SongüL
11-12-2009, 16:45
Yakında Ermenice haber yayını da başlayacak. Sessizlerin Umudu sloganını benimseyen kanalın gayri resmi sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni.Yalçın Özdemir, alevi geleneğin içinde yetişti, 12 Eylül'de Mamak cezaevinde geçirdiği yılların ardından yerel yönetimlere coğrafi bilgi sistemlerini kurdu, dergiler çıkardı, fuarlar düzenledi. Bir süre ANAP'da politika yapan Özdemir, bugün Ak Parti'nin Çankaya Belediye Meclisi üyesi fakat partili olmadığını söylüyor. Alevilerin derin devlet operasyonlarında manipüle edildiğini, irtica fobisi tarafından rehin alındığını düşünüyor. Alevilerin özgürleşmesi için Kemalizmle yüzleşmesi gerektiğine inanıyor.
-Su TV'nin diğer Alevi kanallarından farkı ne?
-Su tv beş yıl önce kurulmuş, Türk halk müziği ağırlıklı Anadolu ezgilerinin ve nefeslerinin yer aldığı ve bunları büyükçe bir alevi kitlesi ile paylaştığı bir altlık oluşturmuş. Biz bunun üzerine coğrafyamızdaki yeni dönüşümle beraber Su tv'yi çok kültürlü yeni bir kanal haline getirmeye çalışıyoruz. Konsept olarak ikinci temamız da su, çevre, ekoloji ve küresel ısınma.
-Cem Tv, Dem tv, yol tv ve su tv... Şu anda yayın yapmakta olan dört alevi kanalından en fazla izlenen hangisi?
-Bunlardan en fazla izlenilir olan Su tv. Bunun sebebi Su tv muhalif bir çizgiyi benimsemiş hep. İlk çıktığı dönemlerde Kürtçe müzik klibi de yayınlamış.
-En çok izlenen kanal olduğunuzu nereden biliyorsunuz?
-Bir marketing kurdum Su tv bünyesinde. Cep telefonundan ev eşyalarına kadar doğrudan satış yapıyoruz. Aldığımız siparişlerden Alevi olmayan toplulukların da bizi izlediğini anlıyoruz. Ayrıca internet üzerinden yapılan araştırmalar var. Yayın saati kiralama yoluna giden başka doğrudan satış firmalarından edindiğimiz bilgiler de Su tv'nin daha fazla izlenilir olduğunu gösteriyor.
-Siz genel yayın yönetmeni görünmekle beraber kanalın ortaklarından biri misiniz?
-Burası bir aile şirketidir. Benim resmi olarak görevim sadece genel yayın yönetmenliğidir. Gazetecilik yapmak, özellikle alevi açılımı ve demokratik açılım gibi konularla ilgili daha özgür davranabilmek, daha bağımsız sorgular ve yargılarda bulunabilmek için hissedar olmadım
-Sizin Ak Parti Çankaya belediye meclisi üyesi olmanız dolayısıyla Su TV'nin el değiştirmesi bir Ak Parti operasyonu olarak değerlendirildi. Nedir bu işin aslı?
-Kamuoyunda böyle bir algı var. Ama Ak Parti'nin Alevi açılımı ile Su tv arasında en ufak bir bağlantı yok. Biz Su tv'yi kendi olanaklarımızla ayakta tutmaya ve yaşatmaya çalışıyoruz. Reklam, sponsorluk, klip, doğrudan satış, marketing gibi gelirlerle Su tv'yi finanse etmeye çalışıyoruz. Başka işlerimiz de var. Ben yerel yönetimlerin coğrafi bilgi sistemlerini kurarım yıllardır.
-Nasıl bir iş bu?
-Bir kentte yaşanan ada, pafta, parsel bazındaki tüm kentsel bilgilerin, bina, arazi, arsa olmak üzere bağımsız bölüm bilgilerinin ve o kentte yaşayan yurttaşların tüm bilgilerinin yer aldığı bir ortamdır kent bilgi sistemi. Dolayısıyla coğrafi bilgi sistemi uygulayan belediyeler sahadaki en ufak bir kaçağı çok kısa zamanda bulur, takip ederler.
-Sizin asıl mesleğiniz nedir?
