifre edilmemiş kirli işlerin daha ortaya çıkabileceğine de işaret ediyor Genel kurmay başkanının da şüpheli ölümleri araştırmaması çok vahim tablo inşallah millet olarak bu çürük elmaların hepsininin ayıklanması için herkes üstüne düşeni yapar..
Öylesine karamsarım ki gelecek konusunda..Herşeye rağmen bu çürümüşlüğü yine bizler, eğitim sistemindeki çarpıklığa rağmen bilgi-donanım yetişip bu yurda sahip çıkacağız-çıkmalıyız başka seçenek yok.
Başbakan'ın Diyarbakır gezisi sırasında polise taş atmışlardı
23.02.2010 14:18
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Diyarbakır gezisi sırasında yapılan izinsiz gösterilere katıldıkları ve polise taş attıkları gerekçesiyle yargılanan 5 çocuk, 7'şer yıl 5'şer ay hapis cezasına çarptırıldı.
Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya tutuksuz yargılanan sanıklar Fadıl G, Mehmet A, Şahin A., Baver Ç. ve Bilal S. katılmadı.
Sanık avukatları son savunmalarında müvekkilleriyle ilgili suçlamaları kabul etmediklerini ifade ederek, beraatlerini talep etti.
Mahkeme heyeti, verdiği kısa bir aranın ardından, yaşları 15-18 arasında değişen 5 sanığı, TCK'nın ''terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek'' suçunu içeren 314/2. maddesi uyarınca 7 yıl 6 ay, Terörle Mücadele Kanunu'nun ''terör örgütünün propagandasını yapmak'' suçundan 1 yıl ve 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 33/c maddesinde yer alan ''dağılma sırasında silah veya araçlarla mukavemet etmek'' suçundan da 5'er yıl olmak üzere toplam 13'er yıl 6'şar ay hapis cezasına çarptırdı.
Mahkeme, sanıkların yaş ve yargılama esnasındaki durumlarını göz önünde bulundurarak, cezayı, 7'şer yıl 5'şer ay hapis cezasına indirdi.
-''ACI BİR DURUM''-
Bu arada, Batman'da katıldığı izinsiz gösteride polise taş attığı gerekçesiyle bir süre önce 7 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan 15 yaşındaki Berivan S.'nın avukatı Meral Danış Beştaş, gazetecilere yaptığı açıklamada, cezaevindeki müvekkilinin psikolojisinin bozulduğunu anlattı.
Beştaş, Berivan S.'nin aynı suçtan yargılanan Devrim B. ile bir koğuşta kaldığını belirterek, ''Bu iki çocuk bir koğuşta tek başına kalıyor. Onları ziyarete gittim. Beni gördüklerinde, 'Abla bizi buradan çıkarmaya mı geldin. Geceleri çok korkuyoruz' dediler. Cezaevinden ayrılırken, kendi çocuğum aklıma geldi, ağladım. Acı bir durum'' dedi.
Beştaş, Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi Müdürlüğüne çocukların kendi yaşıtlarıyla kalabilecekleri ayrı bir koğuşa alınmaları yönünde talepte bulanacaklarını sözlerine ekledi.
AA
4-C için başvuru süresi 2 Mart 2010 tarihinde mesai bitiminde sona erecek
23 Şubat 2010 Salı, 17:22
Tütün, Tütün Mamulleri Tuz ve Alkol İşletmeleri A.Ş'ye (TEKEL/TTA) bağlı işyerlerinin kapatılması nedeniyle iş sözleşmesi feshedilen işçilerden 2 bin 500'ünün 4-C'den yararlanmak için başvurduğu öğrenildi.Edinilen bilgiye göre, çalıştıkları iş yerlerinin kapatılması nedeniyle 31 Ocak 2010 tarihinde 8 bin 247 TEKEL/TTA işçisinin sözleşmesi sonlandırıldı. Bu işçilerden 2 bin 500'ü 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 4-C maddesinden yararlanmak için başvuruda bulundu.
Söz konusu işçiler, özelleştirme uygulamalarına bağlı olarak iş sözleşmeleri feshedilenlerin kamu kurumlarında istihdam edilmelerine olanak sağlayan ve 20 Ekim 2004 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 2004/7898 sayılı kararname (Özelleştirme Uygulamaları Sonucunda İşsiz Kalan ve Bilahare İşsiz Kalacak Olan İşçilerin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Geçici Personel Statüsünde İstihdam Edilmelerine İlişkin Esaslar) eki esaslardan yararlanabilmeleri için 2 Mart 2010 tarihinde mesai tarihine kadar müracaatta bulunabilecekler.
Alınan bilgiye göre, 2 Mart 2010 tarihinde mesai saati bitimine kadar müracaat hakkı olan işçiler, bu süreye kadar başvurmazlarsa işlerini kaybedecekler.
Bu arada TTA'da hali hazırda 2 bin 571 kişi de işçi olarak çalışıyor.
AA
İhsan Doğramacı'yı nasıl bilirdiniz?
Tarih: 24 Mart 1986. Nokta dergisi, 25 Şubat'ta yaşamını yitiren YÖK kurucu başkanı İhsan Doğramacı'yı 24 yıl önce böyle kapağına taşımıştı. Peki İhsan Doğramacı kimdir? Eğitim sisteminde hangi "yeniliklere" imza atmıştır? 1402'liklerden özel üniversitelerin kurulmasına Doğramacı ve YÖK tarihi.
http://media.etha.com.tr/images/2010/02/26/cache/etha-20100226-ihsan-dogramaci_display.jpg
Adları hep yan yana konuldu. Yüksek Öğretim Kurumu ya da kısa adıyla YÖK kurulduğu günden bu yana "üniversitelerde asker postalı" ile anıldı. 29 yıldır da tartışması hiç bitmedi. Uygulamalarıyla hep eleştirilerin odağında oldu. YÖK'ün kurucusu ve ilk başkanı İhsan Doğramacı, 25 Şubat'ta öldü. Adı, YÖK ile yan yana giden Doğramacı kimdir? Bilinen, ama gündeme gelmeyen yönleriyle işte İhsan Doğramacı...
İhsan Doğramacı, 3 Nisan 1915'de Erbil'de doğdu. Orta öğrenimini Beyrut Amerikan Üniversitesi'ne bağlı International College'de tamamladı, 1938 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 6 Kasım 1981'de, 12 Eylül darbesiyle tarafından kurulan Yüksek Öğretim Kurumu'nun (YÖK) kurucu başkanlığını yaptı.
YÖKTEN ÖNCE
İhsan Doğramcı'nın ilk başkanı YÖK'un kuruluşu, "üniversite reformu" olarak lanse edilir. Yükseköğretim, 1981'de çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile akademik, kurumsal ve idari yönden yeniden yapılandırılır. 1980 öncesi hepsi ayrı ayrı olan kurumlar YÖK çatısı altında toplanır. Akademiler üniversitelere, eğitim enstitüleri eğitim fakültelerine dönüştürülür ve konservatuvarlar ile meslek yüksekokulları üniversitelere bağlanır. Böylece, YÖK, darbe Anayasasından da aldığı güçle tüm yükseköğretimden sorumlu tek kuruluş haline gelir.
DOĞRAMACI'DAN SONRA
YÖK kuruluşuyla bitmeyen tartışmalar ve eleştiriler, İhsan Doğramacı'nın başkan olmasıyla bir kat daha arttı. Doğramcı, YÖK için "'ün devrimlerinden sonra eğitimdeki en önemli ve tek devrim YÖK'tür" diyordu. Doğramacı'nın başkanı olduğu YÖK'ün "devrimlerine" bir bakın.
1402'LİKLER
Doğramacı'nın ilk işi üniversitelerin demokrat, ilerici yönetim kurullarını tasfiye ederek yerlerine cuntanın atadığı rektörleri getirmek oldu. 12 Eylül Darbesi'nden sonra 1983 yılında, 1971'de çıkarılan 1402 sayılı yasanın 2. maddesi, sıkıyönetim komutanlığınca değiştirilerek, akademik personelden, devlet memuruna kadar kamuda çalışan birçok kişinin görevine son verildi. Tarihe 1402'likler olarak geçen olayın imzasını Doğramacı attı.
1402'likler arasında bugün kamuoyunun yakından tanıdığı bir çok isim buluyor; Haluk Gerger, Korkut Boratav, Baskın Oran, Yücel Sayman, Yalçın Küçük, Gençay Gürsoy, Mete Tunçay.
HAR(A)Ç UYGULAMASI
Üniversitelerin ticarileştirilmesinin adımları da Doğramacı'nın başkanı olduğu YÖK ile atıldı. Askeri nizama giren üniversitelerde harç uygulaması, 1984-1985 eğitim ve öğretim yılında başlandı.
BİRİNCİ SINIF İNSAN İÇİN ÖZEL ÜNİVERSİTE
Türkiye'de şu an 94 devlet, 45 vakıf olmak üzere toplam 139 üniversite bulunmaktadır.
Vakıf üniversiteleri ilk olarak yine Doğramacı döneminde ortaya çıktı. Zaten kendisi de bu süreci şöyle anlatıyor: "Ben birinci sınıf insan yetiştirmek için bu işe soyunmaya karar verdim. Herkesi karşıma almanı, bir devrim yapmam gerekiyordu. Çünkü devlet sisteminde, devlet mevzuatında özgür bir üniversite kurma imkanı yoktu. Bugün vakıf üniversiteleri özgürdür. Çünkü mütevelli heyetleri kendi kararlarını kendileri verir. Ve bunda ilk örneği ben verdim."
Ardından 1984 yılında Türkiye'nin ilk özel üniversitesi Bilkent kuruldu. Bilkent Üniversitesi'ni kuran Doğramacı, kuruluş sürecini şöyle anlatıyor: "Amerika'daki Johns Hopkins ve Stanford gibi en iyi özel üniversiteleri hep gelip aileler kurmuştur. O diğer kaynaklar, zengin ailelerdir. Ama bunu bizde yapabilmek için önce Anayasa'nın değişmesi gerekiyordu. Bu yüzden 1982 Anayasası'na vakıf üniversitesi kurabilmek için gerekli olan iki maddenin konmasını önerdim. 1984'de de üç vakfımız Bilkent'i kurdu." Bilkent Üniversitesi'in rektörlüğünü halen İhsan Doğramacı'nın oğlu Ali Doğramacı yürütüyor.
ÜNİVERSİTE YERLEŞKELERİNİN SATILMASI
İhsan Doğramacı döneminde, üniversitelerin ticarileştirilmesinin diğer bir adımı da arazilerin özel şirketlere satılması oldu. Doğramacı'nın ODTÜ ormanlığının bir kısmının gayrımeşru yollarla satın alınarak Ankuva Alışveriş Merkezi, Meteksan Holding Yerleşkesi ve Bilkent Konutları'nı inşa etmek üzere tahsis edilmesi gibi pek çok icraatlara imza attı.
HERKES TÜRK AMA MİLLİYETÇİ DEĞİL
İhsan Doğramacı, politik kimliği bakımında pek tartışılan bir isim olmadı. Hep YÖK ve uygulamalarıyla gündeme geldi. Ama kendi deyimiyle, 1954 yılında Demokrat Parti'den milletvekili adayı gösterilmesi için teklif geldiğini ifade ediyor. Bir röportajında şöyle diyor: "Bir kere ben milliyetçiyim. Milliyetçiyim dediysem de yanlış anlaşılmasın. Hayatım boyunca asla etnik ya da din gruplarına ilişkin bir ayrım yapmadım. İnsanların kökenleri neyse, odur. Ben de bütün farklı kökenleri aynı düzeyde Türk vatandaşı kabul ettim." Keza, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in şu sözleri de herşeyi özetliyor gibi: "Bu bir abide adamdır. Bir büyük hekim, bir büyük insan, bir büyük eğitimcidir. Hepsinin üstünde de büyük bir vatanperverdir."
10 MİLYONLUK OLAY KAPAK
Doğramacı, yukarıda anlatılardan da öte, asıl olarak 24 Mart 1986 yılında gündeme bomba gibi düştü. Doğramacı, 24 Mart 1986'da rektörlerle toplantıya hazırlanıyor. Ancak Türkiye tüm gazetelerin 1. sayfasını süsleyen fotoğrafını görüyordu. Nokta Dergisi, dönemin parasına göre 10 milyona mal olacak bir sayı yayınladı, İhsan Doğramacı'yı kapak yaptı. Dergi, İstanbul Üniversitesi'nin üzerine "hacet gideren" Doğramacı fotoğrafı ve Artık Yeter! manşetiyle, YÖK'ün ve kurucusu Doğramacı'nın kamuoyunda tartışılmasını sağladı.
Bu durum Doğramacı'yı destekleyen darbeci paşa Kenan Evren'i kızdırmıştı. Rektörler toplantısında masaların altından elden ele Nokta dergisi dolaşıyordu. İhsan Doğramacı'dan toplantı çıkışında zehir zemberek bir açıklama geldi: "Bunu yapanları hapse attıracağım, bu yayını yapan şirkete öyle bir tazminat ödettireceğim ki bir daha böyle bir terbiyesizlik yapamayacaklar."
Kapak, Nokta Dergisi'ne 10 milyon liraya mal oldu. Dergiye açılan tazminat ve ceza davasında 10 milyon lira para cezası verildi.
Ankaralı kadınlar 8 Mart'ta sokaklarda olacak
Ankara 8 Mart Kadın Platformu, Dünya Emekçi Kadınlar Günü programını Kadın Dayanışma Vakfı’nda yaptığı basın toplantısı ile açıkladı. Kadın örgütleri, emeği, bedeni ve kimliği için mücadele eden kadınları 8 Mart'ta alanlara davet etti.
http://www.ttb.org.tr/tok/images/stories/8_mart.jpg
Kadın Dayanışma Vakfı’nda basın toplantısı düzenleyen Kadın Platformu adına konuşan Özlem Kınam, Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün yüzüncü yılında milyonlarca kadının özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve barış için sokaklarda olacağını dile getirdi.
Kınam, namus cinayetleri ile katledilen, taciz ve tecavüzle sindirilmeye çalışılan, cezaevlerine hapsedilen, dışarıda emeği sömürülen, ev içinde emeği görülmeyen Kürt, Türk, Laz, Çerkez kadınların ellerini birleştirerek dünyayı değiştireceğini ifade etti. Kınam şöyle konuştu: “16 yaşında diri diri gömülen Medine için, toprağın altından duyuracağız sesimizi. Havan mermisiyle katledilen Ceylan Önkol’lar için, kendi diline ve kimliğine yasaklı Kürt kadınlarıyla birlikte haykıracağız barışı. Hapsedilse de susmayan Seher Tümer ve Olcay Kanlıbaş için büyüteceğiz mücadelemizi. Tutsak edilmeye çalışılan Pınar Selek olacağız 8 Mart’ta. Güvenceli iş için TEKEL olacağız.”
Özlem Kınam, kadınların yaşadıkları sorunlara karşı değişim inançlarının hızla büyüdüğünü dile getirdi. Yüreklerinde heyecan ve umut taşıdıklarını belirtti. Kınam, “Tarihi biz yazacağız, barışı biz yaratacağız” diye konuştu. Direnişlerinin 72. gününde bulunan TEKEL işçisi kadınları da miting alanına taşımak istediklerini söyledi.
8 Mart eylem programı
8 Mart Kadın Platformu’nun Dünya Emekçi Kadınlar Günü için açıkladığı eylem programı şöyle;
6 Mart 2010’da Sakarya Caddesi saat 12:30’da basın açıklaması yapılacak, stantlar açılacak,
6-7 Mart 2010’da Sakarya Caddesi’nde stantlar, sinevizyon gösterimi, tiyatro gösterimi, fotoğraf sergisi ve müzik dinletileri,
8 Mart 2010’da miting; Toplanma saat 12.00’de Kolej Kavşağı’nda, miting ise saat 13.00’de Ziya Gökalp Caddesi’nde yapılacak.
Nar Çiçeği
27-02-2010, 09:19
http://www.ressim.net/out.php/i542597_g.jpg (http://www.ressim.net)
İzmir Şehirlerarası Otobüs Terminali'nde asker uğurlama töreni sırasında üzücü bir kaza meydana geldi. Kabalalık arasında perondan çıkmak için geri geri manevra yapan bir yolcu otobüsü, asker uğurlamaya gelen 3 kişiyi ezdi.
Üzücü kaza, gece saat 00.30 sıralarında, İzmir otogarında meydana geldi. Torbalı'da oturan Zafer Öğüt ile Bayraklı'da oturan Serdar Uruç adlı askerler, vatani görevini yapmak için Kütahya'daki birliklerine gitmek üzere yakınlarıyla birlikte otogara geldi. Yakınlarıyla vedalaşan iki asker özel bir şirkete ait (Kütahyalılar Turizm) 43 KS 602 plakalı otobüse bindi. Otobüsün etrafında toplanan yakınları ise gençleri son kez görüp el sallamak için birbirleriyle yarıştı. Bu sırada hareket eden otobüs, perondan çıkmak için geri geri manevra yaparken kalabalığın arasından çığlıklar yükseldi. Torunu Serdar Uruç'u yolcu eden Gönül Çoban (63) ile yeğenleri Zafer Öğüt'ü uğurlayan Ümit Yavaş (35) ve Bekir Kızıl (35), geri geri giden otobüsün arka tekerleklerinin altında kaldı. Kazada Gönül Çoban'ın sol ayağı, Ümit Yavaş ve Bekir Kızıl'ın ise sağ ayağının tekerlek altında kaldığı, kazazedelerden ikisinin ayağının koptuğu, birinin durumunun da ağır olduğu öğrenildi. Gönül Çoban ve Ümit Yavaş Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne Bekir Kızıl ise Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılarak tedavi altına alındı.
Talihsiz olay sırasında büyük bir izdiham yaşanırken, otobüs şoförü S.Ö., kalabalık tarafından linç edilmemek için kaçarak kayıplara karıştı. Otobüs şoförü, olaydan bir süre sonra 100. Yıl Polis Merkezi'ne giderek polise teslim oldu. Askerlerden Serdar Uruç'un annesi Günay Uruç (44), oğlunu askere uğurlarken annesi Gönül Çoban'ın yaralanması üzerine Ege Üniversitesi Acil Servis önünde sinir krizleri geçirdi. Sürücünün kaçmasına isyan eden Günay Uruç, polislere "Ne yapın ne edin o caniyi yakalayın" diye bağırırken, "Oğlumu askere gönderiyorum diye sevinirken, dikkatsiz sürücü yüzünden annemi kaybetmek istemiyorum." diye konuştu. Yeğeni Zafer Öğüt'ü askere uğurlarken otobüsün arka tekerleğinin altında kalarak ayağı ezilen kaynak ustası Ümit Yavaş'ın eşi Fadime Yavaş da Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis önünde fenalık geçirdi. Sinir krizi geçiren Fadime Yavaş'ı, yakınları sakinleştirmeye çalıştı. Polis olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlattı.
Nar Çiçeği
27-02-2010, 09:21
http://www.ressim.net/out.php/i542608_h.jpg (http://www.ressim.net)
Komşularının tavsiyesiyle grip nedeniyle bir diş sarımsağı çiğnemeden yutan ev hanımı, ölümden döndü.
Komşularının tavsiyesiyle grip nedeniyle bir diş sarımsağı çiğnemeden yutan ev hanımı, sarımsağın yemek borusunda kalması üzerine hastaneye zor yetiştirildi. Uzmanlar, sarımsağın kokusu sebebiyle çiğnenmeden yutulmasının yanlış olduğunu belirtiyor. Sarımsağın kokusunun nefes yoluyla dışarı atıldığını dile getiren uzmanlar, çiğ sarımsağın küçük parçalar halinde yanında başka bir gıda ile birlikte tüketilmesini tavsiye ediyor. Bursa'da, 6 yaşında bir kız çocuk annesi olan Fatma B. (26), grip olunca komşularının tavsiyelerini dinleyerek bir diş sarımsak yuttu. Kokusu sebebiyle sarımsağı ağzında çiğnemeden yutan Fatma B., sarımsağın yemek borusunda takılması üzerine fenalaştı. Bunun üzerine güçlükle konuşabilen Fatma B., eşini telefonla arayarak eve çağırdı.
Eşinin ayakta zor durduğunu söyleyen Tamer B., yaşadıklarını şöyle anlattı: "Fatma, nefes almakta zorlanıyordu. Gözlerinden yaş akıyordu. Anlatmaya çalıştı biraz. Su verdim, suyun sesini boğazından duyuyordum. Yutkunmaya çalıştı olmadı. Su gitmedi. Sarımsağın gitmediğini söyledi. Yutkunamıyordu. Kusmaya çalıştı ama bu sefer de kan geldi. Devlet hastanesine gittik. Sarımsak orada kalmaz dediler, buna ihtimal vermediler. ilaç verdiler."
Bunun üzerine eşini Özel Bahar Hastanesi'ne getiren Tamer B., burada yapılan endoskopi ile eşinin boğazında sarımsağın kaldığının tesbit edildiğini ve ardından da tedavinin gerçekleştiğini anlattı.
Sağlığına kavuşan Fatma B. ise televizyonlarda sarımsağın şifa kaynağı olarak tanıtıldığını belirterek, "Komşularımın tavsiyesi ile de sarımsağı kullanmayı düşündüm. Kokusundan kurtulmak için de yutmak istedim. Bundan sonra olan oldu. Yemek boruma takıldı, aşağı inmedi. Ne yesem, ne içsem kustum. Ağız kokusu yapmasın diye parçalamamıştım. Ufak bir sarımsak az kalsın çok büyük sonuçlar doğuracaktı. Ucuz atlattık. Artık sarımsağı sadece yemeklerde kullanmayı düşünüyorum."
Talihsiz kadını tedavi eden Özel Bahar Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Ömer Kurt ise hastanın yapılan endoskopide yemek borusunun tam ortasında kocaman bir sarımsağın takıldığını tesbit ettiklerini söyledi. Endoskopiyle sarımsağı geri çıkarmayı düşündüklerini, ancak soluk borusuna kaçma ihtimali üzerine endoskopi aletlerinin yardımıyla sarımsağı hastanın midesine indirdiklerini belirten Opr. Dr. Kurt, yaklaşık 10 dakikalık bir operasyonla hastanın sağlığına kavuştuğunu kaydetti.
‘SARIMSAĞI ÇİĞNEMEDEN YUTMAYIN’
Dr. Kurt, sarımsak konusunda halkın önemli yanlışlar yaptığına dikkat çekerek, şu uyarılarda bulundu: "Halkımız sarımsağa karşı oldukça fazla inancı var. Antibiyotik etkisi yaptığını düşünüyorlar. Bu alternatif tıbbın bir konusu. Haklı da olabilirler. Tansiyona faydalı olduğunu biliyoruz. Sarımsak yenmesin demiyoruz. Ama sarımsak, yapısındaki özellikler nedeniyle yemek borusunun aktivitesini engelleyerek spazma neden olduğundan hastamızda tıkanıklık oluşturmuştur. Aynı büyüklükte başka bir gıda yemek borusunda tıkanma yapmaz. Sarımsak parçalanarak yemeklere katılabilir. İlle de çiğ sarımsak yemek isteyenler olursa, ufak parçalara ayırıp, başka bir gıda ile birlikte tüketmek gerekir. Tek başına alınırsa, nörolojik uyarı spazma neden olabilir."
‘SARIMSAK KOKUSU NEFES YOLUYLA ATILIR, DİŞ FIRÇALAMAKLA ORTADAN KALKMAZ’
Sarımsağın bütünüyle yutulması halinde ağız kokusu olmayacağı inancının yanlış olduğunu vurgulayan Kurt, "Oysa sarımsak kana karışır ve koku akciğerler ve nefes yoluyla atılabilir. Ağız fırçalamakla, diş fırçalamakla bu koku ortadan kaldırılamaz." dedi. Sarımsak gibi portakal, ayva ve incir gibi gıdaların da ağızda iyice çiğnendikten sonra tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Kurt, bu gıdaların da bağırsaklarda tıkanmaya sebep olabildiğini sözlerine ekledi.
Nar Çiçeği
28-02-2010, 07:38
http://www.ressim.net/out.php/i550514_n.jpg (http://www.ressim.net)
Merkez Seyhan İlçesi Gazipaşa Mahallesi 66001 Sokak'ta bulunan Nakkaşlar Camisi'nin minaresine yıldırım düştü.
Adana'da şiddetli yağış hayatı olumsuz etkiledi. Yıldırım düşen bir caminin minaresinden dağılan taş parçaları 2 otomobile zarar verdi.
Minarenin üst kısmın hasar görürken, sakağa yayılan taş parçaları, Mustafa Süzer'e ait park halindeki 01 SS 075 ve Akın Yalçın'a ait 01 UN 123 plakalı otomobillere zarar verdi. Otomobil sahiplerinden Mustafa Süzer, yıldırımın büyük gürültüyle düştüğünü, otomobilinde büyük hasar meydana geldiğini söyledi.
Yıldırım düşmesinin ardından bölgede elektrikler kesilirken, çevre sakinlerinden bazıları elektronik cihazlarının arızalandığını belirtti.
Bu arada akşam saatlerinde etkisini artıran şiddetli yağış nedeniyle birçok noktada su baskınları yaşandı.
Mücahitler Caddesi'ndeki demiryolu köprüsünün altı yoğun su birikintisi nedeniyle trafiğe kapatılırken, Mahfesığmaz mahallesinde suyun içinde kalan bazı araçlar vatandaşların da yardımıyla çıkartıldı.
Bazı bölgelerde vatandaşlar kendi imkanlarıyla atık su kanallarının kapaklarındaki tıkanıklıkları açarak, suların gitmesi için çaba harcadı.
Nar Çiçeği
28-02-2010, 07:40
http://www.ressim.net/out.php/i550516_o.jpg (http://www.ressim.net)
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Sümela Manastırı'nda bir müracaat halinde yılda bir günde veya bir saatte ayin izni verilebilieceğini ancak sürekli ibadete açmak gibi bir durumun olmadığını ifade etti.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, ''Sümela Manastırı'nda bir müracaat halinde yılda bir günde veya bir saatte ayin izni verilebilir. Bunu başka yerlerde uyguluyoruz. Hiç başımız ağrımadı şükürler olsun, ama sürekli ibadete açmak gibi bir şey gündemde değil'' dedi.
Günay, Trabzon'da düzenlenen Doğu Karadeniz Turizm Odaklı Kalkınma Projesi toplantısına verilen arada gazetecilerin Sümela Manastırı'nın ayine açılması yönündeki sorularını yanıtladı.
Karadeniz Bölgesi'nde bulunan bütün kültürel varlıklara sahip çıkma gayretinde olduklarını ifade eden Günay, ''Sümela'ya, Ünye ve Şebinkarahisar Kalesi gibi ne varsa sahip çıkmaya çalışıyoruz. Ben Karadeniz Bölgesi'nin potansiyelini yeteri kadar kullanamadığını düşünüyorum'' dedi.
Sümela Manastırı'nın restorasyonu konusunda bazı sıkıntılar yaşandığını ve bunu çözmeye yönelik çalışmaları olduğunu anlatan Günay, ''Geçmişten bugüne bize miras kalan ne varsa hiçbir dönem ve inanç ayrımı yapmaksızın yine aynı biçimde saygı göstermek yakışır. Sümela'nın restorasyon konusunda sıkıntıları vardı. Onu yeni baştan ihale ediyoruz'' diye konuştu.
Sümela'nın, bölgenin özel zenginliklerinden biri olduğunu vurgulayan Günay, şunları kaydetti:
''Bir müracaat halinde yılda bir günde veya bir saatte ayin izni verilebilir. Başka yerlerde bunu uyguluyoruz, hiç başımız ağrımadı şükürler olsun. Bizim ülkemizde, müzelerimizde ve ibadethanelerde yılda 1 veya 2 saat başka bir dille Tanrı'ya yakarıldığı zaman bundan dünya, insanlık zarar görmez düşüncesindeyiz, ama sürekli ibadete açmak gibi bir şey gündemde değil.''
Çiçek açıklaması
TSK, Albay Dursun Çiçek'in tutuklama talebiyle Askeri Mahkemeye sevk edildiğini, 01 Mart 2010 tarihinde Genelkurmay Askeri Mahkemesi tarafından tutuklama talebinin reddine karar verildiğini açıkladı.
http://img5.mynet.com/ha5/g/genelkurmay.jpg
Güncelleme:02 Mart 2010 05:03
Genelkurmay Başkanlığı, Albay Dursun Çiçek'in tutuklama talebiyle Askeri Mahkemeye sevk edildiğini, 01 Mart 2010 tarihinde Genelkurmay Askeri Mahkemesi tarafından tutuklama talebinin reddine karar verildiğini açıkladı.
islak imza böyle bulundu
Genelkurmay'ın internet sitesinde yer alan açıklama şöyle:
1. Yürütülen bir soruşturma kapsamında, bir şüphelinin bürosunda yapılan aramada ele geçirilen ve bilahare 12 Haziran 2009 tarihinde bir gazetedeki habere konu olan fotokopi belgeye ilişkin yapılan inceleme sonucunda, Genelkurmay Askerî Savcılığı tarafından 24 Haziran 2009 tarihinde “Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı” verilmişti.
2. Sayın Genelkurmay Başkanı tarafından, 26 Haziran 2009 tarihinde yapılan Basın Toplantısında; “Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı kesin değildir. Biz hukuk devletiyiz. Hukuk devleti ilkelerine de sadığız. Bu belgenin doğru olduğuna ilişkin yeni delil, bilgi, emare vs. çıkarsa elbette bu soruşturma tekrar açılabilir.” şeklinde açıklamalarda bulunulmuştu.
3. 26 Ekim 2009 tarihinde bazı gazetelerde söz konusu belgenin ıslak imzalı aslının bulunduğuna ilişkin haber ve iddiaların yer alması üzerine, Genelkurmay Başkanlığı Askerî Savcılığı tarafından yeniden soruşturma başlatılmıştı.
4. 16 Şubat 2010 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Belge”nin Genelkurmay Askerî Savcılığına gönderilmesini müteakip, söz konusu belgenin ıslak imzalı aslının mevcudiyeti iddialarını doğrulayabilecek bazı delillerin elde edilmesi nedeniyle, 24 Haziran 2009 tarihli karara esas teşkil eden gerekçelerin yapılmakta olan soruşturmada geçerliliğini yitirmiş olduğu dikkate alınmış ve Genelkurmay Askerî Savcılığınca verilen “Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı” kaldırılmıştır.
5. Bu kapsamda devam olunan soruşturma sırasında, ifadesi Askerî Savcılık tarafından yeniden tespit edildikten sonra, Dz.P.Kur.Alb. Dursun ÇİÇEK tutuklama talebiyle Askerî Mahkemeye sevk edilmiş ve 01 Mart 2010 tarihinde Genelkurmay Askerî Mahkemesi tarafından tutuklama talebinin reddine karar verilmiştir.
6. Soruşturmaya Askerî Savcılık tarafından devam edilmektedir. Herkesin; soruşturmanın gizliliği ve masumiyet ilkelerine saygılı olmasını, bu bağlamda sorumlu hareket etmesini ve yargı sürecinin sonucunu sabırla beklemesini bir kez daha hatırlatmakta yarar görülmektedir.
Mynet.
http://img5.mynet.com/ha5/e/ergenekon-org.jpg
Flaş..Ergenekon'da birinci şüpheli belli oldu
Erzincan'da yürütülen Ergenekon soruşturmasına ilişkin hazırlanan ve bugün kabul edilen iddianamede, birinci şüpheli 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, ikinci şüpheli ise Başsavcı İlhan Cihaner
Güncelleme:02 Mart 2010 05:44
ERZİNCAN - Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'le birlikte 11 kişinin tutuklanmasına gerekçe gösterilen Erzincan'daki Ergenekon soruşturmasıyla ilgili iddianame kabul edildi ve dava süreci başladı.İddianenin içeriği de belli olmaya başladı. Cihaner'in avukatlarının üçüncü kez tahliye talebinde bulunduğu günde kabul edilen iddinameye göre, birinci şüpheli 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner ise 2. şüpheli olarak iddianamede yer alıyor.
Özel yetkili savcılar tarafından hazırlanan ve kabul edilen iddinamede, sanıkllar, "silahlı terör örgütüne üye olma, birden fazla kişiyi tehdit, iftira ve resmi belgede sahtecilik"le suçlanıyorlar.
Sanıklar ayrıca, 61 sayfalık iddianamede, Feytullah Gülen cemaatinin evlerine delil koyup operasyon koymakla; İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı Erzincan'da uygulamakla suçlanıyorlar.
Öte yandan, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'in ifadeye çağrılıp çağrılmamasına davanın görüleceği 2. Ağır Ceza Mahkemesi karar verecek.
ÜÇÜNCÜ KEZ TAHLİYE TALEBİ
Bu arada, Cihaner'in avukatları iki kez tahye talebinde bulundu. Ancak mahkeme delilleri karartma ve kaçma ihtimalini gerekçe göstererek tahliye talebini reddetti.
Başsavcı Cihaner'in avukatı Turgut Kazan, bu sabah yine Erzurum adliyesine gitti. Tahliye için üçüncü kez talepte bulunan avukat Kazan, hazırladığı dilekçeyi Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Taner Aksakal'a verdi.Avukat Kazan, tahliye talebinin savcılık tarafından re'sen kabulü veya mahkemede duruşma yapılarak karar verilmesini istedi.
HER ŞEY DSİ'DE BULUNAN MÜHİMMATLA BAŞLADI
Erzincan'daki Ergenekon soruşturması geçen yıl ekim ayında DSİ'ye ait baraj gölünde mühimmat bulunmasıyla başladı.Kasım ayında Erzincan İl Jandarma Komutanlığı'nda bir binbaşı, bir üsteğmen ile bir astsubay tutuklandı.
Bir ay sonra da Erzincan MİT Bölge Müdürü ile iki MİT görevlisi tutuklandı. Aynı soruşturma kapsamında Şubat ayında da Eskişehir İl Jandarma Komutanı Albay Recep Gençoğlu ile Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner tutuklandı.
Aynı dönemde bir astsubay ile bir emekli astsubay da Erzincan'daki Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandı.
Mynet.
Sokak Şairi
02-03-2010, 10:26
http://haber7media.noc.com.tr/haber/haber7/photos/595220100302094357719.jpg
Vakit'in ele geçirdiği Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri Erol Özkasnak ve Kurmay Kıdemli Yüzbaşı M. İhsan Tavazar imzalı “Basınla Temas” başlıklı belgede, 28 Şubat sürecinde kullanılan gazetecilere teşekkür mektubu gönderilmesi talimatı verilmiş.
28 Şubat zulmüne alkış tutan gazetecilerin ödüllendirilmesini emreden belgede çoğu Doğan Grubu'nun yazarları olmak üzere tam 40 gazeteci var.
28 Şubat'ı post modern bir darbe olarak yaptıklarını itiraf eden Erol Özkasnak, Genelkurmay Başkanlığı Basın Yayın Halkla İlişkiler ve Tanıtım Daire Başkanlığı'na gönderdiği yazıda, Türk Silahlı Kuvvetlerini kamuoyunda en iyi şekilde tanıttıklarını iddia ettiği isimleri tek tek yazdığını ve yazarlara işbirliği ve hizmetlerinden ötürü takdir mektubunun gönderilmesini istiyor.
EMİRLERİ YERİNE GETİRENLERE TAKDİR VE TEŞEKKÜR
Erol Özkasnak yaptığı hukuksuzluklara alkış tutan gazeteciler için, “Söz konusu basın mensuplarına, bu çalışmalarında gösterdikleri işbirliğinden ve vermiş oldukları hizmetlerden dolayı takdir ve teşekkürlerimi bildiren mektuplar yazılacaktır” diyor.
İşte 28 Şubat darbesine alkış tuttukları için ödüllendirilmesi istenen gazeteciler:
Yücel Yener (TRT Gn. Md.), Güntaç Aktan (TRT), Ertürk Yöndem (TRT), Ertuğrul Özkök ve Sedat Ergin (Hürriyet), Derya Sazak ve Fikret Bila (Milliyet), Mehmet Yılmaz, İsmet Berkan (Posta), Zafer Mutlu, Fatih Çekirge (Sabah), Bilal Çetin ve Okay Gönensin (Yeni Yüzyıl), Orhan Erinç ve Mustafa Balbay (Cumhuriyet), Sebahattin Önkibar ve Kenan Akın (Türkiye), Ali Kırca ve Baki Şehiroğlu (ATV), Uğur Dündar ve Mehmet Akarca (Kanal D), Murat Saygı ve Mithat Sirmen (SHOW TV), Ufuk Güldemir ve Ümit Aslanbey (STAR TV), Murat Yetkin ve Nuri Çolakoğlu (NTV), Hulki Cevizoğlu ve Ardan Zentürk (Kanal 6), Bülent Öztürkmen ve Zafer Ali Aytaç (HBB), Ceyhan Batur (C TV), Ferhan Şaylıman (FLAŞ TV), Ali Baransel ve Metin Özer (TGRT), İlnur Çevik (TDN), Metin Yılmaz (AKŞAM), Mehmet Güler (AA), Elvan Baransel (AA) ve Mehmet Karaman (İHA)
28 ŞUBAT'TA KULLANILDILAR BALYOZ'DA DA KULLANILACAKLARDI
28 Şubat darbesinde TSK'dan gelen emirler doğrultusunda yazan ve darbeyi destekleyen gazeteciler, 2003 yılında hazırlanan Balyoz Darbe Planında da kullanılacak yazarlar arasında bulunuyor.
28 Şubat'ta cuntacılarla işbirliğinden dolayı takdir edilen Ertuğrul Özkök, Uğur Dündar, Ali Kırca, Sedat Ergin, Yücel Yener, Fikret Bila, Mehmet Yakup Yılmaz, Zafer Mutlu, Fatih Çekirge, Mustafa Balbay, Sebahattin Önkibar, Baki Şehirlioğlu, Nuri Çolakoğlu, Murat Yetkin, Hulki Cevizoğlu, Ali Baransel ve Mehmet Güler isimli yazarlar Org. Çetin Doğan başkanlığında hazırlanan Balyoz Darbe Planında da kullanılacak isimlerin başında yer alıyorlar.
EROL ÖZKASNAK: POST MODERN BİR DARBE YAPTIK
28 Şubat sürecinde yaşananlarla ilgili yine 28 Şubat'ta kullanılan Milliyet'e konuşan dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, 28 Şubat'ta post modern bir darbe yaptık itirafında bulunmuştu.
Özkasnak, "Tek bir mermi atılmadı, tek bir burun kanamadı. Tıpkı NATO'nun Varşo Paktı'nı teslim alması gibi" demişti.
Cuntacı Erol Özkasnak şu açıklamalarda bulunmuştu: "28 Şubat, günün koşullarına uygun bir yöntemde gerçekleştirildi. O günün dünya ve ülke koşullarında 12 Mart ve 12 Eylül gibi klasik bir müdahale yapılamazdı.
Cumhuriyetin karşılaştığı tehlike, bir tek mermi atılmadan, demokratik mekanizmaların harekete geçirilmesiyle bertaraf edilmiştir. Silahsız kuvvetler kavramını kullanmamızın nedeni ve amacı budur."
