PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Empati..



flu
02-01-2009, 09:23
Günümüzde empati denildiğinde akla tanınmış hümanist psikolog ve danışan merkezli terapinin kurucusu Carl Rogers ve onun konuya ilişkin çalışmaları gelmektedir. Psikoterapi alanında empatik iletişim kurma becerisiyle ünlenmiş Rogers’ın adı ile empati kavramı adeta özdeşleşmiştir. Rogers’a göre empati durumu, bir kimsenin içsel referans çerçevesini doğru olarak algılamak, onun duygusal unsurlarını ve anlamlarını o kimse kendisi imiş gibi yaşamak ve bu ‘’imiş gibi’’ olma koşulunu mutlaka yerine getirmektir.
Empati sıklıkla sempati, acıma, özdeşim kurma ve karşısındaki kişiyle yer değiştirme kavramlarıyla karıştırılır. Bu kavramların birbirinin yerine kullanıldığı da olur. Sempatide bir yandaşlık söz konusudur, empatide ise karşımızdaki kişinin duygularını anlamak söz konusudur. Sempatide karşıdaki kişinin duygularını anlamış olalım olmayalım, ona hak verme durumu vardır. Wsychogrod sempatiyi ‘’ortak duygu’’ olarak tanımlamıştır. Acıma sempatinin bir şekli sayılabilir ancak burada bir yandaşlıktan çok bir ast-üst ilişkisi vardır. Birisine acıdığımızda, o kişi için üzülür ve böylece (belki de bilinçaltında) kendim daha şanslı veya üstün hissederiz. Özdeşim kurma, birey bir başka kişi (örneğin bir kılavuz, akıl danışılan) veya gruba (örneğin belli bir dinin, bir siyasi partinin ya da bir kulübün üyeleri) yaklaştığında veya yöneldiği durumlarda güçlü bir duygusal bağla sonuçlanan kişilerarası bir süreçtir. Özdeşim kumanın aşırı olduğu durumlarda, diğer kişinin grubu veya adetleri, kişinin egosunun yerine geçer. Yer değiştirme empatiyle en sık karıştırılan kavramdır. Rogers da ilk çalışmalarında empatiyi yer değiştirme şeklinde tarif etmiştir, oysa Stein, empatinin bireyin kendisini diğerinin yerindeymiş gibi düşünmesi ve hissetmesinden çok daha karmaşık bir süreç olduğunu bildirmektedir.

Bir kişinin karşısındaki bir kişiyle (özellikle de bir danışmanın danışanla) empati kurabilmesi için gerekli olan 3 temel öğe vardır:

a) Empati kuracak kişi, kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır. Bunu gerçekleştirmek için de, empati kurmak istediği kişinin rolüne girmeli, onun yerine geçerek olaylara onun gözüyle bakmalıdır. Karşımızdaki kişinin rolüne girerek empati kurduğumuzda, o kişinin rolünde kısa bir süre kalmalı, daha sonra tekrar kendimize dönmeliyiz. Aksi halde empati kurmuş sayılmayız.

b) Empati kurmuş sayılmamız için karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru anlamamız gereklidir. Karşımızdakinin yalnızca düşüncelerini ya da yalnızca duygularını anlamamız yeterli değildir. Çünkü karşımızdakinin rolüne girerek onun ne düşündüğünü anlamamız, bilişsel nitelikli bir etkinlik (bilişsel rol alma/bilişsel perspektif alma), karşımızdakinin hissettiklerinin aynısını hissetmemiz ise, duygusal nitelikli bir etkinliktir (duygusal rol alma/duygusal perspektif alma). Bilişsel rol alma, duygusal rol almanın ön şartı sayılabilir. Buna ‘’köprü kurma’’ aşaması da denilmektedir ve empati sürecinin en önemli aşamasıdır.