-Ben iktisatçıyım. Rahmetli Turgut Özal'ın başta olduğu, Türkiye'de bir dönüşüm sürecinin başlangıç yıllarında yerel yönetimler cazibe alanlarından biri haline gelmişti. Yerel demokrasi kültürünü geliştirecek, yerel yöneticilerin ve o alanda yaşayan bireylerin kentlerle ilgili bilgi alabilecekleri Yerel Dünya adlı bir dergi kurmuştum. O dönemde 1700 belediye aboneydi. Daha sonra Yerel Gündem diye yerel yönetimlerin artık Türkiye'deki gündemini belirleyen değişiklikleri, alternatifleri sıraladığımız yazı dizileri, araştırmaları yayınlanan bir dergi çıkardık.
-Bir televizyonu alacak sermaye birikimini böyle mi edindiniz? -Hepsi de sermaye birikimine olanak tanıyor bunların. Çünkü tam 30 yıl oldu. 30 yıl boyunca 650 civarında belediyenin bilgisayar sistemi ve 150 belediyenin coğrafi bilgi sistemini kurduk. Bunun haricinde yerel yönetimlerin iş makineleri, teknoloji kullanımları konusunda çalışmalarını yaptım. Yerel yönetimlerle ilgili ilk fuarlar benim düzenlediğim fuarlardır Ankara'da. O sıralar fuarcılık da çok gelişmemişti. Sanayi Ticaret Bakanlığı'nın bahçesinde yapılırdı fuarlar. Biz yerel yönetimler alanında ulusal düzeyde kongre organizasyonları yaptık. Bunlar hep derginin üzerinde inşa edilen yapılardı. Bir de bunun haricinde o kongrelerin içerisinde yerel yönetimlerde ileri teknoloji kullanımı, kentleşme konulu ve bu kentleşme altlığına imkan sağlayabilecek kent mobilyaları gibi kentsel fuarlar da düzenledik. Dolayısıyla o sermaye birikimi ta oradan geliyor.
-Peki niye şimdi televizyonculuğa giriştiniz?
-Birincisi Alevi kökenliyim. Coğrafyamızda bir dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşümün içerisinde devlet perspektifli bakış açılarından uzak bir Alevi kanalının olmasına ihtiyaç vardı. Hatta sadece Alevi televizyon kanalı değil, çok kültürlü bir televizyon kanalının oluşması gerekiyordu. Mezhepsel yapıları idameye ve geliştirmeye yönelik bir yayıncılığın doğru olmadığını görüyoruz. Bizim derdimiz yaşadığımız coğrafyadaki etnik grupları kaşımak değil. Bizim coğrafyamızda demokrasi yeni üretilmeye başlanıyor. Yani Türkiye Cumhuriyeti kendine özgü olan demokrasi modelinden çıkıp evrensel standartlara uygun bir demokrasi üretimini toplumun en geniş katılımı ile yeni sağlamaya başlıyor. Bu Ak Parti'ye tesadüf eden bir dönemdir. Biz de bütün bunları göz önünde bulundurup coğrafyamızda yaşayan Kürtlere Kürtçe haberler üretiyoruz. Her akşam saat 7:30'da Kürtçe ana haber sunuyoruz.
-Ama özel tvlere bunun izni yeni çıktı.
-TRT Şeş hangi izinle yapıyordu, biz de aynı izinle yapıyoruz. TRT Şeş'in de kuruluşunda bir yasallık söz konusu değildir. Ama bazen pratik yasaların önüne geçer. O nedenle daha iki gün önce çıkmasına rağmen biz bir ay önce Kürtçe ana haber sunarak başladık. İki hafta içerisinde de Ermenice haberler sunacağız. Bu coğrafyamızda yaşayan birçok kültürün, folklorik değerlerin yemek tatlarından dillerine kadar çok dilliliği de benimseyen bir yayıncılığı çok kültürlülük içerisinde eritmeye çalışacağız. Su tv'nin çok kültürlü yayını benimsemesindeki amaç coğrafyadaki farklı kültürlerin birbirini ötekileştirmesine neden olan birçok önyargıyı kaldırabilecek altlığı değişik program formatlarıyla en geniş anlamda izleyici kitlelerine sunabilmek.
-Sizin Kurtuluş örgütü üyesi olarak Mamak Cezaevinde geçirdiğiniz yıllara gelelim. Suçunuz neydi?