“DEMİREL'İ ÇAĞIRDIK”
"28 Şubat sürecinin başlangıcı 11 Ocak 1997 tarihidir. O tarihte dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Demirel, Genelkurmay'a davet edilmiş ve kendisine 28 Şubat günü Milli Güvenlik Kurulu'nda verilen bilgileri içeren bir brifing sunulmuştur.
Cumhurbaşkanı'ndan başlayarak bu bilgiler toplumun aydınlatılması amacıyla basına, yargıya ve üniversite mensuplarına tekrarlandı."
28 ŞUBAT'IN ETKİLERİ
"Bugün 28 Şubat'ı küçümsemeye çalışanların bilmesi gereken bir gerçek de şudur: O süreç başarılı olmasaydı 18 Nisan 1999 seçim sonuçları alınamazdı.
Cumhuriyete karşı irticai faaliyetlerin kaynağı olan akımlara 18 Nisan'da verilen oy desteği düşmüşse, bunun nedeni 28 Şubat'tır."
Vakit
Sokak Şairi
02-03-2010, 11:39
iyi bilirdim aslında.....
Bu haberin yankılarını merakla takip edeceğim doğrusu..Gerçi yurdumda olan biten hiçbir şey beni şaşırtmıyor artık ne fenadır ki böyle..Haber paylaşım için teşekkürler..
Emekli Maaşından Yapılan Gizli Kesinti
Şubat 2010 Emekli Maaşlarından Yapılan Kesinti
SSK ve Bağ-Kur emeklilerine adam başı 60 lira zam yaptığı hasebiyle Başbakan’a çiçek veren derneğin başkanına kıyak olsun diye, 500 bin SSK ve Bağ-Kur emeklisi hiç haberleri olmadan derneğe üye yapıldı ve şubat ayında her emekliden en az 12 lira dernek aidat kesintisi yapılıp gönderildi.
EMEKLİLERİN DERNEĞE ÜYE OLDUKLARINDAN HABERİ YOK
Emeklilerin hemen hiçbiri derneğe üye olduklarını bile bilmiyorlar, yılda bir kere ve zam verildiği ay aylıklarından kesinti yapıldığı için farkına da varmıyorlar.
Üstelik bu ayrıcalık sadece bu derneğe tanınıyor. Başka emekli derneklerinin üyelerinden kaynakta kesinti yapmayan SGK sadece TİED üyeleri için kaynakta kesinti yapıp, hesaplarına aktarıyor.
NE YAPMALI?
Şimdi yapmanız gereken, ısrarla SGK Bilgi Edinme Birimi’ne gerek yazıyla gerekse SGK - Sosyal Güvenlik Kurumu (www.sgk.gov.tr) (http://www.sgk.gov.tr/) web sayfası üzerindeki Bilgi Edinme bölümünden, derneğe üye yapılıp yapılmadığınızı, emekli aylığınızdan kesinti yapılıp yapılmadığını, yapılmışsa kaç para olduğunu sorun.
Yasal süresi olan 15 günde cevap vermezlerse de Başbakanlık Bilgi Edinme Kurulu’na şikâyet edin. Burası da size yardımcı olmazsa İş Mahkemesi’nde SGK’yı eksik aylık ödediği için dava edin.
milliyethaber
Sinema dünyasının birbirine rakip olarak gösterilen iki ünlü sanatçısı Cem Yılmaz ile Şahan Gökbakar, TRT’de yayınlanan “Magazin Özel” kameraları karşısında birbirlerine övgüler yağdırdı.
http://img.ekolay.net/sinema/images/26022010143447_42_690282248.jpg
İşte o dialog:
Gece 4'te parkta buluşup gizlice el ele yürüyoruz!
Şahan: Cem... Cem... Afiyet olsun. Basınla geldim dikkat et...
Muhabir: Polemiklere son mu verildi?
Cem: Ne polemiği ya!
Şahan: Bizim aramızda polemik falan yok.
Cem: Böyle şeyleri gazetelerden okuyoruz. Artık beraberiz. Hep burada buluşalım.
Şahan: Sizden gizli buluşuyoruz genelde. Her ayın ikinci pazarı, gece saat dörtte Bebek Parkı'nda el ele yürüyoruz.
Cem: Şahan'a sor, 'Recep İvedik 3'ü izlemiş mi?
Şahan: 'Yahşi Batı'yı izledim, çok da beğendim.
Muhabir: Siz 'Recep İvedik'i izlediniz mi?
Cem: Dur biletimi bulacağım. İmzalı bileti var!!!
Muhabir: 'Recep İvedik' ikinci haftasında gişede sizi geçti...
Cem: Aramıza nifak tohumu sokmayın. Neşeli bir şey, neşesini yaşatmıyorsunuz. Geçti, geçiyor diyerek olayı at yarışına çeviriyorsunuz.
Şahan: Bizim işimiz komedi filmi üretmek. Biz gülen adamlarız. Cem Yılmaz üzerine konuşulması gereken bir adam değil. Nerede, ne olduğu, ne yaptığı belli.
Cem: Kardeşim de öyle.
Şahan: Ben de kendi adıma bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Ortaya güzel filmler çıkıyor. İkimizinkilerden başka filmlere de bu kadar insan gidip katıla katıla gülmüyor. Ben kendisinin hayranıyım. İmza almışlığım vardır, bilir. Bir problemimiz yok. Mutluyuz. Bu olay da bitsin.
Ben şaşırmadım doğrusu hele ki uğur dündar ve ertuğrul özkök gibi isimlere.. bunlar birilerinin maşası olmasalardı bu kadar süre bu makamlarda oturtulmazlardı.. artık bunların miyadi geçmiş ıh sayın seyirciler gıh sayin seyirciler deyip BKM mutfak komedi skeçlerine konu oluyorlar Türkiyenin şuan içinde olduğu değişim inş medyaya yansır bu kirli yüzlerden inşallah kurtuluruz..
TSK'nın bu kararları prestijini çok ağır bir şekilde zedeliyor.. benim sabrım da yok inancım da :)
Türkiye’yi temsil etmek üzere TRT tarafından görevlendirilen Manga'ın Eurovision şarkısı belli oldu.
İngilizce olarak hazırlanan 'We Could Be The Same' (Aynı olabiliriz")adlı şarkı, küresel mesajlar da içeriyor. Şarkının tanıtımından sonra yoğun bir tempoya girecek olan Manga, önce 27 Mayıs’ta yarı finalde, geçmesi halinde de 29 Mayıs’taki büyük finalde Türkiye’yi temsil edecek.
Dinlemek için Tıklayın (http://www.dostyakasi.com/forum/muzik-videolari/20232-manga-eurovison8217da-8216ayni-olabiliriz8217i-soyleyecek.html)
Nar Çiçeği
06-03-2010, 19:47
Sağlık Bakanlığı’nın yeni yönetmeliğine göre en az iki yıl fiilen yaşadığı eşten ve dördüncü derece akrabadan organ nakli yapılabilecek.
ANKARA - Sağlık Bakanlığı, eşler arasında organ nakli için en az iki yıl fiilen birlikte yaşama şartı getirdi. Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelik değişikliğiyle akraba dışı canlıdan organ nakli ile ilgili düzenlemeler yapıldı.
Buna göre, canlıdan organ nakli, alıcının en az iki yıldan beri fiilen birlikte yaşadığı eşi, dördüncü dereceye kadar (dördüncü derece dahil) kan ve kayın hısımlarından yapılabilecek.
Söz konusu canlı verici olabileceklerin haricinde canlıdan nakil yapılabilmesi için; naklin yapılacağı ilde oluşturulacak etik komisyonunun verici ile alıcı arasında, bu yönetmeliğe ve diğer ilgili mevzuata aykırı herhangi bir hususun bulunmadığını ve etik açıdan organ bağışının uygunluğunu onaylaması gerekecek.
Nakil için alıcı ve verici, il sağlık müdürlüğü aracılığıyla şu belgelerle birlikte öncelikle komisyona başvuracak;
-Alıcı ve vericinin T.C. kimlik numarası,
-Vericinin mümeyyiz olduğuna dair rapor,
-Veriden alınmış, en az iki tanıklı hekim onaylı, muvafakat belgesi,
-Verici ve alıcının hekim onaylı bilgilendirme formu,
-Verici ve alıcının nakile uygunluğunu bildiren sağlık raporu,
-Alıcı ile vericinin yakınlığının nereden kaynaklandığını gösteren dilekçe ve mevcut ise belgelendirmesi,
-Alıcının ve vericinin gelir düzeyini gösteren beyan,
-Vericinin borcunun olup olmadığına dair beyan,
-Alıcının ve vericinin ikametgah beyanı,
-Komisyon gerekli görmesi halinde bu belgeler dışında bilgi ve belgeler de talep edebilecek.
Komisyona sunulan bilgi ve belgelerin doğruluğunu araştıracak, alıcı ve verici arasında etik ve yasal olmayan bir durumun bulunmadığı kanaati hasıl olduğunda naklin etik açıdan uygunluğuna karar verecek. Kararlar tam üye sayısının üçte iki oy çoğunluğu ile alınacak. Acil nakil gereken hasta için başvuru olması halinde komisyon ivedilikle toplanıp karar alacak.
ÇAPRAZ NAKİLLERE DEDÜZENLEME GELİYOR
Buna göre, ''Organ nakli olmayı bekleyen iki hastanın bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen niteliklere haiz kişilerin birbirlerinin alıcılarına karşılıklı organ verdikleri nakil türü'' olarak tanımlanan çapraz nakiller, herhangi bir organ nakli merkezine kayıtlı hastalar arasında karşılıklı rıza ile komisyona başvurmaksızın yapılabilecek.
Nakil merkezi yaptığı çapraz nakillerle ilgili şu belgeleri nakilden itibaren en geç bir hafta içinde Bakanlığa gönderecek:
-Alıcı ve vericilere ait il sağlık müdürlüğünce onaylı nüfus cüzdanı fotokopisi ve akrabalık derecelerini gösteren belge ve bilgiler,
-Çapraz olarak eşleşen alıcı ve vericiye ait izleme formu,
-Alıcı ve vericinin nakil merkezi sorumlusu tarafından onaylanmış olurluk raporu,
-Alıcının, yapılacak organ nakliyle ilgili olarak bilgilendirildiğini; eşleşmeyle belirlenen vericisinin karşı tarafa organ verecek olan akrabasıyla aynı sağlık koşullarına sahip olduğunu ve bu durumu kabul ettiğini gösteren kendisi tarafından imzalanmış belge,
-Nakil merkezi sorumlusunun yapacağı çapraz nakille ilgili her iki tarafın alıcı ve vericisine ayrıntılı bilgi verdiğini gösteren imzalı belge ile çapraz olarak eşleşen alıcı ve vericiler arasında oluşan yaş, tıbbi koşul eşitsizliği gibi farklılıklar ile bu farklılıkların neden olabileceği tıbbi sonuçlar hakkında alıcı ve vericilerine ayrıntılı bilgi verdiğini gösteren imzalı belge.
AMAÇ ORGAN TİCARETİNİ ÖNLEMEK
Sağlık Bakanlığı, geçen yılın sonlarında organ ticareti ile ilgili iddialar üzerine akraba dışı organ nakilleri konusunda bazı tedbirler almıştı.
Bu tedbirler kapsamında organ nakli merkezlerinin bünyelerindeki yerel etik kurulların onay verdiği akraba dışı nakiller durdurulmuş, akraba dışı organ nakilleri için bölgesel etik kurulları oluşturulmuştu.
Bu düzenlemeden sonra yerel etik kurul kararları bölgesel etik kurullara, bunlar da uygun bulunursa Ulusal Koordinasyon Kurulu'na gönderilmeye başlanmıştı.
Nar Çiçeği
06-03-2010, 19:50
Saç, adli tıpta bazı olayları çözmek açısından son derece önemli bir biyolojik örnek olarak görülüyor.
İSTANBUL - İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Gürsel Çetin, saçın adli tıp açısından, özellikle bazı olaylarda tek başına çok önemli bir veri olduğunu söyledi.
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Cem'i Demiroğlu Oditoryumu'nda düzenlenen ''Saçı Çözmek'' adlı konferansta ''Adli Tıpta Saç'' başlıklı sunum yapan Çetin, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın bir spor aktivitesi esnasında düşüp hayatını kaybettiğini hatırlatarak, bu olayın adli tıp açısından çok önemli olduğunu söyledi.
Ani ve beklenmedik ölümlerde otopsi uygulanmasının tartışmasız şart olduğunu vurgulayan Çetin, bu şekilde ölen kişinin cumhurbaşkanı olması halinde o alandaki en ünlü ve en tecrübeli kişilerin de katılımıyla ve ülkenin bütün teknolojik ve bilimsel imkanlarının kullanılmasıyla otopsi yapılması gerektiğini, ancak Özal'ın ölümünün ardından bunun yapılmadığını anlattı.
Çetin, bu ölümün çok büyük iddia ve sıkıntılar yaratacağını o zamanlar da söylediğini ve bunun böyle de gerçekleştiğini kaydederek, çeşitli televizyon programlarında ve haberlerde ''saç örneklerinin ABD'ye gönderilmesi halinde Özal'ın ölüm nedenine ilişkin bir şeyler bulunacağı'' yönünde iddiaların ortaya atıldığını kaydetti.
Böyle bir durumda saç örneklerinin Amerika veya başka bir yere gönderilmesine gerek olmadığını dile getiren Çetin, ABD'de ne yapılıyorsa adli tıp ve adli bilimler alanında Türkiye'de de her şeyin yapılabildiğini, teknolojik tüm imkanların bulunduğunu belirtti. Prof. Dr. Çetin, ''Saç örnekleri incelenirse o konuyla ilgili birtakım şeyler bulunabilir, ama bulduğunuzda önemli olur, bulunmazsa iddiaların yanlışlığını göstermez. İşte burada sıkıntınız var'' şeklinde konuştu.
Saçın adli tıpta çok önemli olduğunu, o açıdan delil olarak alındığı sırada çok dikkatli davranılması ve bu çok önemli örneğin atlanmaması gerektiğini vurgulayan Çetin, ''Ancak birinci örnek olmasa da öyle olaylar vardır ki belki de sadece saçın atılması veya alınmaması o olayı çok büyük ölçüde etkileyecektir'' diye konuştu.
SAÇTA UYUŞTURUCU MADDE ANALİZİ
Yaşayan kişiden biyolojik örnek olarak saçın kullanımının çok sık olmadığına dikkat çeken Çetin, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Ancak kullanılmasını gerektiren çok önemli bir alan var. Son zamanlarda meydana gelen olaylardan dolayı herkesin haberdar olmasının çok faydalı olacağını düşünüyorum. Alışkanlık yapan maddelerin araştırılması bakımından saçın çok önemli bir avantajı var. Diğer örnekler daha kısa sürelerde kullanılan maddeyi atabildiği için o maddenin vücutta diğer örneklerde bulunması çok zor, ama saç örnekleri büyük avantaj sağlıyor. Çünkü saçın uzamasına bağlı olarak burada birikiyor ve kalıyor.''
Çetin, saç üzerinde yapılan araştırmalarda bu maddelerin geçmişe dönük olarak ve uzun süreler için bulunabildiğini, ayrıca saçın uzunluğuna göre hangi zamanlarda kişinin hangi maddeyi kullandığının da tespit edilebildiğine işaret etti. Şüphe duyulması halinde mezar açılarak yapılan tetkiklerde genelde diğer biyolojik örneklerin bulunamadığını, dayanıklılığı açısından saçın burada avantajı olduğunu kaydeden Çetin, ayrıca adli tıp açısında olay yerinde saç örneğinin bulunmasının önem taşıdığını anlattı.
OLAY YERİNİN KORUNMASI
Olay yerinin emniyet altına alınmasının delil ve örnek toplamada ve dolasıyla olayın aydınlatılmasında birinci kural olduğuna işaret eden Çetin, Türkiye'de genelde olay yerine meraklılar dahil herkesin girebildiğini, girmesi gerekenlerin ise en son girebildiğini söyledi.
''Olay yerinde her zaman gerekenden fazla kişi var. Bu konuda yapılan bilimsel bir çalışmaya, doktora tezine göre olay yerini en çok bozanlar, vali emniyet müdürü veya üst düzey polisler veya diğer polisler. Her polisin görevi değil olay yeri. Bunun için özel eğitilmiş olay yeri inceleme polisleri var. ''
Olay yerinden alınmış olan saç numunelerinin laboratuvarda bütün morfolojik özelliklerinin ayrıntılı olarak belirlendiğini ifade eden Çetin, mikroskobik inceleme sonucunda saçın boyunu, kalınlığını, boyalı olup olmadığının, kadına, erkeği veya kaç yaşında birine ait olduğunun ortaya çıktığını söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:
''Kesin olmasa bile adli bir olayda olguyu ret veya ekarte edecek şekilde cevaplar bulma şansınız yüksektir. Tabii bunun hemen arkasından en önemli şey gelecektir, moleküler genetik incelemeler yapılacaktır. Bulmuş olduğunuz özelliklere göre birtakım bulgular elde edilecek ve bu bulgularla neredeyse yüzde 100 oranında bir kişiyi ret etme veya 'onundur' demek açısında kullanılacaktır. Saç, adli tıp açısından özellikle bazı olaylarda tek başına dahi olsa o olayı çözmek açısından son derece önemli bir biyolojik örnektir.''
Nar Çiçeği
06-03-2010, 20:04
CHP lideri Deniz Baykal, parti üyelerinin Mersin'de çarşaf yırtmalarına tepki gösterdi. Olaydan üzüntü duyduğunu belirten Baykal, “Herkes inancında, yaşam ve giyim biçiminde özgürdür” dedi.
MALATYA - CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin Malatya il kongresinde yaptığı konuşmada Mersin'de CHP'lilerin kara çarşaf yırtma eylemini değindi.
Bu eylemin CHP'nin anlayışı içinde olmadığını belirten Baykal, şöyle konuştu:
“Bu gösteri, hepimizi derinden yaraladı, derin bir üzüntü içersine girdik. Herkes çok iyi bilmeli ki, CHP'nin böyle yırtma, yakma ve yok etme gibi siyasi unsuru yoktur. Aramızda düşünce farklılığı olabilir ama bunları konuşacağız, diyalog kuracağız.
Kimsenin bir başkasının giyim kuşağımına, geleneğine, kültürüne ve ahlakına müdahale etme hakkı yoktur. Herkes inancında, yaşam ve giyim biçiminde özgürlüğe sahiptir. Birileri yanlış yaparsa tavır takınırız.”
Nar Çiçeği
06-03-2010, 20:07
İstanbul'da görev yaptığı anaokulunda müdür yardımcısı tarafından öğrencilerin gözü önünde tabanca ve bıçakla öldürülen öğretmen Derya Çakır'ın cenazesi, memleketi Giresun'da toprağa verildi.
GİRESUN - İstanbul'dan yakınları tarafından Giresun'a getirilen 2 yıllık öğretmen Derya Çakır'ın cenazesi, daha sonra törenin düzenleneceği Bulancak ilçesine bağlı Erdoğan köyüne götürüldü.
Merkez Camisi'ndeki cenaze törenine, Derya Çakır'ın annesi Aliye, babası Hicabi, kız kardeşi Filiz Çakır ve yakınlarının yanı sıra Giresun Valisi Mustafa Yaman, Bulancak Kaymakamı Ayhan Durmuş, Bulancak Belediye Başkan Yardımcısı Niyazi Karaibrahim, Bulancak Milli Eğitim Müdürü Bumin Akgün ile vatandaşlar katıldı.
Çakır'ın cenazesi, kılınan namazın ardından köydeki aile kabristanlığında toprağa verildi.
İstanbul Bağcılar'da bir ilköğretim okulunda müdür yardımcısı olarak görev yapan Ekrem S. (33), aynı okulda ana sınıfı öğretmeni olan 25 yaşındaki Derya Çakır'a okul binasında tabancayla ateş etmiş, daha sonra da ölmediğini gördüğü öğretmeni yanına giderek bıçaklamıştı.
Ağır yaralı halde hastaneye kaldırılan Çakır, müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı.
Nar Çiçeği
06-03-2010, 20:09
Tüketici Dernekleri Federasyonu, başkentte ulaşım ücretlerindeki düşüş yüzünden kontak kapatacaklar hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.
Tüketici Dernekleri Federasyonu, Ankara'da bilet fiyatlarının altı yıl öncesine dönmesi nedeniyle kontak kapatmaya hazırlanan özel halk otobüslerini uyardı. Federasyon, halkın ulaşım hakkının engellendiği gerekçesiyle sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.
Tüketici Dernekleri Federasyonu Başkanı Ali Çetin, belediyenin zarar ettiği açıklamasının gerçeği yansıtmadığını, ulaşımda fiyatların normale döndüğünü söyledi.
Ali Çetin, minibüs ve otobüs esnafını da kendileriyle birlikte hareket etmeye davet ederek, "akaryakıt fiyatlarını düşürmek için Federasyon’a sahip çıkın" çağrısında bulundu.
Tüketici Dernekleri Federasyonu, Ankara'da bilet fiyatlarının son 15 yılda 350 kat arttığına dikkat çekti.
Ankara 2. ve 9. İdare Mahkemeleri otobüs ve minibüs ücretlerinde altı yıl öncesine dönülmesi yönünde bir karar almıştı. Kararı protesto eden Ankara özel halk otobüsleri esnafı, pazartesi gününden itibaren trafiğe çıkmayacaklarını açıklamıştı.
GÖKÇEK ÖZÜR DİLEDİ
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de bugün yaptığı bir konuşmada, başkentteki ulaşım ücretlerinin düşürülmesine yönelik karara ilişkin olarak ''Bu kararı veren ve yeniden karar verecek hakimlere çağrıda bulunmak istiyorum. Kendileri 2003 maaşları ile idare edebileceklerini düşünebiliyorlarsa, Ankara Belediyesine de 2003 fiyatları ile idare edebilmeyi düşündürsünler'' dedi.
Gökçek, Pazartesi gününden itibaren gerek transfer konusunda, gerekse otobüs seferlerini azaltma konusunda mecburi bir uygulama başlatacaklarını da sözlerine ekledi.
Minibüslerin, mavi ve yeşil otobüslerin de aynı sıkıntıyla karşı karşıya olduğunu ve bu durum karşısında ne yapacaklarına kendilerinin karar vereceğini söyleyen Gökçek, sonuçlardan Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin sorumlu olmadığını belirterek halktan özür diledi.
Nar Çiçeği
06-03-2010, 20:12
Türkiye’nin kuzey kesimleri bu gece kışı yaşayacak. Trakya’da etkili olan kar yağışı, zaman zaman İstanbul’da da sulu kar şeklinde görülüyor. Yağış yarın etkisini kaybedecek.
DİLEK ÇALIŞKAN
İSTANBUL - Marmara Bölgesi havanın en soğuk, yağışın da en kuvvetli olacağı bölge olarak dikkat çekiyor.
Trakya Bölgesi’nde başlayan kar yağışının bu gece tüm yüksek kesimlerde etkili olması bekleniyor. Sıcaklık 0’ın altına inecek. Yarın kar yağışı beklenmiyor, hava da açacak.
Pazartesi ve Salı günü özellikle bölgede etkili olacak poyraz fırtınasıyla birlikte şiddetli yağmur ve karla karışık yağmur bekleniyor. Bu nedenle su baskınına karşı dikkatli olunması gerekiyor.
İç Anadolu Bölgesi’nde hava bu gece çok soğuyor. Ankara ve Eskişehir ve Yozgat arasında kısa süre kar yağışı olabilir, ancak yağış yarın kesilecek. Sıcaklık 7 dereceyi geçmeyecek. Pazartesi günü ise hava birden ısınacak.
Ege Bölgesi’nde yarın da hava açık olmayacak. Akşama doğru kıyılarda yağmur görülecek. Pazartesi günü Güney Ege'de şiddetli fırtına var.
Akdeniz Bölgesi’nde yarın güneş kısa süre görülecek. Antalya hafif yağmurlu. Bölgede Pazartesi günü kuvvetli lodos hakim olacak.
Güneydoğu Anadolu’da hava yarın da hafif yağmurlu olacak.
Doğu Anadolu Bölgesi’nde yarın en fazla yağış kuzey kesimlerde görülecek. Erzurum-Ardahan-Kars-Bingöl boyunca tipi şeklinde kar yağabilir.
Bu akşam Bolu ile Kastamonu boyunca Batı Karadeniz çok soğuyor. Yağmur kara dönüşecek, ancak kar kısa süre kalacak. Yarın hava bulutlu olacak. Yarın en kuvvetli yağışın Rize ve Artvin'de görülmesi bekleniyor, Gümüşhane ile birçok yaylaya kar yağacak.
BÜYÜK KENTLERDE DURUM
Kar ve sulu kar, İstanbul’da aralıklarla etkili oluyor. Bu akşam ve gece kent genelinde yağış devam edecek. Yüksek kesimlere kar yağacak. Sıcaklık 0 dereceye iniyor. Yarın kar yağışı beklenmiyor; hava bulutlu ve hafif yağmurlu olacak.
Ankara akşam hızla soğuyacak, gece bir süre kar yağabilir. Yarın ise hava bulutlu ve soğuk olacak.
İzmir'de hafif yağmur var. Yarın hava daha soğuk. Bursa'da akşam sulu kar bekleniyor, Uludağ’a kar yağacak. Adana ise hafif yağmurlu.
Nar Çiçeği
06-03-2010, 21:30
‘Birsen’e kanıp 118’i aradığınızı sanmayın. Bilinmeyen numara hizmeti veren firmalar ücretleriyle telefon faturalarını kabartabiliyor
YELDA ŞUMNULU İSTANBUL
Türk Telekom’un ‘118 bilinmeyen numaralar’ servisinin de rakipleri çıktı. Son günlerde çoğumuzu sinir eden ‘118’in yeni numarası neydi Birsen’ reklamı, bu hizmeti yeniden akıllara getirdi. Ancak çoğu kişi bunu Türk Telekom’un 118 bilinmeyen numaralar servisinin yeni numarası sandı. Oysa 11880’in Türk Telekom’la ilgisi yok. Bu numara Bilgi ve İletişim Kurumu’na (BTK) bu hizmeti vermek için başvuran 8 şirketten BN Elektronik’e ait.
Bu noktada en önemli olan ücretlendirme. Çünkü bu hizmeti vermeye başlayan çağrı merkezleri, farklı ücretlendirmeler yapıyor. Bazıları 6 saniyede, bazıları dakikada bir ücretlendirme yapıyor. Bekleme süresini ve cepten veya sabitten aramayı da ekleyince kuruş gibi gözüken ücretler bir anda bir tek numara öğrenmek için 5 liraya kadar çıkabiliyor. Bu nedenle yıllardır tanıdığımız bildiğimiz 118’i aradığımızı sanırken, faturalarımız sürpriz yapabilir. BTK’ya bilinmeyen numaralar hizmeti vermek için 8 firma başvurdu. BN Elektronik (11880-11810-11844), Doğan İletişim (numarası yok), Rehberlik Telekom (11888), Mega Uluslararası Telekomünikasyon (11881-11883), AssisTT Rehberlik (11818-11820), CallTürk Telekomünikasyon (11858), Rehberlik Hizmetleri (numarası yok) ve İnfoline Rehberlik (11824), bilinmeyen numaralar hizmeti vermek için başvuran şirketler.
Numara öğrenmenin dakikası 45 kuruştan başlıyor
11811: Türk Telekom’un 118 hizmetinin yeni numarası. 11811, sadece
Türk Telekom ev ve iş telefonu abonelerinin numaralarını kapsıyor. 11811 servisinde ücretlendirme, aramayı yapan abonenin tarife paketine göre vergiler dahil 60 saniye için 0.45 TL -0.84 TL arasında değişiyor.
11824: GSM’den arayanlar tüm vergiler dahil dakikası 1.24 lira ödüyor.
Türk Telekom’dan arayanlar için ise dakikada 0.980001 liralık ücretlendirme yapılıyor. Firmanın ücretlendirmesi 6 saniyede bir olarak gerçekleşiyor. 11880: GSM operatörleri ve sabit hat telefonlarından arayanlar vergiler hariç dakikasına 83.5 kuruş ödüyor. Firma, ücretlendirmeyi 60 saniyede
bir yapıyor.
11818: Türk Telekom’dan arayanlar dakikasına 70 kuruş öderken, Avea ve Vodafone’den arayanlar 106 kuruş veriyor. Ücretlendirme 6 saniyede bir yapılıyor. Turkcell ile henüz anlaşması olmayan firma, kontörlü hatlar için Avea’da 10.5 saniyede, Vodafone’da ise 10 saniyede bir kontör ücret alıyor.
GSM’de minimum ücret 56 kuruş
GSM operatörleri de kendi numaralarıyla ilgili bilgi verebiliyor. Avea’nın bilinmeyen numaralar servisi olan 11855’i aramak, Avea faturalı hatlar için vergiler dahil dakikası 72.71 kuruş, faturasızlar için ise dakikası 8 kontör ücretlendiriliyor. Turkcell’in faturalı hattından 11832’ye yapılan aramaların ücreti dakika başına 4 SMS/8 kontör olarak belirlendi. Diğer mobil operatör ve sabit hatlardan 11832’ye yapılan aramalarda ise operatörlerin belirlediği tarifeler üzerinden ücretlendiriliyor. Vodafone’dan 11842, 11832, 11855 numaralı servisleri arayanlar ise KDV dahil, ÖİV hariç dakikasına 0.56 lira ücret ödüyor. 11811’i arayanlar ise dakikası 0.646782 lira (KDV dahil, ÖİV hariç) ödüyor.
Nar Çiçeği
06-03-2010, 21:53
Konya'nın Beyşehir ilçesine bağlı Emen beldesinde 11 kişi Tavşan Vebası olarak da bilinen Tularemi şüphesiyle tedavi altına alındı.
http://i1003.hizliresim.com/2010/3/6/9203.jpg (http://urlal.com/dqqf)
Konya Sağlık Müdürü Dr. Hasan Küçükkendirci numune alınan bir kişinin sonucunun pozitif çıktığını diğerlerinin ise tahlillerinin devam ettiğini söyledi.
Beyşehir ilçesine bağlı Emen kasabasında 11 kişi değişik şikayetlerle sağlık ocağına müracaatta bulundu. Köyde inceleme yapan sağlık müdürlüğü ekipleri 11 kişiyi Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edildi. Tedavileri ayakta yapan hastalar daha sonra taburcu edildi. Konya İl Sağlık Müdürü Dr. Hasan Küçükkendirci, endişe edecek bir durumun olmadığını söyledi. Şüphe üzerine numune alınan kişilerden sadece birinde Tularemi görüldüğünü açıklayan Küçükkendirci, "Üniversitedeki uzman hocalarımızla birlikte köyde tarama yapıldı. Hastalığın kaynağının içme suyu olduğunu düşünüyoruz. Köye içme suyu sağlayan depolardan birinin pınar suyu olduğunu belirledik. Hastalığın bu suda ölen bir hayvandan bulaşmış olabileceği yönünde. Soruşturmalarımız sürüyor. Tüm su depoları ilaçlandı. Tıp fakültesinde tedavisi tamamlanan hastalar taburcu edildi." dedi.
Yeni KEY ödemeleri hazır;listeler gönderildi...
KEY ödemelerinden yararlanacakların listesi, Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı'na gönderildi.
Tasfiye halindeki Emlak Bankası'nın hazırladığı listelere göre, 1 milyon 707 bin 869 kişiye KEY ödemesi yapılacağı belirlenirken ödemelerin tutarı ise 560 milyon TL olacak. Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, listeleri kontrol edip Resmi Gazete’de hak sahiplerinin adlarını tek tek yayımlattıktan sonra Ziraat Bankası’ndan KEY ödemelerine başlanacak. Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra tasfiye halindeki Emlak Bankası’nın internet sitesinden de listeler takip edilebilecek. Ödemeler sadece Ziraat Bankası tarafından yapılacak. Geçmiş dönemde 2.5 milyon TL’nin üzerinde KEY ödemesi yapılırken toplamda 5 milyon TL’lik KEY ödemesinin gerçekleştirilmesi bekleniyor. KEY ödemelerinin Mart 2011’de tamamlanması planlanırken açıklanan listelerde ismi olmayanlar çalıştıkları kuruma başvuracak.
En fazla 1.550 TL ödenecek
Hak sahipleri kesinti dönemi boyunca aralıksız çalışmışsa ve daha önce herhangi bir ödeme almamışsa gecikme farkıyla birlikte en fazla 1.555 lira almaya hak kazanacak. KEY miktarları kişilerin çalışma sürelerine göre değişiyor.
1986 yılında Türkiye’de konut boşluğunu doldurmak amacıyla uygulamaya giren KEY, 1987’den 1995 yılına kadar toplamda 108 ay uygulandı. Kesintiler çalışanların 75 metrekare konut sahibi olmasında kredi olarak kullandırılacaktı. 1996’da KEY kesintileri yeni bir kanunla durduruldu. 1999’da alınan kararla Emlak Bankası’na ait gayrimenkullerin, KEY hesapları karşılığında Emlak Konut’a devredilmesine karar verildi ve tasfiye süreci başlatıldı.haber3 (http://www.haber3.com/key-odemeleri-hazir-556059h.htm)
Öğrenmek için TIKLAYIN ..>>> (http://www.keyodemeleri.com/)
http://img5.mynet.com/ha5/d/deprem-elazig.jpg
Elazığ'da deprem FLAŞ...FLAŞ...FLAŞ...
Elazığ'da, 6.0 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Elazığ Valisi, depremde, ilk belirlemelere göre, 38 kişinin hayatını kaybettiğini belirtti.
Güncelleme:08 Mart 2010 06:52Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, merkez üssü Elazığ'ın Karakoçan ilçesi olan depremde, Okçular, Yukarı Kanatlı ve Kayalı köylerinde 38 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.
Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, Deprem Dairesi Başkanlığı'nın verilerine göre bugün sabah saat 04.32'de merkez üssü Kovancılar olan 5,8 büyüklüğünde deprem meydana geldiği anımsatıldı.
Açıklamada, depremin haber alınmasının ardından başkanlık tarafından Elazığ Valiliği, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü, jandarma komutanlığı, emniyet müdürlüğü, Kovancılar-Karakoçan Jandarma Komutanlığı ile irtibata geçilerek ihtiyaçların tespiti ve temini yönünde çalışmalara başlandığı kaydedildi.
Başbakan yardımcısı Cemil Çiçek ve 3 bakanın daha bölgeye gideceği açıklandı.
İlk alınan bilgilere göre Okçular köyünde çok sayıda evin yıkıldığının aktarıldığı açıklamada, şu bilgilere yer verildi:
''Bölgeden henüz kesin teyit edilmemiş olmakla birlikte; Okçular ve Yukarı Kanatlı köylerinde ölenler ve yaralananlar olduğu bilgisi alınmaktadır.
İlk etapta bölgeye; Malatya Sivil Savunma Birlik Müdürlüğü'nden 2 araç, 18 kişilik ekip, Erzurum İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü'nden 3 araç ve 11 personelden oluşan ekip, Diyarbakır İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü'nden 5 araç ve 30 kişilik ekip, Bingöl İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü'nden 2 araç, 10 kişi, 3 ambulans ve Bingöl Akut Ekibi, Kızılay'dan 100 çadır ve 300 battaniye 1 seyyar mutfak ile birlikte bir öncü ekip sevk edilmiştir.''
Bu arada Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, depremin merkez üssünü Karakoçan olarak bildirirken, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının açıklamasında, depremin merkez üssünün Kovancılar olduğu kaydedildi.
-YARALI SAYISI KESİN DEĞİL-
Elazığ Valisi Muammer Erol, deprem sonucu 8 kişinin hayatını kaybettiği Kovancılar ilçesi Okçular köyünde gazetecilere, ''Yaralı sayısı kesin değil. Ambulanslar devamlı gidip geliyor. Kurtarma çalışmaları devam ediyor'' dedi.
Erol, 3 kişinin yaşamını yitirdiği Okçular köyüne gelerek kurtarma çalışmalarına nezaret etti.
Vali Erol, gazetecilere yaptığı açıklamada, ''Kovancılar'ın en büyük köyü olan Okçular'da 8 vatandaşımız ölü çıkarıldı. 3 vatandaşımız da Yukarı Kanatlar'da hayatını kaybetti. Yaralı sayısı kesin değil. Ambulanslar devamlı gidip geliyor. Kurtarma çalışmaları devam ediyor. Jandarma ve sivil savunma ekiplerimiz görevlerinin başında'' diye konuştu.
İlçenin en büyük köyü olduğu bildirilen, şehir merkezine 35 kilometre uzaklıktaki Okçular'da, enkaz altında kalan 2 kişiyi kurtarma çalışmaları sürüyor.
Köyde toprak ve taştan yapılma evlerin çöktüğü gözleniyor.
Sivil savunma, UMKE ve itfaiye ekipleri ile köylüler, kurtarma çalışmalarını sürdürüyor.
Mynet
Sokak Şairi
08-03-2010, 10:19
Elazığ'da Artçı Sarsıntılar Devam Ediyor
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünün verilerine göre, merkez üssü Elazığ'ın Karakoçan ilçesi olan ve saat 04.32'de meydana gelen 6.0 büyüklüğündeki ilk depremin ardından bölgede büyüklüğü 2.5 ile 5.5 arasında değişen 28 artçı sarsıntı gerçekleşti.
ELAZIĞ'DA 5.5 BÜYÜKLÜĞÜNDE ARTÇI SARSINTI MEYDANA GELDİ
Elazığ'da 5.5 büyüklüğünde artçı sarsıntı meydana geldi.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünün internet sitesindeki verilere göre, saat 09.47'de merkez üssü Karakoçan ilçesi Başyurt beldesi olan 5.5 büyüklüğünde, 5 kilometre derinliğinde deprem kaydedildi.
AA
Allah rahmet eylesin 58 kişi yaşamını yitirmiş. Allah ümmedi muhammedi bu tür felaketlerden korusun inş. sabah kalkıyorsunuz eviniz başınıza yıkılıyor çok kötü.. inşallah tekrarı yaşanmaz kısa zaman da devletimiz insanlarımıza çare olur.
Abecim Allah razi olsun, hepsine de rahmet eylesin fakat 6 siddetinde biz bu kadar kayip veriyorsak 7 ler de 8 ler de neler olur dusunmek bile istemiyorum ... Allah yardimcimiz olsun.
Türkiye'de ortalama ömür 72 yıla yükseldi
http://i.radikal.com.tr/644x385/2010/01/24/fft5_mf342897.Jpeg
24/01/2010 02:17
Türkiye'de ortalama ömür yaklaşık 72 yıla yükselirken, bu, kadınlarda 74 yıl, erkeklerde ise 69 yıl olarak belirlendi. Bebek ölümleri binde 21'e geriledi.
Bebek ölüm oranı ise binde 21’e geriledi. Kişi başına elektrik tüketimi de 2264 kilovat saate yükseldi.
Dış Ticaret Müsteşarlığı, TÜİK ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2007 ve 2008 yılı verilerinden derlenilen bilgilere göre, 2003 yılında Türkiye’de 1000 kişiye 66,5 otomobil düşerken, bu rakam 2005 yılında 78,1’e, 2007 yılında da 91,7’ye yükseldi.
2003 yılında bin kişiye 267 telefon düşerken, 2005’de bu sayı 261’e, 2007 yılında da 258’e geriledi.