c) Empati kurduğumuz kişinin duygularını tam olarak anladığımızı ona ifade etmemiz gerekir. Eğer bunu yapmazsak, empati kurma sürecini tamamlamış sayılmayız. Zaman zaman karşımızdaki kişiye onu anladığımızı ifade etmekte yani uygun empatik tepki vermekte güçlük çekeriz. Bazen karşımızdakinin duygusunu tam olarak içimizde hissetmiş olsak bile, uygun olmayan bir yüz ifadesi ya da sözlerle bunu ona iletiriz, ya da içimizdeki duygumuzla beden dilimiz çelişir. Böyle bir durumda doğru empati kurmuş ancak bunu yeterince iletememiş oluruz. Empatik tepkide bulunmanın başlıca iki yolu vardır: Yüzümüzü- bedenimizi kullanarak karşımızdaki kişiye onu anladığımızı ifade etmek ve sözlü olarak ifade etmek. İkisini birlikte kullanmak her zaman daha etkilidir.

Empatinin öğretilebilir bir süreç olup olmadığı da araştırmacılar tarafından tartışılan bir konudur. Davis’e göre empati öğretilemez, ancak kendinin farkında olma, başkaları için yargılayıcı olmayan olumlu düşünme, iyi dinleme becerileri ve kendine güvenme gibi tutum ve davranışların arttırılmasının, empatik olmayı isteyen danışmanların gelişiminde önemlidir. Bir görüşe göre, ancak doğuştan yardımsever bir kişi empatik olabilir, ikinci bir görüşe göreyse terapötik koşullar sonrada eğitimle öğretilebilir (Truax ve Mitchell, 1971). Rogers (1951, 1975), ilk çalışmalarında empatinin öğretilebilir bir beceri olduğunu anlatmış, daha sonraki eserlerinde ise empatinin beceriden ziyade bir varoluş tarzı olduğu görüşünü benimsemiştir.

Yapılan araştırmalara göre, yardıma ihtiyacı olan (zor durumda bulunan) kişilerle empati kuranlar, kurmayanlara oranla daha fazla yardımda bulunmaktadırlar. Empati kurmanın yardım davranışına nasıl dönüştüğü konusunda başlıca iki kuramsal açıklama vardır. Bunlardan birincisine göre, sıkıntı içinde bulunan kişi ile empati kuran kişi, karşısındakinin durumunu anladığı için sıkıntı duyar ve bu sıkıntıyı gidermek için o kişiye yardımda bulunur. İkinci açıklama ise şöyledir: Sıkıntıda bulunan kişi ile empati kurarak onun durumundan haberdar olan kişi, diğergram bir davranışta bulunarak, sıkıntıdaki kişiyi rahatlatmak amacıyla ona yardım eder. Yukarıdaki açıklamalardan birincisine göre, yardım davranışının temelinde egoist bir güdü , ikincisine göre ise diğergram bir güdü bulunmaktadır.

Empatik yardım davranışının temelinde, her iki güdü birlikte yer almaktadır. Yani sıkıntı içerisinde olan biriyle karşılaştığımızda, hem o kişiyi gözlerken duyduğumuz kendi sıkıntımızı gidermek, hem de rahatlamak amacıyla yardım ediyor olabiliriz. Bazen de yerine ve zamanına göre bu iki güdü kaynağından birisi bizi ışına yöneltiyor olabilir. Eğer empatik davranışının temelinde yukarıda belirtildiği gibi egoistik ve diğergram olmak üzere iki güdü birlikte yer alıyorsa, bunlardan birincisi ruh sağlığımızı korumaya, ikincisi ise yardım konusunda toplumsal değerleri sürdürmeye yarıyordur.