- Türkiye'de hak ve eşitlik propagandası yapmak, bağımsız Türkiye sloganı atmak, duvarlara yazı yazmak, o dönem her insanın içinde bulunduğu ister gönüllü, ister gönülsüz bulunduğu bir süreçti. Mamaklı yıllar Türkiye'de sadece öğrenci olayları olarak algılanılan bir süreç olarak Türkiye'nin önüne kona geldi bugüne kadar. Ben de o sırada öğrenciydim. Oradan Mamak'a götürüldüm, iki buçuk yıl yattım. Daha sonra da memnu haklarımızın iadesini aldık mahkeme kararı ile.
-Mamak yılları size devletle ilgili ne öğretti?
-Cezaevindeki çok önemli gözlemlerimden bir, Mamak'taki tutukluların yüzde 75'i alevi kökenliydi. Aleviler daha çok muhalif çizgiyi benimseyen, Türkiye'de olan biten haksızlıklara karşı mücadele veren, tepkilerini dile getiren bir topluluktu o yıllarda. Özellikle de genç kuşak açısından söylüyorum. Orta yaş kuşağı Alevilerde böyle bir davranış refleksini görmek mümkün değildi. Zihinlerinde vardı ama pratik olarak bu eylemlere dökülmüyordu.
İkinci gözlemim aleviler manipüle ediliyorlardı.
-Nasıl?
-Emperyal güçlerin Türkiye üzerinde farklı düzenleri ve farklı oyunları vardı. Ali sevgisi Alevilerin içinde ne kadar yoğunsa Mustafa Kemal sevgisi de o kadar yoğun bir sevgidir. Ama Mustafa Kemal sevgisi üzerinden Aleviler rehin alınmışlardır Bonapart cumhuriyeti tarafından.
-Bonapart cumhuriyeti derken?
-Bağışlayın ben bu cumhuriyeti Bonapart cumhuriyeti olarak tarif ediyorum. Çünkü demokrasi kültürünü üretememiş, kurumlarını demokratikleştirememiş bir cumhuriyetin Bonapart cumhuriyetinden çok farklı olmasını beklemek mümkün değil. Yani bunu şöyle tarif edebiliriz, orduya hakimsen iktidar senindir. Aleviler Osmanlıdan gördükleri zulümle birlikte Yavuz Sultan Selim'den taa günümüze cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar gelinen süreçte Mustafa Kemal'e ve onun kuracağı cumhuriyete bağlılık göstermişlerdir.
-Peki ama Kemalist cumhuriyet değil miydi onları içeri tıkan?
-Zaten manipülasyon da orada başlıyor.
-Niye uyanamadılar?
-Uyanamamalarının sebebi, Alevi önderler Türkiye'de derin devlet menşeli politikaların içinden beslendi. Nitekim sadece bugün Ergenekon diye adlandırılan yapı değil, onun öncesinde Susurluk vakası bunun önemli parçalardan biridir. Ama halen çözülememiştir. Eski bir emniyet genel müdür yardımcısı olan Hüseyin Kocadağ Susurluk'taki kazada arabanın içerisinden çıkmıştır. O da Aleviydi.
-Suça bulaşmış birinin mezhebi neden bu kadar önemli? Nolmuş yani, diğerleri de sünniydi -Önemli çünkü Alevilerin polis, mit görevlisi olmamak gibi refleksleri vardı.Günümüzde görüyoruz ki bu reflekslerin çok önemi kalmamış. Aleviler her geçen gün durmadan yeni manipülasyonlarla karşı karşıyalar. Alevilerin ilk defa derin devletle ilişkilere bulaştığını Susurluk'ta görüyoruz.
-Ondan önce Maraş var, Çorum var, Sivas var
-Çorum olaylarında Aleviler ön planda olmuşlardı ve zarar görmüşlerdi. Sivas'ta Madımak'ta yakılmışlardır, zarar görmüşlerdir. Maraş ve Gazi mahallesi olaylarında aynı süreç yaşanmıştır. Yani Aleviler Mustafa Kemal üzerinden güvendikleri bir cumhuriyetin derin odakları tarafından mütemadiyen kullanılmış ve manipüle edilmişlerdir. Hala da kullanılmaya devam edilmektedir.
-Pardon, yakılanlar, zarar görenler Alevi, nasıl manipüle ediliyorlar?
-Alevilerin irticaa karşıtı tepkileri malumdur. Hedefi irticaa olarak gösterirseniz manipüle etmiş olursunuz. Bu yaşanan olayları tek tek değerlendirdiğimizde aslında Madımak'ta da derin güçler vardır, Gazi olaylarında da, Maraş'ta da derin güçler vardır. Türkiye'de Alevilerin bulaştırıldığı, Alevilerin zulüm gördüğü her eylemin içerisinde mütemadiyen derin güçler vardır. Bütün bu derin güçler bu coğrafyada Alevilerin oylarını ipotek altına almışlardır. Alevileri rehin almışlardır. Bütün bu olaylar zamanında ya CHP ya da SHP iktidardadır.