Kişi başına elektrik tüketimine bakıldığında, 2003 yılında 1581 kilovat saat olan tüketim, 2005’de 1808 kilovat saate, 2007 yılında 2198 kilovat saate, 2008 yılında da 2264 kilovat saate ulaştı.
Okullaşma oranı
Okullaşma oranına bakıldığında, ilköğretimde 2002/2003 döneminde yüzde 91, 2005/2006 döneminde yüzde 89,8, 2006/2007 döneminde yüzde 90,1, 2007/2008 döneminde de yüzde 97,4 oldu.
2002/2003 döneminde ortaöğretimde yüzde 50,6 olan okullaşma oranı, 2005/2006 döneminde yüzde 56,6, 2006/2007 döneminde yüzde 56,5, 2007/2008 döneminde ise yüzde 58,6’ya yükseldi.
Yükseköğrenimde ise 2002/2003 döneminde yüzde 14,7 olarak ölçülen okullaşma oranı, 2005/2006 döneminde yüzde 18,9, 2007/2008 döneminde de yüzde 21,1’e çıktı.
Ortalama ömür uzadı
Türkiye’de ortalama ömrün uzadığı görülürken, ortalama ömür 2003 yılında 70,9, 2005 yılında 71,3, 2008 yılında da 71,9 oldu. 2003 yılında kadınların ortalama ömrü 73,4 yıl iken, 2005’de 73,8, 2007’de 74,2, 2008 yılında da 74,3’e yükseldi.
Erkeklerin ortalama ömrü ise 2003 yılında 68,6, 2005 yılında 68,9, 2007 yılında 69,3 iken, 2008 yılında 69,4’e çıktı.
Sosyal gelişmişlik göstergelerinden biri olan bebek ölüm oranları incelendiğinde ise 2003 yılında binde 25,6 olan bebek ölüm oranı, 2005’de binde 23,6’ya, 2007 yılında binde 21,7’ye, 2008 yılına gelindiğinde ise binde 21’e geriledi.
2003 yılında 61 bin 491 kilometre olan karayolu uzunluğu, 2005’de 61 bin 939 kilometreye, 2007 yılında 61 bin 912 kilometreye, 2003’de 1881 kilometre olan otoyol uzunluğu, 2005’de 1775 kilometreye, 2007’de 1987 kilometreye yükseldi.
2003’de 8 bin 697 kilometre olan demiryolu uzunluğu da 2007 ve 2008’de de aynı kaldı.
(dha)
Radikal
Birsen'e kanıp 118'i aradığınızı sanmayın!
‘Birsen'e kanıp 118'i aradığınızı sanmayın. Bilinmeyen numara hizmeti veren firmalar ücretleriyle telefon faturalarını kabartabiliyor. Numara öğrenmenin dakikası 45 kuruştan başlıyor...
Yelda Şumnulu'nun haberi
Türk Telekom'un ‘118 bilinmeyen numaralar' servisinin de rakipleri çıktı. Son günlerde ‘118'in yeni numarası neydi Birsen' reklamı, bu hizmeti yeniden akıllara getirdi. Ancak çoğu kişi bunu Türk Telekom'un 118 bilinmeyen numaralar servisinin yeni numarası sandı. Oysa 11880'in Türk Telekom'la ilgisi yok. Bu numara Bilgi ve İletişim Kurumu'na (BTK) bu hizmeti vermek için başvuran 8 şirketten BN Elektronik'e ait.
Bu noktada en önemli olan ücretlendirme. Çünkü bu hizmeti vermeye başlayan çağrı merkezleri, farklı ücretlendirmeler yapıyor. Bazıları 6 saniyede, bazıları dakikada bir ücretlendirme yapıyor. Bekleme süresini ve cepten veya sabitten aramayı da ekleyince kuruş gibi gözüken ücretler bir anda bir tek numara öğrenmek için 5 liraya kadar çıkabiliyor. Bu nedenle yıllardır tanıdığımız bildiğimiz 118'i aradığımızı sanırken, faturalarımız sürpriz yapabilir. BTK'ya bilinmeyen numaralar hizmeti vermek için 8 firma başvurdu. BN Elektronik (11880-11810-11844), Doğan İletişim (numarası yok), Rehberlik Telekom (11888), Mega Uluslararası Telekomünikasyon (11881-11883), AssisTT Rehberlik (11818-11820), CallTürk Telekomünikasyon (11858), Rehberlik Hizmetleri (numarası yok) ve İnfoline Rehberlik (11824), bilinmeyen numaralar hizmeti vermek için başvuran şirketler.
Numara öğrenmenin dakikası 45 kuruştan başlıyor
11811: Türk Telekom'un 118 hizmetinin yeni numarası. 11811, sadece Türk Telekom ev ve iş telefonu abonelerinin numaralarını kapsıyor. 11811 servisinde ücretlendirme, aramayı yapan abonenin tarife paketine göre vergiler dahil 60 saniye için 0.45 TL -0.84 TL arasında değişiyor.
11824: GSM'den arayanlar tüm vergiler dahil dakikası 1.24 lira ödüyor. Türk Telekom'dan arayanlar için ise dakikada 0.980001 liralık ücretlendirme yapılıyor. Firmanın ücretlendirmesi 6 saniyede bir olarak gerçekleşiyor. 11880: GSM operatörleri ve sabit hat telefonlarından arayanlar vergiler hariç dakikasına 83.5 kuruş ödüyor. Firma, ücretlendirmeyi 60 saniyede bir yapıyor.
11818: Türk Telekom'dan arayanlar dakikasına 70 kuruş öderken, Avea ve Vodafone'den arayanlar 106 kuruş veriyor. Ücretlendirme 6 saniyede bir yapılıyor. Turkcell ile henüz anlaşması olmayan firma, kontörlü hatlar için Avea'da 10.5 saniyede, Vodafone'da ise 10 saniyede bir kontör ücret alıyor.
GSM'de minimum ücret 56 kuruş
GSM operatörleri de kendi numaralarıyla ilgili bilgi verebiliyor. Avea'nın bilinmeyen numaralar servisi olan 11855'i aramak, Avea faturalı hatlar için vergiler dahil dakikası 72.71 kuruş, faturasızlar için ise dakikası 8 kontör ücretlendiriliyor. Turkcell'in faturalı hattından 11832'ye yapılan aramaların ücreti dakika başına 4 SMS/8 kontör olarak belirlendi. Diğer mobil operatör ve sabit hatlardan 11832'ye yapılan aramalarda ise operatörlerin belirlediği tarifeler üzerinden ücretlendiriliyor. Vodafone'dan 11842, 11832, 11855 numaralı servisleri arayanlar ise KDV dahil, ÖİV hariç dakikasına 0.56 lira ücret ödüyor. 11811'i arayanlar ise dakikası 0.646782 lira (KDV dahil, ÖİV hariç) ödüyor.
Star haber7 (http://www.haber7.com/haber/20100307/Birsene-kanip-118i-aradiginizi-sanmayin.php)
Sokak Şairi
12-03-2010, 11:03
Önceki gece Başkent Ankara’yı ve Türkiye’yi ayağa kaldıran “bomba yüklü kamyon paranoyası”nın bir ihbarla başladığı ortaya çıktı. Elektronik posta ile gerçekleştirildiği öğrenilen ihbar, savcılığı harekete geçirdi. Polis şimdi ‘mehmetali06168@hotmail.com’ (%E2%80%98mehmetali06168@hotmail.com%E2%80%99) adresini kullanan ihbarcı ya da ihbarcıları arıyor
EL Bombası Yüklü Araçtan Çıkan Şifreler
BAŞKENTİ ayağa kaldıran 958 adet el bombası yüklü kamyonun üzerindeki sis perdesi aralanırken, bombaların taşınma yöntemi ve polisin operasyon yöntemi gerisinde yığınla soru işareti bıraktı. Gerilimli dakikaların yaşanmasına neden olan önceki günkü “kamyonda bomba paranoyası”, Genelkurmay Başkanlığı’nın, üzerinde seri numarası bulunmayan 958 adet el bombasının, “numaralandırılmak üzere” Ankara’ya gönderildiğini Emniyet’e bildirmesi ile son buldu. Savcı ve polis kamyonu polise ihbar eden kişinin peşine düştü. Emniyet yetkilileri, ihbarın “Bomba yüklü kamyon Afyon’dan yola çıktı. Bombaların seri numaraları silinmiş” yazılı bir elektronik posta ile geldiğini belirtirken, ihbarı yapan kişinin e-posta adresi ise mehmetali06168@hotmail.com olarak belirtildi.
SAVCI: ARAŞTIRIYORUZ
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, “Yargıyı ilgilendiren bir konu, savcılık bir açıklama yapar” derken, Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Mehmet Çavuşoğlu “İhbarı yapan şahıs veya şahısları araştırıyoruz” açıklamasıyla yetindi. Bomba yüklü kamyon TSK tarafından kiralandığının ortaya çıkmasının ardından serbest bırakılırken, geride yanıt bekleyen bir dizi soru kaldı.
İŞTE O MAİL
“15.57.17’de Ankara Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü’ne mehmetali06168@hotmail adresinden gönderilen mesajın konu bölümünde “çok önemli lütfen
bakınız” ibaresi yer alıyor. Başkenti ayağa kaldıran mesaj şöyle: “06 BJ 9915 plakalı MAN kamyona dikkat!!! Ankara Seferberlik Tetkik Kurulu ve ‘Kozmik Oda’da yapılan aramalardan sonra Seferberlik üyeleri telaşa düştü. Ankara Seferberlik Tetkik Kurulu kullanmış olduğu sivil personelden bütün kirli silahları birer birer toplayarak Ankara’ya getirtiyor. Az önce Afyon’dan yola çıkan ve Ankara’ya gelecek olan 06 BJ 9915 plakalı MAN kamyona uzun namlulu silahları olan şahıslar nezaret ediyor. Polis uygulamasından kurtulmak için araca subay kimliği taşıyan silahlı bir kişi bindirildi. Bu aracı mutlaka kontrol edin ama dikkatli olmalısınız. Çünkü silahlara nezaret eden uzun namlulu silah taşıyan kişi gerekirse çatışmaya girmeye de hazır olacak. Sevkıyatın ilk durağı Ankara, silahlar burada elden geçirildikten sonra namluları temizlenecek, seri numaraları değiştirilecek.”
‘KAMYON PARANOYASI’NDA CEVAP BEKLEYEN 8 SORU
1) KAMYONDA NE VARDI? : Emniyet kaynakları kamyonda 958 adet M-26 savunma tipi el bombası taşındığını bildirdi.
2) BU BOMBA NE İŞE YARAR?: ABD üretimi M-26 bombaların her biri 425 gram ağırlıkta. Muharebelerde genellikle savunma ve taarruz da kullanılıyor.
3) SERİ NUMARALARI SİLİNDİ Mİ?: Emniyet kaynakları, bombaların ‘sıfır’ durumda olduğunu ve üzerlerinde seri numarası bulunmadığını belirttiler. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ bir süre önce el bombalarının da aralarında bulunduğu mühimmat çeşitlerinin ‘seri numarası’ taşımadığını sadece kafile numarası bulunduğunu açıklamıştı.
4) NE AMAÇLA GELİYORDU?: Genelkurmay Başkanlığı, bu konuda resmi bir açıklama yapmadı. Ancak askeri bir kaynak, yurdun çeşitli kentlerindeki birliklerin stoklarında bulunan
ve “kullanım ömürleri tamamlanmaya yaklaşan” mühimmatın, ziyan olmaması amacıyla, eğitimlerde kullanılmak üzere farklı birliklere sevk
edildiğini belirttiler.
5) NUMARA MI YAZILACAKTI?: TSK’dan önceki gece Emniyet’e gönderilen yazıda “Seri numarasız bombalara seri numarası eklenmesi faaliyeti kapsamında nakil işlemi gerçekleştiriliyor” ifadesinin yer aldığı öğrenildi.
6) İHBARCI KİM?: İhbar Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne elektronik posta yoluyla ulaştı. İhbar, mehmetali06168@hotmail.com adresinde gönderildi. Mesajda “Bomba yüklü 06 BJ 9915 plakalı kamyon Afyon’dan Ankara’ya geliyor. Bombaların seri numarası yok” yazılıydı.
7) NEDEN İNTERNETTEN?: İhbarcının kimliğinin açığa çıkmasını istemediği ve bu nedenle ihbarını internet kafeden yapmış olabileceği belirtiliyor:
8) NEDEN SİVİL KAMYONLA?: Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk bu soruyu “Bu rutin bir uygulamadır. Taşınan askeri malzemenin dikkat çekmemesi ve güvenlik sorunu yaşamaması
amacıyla sivil plakalı araçlarla taşıma yapılması zaman zaman tercih edilir” şeklinde yanıtladı.
GAZETE HABERTÜRK / Enis YILDIRIM - Murat GÜRGEN /ANKARA
ufff nasıl uyuz oluyorum o birsene ya, nasıl gıcık bir reklam o öyle, gerekli olsa bile birsene gıcıklığıma aramam heralde o numarayı... birsennnnnnnnnn öğğğ geldi artık bize, sus lütfen!
Bir çok kişide senin gibi düşünüyor millete öğğğğ geldi..Ama reklam öyle bir etki yapmışki herkesin hafızasına kazınmış çok sakıncalı maksadına ulaşmış işin aslı farklı..Herkesin bu yazıyı okuyup daha bilinçli olmasını diliyorum.
İstiklâl mücâdelesinin en çetin bir safhasında milletin duygularını belirtecek bir "İstiklâl Marşı"nın yazılması istenmiş ve böylece, Maarif Vekâleti tarafından bir müsabaka açılmış ve müsabakada birinciliği kazanacak zâta 500 lira nakdî mükâfat verileceği ilân edilmişti.
Yurdun her tarafından 500'den fazla şâir müsabakaya girmişti. Fakat yazılan marşlar, milletin hissiyatına tercüman olacak bir durumda değildi.
Mehmet Âkit, marşın mükâfatlı olmasından dolayı müsabakaya katılmamıştı. Zamanın Maarif Vekili Hamdullah Suphi böyle bir marşın ancak, Safahat nâzımı şâir Mehmed Akif tarafından yazılabileceğine inanmış ve 5 Şubat 1337, Milâdî 1921 tarihinde şu mektubu kendisine yazmıştır.
"Pek aziz ve muhterem efendim,
İstiklâl marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamaklarındaki sebebin izâlesi için pek çok tedbirler vardır Zât-i üstadânelerinin matlûb şi'iri vücûda getirmeleri maksadın husûli için son çâre olarak kalmıştır. Asl endîşenizin icâbettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehiç vâsıtalarından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbeti arz ve tekrar eylerim.''
Bu mektubun yazılmasından bir ay bile geçmeden milletin istediği İstiklâl Marşı yazılmış ve kahraman orduya ithaf olunmuştu.
Marş, Maarif Vekili Hamdullah Suphi ve arkadaşları tarafından beğenilmişti. Yalnız bu marşın üstada-ı rencide etmeden Büyük Millet Meclisi'nden nasıl geçirileceği üzerinde düşünülmüştü. Bu sıralarda Maarif Vekâletince seçilen yedi marş da Büyük Millet Meclisi'ne getirilmişti.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 1 Mart 1337 (1921) tarihindeki toplantısında kararı, Karesi Meb'usu Basri Çantay, Meclise gelen marşlardan birinin okunması için bir takrir vermişti. Bu takrir Meclis üyelerinin re'yine sunulmuş ve tasvîb olunmuştur.
Marşlardan birinin okunması için Meclis Reisi tarafından, Hamdullah Suphi Bey kürsüye davet edilmiş ve ezcümle şöyle konuşmuştur:
-Arkadaşlar, hatırlarsanız, Maarif Vekâleti son mücâdelemizin ruhunu terennüm edecek bir marş için şâirlerimize müracaat etmiştir. Birçok şiirler geldi, burada yedi tanesi en fazla vasfı hâiz olarak görülmüş ve seçilmiştir.
Hamdullah Suphi, Mehmed Âkif'ten bir marş yazmasını rica ettiğini, marşın yazıldığını, beğenildiğini söylemiş ve intihabının Meclis'e ait olduğunu da sözlerine ilâve etmiştir.
Hamdullah Suphi, gür sesiyle Meclis'in kürsüsünde İstiklâl Marşı'nı okumuştur.
"Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet
Hakkıdır, Hakka tapan milletimin İSTİKLÂL"
mısraları ile bu marş, Meclis üyelerinin şiddetli ve heyecanlı tezahüratına vesile olmuş, salon alkış sesleriyle dolmuştur.
Kastamonu meb'usu Dr. Suad Beyin 12. Mart. 1337 (1921) tarihinde Büyük Millet Meclisi Riyasetine vermiş olduğu takrirde:
Riyâset-i Celîleye :
Müzâkere kifayetini ve Mehmed Akif Beyin İstiklâl Marşı'nın kabulünü teklif ederim.
Bundan başka Bolu meb'usu Tunalı Hilmi de takrir vermiş ise de reddedilmiş ve gene aynı tarihte Karâsi meb'usu Hasan Basri tarafından Riyâset-i Celîleye verilen takrirde:
Riyâset-i Celîleye :
"Bütün meclisin ve halkın takdîrâtını celbeden Mehmed Âkif Beyefendinin şiirinin tercîhan kabulünü teklif ederim. ' '
Takrir Meclis Reisi tarafından oya sunulmuş ve kabul edilmiştir.
Böylece Mehmed Âkif tarafından yazılan marş İstiklâl Marşı olarak ekseriyetle kabul edilmiştir.
Kırşehir Meb'usu Müfid Efendi, bu marşın, Hamdullah Suphi Bey tarafından Kürsüde tekrar okunmasını Konya Mebusu Refik Koraltan da Milletin ruhuna tercüman olan işbu İstiklâl Marşının ayakta dinlenmesini teklif etmiştir.
Bunun üzerine 12 Mart 1337 (1921) 'de kabul edilen ve kanuniyet kesbeden İstiklâl Marşı tekrar Hamdullah Suphi tarafından okunmuş ve marş ayakta dinlenmiştir.
"Doğacaktır sana vâdettiği günler Hakkın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın."
İşte bu ruh ve îmân ile Türk Ordusu Sakarya boylarında, İzmir yollarında Allah'ın lütuf ve insaniyle şecaat ve kahramanlıklarını göstermiş ve nihayet 9 Eylü 1922 tarihinde Hakk'ın vaat ettiği o parlak güneş, İzmir ufuklarında doğmuş, Müslüman Türkün saffet ve kudreti karşısında düşman büyük bir hezimete uğramış ve denize dökülmüştür.
Aziz ve mübarek vatanımızın her karış toprağı şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış, zaferin şahikasına ulaşmıştır. Nitekim İstiklâl Marşında:
"Korkma ! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O, benim milletimin yıldızıdır, parlayacak,
O, benimdir; o, benim milletimindir ancak!" mısraları ne derin bir mânâ taşımaktadır.
İzmir'in meşhur Kadife Kalesi'nde büyük Şanlı Türk bayrağı dalgalanmağa ve şiddetli alkışlar arasında yurdun her tarafında zafer şenlikleri yapılmağa başlanmıştı.
Mehmed Âkif'e niçin istiklâl Marşı'nı Safahâtı'na koymadığı sorulduğunda o büyük insan:
"O benim değildir. Ancak milletimindir." diye cevapta bulunmuştu. Aynı zamanda müsabaka için ayrılan (500) TL. o zaman fakir çocuk ve kadınlara örgü öğretmek, bir geçim sağlamak emeliyle teşekkül etmek üzere bulunan Darü'l Nisaiyye'ye teberru etmiştir.
Yakın arkadaşlarından, Ankara Baytar Müdürü'nün anlattığı palto hikâyesine göre. Millî Mücâdele sırasında. Ankara Baytar Müdürlüğünde bulunmuş olan bir zât. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi konferans salonundaki bir konuşmasında şöyle demişti:
Mehmed Âkif'in giyecek bir paltosu yoktu. Tâceddin Dergâhi'ndan Büyük Millet Meclisi'ne kadar paltosuz olarak yaya giderdi. O zamanlar Ankara'nın soğuğu çok şiddetli idi. Ben daireme gelir, paltomu Mehmed Âkif'e gönderirdim. O da giyer Meclise giderdi, İstiklâl Marşı için verilen parayı geri vermesinden dolayı kendisine, Mehmed Âkif üzerinde bir palton yok, verilen parayı da almazsın, dedim. Bunun üzerine, bana darıldı, paltomu da kabul etmedi. O soğuklarda paltosuz olarak Büyük Millet Meclisine gitti, geldi.
Mehmed Akif'in buna benzer şahsına has daha birçok meziyetleri vardır. Dürüsttür, hattâ Harb-i Umûmî içinde kardeşinin evinde çayı şekerle içtiklerini görünce, milletin yemediğini siz nasıl yiyorsunuz, demiş ve bir müddet kardeşinin evine bile gitmemiştir.
Mehmed Âkif'in rahatsız bulunduğu Alemdağı'nda son günlerde içlerinde Târık Us'un da bulunduğu bir grup üstadın ziyaretine gitmişler, Mehmed Âkif bitkin bir hâlde yatağında yatıyordu. Konuşma esnasında söz İstiklâl Marşı'na intikâl ettirilmiş, gelen ziyaretçilerden biri:
— Acaba İstiklâl Marşı yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı? demiş, bu söz üzerine yatağında bitkin bir hâlde yatmakta olan Akif; birdenbire başını kaldırmış ve ona:
— Allah bir daha bu millete İstiklâl Marşı yazdırmasın!
Evet:
— Allah bir daha bu memleketin, bu milletin istiklâlini tehlikeye düşürmesin! Bir daha onu istiklâl Marşı yazmaya mecbur etmesin, sözüyle ziyaretçileri susturmuş, o büyük insanın ne demek istediği herkes tarafından anlaşılmıştı.
Büyük insan Mehmed Akif Ersoy, mezarına milleti için yazmış olduğu istiklâl Marşı'yla konulmuştur. Tarihte kendi eseriyle gömülen ilk bahtiyar ölülerden biri de şüphesiz Mehmed Âkif Ersoy olmuştur.
Cenâb-ı Hak rahmet etsin, ruhu şad olsun.
*Veli Ertan, Milli Kültür Dergisi, Aralık 1979
İstiklâl Marşı'nın Açıklaması
Millî ve manevî değerleri coşkunlukla işleyen edebî eserler, o milleti manen kuvvetli kılar. Savaş sırasında cephedeki askere cesaret ve kuvvet, geride kalana sabır ve metanet verecek şiirlere, hikâyelere, destanlara, türkülere ihtiyaç vardır. Böyle buhranlı devrelerde, milletin şâirlerden, yazarlardan beklediği manevî destek budur.
İşte Âkif, Türk milletine, cesaret, metanet, sabır aşılamak, daha doğrusu onda mevcut bulunan bu duyguları harekete getirmek üzere kaleme aldığı şiirine "korkma" sözüyle başlıyor. "Al sancak" yâni bayrak, bir milletin istiklâlinin sembolüdür. O elden ele dolaşan bir meş'ale gibi nesilden nesile sönmeden, yere düşürülmeden devredilecektir.
Bayrağın sönmesi, Türk milletinin istiklâlini kaybetmesi, "yurdun üstünde tüten en son ocağın sönmesi" ise, son Türk erkeğinin ölümü demektir. O hâlde, son Türk erkeği, son nefesini vermeden, Türk istiklâlini yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zîra bayrağımız, milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir. Bize, milletimize aittir. Biz yaşadıkça onu kimse elimizden alamaz. Bu kıtada anlatılanları bir cümle ile ifâde etmek istersek; Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe, istiklâlini kimse yok edemez.
Şâir ikinci kıtada; bayrağımızın o zamanki kırgın, küskün, öfkeli hâlini dile getiriyor. Türk vatanının bâzı kısımları istilâ edilmiştir. Bu yüzden bazı bayraklarımız indirilmiş, yerlerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak, öfke hâlini ifâde eder. Kaş bizim edebiyatımızda hilâle benzetilir. Sevgilinin kaşları dâima hilâl şeklinde gösterilmiştir. Sevgili de nazlı bir güzeldir. Aşıkına eziyet etmekten, onu üzmekten zevk duyar. Bayraktaki hilâl de, tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman Türk ırkını üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği ise, gülen bir yüzdeki kaşlar gibi, hilâlin açılmasıdır. Türk milleti, bayrağımızı yine göklerde dalgalanır hâlde görmeyi arzu etmektedir. Bir aşıkın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi, istiklâle âşık Türk milleti de istiklâlin sembolü olan bayraktan, yüzünün gülmesini, hilâl şeklindeki kaşının açılmasını beklemektedir. Bu ise milletimizin en tabiî hakkıdır. Çünkü, Türkler, istiklâlleri, bayrakları uğruna pek çok kan dökmüştür. Bu kanları bayrağa helâl etmesi için, onun da artık nazlanmayı bırakıp, göklerde dalgalanması lâzımdır. Bu kıtada, Mehmet Âkif, üstü kapalı olarak Allah'a hitap etmekte, Türk milletine bu dayanılmaz hâli, düşman istilâsını reva gördüğü için, Allah'a serzenişte bulunmaktadır. Zîra Müslüman Türk milleti, asırlarca îlâ-yı kelimetullah (Allah kelâmını, Kur'anı yüceltmek) İslâm dînini ve adaletini dünyaya yaymak için savaşmıştır (gaza etmiştir). Bu uğurda pek çok şehit vermiştir. Böyle bir milletin düşman istilâsına uğraması haksızlıktır. Bu durum ancak günahkârlara reva görülebilir bir cezadır. Türk Milleti dâima Hakk'a (Allah'a) inandığı, taptığı, onun yolundan ayrılmadığı için bu cezayı hak etmemiştir. Onun hakkı istiklâldir.
Üçüncü kıt'ada şâir "ben" diyor. Ancak kastettiği mânâ aslında "biz"dir. Türk milleti adına konuşmaktadır. Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır, dâima da hür yaşayacaktır. Ona esaret zinciri vurmaya kalkışmak çılgınlıktır. Zîra böyle bir harekete yeltenenler ağır şekilde cezalandırılır. Türk milleti, hürriyeti ve istiklâli uğrunda, önüne çıkacak her engeli aşacak kudrettedir. O böyle yüce bir gaye için, dağları yırtmak, engin denizleri taşırmak,bendleri aşmak gibi olağanüstü hareketleri başarabilecek güçtedir. Ergenekon Efsânesi, Türk'ün bu üstün vasfını ifâde etmektedir.
Dördüncü kıt'ada, şâir, vatanımızı istilâya yeltenen Avrupalılara meydan okuyor. Yirminci asrın başında Avrupa medeniyeti artık can çekişmektedir. Ondokuzuncu asırdaki üstünlüğünü kaybetmiş durumdadır. Bu yüzden tek dişi kalmış bir canavardır. Ancak Avrupa bu zayıflamış durumunu hazmedemediğinden, mevcut teknik imkânlarını seferber ederek, topuyla, tüfeğiyle bizi yok etmek gayretindedir. Avrupa medeni imkânlarını, Türklüğü dünya haritasından silmek için, bir vasıta olarak kullanmaktadır Mehmetçiğin süngüsüne topla, tüfekle cevap vermektedir. Avrupalı kendini çelik zırhlarla korurken Mehmetçik, onun modern silâhlarına îman dolu göğsüyle karşı durmaktadır. Bu silâhlarıyla, Avrupalı, kudurmuş bir canavar gibi uluyarak, kahraman Türk ordusunu sindirmeğe çalışmaktadır. Şâir, askerlerimize, bu artık eski gücünü kaybetmiş, zâlim, Müslüman Türk düşmanı, haçlı ordularından korkmamalarını, îman dolu bir göğsün, en modern silâhlara karşı koyabileceğini haykırıyor. Neticede Mehmet Âkif, haklı çıkmış, Avrupa medeniyeti îmanlı Türk askeri karşısında gerilemeğe mecbur edilmiş, bir kısmı Akdeniz'e dökülürken, bir kısmı da bayrağımızı selâmlayarak, memleketimizi terk etmiştir.
Beşinci kıt'ada, şâir yine kahraman Türk askerine hitâp ediyor Türk yurduna alçakları (düşmanları) uğratmaması için gerekirse canını feda etmesini tavsiye ediyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler, düşmana mâni olacaktır. Bu kıt'ada "uğratmak" sözü de tesadüfen kullanılmış değildir. Şâir bu sözü, "Düşman yurdumuza girmesin", "Onu yurda sokma" mânâsına kullanmamıştır. "Uğramak" bir yerde çok kısa bir süre için bulunmaktır. Mehmet Âkif, düşmanın çok kısa bir süre için de olsa, yurdumuzda bulunmasına müsamaha edilmemesini Türk askerinden islemektedir. Şâir, bu hayâsızca akının uzun sürmeyeceğine, Allah'ın Türk milletine (Kur'ânda) vaat ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır. Bu îmanını, orduya da aşılamak arzusundadır.
Altıncı kıt'ada da şâir, Türk ordusuna vatanın kutsiyetini hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük fark vardır. Toprağı vatan hâline getiren onu elde etmek ve korumak için şehit olan atalarımızın, o topraktaki mezarlarıdır. Kısacası alelâde toprak büyük bir değer taşımaz. Ama vatan toprağı, uğrunda şehit olan atalarımızın kanıyla sulanmış olduğu, şehit mezarlarıyla dolu bulunduğu için mukaddestir.
Bu vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın her yerinde vardır. Ancak şehit atalarımızın mezarları sâdece bu vatanın üzerinde mevcuttur. Bu yüzden vatanımızı korumak için seve seve canımızı veririz. Yedinci kıt'ada da, aynı duygu ve düşünceler işleniyor. Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanın ruhu, dini inançlarımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz, bu vatan topraklarında yattığı için, vatanımız da cennetten farksızdır. Bu vatan topraklarının her tarafı şehit mezarlarıyla baştan başa doludur. O kadar ki, toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Bu yüzden de, bu vatan bizim en mukaddes, en sevgili varlığımızdır. Canımızı, canımızdan çok sevdiğimiz insanları, varımızı yoğumuzu Allah'a seve seve veririz. Esasen her şeyi bize veren Allah'tır. İstediği zaman da elimizden alır. Onun emrine karşı gelmek, isyan etmek aklımızdan geçmez. Fakat Allah'tan bir tek dileğimiz vardır: O da bizi yaşadığımız sürece vatanımızdan ayrı düşürmemesidir.
Şâir, sekizinci kıt'ada Allah'a hitâp ediyor. Şâirin Allah'tan yegâne dileği, mabedinin göğsüne yabancı (düşman) eli değmemesidir. Camilerimiz ve mukaddes saydığımız bütün varlıklarımıza düşman eli değmemelidir. Bu ezanlar ebediyen, Türk yurdunun üstünde inlemelidir. Ezan sesi hiçbir zaman susmamalıdır. İslâmiyetin beş şartından biri de kelime-i şahadet getirmek, yani "eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühü" demektir. Günde beş vakit okunan ezan'ın mâna ve muhtevası içerisinde kelime-i şahadet de vardır. Bir insanın Müslüman olması için kelime-i şahadet getirmesi şarttır. Ezan ve kelime-l şahadet olmayınca, İslâmiyet de olmaz.
Dokuzuncu kıt'ada, ezan sesleri, yurdumuzun üstünde inlediği müddetçe şehitlerimizin de ruhlarının şâd olacağına işaret ediliyor. Ezan sesi, sadece yaşayanlara değil, ölülere, hattâ onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir mânâ taşır. Şehit atalarımızın maddeden tecerrüd etmiş (sıyrılmış) ruhları yerden fışkırarak ezan sesiyle ayağa kalkacak ve arşa yükselecektir.
Son kıt'ada şâir, zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalanmakta, şafağın kırmızılığıyla adetâ yarış edercesine, gök yüzünü Kızıl renge boyamaktadır. Türk ırkı, yeniden hürriyetine ve istiklâline kavuşmuştur. Artık onun için yıkılmak, yok olmak düşünülemez. Bayrağımız göklerde dalgalanmaya başladığı için, şehitlerimizin kanlarını helâl edebiliriz. Zira, hedefe ulaşılmış, yüce gaye gerçekleşmiştir. Kısacası zafer kazanılmıştır. Esasen bu Allah'a tapan ve doğruluktan ayrılmayan büyük Türk milletinin en tabiî hakkıdır.
Böylece Şâir, şiir boyunca vatanımızın kutsiyetini, istiklâlin mânâ ve ehemmiyetini bu uğurda canım vermenin her Türk askeri için, bir borç olduğunu ifâde etmiştir. Son kıt'ada da kahraman Türk ordusuna çok yakında gerçekleşeceğini ümit ettiği, büyük zaferin heyecanını yaşatmak suretiyle, onun manevî gücünü son noktasına ulaştırmayı başarmıştır.
İSTİKLAL MARŞI’NIN KABULÜ
Türkiye’de ilk defa bir milli marş yazılması teşebbüsü, 1920’de Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü tarafından yapıldı. Maarif Vekili Dr. Rıza Nur’u ziyaret eden İsmet İnönü, Milli heyecanı koruyacak, milli azim ve imanı besleyecek, zinde tutacak bir marşın yazılmasını, ordu adına teklif etti. Yarışma Maarif Vekaletinin genelgesiyle okullara duyuruldu ve basın yoluyla da “Türk şairlerinin nazarı dikkatine” sunuldu.
Yarışmaya 724 parça şiir katıldı. Fakat hiçbirisi milli marş olmaya layık görülmedi. Böyle bir marşın ancak Mehmet Akif tarafından yazılabileceği ve para meselesinden dolayı yarışmaya katılmadığı da ağızlarda dolaşıyordu. Hasan Basri Bey, para meselesinin kaldırıldığını söyleyerek, Akif’in yarışmaya katılmasını sağladı. Mehmet Akif’in şiiriyle birlikte üç parça, orduya gönderilerek, asker üzerinde tesiri en fazla olan eserin tespit edilmesi istendi.Cevap olarak Mehmet Akif’in şiirinin beğenildiği bildirildi.
Maarif Vekaleti tarafından gönderilen İstiklal Marşı teklifi gündeme alındı. Başkanvekili Hasan Fehmi Efe’nin başkanlığındaki toplantıda ele alınan marşın tab ve tevziine karar verildi.
Marş, Hamdullah Suphi tarafından Meclis’te okundu. Büyük bir coşkuyla dinlenen marş, sık sık alkışlarla kesildi. Marşın kabul edilmesi, 12 Mart 1921 tarihindeki toplantının öğleden sonraki oturumunda ele alındı.
Akif’in marşının oya sunulması kararlaştırıldı ve “Oy birliği ile kabul edildi.” Marş teklif üzerine en son ayakta dinlendi. Kahraman orduya ithaf edilen marş, İstiklal marşı olarak kabul edildi. Akif “Onu milletime ve kahraman ordumuza hediye ettim. Zaten o milletin eseridir, milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım” dedi ve bu marşı Safahat’a almadı.
İSTİKLAL MARŞI VE AÇIKLAMASI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim, milletimindir ancak.
Mehmet Akif, Türk milletine cesaret ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için, şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi Türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden Türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizden kimse alamaz.Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez.
Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, Hak’a tapan milletimin istiklal!
Şair, ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş, yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak, öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca, edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman Türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır.Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık Türk milleti de özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü, Türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp, göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah’a inandığı için özgürlük onun hakkıdır.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaştım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarim.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Şair “ben” diyor.(Ancak kastettiği mana aslında bizdir Türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır,hür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için dağları delecek, enginlere sığmayıp,denizleri taşıracaktır güçtedir.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?
Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan Avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında Avrupa medeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair batıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak Avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla, tüfeğiyle, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla, tüfekle, mızrakla, kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken Mehmetçik ona iman dolu altın göğsüyle karşılık vermektedir.
Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakin.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Şair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uğratmaması için gerekirse canini feda etmesini öneriyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceği Allah’ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaat ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır.
Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Şair Türk ordusuna vatanin kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatani dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanimiz üzerindedir.
Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin.
Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
Allah’a şair hitap ediyor. Mehmet Akif’in Allah’tan tek dileği ibadet yerlerinin göğsüne düşman elinin değmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar Türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir.
O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşim,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizin de ruhları şad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil, ölülere hatta onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!
Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü şafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Artık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız şehitlerimizin kanlarını hak etmiştir. Bağımsızlık Allah’a tapan ve doğruluktan ayırmayan Türk milletinin en doğal hakkıdir.
Mehmet Akif ERSOY
YARIŞMAYA KATILAN DİĞER MARŞLAR
İSTİKLÂL MARŞI
Türk’ün evvelce büyük bir pederi
Çekti sancağa hilâl-i seheri
Kanımızla boyadık bahr ü beri
Böyle aldık bu güzel ülkeleri
İleri, arş ileri, arş ileri
Geri kalsın vatanın kahpeleri
Seni ihya için ey namı büyük
Vatanım uğruna öldük,öldük
Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük
Siper oldu dağlar gibi sana Türk
Yürü ey milletin efradı yürü
Ak sütü emmiş vatan evladı yürü
Vatan evladın kurban edeli
Milletin hür yaşamaktır emeli
Veremez kimseye bir Çamlıbeli
Bağlanır mı acaba Türk’ün eli
İleri, arş ileri, arş ileri
Çiğnenir çünkü kalan yolda geri
HÜSEYİN SUAD
İSTİKLÂL TÜRKÜSÜ
Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın
Yurduma göz diken, al kanlara boyansın
Ya ben ya onlar diyen silahına dayansın
Türk oğludur bu millet
Türkündür bu memleket
Türk oğludur bu millet
Türkündür bu memleket
Düşman gözü tutama yanar dağlar başını
Bağrımızda saklarız vatanın her taşını
Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını
Türk oğludur bu millet
Türkündür bu memleket
Türk oğludur bu millet
Türkündür bu memleket
Can veririz her zaman hürriyetin yoluna
Ya gazi ya şehitlik ne devlettir kuluna
Ata emanet etmiş namusunu oğluna
Bize Türk oğlu derler
Hep bizimdir bu yerler
Ankara A.S.
İSTİKLÂL MARŞI
Göz yaşına veda et,
Ey güzel Anadolu!
Hakkını korur elbet,
Türk’ün bükülmez kolu.
Cenk ederiz genç, koca
Bugün değil, yarın da
Yadımız ağladıkça
İzmir ezanlarında.
Hak yoluna kan olur.
Dünyalara taşarız.
Ya şerefle vurulur,
Ya efendi yaşarız.
Her gün yeni bir hile
Arkasında satıldık.
Her gün yeni bir dille,
Yurdumuzdan atıldık.
Yeter, ey Kâbe'mize
Elimizden alanlar.
Alıkoyamaz bizi,
Yolumuzdan yalanlar.
Biz bu yolda sel olur,
Dünyalara taşarız.
Ya şerefle vurulur,
Ya efendi yaşarız.
Hangi alçak el alır,
El zinciri boynuna?
Kim Yunan’ı bırakır,
Türk kızının koynuna.
Biz ki Türk'üz, muhakkak,
Her milletten uluyuz.
Yeryüzünde bir ancak,
Yurdumuzun kulluyuz.
Yurt yolunda kan olur,
Dünyalara taşarız.
Ya şerefle vurulur,
Ya efendi yaşarız.