İdeal bir danışmanın her şeyden önce empatik olması gerekir. Carkhuff (1969), doğru empatik anlayışın iki düzeyini ayırt etmektedir. Karşılıklı alıp verme düzeyinde, danışman danışanın tamamen ya da kısmen ayırdında olduğu yaşantı ve duygularına ilişkin anlayışını iletmektedir. Ekleme düzeyinde ise, danışman danışanın ayırdında olmadığı ancak örtük bir şekle ifade ettiği güdüleri, yaşantıları ve duyguları ile ilgili anlayışını iletir. Egan, karşılıklı alıp verme düzeyini başlangıç düzeyde doğru empati olarak adlandırmıştır. Başlangıç düzeyde doğru empati, danışanın duygularının ve bu duyguların altındaki yaşantıları ile ilgili olarak başlangıçtaki temel anlayışın iletilmesidir. Danışman, danışanın kendisine açık olarak ya da kısmen ifade ettikleri üzerinde durur ve bundan anladıklarını kendi kelimeleriyle danışana yansıtır. Danışanın üstü örtük ifadelerinin altında yatanları bulmaya çalışmaz. Bu Egan’ın (1975) gelişimsel modelinin I. Aşaması’nda kullanılır ve I. Aşamada danışman bunun ötesine geçemez. Başlangıç düzeyindeki doğru empati, saygı ve içtenlikle birleştiğinde danışanla kolay raportun kurulmasını sağlar, güvene ve açık olmaya yol açar. Carkhuff’a (1969) göre, bu tarz bir empati danışanın kendini keşfetme düzeyini yükseltir. Şüphesiz ki, kişiyi doğal olarak, kendisinden daha iyi anlayabilmek pek kolay ve mümkün bir iş değildir. Fakat önemli olan, danışanın duygu ve davranışları altında danışan için yatan anlama en yakın doğrulukta onları kavrayabilmek, o anlamlı duygu ve düşüncelerin varlığının tespit edildiğini danışana iletebilmek ve danışanın bunları görmesine yardım edebilmektir. Onları kişi açısından görüp, kişiye aktarabilmektir.

Empati özellikle varoluşçu ve hümanistik yaklaşımın danışan merkezli terapilerinde olmazsa olmaz bir kavramdır. Sadece hümanistik psikoterapilerde değil, tüm psikoterapi ekollerinde empatinin önemi, özellikle de ilk seanslarda danışanla kurulması gereken empatik ilişkinin önemi vurgulanmaktadır. Empatik anlama, öğrenmesi oldukça zor bir ustalıktır; planlı ve dikkatli bir eğitim ve uygulama yoluyla geliştirilebilir. Özellikle mesleğe yeni başlayan danışmanlar ilk başlarda empatik ilişki sürecinde zorlanabilirler ancak kişinin farkındalığı ve deneyimi arttıkça, kendini geliştirdikçe başarısı da artacaktır. Bir psikolojik danışman / terapist hiçbir zaman yerinde saymamalı, yeniliklere açık olmalıdır. Terapistin empati yeteneğini arttırmakta, şiir ve hikaye gibi edebi eserler okumanın; çeşitli insan grupları ve şartları içinde kişileri anlama hususunda zengin yaşantılar kazanmanın büyük yardımı vardır. Danışanla danışman arasında yaş, cinsiyet, sosyal sınıf kültür, kişilik değişkenleri gibi çeşitli farkların kişiyi engelleyebileceğini söyleyenler varsa da, bu konudaki araştırmalar, bu fikri pek desteklememektedir. Empatik anlayış dikkatli, devamlı, aktif dinleme, dostane ilgi duyma ve anlama ister.

Yararlanılan Kaynaklar:

DAVIS, Carol M. (1990) Empati Nedir, Empati Öğretilebilir mi? (What is Empathy and an Empathy Be Taught?) Yrd. Doç. Dr. Özcan Sezer& Psk. Serhat Damar (Çev.), Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 6. Sayı: 9.

EGAN, Gerard (1975) Psikolojik Danışmaya Giriş (Ed. Füsun Akkoyun), California: A Divison of Wadsworth Publishing Company. Inc.