-Alevi önderlerin rolü nedir burada?
-Aleviler adına önderlik yaptığını zanneden bireylerin aslında demokrasi kültürünü içselleştiremediklerinden, yaşadıkları coğrafyayı kavrayamamaktan kaynaklanıyor bunlar. Bu Alevi açılımı toplantılarında dikkatimi çeken, Türkiye'de etnik altlık oluşturma modeli bir hayli revaçta bir iş olmaya başladı. Mesela bazı Alevi liderleri Türkmen Aleviliği gibi bir şey uydurmaya başladılar. Oysa Aleviliğin herhangi bir etnik dokusu yoktur. Bir kişi kendisini Alevi olarak tanımlıyorsa, bir Ali bağlılığı varsa, aileden, kökenden gelen bir geleneksel dokusu varsa bunu Kürt- Türk Aleviliği gibi ayrıştırmak bu coğrafyada ikinci bir kanın akıtılmasına sebep olmaktır. Aleviler bu tür provokasyonlara zaman zaman düşürüldüler. Alevileri hep irticaya karşı korkuttular. Bu nedenle CHP Alevilerin taşeronu oldu.
-Burada bireysel aklın devreye girmemesini nasıl açıklıyorsunuz? Yani bir dedeye bağlı olma yahut kendini koruma adına bir getto halinde yaşamanın da bir rolü var mıdır? Yani aleviler böyle kitle halinde kim nereye parmağını uzattıysa oraya mı dönerler?
-Alevilerde geleneksel olarak dedeye veya başka bir yere yönlendirme söz konusu değildir. Her kim ki Alevi toplulukları en fazla biz temsil ediyoruz derler, doğru söylemezler. Özellikle günümüzdeki Aleviler hiçbir surette birilerinin işareti üzerine reflekslerini geliştirmezler. Ancak irtica üzerinden yaratılan korku Alevilerin en temel reflekslerinden biridir. Aleviler ötekileştirildikleri bu coğrafyada başkalarını ötekileştirmek gibi bir çabanın içine itiliyorlar. Oysa Aleviler bu coğrafyada hep ötekiydi. Henüz aleviler beriki haline gelmiş değildir Anadolu tabiriyle. Aleviler Mustafa Kemal sevgisine rağmen Kemalist bir sürecin içerisinde rehin alınmışlardır ve bu rehinlikleri de devam etmektedir. Aleviler özgür davranamıyorlar. Alevilerin özgürleşmesi Kemalist süreçten sıyrılmalarıyla mümkündür.
-Sizin bu görüşleriniz Alevi camiasında nasıl karşılanıyor?
-Bunları Alevi Çalıştayı'nda dile getirdiğimizde önemli miktarda Alevi örgütü bunların hepsine katıldığını söylemişti, Cem Vakfı hariç. Tabii Cem Vakfı bağlantıları olan başka dernekler de var. Aslında Aleviler solu desteklediklerini zannedip yıllarca sağa oy vermişlerdir.
-Üretilen bu "Şeriat gelecek bizi kesecek" korkusu iyi iş görmüş.
-Tabii yani Türkiye'de cumhuriyetin yarattığı değişik fobiler var. Bir dönem soğuk savaş yıllarında komünizm gelecek korkusu uyduruldu. Toplumun değişik kesim ve katmanları, değişik ideolojik kalıplar yanında saf tuttular. 1980 sonrasından itibaren de bir irtica fobisi yaratıldı. Bir irtica korkusu ile toplumun değişik kesim ve katmanları saf tutmaya başladılar. Alevilerin oyları, irtica gelecek korkusu üzerinden CHP'ye aktarıldı.
-Bugünkü protesto eylemlerine bakılırsa durum değişiyor. İlla Onur Öymen'in dilinin sürçmesi mi gerekiyordu bütün bunları anlayabilmek için? -Ben dilinin sürçtüğü kanaatinde değilim. Son derece bilinçli bir çabaydı. Alevilerin korkusu sadece irtica korkusundan kaynaklanmaz. Bu ülkede Alevilerin başına gelen tarihi olayları sadece Dersim'de başlatmak gibi bir gelenekleri var. Aslında öyle değildir. 1500'deki Çaldıran savaşı yani Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim arasındaki kavgadan günümüze kadar devam eden bin yıllık sürecin ürünüdür korku. Ama bu sadece Osmanlı döneminden kaynaklanıp bugüne gelmez. Daha cumhuriyetin kurulmadığı yıllarda bir Koçgiri katliamı vardır ki Koçgiri benim sülalemdir.