KEMALEDDİN KAMİ
İSTİKLÂL MARŞI
Ey Müslüman, ey Türk oğlu
Açıldı istiklâl yolu,
Benim son günlerimdir,
Diyor bize Anadolu.
Çek sancağı Türk ordusu,
Olmaz Türk’ün can korkusu
Esarete dayanır mı,
Türk vatanı, Türk namusu?
Bu son savaş bize farzdır,
Fırsatımız gayet azdır,
Muzaffer ol da ey millet,,
Altın ile tarih yazdır.
Birleşelim özümüzden,
Dönmeyelim sözümüzden,
Hem silelim bu lekeyi,
Tarihteki yüzümüzden.
İSKENDER HAKİ
İSTİKLÂL MARŞI
Altı bin yıl efendilik yaptın,
“Kahraman Türk” idi cihanda adın.
Bir ateşten siperden İslam’a,
Sönmeyen bir güneş gibi yaşasın.
Ey büyük ünlü milletimin ileri!
Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri!
Düşmanın bir cihansa dostun hak,
Hakkın elbet müstakil yaşamak,
Atıl,ez,vur senindir istiklâl,
( Yürü, vur, ez senindir istiklâl)
ebedi parlasın şu al bayrak.
Ey benim şanlı milletimin ileri!
Ele çiğnetme koş bu ülkeleri!..
İSTİKLÂL MARŞI
Yıllarca altı cephede ateşle kanlara;
Türk’ün hilal ü dinine düşman olanlar;
Ceddin o, Yıldırım gibi saldın zaman ,zaman
Yüksek başını eğilmedi bir an cihanlara.
Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-şitab
( Ey kahramanlar, ey berk-ı pür-şitab)
göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab!
Ey mazi-i havarıkı bin destan olan;
Garbın zalam-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan salan
( Baş eğmeyen cihanlara yüz yıl kılınç salan)
Aslan yürekli ordu; demir giy, silah kuşan!
Zira hududu kapladı ateşle kan, duman
Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-şitab
(Ey kahramanlar, ey berk-ı pür-şitab)
Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab!
Aslan mücahid ordusu, ey haris-i salah,
Destinde seyf-i Hak gibi pek şanlı bir silah
Açtın sema-yı millete pürnür bir sabah,
Ati bizim… Bizim artık vatan , zafer, felah.
Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-şitab
( Ey kahramanlar, ey berk-ı pür-şitab )
Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab!
MEHMET MUHSİN
Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi Dış ilişkiler Komisyonu'nun 1915 olaylarının soykırım olarak tanınmasını öngören karar tasarısını kabul etmesi dünya basınında geniş yer buldu. Times gazetesi olayla ilgili haberine tam sayfa ayırdı. Gazete, "NATO müttefiklerini sürekli tehdit eden Türkiye'nin, Ermeni soykırımını öteden beri kabul eden Rusya ile ilişkileri hiç bu kadar sıcak olmamıştı" dendi.
Gazete şu yorumu yaptı:
"Obama yönetimi tasarının Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'nda da kabulünü hala engelleyebilir. Ancak dünkü karar bile tek başına, Amerika'nın en yakınMüslüman müttefiki ile ilişkilerini zehirleyebilir" yorumunu yapan gazetenin haberinde şu ifadeler yer aldı: "Washington Kuzey Irak'a ulaşım konusundaTürkiye'ye bağımlı. İran'ı bölgesinden izole etme çabalarında da öyle. NATO'nun tek Müslüman üyesi olan, İncirlik'te bir Amerikan üssüne ev sahipliği yapan Türkiye'nin, Amerika'nın sorunlu F35 savaş uçakları gibi kilit önemdeki savunma projelerine de dahil olduğu düşünülürse, elinde oynayabileceği birçok kart var.
Ancak bu tür kararların geri tepebileceğini ifade ederek NATO müttefiklerini sürekli tehdit eden Türkiye'nin, Ermeni soykırımını öteden beri kabul eden Rusya ile ilişkileri hiç bu kadar sıcak olmamıştı. Türkiye'nin bir numaralı doğal gaz tedarikçisine yakınlaşmada gösterdiği bu pragmatizm, Amerika Birleşik Devletleri'ne gösterdiği yüksek perdeden tepkiyi gölgede bırakıyor."
Kaynak: Ntvmsnbc
KAFFED, 05.01.2009 tarihinde ziyaret ettiği Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den, 08.07.2009 tarihinde ziyaret ettiği Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tan, 23.01.2009 tarihinde YÖK Başkanlığına yazdığı yazıda ve nihayet 29.01.2009 tarihin de Başbakan Tayip Erdoğan gönderdiği yazıda talep ettiği konular arasında yer alan “Üniversitelerde Adığe ve Abaza dillerinin öğretileceği kürsülerinin kurulması” konusunu görüşmek üzere YÖK Başkanını ziyaret etti.
Sıcak ve samimi bir ortamda gerçekleşen görüşmede heyetimiz Adığe ve Abaza dillerinin zenginliğinden, çok sesliliğinden ve Anadolu’da yaşamış olan Hatti-Hitit dilleriyle olan akrabalığından bahsederek ‘bu diller mutlaka yaşatılmalıdır’ dendi.
Kars Kafkas Üniversitesi’nde Gürcü dili ve edebiyatı bölümünün, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde yaşayan diller bölümünün açılmış olmasının memnuniyet verici olduğunu belirten heyetimiz Türkiye’de konuşulan diğer dillerde de benzeri uygulamaların başlatılması gerektiğini vurguladı.
YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan da, taleplerimizde son derece haklı olduğumuzu yaşayan dillere daha ayrı bir önem verilmesini ve bunların yaşatılması için üniversitelerimizin daha gayretli, daha istekli olması gerektiğini belirtti. Bunun üzerine istekli olabileceklerini düşündüğü iki üniversitenin rektörleri ile görüşerek fikirlerini alan ve onlarında bu kürsülerin açılmasına sıcak baktıklarını aktaran Yusuf Ziya Özcan detayları görüşmek üzere heyetimizi rektörlere yönlendirmiş ve kendisinin de her aşamada desteğini sürdüreceğini belirtmiştir.
kaynak: Kafkas Dernekleri Federasyonu
Demokratik açılım, yıllarca asimilasyona uğradıklarına inanan Çerkesleri umutlandırdı. Geçen hafta İçişleri Bakanı ile biraraya gelen KAFFED Başkanı Cihan Candemir, "Birçok insan, evlatlarından okullarından geri kalmasınlar diye Çerkes kimliğini saklamak zorunda kaldı. Yıllarca ben Çerkesim bile diyemedik" şeklinde konuştu.
Başlangıçta açılımın etnik bir kimliğe dayandırılmasıyla yanlış yapıldığını belirten Candemir, yaşanan tıkanıklıkları ise açılımın toplum, Meclis ve hükümetten oluşan 3 ayağının sağlam oturtulmamasına bağladı. Candemir, "Bizim bölünme gibi bir talebimiz yok. Sadece haklarımızı eşitçe kullanmak istiyoruz, ben umutluyum" dedi. ASLIHAN ALTAY KARATAŞ / ANKARA
Demokratik açılım çalışmalarında Kürt kökenli vatandaşlar kadar ön planda olamayan Çerkeslerin temsilcisi Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Genel Başkanı Cihan Candemir, geçtiğimiz hafta İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile görüştü ve Çerkeslerin taleplerini iletti. Yeni Şafak'a Çerkes toplumunun taleplerini anlatan Candemir, Türkiye'de demokrasinin son yıllarda büyük gelişme kat ettiğini söyleyerek, "Eskiden 'Çerkezim' bile diyemiyorduk. Biz demokratik açılımın Barış Projesi haline gelmesini bekliyoruz. Açılımın tam göbeğindeyiz, örnek olabiliriz" dedi. İşte Çerkeslerin demokratik açılımdan beklentileri:
YILLARCA ÇERKES KİMLİĞİ SAKLANDI
KAFFED'in faaliyetleri neler?
Faaliyetlerimiz ağırlıklı olarak kültürel kimliğimizi korumakla alakalı. Kültürümüzün çok önemli bir parçası olan dilimiz hızla yok oluyor. Yazılı bütün kültürel değerlerimiz, atasözlerimiz, masallarımız, hikayelerimiz, 'kabze' dediğimiz yaşam normlarımızın hepsi kendi dilimizle ifade edilen şeyler. Dolayısıyla dilimizin korunması kültürümüzün korunmasıyla eşdeğer. Bunu yapabilmek için bir Çerkes kimliğinin oluşması lazım. Türkiye'deki zor koşullar içinde; hatta daha önceki dönemlerde ailelerin baskılar nedeniyle 'aman çocuklarım aman okulda geri kalmasın' veya 'bir askeri okula ya da devlet memurluğuna girişi engellenmesin' diye birçok insan çocuklarından Çerkes kimliğini dahi sakladı. Bugün sanat ve edebiyat çevresinde çok önemli kişilerin Çerkes kimliği taşıdığını yeni yeni görüyoruz. Böyle insanların saklama ihtiyacını hissettikleri, korktukları, baskı altında oldukları bir dönem geçmiş. Şimdi bu insanlara gelişen demokratik ortam içinde kimliklerini hatırlatmak, tanıtmak çok daha önemli hale geliyor.
BARIŞ PROJESİ OLMASINI İSTİYORUZ
Çerkesler, demokratik açılımdan ne bekliyor?
Bizim Türkiye'den herhangi bir ayrılma talebimiz yok. Yani Türkiye'nin birliği, bütünlüğü içinde herkese tanınacak kültürel haklar çerçevesinde haklarımızı talep ediyoruz. Demokratik açılımın Türkiye için bir 'Barış Projesi' haline gelmesini bekliyoruz. Çünkü bugün Türkiye'de etnik veya dinsel kimliklerin birbirlerine karşı önyargıları var. Süryani vatandaşlarımızı bu ülkeden kaçırdık. Bir dönem Kürt vatandaşlarımızın varlığını dahi kabul etmedik. 'İşte Kürtler, karda yürürken Kart-Kurt sesi çıkaran dağlı Türklerdir' dedi birtakım büyüklerimiz. Yani görmezlikten gelindi. Bu kimliklerin içinde biz hiçbir etnik grupla çatışması olmayan ve her etnik grupla rahatlıkla bağdaşabilen bir yapı içinde çok önemli bir rol oynayacağımızı düşünüyoruz. Bizim bir fanatizmimiz yok. Bunun örnek olması gerektiğini düşünüyoruz.
ÇERKESCE SEÇMELİ DERS OLABİLİR
Demokratik açılımı yürüten İçişleri Bakanı Beşir Atalay, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ile görüştünüz. Beklediğiniz ilgiyi gördünüz mü?
Evet, taleplerimizin haklı ve doğru olduğu konusunda hiçbir olumsuz tepkiyle karşılaşmadık.
Hükümetten talepleriniz neler peki?
Tarih ve din kitaplarında belirli kimlikleri aşağılayan, yok sayan veyahut onları baskı altına alacak her türlü terminolojinin çıkartılması gerektiğine inanıyoruz. İkincisi dilini kullanmak ve yaşatmak isteyen grupların da bunu rahatlıkla öğretebilecekleri imkanların sağlanması gerektiğine inanıyoruz. Tabii bugün Türkiye'nin resmi dili Türkçe, bunu kat'iyyen değişecek bir şey olarak görmüyoruz. Ama bunun yanında diğer etnik ve kültürel dillerin de yaşatılması 'seçmeli ders' yoluyla olabilir. Devlet desteği olmadan da bu dillerin yaşamayacağını düşünüyoruz.
ELİ YÜZÜ DÜZGÜN PROGRAM ŞART
Dolayısıyla devletin bunları yaşatmak için kol kanat germesi, televizyon kanalları yoluyla destek olması gerekir. Dil öğrenimi önündeki engelleri kaldırarak, öğrenim için olanaklar sağlayarak, örneğin üniversitede kürsülerin açılması, hocaların sağlanması... Bugün dil öğretmek için mevzuatta bir sürü tıkanıklar var, bu tıkanıklıkların aşılması suretiyle bu insanlara özgürlük sağlanmalı. Zaten bu özgürlük sağlandıktan sonra insanlar ister kullanır, ister kullanmaz. Örneğin TRT-Şeş açıldı, yer yerinden yıkılmadı. Boşnakça, Arapça, Çerkesce, Gürcüce, Lazca yayınların yapılmamasını da büyük bir eksiklik olarak addediyorum. Bugün yarım saatlik suyuna tirit, abuk sabuk bir Çerkesce program var. Halbuki içerikli günde bir saat program yapılsa bütün Kafkasya'daki Adige, Abhaz nüfusu bu yayınları izleyecek. Gerçek anlamda bir açılım Türkiye'ye güç katacak; ama mevcut şekliyle değil.
DIŞLANMIŞLIK HİSSİ YAŞADIK
Talepleriniz doğrultusunda somut adımların atılacağı yönünde bir izlenim edindiniz mi?
İyi niyetin olduğuna inanıyoruz. Burada siyasi gerilimin tırmanmış olması önemli bir handikap. DTP'nin kapatılması, yeni partinin kurulması, seçim mahalline girilmesi, partiler arasındaki sert söylemler, diyaloglar, açılımı biraz geri plana itti.
Demokratik açılım çalışmaları yapılırken Çerkesler belki de akla en son gelen topluluk oldu. Sizce bunun nedeni nedir?
Akla geldi mi gelmedi mi, bilmiyoruz. Bunun da sebebini açıkçası çok bilemiyoruz. Bizim çok bağıran, çağıran bir toplum olmayışımızdan kaynaklanmış olabilir.
Açılımın ortak yararında buluşabilmeli
Açılıma önce "Kürt açılımı" denilmişti. Çalışmalar yürütülürken Çerkesler adına dışlanmışlık hissi yaşadınız mı?
Oldu tabii. Türkiye'deki bütün toplumların bu açılımdan beklentileri var. Bunu sadece bir etnik grubun adıyla, ona yönelik olarak sunduğunuz zaman ciddi karşı tepkiler doğurdu. TBMM'de karşı tepkilerin oluşmasının ana nedeni de bu oldu. Başlangıç son derece yanlıştı. Bu ülkenin vatandaşıysak birbirimizi seveceğiz, ortak asgari paydada bir kere birleşeceğiz. Açılımın 3 ayağı var. Birincisi açılımdan faydalanacak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları. Bunun ortak yararlarına olduğuna inanmaları lazım. Bununla beraber birbirlerinin kültürlerini tanıyacakları, birbirlerine saygı gösterecekleri ve hiçbirisinin dışlanmayacağı bir ortamın, bir atmosferin yaratılacağına, bir Türkiye'nin oluşacağına herkesin inanması lazım ki, toplum ayağı bu desteğini versin. İkincisi hayata geçebilmesi için parlamentoda konsensusun sağlanması lazım. Üçüncü ayağı ise hem toplumu hem parlamentoyu bu ortak anlayışa getirecek hükümettir.
AÇILIMIN GÖBEĞİNDEYİZ
Bugün kadın hakları bakımından, kadının ikinci sınıf vatandaş sayılıp söz hakkı olmadığı, zorla evlendirildiği, töre cinayetlerine kurban edildiği bir ülkede yaşıyoruz. Çerkes toplumu olarak hiçbir zaman böyle bir sorunumuz olmadı. Kadınlar her zaman için toplumumuzun eşit ve saygın bireyleriydiler. Bu konuda örf ve geleneklerimizin de güzel bir örnek teşkil ettiğini düşünüyoruz. Yani biz açılımın tam göbeğindeyiz. Açılımı sadece etnik, kültürel boyutuyla almıyoruz. Tüm insanların gerek etnik kimliklerini gerek dini inançlarını eşit şekilde yaşayabilecekleri ortamı savunuyoruz.
KİMLİĞİNİ SÖYLEMEK BÖLÜCÜLÜK SAYILIRDI
Çerkes derneklerinin biraraya gelip birleşik bir yapı oluşturmaları fikri 1979'larda başladı. Ama o dönem tam terörün, sağ-sol çatışmalarının yoğun olduğu bir dönemdi. 80 İhtilali'nde birçok dernek kapandı. O dönem hakikaten dernek çatısı altında baskıyı her zaman hisseden, kendisini suçlu gibi, takip ediliyormuş gibi hisseden bir yapı içinde çalıştık. Çok yaşadık bunu. Çerkesim dediğin zaman 'Vay sen de mi bölücülük yapıyorsun?' deniyordu. 'Çerkesim' demek, kimliğini söylemek bölücülük olarak anlaşılıyordu. AB'ye katılım süreciyle beraber derneklerimiz birlikteliği gündeme getirdi, 2002 yılında federasyona dönüştük. Şu anda Türkiye'nin değişik yerlerindeki 57 dernek, federasyonumuza üyedir.
'Hain Çerkes' sözü kalksın
Kurtuluş Savaşı'nda yaşanan "Çerkes Ethem olayı", toplumu psikolojik açıdan olumsuz etkiledi mi sizce?
Tabii, olumsuz etkiledi. Siyaseten birçok insanda kimlik bunalımı, bir travma yarattı. Hepimiz tarih derslerinde çok rahatsız olduk. "Hain Çerkes Ethem", sen de bir Çerkessin ve bir Çerkes hain diye tanımlanıyor. Türkiye tarihinde bir tane Hain Çerkes var, Hain Türk yok, Hain Laz yok; ama bir sürü hain var, hiçbirisi bu kimlikle anılmıyor. Resmi tarih itibariyle Çerkes Ethem hain ilan edilmiş. Türkiye'nin Cumhuriyet tarihinde bir sürü hainler oldu, bunların hiçbirisi etnik kimlikleriyle anılmadı. Bir sürü kahraman Çerkes de oldu. Sporcu, sanatçı Çerkesler çıktı; ama hiçbirisi Çerkes sanatçı, Çerkes güreşçi diye anılmadı. Bunun bir baskı aracı olarak kullanılışını yaşadık. Birçok insan o korku yüzünden hala kendi kimliklerini ifade ederken çekiniyor.
Tarih dersi kitaplarındaki bu ifadenin çıkarılması için bir girişimde bulundunuz mu?
Bunların çıkartılması gerekiyor tabii. Biz bunun mücadelesini verdik. Çerkes Ethem'in Kurtuluş Savaşı'ndaki yararları, zararları, terazinin kefesine koyduğunuzda tartışılmalıdır. Bazıları için bir kahramandır. Bize göre Çerkes Ethem'in başarıları olmasaydı, Kurtuluş Savaşı'nın başarıya ulaşması da mümkün olmazdı. Daha başta boğulur giderdi, ayaklanmalar yüzünden. Tabii sonraki dönemde onu dışlayan, yurtdışına kaçmasını getiren bir süreç yaşandı. Tarih kitaplarında yazılanların çoğu doğru değil.
Türkiye'de 5-6 milyon Çerkes nüfus yaşıyor
Türkiye'deki Çerkesler'in sayısıyla ilgili olarak sağlıklı bir bilgi var mı acaba?
Etnik bazda sağlıklı bir nüfus sayımı yapılmadı, bugüne kadar. 1917 yıllarında Osmanlı'da yapılmış bir nüfus sayımı var. 17 milyonluk bir Türkiye'de 1.7 milyonluk bir Çerkes kaydına rastlıyoruz, yani yüzde 10 oranında. Onu bugüne getirdiğimizde tabii yüzde 10'u muhafaza etmek zor. Çünkü bizim Çerkes insanımız geç evlenir, az çocuk yapar. Bu çerçevede oran yüzde 5'e düşmüşse bile 3.5 milyon Çerkes'in olması gerektiğini düşünüyoruz. Tabii bunun yanında karma evlilikler sonucu kendisini Çerkes olarak tanımlayan insanlar da var. Yani 5-6 milyona kadar çıkan genetik bir Çerkes nüfusunun olduğunu düşünüyoruz. Ama bunun 3-3.5 milyonu köylerde veya kentlerde yaşayan, 1 milyona yakını da dilini hala konuşabilen bir nüfus.
Çerkesler hangi bölgelerde yoğun?
Çerkes diasporanın en büyük yoğunluğu Türkiye'de. Ayrıca Ürdün, Suriye, İsrail, Avrupa ve ABD'de. Türkiye'deki Çerkesler, Karadeniz Bölgesi'nden başlarsak Samsun, Sinop, Tokat, Çorum, Amasya. Güneye doğru inersek Kayseri, Sivas, Kahramanmaraş'ı kapsayan ve Reyhanlı'dan çıkıp Suriye üzerinden Amman'a kadar uzanan bir hatta daha yoğun. Bu bahsettiğim 1. doğu hattı. İkinci yoğun olarak, insanlarımızın bulunduğu hat yine, Sakarya-Düzce bölgesinden başlayan güneye doğru inen İnegöl ve Eskişehir'i de kapsayan, ondan sonra Bursa, Balıkesir, Edremit'e dönen bir havza var. Biraz Ege Bölgesi ile de ilintili, Aydın, İzmir, Söke civarında yerleşmiş hemşehrilerimiz var. Bunun dışında çok daha az sayıda Çeçen ve Asetinler'in yerleştiği Mardin civarındaki Kızıltepe-Çardak bölgesi var. Sarıkamış bölgesinde lokal olarak yerleşmiş Asetinler var. Antalya Elmalık Köyü, Ankara Hacı Muratlı, İkizce köyleri gibi münferit yerlerde de var. Aslında araştırdığınızda Ankara civarında bayağı yerleşmiş bir Çerkes nüfusu olduğunu ve bunların da asimile olduğunu görüyorsunuz.
Genç nesle kültürümüzü unutturdular
"Türkiye'deki Çerkeslerin asimile oldukları" iddialarına katılıyor musunuz? Çerkesler kimliklerin, kültürlerini koruyabildiler mi?
Dil ve kültür ne kadar yok olduysa, asimilasyon da o kadar çok olmuştur. Bugün Çerkes sayısını dahi net olarak bilmiyoruz. Ama dilini bilmeyen, pratikte yaşamamış, farklı ortamlardaki insanları görüyoruz. Sayısı milyonlarla ölçülebiliyor. Örneğin ben dili köyde öğrendim. Köyde nüfus kalmadı, insanlar şehre gitti. Şehirdeki çocukların, genç neslin hiçbirisi Çerkesce'yi, kendi dillerini yani bilmiyor. Bunun adı asimilasyondur. Hem de çok yoğun bir asimilasyon.
Demokratik açılımla kazanılan haklar, asimilasyonun önünü keser mi?
Tabii ki, faydası olur. Bizim hayal ettiğimiz bir şekilde devletin de bu konuya sahip çıkması, "bu kültürleri yaşatmak" konusunda gayret etmesi halinde, bu asimilasyon da yavaşlayacaktır. Ondan sonra gönüllü, doğal asimilasyona dönüşür. Almanya'ya gitmiş bir sürü Türk vatandaşı var. Bunların çocukları tamamen Almanlaşmış, Almanca'dan başka dil bilmeyen yeni bir nesil yetişmiş. Bunların Türkiye'ye sahip çıkanı var. Demokratik ortamda olduğu zaman, bu gönüllü asimilasyona kimsenin de diyeceği bir şey yok. Çünkü kişinin özgür iradesiyle seçtiği bir şey. Türkiye'de çok önemli bir Kafkas dili "Ubıh" dili yok oldu. Yok olmasının nedeni asimilasyoncu, zorlamacı politikalardır. Ama bu politikalar bizi hiçbir zaman tek ulus toplumuna götürmedi, bilakis Türkiye'yi bölünme noktasına getirdi. Uygulamalarda yanlışlar yapıldı, bunu herkes kabul ediyor.
Devamı için:
Eskiden Çerkesim bile diyemiyorduk - 02.03.2010 - Gundem - Yeni Şafak (http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=02.03.2010&c=1&i=244408)
Sokak Şairi
13-03-2010, 06:10
Vatan'ın haberine göre bomba yüklü kamyonla ilgili e-postayla ihbarı yapan ’mehmetali06168’nin kullandığı 66.230.230.230 No’lu IP’sine şu an erişmek mümkün. Yani karşıda açık bir cihaz var. Ama bu cihazın ne olduğu net olarak belli değil.
Hotmail’in mail serveri gibi de gözükmüyor. (El bombalarıyla ilgili ihbarın mail adresi, mehmetali06168@hotmail.com diye iletilmişti.) IP adresi ABD California’ya kayıtlı gözüküyor ancak bu cihazdan kullanıcı adı ve şifresi ele geçirilerek yani çalınarak ya da ordan gönderilmiş gibi gösterilerek ’fake mail’de atılmış olabilir
Sokak Şairi
13-03-2010, 11:13
İhbarcıdan İkinci E-Posta da Geldi !
Ankara'da 958 adet el bombası yüklü kamyonun yakalanmasını sağlayan meçhul ihbarcının, polise ilginç iddialar içeren yeni bir e-posta gönderdiği ortaya çıktı.
SİLAH YÜKLÜ 4 KAMYON İSTANBUL'A GİRDİ
Zaman gazetesinde yer alan habere göre; Ankara Emniyet Müdürlüğü Muhabere ve Elektronik Şube Müdürlüğü'ne gönderilen yeni e-postada ihbarcı, bu kez İstanbul'a cephanelik ve silah yüklü dört kamyonun giriş yaptığını öne sürdü.
BİR GÜN SONRA
Maile göre, Ankara'da el bombası yüklü kamyonun belirlenmesinden sadece bir gün sonra bomba yüklü kamyonlar İstanbul'a giriş yaptı. İhbarcı, önceki gün cephanelik yüklü kamyonların İstanbul'a giriş yaptığını yazdı. Yeni ihbar üzerine Ankara Emniyet Müdürlüğü alarma geçti.
İKİNCİ MAİL BEYKOZ'DAN MI?
İstanbul Emniyet Müdürlüğü de ihbar konusunda uyarıldı. İkinci e-postayı gönderen kişiyi ve gönderildiği adresi belirlemek amacıyla yeni bir soruşturma yapıldı. e-postanın İstanbul Beykoz'dan gönderildiği saptandı.
ADRES KARIŞTIRICI PROGRAM
İhbarcının ilk e-postada izini kaybettirmek amacıyla adres karıştırıcı program kullandığı belirlendi. İncelemede polis, e-postanın adres karıştırıcı program ile ABD'den gönderilmiş gibi işlem yapıldığını belirledi.
Kaynak: Sedat Günenç-Zaman
Ortalığı feci karıştırdı hakikatende..Gelişmeleri merak ediyorum fakat yine her şey hasır altı olur o da alışıldık.
http://i.ensonhaber.com/news/201267.jpgGençlik ve Spor Genel Müdürü Yunus Akgül'den öğretmenleri de ilgilendiren bir açıklama..
Öğretmenler çifte maaş alabilecek
Gençlik ve Spor Genel Müdürü Yunus Akgül geçen hafta İstanbul’daydı. Bakan Faruk Özak ve İl Müdürü Tamer Taşpınar’la birlikte Burhan Felek Voleybol Salonu’nun temelini attıktan sonra sohbet etme imkanı bulduk. Çok önemli projelerden söz etti.
Beden eğitimi öğretmenlerinin de yüreğine su serpti. Bilindiği gibi okullardan beden eğitimi dersinin kalkacağı ve bu öğretmenlerin işsiz kalacağı endişesi hakim.
Yunus Akgül bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı, GSGM ve Okul Sporları Federasyonu’nun yürüttüğü ortak projeden söz etti.
Akgül, “Kesinlikle beden eğitimi dersinin kalkması söz konusu değil. İsmi spor dersi olacak. Branşlaşmaya gidilecek. Dersin 4 saat olması için görüşüyoruz. Bir de derslerin ucunun açık olmasını istiyoruz. Yani son derslere denk getirilmesini ve isteyenin spor yapmaya devam etme imkanı bulmasını planlıyoruz. Bu projenin mimarı da beden eğitimi öğretmenlerimiz olacak. Yani yaptıkları iş çok daha önemli ve değerli hale gelecek” ifadesini kullandı.
4 BİN 500 TL'YE KADAR ÇIKABİLECEK
Bu sistemde uluslar arası yarışmalarda başarılı olan sporcuların hocalarına da kademeli ücret uygulaması yapılacak. Amatör branşlarda antrenörlük yapan ve aynı zamanda beden eğitimi öğretmeni olanlar GSGM’den de maaş alacak. Bir hocanın kazancı 4 bin 500 TL’ye kadar çıkabilecek. Olimpiyat şampiyonu olan sporcuların aylık maaşı da bu miktarı bulacak.
Bir diğer konumuz da olimpiyatlardı. Akgül’e, 2012 için ilk kez özel bir program uyguladıklarını, çalışmalarının nasıl gittiğini de sordum.
Dedi ki, “Her spor baranşında başarılı olan ülkeleri incelettirdim. Örneğin yüzme için Avusturya’yı, jimnastik için Romanya’yı inceledik. İngiltere, Amerika ve orta Avrupa ülkelerinin modellerini araştırdık. Çok ilginç mesela Finlandiya’da yüzme dersi ana derslerden sayılıyor ve bu dersten kalan öğrenci sınıfı geçemiyor. Başarılı olmak için çok ciddi çalışmalar yapacağız”
Federasyonlarla ilişkileriniz nasıl, ekonomik sıkıntı yaşayan federasyonlar var mı?
HİÇ KİMSE PARASIZLIKTAN YAKINMAZ
“Açık söyleyeyim burada bazı federasyonlar bizim hızımıza ayak uyduramıyor. Onlara maddi ve manevi her türlü baskıyı yapacağım. Bazı federasyonlar çok iyi, bazıları geride. Ben gece gündüz çalışıyorum. Onlar da çalışacak. İşini yapmayan varsa gider, yapacak olan gelir. Hiç kimse parasızlıktan yakınamaz. Herkese para veriyoruz. En az sporcusu olan federasyonlara bile 500 bin lira bütçe verdik. Bu az bir para değil. Karşılığını da istiyoruz. Her hafta 4-5 federasyonu hesaba çekiyorum.”
Londra’dan kaç madalya bekliyorsunuz bir sayı verebilir misiniz?
“Sayı vermem. Ama benim kafamda bir rakam var. Çalışmalarımızı da o yönde yapıyoruz. En çok katılımın sağlandığı ve en fazla madalyanın alındığı bir olimpiyat olmasını hedefliyoruz.”
Akgül son olarak da Olimpiyat Stadı’nın yanına yapılan yeni tesislerden söz etti. Hayalinin burayı her branşta sporun yapılacağı bir spor kentine dönüştürmek olduğunu belirten Akgül, “Bu konuda da çalışmalarımız sürüyor. Hem tesisleşmeyi hem de başarıyı birlikte yürütmek istiyoruz” diye konuştu.
http://img5.mynet.com/ha5/p/parlamento.jpg
Ermeniler'e cesaret geldi
İsveç Parlamentosu’nun da “soykırım” tasarısını kabul etmesi, Ermenilere cesaret verdi.
Güncelleme:15 Mart 2010 06:58
ERİVAN (ANKA) – ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin ardından İsveç Parlamentosu’nun da “soykırım” tasarısını kabul etmesi, Ermeniler’e cesaret verirken, “Türkiye’yi uluslararası mahkemeye verelim” sesleri daha gür çıkmaya başladı.
Ermenistan Ulusal Bilimleri Akademisi’ne bağlı Doğu Etüdleri Enstitüsü Direktörü, tanınmış Türkolog Ruben Safrastyan, Türkiye’nin 1915 olaylarının “soykırım” olarak tanımasının beklenilmeyeceğini belirterek, uluslararası mahkemeye başvurulması gerektiğini öne sürdü.
“Soykırım”ın İsveç tarafından tanınmasından duyduğu memnuniyeti de dile getiren Sarfrastyan, “Türkiye’nin 1915 soykırımını tanımasını beklememeliyiz. Güçlü ülkelerin çoğu, bu tarihi gerçeği tanıdığına göre, uluslararası hukuk platformuna doğru yönelmeliyiz ve Türkiye’yi mahkemeye vermeliyiz” dedi.
-“TÜRKİYE VE ABD’NİN PAZARLIK YAPTIĞI AŞİKAR”-
Bu arada, Safrastyan, düzenlediği basın toplantısında, “Türkiye ve ABD’nin pazarlık yaptığı aşikar” iddiasında bulundu. Ermenistan Devlet Radyosu’na göre Safrastyan, şöyle devam etti:
“Türk liderlerinin açıklamaları, Türkiye’nin ABD ile bir pazarlık içinde olduğunun kanıtı ve bu pazarlığın başarısızlıkla sonuçlanması olasılığı dışlanmıyor. Bu da, Türkiye’nin girişimiyle protokollerin onaylanmasının askıya alınmasına yol açabilir. Bu durumda, Ermenistan’ın, onay sürecinden çekilmesi çok mantıklı.”(ANKA)
http://img5.mynet.com/ha5/u/ucak-mng.jpg
Havada panik
Özel bir kargo şirketine ait kargo uçağının motoru havada alev alınca Atatürk Hava Limanı'na geri dönmek zorunda kaldı. Çevredeki vatandaşlardan polise ihbar telefonu yağdı.
Güncelleme:15 Mart 2010 04:05
Özel bir kargo şirketine ait kargo uçağının sağ motorunda havadayken patlama oldu. Vatandaş emniyete “uçak yanıyor" diye ihbarda bulundu. Uçak İstanbul Atatürk Havalimanı’na geri dönmek zorunda kaldı.
Edinilen bilgiye göre 17:38’de Atatürk Havalimanı’ndan kalkan MNG Havayolları'na ait 42 ton yük taşıyan Airbus A300B4 tipi kargo uçağında kalkıştan kısa bir süre sonra sağ motorunda pilotlar tarafından bir patlama sesi duyuldu.
Alev uzaması meydana gelen uçakta uçuş ekibi geri dönüş kararı aldı. Uçağın Kaptan Pilotu Antony Hent, Hava Trafik Kontrol merkezi ile temas kurarak sağ motorda yaşanan teknik sorun nedeniyle geri döneceklerini bildirdi.Bu sırada bazı vatandaşların motorda alev uzamasını gördükleri ve 155 Polis İmdat'ı arayarak “Uçaktan alevler çıkıyor, uçak yanıyor" diye emniyet yetkililerini aradıkları öğrenildi. Bu bilgiler Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) yetkililerine iletildi.
Uçağın iniş ağırlığının üzerinde olması nedeniyle Marmara Denizi üzerine gelen uçak burada "damp" olarak adlandırılan yakıt boşaltma işlemi gerçekleştirdi. Fazla yakıtın boşaltılmasıyla iniş ağırlığına gelen uçak saat 18:10'da Atatürk Havalimanı 18-36 sağ pistine indi. Havalimanı itfaiyesi olası bir tehlike nedeniyle uçağın inişine ve pisti terk edip teknik hangar önüne gitmesi sürecinde A300B4 tipi uçağa eşlik etti. Uçak sorunsuz bir şekilde indikten sonra hangara çekilirken MNG yetkilileri sefere başka bir uçak verdiler.
Sokak Şairi
23-03-2010, 00:09
http://haber7media.noc.com.tr/haber/haber7/photos/427020100322065243868.jpg
Galatasaray'ın eski başkanlarından Özhan Canaydın, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Canaydın, G.Saray'da 33. başkan olarak 2002-2008 tarihleri arasında görev yapmıştı.
Galatasaray Kulübü eski başkanlarından Özhan Canaydın, tedavi gördüğü Bursa Acıbadem Hastanesi'nde hayatını kaybetti.
Allah Rahmet Eylesin....
Allah nur içinde yatırsın inş örnek bir başkan idi belki başkanlık döneminde sportif anlamda başarı sağlanmadı ama fair play gibi futbolun öz değerlerine katkı sağlayacak bir başkanlık dönemi yaşadı mekanı cennet olsun inş
Picasso – Suite Vollard Gravürler
16 Şubat – 18 Nisan 2010
Ünlü İspanyol sanatçı Pablo Picasso’nun, 20. yüzyılın ilk yarısına ait en önemli gravür dizisi Suite Vollard 16 Şubat – 18 Nisan 2010 tarihleri arasından Pera Müzesi’nde sergileniyor...
Suite Vollard, Picasso’nun yakın dostu ve döneminin en ünlü sanat tüccarı olan Ambroise Vollard’ın siparişi üzerine Picasso tarafından üretilen 100 gravürden oluşuyor.
Picasso’nun çok önemli bir dönemi olarak bilinen 1930’lara tarihlenen, tema ve teknik açıdan ilginç bir çeşitliliği yansıtan gravürlerde genel olarak, aşk, çıplaklık, erotizm, tutku, kaos, portre, mitolojik temalar ve yaşamöyküsel göndermeler görülüyor.
Picasso-Suite Vollard dizisinin 100 gravürlük tam takımından dünyada sadece beş adet bulunuyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, bu beş takımdan biri olan İspanya’daki Fundación MAPFRE (Mapfre Vakfı) Koleksiyonu’na ait Picasso-Suite Vollard gravür dizisini, Instituto Cervantes ve Fundación MAPFRE işbirliğiyle, 16 Şubat tarihinden itibaren Pera Müzesi’nde sanatseverlerle buluşturuyor.
Oryantalist Resim
Düşlerin Kenti İstanbul
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Koleksiyonu’ndan seçilmiş yapıtlarla 17.yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına Osmanlı’da Gündelik Yaşam ve İstanbul Manzaraları
Görkemli imparatorlukların başkenti İstanbul antik çağlardan bu yana daima ilgi odağı olmuştur. Rönesans’la birlikte Doğu’yu betimlemek isteyen sanatçılar çeşitli nedenlerle bu kente gelmiş, topoğrafyasını belgelemiş, eserlerinde kentin insanını betimlemişlerdir. Coğrafi konumu ve Batı’yla olan siyasal, ticari ve kültürel ilişkileri, Osmanlı payitahtı İstanbul’u Avrupalı sanatçıların en çok resimlediği “doğu” kenti haline getirmiştir. İstanbul, Batılılar için bir anlamda “Doğu’nun başkenti” sayılmıştır. 18. yüzyıl Avrupası’nda egzotizm tutkusundan beslenen “Türk Modası”yla birlikte İstanbul ve insanı, resimleri, öyküleri, tiyatro ve operaları, kıyafetleri süsleyen unsurların başında gelmiştir. Bu kent 19. yüzyılda batılı gezgin ve sanatçıların çıktığı romantik doğu yolculuğunun en önemli duraklarından biri olmuş, onu betimleyen resimler Avrupa’da en çok aranan sanat yapıtları arasına katılmıştır.
“Düşlerin kenti: İstanbul” sergisindeki Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu’ndan seçilmiş yapıtlar, 17. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına uzanan bir zaman dilimi içinde, çoğunlukla batılı sanatçıların Osmanlı dünyasına bakışını, gözler önüne seren önemli görsel belgelerdir. Üç ana bölüm olarak kurgulanan sergi, ev ve özel mekânlardaki yaşantıdan, kentsel alana ve oradan da İstanbul’un genel görünümlerine uzanıyor. Böylelikle Avrupalı ressamların tuvallerine yansıyan İstanbul, topoğrafyası, mimarisi, insanları, gelenekleri ve yaşam biçimleriyle bir bütün olarak yeniden canlanırken bu gezginlerin “doğu yolculuğu”na biz de katılıyor, eşsiz güzellikler barındıran Osmanlı dünyasını ve İstanbul’u onların gözünden, onlarla birlikte yeniden keşfediyoruz.