YILDIRIM, İbrahim (1992) Psikolojik Danışma Rehberlik Programı Öğrencileri ile Psikoloji Programı Öğrencilerinin Empatik Eğilim ve Empatik Beceri Düzeyleri H.Ü. Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı 7, Sayfa. 193-208.

yaziklar_olsun
03-01-2009, 16:03
Harika bir konu; Kutlarım Sevgili Flu..
Empati kurup karşımızdakini daha iyi anlayabilmek varken,hep ben diye düşünüp yanılırız.Emeğine sağlık Sevgili Yavrum:)

flu
04-01-2009, 14:52
Empati kurmayı öğrenip bunu bir davranış biçimi haline getirebildiğimizde yaşadığımız toplumdaki bir çok olumsuzluk ortadan kalkacaktır diye düşünüyorum..Okuyup paylaştığın için ben teşekkür ederim Luziana..

Azecan
03-03-2009, 10:02
Empati Nedir?

Güneşli bir cumartesi sabahı 10-11 yaşlarındaki yirmi çocuğa İngilizce öğretecektim. Çocuklar durmaksızın konuşuyor, yerlerinde duramuyorlardı. Ders planımı uygulamakta zorlanacağım belliydi. Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) gönüllü eğitmeni olarak o sabah üçüncü sınıf öğrencileri ile “İngilizce Oyun Saati”nde birlikte olacaktım. Sakin olmalarını ve beni dinlemelerini sağlamak için gösterdiğim yoğun çabadan sonra, iletişim konulu TEGV seminerlerinden birinde öğrendiğim bir şeyi anımsadım. Seminerde empatinin, başkalarının neler duyumsadığını anlayabilmek için kendimizi onların yerine koyma yeteneğinin, önemi anlatılmıştı.

Kendime, “10 yaşında olsaydım, bu güzel cumartesi sabahında neler duyumsar, neler düşünürdüm?” diye sordum. Dersler ve ödevlerle geçen uzun bir haftanın ardından, sıkıcı bir sınıfta dimdik oturmak yerine dışarıda koşup oynamayı isteyeceğimi düşündüm ve birden aklıma bir düşünce geldi. Çocuklara, “Hepiniz ayağa kalkın, buraya gelip büyük bir daire oluşturun. Biraz ısınma hareketleri yapalım” dedim. Çocuklar, neler yaptıracağımı bilmeden ama merak ederek sandalyelerinden kalktılar.

İngilizce ona kadar sayarak zıplamaya başladım, aynı şeyi onlarla birlikte yapmaya başladık. Yüksek sesle “One, two, three…” diye sayarak kollarımızı kaldırdık ve indirdik. Sonra da ondan geriye saydık, söyleyiş alıştırması yaptık. Bir asistan (!), onlara daha fazla alıştırma yaptırarak bana yardımcı oldu. Gürültü giderek artıyordu fakat herkes gülüyor ve İngilizce saymaya devam ediyordu. Hepimiz soluk soluğa kaldığımızda, yerlerimize geri döndük ve derse devam ettik. Artık çocuklar derse karşı daha ilgililerdi ve bir sonraki sürprizin ne olacağını merak ediyorlardı.

Bu, empati konulu TEGV seminerinde öğrendiklerimi uygulamam için iyi bir fırsat olmuştu. Amerikalı Psikolog Carl Rogers empatiyi şöyle tanımlıyor:

“Kişinin kendisini karşı tarafın yerine koyarak; olaya, duruma onun bakış açısı ile bakması, o kişinin duygu ve düşüncesini doğru olarak anlaması, duyumsaması ve bu durumun ona iletilmesi sürecidir.”

IQ (zekâ düzeyi)’nun başarıya etkisi uzun süredir biliniyor. Şimdilerde daha fazla ilgi gören zeka biçimi EQ (duygusal zekâ düzeyi). Araştırmacılar, kendilerinin ve başkalarının duygularını anlamakta başarılı olan insanların anlayamayanlara göre sosyal yaşamlarında olduğu denli iş yaşamlarında da daha başarılı olduğunu söylüyorlar. Aslında, karşımızdaki kişiyi anlamak ve onu önemsemek toplumu birarada tutan görünmez güçtür. Empatinin olmadığı bir toplum medeni bir toplum olamaz. Ramazan’da oruç tutan Müslümanların; daha şanssız, aç ve yoksul insanların durumunu anlamak için özel bir fırsatları oluyor. Tabii ki, empati, yalnızca belli zamanlarda ortaya çıkan bir şey değil. Empati; aile, çocuk, arkadaş, komşu, işçi, işveren olarak hepimizin her zaman gereksinim duyduğu bir yetenektir.