-Su TV'nin diğer Alevi kanallarından farkı ne?
-Su tv beş yıl önce kurulmuş, Türk halk müziği ağırlıklı Anadolu ezgilerinin ve nefeslerinin yer aldığı ve bunları büyükçe bir alevi kitlesi ile paylaştığı bir altlık oluşturmuş. Biz bunun üzerine coğrafyamızdaki yeni dönüşümle beraber Su tv'yi çok kültürlü yeni bir kanal haline getirmeye çalışıyoruz. Konsept olarak ikinci temamız da su, çevre, ekoloji ve küresel ısınma.
-Cem Tv, Dem tv, yol tv ve su tv... Şu anda yayın yapmakta olan dört alevi kanalından en fazla izlenen hangisi?
-Bunlardan en fazla izlenilir olan Su tv. Bunun sebebi Su tv muhalif bir çizgiyi benimsemiş hep. İlk çıktığı dönemlerde Kürtçe müzik klibi de yayınlamış.
-En çok izlenen kanal olduğunuzu nereden biliyorsunuz?
-Bir marketing kurdum Su tv bünyesinde. Cep telefonundan ev eşyalarına kadar doğrudan satış yapıyoruz. Aldığımız siparişlerden Alevi olmayan toplulukların da bizi izlediğini anlıyoruz. Ayrıca internet üzerinden yapılan araştırmalar var. Yayın saati kiralama yoluna giden başka doğrudan satış firmalarından edindiğimiz bilgiler de Su tv'nin daha fazla izlenilir olduğunu gösteriyor.
-Siz genel yayın yönetmeni görünmekle beraber kanalın ortaklarından biri misiniz?
-Burası bir aile şirketidir. Benim resmi olarak görevim sadece genel yayın yönetmenliğidir. Gazetecilik yapmak, özellikle alevi açılımı ve demokratik açılım gibi konularla ilgili daha özgür davranabilmek, daha bağımsız sorgular ve yargılarda bulunabilmek için hissedar olmadım
-Sizin Ak Parti Çankaya belediye meclisi üyesi olmanız dolayısıyla Su TV'nin el değiştirmesi bir Ak Parti operasyonu olarak değerlendirildi. Nedir bu işin aslı?
-Kamuoyunda böyle bir algı var. Ama Ak Parti'nin Alevi açılımı ile Su tv arasında en ufak bir bağlantı yok. Biz Su tv'yi kendi olanaklarımızla ayakta tutmaya ve yaşatmaya çalışıyoruz. Reklam, sponsorluk, klip, doğrudan satış, marketing gibi gelirlerle Su tv'yi finanse etmeye çalışıyoruz. Başka işlerimiz de var. Ben yerel yönetimlerin coğrafi bilgi sistemlerini kurarım yıllardır.
-Nasıl bir iş bu?
-Bir kentte yaşanan ada, pafta, parsel bazındaki tüm kentsel bilgilerin, bina, arazi, arsa olmak üzere bağımsız bölüm bilgilerinin ve o kentte yaşayan yurttaşların tüm bilgilerinin yer aldığı bir ortamdır kent bilgi sistemi. Dolayısıyla coğrafi bilgi sistemi uygulayan belediyeler sahadaki en ufak bir kaçağı çok kısa zamanda bulur, takip ederler.
-Sizin asıl mesleğiniz nedir?
-Ben iktisatçıyım. Rahmetli Turgut Özal'ın başta olduğu, Türkiye'de bir dönüşüm sürecinin başlangıç yıllarında yerel yönetimler cazibe alanlarından biri haline gelmişti. Yerel demokrasi kültürünü geliştirecek, yerel yöneticilerin ve o alanda yaşayan bireylerin kentlerle ilgili bilgi alabilecekleri Yerel Dünya adlı bir dergi kurmuştum. O dönemde 1700 belediye aboneydi. Daha sonra Yerel Gündem diye yerel yönetimlerin artık Türkiye'deki gündemini belirleyen değişiklikleri, alternatifleri sıraladığımız yazı dizileri, araştırmaları yayınlanan bir dergi çıkardık.