Mekan: Pera Müzesi
Osman Hamdi Bey hakkında araştırmalar yapan Dr. Wm. McRae büyük rastlantı sonucunda, kayıp tablolarına ulaştı. Dünyanın farklı yerlerinde yüzlerce arşive girerek Osman Hamdi Bey hakkında bilgiler toplamaya çalışan araştırmacı McRae hayatının en heyecanlı anlarından birini Philadelphia’da bir müzede yaşadı. 5 yıldır üzerinde çalıştığı büyük keşfini Antik A.Ş. Müzayede Evi’nin kültür yayını AntikDekor’un Nisan sayısında açıkladı.
“Bir araştırmacının en büyük hayalinin gerçeğe dönüştü an” olarak tanımladığı buluşunu Dr. McRae şöyle açıklıyor: “2005 yılında Amerikan arşivleri üzerinde çalışmalarım devam ediyordu. Her geçen gün Osman Hamdi Bey hakkında daha çok bilgiye ulaşıyordum. Philedelphia’da yer alan Pensilvanya Arkeoloji Müzesi’nin arşivlerinde rutin çalışmamı tamamlamış çıkıyordum ki, arşiv sorumlusuna görmediğim başka bir şey var mı diye sordum. Bir şeyler olabilir, getireyim dedi ve büyük bir rulo ile geri geldi. Yılların yorgunluğu olan tozlu tuval açılırken içinden ne çıkacağını hissetmiştim. Kitaplarda siyah beyaz olarak yer alan, kimsenin nerede olduğunu bilmediği Cami Kapısı adlı tablo karşımdaydı.”
Tabloların Osman Hamdi Bey tarafından Nippur kazıları sırasında arkadaş oldukları Amerikalı Asurbilimci Hermann Von Hilprecht’e hediye edildiği sanılıyor.
Antik AŞ. Müzayede Evi yöneticisi Olgaç Artam, 2004’te Kaplumbağa Terbiyecisi’nin 5 milyon, 2008 yılında ise Bir İstanbul Hanımefendisi’nin de 7.5 milyon liradan alıcı bulduğunu belirterek bu tabloların bugün müzayedeye çıkması durumunda 10-15 milyon lira arasında başlangıç fiyatlarının olacağını söyledi.
Ajanslar
http://img5.mynet.com/ha5/k/kimlik.jpg
Kimlik kaybeden 'gasp edildim' diyor
Son dönemlerde 'içinde kimlik kartımın bulunduğu cüzdanım çalındı' diyerek polis merkezlerine şikâyet edenlerin sayısının artması üzerine, emniyet yetkilileri harekete geçti.
Güncelleme:29 Mart 2010 17:30
Polisler şaşırtıcı yöntemi ortaya çıkardı. Zaman Gazetesi'nin haberine göre, kimlik kartlarını kaybeden vatandaşlar, 69 TL'lik idari para cezasını ödememek için, nüfus müdürlüğü yerine 'gasp edildim' diyerek soluğu polis merkezlerinde alıyor. Böylece idarî para cezasını ödemekten kurtuluyor.Zaman Gazetesi'nin haberine göre, son dönemlerde 'içinde kimlik kartımın bulunduğu cüzdanım çalındı' diyerek polis merkezlerine şikâyet edenlerin sayısının artması üzerine, emniyet yetkilileri harekete geçti. Kısa bir araştırmadan sonra polisler şaşırtıcı yöntemi ortaya çıkardı.
Kimlik kartlarını kaybeden kimi vatandaşların yasada öngörülen idarî para cezasını ödememek için gasp edildiği yönünde suç duyurusunda bulunduğunu tespit etti. Polis merkezine başvuran vatandaşlar, böylece 69 liralık cezayı ödemekten kurtuluyor. 2003 yılında çıkarılan kanuna göre doğal afet, gasp, hırsızlık, yangın ve terör sebebiyle kimlik kaybedildiğinde 69 liralık idarî para cezasının uygulanmaması öngörülüyor.
Ancak yapılan ihbarların tümünü değerlendirmek zorunda kalan polis, ağır bir iş yükünün altına giriyor. Bu da önemli oranda zaman ve işgücü kaybına sebep oluyor. Bu ihbarlar, birçok olumsuzluğu da beraberinde getiriyor. Asılsız ihbarlar sebebiyle gasp, hırsızlık, kapkaç ve yankesicilik gibi suçlarda kâğıt üzerinde yüzde 30-40 civarında bir artış meydana geliyor. Böylece bu suçlar, kayıtlara yüksek oranlı suçlar olarak geçiyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Emniyet yetkilisi, bu şekilde ihbar yapan vatandaşların tespit edilerek 'görevli memuru oyalamak ve yalan beyan vermek' suçlarından haklarında işlem yapıldığını belirtti. Görevli memuru oyalamak ve yalan beyan vermek gibi suçlar için kanunda 3 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.
http://img5.mynet.com/ha5/h/haydar-dumen.jpg
Haydar Dümen'in muayenehanesine baskın
Posta Gazetesi yazarı ve cinsel yaşam uzmanı Dr. Haydar Dümen'in Cihangir'deki bürosu, bugün saat 15.00 sıralarında silahlı bir kişi tarafından basıldı.
Güncelleme:29 Mart 2010 16:49
Posta Gazetesi yazarı ve cinselyaşam uzmanı Dr. Haydar Dümen'in Cihangir'deki bürosu, bugün saat 15.00 sıralarında silahlı bir kişi tarafından basıldı.
Dr. Haydar Dümen içerideyken meydana gelen baskında, saldırganın silahının tutukluk yaptığı belirtildi. Olaydan sonra gözaltına alınan ve Dr. Haydar Dümen'in şikayetçi olduğu saldırgan Hüseyin A., Karaköy Polis Merkezi'ne götürüldü.
Bağkur Borcu Taksitlendirme Nasıl Olur
Sgk bağkur borçları taksitlendirme
Bağkur Borç Yapılandırma
2010 Bağkur Borcu Taksitlendirme
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, borç yapılandırması olmayan veya 5 yıldan az borcu olan sigortalılar yönünden, bu borçların 36 aya kadar tecil ve taksitlendirilebilmesine imkan sağlanması yönünde daha öncesinde olmayan çalışma yaptığını bildirdi.
SGK Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, kuruma borçlu, eski adıyla Bağ-Kur'lu (4-B statüsünde) sigortalı sayısının 3 milyon 239 bin kişi olduğu, bu sigortalılardan 962 bininin hiç borcunun bulunmadığı, 1 milyon 54 bininin ise 2 bin TL'nin altında olmak üzere az miktarda borcu olduğu bildirildi.
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
''Geriye kalan 1 milyon 223 bin sigortalımız içerisinde 2006 yılında 5458 sayılı kanunla ve 2008 yılında 5763 ve 5797 sayılı kanunlarla getirilen borç yapılandırmaları devam etmekte olan sigortalılarla birlikte 5510 sayılı kanunla getirilen imkanla, 1 Ekim 2008 tarihi itibarıyla 5 yılın üzerinde borcu olup borç olan döneme ilişkin sigortalılıkların durdurulması yönünde sosyal güvenlik il/merkez müdürlüklerimizde işlem yapılan sigortalılar da bulunmaktadır. Bu sigortalılarımızın borç yapılandırmaları devam ettiğinden ve 5 yılın üzerinde borcu bulunanlara ilişkin 5510 sayılı kanunla getirilen düzenleme dolayısıyla herhangi bir işlem yapılması söz konusu değildir.
Diğer taraftan borç yapılandırması olmayan veya 5 yıldan az borcu olan sigortalılarımız yönünden de Kurumumuzca bu borçların 36 aya kadar tecil ve taksitlendirilebilmesine imkan sağlanması yönünde daha öncesinde olmayan çalışma yapılmış, ayrıca bu durumdaki sigortalılarımıza borçlarının süresi ve miktarı ile bu borçlarını 36 aya kadar taksitler halinde ödeyebilecekleri konusunda bilgilendirme amacıyla yazılar gönderilmesi için çalışma yapılmaktadır.''
haber7.com
Sokak Şairi
01-04-2010, 10:06
KONTÖRDEN TL'YE YOLCULUK
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı Tayfun Acarer, ''Kontörden para birimine geçiş çok önemli bir tüketici hakkı ve tüketici menfaati. Tüketici görüşmesinin tutarını ve kalan konuşma süresini TL olarak bilecek'' dedi.
AA muhabirine açıklama yapan Acarer, cep telefonu operatörlerinin 1 Nisana kadar ''ön ödemeli görüşmelerde kontör yerine para birimi uygulaması''na geçeceklerini hatırlattı. Kontör uygulamasının ''muamma'' olarak nitelendiren Acarer, hiç kimsenin kontörü tam olarak tarif edemediğini söyledi. Yapılan düzenlemeyle cep telefonu ile yapılan görüşmelerin 1 Nisandan itibaren kontör olarak değil TL olarak tanımlanacağını dile getiren Acarer, şunları kaydetti:
''Kontörden para birimine geçiş çok önemli bir tüketici hakkı ve tüketici menfaati. Tüketici görüşmesinin tutarını ve kalan konuşma süresini TL olarak bilecek. İstenirse, görüşme bedellerinin detayı 6 ay öncesine dönecek kadar verilecek. Faturalı hatlarda bu mümkündü, ön ödemeli hatlarda bu yoktu. Ön ödemeli hatlara da bunun getirilmesi son derece önemli.''
HATLARA EN AZ 5 TL YÜKLENECEK
Ön ödemeli hatların 3 ay içinde 100 kontör yüklenmemesi durumunda 1 ay süre ile aramaya kapatıldığını, 1 aylık sürede yükleme yapılmaması durumunda ise kullanıma kapatıldığını hatırlatan Acarer, vatandaşlardan gelen talep üzerine bu konuda bir düzenleme yaptıklarını söyledi. Operatörlerin aboneleri, en az yaklaşık 20 TL tutarında 100 kontör almaya zorladıklarını anlatan Acarer, şöyle konuştu:
''Aldığımız Kurul kararına göre, 1 Nisandan itibaren ön ödemeli hat kullananların 3 ay içinde yükleme yapmaları gereken miktar 5 TL olacak. Abonelerin 10 TL ve üzeri yükleme yapmaları veya bu abonelere 10 TL ve üzeri transfer edilmesi durumunda hatların aktif kullanılabildiği süre 6 ay olacak.
SİSTEM NASIL İŞLEYECEK?
Kullanıcılar ön ödemeli hatlara yükleme yapmasının ardından, işletmeci tarafından ücretsiz olarak gönderilecek mesajla, şebeke içi ya da şebeke dışı yapılacak görüşmelerin tarife dakika ücretleri ile SMS ve MMS birim ücretleri hakkında bilgilendirilecek.
Ön ödemeli hat kullanıcıları, her bir hizmeti kullanmalarının ardından aldıkları hizmete yönelik olarak kullanım miktarına (saniye ve adet), kullanım tutarına (TL/Kr) ve kalan tutara (TL/Kr) ilişkin bilgilendirme mesajını ücretsiz alabilecek.
Abonelerin en az son altı aylık kullanım detayı bilgilerini alabilmelerine ve ön ödemeli hat abonelerinin aylık kullanım detayı bilgilerini SMS, çağrı merkezi gibi yollarla talep edebilmelerine imkan sağlanacak. Ayrıca abonenin talep etmesi halinde posta yoluyla bu kullanım detayları gönderilebilecek. Aboneler, kullanım detayı bilgilerine, gerekli güvenlik tedbirleri sağlanarak, internet üzerinden de ücretsiz olarak erişebilecek.
AA
http://rsm.turkboard.us/data/thumbnails/8/para11.jpghttp://rsm.turkboard.us/data/media/8/oktbgri-mavi.gifMemura prim müjdesi
Maliye Bakanı Şimşek, sendikalı memurun 10 liralık toplu görüşme primini yeniden vereceklerini söyledi. Böylece, 1 milyon 17 bin memur, 3 ayda bir 30 lira prim alacak
Sosyal haklarının iyileştirilmesini isteyen memurlar, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in kapısını çaldı. Bakan Şimşek, Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen sendikalı memurun 10 liralık toplu görüşme primini yeniden verecekleri müjdesini verdi. Böylece, 1 milyon 17 bin memura 3 ayda bir 30 lira toplu görüşme primi ödenecek. Memurun giyim yardım ödemesi de nakit olarak yapılacak.
Bakan Şimşek'le yaklaşık 1.5 saat görüşen Memur-Sen Başkanı Ahmet Gündoğdu, "Kamuda çalışan sözleşmelilerin kadroya alınması, MEB'de kariyer basamakları ve başöğretmen sınavının yeniden yapılanması, Diyanet'te sözleşmeli Kur'an kursu öğretmenleri, imamlara kadro, şeflere ek ödenek verilmesi gibi taleplerimizi ilettik" dedi. Sendika aidatlarını, yeniden devletin ödemesine imkân veren düzenlemenin, önümüzdeki günlerde Meclis'te görüşülmekte olan bir yasaya yapılacak tek maddelik ekleme ile sağlanması bekleniyor.
ESNAF İÇİN 30 MADDELİK DESTEK
Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, esnafın değişimi ve dönüşümü için ne tür destekler gerektiği konusunda bir strateji belgesi ve eylem planı hazırladıklarını belirterek, "Esnaf değişim dönüşüm strateji belgemiz 7 tane alanı ve bu 7 alandaki 30 tedbiri içeriyor'' dedi. Ergün, "Bu desteklerin kimisi maddi, kimisi teknik, kimisi yönetim, kimisi eğitim destekleridir. Esnaf ve sanatkarın AB programlarından ve desteklerinden yararlanmasıyla ilgili de bir çalışmamız var" dedi.
http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2010/04/01/-ucuz-kredi-bin-kisiyi-kapi-onune-koydurtur--576428.Jpeg
‘Ucuz kredi bin kişiyi kapı önüne koydurtur’
İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, “BDDK Başkanı Bilgin’in dediği gibi ‘ucuza kredi’ veremeyiz. Verirsek kimseye faydası olmaz, bin kişiyi kapıya koyarsın” dedi
Türkiye Bankalar Birliği Başkanı ve İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, elinde kaynak bulunan bankaların ucuza kredi veremeyeceğini söyledi. Özince, İş Bankası’nın 2009 yılı finansal sonuçlarına ilişkin olağan genel kurulu öncesinde bir basın toplantısı düzenledi.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ersin Özince, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) bankaların tahvil ihracına izin vermemesi konusuyla ilgili sorular üzerine, sektörün iyi yönetildiğini, bir anlık politikalarla beğenerek veya beğenmeyerek otoriteyi ve devleti değerlendirmenin usul olmadığını söyledi.
Tahvil konusu...
İş Bankası Genel Müdürü Özince, şöyle devam etti: “Krediler yüzde 2 arttı. Bizde para var. Ama Sayın Başkanın (BDDK Başkanı Tevfik) dediği gibi ucuza kredi de vermem. Veremeyiz. Verirsek faydası olmaz. Hiç kimseye faydası olmaz. İşçisine de faydası olmaz. Verirsen seneye de bin kişiyi kapıya koyarsın. Koymak zorunda kalırsın. Tahvil ihracı konusunu şöyle değerlendirmek doğru olur; tahvil ihracına çıktığınızda Türkiye Cumhuriyeti devletinden Hazine’den bu piyasayı hakikaten söküp almak mevzubahis mi, böyle bir şey kolay mı? Yüzde 100’ü devlet tarafından kullanılan piyasada sanki herkes ’bankalar gelsin tahvil ihraç etsin, alalım’ diye düşünüyor. Unutmayınız ki Türkiye Cumhuriyeti bankaları devletiyle faiz rekabetine girişecektir. Ondan yüksek faiz vermesi gerekecek. Oradan aldığı parayı ne yapacaktır? BDDK bunu tabii ki düşünecektir. BDDK, çok güzel sınav verdiği için çok polemik olmasını arzu etmiyorum.”
İş Bankası bin kişiyi işe alacak
Ersin Özince, İş Bankası’nın son 10 yılda aktiflerini yaklaşık 23 kat büyüttüğünü, enflasyondan arındırıldığında 10 yılda 4 kat büyümenin söz konusu olduğunu, bu dönemde kredilerin 27 kat büyüdüğünü, mevduat artışının ise 22 kat olduğunu bildirdi.
Geçen yıl 2 bin 500 kişiyi işe aldıklarını anlatan Özince, bu yıl problem olmazsa bin kişiyi işe alacaklarını kaydetti. Özince, sektörün geçen seneye şube kapatmalarla başladığını, İş Bankası’nın ise şube açtığını vurgulayarak, “Çok da olumlu sonuçlarını gördük. Yaptığımız yatırımların, adımların karşılığını olumlu olarak alıyoruz” dedi.
‘BASEL MÜDÜRLERİN YETKİSİNİ SINIRLAYACAK’
İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, “2010’da banka genel müdürleri koltuklarında daha rahat mı oturacak?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“Bankaları artık genel müdürleri idare etmiyor desem iyi olur. Çok ciddi organ gelişmeleri var bankacılıkta. Basel II, eğer ilerletilirse en önemli gelişme de o yönde olacak. Bankalarda daha çeşitli kurumsal yapılanma gündeme gelecek. Artık birçok yönetim kurulu ve icra organı ayrı ayrı sorumlu olacak. Banka genel müdürlüğü çok daha formel yapı alıyor. Banka yöneticiliği çok daha kurallaştırılmış esaslara oturuyor. Öyle tecrübeyle yapılan iş olmaktan giderek çıkıyor.”
BDP Değişiklik Paketi İçin Pazarlığa Başladı, AKP’den Yanıt Bekliyor! İşte Pazarlık Şartları
Anayasa teklifiyle ilgili TBMM süreci başlarken AKP, referandum çoğunluğu olan 330’un altına düşmemek, BDP ise bu fırsattan yararlanarak seçim barajının düşürülmesi, küçük partilere Hazine yardımı, Türk Ceza Kanunu (TCK) ile Terörle Mücadele Kanunu’nda TMK) değişiklik taleplerinin karşılanmasını sağlamak için pazarlık kapısını açtı. BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, “Şartlarımızı şu anda maddeler şeklinde sıralamak istemiyor, AKP’nin diyaloğa ve katkıya açık olup olmadığını görmek istiyoruz” derken BDP Grup Başkanvekili Bengi Yıldız, ‘istedikleri yasal değişikliklerin gerçekleştirileceğine ilişkin kamuoyuna açıklama yapılmasını teklife destek için yeterli gördüklerini’ söyledi.
‘Kurmaylar görüştü’ iddiası
BDP önerilerini üç dosya halinde hafta başı AKP’ye sundu. BDP’nin ‘Acil Demokrasi Paketi’ adını verdiği öneriler arasında vatandaşlık tanımının değiştirilmesinden, zorunlu din dersinin kaldırılmasına, anadilde eğitimden Anayasa’nın başlangıç maddesinin değiştirilmesine kadar çok sayıda yeni düzenleme talep ederek, “Taleplerimiz önemli ölçüde kabul edilmezse değişikliğe destek vermeyiz” mesajı iletti. Ancak, bu taleplerin hepsinin yerine getirilmesi durumunda AKP içinde tepkilerin ve firelerin artacağı endişesi oluştu. Bu çerçevede her iki parti kurmaylarının görüşme yaptığı iddiaları kulislerde konuşuldu. Ancak bu iddialar BDP tarafından yalanlandı.
Emeklilere sendika ve memurlara grevli toplu sözleşmeli sendika taleplerinin Meclis’e sunulan değişiklik teklifine eklenmesini olumlu bulan BDP’nin ‘önemli ölçüde’ kriterinin çerçevesi merak uyandırdı. Radikal’in sorularını yanıtlayan Kışanak, “Şu anda maddeler şeklinde sıralamak istemiyor, AKP’nin diyaloğa ve katkıya açık olup olmadığını görmek istiyoruz” dedi. Kışanak, BDP’nin bu kriteriyle ilgili “Tasarının AKP’nin kendi tasarısı değil, bir uzlaşı tasarısı haline dönüşmesi için çaba sarf etmek istiyoruz. Söylemimizi biz diyaloğun önüne geçmeyecek şekilde yumuşak tutmaya çalışıyoruz. Onun için şimdiden verdiğiniz teklif içerisinde ‘şunlar şunlar olmazsa’ diye bir şey koymak yerine teklifimizin tümü bizim açımızdan acil demokratik taleplerdir. Diyalog yoluyla yeni düzenlemeler yapılmasını önemli görüyoruz” dedi.
‘Referandum supabımız’
Grup Başkanvekili Bengi Yıldız’ın verdiği bilgiye göre BDP’nin öne sürdüğü bu kriter, ‘seçim barajının düşürülmesi, Hazine yardımlarının eşit dağıtılması ile TCK ve TMK’nın bazı maddelerinin değiştirilmesi’nden ibaret. Yıldız, “Biz önerilerimizi birkaç güne sıkıştırmıyoruz. AKP çıkıp kamuoyuna bu taleplerimizin yerine getirileceğine ilişkin açıklama yaparsa yine destek veririz. Ancak referandum zamanına kadar bu taleplerin yapılması lazım. Referandum bizim için emniyet supabı. Yerine gelmezse gerekirse kapı kapı gezer, düzenlemenin referandumda reddedilmesini sağlarız” dedi.
BDP, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘seçim barajının düşürülmeyeceği’ açıklamasını da göz önünde bulundurarak ara formül geliştirdi. Öneri paketi içinde bu formülü AKP’ye sunun BDP, yasaya “5 ilde birinci gelen parti barajı aşmış sayılır” ibaresinin konmasının yeterli olacağı görüşünde. Yıldız, “AKP, darbe bildirgesi sunar gibi, bir metin getirip verdi. Mutabakat arıyorlarsa önerilerimizin kabul edilmesi samimiyetlerini ispatlayacak. Biz CHP ve MHP gibi kapıları kapatmadık. AKP’nin bizimle diyalog kurmasını bekliyoruz” dedi.
(radikal)
http://media1.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/Sections-StoryLevel/T%C3%BCrkiye/T%C3%BCrkiye%20Genel/100401-adil%20k%C4%B1l%C4%B1%C3%A7daro%C4%9Flu.widec.jpg
Adil KILIÇDAROĞLU
Kardeşi CHP'den istifa eden Kemal Kılıçdaroğlu, ayrılığı "Hiçbir bilgim yok. Bir kişi bir partide diye herkes o partiden olacak gibi bir kural yok" sözleriyle değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, bir grup vatandaş tarafından protesto edildi.
VAN - İl kongresine katılmak için CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu'na gazeteciler kardeşi Adil Kılıçdaroğlu'nun CHP'den istifasını sordu.
Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Ben de bu sabah gazeteden öğrendim. Hiçbir bilgim yok. Bu ülkede insanlar siyasi düşüncelerini özgürce dile getiriyor.
Haberin devamı ↓reklam
Bir kişi bir partide diye herkes o partiden olacak gibi bir kural yok. İnsanların düşünceleri, yapıları her zaman farklılık gösterebilir. Bizim de buna saygımız vardır.''
GÜNE PROTESTOYLA BAŞLADI
Van'da Cumhuriyet Caddesi'nde esnaf ve vatandaşlarla sohbet eden Kılıçdaroğlu'nu bazı vatandaşlar protesto etti.
Kılıçdaroğlu'nun yanına gelen ve yıllardır CHP'de siyaset yaptıklarını belirten Salih Şahar, CHP kimliğini çıkartarak Kılıçdaroğlu'na vermek istedi.
Şahar, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'dan dolayı CHP kimliği taşımaktan utandığını ifade ederek, şunları söyledi:
''Biz ailece yıllardır CHP'liyiz ama bu kimlikten utanıyorum. Çünkü Deniz Baykal'ın imzası var. Bunu siz kendisine takdim edin. Biz sizin her zaman arkanızdayız. Sizin genel başkan olmanızı da istiyorum. Size her zaman destek veriyoruz ama Sayın Baykal'ın CHP'ye yıllardır verdiği zarardan dolayı partiden kopmak istiyoruz. Çünkü Sayın Baykal CHP'ye yakışmıyor. CHP'li olmaktan utanıyorum. Sayın Baykal'ın siyaseti parti tabanına zarar veriyor.''
Kılıçdaroğlu ise CHP Genel Başkanı Baykal'ın yarın yapılacak il kongresine katılmak üzere Van'a geleceğini belirterek, ''Siz de kongreye gelin. Sayın Baykal'ın bu bölge için, Van için düşündükleri nelerdir, eylemleri nedir, bütün bunları öğrenin. Ondan sonra beğenmezseniz, yine partiden ayrılabilirsiniz'' diyerek, Şahar'ı sakinleştirmeye çalıştı.
Bu arada, caddede toplanan bir grup da ''Ergenekon dosyalarını da ortaya çıkar, burada söylediklerini kürsüde de söyle, Kürtleri sevmiyorsanız, içlerinde ne işiniz var'' diyerek, Kılıçdaroğlu'na tepki gösterdi.
Tepkiler karşısında sessizliğini koruyan Kılıçdaroğlu, CHP İl Başkanlığı'na geçti.
Burada bir gazetecinin, ''Sokaktaki tepkileri nasıl karşılıyorsunuz?'' yönündeki sorusuna Kılıçdaroğlu, şu yanıtı verdi:
''Tepki olabilir. Her vatandaşın düşüncelerini özgürce açıklamasına inanan bir siyasi partiyiz. Bizi beğenen de olabilir beğenmeyen de ama beğenmedi diye o insanları yadırgamak, tepki göstermek doğru değil. Benim anlayışıma da uygun değil. İnsanlar düşüncelerini söylüyorlar. Hepimizin saygı duyması gerekir. Bize 'sürekli neden muhalefet ediyorsunuz?' diye bir eleştiri var. Biz ana muhalefet partisiyiz fakat iyi yönde yapılan şeylere de olumlu bakıyoruz, destek veriyoruz. Örneğin daha önce 1982 Anayasası'nın çok sayıda maddesine CHP destek vermiştir. Hatta Tayyip Bey'in parlamentoya girmesi için halkın verdiği oylara saygı duyularak önü açılmıştır. Milletvekili olarak parlamentoya girmiş ve Başbakan olmuştur. Bu, CHP'nin sayesinde olmuştur ama biz bunu Tayyip Bey olsun diye değil, demokrasi kazansın diye yaptık. Olumsuz olan şeylere de CHP doğal olarak tepki gösterecektir.''
EVET DOĞU'YA AZ GELDİK, VATANDAŞLA KAYNAŞMADIK
Kılıçdaroğlu, bir gazetecinin, ''CHP'nin bölgeyle ilgili bir programı var mı?'' şeklindeki sorusunu ise şöyle yanıtladı:
''Biz bu bölgeye her zamankinden daha fazla yatırım yapılmasını istiyoruz. Buradaki işsizliğin, yoksulluğun giderilmesi gerekir. Bunları çözmeden mutlu insanları, barış içerisinde yaşayan Türkiye'yi yakalayamazsınız. CHP olarak 1989 yılında 'Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve Çözüm Önerileri' adlı bir kitapçık yayımlamışız. Başka bir siyasi partide, bu bölge ile ilgili sorunları ve çözüm önerilerini anlatan böyle bir çalışma göremezsiniz. Fakat bizim bu bölgedeki sorunumuz, biz bu bölgeye daha az geldik, vatandaşlarla daha fazla kaynaşmadık. Onlara kendi çözümlerimizi, önerilerimizi yeteri kadar anlatamadık. Biz bireysel hak ve özgürlüklere bir sınır getirilmesini hiçbir zaman istemedik. Özgürlük alanının genişletilmesini her zaman istedik. Bizim açımızdan bu konularda herhangi bir sorun yok.''
Sokak Şairi
05-04-2010, 10:09
DSP Genel Başkanı Masum Türker, ''Beni çekemeyenler 'ben Müslümanım' dedim diye istifaya çağırıyorlar. Ben doğduğum günden beri Müslümanım, solcuyum. Var mı diyeceğiniz?'' dedi.
Partisinin Gala Yaşam Merkezi'ndeki Balıkesir İl Kongresi'ne katılan Türker, konuşmasında, memur ve emekliye 230 lira civarında zam yapılması durumunda, piyasaların canlanacağını ifade etti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Avrupa Birliği'ne ''Köylü sayısını azaltacağım'' sözü verdiğini ileri süren Türker, ekonomideki canlanma için gerekenlerden birinin de çiftçiye yardım olduğunu söyledi.
DSP Genel Başkanı seçildiğinde, kendisiyle ilgili birçok iddianın ortaya atıldığını ifade eden Türker, ''Hakkımda 'Süryani' diye yazdılar. Allah'a şükür Müslümanım. Süryanilerle beraber yaşadık, onlar da çok iyi insanlardır. Beni çekemeyenler ben Müslümanım dedim diye istifaya çağırıyorlar. Ben doğduğum günden beri Müslümanım, solcuyum. Var mı diyeceğiniz?'' diye konuştu.
AA
Sokak Şairi
05-04-2010, 11:08
Daha önce 3 dakikası 1 kontöre yani 20 kuruşa konuşan Tokaç, dün itibariyle 3 dakikada 30 kuruş azaldığını fark etti. Birkaç konuşma daha yaparak 20 kuruş yerine 30 kuruş düştüğünü teyit ettiğini belirten Tokaç, "Vodafone müşteri hizmetlerini arayıp 'niye yüzde 50 daha fazla alıyorsunuz?' diye sordum. Bana dedikleri 'tarifelerde bu tür değişiklikler yapılabilir.' oldu. Ben de Tüketiciler Birliği'ne operatörü şikayet etmeye karar verdim." dedi.
Ön ödemeli hatlarda 1 Nisan'dan sonra kontör yerine kuruşlu dönem başladı. Cep telefonu şirketleri kontör yerine TL tarifeleriyle tüketicinin karşısına çıkarken, 50 milyonu bulan kontörlü hat kullanıcısının kafası karıştı. Onlarca tarifenin bulunduğu cep telefonlarında vatandaşlar kontörlü dönemdeki maliyetle konuşup konuşmadığını merak ediyor. Tüketiciler Birliği'ne gelen şikayetler de yüzde 50 zam yapıldığı yönünde oluyor.
Kontörlü dönemden kuruşlu ödemeye geçişteki oyunu fark eden İstanbul
Başakşehir Devlet Hastanesi Başhekimi Mahmut Tokaç, Vodafone kartı kullandığını ve tarifesinin yüzde 50 zamlandığını belirtti. 1 Nisan öncesindeki kontörlü dönemde 3 dakikasını 1 kontöre yani 20 kuruşa konuştuğunu kaydeden Tokaç, "3 dakika da konuşsam 1 dakika da konuşsam 20 kuruşluk kontör harcıyordum. 1 Nisan'dan sonra bunun değiştiğini gördüm. Kısa bir konuşma yaptım. 8.70 lira yazdı. Her konuşmada 30 kuruş 30 kuruş düşüyor." şeklinde konuştu.
Konuyu şikayet için Vodafone müşteri hizmetlerini aradığını belirten Başhekim, yetkiliyle konuşmasını anlattı: "3 dakikası 1 kontör 20 kuruştu. 3 dakikası 30 kuruş yani 1,5 kontör olmuş dedim. Haber vermeden yüzde 50 zam yaptınız dedim. Müşteri hizmetleri yetkilisi de 'biz bunu yapabiliriz. Sözleşmenizde bu madde var' yanıtını verdi. Firmaya bir yazı yazıp Tüketiciler Birliği'ne şikâyet edeceğim."
Kuruşlu değil, zamlı konuşma haberi - Eko Gündem haberleri - Ekonomi Haberleri - ekorent.com - (http://www.ekotrent.com/haber/20100404/Kuruslu-degil-zamli-konusma.php)
Bölücü terör örgütü PKK’nın ilaç paralarını SGK ödediği ortaya çıktı.
http://img5.mynet.com/ha5/s/sgk-kotu.jpg
Skandal Ankara’yı karıştırırken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, olayı incelemek üzere Güneydoğu illerine tam 20 müfettiş gönderdi. Ankara’yı karıştıran PKK skandalının ayrıntıları şöyle:
“Kısa bir süre önce SGK Başkanlığı’na bir ihbar mektubu geldi. İhbar mektubunda, Diyarbakır, Şırnak başta olmak üzere bazı Güneydoğu illerinde, aralarında doktor ve eczaların bulunduğu bir çetenin, PKK’ya katılan örgüt üyelerinin kimliklerinin kullanılarak, sahte evraklarla devletten ilaç alındığı ve bu ilaçlarında yine kaçak yollarla Kandil’e gönderildiği öne sürüldü. İhbar mektubundaki iddialarla ilgili olarak ön inceleme yapan SGK müfettişleri, olayın doğru olduğunu tespit etti. Bunun üzerine, SGK derhal olaya el koyarak, Güneydoğu illerindeki tüm ilaç alımlarını incelemeye aldı. SGK skandalın büyüklüğü nedeniyle sadece Diyarbakır’daki alımları incelemek için 20 müfettiş gönderdi. Diğer illerde de değişik sayılarda müfettişler bu olayı araştırıyor.”
-mynet-
İnsanoğlu düşüp şaşıp hayatında birkezde olsa 118'i arayıp şu kişinin numarasını alacaktım demiştir mutlaka Önce konuşmaya mecali kalmamış birisi çıkar, ardından size lüzumsuz sorular sorar, sonrasında lütfen takip edin diye başlayan bir telesekretere yönlendirir sizi ve işin yoksa bekle ki söylesin sana numarayı... İşte bütün bu geçen zamanda siz inanın Amerikayı arasanız daha ucuza malolur. Nasıl yani diyorsanız hemen açıklayayım... arama yapan kişinin numarasına göre (sabit veya GSM operatörü) ücretlendirme farklı periyotlara göre tespit ediliyor. Şu anda aktif olan 118XY’li rehberlik hizmeti verenlerde bu süre 6, 15, 20, 30 veya 60 saniye olarak uygulanıyor. Bu sürenin kısa olması tüketicinin lehine. Örneğin 60 saniyelik ücretlendirme yapan bir rehberlik hizmetini aradığınızda, toplam görüşmeniz 1 dakika 1 saniye sürdüğü zaman, 2 dakika üzerinden ücretlendiriliyorsunuz. Veya aynı ücretlendirme periyodunda görüşmeniz 10 saniye bile sürse, faturanıza 1 dakikalık görüşme maliyeti olarak yansıyor. Periyot ne kadar düşük tutulursa, bu, tüketicinin ne kadar görüşme yaptığıysa sadece o kadar ücretlendirilmesini sağlıyor. TT ve GSM operatörlerinin de kendi aboneleri için sunduğu bilinmeyen servis numaraları bulunuyor. Bu servislerden TT’nin 118 11’inde sadece sabit telefonlar, Turkcell’in 118 32, Avea’nın 118 55 ve Vodafone’un 118 42 hatlarında da sadece kendi abonelerinin sorgulaması yapılabiliyor.
http://img5.mynet.com/ha5/s/sari-isik.jpg
Balyoz Soruşturmasında 4 tutuklama
Tümgeneral Dalay, Emekli Org. Sarıışık, emekli Tümg. Karababa, emekli Kurmay Albay Can tutuklandı; Deniz Kurmay Yarbay Uçar ve Emekli Yüzbaşı Mehmet Ulutaş tahliye edildi.
Güncelleme:07 Nisan 2010 07:42"Balyoz Darbe Planı" soruşturması kapsamında mahkemeye sevk edilen emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, emekli Tuğgeneral Nuri Ali Karababa ve emekli Albay Mümtaz Can tutuklandı. Mahkemeye sevk edilen emekli Yüzbaşı Mehmet Ulutaş ise serbest bırakıldı.
Daha önce İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Oktay Kuban tarafından sorgulandıktan sonra serbest bırakılan ve savcıların itirazı üzerine aynı mahkemenin heyetince hakkında yakalama emri çıkarılan Tümgeneral Dalay da akşam saatlerinde tutuklanmıştı. Deniz Kurmay Yarbay Ertuğrul Uçar ise tahliye edilmişti.
mynet
http://img5.mynet.com/haber/haber-detay-kucult.png (javascript:changeFontSize(-2);) http://img5.mynet.com/haber/haber-detay-buyut.png (javascript:changeFontSize(2);)
http://img5.mynet.com/ha5/h/hakkari-uyusturucu.jpg
Kirli işlerine çocuklarını alet ettiler!
Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde yol kontrolleri yapan polis ekipleri, anne başta olmak üzere 9 ve 13 yaşlarındaki çocukların beline sarılı 13 kilo 600 gram eroin ele geçirildi.
Güncelleme:07 Nisan 2010 08:31Yapılan açıklamaya göre, Hakkari İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Yüksekova-Van karayolu üzerinde yapılan kontrollerde, şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan bir firmaya ait otobüs durdurularak ama yapıldı.
Yolcular arasında durumlarından şüphelenilen baba O.Y., anne C.Y., 9 yaşlarındaki kızları H.Y., ile 13 http://img5.mynet.com/ha5/h/hakkari-uyusturucu200.jpgyaşlarındaki kızları F.Y. isimli şahısların yapılan üst aramalarında, anne C.Y.'nin üzerinde 6 kilo 100 gram, 9 yaşlarındaki H.Y.'nin beline sarılı vaziyette 3 kilo 996 gram ve 13 yaşındaki F.Y.'nin beline sarılı vaziyette darılığı ağırlığı 3 kilo 504 gram olmak üzere toplam 13 kilo 600 gram eroin maddesi ele geçirildi.
Küçük yaştaki çocuklar serbest bırakılırken, baba O.Y. ile anne C.Y.'nin sevk edildikleri mahkeme tarafından tutuklandıkları bildirildi
İHA
http://img5.mynet.com/ha5/p/pkk.jpg
PKK'nın kirli işleri
PKK'nın, finansman krizini aşmak için İran'daki uyuşturucu faaliyetlerini yoğunlaştırdığı belirlendi.
Güncelleme:07 Nisan 2010 07:11ANKARA (A.A) - Avrupa ülkelerince yakın takibe alınan ve aralıksız sürdürülen operasyonlar sonrasında güç durumda kalan terör örgütü PKK'nın, finansman krizini aşmak için İran'daki uyuşturucu faaliyetlerini yoğunlaştırdığı belirlendi.
Terör örgütüne yönelik İran'da gerçekleştirilen operasyonda dört terörist yakalandı, bir terörist öldürüldü. Operasyonda 270 kilo esrar maddesi ve 700 bin dolar ele geçirildi.
İran güvenlik güçlerince daha önce yakalanan bir terör örgütü mensubunun ifadelerinden yola çıkarak PKK/PJAK'a yönelik Mahabad ve Urumiye kentlerinde eş zamanlı operasyon düzenledi. Örgütün hücre evlerine yönelik gerçekleştirilen operasyonlarda, PKK adına bölgede uyuşturucu ticaretini yönlendiren Mehmet Fehim Kurban ile kendisine yardımcı olan aynı aileden Caziye, Efsane ve Fethullah Dervişzade isimli örgüt mensupları yakalandı.
Selamas kırsalında ise güvenlik güçleri ile uyuşturucu tacirleri arasında çıkan silahlı çatışmada terör örgütünün uyuşturucu ticaretinden sorumlu olduğu belirlenen ''Şiyar'' kod adlı Ulaş Aslan öldürüldü.
Teröristlerin gizlendikleri hücre evlerinde yapılan aramalarda, 270 kilogram esrar ve yaklaşık 700 bin dolar paranın yanı sıra, çok sayıda örgütsel doküman da ele geçirildi.