-Bir televizyonu alacak sermaye birikimini böyle mi edindiniz? -Hepsi de sermaye birikimine olanak tanıyor bunların. Çünkü tam 30 yıl oldu. 30 yıl boyunca 650 civarında belediyenin bilgisayar sistemi ve 150 belediyenin coğrafi bilgi sistemini kurduk. Bunun haricinde yerel yönetimlerin iş makineleri, teknoloji kullanımları konusunda çalışmalarını yaptım. Yerel yönetimlerle ilgili ilk fuarlar benim düzenlediğim fuarlardır Ankara'da. O sıralar fuarcılık da çok gelişmemişti. Sanayi Ticaret Bakanlığı'nın bahçesinde yapılırdı fuarlar. Biz yerel yönetimler alanında ulusal düzeyde kongre organizasyonları yaptık. Bunlar hep derginin üzerinde inşa edilen yapılardı. Bir de bunun haricinde o kongrelerin içerisinde yerel yönetimlerde ileri teknoloji kullanımı, kentleşme konulu ve bu kentleşme altlığına imkan sağlayabilecek kent mobilyaları gibi kentsel fuarlar da düzenledik. Dolayısıyla o sermaye birikimi ta oradan geliyor.
-Peki niye şimdi televizyonculuğa giriştiniz?
-Birincisi Alevi kökenliyim. Coğrafyamızda bir dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşümün içerisinde devlet perspektifli bakış açılarından uzak bir Alevi kanalının olmasına ihtiyaç vardı. Hatta sadece Alevi televizyon kanalı değil, çok kültürlü bir televizyon kanalının oluşması gerekiyordu. Mezhepsel yapıları idameye ve geliştirmeye yönelik bir yayıncılığın doğru olmadığını görüyoruz. Bizim derdimiz yaşadığımız coğrafyadaki etnik grupları kaşımak değil. Bizim coğrafyamızda demokrasi yeni üretilmeye başlanıyor. Yani Türkiye Cumhuriyeti kendine özgü olan demokrasi modelinden çıkıp evrensel standartlara uygun bir demokrasi üretimini toplumun en geniş katılımı ile yeni sağlamaya başlıyor. Bu Ak Parti'ye tesadüf eden bir dönemdir. Biz de bütün bunları göz önünde bulundurup coğrafyamızda yaşayan Kürtlere Kürtçe haberler üretiyoruz. Her akşam saat 7:30'da Kürtçe ana haber sunuyoruz.
-Ama özel tvlere bunun izni yeni çıktı.
-TRT Şeş hangi izinle yapıyordu, biz de aynı izinle yapıyoruz. TRT Şeş'in de kuruluşunda bir yasallık söz konusu değildir. Ama bazen pratik yasaların önüne geçer. O nedenle daha iki gün önce çıkmasına rağmen biz bir ay önce Kürtçe ana haber sunarak başladık. İki hafta içerisinde de Ermenice haberler sunacağız. Bu coğrafyamızda yaşayan birçok kültürün, folklorik değerlerin yemek tatlarından dillerine kadar çok dilliliği de benimseyen bir yayıncılığı çok kültürlülük içerisinde eritmeye çalışacağız. Su tv'nin çok kültürlü yayını benimsemesindeki amaç coğrafyadaki farklı kültürlerin birbirini ötekileştirmesine neden olan birçok önyargıyı kaldırabilecek altlığı değişik program formatlarıyla en geniş anlamda izleyici kitlelerine sunabilmek.
-Sizin Kurtuluş örgütü üyesi olarak Mamak Cezaevinde geçirdiğiniz yıllara gelelim. Suçunuz neydi?
- Türkiye'de hak ve eşitlik propagandası yapmak, bağımsız Türkiye sloganı atmak, duvarlara yazı yazmak, o dönem her insanın içinde bulunduğu ister gönüllü, ister gönülsüz bulunduğu bir süreçti. Mamaklı yıllar Türkiye'de sadece öğrenci olayları olarak algılanılan bir süreç olarak Türkiye'nin önüne kona geldi bugüne kadar. Ben de o sırada öğrenciydim. Oradan Mamak'a götürüldüm, iki buçuk yıl yattım. Daha sonra da memnu haklarımızın iadesini aldık mahkeme kararı ile.
-Mamak yılları size devletle ilgili ne öğretti?