Terör örgütünün bölgedeki uyuşturucu ticaretini yönlendirdiği öne sürülen Caziye, Efsane ve Fethullah Dervişzade ile Mehmet Fehim Kurban'ın, Mahabad Mahkemesi tarafından ''Terör örgütü adına uyuşturucu satmak, silahlı eylem yapmak, cinayet, silahlı gasp ve teröre başvurmak, adam kaçırmak, bölge halkını tehdit etmek ve İran'daki karşı devrimci gruplarla işbirliği yaparak ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan terörist eylemlerde bulunmak'' suçlarından ''idam cezası'' istemiyle yargılanacakları kaydedildi.
mynet
http://img5.mynet.com/ha5/r/ridvan-dilmen2.jpg (http://www.dostyakasi.com/detay/foto-analiz/ask-takibinde-ozel-telekulak/504479/3#haber-baslik)
TARİFE, 10 BİN LİRADAN BAŞLIYOR Reklam ajansı adı altında çalışan ‘özel telekulak’ çetesine baskın yapıldı, 31 kişi gözaltına alındı. 10 bin liradan başlayan ücret karşılığında telefonları dinleyen çete üyeleri ile onlara para karşılığı hizmet veren bir GSM şirketinin bazı yönetici ve çalışanları da gözaltında.
RIDVAN’A 15 YIL HAPİS İSTENEBİLİR
Rıdvan Dilmen’in, eşi ile kadın spor yazarı N.Y.’yi dinlettiği öğrenildi. Dilmen, N.Y.’nin tüm telefonlarının dökümünü aldı. Dosyada antrenör Abdullah Avcı’yla görüşme de var. Dilmen’e 15 yıl hapis istenebilir.
VELİAHT GÜRAL EŞİNİ İZLETTİ
Güral Porselen’in veliahtı Erol Güral da gözaltında. Güral’ın, boşanma davası açan eşi M.T.G.’yi çeteye takip ettirdiği ortaya çıktı. Çete, M.T.G.’yi avukat sevgilisiyle görüntüledi, polis kayıtlarına girsin diye araçtayken kaza bile yaptırdı.
İKİ İŞADAMI DA YAKALANDI Şarkıcı sevgilisini dinleten işadamı Ahmet Kaşıbeyaz gözaltına alınırken, oğlu Murat Kaşıbeyaz’ın da 130 bin liraya eski eşi Binnaz Avcı’yı dinlettiği belirlendi. Çeşme Sheraton Oteli’nin ortağı Ali Dilek ise ek inşaatına ruhsat vermeyen dönemin belediye başkanına teknik takip yaptırdığı gerekçesiyle yakalandı.
Telekulak çetesine ‘Şeytan’ karıştı!
İstanbul Polisi’nin bir ihbar üzerine başlattığı araştırmada, “Şeytan” lakaplı eski milli futbolcu ve spor yorumcusu Rıdvan Dilmen’in, gazeteci sevgilisi N.Y. ile eşi Ayşe Nur Dilmen’in telefonlarını, emekli ve görevden atılan polislerden oluşan bir çeteye dinlettirdiği ortaya çıktı. Dilmen’in eski gol kralı Tanju Çolak’a ait kayıtları da aldığı bildirildi. Bir GSM operatörünün üst düzey yöneticisi ve çalışanı ile işbirliği yapan çetenin, büyük paralar karşılığı zengin ve ünlü kişilere “telekulak hizmeti” sunduğu belirlendi. Polis, Dilmen’in de aralarında bulunduğu 27 kişiyi gözaltına aldı
İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, bir ihbar üzerine başlattığı araştırmaları sonucunda, kendisini bazen İstihbarat elemanı, bazen de bir GSM operatöründe üst düzey yönetici olarak tanıtan Mehmet Yanık’ın, Zafer Çalışkan ile meslekten ihraç edilen eski komiser Ahmet Akan, emekli polis memurları Ahmet Çınar, Yılmaz Mehmetoğlu ve polis memuru Osman Özakşehir ile Reka Reklam adı altında bir danışmanlık şirketi kurduğunu belirledi.
PARAVAN AJANS
Takibi geliştiren polis, danışmanlık hizmeti verdiği ileri sürülen Reka Reklam’ın bazı işadamları ile spor camiasının ünlü isimlerine ‘telekulak’ hizmeti verdiğini tespit etti. Yanık’ın liderliğini, Çalışkan’ın ise yardımcılığını yaptığı çetenin, bir GSM operatörünün bilgi işlem bölümünde çalışan Fatih Bilir ve üst düzey yöneticisi Ulaş Öztürk ile işbirliği yaptığı da tespit edildi. Çete, kendilerinden şüphe duydukları eşleri ya da sevgililerinin telefon kayıtlarını isteyen ünlü isimlere, bu dökümleri iki GSM görevlisinin yardımıyla büyük paralar karşılığında temin etti. Ayrıca yine takip edilmesi istenilenler, adım adım izlenerek fotoğraflandırıldı ve telefonları kayda alındı. Çeteden telefon kaydı ve dinleme isteyenler arasında spor yorumcusu “Şeytan” lakaplı Rıdvan Dilmen, Kütahya Güral Porselen’in sahibi Rıza Güral’ın oğlu Erol Güral, Florya Kaşıbeyaz Restoran’ın sahibi Ahmet Kaşıbeyaz, Çeşme Sheraton Oteli’nin ortaklarından Adil Dilek gibi ünlü isimlerin olduğu da ortaya çıktı. Dilmen’in sevgilisi spor yazarı N.Y. ile arkadaşı Tanju Çolak’ın telefon kayıtlarını da aldırdığı, Erol Güral’ın boşanma aşamasında olduğu eşi M.T.G.’yi avukatı S.T.A. ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle takip ettirip dinlettirdiği tespit edildi. Gece gündüz iz süren polis, dün sabah ‘şafak’ vaktinde operasyon için düğmeye bastı. İstanbul, İzmir, Antalya ve Kütahya’da eş zamanlı baskınlar düzenleyen polis, çete lideri Mehmet Yanık, yardımcısı Zafer Çalışkan, eski komiser Ahmet Akan, emekli polis memurları Ahmet Çınar, Yılmaz Mehmetoğlu ve polis memuru Osman Özakşehir ile Ulaş Öztürk, Fatih Bilir, Adil Dilek, Ahmet Kaşıbeyaz, Erol Güral ve Rıdvan Dilmen’in de aralarında bulunduğu 27 kişiyi gözaltına aldı. Olayda 150 müşteki olduğu, şüpheli sayısının ise 55’i bulacağı bildirildi.
RIDVAN EVİNDEN ALINDI Sarıyer’deki evinden sabah erken saatlerde gözaltına alınarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen eski ünlü futbolcu ve spor yorumcusu Rıdvan Dilmen’in telekulak çetesiyle yolları, spor yazarı olan sevgilisi N.Y.’nin kendi şirketine kayıtlı cep telefonundan kimlerle konuştuğunu bilmek istemesiyle kesişti.
Rıdvan Dilmen, 2008 yılında çete lideri Mehmet Yanık aracılığıyla bir GSM operatörünün bilgi işlem sorumlusu Fatih Bilir’den N.Y’nin telefon dökümlerini aldı.
Rıdvan Dilmen dedikodusunu yapan kişileri de dinletmiş
Eski milli futbolcu ve spor yorumcusu Rıdvan Dilmen’in sevgilisinin dışında çete liderine 3 adet telefon numarası vererek bu telefon numaraları arasında görüşme veya mesajlaşma olup olmadığının belirlenmesini istediği de ileri sürüldü. Rıdvan’ın bu isteğinin kısa sürede çete üyeleri tarafından yerine getirildiği ve bu yönde hazırlanan raporun kendisine iletildiği de belirlendi. Çete liderinin görüşme içeriğiyle ilgili olarak Rıdvan’a “Valla dedikodu seni de çekiştiriyorlar senin hakkında bi şeyler konuşuyorlar” dediği, Rıdvan Dilmen’in de cevaben, “Kötü bir şey söylüyorlar mı?” diye sorduğu teknik takibe takıldı.
Antrenör Avcı’nın kayıtları da çıktı Dilmen, sevgilisinin ağabeyi, babası ve annesinin yanı sıra, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Futbol Kulübü antrenörü Abdullah Avcı ile sevgilisiyle irtibatlı olduğu belirtilen bir gazetenin spor müdür yardımcısı Fuat Ercan, spor muhabiri Alper Hamitoğlu, Hülya Haraç ve Sevinç Çiftçi’nin de telefon dökümlerini temin etmiş.
Nafaka vermemek için eşini önce dinletti, sonra izletti!
Kütahya Güral Porselen’in sahibi Rıza Güral’ın oğlu Erol Güral da, eşi M.T G’yi avukat S.T.A ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle çeteye takip ettirdi. Dünkü operasyonda gözaltına alınan Güral da iddiaya göre, Üsküdar 3. Aile Mahkemesi’nde boşanma davası sürerken eşinin avukatıyla ilişkili olduğundan şüphelendi.
‘YASAK AŞK’ İDDİASI Yine iddiaya göre, Güral boşanma davası sonunda nafaka ödememek için Adil Dilek ve Ahmet Kaşıbeyaz’dan yardım istedi. 10 Ocak 2008 günü Adil Dilek, Ahmet Kaşıbeyaz, Ömer Yaprak, Saadettin Ulubay ve Mehmet Yanık ile Florya Kaşıbeyaz Restoran’da bir araya geldi. Bu görüşmede Yanık, bilgi işlem uzmanı Fatih Bilir aracılığıyla elde ettiği genç kadına ait telefon kayıtları ile adres bilgilerini Erol Güral’a ulaştırdı. Yanık ayrıca, Fatih Bilir’den M.T.G.’nin teknik olarak takip edilmesini ve bulunduğu yerlerin kendisine bildirilmesini istedi. 2008 yılı Şubat ayı başında ise Yanık, Bilir’in verdiği bilgiler doğrultusunda genç kadını fiziki takip etmeleri için Zafer Çalışkan, Selahattin Çuhadar ve Kadir Çelebi’yi görevlendirdi. Takiple görevli olan ekip de, M.T.G’yi ve avukat S.T.A.’yı fiziki olarak daha etkin bir şekilde takip edebilmek için eski polis Ahmet Akan ile buluştu. 19-23 Şubat tarihleri arasında da M.T.G. ve avukat S.T.A., Fatih Bilir’den alınan anlık baz bilgileri sayesinde 6 kişi tarafından fiziki olarak takip edildi. Gizli görüntüleri alındı.
23 Şubat günü genç kadın ile avukatın Dedeman Oteli’nden çıkışları, çete üyeleri tarafından saniye saniye görüntülendi. Bu görüntüler bir gün sonra Erol Güral’a teslim edildi.
SEVGİLİYİ TEHDİT!
Bu takibin ardından Fatih Bilir’e 30 bin dolar verildiği, ayrıca gizli görüntülerin eşi ve babasına gönderilerek Avukat S.T.A.’ya şantaj yapıldığı da ortaya çıktı. Bu gelişmeler üzerine avukat S.T., aynı yılın mart ayı başında ilişkisini bitirmesi için örgüt üyeleri tarafından tehdit edildi.
Kaşıbeyaz’ın sahibi, eşi Binnaz Avcı’ya güvenmemiş! Kaşıbeyaz Restoranları’nın sahibi Murat Kaşıbeyaz’ın da çeteyle bağlantıya, 5 Mart 2008 tarihinde evlendiği sinema sanatçısı Binnaz Avcı’yı evlilik öncesi takip ettirmek için geçtiği ortaya çıktı. Binnaz Avcı ile Murat Kaşıbeyaz 16 ay evli kaldı.
Kaşıbeyaz, 5 Mart 2008 tarihinde dünya evine girdiği Avcı’yı nikâh öncesi hemen teknik takibe aldırdı. 31 Temmuz 2009 tarihinde biten evlilik öncesindeki “telekulakta” çete lideri Mehmet Yanık ile Zafer Çalışkan, Fatih Bilir ve Ulaş Öztürk görev aldı. İşadamı Kaşıbeyaz’ın, çeteye 14 yaşındaki kızı S.’yi de dinlettiği ortaya çıktı. Murat Kaşıbeyaz’ın çete lideri Mehmet ile yaptığı bir telefon görüşmesinde kızından bahsederek, “Böyle bir mesajı 14 yaşındaki bir kız nasıl atar” dediği, çete liderinin de kızın kendisini son zamanlarda toparladığı yolunda bilgiler verdiği ileri sürülüyor.
Mehmet Yanık’ın aynı dönemde, Kaşıbeyaz Restoran’da verilen yemekleri de dinlemeye aldığı iddia edildi.
GSM operatörü: Birkaç çalışanla ilgili
Operasyonda adı geçen şirket ise soruşturmanın birkaç çalışanla ilgili yürütüldüğünü açıkladı. Yapılan açıklamada, “Konunun şirketle ilgili olmadığı belirtilmiş, ancak şahısların işyerlerindeki çalışma ortamlarında bilgi toplama amaçlı arama yapılmıştır” denildi.
Ünlü otelcinin hedefi ise ruhsat vermeyen belediye başkanı Çeşme Sheraton Oteli’nin ortaklarından Adil Dilek, otele yapılan ek inşaat için 2008 yılı Nisan ayında belediyeden ruhsat almak istedi. Ancak iddiaya göre otelin müdürü Abdullah Aküzüm, Çeşme Belediyesi eski Başkanı Nuri Ertan’ın otelin ruhsatının alınmasını engellediğini düşündü. Bunun üzerine ikili durumu Mehmet Yanık’a anlattı. Yanık da Fatih Bilir’den aldığı teknik bilgiler ışığında, Nuri Ertan’ın ilişkide bulunduğu kişileri araştırdı ve bu bilgileri Aküzüm’e verdi.Mehmet Yanık ve Fatih Bilir, Çeşme Belediye Başkanı Ahmet Faik Tütüncüoğlu’nun özel hayatıyla ilgili bilgileri de araştırdığı.
Bu süreçte Adil Dilek, Abdullah Aküzüm ve Mehmet Yanık’ın, Çeşme Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Grup Amirliği’nin yaptığı araştırmayı da engellemeye çalıştığı iddia edildi.
Tanju da nasibini aldı!
Dilmen ayrıca, eski gol kralı Tanju Çolak’ın telefon kayıtlarını da aynı çete aracılığıyla aldı. İddiaya göre Çolak, Dilmen’in N.Y. ile aşk yaşamasından rahatsız oldu. Samimiyetleri doğrultusunda da bir sohbet ortamında bunu dile getirdi. Bu sohbeti N.Y. duyarak, Tanju Çolak’a ‘Neden böyle konuştun?’ diye sitem etti. Çolak da Dilmen’i arayarak aralarında geçen konuşmayı N.Y.’ye anlatmasından dolayı kızdı. Bunun üzerine Dilmen, Tanju Çolak’ın söylediklerini N.Y.’ye ispat etmek için, yakın arkadaşının telefon kayıtlarını da aldı.
Kral, müşteki olarak ifade verdi
Çeteye yönelik operasyonun başlamasından yaklaşık 3 saat sonra ise eski futbolcu Tanju Çolak, İstanbul Organize Şube Müdürlüğü’ne geldi.Müşteki olarak ifade veren Çolak, gazetecilere, “08.30’da beni aradılar. Gelip ifade verdim. Benimtelefonlarımı dinlemişler. Mağdur olarak geldim. Şikâyetçi misiniz dediler. Şikâyetçi oldum. Bu olay futbolla, şikeyle alakalı değil. Gizlilik kararı var konuşamıyorum” dedi. Çolak basın mensuplarının “Rıdvan’dan şikâyetçi oldunuz mu?” sorusuna ise “Rıdvan benim arkadaşım. Şikâyetçi olmadım. Ben buraya geldiğimde Rıdvan’ın olduğunu bilmiyordum. Öğrenince Rıdvan’a avukatımı gönderdim” diye cevap verdi.
mynet
http://img5.mynet.com/ha5/d/dogan-colasan.jpg
Aydın Doğan'dan Emin Çölaşan itirafı
Aydın Doğan, yazar Emin Çölaşan'ın Hürriyet Gazetesi'nden gönderilmesi konusunda ilk kez net bir açıklama yaptı.
Güncelleme:07 Nisan 2010 10:17Doğan, "Emin Çölaşan 'ya gazete yönetimi ya ben' dediği için gönderildi. Kendisini son zamanlarda tanrı gibi görüyor, 'ben dokunulmazım' diyordu" dedi. Doğan, "Bu hükümete ne kadar daha dayanacaksınız?" sorusuna ise, "İçimdekileri söylesem dilime dolaşır, ızdırap olur" karşılığını verdi. Doğan, çok yanlışları olduğunu, keşke yapmasaydım dediği çok şey bulunduğunu da ifade etti.
Aydın Doğan, Bursa'da Gazeteciler Cemiyeti ile Nilüfer Belediyesi'nin işbirliğiyle düzenlenen Aydınlarla Yüzyüze Söyleşisi'ne konuk oldu. Söyleşide gazete sahibi olmaktan keyif aldığını dile getiren Doğan, "Gazeteciliğin zor tarafı yansız, bağımsız, tarafsız olmaktır. Şimdi moda yandaş ve karşıt medya. Biz ikisi de değiliz. Biz tarafsız şekilde gazetecilik yapıyoruz. Gazete patronu olmanın hazzını duyuyorum. Gazeteciliği meslek haline getirdik. Yayıncılığı birinci iş olarak kabul ediyoruz. Bu işten para kazanacağız diye yatırımlar yapıyoruz. Diğer işler için kullanmıyoruz. Biz bu işten para kazanıp, bu işte büyümek istiyoruz. Çocuklarıma da söylediğim bu işin birinci meslek haline getirilmesidir. İhale, siyasi baskı, okazyon için kullanmıyoruz. Eğer kullanırsanız tirajınız kalmaz. Şimdi yazılı medyanın yerini internet medyası almaya başladı. O konuda da Türkiye'nin önündeyiz. Yazılı basından kaybettiğimizi internette almaya çalışıyoruz" dedi.
Gazeteciliği parası az, fiyakası bol bir meslek olarak nitelendiren Doğan, "Eğer gazeteciliği adam gibi yaparsanız en şerefli meslektir. Haliyle gazete patronluğunun manevi hazzını yaşıyorum. Benim gibi 30 senedir bu işi sürdüren, aynı gazetenin sahibi olan kişi de kalmadı. Hangi siyasi görüşe sahip olursanız olun, objektif, kendi görüşünüzü katmadan yazmalısınız" diye konuştu.
Aydın Doğan, hükümeti eleştirirken doğru olanları da yazdıklarını ifade ederek, dış ilişkilerde komşularla olan gelişmeleri, ilişkileri başarılı bulduğunu kaydetti. Doğan, bir soru üzerine CHP'li bir aileden geldiğini, babasının CHP İlçe Başkanlığı yaptığını hatırlatarak, "1954'ten sonra kutuplaşma başladı. Ancak son zamanlarda arttı. O zamanlar bu oranda değildi. Bunda medyanın de kabahati var. Birinin ak dediğine diğeri kara diyor" şeklinde konuştu.
"EMİN ÇÖLAŞAN KENDİNİ TANRI GİBİ GÖRÜYORDU"
Aydın Doğan, "Emin Çölaşan ile neden yollarınızı ayırdınız?" sorusuna ise şu cevabı verdi:
"Emin Çölaşan içimde bir yaradır. Ailem, çevremdekiler karşı çıktı. Emin'in gazeteden uzaklaşmasının en önemli sebebi; 'ya ben ya gazete yönetimi' dedi. Satılık basın, mütareke basını diyordu. 'Emin çık söyle, bunu kime diyorsun. Bana diyorsan cevap vereyim' diyordum. Hürriyet için söylemiyorum diyordu. Tabiri caizse Babıali puştluğu yapıyordu. 30 yıl beraber çalıştık. Ama son zamanlarda gazeteyi tutsak almaya başladı. Kendisini tanrı olarak görüyor, ben dokunulmazım diyordu. Kesinlikle hükümet aleyhine yazı yazma demedim. 'İ. Melih yazıyorsun, 110 bin dolar tazminat ödedim. Her gün tazminat mı ödeyeceğim' dedim. 28 yıl aynı kaderi paylaştık, tasada sevinçte birlikteydik."
Doğan, bir soru üzerine kendisinin de çok yanlışları olduğunu kaydederek, "Çok yanlışlarımı biliyorum, keşke yapmasaydım dediğim çok şey var" şeklinde konuştu.
"BEN TARAF DEĞİLİM"
Doğan, "Bu hükümete ne kadar dayanacaksınız?" sorusuna ise, "Ne kadar dayanacağımı söylemek istesem içimdeki dilime dolaşır ızdırap olur. Ben taraf değilim, kimsenin karşısında değilim. Yayıncılık yapıyoruz. Tarafsız, adil, bağımsız olmaya gayret gösteriyorum" karşılığını verdi.
Doğan, vergi cezalarının son durumunun sorulması üzerine de, "Bana yazılan cezaların ahlaki, teknik ve hukuki tarafı yok. 4 dava açıldı. Bir tanesini kazandı. Diğer 3 tanesinin ne zaman görüleceği belli olacak. Dünya tarihinde bize yazılan ceza en büyük ceza. Bugüne kadar hiçbir medya kuruluşuna dünya çapında 5 milyar dolar vergi cezası kesilmedi" diye konuştu.
Doğan, son olarak 2009 yılını kriz sebebiyle zararda kapattıklarını, 2010 yılının ilk üç ayının güzel geçtiğini, umutlu olduğunu kaydederek, "Tekrar dünyaya gelsem gazete sahibi olmak istemezdim. Genel yayın yönetmeni, yazar, başyazar olmak isterdim. Hatta Enis ile yerlerimizi değiştirebiliriz" dedi.
Bursa Gazeteciler Cemiyeti Nuri Kolaylı'nın yönettiği söyleşinin ardından Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Aydın Doğan'a teşekkür belgesi verdi. Söyleşiyi 20 ilin Gazeteciler Cemiyeti Başkanı'nın yan ısıra çok sayıda gazeteci ve siyasetçi de ilgiyle izledi. Aydın Doğan, daha sonra BGC'nin ödül törenine katıldı.
İHA
Sokak Şairi
07-04-2010, 11:01
Rıdvan Dilmen serbest bırakıldı http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/257920100406072055376.jpg (http://www.haber7.com/) 07 Nisan 2010 10:19
(http://www.haber7.com/uye-islem.php?cmd=favmanage&action=add&id=508205)
Yasadışı telefon dinleme iddiaları ile ilgili gözaltına alınan Fenerbahçe eski milli futbolcu ve futbol yorumcusu Rıdvan Dilmen serbest bırakıldı. Rıdvan Dilmen'in futbolcu arkadaşı Tanju Çolak'ı dinlediği iddia edilmişti.
İstanbul başta olmak üzere dört ilde bir suç örgütüne yönelik düzenlenen eş zamanlı operasyonda gözaltına alınan eski milli futbolcu ve futbol yorumcusu Rıdvan Dilmen, savcılık talimatıyla serbest bırakıldı.
Alınan bilgiye göre, İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ndeki işlemleri tamamlanan Dilmen, savcılığın talimatıyla polisten serbest kaldı.
Dilmen'in bugün Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne giderek, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hakan Karaali'ye ifade vereceği öğrenildi.
Rıdvan Dilmen'in futbolcu arkadaşı Tanju Çolak'ı dinlediği iddia edilmişti. Dün konu ile ilgili görüşlerine başvurulan Tanju Çolak, Dilmen'den şikayetçi olmamıştı.
Sokak Şairi
07-04-2010, 11:10
bunlar da artık basın da moda oldu...
bugün herşeyi yap yarın nasıl olsa itiraaf ederim kendimi temize çıkartırım...
emin çölaşan iyiydi kötüydü orası herkese göre değişir ama
benim için toplumun önündeki insanlar her yönleriyle, ahlaken, insanlık olarak, model şahsiyet olaraktan düzgün olmalılar... iyi örnek olamıyorlarsa kötü örnekte olmamalılar...
hükümeti çok güzel eleştiripte kendi ailesinde aile kurmayı beceremeyeninden
erdemden bahsedipte arkadaşını fişleyenden, beraberken iyi güzel de ayrıldıktan sonra yenilen naneleri açıklayandan "ne kadar adam" olur tartışılır
Sokak Şairi
07-04-2010, 11:12
biri tutuklar diğeri serbest bırakır?
bir tabir vardır ya tuz kokmuşsa?
her türlü çıkmazda başvurdugumuz hukuk müessesesi bozulmuşsa ülkede artık kime neden güveneceğiz ki?
veya nasıl güvenebiliriz...
Sokak Şairi
07-04-2010, 13:25
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünden yapılan meteorolojik uyarıda, Erzurum, Tunceli, Bingöl, Muş, Bitlis, Hakkari ve Şırnak çevrelerinde kuvvetli gök gürültülü sağanak yağış beklendiği bildirildi.
Bu arada, Diyarbakır, Şanlıurfa, Siirt, Batman, Mardin, Bingöl, Bitlis, Muş, Van, Iğdır, Ağrı, Hakkari ve Şırnak çevrelerinde de toz taşınımı olacağı uyarısında bulunuldu.
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü yetkilileri, söz konusu bölgelerde, ulaşımda aksamalar, hava kalitesinde azalma, görüş mesafesinde düşme ve çamur şeklinde yağış gibi risklerin oluşabileceğini belirterek, vatandaşları ve ilgilileri uyardı.
Nisan karı Abant'ı beyaza bürüdü
http://image.haber7.com/v3/images/h7_galeri_navi_left.png (http://www.haber7.com/foto-galeri.php?cID=4439&s=1) http://fotogaleri.haber7.com/album//599020100407113850226.jpg (http://www.haber7.com/foto-galeri.php?cID=4439&s=2)http://image.haber7.com/v3/images/h7_galeri_navi_right.png (http://www.haber7.com/foto-galeri.php?cID=4439&s=2) Otomobillerinin üzerinde biriken karları temizleyen tatilciler, nisanda yağan kara hem şaşırdıklarını hem sevindiklerini söyledi.
http://image.haber7.com/v3/images/h7_galeri_navi_left.png (http://www.haber7.com/foto-galeri.php?cID=4439&s=1) http://fotogaleri.haber7.com/album//230120100407113934441.jpg (http://www.haber7.com/foto-galeri.php?cID=4439&s=3)http://image.haber7.com/v3/images/h7_galeri_navi_right.png (http://www.haber7.com/foto-galeri.php?cID=4439&s=3) Göl etrafında gezintiye çıkarak beyaza bürünen çam ormanlarını izleyen tatilcilerden bazıları faytonlarla göl etrafında tur atarak gezintiye çıktı.
http://fotogaleri.haber7.com/album//835520100407114004822.jpg (http://www.haber7.com/foto-galeri.php?cID=4439&s=1) http://image.haber7.com/v3/images/h7_galeri_navi_right.png (http://www.haber7.com/foto-galeri.php?cID=4439&s=1) Tatilciler, bol bol doğa ve hatıra fotoğrafı çekmeyi de ihmal etmedi. (CİHAN/Cahit Kılıç)
(aa)
http://img5.mynet.com/ha5/m/mayin-sehit.jpg
7 şehit olayında korkunç gerçek
2009 yılında 7 Mehmetçik'in şehit olmasına yol açan Çukurca'daki mayın patlamasıyla ilgili önemli bir gelişme yaşandı.
Güncelleme:08 Nisan 2010 09:48Hakkari'nin Çukurca ilçesinde, 7 mehmetciği şehit eden mayınların TSK'ya ait olduğu ortaya çıktı. Soruşturmayı yürüten savcılık, mayınların MKE yapımı olduğu ve komutanın emriyle döşendiği sonucuna vardı.
Korkunç iddia Zaman Gazetesi'nde yer aldı. Habere göre, Van Cumhuriyet Başsavcılığı, Tuğgeneral Z.E., Tümgeneral G.K. ve diğer sorumluların 'taksirle birden çok kişinin ölümüne sebep olmak' suçundan cezalandırılmasını istedi.
SAVCILIK GÖREVSİZLİK KARARI VERDİ
Suç askerî yargı kapsamında değerlendirildiği için görevsizlik kararı verilerek, dosya Genelkurmay Askerî Savcılığı'na gönderildi. Jandarma Kriminal'in raporuna yer verilen kararda, mayının hazırlanmasında MKE'nin ürettiği 120 mm'lik havan mühimmatı ve askerî telsiz pillerinin kullanıldığı kaydedildi.
Tugay Komutanı Z.E. ile Tümen Komutanı G.K. arasında mayının askerî birliğin sevk ve idaresinden sorumlu kişilerce güvenliği sağlamak amacıyla döşendiğine dair telefon görüşmesine de atıf yapıldı. Ayrıca Kara Kuvvetleri'nin idarî soruşturmasına dikkat çekilerek, Özel Alarm İkaz Sistemi olarak nitelendirilen el yapımı patlayıcıların, komutanların emri ile yerleştirildiği vurgulandı. Türkiye'yi yasa boğan olaydan sonra mayının terör örgütü tarafından yerleştirildiği açıklanmıştı.
Genelkurmay'ın basın bilgilendirme toplantısında da, teröristlerin Irak'ın kuzeyinden sızdığı belirtilmişti. Ancak bir süre sonra internete düşen iki komutanın ses kaydıyla, mayınların 20. Jandarma Tugay Komutanı Tuğgeneral Z.E.'nin emriyle döşendiği gündeme gelmişti. Şehit ailelerinin savcılığa suç duyurusu üzerine de soruşturma başlatılmıştı.
7 MEHMETÇİK ŞEHİT OLMUŞTU
Türkiye, 27 Mayıs 2009 günü Güneydoğu'dan gelen patlama haberiyle yasa boğuldu. Hakkâri'nin Çukurca ilçesindeki 20. Jandarma Tugay Komutanlığı'na bağlı askerî birlik, Hantepe'ye intikal ederken araziye döşenmiş mayın patladı. Askerler Ziya Bener, Deniz Demirci, Özkan Dumlu, Cafer Çelik, Kemal Özer, Adil Yılmaz ve Oğuz Kır'ın şehit olduğu patlamada, 7 asker yaralandı.
KOMUTANIN SES KAYDI İNTERNETE DÜŞMÜŞTÜ
Olayın yaşandığı ilk günlerde mayının PKK terör örgütü tarafından yerleştirildiği öne sürüldü. Bir süre sonra internete iki komutanın ses kayıtları düştü. Buna göre mayınlar PKK tarafından değil, bizzat 20. Jandarma Tugay Komutanı Tuğgeneral Z.E. tarafından döşendi.
Olayın ardından şehit Uzman Çavuş Ziya Bener'in kardeşi Refik Bener ile şehit Deniz Demirci'nin annesi Raziye Demirci, Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunarak ihmali görülen komutanların cezalandırılmasını istedi. Suç duyurusunda internette yayınlanan ses kayıtları delil olarak kullanıldı.
MAYINLARI JANDARMA YERLEŞTİRMİŞ
Patlamayla ilgili soruşturmayı yürüten Van Cumhuriyet Başsavcılığı, Jardarma Van Bölge Kriminal Laboratuvarı'nın 2.7.2009 tarihli uzman raporuna göre, olayda patlayan mayının hazırlanmasında MKEK tarafından üretilen 120 m'lik MOD 209 havan mühimmatı kullanıldığı tespit edildi. Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nca yapılan idarî soruşturma evrakına da yer verilen görevsizlik kararında şöyle denildi:
"Olay günü intikali gerçekleştirilen askerî birliğin güvenliğini sağlamak amacıyla, geçiş güzergâhı ve konuşlanacak üs bölgesi çevresine ilgili komutanların emri ile 'özel alarm ikaz sistemi' olarak nitelendirilen el yapımı patlayıcı maddeler yerleştirildiğine, bu patlayıcı maddelerin içerisinde genellikle 50-1500 gram arasında TNT ve C4 tipi patlayıcılar bulunduğuna, yine bu tip patlayıcı madde düzeneklerinde 3-4 adet pil kullanıldığına, söz konusu patlamanın da askerî birliğin sevkinin sağlandığı güzergahtan sapıldığı noktada gerçekleştiğine dair bilgiler bulunduğu anlaşılmıştır."
DOSYA GENELKURMAYDA
Savcılık kararında, olayın askerî birliği sevk ve idareden sorumlu komutanların 'TCK'nın 'bilinçli taksirle birden çok kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olmak' suçundan yargılanması gerektiğini vurguladı. Savcı, bu suçun CMK 250. maddede sayılan suçlardan olmadığını, bu sebeple soruşturmanın askerî savcılarla yürütülmesi gerektiğini belirtilerek görevsizlik kararı verdiğini ifade etti. 4 Mart tarihinde verilen görevsizlik kararı Genelkurmay'a gönderildi.
Genelkurmay Askerî Savcılığı, sanıklara TCK'nın 85. maddesindeki taksirle öldürme suçundan dava açabilir. TCK'nın 85. maddesi şöyle: "Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi üç yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
Mynet
Sokak Şairi
08-04-2010, 17:29
TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri devam eden 2010 Bütçe Tasarası’nda önceki gece önemli bir değişiklik yapıldı. AK Partililerin verdiği önerge ile kadroların kullanımına ilişkin esaslar değiştirildi. Buna göre, 2010 yılında devlet emeklilik, ölüm, istifa veya nakil sonucu ayrılan memurların yerine alım için konulan yüzde 25’lik sınırlama yüzde 50’ye çıkarıldı. Bütçe tasarısının 22’nci maddesinde yapılan düzenlemeyle ilgili olarak şöyle denildi: “Kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesini teminen personel ihtiyacının karşılanmasındaki sorunlarının aşılabilmesine katkı sağlamak amacıyla yüzde 25 sınırlaması yüzde 50 olarak değiştirilmektedir.”
32 bine yakın kişi açıktan atama yoluyla, 50 bine yakın kişi de emekli, nakil ve ölüm nedeniyle boşalan kadrolar için alınacak.
Emekli Sandığı verilerine göre, son 10 yıl içerisinde, kadroların yaklaşık 90-100 bine yakını ölüm, istifa, nakil veya emeklilik nedeniyle boşalıyor. Polis, hakim-savcı ve TSK personeli alımı gibi atamalar yüzde 50’lik sınıra tabi olmayacak.
Denetim elemanı artaracak
Bütçe tasarısındaki bir başka değişiklikle de 2010 yılında, vergi ve sigorta denetim elemanlarının sayısı arttırılacak. Değişiklik önergesinde Maliye Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığırmek amacıyla kullandığı kadrolara yapılacak atamalarında yüzde 50’lik sınırlamaya tabi olmayacağı belirtildi.
ÜNİVERSİTELERE 7 BİN AKADEMİK PERSONEL ALINACAK
2010 Merkezi Yönetim Bütçe Tasarısında üniversitelere yeni yılda 4 bin memurun yanı sıra, 7 bin de akademik personel alma hakkı tanınıyor.
Tasarıya göre, yükseköğretim kurumları, öğretim üyesi dışındaki boş öğretim elemanı kadrolarına, bu yıl emeklilik, ölüm, istifa, nakil, eğitimin tamamlanması veya başarısızlık sonucu kurumlarından ayrılan öğretim elemanı sayısının yüzde 25'ini (araştırma görevlisi kadroları için yüzde 100'ünü) geçmeyecek şekilde açıktan veya diğer kuruluşlardan naklen atama yapabilecek. Bu sınırlar içinde öğretim elemanı ihtiyacını karşılayamayacak yükseköğretim kurumları için ilave 7 bin adet atama izni verilecek.
Hükümet, 2009 yılı bütçesinde ilave ataması yapılacak akademik personel sayısını 5 bin olarak belirlemişti. Bu sayı, üniversitelerin artan öğretim elemanı ihtiyacının karşılanması amacıyla 2010 yılı bütçesinde 7 bine yükseltildi.
KAPSAM DIŞI KURULUŞLAR
Bu arada hakimlik ve savcılık meslekleri ile bu meslekten sayılan görevlere ve Tıpta Uzmanlık Tüzüğü uyarınca asistan kadrolarına yapılacak atamalar, Türk silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu kapsamında veya diğer ilgili mevzuata göre gerçekleştirilecek askeri personel atamaları, emniyet hizmetleri sınıfında bulunan kadrolara yapılacak atamalar, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu uyarınca yapılacak atamalar ile Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun uyarınca gerçekleştirilecek personel nakilleri, emeklilik, ölüm, istifa veya nakil sonucu ayrılanlara ilişkin yüzde 25'lik sınıra tabi olmayacak.
MEMURLARA YAPILACAK ZAM
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısına göre, 1 Ocak 2010-30 Haziran 2010 döneminde aylık gösterge tablosunda yer alan rakamlar ile ek gösterge rakamlarının aylık tutarlara çevrilmesinde uygulanacak aylık katsayı 0,057314, memuriyet taban aylığı göstergesine uygulanacak taban aylığı katsayısı 0,76177, yan ödeme katsayısı 0,018172 olarak uygulanacak. Sözleşmeli personelin ücret tavanı 1 Ocak 2010-30 Haziran 2010 döneminde 3.008 Türk Lirası olarak uygulanacak.
Buna göre, memur maaşlarına ocak ayında yüzde 2,5; haziran ayında da yüzde 2,5 olmak üzere toplam yüzde 5 oranında zam öngörülüyor.
2010 yılında, Hazine garantili imkan ve dış borcun ikrazı limiti 3 milyar doları aşamayacak. Başlangıç ödeneklerinin yüzde 1'ine kadar ikrazen özel tertip devlet iç borçlanma senedi ihraç edilebilecek.
Hazine müsteşarlığınca belirlenecek koşullar çerçevesinde ve elde edilecek kaynaklar, Hazineye aktarılacak şekilde kamu kurum ve kuruluşlarınca ihraç edilecek sertifika, senet ve benzeri finansman enstrümanlarına sağlanacak garanti tutarı, 2 milyar doları aşamayacak. Bu tutarı bir katına kadar artırmaya, Bakanlar Kurulu yetkili olacak.
''EVLİLİK DIŞI ÇOCUĞU CAZİP HALE GETİRİYORSUNUZ''
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, CHP'li Akif Hamzaçebi'nun sorusu üzerine, yurtdışı çıkış harcından elde edilen gelirle ilgili bilgi verdi. Şimşek, yurtdışı çıkış harcı 70 lira iken 2006 yılında 102,3 milyon lira, 15 lira olduğu 2007 yılında 59 milyon lira, 2008 yılında ise 50,1 milyon lira gelir elde edildiğini açıkladı.
Hamzaçebi, uygulamanın amacına ulaşmadığını, tüm istisnaların kaldırılmasına rağmen gelirde önemli oranda düşüş yaşandığını kaydederek, ''Bunun bir bölümü kamu personelinin ödediği harçtır, yani bütçeden karşılanmaktadır. Uyulama fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Türkiye, vatandaşına işkence yapan ülke konumundadır. TOKİ'nin bu kaynağa ihtiyacı yoktur'' diye konuştu.
Kabul edilen bir başka önergeyle, kamu kurum ve kuruluşlarında özürlü personel açığının giderilmesine katkıda sağlamak amacıyla, özürlü personel ataması istisna olarak tasarıya eklendi.