-Cezaevindeki çok önemli gözlemlerimden bir, Mamak'taki tutukluların yüzde 75'i alevi kökenliydi. Aleviler daha çok muhalif çizgiyi benimseyen, Türkiye'de olan biten haksızlıklara karşı mücadele veren, tepkilerini dile getiren bir topluluktu o yıllarda. Özellikle de genç kuşak açısından söylüyorum. Orta yaş kuşağı Alevilerde böyle bir davranış refleksini görmek mümkün değildi. Zihinlerinde vardı ama pratik olarak bu eylemlere dökülmüyordu.
İkinci gözlemim aleviler manipüle ediliyorlardı.
-Nasıl?
-Emperyal güçlerin Türkiye üzerinde farklı düzenleri ve farklı oyunları vardı. Ali sevgisi Alevilerin içinde ne kadar yoğunsa Mustafa Kemal sevgisi de o kadar yoğun bir sevgidir. Ama Mustafa Kemal sevgisi üzerinden Aleviler rehin alınmışlardır Bonapart cumhuriyeti tarafından.
-Bonapart cumhuriyeti derken?
-Bağışlayın ben bu cumhuriyeti Bonapart cumhuriyeti olarak tarif ediyorum. Çünkü demokrasi kültürünü üretememiş, kurumlarını demokratikleştirememiş bir cumhuriyetin Bonapart cumhuriyetinden çok farklı olmasını beklemek mümkün değil. Yani bunu şöyle tarif edebiliriz, orduya hakimsen iktidar senindir. Aleviler Osmanlıdan gördükleri zulümle birlikte Yavuz Sultan Selim'den taa günümüze cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar gelinen süreçte Mustafa Kemal'e ve onun kuracağı cumhuriyete bağlılık göstermişlerdir.
-Peki ama Kemalist cumhuriyet değil miydi onları içeri tıkan?
-Zaten manipülasyon da orada başlıyor.
-Niye uyanamadılar?
-Uyanamamalarının sebebi, Alevi önderler Türkiye'de derin devlet menşeli politikaların içinden beslendi. Nitekim sadece bugün Ergenekon diye adlandırılan yapı değil, onun öncesinde Susurluk vakası bunun önemli parçalardan biridir. Ama halen çözülememiştir. Eski bir emniyet genel müdür yardımcısı olan Hüseyin Kocadağ Susurluk'taki kazada arabanın içerisinden çıkmıştır. O da Aleviydi.
-Suça bulaşmış birinin mezhebi neden bu kadar önemli? Nolmuş yani, diğerleri de sünniydi -Önemli çünkü Alevilerin polis, mit görevlisi olmamak gibi refleksleri vardı.Günümüzde görüyoruz ki bu reflekslerin çok önemi kalmamış. Aleviler her geçen gün durmadan yeni manipülasyonlarla karşı karşıyalar. Alevilerin ilk defa derin devletle ilişkilere bulaştığını Susurluk'ta görüyoruz.
-Ondan önce Maraş var, Çorum var, Sivas var
-Çorum olaylarında Aleviler ön planda olmuşlardı ve zarar görmüşlerdi. Sivas'ta Madımak'ta yakılmışlardır, zarar görmüşlerdir. Maraş ve Gazi mahallesi olaylarında aynı süreç yaşanmıştır. Yani Aleviler Mustafa Kemal üzerinden güvendikleri bir cumhuriyetin derin odakları tarafından mütemadiyen kullanılmış ve manipüle edilmişlerdir. Hala da kullanılmaya devam edilmektedir.
-Pardon, yakılanlar, zarar görenler Alevi, nasıl manipüle ediliyorlar?
-Alevilerin irticaa karşıtı tepkileri malumdur. Hedefi irticaa olarak gösterirseniz manipüle etmiş olursunuz. Bu yaşanan olayları tek tek değerlendirdiğimizde aslında Madımak'ta da derin güçler vardır, Gazi olaylarında da, Maraş'ta da derin güçler vardır. Türkiye'de Alevilerin bulaştırıldığı, Alevilerin zulüm gördüğü her eylemin içerisinde mütemadiyen derin güçler vardır. Bütün bu derin güçler bu coğrafyada Alevilerin oylarını ipotek altına almışlardır. Alevileri rehin almışlardır. Bütün bu olaylar zamanında ya CHP ya da SHP iktidardadır.
-Alevi önderlerin rolü nedir burada?
-Aleviler adına önderlik yaptığını zanneden bireylerin aslında demokrasi kültürünü içselleştiremediklerinden, yaşadıkları coğrafyayı kavrayamamaktan kaynaklanıyor bunlar. Bu Alevi açılımı toplantılarında dikkatimi çeken, Türkiye'de etnik altlık oluşturma modeli bir hayli revaçta bir iş olmaya başladı. Mesela bazı Alevi liderleri Türkmen Aleviliği gibi bir şey uydurmaya başladılar. Oysa Aleviliğin herhangi bir etnik dokusu yoktur. Bir kişi kendisini Alevi olarak tanımlıyorsa, bir Ali bağlılığı varsa, aileden, kökenden gelen bir geleneksel dokusu varsa bunu Kürt- Türk Aleviliği gibi ayrıştırmak bu coğrafyada ikinci bir kanın akıtılmasına sebep olmaktır. Aleviler bu tür provokasyonlara zaman zaman düşürüldüler. Alevileri hep irticaya karşı korkuttular. Bu nedenle CHP Alevilerin taşeronu oldu.
-Burada bireysel aklın devreye girmemesini nasıl açıklıyorsunuz? Yani bir dedeye bağlı olma yahut kendini koruma adına bir getto halinde yaşamanın da bir rolü var mıdır? Yani aleviler böyle kitle halinde kim nereye parmağını uzattıysa oraya mı dönerler?
-Alevilerde geleneksel olarak dedeye veya başka bir yere yönlendirme söz konusu değildir. Her kim ki Alevi toplulukları en fazla biz temsil ediyoruz derler, doğru söylemezler. Özellikle günümüzdeki Aleviler hiçbir surette birilerinin işareti üzerine reflekslerini geliştirmezler. Ancak irtica üzerinden yaratılan korku Alevilerin en temel reflekslerinden biridir. Aleviler ötekileştirildikleri bu coğrafyada başkalarını ötekileştirmek gibi bir çabanın içine itiliyorlar. Oysa Aleviler bu coğrafyada hep ötekiydi. Henüz aleviler beriki haline gelmiş değildir Anadolu tabiriyle. Aleviler Mustafa Kemal sevgisine rağmen Kemalist bir sürecin içerisinde rehin alınmışlardır ve bu rehinlikleri de devam etmektedir. Aleviler özgür davranamıyorlar. Alevilerin özgürleşmesi Kemalist süreçten sıyrılmalarıyla mümkündür.
-Sizin bu görüşleriniz Alevi camiasında nasıl karşılanıyor?
-Bunları Alevi Çalıştayı'nda dile getirdiğimizde önemli miktarda Alevi örgütü bunların hepsine katıldığını söylemişti, Cem Vakfı hariç. Tabii Cem Vakfı bağlantıları olan başka dernekler de var. Aslında Aleviler solu desteklediklerini zannedip yıllarca sağa oy vermişlerdir.
-Üretilen bu "Şeriat gelecek bizi kesecek" korkusu iyi iş görmüş.
-Tabii yani Türkiye'de cumhuriyetin yarattığı değişik fobiler var. Bir dönem soğuk savaş yıllarında komünizm gelecek korkusu uyduruldu. Toplumun değişik kesim ve katmanları, değişik ideolojik kalıplar yanında saf tuttular. 1980 sonrasından itibaren de bir irtica fobisi yaratıldı. Bir irtica korkusu ile toplumun değişik kesim ve katmanları saf tutmaya başladılar. Alevilerin oyları, irtica gelecek korkusu üzerinden CHP'ye aktarıldı.
-Bugünkü protesto eylemlerine bakılırsa durum değişiyor. İlla Onur Öymen'in dilinin sürçmesi mi gerekiyordu bütün bunları anlayabilmek için? -Ben dilinin sürçtüğü kanaatinde değilim. Son derece bilinçli bir çabaydı. Alevilerin korkusu sadece irtica korkusundan kaynaklanmaz. Bu ülkede Alevilerin başına gelen tarihi olayları sadece Dersim'de başlatmak gibi bir gelenekleri var. Aslında öyle değildir. 1500'deki Çaldıran savaşı yani Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim arasındaki kavgadan günümüze kadar devam eden bin yıllık sürecin ürünüdür korku. Ama bu sadece Osmanlı döneminden kaynaklanıp bugüne gelmez. Daha cumhuriyetin kurulmadığı yıllarda bir Koçgiri katliamı vardır ki Koçgiri benim sülalemdir.