Bir başka önergeyle, bugüne kadar 2 çocuk için verilen aile ödeneğinde sınır kaldırıldı. 15 Ocak 2010 tarihinden itibaren memurlara çocuk için verilmekte olan aile yardımı ödeneğinde, sayı sınırlaması dikkate alınmayacak. Bugüne kadar 1 milyon 690 bin çocuk için ödenmekte olan aile yardımından, yeni düzenlemeyle 740 bin çocuk için daha verilecek. Aile yardımı 0-6 yaş arası çocuk için 28 lira, 6-18 yaş çocuk için ise 14 lira ödenecek.
DSP İzmir Milletvekili Harun Öztürk, önergeyle ilgili olarak, ''Yapılan, Hükümetin nüfus artış politikasıyla uyumlu ama nüfus planlamasının tam tersi bir düzenlemedir'' görüşünü savunurken, CHP Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu da ''Evlilik dışı çocuğu cazip hale getiriyorsunuz'' dedi.
CHP'li Akif Hamzaçebi ise ''14 ya da 28 lirayla çocuk yapımı teşvik edilir mi? Hayır. Devlet, çocuk yapılmasını teşvik edici görünmemeli'' diye konuştu.
YENİ ÜNİVERSİTELERE KAYNAK
Kabul edilen önergeyle, emekli personele 500 lira olarak ödenmekte olan tazminat tutarı, 750 liraya çıkarıldı.
Tasarıya eklenen bir fıkrayla; Anadolu üniversite Döner Sermaye işletmesinin 31 Aralık 2009 tarihi itibariyle uzaktan eğitim uygulayan iktisat, işletme ve açıköğretim fakültesine ait hesaplarda yer alan kasa ve banka hesabı bakiyesinin 250 milyon lirası genel bütçeye gelir kaydedilmek üzere 2010 yılı şubat ayı sonuna kadar maliye bakanlığı merkez muhasebe birimi hesabına aktarılacak. Aktarılan bu tutar, yeni kurulan üniversitelerin yatırım projelerinde ve öğretim elemanı ve üyesi yetiştirmede kullanılacak.
Maliye Bakanı Şimşek, düzenlemeyle ilgili olarak, Anadolu Üniversitesinin kaynağı kullanmadığını belirterek, konuyu hem üniversite hem de YÖK ile görüştüklerini söyledi. Şimşek, ''Bir çok yeni üniversite var, binaları bile yok. 250 milyon lirayı yeni kurulan üniversiteler için kullanılacak, diğeri ise YÖK'e verilecek, öğretim üyesi yetiştirmek için kullanılacak. Bu mukaddes bir amaçtır'' dedi.
Komisyonda, 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı da kabul edildi.
Tasarıların kabul edilmesinin ardından kısa bir teşekkür konuşması yapan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, komisyonun yoğun bir şekilde çalıştığını belirterek, emeği geçenlere teşekkür etti.
AA-Akşam
Kürtçe'den sonra Çerkesce geliyor
KAFFED’in önerisine yeşil ışık yakan YÖK, Çerkesce için 19 Mayıs ve Erciyes üniversitelerinde çalışma başlattı. Sırada Lazca ve Çeçence var
Z. Kıvanç EL / ANKARA
Hükümetin açılım politikalarına paralel adımlar atan Yükseköğretim Kurumu (YÖK) ve üniversitelerden ses getirecek yeni bir proje daha. Kürtçe ve Gürcüce’nin ardından Çerkesce de üniversitelere giriyor.
GÜL’DEN DESTEK SÖZÜ
Sürpriz gelişme, Çerkes kökenli vatandaşları temsil eden 57 derneğin üst kuruluşu konumundaki Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun (KAFFED) girişimi ile yaşandı. Federasyon, konuyu ilk olarak geçen yıl Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e açtı ve destek sözü aldı. Ön çalışmaların ardından geçen ay YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ı ziyaret eden KAFFED yönetimi, 6 milyon Çerkes kökenli Türk vatandaşı bulunduğunu hatırlatarak, üniversitelerde ‘Çerkes Dili’ bölümü açılması için resmi başvuruda bulundu. Öneriye sıcak bakan Özcan da, Çerkesler’in yoğun olarak yaşadığı Samsun ve Kayseri’deki üniversitelerde bölüm açılması için çalışma başlatılması talimatı verdi.
SIRADA LAZCA VAR
Bunun üzerine Samsun 19 Mayıs ve Kayseri Erciyes Üniversiteleri hazırlıklara başladı. Akademisyenler tarafından yürütülen çalışmanın sonucu önümüzdeki günlerde rapor halinde YÖK’e sunulacak. YÖK, Genel Kurul’da görüşüldükten sonra ‘Kafkas Dilleri ve Edebiyatı’ alanında bölüm, enstitü veya araştırma merkezi kurulmasını karara bağlayacak. Şu ana kadar yapılan değerlendirmelerde, bölüm kurulması görüşünün ağırlık kazandığı belirtildi.
YÖK’ün kararının ardından İlk etapta, kamuoyunda ‘Çerkesce’ olarak bilinen ‘Adige’ dili bölümünün açılması planlanıyor. Zaman içinde ‘Laz Dili’ bölümüyle ‘Abhaz’, ‘Abaza’, ‘Çeçen’, ‘Oset’, ‘Dağıstan’ dili bölümleri de hizmete girecek. YÖK, daha önce de Kars Kafkas Üniversitesi’nde ‘Gürcü Dili ve Edebiyatı’, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde de Kürtçe ve Süryanice bölümlerin de yer alacağı ‘Yaşayan Diller Enstitüsü’nün açılmasına onay vermişti.
YURTDIŞINDAN EĞİTİMCİ
Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Fahrettin Keleştemur ile görüşen KAFFED yönetimi, Kafkas Dilleri ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı’nın kurulması halinde, yurdışından öğretim üyesi temini konusunda yardımcı olabileceklerini bildirdiler.
Fonetik zenginlik
‘Çerkes’ ismi Türkiye’de, Kuzey Kafkasya kökenli Adige, Abhaz, Abaza, Çeçen, Oset, Dağıstanlıların tümüne verilen ortak bir isim olarak biliniyor. Abzah ya da Abadzeh, Bjeduğ, Şapsığ, Hak’uç, K’emguy, Mahoş, Yegerukay, Mamhığ, Besleney, Hatukay ve Kabartaylar en tanınmış Çerkes toplulukları. Çerkesce (Adige), dünya dilleri içinde ayrı bir aile sayılan Kafkas Dilleri içinde yer alıyor. Akraba dilleri Abazaca ve Ubıhça ile birlikte Kuzeybatı Kafkas grubunu oluşturuyor. Bu üç dilin yaklaşık üç bin yıl önce tek bir Kuzeybatı Kafkas dilinden ayrıldığı kabul ediliyor.
UBIHÇA’NIN SON TEMSİLCİSİ
Kuzeybatı Kafkas dillerinin fonetik zenginlik bakımından dünya dilleri arasında önemli bir yeri bulunuyor. Az sayıdaki ünlünün yanında ünsüz bakımından son derece zengin diller olarak geçiyor. Örneğin Çerkesçe’de 8 ünlüye karşılık 50’ye yakın ünsüz var. Abazaca’da 6 ünlüye karşılık 56 ünsüz, Ubıhçada ise 2 ünlüye karşılık 80 ünsüz bulunuyor. Bu üç dil arasından Ubıhça’yı anadili olarak konuşan son kişi Manyaslı Tevfik Esenç’in 1992’de ölümüyle Ubıhça da ölü diller arasına katıldı. Savaştan ve sürgünden önce, Kafkasya’da üç dili konuşanların sayısı bir milyondan fazlaydı. Bugün Kafkasya’da Çerkesçeyi yaklaşık 600 bin, Abazacayı 150 bin kişi konuşuyor.
Kuzey Kafkasya’dan destek
AKŞAM’a konuşan KAFFED Başkanı Cihan Candemir, YÖK, Erciyes ve 19 Mayıs üniversiteleriyle görüşmelerinden olumlu sonuç aldıklarını belirterek, Kuzey Kafkasya’da bulunan Rusya Federasyonu’na bağlı özerk bir cumhuriyet olan Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin (KBC) devlet üniversitesinden de dil eğitimi konusunda destek alınacağını açıkladı. Candemir şu bilgileri verdi:
- “Bu konuyu geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’e de açmıştık. Kendisi çalışmalarımızı destekleyeceğini söylemişti. Cumhurbaşkanımız’dan sonra YÖK Başkanımız da gerekli desteği verdi ve çalışma başlatıldı.”
BÖLÜCÜLÜKLE SUÇLANDIK
- “Bu diller, bilim alanında yok olma tehlikesi altında. Antik çağlarda bulunan tabletlere yakın bir dil. Siyasi irade oluşunca düşüncelerimizi aktarmaya başladık. Federasyonunumuzun daha önceki Başkanı Muhittin Ünal, birkaç yıl önce bu talepleri dile getirdiğinde bölücülükle suçlanıp hakkında dava açılmıştı. Bugün durum farklı, gerçekçi duruma geldik.”
- “Kafkasya’da üniversitelerle görüşüyoruz. Profesörler, hocalar, eğitim uzmanları getirebiliriz. Bunu da üniversitelere ve YÖK’e ilettik. Alt yapı mevcut. Türkiye’de Kafkasya’dan gelenlerin çoğunluğu Adigeler’dir. Yani Çerkesler.
AKŞAM GAZETESİ
Ben çerkeslerin buradaki nufusunun 6 milyon olduğunu bilmiyordum maşallah baya varmışsınız berslan :) size şimdi bir trt kanalı "trt kafkasya" açmaları icab ediyor inşallah en kısa zamanda açılır trt şeş bizim için çok güzel oldu kürtçeden baya uzaklaşmıştı toplumumuz trt şeş'i ilk izlediğimiz dönemlerde bazı kelimeleri anlamıyorduk şimdi baya geliştirdik dilimizi darısı başınıza :)
http://img5.mynet.com/ha5/e/eczaci.jpg
16 Mayıs'ta ilaç yok
TEİS Genel Başkanı Saydan: "'İTS'ye kayıt yapılmadığı için 16 Mayıs'ta vatandaşlar ilaçlarını alamayacak ve yeni bir ilaç kaosuyla karşı karşıya kalacaklar" dedi.
Güncelleme:11 Nisan 2010 08:15Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) Genel Başkanı Nurten Saydan, 16 Mayıs'a kadar eczacıların satışına kapatılan İlaç Takip Sistemi (İTS) ile ilgili, ''İTS'ye kayıt yapılmadığı için 16 Mayıs'ta vatandaşlar ilaçlarını alamayacak ve yeni bir ilaç kaosuyla karşı karşıya kalacaklar'' görüşünü savundu.
Saydan, yaptığı yazılı açıklamada, Sağlık Bakanlığınca yürürlüğe konulan İlaç Takip Sistemi (İTS) çerçevesinde 1 Ocaktan itibaren ilaçların karekodlu olarak piyasaya verilmesi zorunluluğunun getirildiğini, ancak uygulamadaki sorunlar nedeniyle sistemin 16 Mayısa kadar eczacıların satışına kapatıldığını hatırlattı.
Ancak uygulamanın ertelendiği tarihin hızla yaklaşmasına rağmen ecza depolarının satış bildirimi yapma zorunluluğuna uygun hazırlık yapmadıklarını, ilaç firmalarının da tüm ürünlerini karekodlamadıklarını ileri süren Saydan, ''Bu da İlaç Takip Sistemi'ne (İTS) kayıt yapılmadığı için 16 Mayısta vatandaşların ilaçlarını alamayacaklarının ve yeni bir ilaç kaosuyla karşı karşıya kalacaklarının göstergesidir'' görüşünü dile getirdi.
İlaç firmaları ve ecza depoları denetlenip sisteme dahil oluncaya, yeterli sayıda pilot eczanede denemeler yapılıncaya ve sistemin işleyişindeki sorunlar belirlenip bu sorunları ortadan kaldıracak düzenlemeler hazırlanıncaya kadar sistemin ertelenmesini öneren Saydan, ''Ecza depolarının satış bildirimi yapmalarını sağlayacak hazırlıkları yapmamaları nedeniyle belirtilen tarihte eczacılar ecza depolarından aldıkları ilaçları İTS'ye bildirmek zorunda kalacaklar ve iş yükleri ağırlaşacağı gibi, sisteme kayıt edilmemiş, karekodlanmamış ilaçlar yüzünden ciddi hak kaybı ve mağduriyetler yaşanacak, ilaç ve eczacılık hizmeti ciddi anlamda aksayacaktır'' ifadesini kullandı.
Mynet
http://img5.mynet.com/ha5/p/pompa.jpg
Türkiye'de petrol devrimi
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, Transatlantic ile ‘şeyl’ sondajı konusunda anlaştı.
Güncelleme:11 Nisan 2010 07:59Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Türkiye’de ‘şeyl’ (organik malzeme yönünden zengin tortulu kayalar) sondajları konusunda ABD’li dev petrol ve doğalgaz arama şirketi Transatlantic ile el sıkıştı. Mutabakat zaptı da dün Ankara’da imzalandı. Mutabakat zaptı Güneydoğu Anadolu ve Trakya’da petrol ve doğalgaz arama, üretim potansiyelini araştırmayı içeriyor.
HEDEF YÜZDE 90
Yeni yöntemin önemiyle ilgili açıklama yapan TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal ise ‘şeyl’in petrolün üretildiği ana kaya vazifesi gördüğünü belirtirken, şunları söyledi:
Kayada petrol türediği zaman, onun yüzde 10 kadarlık kısmı ana kayadan atılıyor ve yeraltında emiliyor.
Bizim şu anda elde ettiğimiz petrol ve doğalgaz bu yüzde 10’luk kısım. Geri kalan yüzde 90 ise o ana kayanın içinde kalıyor ve atılamıyor. nŞimdi ABD yeni bir teknoloji geliştirdi. O ana kayanın içerisine girip o ana kaya boyunca uzun sondajlar yapıyorlar.
Kayalar çok yüksek basınç altında kumlarla çatlatılıyor, ki çatlakların içine kum dolsun ve tekrar sıkışmasın diye. nBu şekilde çatlatıldıktan sonra o ana kayanın içindeki gaz veya petrol o çatlatma zonları boyunca vermeye başlıyor. Bu üretim çok ciddi bir potansiyele sahip.
ABD 100 yıllık doğalgaz ihtiyacını bu metotla temin etmiş durumda ve şu anda Rusya’dan daha fazla doğalgaz üretiyor bu metotla.
YİNE DE KÂRLI OLUR
Bu konuda, Avrupa’da Polonya, Avusturya, Hollanda ve ardından Türkiye’nin önemli potansiyele sahip olduğunun tahmin edildiğini söyleyen Uysal, şeyl gaz sondajının klasik petrol ve doğalgaz aramacılığına göre daha kolay, fakat daha pahalı bir yöntem olduğuna işaret etti. Bunun klasik sondajları ikiye katlayacağını ifade eden Uysal, “Ama ikiye katlasa bile şu anda petrol ve doğalgaz fiyatları ve enerjide ithalat bağımlılığımız düşünüldüğü zaman bu yatırımlar yine de kârlı yatırımlar oluyor. O bakımdan biz bu konuyla ciddi olarak ilgileniyoruz” dedi.
Rezerv çok yüksek
Şeyl, dünyanın birçok noktasında bulunan, organik malzeme yönünden zengin tortulu bir kaya. Şimdiye kadar çok az sondaj yapıldığı için dünya çapında ne kadar şeyl gaz çıkacağı konusunda tam olarak bir tahmin yapılamasa da ABD’de şu anki kullanım hızıyla 211 yıllık doğalgaz tüketiminin şeyl ile karşılanacağı, iyimser kesimler ise bunun 690 yıla kadar çıkabileceğini belirtiyor. Avrupa’daki şeyl gazı kaynaklarının ise ön tahminleri 11,5 trilyon metreküp olarak yapılıyor...
Mynet
Facebook'a büyük darbe! 50 bin Müslüman Facebook hesaplarını kapatıyor.
llah'a ve Hz. Muhammed'e hakeret içeren sayfaları ısrarla kaldırmayan Facebook 10-13 Nisan tarihleri arasında müslüman kullanıcılar tarafından protesto edilecek.
Türkler'in yoğun olarak katıldığı sosyal iletişim ağı Facebook'ta bir süredir Allah'a ve Hz. Muhammed'e karşı hakaret ve küfür içeren sayfalar nedeniyle ciddi tartışmalar yaşanıyordu. En son bir kullanıcının Allah ismiyle sayfa açıp, Allah adıyla yanıtlar vermesi nedeniyle Birleşik Arap Emirlikleri'nde bir kullanıcının internet özgürlüğü bile elinden alınmıştı.
Allah ve Hz. Muhammed'e ilişkin hakaret içeren ve küfürlü sayfaların Facebook tarafından tüm uyarılara rağmen kapatılmadığını veya kapatmak için çok yavaş davrandığını iddia eden bir grup, harekete geçerek Facebook'ta kendi grubunu kurdu.
Bu duyarsızlıktan rahatsız olan Müslüman Türkler "10-13 Nisan arasında profilleri kapatıyoruz! Katıl Destek Ol!" diye bir grup kurdular. Grubun üye sayısı 50 bine ulaştı.
3 gün boyunca hesaplar pasife alınacak
Gruba destek olanlar 3 gün boyunca Facebook hesaplarını pasif ederek tepkilerini gösterecek ve o sitelerin kapanması için eylem yapacak. Grubun protestosuna destek olanların sayısı ise çığ gibi büyüyor. Bu sayının protesto gününe kadar yüz binleri bulacağı tahmin ediliyor.
8sutun (http://www.8sutun.com/Facebooka-b%C3%BCy%C3%BCk-darbe_77187.html)
Sokak Şairi
11-04-2010, 15:59
aynı haber yurtdışından haberler bölümünde vardı sankim diamond...
Sokak Şairi
11-04-2010, 16:02
AYM Yeni Üyesi; "Özgürlükçüyüm, Türbana İmza da Attım AKP'yi de Eleştirdim"
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, YÖK’ün seçtiği üç aday arasından Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanan ve 2031 yılına kadar görevde kalacak olan 44 yaşındaki Prof. Dr. Engin Yıldırım, “Türbana özgürlük bildirisi”ne imza atmasından ABD’de Utah Üniversitesi’nce yayınlanan “Yeni Türkiye, Demokrasi ve AK Parti” adlı kitaptaki “Emek Karşısında AK Parti” başlıklı makalesine, Başkan Haşim Kılıç gibi “İktisatçı” olmasına kadar tartışmalı konulardaki soruları yanıtladı:
SADECE TOKALAŞTIK:
Başvurum yoktu. YÖK üç aday arasında benimde ismimi belirlemiş. Sayın Cumhurbaşkanı da takdir etti. İsmim nasıl gündeme geldi bilmiyorum. Sayın YÖK Başkanı ile resmi ilişki dışında tanışmıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız ile de Sakarya Üniversitesi‘ne gelişinde bir kez tokalaştık.
HUKUK ŞART DEĞİL:
Bir hukuk nosyonum yok. Anayasa Mahkemesi üyeliği için böyle bir zorunluluk yok. Toplumsal yapılarla ilgili bir arka planımız var. Hukuk da toplumsal yapının bir parçası. İlla bir hukuk bilgisi şart değil. Toplumsal bilim formasyonu da belki pek çok tartışmalı konuda aydınlatıcı olacak. Benim doktoram sosyoloji. Onun getirdiği bir arka planım var.
ELEŞTİRDİM:
Kitaplarım, görüşlerim her şey ortada. Yazdıklarım okunursa her şey görünür. Evet. AK Parti ile ilgili kitapta makalem var. Türkçesi de çıktı. Orada gördüğünüz gibi fikirlerim gayet açık ve net. Uzmanlık alanım işçi-işveren ilişkileri. AK Parti’yle ilgili bilimsel bir kitapta bir yazı yazdık. Bunda bir anormallik yok herhalde. Siyasetle ilgim bilimsel anlamda.
TÜRBANA ÖZGÜRLÜK:
Evet, ‘Türbana özgürlük bildirisi’ne imza attım. Yani özgürlükçü bir insanız. İnsanların kendi özgür iradeleriyle yaşamlarıyla ilgili yaptıkları tercihler onların hak ve özgürlüklerden mahrum bırakılması sonucunu doğurmamalı. Tekrar ediyorum, insanların özgür iradeleriyle yaşamları hakkında yaptıkları tercihlerden dolayı hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakamayız. Bırakılmamalı.
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ:
Bu konuda bir görüş beyan etmeyeyim. Medyada yazılıp çizilenler ötesinde fazla da bir bilgim yok.
AK Parti’yi eleştirdi
Prof. Yıldırım’ın makalesi Utah Üniversitesi’nce yayınlanan “Emergence of a New Turkey: Democracy and the AK Parti” adlı kitapta yer alıyor. “Yeni Türkiye, Demokrasi ve AK Parti” adıyla Türkiye’de de yayınlanan kitaptaki “Emek karşısında AK Parti” başlıklı makalesinde Yıldırım AK Parti’nin muhalefet dönemindeki demeçlerinden ve parti programından farklı olarak, iktidar sürecinde politikasının emekçi sınıfın aleyhine, işverenlerin lehine bir görüntü sergilediğini belirtiyor. Yıldırım, ANAP’ın gerilemesinin ardında 80’lerin sonunda ve 90’ların başında görülen grevler ve işçi gösterileri olduğuna dikkat çekiyor.
HABERTÜRK
Yorumsuz...
Bu iddialar doğruysa vay halimize!
TSK önce şehit belgesi verdi ardından da "intihar" etti diyerek bir aileyi yıktı. Savcılığa göre de o asker öldürüldü...
http://img.internethaber.com/news/127112.jpg
Elazığ Jandarma Komando Taburu�da askerliğini yaparken önce �KK ile girilen çatışmada şehit düştü�sonra ise �ntihar etti�denilen Jandarma Komando Er Ali Yüksel�n ölümüyle ilgili inceleme başlatılan incelemede şoke eden bir sonuç çıktı.
Malatya 2. Ordu Komutanlığı Askerî Savcılığı�ın yürüttüğü soruşturma sonucunda hazırlanan raporda, �li Yüksel�n kimliği henüz belirlenemeyen ve asker olmayan kişilerce öldürülmüş olma ihtimalinin kuvvetli olduğu�kaydedildi. Böylece er Yüksel�n ölümüyle ilgili üç farklı açıklama yapan askerî yetkililer böylece bir skandala imza attı.
"PKK İLE ÇATIŞMADA ŞEHİT DÜŞTÜ" DENİLMİŞTİ
Henüz 45 günlük asker iken "şehit" haberi gelen gelen Ali Yüksel için ailesine ve basına yapılan ilk açıklama Çan bölgesi Kızıltaş kırsalında arazi arama ve tarama faaliyetini yaptıkları sırada Yüksel�n �llah korkusu olmayan biri kadın biri erkek iki teröristin iftar vakti saldırısı sonucu şehit edildiği�yönünde oldu.
Bu açıklama sonrası er Yüksel için askeri tören düzenlenmiş, Jandarma Yarbay Metin Şimşek'in başın bulunduğu bir askeri heyet cenazeyi Türk bayrağına sarılı olarak Ş.Urfa'nın bir köyünde yaşayan acılı aileye teslim etmişti.
SONRA "İNTİHAR ETTİ" HABERİ
Ali Yüksel`in şehit olduğunun açıklanmasından 5 ay sonra ise Elazığ`dan Yüksel ailesine gönderilen bir yazıda er Yüksel'in aslında intihar ettiği ailesine bildirildi. Jandarma karakoluna çağrılan baba Hüseyin Yüksel`e Elazığ Askeri Savcılığı`ndan gönderilen yazı tebliğ edildi. Baba Yüksel'e askeri savcılığın gönderdiği yazıda 5 ay önce şehit olduğu açıklanan oğlu Ali Yüksel`in kendisini askerlikten elverişiz duruma getirmek için intihar ettiği, dolayısıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ifade edildi.
Bunun üzerine yıkılan baba avukatları aracılığıyla, Malatya 2�nci Ordu Komutanlığı Askerî Savcılığı�a başvurarak, �skerlikten muaf tutulmasını isteyen bir insan nasıl olur da kalbine ateş eder. Olsa olsa daha basit bir yerini yaralamak ister. Oysa otopsi raporuna bakıldığı zaman Ali Yüksel�n kalbinin hemen üstünde iki tane mermi deliği olduğu görülüyor�diyerek itirazda bulundu. Aile ayrıca, Ali Yüksel�n cep telefonunda bulunan ve tanımadıkları üç numara ile kıta anket formları ve revir defterlerinin incelenmesini istedi.
1 AY SONRA DA DAHA FARKLI BİR AÇIKLAMA GELDİ
Bu durumdan 1 ay sonra ise ailenin yaptığı itiraz üzerine Mehmetçik Genel Müdürlüğü, er Ali Yüksel�n, �ilah kazası sonucu şehit olduğunu�belirterek, anne ve babaya ayrı ayrı olmak üzere 11 bin TL ödeme yapılabilmesi için aileden kimlik bilgileri ve bazı evraklar istedi. Evrakları tamamlayan anne ve baba, evlatları silah kazası sonucu şehit olduğu için toplam 22 bin TL tazminat aldı.
SON RAPOR İSE "ÖLDÜRÜLDÜ" DEDİ
Ancak ailenin itirazı üzerine dosyayı yeniden incelemeye başlayan askeri savcılığın son raporu gerçeği ve aynı zamanda bir skandalı ortaya çıkardı. Ailenin yaptığı itiraz sonucu cep telefon numaraları, kıta anket formu ve revir defterlerini inceleyen Malatya 2�nci Ordu Komutanlığı Askerî Savcılığı, Ali Yüksel�n intihar etmek için bir nedeninin olmadığını, ayrıca kıta anket formu ve revir defterinde de intihara neden olabilecek bir psikolojik sorununun olmadığını tespit etti.
Malatya 2�nci Ordu Komutanlığı Askerî Savcılığı, Ali Yüksel�n ölürken bir yeri işaret ettiğini, yapılan tüm araştırmalar neticesinde bunun kesinlikle intihar olmadığını ve Yüksel�n kimliği henüz belirlenemeyen ve asker olmayan kişilerce öldürülmüş olma ihtimalinin kuvvetli olduğuna dikkat çekti.
Bunların ortaya çıkması üzerine bir açıklama yapan er Ali Yüksel�n 29 yaşındaki ağabeyi Abit Yüksel, bir uzman çavuşun kendilerine bakarak ağladığını ve bir şeyler söylemeye çalıştığını ancak karşısındaki binbaşıdan korktuğunu ileri sürdü. Abit Yüksel şunları anlattı:
�ünkü kardeşimin bazı arkadaşları, �ntihar etti� diyen binbaşıya �e intiharı komutanım�deyince, binbaşı onlara sert bir şekilde baktı ve askerler sustu. Binbaşıya mahkeme kanalıyla itiraz edeceğimizi söyledik. Binbaşı bize, �macınız nedir para mı, para istiyorsanız verelim�dedi. Aklıma kötü şeyler geliyor, acaba kardeşimi üst rütbeli bir subay mı öldürdü de bu bir sır gibi saklanıyor.�
Kaynak (http://www.internethaber.com/malatya/bu-iddialar-dogruysa-vay-halimize--244242h.htm)
Ziraat Bankası Genel Müdürü Can Akın Çağlar, ülkenin gelişmesinin bundan sonra özel sektör eliyle olacağını, sadece sanayide, ticarette değil tarımda da özel sektör eliyle ciddi merhaleler kaydedildiğini belirterek, �evleti artık iş kapısı olarak görmemek gerektiğini�söyledi.
http://img.internethaber.com/news/127092.jpg
�0 BİN DOLAR MAAŞA RAĞMEN ELEMAN BULAMIYOR�
Birkaç tarımsal işletme sahibinin �ygun eleman var mı?�diye kendisine de sorduğunu, 10 bin dolar maaş vermeye hazır olmalarına rağmen eleman bulamadıklarını anlattığını aktaran Çağlar, öğrencilere, kamudan iş beklememelerini, özel sektör fırsatlarını da değerlendirmelerini önerdi.
Ülkenin gelişmesinin bundan sonra özel sektör eliyle olacağını, sadece sanayide, ticarette değil, tarımda da özel sektör eliyle ciddi merhaleler kaydedildiğini anlatan Çağlar, 30-35 milyon dolarlık kredi kullandırdıkları tarımsal işletmeler bulunduğunu, birçok sanayicinin tarıma yatırım yaptığını, bu büyük işletmelerin gelecek dönemde iş kapısı olacağını söyledi.
Özettir. Tamamı (http://www.internethaber.com/10-bin-dolarlik-is-var-calisan-yok-244220h.htm)
Hataylı işadamı Fahri Öksüz, 7 yaşında başladığı iş yaşamında, 77 yaşında ulaştığı zirvenin gururunu yaşıyor
İmkansızlıkları nedeniyle okuyamayan, ilkokul diploması bile bulunmayan Hataylı işadamı, 7 yaşında başladığı iş yaşamında, 77 yaşında ulaştığı zirve ve 189 kişiye iş imkanı sağlamasının gururunu yaşıyor.
Hatay’da, 1930’lu yıllarda, babasının yanında yetişerek ticaretini yapmaya başladığı lokum ve şekerlemeyi imal etmeye başlayıp, kendi soyadıyla “marka” yapan işadamı Fahri Öksüz, başarı öyküsünü, AA muhabirine anlatırken, “çalışmadan, alın teri dökmeden kazanılan paranın kıymetinin de bereketinin de olmayacağını” söyledi.
Babasının maddi durumu iyi olmadığı için okuyamadığını, daha çocuk yaşlarda el aramasına koyduğu lokum ve şekerlemeleri satmak için sabahtan akşama kadar sokak sokak gezdiğini belirten Fahri Öksüz, “Yaşıtlarım sokakta oynarken ben çalışıyordum. Nerede bir çocuk görsem yanına gider, annesinden şekerleme almasını istemesi için dua ederdim” dedi.
Zor koşullarda çalıştı, ekmek parası için adeta dişimi tırnağına taktığı günleri hiç unutmadığını belirten işadamı Fahri Öksüz, şöyle devam etti:
“Ayağımdaki tahta takunyalarla, el aramasıyla sokak sokak gezip satış yaparken bugünlerin hayalini kuruyordum. Bugün geldiğim noktada kedimle gurur duyuyorum. Hatay’da vergi dairesine kayıtlı ilk üyeler arasındayım. Antakya Ticaret ve Sanayi Odası’nın (ATSO) da 48. üyesiyim.
Devletime milletime hayırlı bir insan olmak için çaba harcadım. Şimdi yanımda çalışan 4 oğlumu da aynı kültürle yetiştirmeye çalışıyorum. Vergimi de ödedim, hayrımı da yaptım. Kazandığımın bir kısmını hayır işlerine adıyorum. Bu hizmetten de büyük bir manevi huzur buluyorum. Eşim ve benim adımı taşıyan Sümerler Mahallesi’ndeki 32 derslikli Nimet Fahri Öksüz Lisesi benim en büyük servetim.
Ben okuyamadım ama bu okulda yetişecek öğrenciler, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkeleri doğrultusunda yetişerek, onların da vatanlarına milletlerine birer hayırlı evlat olacaklarına inanıyorum. Ayrıca, her yıl 8-10 öğrenciye karşılıksız burs veriyorum.
Bizim zamanımızda şimdiki gençlerin sahip olduğu eğitim imkanları yoktu.
Herkes okula gidemiyordu. İlkokul mezunlarını bile parmakla gösteriyorlardı. İlkokul diplomam yok ama kendimi yetiştirdim. Okumayı da yazmayı da hesabı da kitabı da iyi bilirim.”
Öksüz, bir merdivene benzettiği yaşamında zirveye basamak basamak tırmanmasının yanı sıra Hatay’da, üstün hizmet ödülüne aday gösterilen 6 kişiden biri olmanın ayrıca gururunu yaşadığını kaydetti.
TBMM ÜSTÜN HİZMET ÖDÜLÜ TBMM Onur ödülü ve üstün hizmet ödülü verilmesi hakkında yönetmeliğe göre, üstün hizmet ödülü adayları, Vali, Kaymakam veya Belediye Başkanının teklifi ve İl Genel Meclisinin kararı ile belirlenir.
Valilik, koşulları uygun olan adayları, TBMM Üstün Hizmet Ödülü Kurulu’na bildirir. Başvurularının ön değerlendirmesi Kurul tarafından yapılarak sonuçlar TBMM Başkanlığına bildirilir.
TBMM Başkanı, Kurul tarafından Başkanlığa sunulan adayları değerlendirmek üzere Başkanlık Divanını toplantıya çağırır. Başkanlık Divanı yapacağı değerlendirme ile TBMM Üstün Hizmet Ödülü’nü almaya hak kazanan aday veya adayları belirler.
Ödül, kurul tarafından belirlenen tarihte düzenlenecek bir törenle, TBMM Başkanı tarafından ödüle hak kazanan kişi veya kişilere verilir.
http://www.milliyet.com.tr/ilkokul-diplomasi-bile-...efault.htm (http://www.milliyet.com.tr/ilkokul-diplomasi-bile-yok-ama-189-kisiye-is-veriyor/ekonomi/sondakika/12.04.2010/1223912/default.htm)
http://img5.mynet.com/ha5/a/ahmetturk-yumruk4.jpg
Saldırıya ilişkin çarpıcı iddia!
İki kişinin öldüğü Muş Bulanık olaylarının davasının görüldüğü Samsun Adliyesi’nin önünde yumruklu saldırıya uğrayan Ahmet Türk taburcu oldu
Güncelleme:15 Nisan 2010 07:43
İki kişinin öldüğü Muş Bulanık olaylarının davasının görüldüğü Samsun Adliyesi’nin önünde yumruklu saldırıya uğrayan Ahmet Türk taburcu oldu. Kapatılan DTP’nin eski Genel Başkanı Ahmet Türk, Güven Hastanesi’nden Çukurambar Semti’ndeki evine gitti.
(http://video.mynet.com/habervideo/Ahmet-Turk-aciklama-yapti/500846/)
(http://video.mynet.com/habervideo/Ahmet-Turk-e-yumruklu-saldiri/499287/)
Bir grup gazeteciyi evinde ağırlayan Türk saldırganın birilerinden işaret aldıktan sonra harekete geçtiğini iddia etti. Türk o anı şöyle anlattı: “Ben açıklamamı yaparken onu gördüm. O sırada polislarin arasında bağırıyordu ve biryerlere bakıyordu. Sanki bir yerlerden işaret bekliyordu. Konuşma esnasında bana müdahele etmedi. İşareti aldıktan sonra arabaya yöneldiğim sırada üzerime saldırdı. Kolunu kaldırdığı anda bana vuracağını anladım. Durduğum yerde hemen arkamda gazeteci arkadaşlar vardı. Kameralar, muhabirler.. Sıralı duruyorlardı. Ben çekilsem yumruk onlara gelecekti. Çekilmek istemedim.”
Polis selam almadı, ters baktı
Samsun’da polislerin tutumunun da çok olumsuz olduğunu ifade eden Türk, sağduyu ve toplumsal barış çağrılarını yineledi. Türk sözlerini şöyle sürdürdü: “Polisler bize ters ters bakıyorlardı. İçeri girerken selam verdik selamımızı almadılar. Olmaz. Böyle olmaması lazım. Bakın Van’da da Sayın Baykal yumurtalı saldırıya uğradı. İçişleri Bakanı’nın görevlileri uyarması önlem alması yeterli değil. Bu tür olayların Türkiye’de toplumsal barışı zedeleyeceği mesajlarının her kesim tarafından kamuoyuna verilmesi gerekir. Yoksa mesele Ahmet Türk’ün yumruk yeme meselesi değil, Türkiye’de iç barış ve toplumsal barışın zedelenmemesi. Yumruk yemek önemli değil. Bunun sonucu toplumsal gerginliğe neden oluyor.”
Polis müdürleri ifade verdi
SaldIrIdan sonra İçişleri Bakanlığı tarafından başlatılan inceleme kapsamında Samsun’a gönderilen 2 mülkiye başmüfettişi, görevden uzaklaştırılan Emniyet Müdür Yardımcısı Cemal Issı ile Asayiş Şube Müdür Yardımcısı Murat Alkan’ın ifadelerini aldı. İçişleri Bakanı Atalay müfettişlerin ilk raporunu bugün teslim edeceğini açıkladı.
Cumhurbaşkanı, Türk’ü evinde ziyaret edecek
CumhurbaŞkanI Abdullah Gül’ün bugün Ahmet Türk’ü evinde ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini ileteceği öğrenildi. Ahmet Türk’ü dün de Kürt sanatçı Şiwan Perwer ve Hülya Avşar arayarak olaydan duyduğu üzüntüyü dile getirdiği öğrenildi. Türk’ü arayarak geçmiş olsun dileklerini iletenler arasında Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani de yer aldı. AKP Grup Başkanvekili ve Samsun Milletvekili Suat Kılıç ile diğer Samsun milletvekilleri Birnur Şahinoğlu ve Fatih Öztürk ile Türk’ü evinde ziyaret ettiler.
‘Oğlumun arkasındayım’
AHMET Türk’e saldıran İsmail Çelik’in babası Ali Çelik, oğlunu savundu: “Sırrı Sakık’ın adliye önündeki bağırmaları, haykırmaları, duygusal olan oğlumu tahrik etmiştir. Ben çocuğumdan bir eziklik duymuyorum. Çocuğumun arkasındayım. Adalet yerini bulacaktır.”
Saldırganın patronu hakkında suç duyurusu
VAN Barosu Avukatı Zeki Yüksel, Türk’e saldıran İsmail Çelik’in patronu Kazım Topaloğlu hakkında suç duyurusunda bulundu. Avukat Yüksel, saldırının ardından Topaloğlu’nun, “Her Türk vatandaşının yapabileceği bir şeyi yaptı ve onunla gurur duyuyorum” açıklamalarının halkı kin ve düşmanlığa sevk ettiğini öne sürdü.
Mynet
Sokak Şairi
15-04-2010, 13:31
Türk yatırımcı kumar oynuyor!
Sermaye Piyasaları Zirvesi'nde paylaşılan rakamlar yerli ve yabancı yatırımcı arasındaki anlayış farkını ortaya koydu
15 Nisan 2010 Perşembe, 12:36:43
http://im.haberturk.com/2010/04/15/508161_detay.jpg?1271326376
HABERTURK.COM EKONOMİ SERVİSİ
İşte Sermaye Piyasaları Zirvesi’nde çarpıcı rakam: Hisse senedini, Türk yatırımcı 37 gün, yabancı yatırımcı 230 gün taşıyor! Yani yerli yatırımcı bir hisse senedini bir ay bile taşımazken yabancı yatırımcı aldığı hisse senedini neredeyse sekiz ay elinden çıkarmadan sabırla bekliyor.
1 milyon 17 bin hisse senedi yatırımcısı
Konuyla ilgili ortaya çıkan rakamlar oldukça çarpıcı: Türkiye'de 1 milyon 17 bin hisse senedi sahibi bulunuyor. Bunlar içinde yabancı yatırımcı oranı yüzde 67. Yabancı yatırımcıların yatırım yaptığı hisse senedini taşıma süresi 230 günken yerli yatırımcı için bu süre 37 gün. Borsadaki yabancı yatırımcı oranı çeşitli kesimler tarafından zaman zaman eleştirilmesine ve "Borsa yükseldikçe biz mi kazanıyoruz?" görüşleri öne çıkmasına rağmen aslında bu durumu yaratanın da bireysel yatırımcı olduğu, rakamlarla ortaya çıktı.
Yerli 'kumar', yabancı 'sabır' anlayışıyla yatırım yapıyor
Yerli yatırımcıların sermaye piyasasına güvenmediğini ve elindeki hisseye en fazla bir ay tahammül ettiğini ortaya koyan rakamlar, yabancı yatırımcıların ise aldığı hisseyi 8 aya yakın bir süreden önce elden çıkarmadığını gösterdi. Bu durum, piyasadaki yabancı yatırımcı oranının yüksek olmasına da sebep olarak gösterilirken, yerli yatırımcıların kumar benzeri bir yatırım anlayışına, yabancı yatırımcıların ise sabır bazlı bir yatırım anlayışına sahip olduğu dikkat çekti.
Sokak Şairi
15-04-2010, 13:34
Servet değerindeki teklifi reddetti
Volkan Konak'tan ulusalcı tepki
14 Nisan 2010 Çarşamba, 15:37:57
http://im.haberturk.com/2010/04/14/507969_detay.jpg?1271327346
Karadenizli türkücüye teklif götüren firma yetkilileri, ummadıkları bir yanıt aldı.
Reklamlarında ünlü isimleri oynatarak satışlarını arttırmayı hedefleyen Pepsi'nin son gözdesi Volkan Konak oldu. Son dönemde konserleri hınca hınç dolan, şarkıları dilden dile dolaşan Karadenizli türkücüye teklif götüren firma yetkilileri, ummadıkları bir yanıt aldı. "Kuzeyin oğlu" lâkaplı şarkıcı, kendisine yapılan 1 milyon dolarlık teklifi firmanın Amerikan sermayesi olması sebebiyle reddetti.
Firma yetkilileri, Volkan Konak'ı ikna etmeye çalışsa da başarılı olamadı. Televizyon Gazetesi'nin haberine göre; Pepsi'den aldığı reklam teklifinin 1 milyon dolardan bile fazla olduğunu ima eden Karadenizli türkücü, "Firmanın reklamında ancak senaryoyu ve içeriği ben hazırlarsam rol alırım. Aksi halde, ne kadar ücret teklif ederlerse etsinler Pepsi ile bir anlaşma yapmayacağım" açıklaması yaptı.
Megastar'ın yerine Kenan
Pepsi, reklam filmi için ilk Tarkan'a teklif götürdü. Ancak Megastar, uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınınca yetkililer, şarkıcının yerine son dönemin en gözde oyuncusu Kenan İmirzalıoğlu ile el sıkıştı.
http://img4.mynet.com/ha4/y/yazicioglu-kamera7.jpg
Helikopter kazasında korkunç hata
BBP eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili inanılmaz hata ortaya çıktı.
Güncelleme:15 Nisan 2010 17:00ANKARA (ANKA) – BBP eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin yaşamını yitirdiği helikopter kazasını Araştırma Komisyonu’na amatör telsizcilerin verdiği bilgiler, kazanın ardından arama kurtarma çalışmalarında yapılan korkunç bir hatayı da gözler önüne serdi.
(http://aktuel.mynet.com/galeri/haber/yazicioglu-nun-helikopteri-dustu-yazicioglu-nun-helikopteri-dustu/3061/69581/)
Amatör telsizcilerin verdiği bilgiye göre, kazanın ardından ‘muhtemel dinleme yeri’ bilgisi yerine yanlışlıkla ‘muhtemel kaza yeri’ bilgisi verildi ve resmi arama kurtarma çalışmaları da bu bilgiye göre yönlendirildi.
Yazıcıoğlu ile 5 kişinin yaşamını yitirdiği helikopter kazası ve kurtarma çalışmalarının tüm yönleriyle araştırılarak benzer durumların yaşanmaması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla ikinci kez kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, AKP Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak başkanlığında toplandı. Komisyon, helikopter enkazının yer tespitiyle ilgili Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş Genel Müdür Yardımcısı Nihat Oktay, Denizcilik Müsteşarlığı Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi Daire Başkanı Hakan Durmaz, Telsiz ve Radyo Amatörleri Cemiyeti Başkanı Aziz Şasa ile amatör telsizciler Efe Özçağlar ve Engin Uygun’u dinledi.
ANKA'nın edindiği bilgilere göre, Telsiz ve Radyo Amatörleri Cemiyeti Başkanı Aziz Şasa, helikopter kazalarının ardından sivil toplum örgütü olarak harekete geçtiklerini ve telsiz sinyallerinin alınabildiği ‘muhtemel dinleme yeri’ tespitinde bulunarak arama kurtarma çalışmalarına yardımcı olmaya çalıştıklarını söyledi. Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin yaşamını yitirdiği helikopter kazasının ardından da Gaziantep’de bulunan amatör telsizci Efe Özçağlar’ı görevlendirildiğini belirten Şasa, Özçağlar’ın da yaptığı çalışmanın ardından Kahramanmaraş Valiliği’ne bilgi verdiğini ancak yanlışlıkla ‘muhtemel dinleme yeri’ yerine ‘muhtemel kaza yeri’ ifadesi kullandığını söyledi. Toplantıya katılan amatör telsizcilerin verdiği bilgiler ise, yanlışlıkla ‘muhtemel kaza yeri’ şeklindeki ifadenin ardından, resmi arama kurtarma çalışmalarının belirlenen koordinatlarda yürütüldüğünü ortaya koydu.
Komisyon üyesi CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir ve MHP Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir ise amatör telsizcilere “Sizi kim görevlendiriyor, çağrılıp mı bu tür durumlarda harekete geçiyorsunuz?” sorusunu yöneltirken, amatör telsizciler ‘sivil toplum örgütü’ olduklarını ve bu tür kazalarda resmi bir görevlendirme olmadan harekete geçtiklerini dile getirdiler.
CHP’li Özdemir ise yaşanan hatanın ve sonuçlarının ‘devletin arama kurtarma çalışmaları’ndaki aczini ortaya koyduğunu belirtirken tepkisini de “Yeniden böyle bir kaza birimizin başına gelse aynı akıbetle karşı karşıya geliriz” sözleriyle dile getirdi.
-“BAŞBAKANLIK KRİZ MERKEZİ İNTERNET SİTESİNİ AÇAMADI”-
Toplantıda Bandırma Liman İşletmesinde görevli Ender Uygun isimli amatör telsizci ise kazanın ardından, enkazın yeri olabileceğini düşündüğü, yabancı bir internet sitesinde yer alan bilgi için Başbakanlık Kriz Merkezi’ni 5 kez aradığını ve ilgili sitenin adını verdiğini kaydetti.
Başbakanlık Kriz Merkezi’nin, sözkonusu internet sitesini açamadığını belirten Uygun, kendisine ‘neden arıyorsun, kazayla ilgin ne” şeklinde sorular sorulduğunu ifade etti. Uygun, Başbakanlık Kriz Merkezi’nin açılmadığını söylediği, internet sitesini komisyon toplantısında açarak milletvekillerine de gösterdi.
http://img5.mynet.com/ha5/g/gaziosmanpasa-anne.jpg
Anne 2 çocuğunu balkondan attı
Gaziosmanpaşa'da, oturduğu binada çıkan yangın nedeniyle büyük panik yaşayan anne, biri henüz 3 aylık bebek olan 2 çocuğunu dumandan etkilenmemeleri için balkondan attı.
Güncelleme:15 Nisan 2010 16:40Gaziosmanpaşa Hürriyet Mahallesi Cengiz Topel Caddesi 300. Sokak'ta bulunan 5 katlı binada, elektrik kontağından yangın çıktı. Yangın nedeniyle oluşan yoğun duman, apartman sakinleri arasında büyük paniğe neden oldu. Yaşanan panikle birlikte binada adeta can pazarı yaşandı. Büyük korku yaşayan Meryem Kurt, henüz 3 aylık olan oğlu Kenan ve 3 yaşındaki Kerem'in dumandan etkilenmemesi için 1. kattaki evinin balkonuna çıktı. Bu sırada itfaiyenin henüz olay yerine ulaşmadığı gözlenirken, anne çareyi çocuklarını balkondan atmakta buldu. Meryem Kurt, önce 3 aylık bebeği Kenan'ı balkondan attı. Kenan'ı, binanın altında bekleyen vatandaşlar yakaladı. Annesi tarafından balkondan atılan Kerem de kendini vatandaşların kollarında buldu. Çocuklar olayı şans eseri yara almadan atlatırken, itfaiye ekipleri olay yerine ulaştı.
http://img5.mynet.com/ha5/g/gaziosmanpasa-anne2.jpgEkipler, binada mahsur kalanları kurtarmak için yoğun bir çalışma başlattı. Kurtarma çalışmalarında çocuk ve yaşlılara öncelik verildi. Üst katlarda mahsur kalan İremnur (2) ve Emirhan (4) isimli iki kardeş, itfaiye tarafından merdiven aracıyla kurtarıldı. Balkonda kurtarılmayı bekleyen babaları, korkmamaları için İremnur ve Emirhan'a el sallayarak moral vermeye çalıştı.
Balkonda mahsur kalan yaşlı bir kadının yardımına da itfaiyeciler yetişti. Yaşlı kadın, uzatılan merdiven aracına güçlükle bindirilerek aşağı indirildi. Dumandan etkilenenlere, olay yerine gelen ambulanslarda gerekli müdahale yapıldı.
http://img5.mynet.com/ha5/g/gaziosmanpasa-anne3.jpgİki çocuğunu balkondan atmak zorunda kalan Meryem Kurt, "Bir anda her yer duman oldu. Çocuklarımı balkondan attım. Aşağıdakiler yakaladı" dedi. Vatandaşlar da, büyük panik yaşayan annenin, çocuklarını balkondan atmak zorunda kaldığını ve çocukları yakaladıklarını ifade etti.
http://img5.mynet.com/ha5/o/osmansanal.jpg
Savcı Şanal'a tehdit mektubu
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca (HSYK) özel yetkisi elinden alınan Erzurum Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal'a, tehdit içerikli mektup gönderildiği öğrenildi.
Güncelleme:16 Nisan 2010 16:53
ERZURUM (A.A) -Erzincan'daki silahlı terör örgütü ile ilgili olarak, aralarında Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner ve Eskişehir İl Jandarma Komutanı Albay Recep Gençoğlu ile birlikte 14 kişinin tutuklanmasıyla sonuçlanan soruşturmayı başlatan ve 17 Şubat 2010 tarihinde HSYK tarafından özel yetkisi elinden alınan Cumhuriyet Savcısı Şanal'a, posta ile bir mektup gönderildi.
Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, gazetecilere yaptığı açıklamada, tehdit içerikli mektubun 10 gün önce geldiğini belirtti.
Mektubu gönderen kişinin araştırıldığını belirten Kuş, ''Konuyla ilgilenmek üzere bir Cumhuriyet Savcısını görevlendirdik. Çalışmalarımız devam ediyor'' diye konuştu.
Mynet
Sokak Şairi
16-04-2010, 17:53
Ülkücülerden Bahçeli'ye Çok Ağır Sözler
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin eski MHP'li milletvekilleri ile 12 Eylül darbesinin ardından cezaevinde işkencelere maruz kalan ülkücülerin anayasa paketini desteklemesine kızarak bu kişileri 'kendinden menkul zavallılar' olarak nitelendirmesine tepkiler devam ediyor.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) kurucuları, Bahçeli'nin açıklamalarının ülkücü camiayı derinden üzdüğünü belirterek milletin taleplerine aykırı bir politika yürütülmesinin kendilerini derinden üzdüğünü vurguladılar.
"BAŞBAKAN OLMAKTAN KORKTU"
Asıl zavallılığın ise milletin MHP'ye sağın liderliğini verdiği halde Başbakan olmaktan korkup emaneti götürüp geçmişte 'katiller, caniler' diyenler ile hükümetler kurmak olduğu belirtildi.
Bahçeli'nin talihsiz bir o kadar da vefasızlık örneği teşkil eden açıklamasının özellikle de "kendilerinden menkul zavallılar, eski ülkücüler" tabirlerinin Kurucular Kurulu üyelerini ve ülkücü camiayı derinden üzdüğünün dile getirildiği açıklamada, ülkücü hareket mensuplarının hiçbir zaman zavallı olmadığı, daima dik durduğu, en ağır işkenceler altında bile şahsiyet, haysiyet ve vakarlarından zerre miktar taviz vermediklerine dikkat çekildi.
RAHŞAN ECEVİT HATIRLATMASI
MHP Kurucular Kurulu üyeleri Naci Meriç, Hayrettin Başeğmez, Kemal İnandı, Mehmet Zeybek, Hüseyin Ünlüer, Niyazi Ahıska ve Fikret Fırat'ın imzasını taşıyan açıklamada, "Ülkücüler hiçbir zaman eski veya yeni de olmamışlardır. Dün de bugün de ülkücü olmuşlardır. Ülkücü Hareketin (muvafığı, muhalifi) hiçbir ferdi, böyle bir hakarete müstahak değildir. Bu talihsiz beyanlar, ağacın, kendisini kesen balta için dediği gibi 'ne yapalım ki sapı benden' misali bizlere acı vermektedir. Asıl zavallılık; aziz Milletimiz partimize sağın liderliğini verdiği halde Başbakan olmaktan korkup emaneti götürüp geçmişte 'katiller, caniler' diyenler ile hükümetler kurup önlerinde süklüm püklüm dururken, ülküdaşlarıma aslan kesilip hakaretler yağdırmak ve ülküdaşlarına işkence edenler ile aynı safta yer almaktadır." ifadeleri kullanıldı.
"MHP BAŞBUĞ'UN MİSYONUNDAN SAPTI"
13 yıllık Bahçeli yönetiminin, rahmetli Başbuğ'unun yolundan ve kadim MHP misyonundan saptığının üzüntüyle müşahede edildiğinin belirtildiği açıklamada, bu konuda zaman zaman yapılan uyarmalara ve fikir beyanlarına hiç de demokratik ve nazik olmayan üsluplarla karşılık verildiği ve "kol kırılır yen içinde" diyerek sineye çekildiği kaydedildi.
Partinin, misyonlarına yabancı, ülkücü hareketin imanından ve heyecanından yoksun (yabani kuşlar tabir edilebilecek) kimselerle doldurulduğu savunulan açıklamada, ülkücülük ve ülkücülerin dışlandığı ileri sürüldü.
MHP 13 YILDA DAVAYA UZAKLAŞTI
"Ülkücülük milletin değerlerine dayanır, ülkücüler de onları yüceltmek ve milletinin hak ve hukukunu her türlü baskı, zulüm ve dayatmalara karşı korumak davasını ve mücadelesini yürütür." denilen açıklamada, şu görüşler dile getirildi: "Bu inanç ve azimle kurduğumuz MHP'nin 13 yıldır ne yazık ki bu davaya yabancılaşmış olduğunu görmek bizlere acı vermektedir. Asıl zavallılık; milletine yönelen her tür tehlike ve tecavüze göğsünü siper eden ve onun, tarihte olduğu gibi milletler ailesi içinde hak ettiği mevkii alması uğruna verdiği mücadelede ülkücülere en fena muameleleri reva görenlerin yaptıkları Anayasaya yıllardır bir alternatif üretemeyip, onu nevzuhur partilerin eline bırakmaktır. MHP ve ülkücüler, darbecilik ve darbecilerden en çok çekmiş bir topluluk olduğu halde, darbeciliğe ve onların Anayasası ve o anayasa ile kurdukları düzenlerine karşı 13 yıldır hiçbir mücadele koymamış, alternatif anayasa projelerini herkesten evvel bizzat kamuoyuna sunmaları gerekirken, hiç de yeterli olmayan değişiklik tekliflerinin bile gerisinde kalıp milletin taleplerine aykırı bir politika yürütmesi bizleri derinden üzmektedir. Bu politika MHP'ye değil AKP'ye prim sağlamaktadır."
CİHAN
http://img5.mynet.com/ha5/u/ucus-dur.jpg
Flaş...Türkiye'deki uçuşlar durdu
Kül bulutu Türkiye'ye geldi, bazı illerdeki uçuşlar durduruldu.
Güncelleme:18 Nisan 2010 19:49Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Türk hava sahasının da kül bulutlarından etkilenmeye başladığını duyurdu. Zonguldak, Samsun ve Sinop hava sahalarında 20 bin ile 30 bin feet arasındaki hava sahası uçuşlara kapatıldı.
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü yaptığı yazılı açıklamayla Türk hava sahasının da kül bulutlarından etkilenmeye başladığını bildirdi.
http://img5.mynet.com/ha5/u/ucus-dur1.jpg SHGM Genel Müdürü Ali Arıduru Zonguldak,Samsun, ve Sinop hava sahalarında 20 bin ile 30 bin feet arasındaki hava sahasını kapattıklarını ifade ederek bu durumun yarın saat 12.00'a kadar süreceğini söyledi.
Arıduru, DHMİ,SHGM gibi kurumların faal olarak çalıştıklarını ve Eurocontrol'(avrupa hava seyrüsefer emniyeti teşkilatı)le birlikte gelişmeleri takip ettiklerin belirterek Türkiye'ye kül bulutlarının Kuzeyden bir giriş yaptığını ve uçuş güvenliği için böyle bir karar aldıklarını sözlerine ekledi.
Yazılı açıklamada ise şöyle denildi;
"15 Nisan 2010 tarihinde İzlanda'nın güneyinde "Eyjafjallajokull" buzulu altındaki yanardağın patlaması sonucunda oluşan volkanik kül bulutu ülkemiz hava sahasını da etkilemeye başlamıştır.
Bu kapsamda, uçuş emniyetinin sağlanması, can ve mal güvenliğinin korunması amacıyla aşağıda yer alan NOTAM yayımlanarak tüm hava sahası kullanıcılarına duyuru yapılmıştır.
Söz konusu kül bulutu sebebiyle aşağıda koordinatları verilen Ülkemiz hava sahası, FL 200 - FL350 arasında 18.04.2010 tarihinde saat 16.30L'den 19.04.2010 tarihinde saat 12:00 L arasında kapatılmış olup, G1770 No'lu dahili, A1401 No'lu harici NOTAM ile tüm hava sahası kullanıcılarına duyurulmuştur.
SAHA:
42 31 00 N 029 59 00 E, 42 48 00 N 030 46 00 E, 42 42 00 N 037 43 00 E, 40 25 00 N 037 39 00 E, 41 11 00 N 033 25 00 E 41 03 00 N 030 59 00 E koordinatları arasında kalan saha.
NOT: İstanbul FIR'ın volkanik kül bulutu nedeniyle 0001 UTC (03:00 L) itibariyle etkilenmesi beklenmektedir.
Konu, Genel Müdürlüğümüz, DHMİ ve Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlükleri ile koordineli olarak yakından takip edilmektedir.
Hava Taşıma İşletmelerinin de konuyla ilgili gelişmeleri yakından takip etmeleri zorunluluk arz etmektedir."
100 bin memur alınacak!
Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarının ardından bu yılki memur alımlarının 100 bine ulaşması bekleniyor.
Devlete memur alımı konusunda çalışmaların sürdüğünü belirten Başbakan Erdoğan, “Biz şu anda memur konusunda ciddi bir alım yapmayı planlıyoruz. Alımları popülizm olsun diye yapmayacağız” dedi.
Başbakan, işsizlikle ilgili devletin alacağı tedbirlere yönelik ise “Biz şu anda memur konusunda ciddi bir alım yapmayı planlıyoruz tekrar. Rakam vermeyim ama ciddi alım yapacağız” dedi.
BU YIL 19 BİN PERSONEL EMEKLİ OLACAK
Gazeteport'un haberine göre daha önce açıklanan verilere göre devlet bu yıl 32 bini yeni kadro olmak üzere 80 bine yakın personel alımı planlıyordu. 2010 yılı bütçesinde, kamudan emeklilik, ölüm, istifa veya nakil sonucu ayrılan memurların sayısının yüzde 50’sini geçmeyecek şekilde açıktan ya da nakil suretiyle atama yapılmasına karar verilmişti. Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarının ardından bu yılki memur alımlarının 100 bine ulaşması bekleniyor.
ATV televizyonunda memur alımı açıklamasına açıklık getiren Başbakan Erdoğan, memur alımlarını popülizm olsun diye yapmayacaklarını, şu anda emekli olacak devlet memurları yerine alım yapılması gerektiğini belirtti.
Erdoğan, "Tüm bunları yaparken de ciddi sayıda bir alımı başaracağız" diye konuştu. Bu yıl 19 bine yakın personelin emekli olacağı hesaplanıyor.
http://img5.mynet.com/ha5/yazi/bedelli-askerlik.jpg
Her dönemin en çok beklenen haberi bedelli askerlik, gündeme Başbakan Erdoğan'a sorulan sorunun ardından geldi. Bedelli bekleyen binlerce genç yeni bir heyecana kapılırken, konu Meclis'te de yankı buldu. Milli Savunma Bakanı Gönül'e göre Erdoğan isterse bedelli çıkar.
Yıllardır Türkiye'nin gündeminden düşmeyen bedelli askerlik, her iktidar döneminde kamuoyundan gelen talepler doğrultusunda tartışmaya açıldı, askerin kesin karşı tavrı nedeniyle uygulamaya geçirilemedi.
Bunun tek istisnası ise 1999 depreminin yaralarının sarılması amacıyla Genelkurmay Başkanlığı'nın talebiyle bir kereye mahsus verilen izin oldu.
Askerin bedelli askerlik uygulamasına karşı çıkmasının bir kaç nedeni var. Temel neden, terörle mücadele sürerken, parası olana askerlik yolunu kapatan bir düzenlemenin kamuoyunda ve silahlı kuvvetlerde yaratacağı moral etki.
Diğer neden asker açığı tehlikesi. Her celp döneminde silahlı kuvetlerin belli sayıda askeri silah altına alması gerekiyor. Bu yaklaşık 100 bin rakamına karşılık geliyor. Saklı, bakaya ya da kaçak durumda olanlara bir de bedelliler eklendiğinde, bu kez açık ortaya çıkıyor.
edelli askerlik son günlerde yine gündemde. Gazeteciler Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a katıldığı bir televizyon programında sorunca Arınç, şahsi görüşü olarak bedelli askerlik uygulamasının olması gerektiğini ancak hükümet adına bunu söyleyemeyeceğini dile getirdi.
Ardından konu Başbakan Erdoğan'a soruldu. Erdoğan'ın katıldığı bir televizyon programında Başbakan'a sorulan sorulardan biri Türkiye'de binlerce genci ilgilendiren bedelli askerlik üzerineydi.
Bedelli askerlikle ilgili çok sayıda mail geldiğinin belirtilmesi üzerine Erdoğan, şu yanıtı verdi:
''Bu mailleri bence bir klasöre koysanız da bunu Silahlı Kuvvetlere gönderseniz çok isabetli olur veya Milli Savunma Bakanlığımıza. Milli Savunma Bakanı'mız ve Genelkurmay Başkanı'mızla bu konuyu tekrar, bir daha müzakere ederiz.''
Konuyla ilgili kişisel görüşünün sorulmasına karşılık da Erdoğan, ''Detaylarını bir görüşmem lazım. Detayları noktasında gerekli bilgi ve değerlendirmeyi yapmadan böyle bir açıklama yaparsam bu yanlış olur'' diye konuştu.
Erdoğan, bu açıklamasıyla bedelli isteyenleri Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'na mesaj yollamaya çağırdı.
GÖNÜL: ERDOĞAN İSTERSE ÇIKAR Milliyet gazetesinde yer alan habere göre ise, Başbakan Erdoğan’ın sürpriz çıkışının ardından dün de Ak Parti grup toplantısında milletvekilleri Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’den bedelli askerliğin çıkarılmasını istedi.
Taleplere kapıyı kapatmayan Gönül, “Söz Başbakan’da. O ne derse onu yaparız” yanıtını verdi.
Başbakan’ın bedelli askerlik konusuyla ilgili sözlerine yorum yapmak istemeyen Gönül, gülerek , “Görüşümü vermeyeceğim. Ben de Başbakan’ın sözlerini dinledim. Sayın Başbakan’ın konuştuğu yerde bizim konuşmamız olur mu? Yorum yok. No comment. Benimle görüşünce düşüncelerimi ona söylerim” diye konuştu.
SOĞUK BAKIYORUM Bu iki açıklamanın ardından bedelli askerlik bekleyenlerde yeni bir heyecan başladı. Konu Meclis'te de yankı buldu. Öneriye karşı çıkanlar da destekleyenler de var.
CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü, "Ben kişisel olarak çok soğuk bakıyorum. Benim de çocuğum var ama soğuk bakıyorum. Yani fakir fukaranın çocuğu ölecek diğeri ölmeyecek, yok öyle bir şey" dedi.
SULANDIRILMIŞ ASKERLİK MHP İzmir Milletvekili Erdal Sipahi "MHP'nin bedelli askerlik gibi sulandırılmış askerlik modlleriyle ilişkisi yok. Biz anayasa çerçevesinde tek tip askerlik yapılmasını istiyoruz: Bedelli askerliğe daha önce karşı çıktık. Bundan sonra da çıkmaya devam edeceğiz" diye konuştu.
MUTLAKA GETİRİLMELİ AK Parti Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ise "Bedelli askerlik yapılmalıdır, mutlaka getirilmelidir. Buna ihtiyaç da vardır ama bedelli askerlik yapan vatandaşlarımızın ödediği ücretlerden hiç olmazsa hakkaniyet sağlanması için bedelsiz askerlik yapanlara bir imkan sağlanmalı diye düşünüyorum" açıklamasını yaptı .
Ayda 45 bin dolar vaat ediyor
http://i.imgur.com/npvcE.jpg (http://i.imgur.com/npvcE.jpg)
İstanbul'un kalabalık ve varoş semtlerinde kurdukları merkezlerde kendine üye kazandırmaya çalışan,Türkiye’de daha önce gündeme gelen saadet zinciri benzeri olan gruplar yeniden faaliyetleriyle gündeme gelmeye başladı.
Türkiye’de daha önce yüzlerce insanı kandıran saadet zinciri benzeri gruplar İstanbul'daun kenar mahallelerinde yeniden faaliyetleriyle gündeme gelmeye başladı.
Bir sisteme sonradan üye olanların yatırdığı paraları kısmen daha önce üye olanlara devretmek şeklinde yürüyen Türkiye’de daha önce gündeme gelen saadet zinciri benzeri olan gruplar yeniden faaliyetleriyle gündeme gelmeye başladı.
Bunlardan bir tanesi ise son dönemlerde İstanbul'da Bağcılar, Şirinevler, Zeytinburnu ve civar ilçelerinde faaliyetini artıran QNet isimli şirket.
İstanbul'un kalabalık ve varoş semtlerinde kurdukları merkezlerde kendine üye kazandırmaya çalışan bu zincirlerde kişilere haftada yaklaşık 10 bin dolarlık kazançlar vaat ediliyor. İşin bir pazarlama ve satış gibi tanıtılıyor olması ise şirketi görünürde yasal hale getiriyor.
Bir ürün satın alarak girilen ve o ürünü başkalarına da satarak para kazandıran bir sistem gibi görünse de işin mantığında, yeni üyeler kazandırarak bu zinciri genişletme uğraşı yatıyor. Zincir yeni üyelerle büyüyor ve her yeni sisteme kattığınız kişilerinde kazandırdığı yeni üyeler üzerinden belirli bir oranda kazanç sağlanmaya devam ediliyor.
SİSTEM NASIL İŞLİYOR?
Kenar mahallelerde ofis şeklinde kurulan son derece şık dekore edilmiş daireler, insanları sisteme sokmak için ikna etmek üzere bir merkez olarak kullanılıyor. Bu merkezlerde görüşmeler yapılırken telefonlar kapattırılıyor ve konuşulanların dışarıya sızdırılmayacağı sözü de alınıyor.
Daha çok gelir seviyesinin düşük olduğu semtlerde kurulan bu merkezlerde vatandaşlara aylık binlerce dolar kazançlardan bahsediliyor. Bu sistemle zengin olan, lüks arabalar, evler alan kişilerin hikayeleri anlatılıyor. Bütün bu kurgunun ardından sisteme üye olabilmeniz için sizden bir ürün almanız talep ediliyor. Tatil paketleri, lüks eşyalar, kişisel bakım ve beslenme ürünlerini olduğundan daha yüksek fiyatlara satın almanız isteniyor. Bu ürünleri satın aldıktan sonra yeni üyeler kazandırmaya başlayabiliyorsunuz. Kazandırdığınız kişi sayılarına göre çeşitli pozisyonlara ulaşıp daha fazla gelir sağlayabileceğiniz vaat ediliyor.
Bu gruba dahil olan bir yakının daveti üzerine bu merkezlerden birisine giden bir vatandaş olayı şöyle anlattı:
"Bana bu sistemi öneren arkadaşla birlikte özel bir arabayla alınıp sıradan bir apartman dairesi olan ofislerine gittik. Bizim gittiğimiz dairedeki büyük salonda çoğunluğu 20-23 yaşları arasında, üniversite öğrencisi olan 20'ye yakın kişi bulunuyordu. Salonda bekleyenlere bayan garsonlar tarafından çay kahve ikramları yapıldıktan sonra görüşme yapılmak üzere odalardan birisine alınıyorsunuz."
SIRADAN BİR SAATİ BİN DOLARA SATIYORLAR
Sisteme katılmak için değerinden çok daha pahalıya satılan ürünlerden birisini almak zorunda olduklarını anlatan vatandaş şöyle devam etti: "Sistemde size 3 paket sunuyorlar. Bu paketlerde bin dolara gelecekte antika değerine sahip olacağını iddia ettikleri bir saat, diğer pakette Hindistan Bağımsızlık Hareketi Lideri Gandhi'nin resmi bulunan çok değerli bir hatıra parasını 3 bin dolara ve son pakette de 9 bin dolara uluslararası bir tatil sunuyorlar. Bu ürünlerden birisini alıyorsunuz. Daha sonra da ürünü sattığınız her 2 kişi için size 250 dolar ödeyeceklerini vaat ediyorlar. Ayrıca sizin sisteme kattıklarınızın kazandırdığı müşterilerle bir zincir oluşturmuş oluyorsunuz. BU zincir üzerinden de belli oranlarda para kazanacağınızı söylüyorlar."
BİR AYDA 45 BİN DOLAR KAZANÇ VAAT EDİYORLAR
Bu kısa sunumu çeşitli kitaplar ve kaynaklarla destekledikten sonra çok cazip bir soruyla tekliflerini ilettiklerini belirten vatandaş, "Bu zincir hiç bozulmadığı takdirde size ayda 45 bin dolar vaat ediyorlar" dedi. Bu sistemi kabul eden vatandaşların ödemeyi de Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı bir bankaya ait bir hesap numarasına yapmaları isteniyor. Ödeme yapılıp ürün alındıktan sonra para iadesi ise mümkün olmuyor.
SANAYİ BAKANLIĞI TÜKETİCİ KANUNU'NA AYKIRI BULDU
Sanayi Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde yaptığı araştırmada yurtdışı menşeli şirketin Türkiye'deki işlemlerinin Tüketici Kanunu'na aykırı olduğunu açıkladı.İlk incelemenin ardından bakanlık hazırladığı raporda, "Söz konusu sistemin Türkiye uygulayıcılarının Tüketici Kanunu'nun 9/A maddesine aykırı davrandıkları tespit edilmiştir." ifadeleri kullanıldı. Öte yandan şirketin para hareketlerinin ve Türkiye liderlerinin tespiti için de Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) denetimlerini sıklaştırdı.
7 ÜLKEDE YASAK
Bu şirketin ise dünya üzerinde 7 ülkede faaliyet göstermesi yasaklanmış durumda. Bu şirketi yasaklayan ülkeler ise şöyle, ABD, Endonezya, Malezya, Arnavutluk, iran, Afganistan, Sri Lanka.
ŞİRKETİN TİCARET SİCİL KAYDI BULUNUYOR
İlgili şirketin QNET Promosyon ve Pazarlama Limited Şirketi adı altında İstanbul Ticaret Odası'nda kaydı da bulunuyor. Perakende Ticaret meslek grubuyla İstanbul Ticaret Odası'na bu yılın şubat ayında kayıtlara giren şirketin iş konusu ise şöyle belirtilmiş:
"İthal ve yerli pazarlardan tedarik edilen her nevi elektronik cihaz kişisel bakım ürünleri ve hediyelik eşya başta olmak üzere bilumum kişisel ürün ve bakım hizmetlerinin nihai tüketiciye pazarlamasına aracılık etmek ve ana sözleşmesinde yazılı olan diğer işler"
DÜNYACA ÜNLÜ ORGANİZASYONLARDA SPONSOR
Hong Kong’da faaliyet gösteren QuestNet tüm dünyada mağdurlarının sayısı artmasına rağmen dünyanın önde gelen etkinliklerine de sponsor oluyor. Bunların arasında Formula, Atina 2004 Olimpiyatları, Euro 2002-2006 futbol şampiyonası gibi organizasyonlar bulunuyor.
mynet
kısa yoldan para kazanmanın derdine düşüp böyle saçmalıklara para yatırıp, sonrada kandırıldım, bittim, tükendim diyen insana acımamak lazım. günümüzde akılsız başın cezasını ayaklar değil cüzdanlar çekiyor maalesef. böyle akılsız insanlar oldukça bu tip şirketler daha çok paralar kazanır...
Sokak Şairi
25-04-2010, 12:18
Tek tip askerlik geliyor
Herkes 12 ay görev yapacak
25 Nisan 2010 Pazar, 11:24:20
http://im.haberturk.com/2010/04/25/510458_detay.jpg?1272186788
Başbakan Erdoğan ve Orgeneral İlker Başbuğ arasındaki bedelli görüşmesinin ardından, askerliğin ‘12 ay ve er’ olarak yapılması üzerinde duruluyor. Terör sorununda ciddi bir mesafe alınırsa birkaç yıl içinde uygulamaya geçilecek.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un önceki gün gerçekleştirdikleri kritik görüşmenin ardından, yaklaşık 100 bin kişinin beklediği “bedelli askerlik” uygulaması uygun şartların oluşmaması gerekçesiyle dondurulurken, askerlik sistemine ilişkin yeni yapısal düzenlemelerin hızlandırılmasına karar verildi.
Erdoğan ile Başbuğ’un görüşmesinde tartışılan yeni yapısal sistemin temelini, farklı sürelerdeki askerlik hizmetlerinin kaldırılarak, bir standarda kavuşturulması oluşturuyor. Polis ve öğretmen gibi, belirli meslek gruplarının, sivil olarak askerlik hizmetini yapmasının da gündemde olduğu belirtiliyor. Yapısal düzenlemeler tamamlandıktan sonra bedelli askerlik uygulamasının yeniden gündeme geleceği kaydediliyor. Genelkurmay’ın masasındaki yapısal düzenlemeler iki temel üzerine oturuyor. Bunlardan birincisini, bir süre önce yaşama geçen profesyonel ordu yapılanması oluşturuyor. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı 5, Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı 1 komando tugayı, önümüzdeki temmuz ayında tamamen profesyonelleşerek, bu tarihten itibaren er ve erbaş temin etmeyecek. Düzenlemelerin ikinci ayağında ise, yükümlülerin farklı sürelerde askerlik hizmeti yapması bulunuyor. Genelkurmay’ın gündeminde “artıları ve eksileriyle” uzun süredir yer alan çalışma çerçevesinde askerlik hizmet sürelerinin bir standarda kavuşturulması hedefleniyor.
Milliyet'in haberine göre; Erdoğan ile Başbuğ arasında gerçekleşen görüşmeden sonra, hizmet sürelerinin standarda kavuşması ve kamuoyunda “tek tip” askerlik olarak bilinen sistemin hayata geçirilmesi için çalışmaların hızlanacağı belirtiliyor. Mevcut sistemde yükümlüler üç farklı koşulda askerlik hizmetini yapıyor. Üniversite mezunu olmayan yükümlüler 15 ay uzun dönem er olarak askerlik yaparken, üniversite mezunu yükümlüler 12 ay yedek subay ya da 6 ay kısa dönem er olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne hizmet ediyor. Çalışmalarda, askerlik hizmetinin “12 ay ve er” olarak yapılması üzerinde ağırlıklı olarak durulduğu, bu sürenin değişebileceği ancak çok kısaltılmasının beklenmediği kaydedildi. Bu formülün, uzun dönem er ve erbaşların görev süresini kısaltacağına dikkat çekilerek, terör sorununda ciddi bir mesafe alınması durumunda birkaç yıl içinde uygulanabileceği, ancak kısa vadede bir adım beklenmemesi gerektiği belirtildi. Bu kapsamda, standart süre uygulaması sağlanana kadar uzun dönem askerlik yapan yükümlülere daha fazla maddi destek sağlanabileceği de kaydediliyor.
‘SİVİL HİZMET’ FORMULÜ
Yapısal düzenlemeler çerçevesinde polis ve öğretmen gibi, özellikli bazı meslek kollarındaki yükümlülerin askerlik hizmetini sivil olarak gerçekleştirmesinin de gündeme gelebileceğini de belirtiliyor. İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın önceki gün gazetelere yansıyan, polislerin görev yerlerinde eğitim yapmasına olanak sağlayan düzenleme üzerindeki çalışmalarının da, bu düzenlemelerin ilk işareti olduğu kaydedildi. Ancak, Genelkurmay’ın bu formüle mesafeli olduğu belirtiliyor.
POLİSLER ASKERLİK YAPMAYACAK
İçişleri Bakanlığı, halen emniyet kadrolarında görev yapan ancak askerliğini yapmamış polislerin sorununu çözmek için çalışma başlattı. İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın açıkladığı çalışmaya göre; polislerin, 1 veya 2 ay temel askerlik eğitiminden sonra polislikle birlikte askerlik yapması sağlanacak.
Atalay, bu konudaki çalışmanın tamamlandığını söyledi. Polisin askerlik sorununu çözmesi amacıyla alternatifli çalışma yaptığını anlatan Atalay, “Çalışma önümüzdeki günlerde hükümetin görüşüne sunulacak. Halen 40 bin polisimiz bu durumdadır. Bunların çoğu da uzun dönem askerlik yapacak. Bizimse polis eksikliğimiz var. Zaten bu nedenle 20 bin yeni polis alacağız. Bana göre polisler askerlik yapmamalı, aynı eğitimi alıyorlar. Alternatifli çalışma yaptırdım, bu durumdaki polisler 1-2 aylık temel eğitimin ardından askerlik görevini yapabilirler. Bu konunun üzerinde ciddi olarak duyuyoruz. Bu konunun zamanlaması konusunda şimdiden bir şey söyleyemem. Önce hükümette kendi aramızda konuşacağız. Sonra da Savunma Bakanlığımızla paylaşacağız. Bizim şu ana kadar Genelkurmay ile bu konuda bir görüşmemiz olmadı” diye konuştu.
Sivil askerlik fena fikir değil "Mehmetçik dershaneleri" gibi bir kaç topluma yararlı proje oluşturulsa okumuş insanlarımız toprağın üzerinde sürünme eğitimi alacağına topluma faydalı bir projede yer alır..
Powered by vBulletin® Version 4.1.12 Copyright © 2012 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.
SEO by
vBSEO 3.6.0