Doktorlar ve hemşireler empatiye özellikle gereksinim duyan kişilerdir çünkü doğru teşhis ve tedavi çoğu zaman onların hastalarıyla iletişim kurabilme yeteneklerine bağlıdır. Amerika’da tıp öğrencileri doktor olmadan önce “doktorun hastaya karşı tutumu” adında uygulamalı bir testten geçiyorlar. Testte öğrenciler, belirli bir hastalıkları varmış gibi davranmaları için eğitilmiş on kişiyi inceliyorlar.

Öğrenciler hastalarını dikkatlice dinleyerek ve duruma uygun sorular sorarak onlara tam teşhisi koymaya çalışıyorlar. Hastalar da daha anlayışlı olmak için çaba harcıyorlar. Kendilerini sürekli çalışan doktorların ve hemşirelerin yerine koyduklarında; randevulara zamanında gelmeleri, ilaçları söylenen zamanda almaları ve doktora soracakları soruların bir listesini yapmaları gerektiğini anlıyorlar. Çünkü empati karşılıklı işliyor.

Antrenörlerin de, sporcuların sürekli yaşadıkları heyecan, korku, endişe ve mutluluk gibi duyguları anlamak için gelişmiş bir empati kurabilme yeteneğine sahip olmaları gerekiyor. Antrenör oyuncularını anladığında, performanslarını artırmaları için onlara yardım edebiliyor. Geçenlerde televizyonda, yabancı bir voleybol antrenörünün bayan takımına bağırmasını izledim. Antrenörleri onları azarlarken bayan sporcuların yüzlerindeki korku ve acı açıkça görülüyordu. Antrenör bağırmaya devam ettikçe, daha da kötü oynuyorlardı. Aksine, anlayışlı bir antrenör oyuncularını mükemmel sonuçlar alabilmeleri için harekete geçirebilir.

Empatiden yalnızca insanlar değil, hayvanlar da yararlanıyor. Örneğin bir köpek ya da at korktuğunda sopa ya da kırbaç kullanmak yerine onların neden korktuğunu anlamaya çalışmak daha iyi sonuçlar verebiliyor. Eğitmenler korkmuş bir atı onun alnını ve boynunu okşayarak, rahatlamasını sağlayarak sakinleştirmeyi öneriyorlar. Amerikalı tanınmış bir eğitmen, atlarla kurduğu başarılı iletişimi, “İş empati kurabilmekte bitiyor” diyerek açıklıyor. Geçenlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kameraların önünde attan düştüğünde, jokeyin bu olayla ilgili yorumlarını dinledim. At çok sinirli göründüğünden, jokey onu yatıştırmanın bir küp şeker ile olanaklı olacağını ve böylece atın bu beklenmedik ilgiden dikkatinin başka bir yöne çekilebileceğini söyledi. Eğer jokeyin önerdiği gibi yapılmış olsaydı, bir küp şeker canlı yayında gerçekleşen bu düşüşün utancını engelleyebilirdi!

Empatiyi bebekler ve çocuklar taklit yoluyla öğreniyorlar. Bir bebek bir yetişkini, onun gülmesini, kaşlarını çatmasını, mimiklerini izler. Üç yaşındaki bir çocuk, arkadaşı ağlarken annesinin yaptığı gibi omuzuna dokunarak onu sakinleştirmeye çalışır. Büyüdükçe empatiye karşı engeller ortaya çıkmaya başlar. Önyargılı düşünmeye ve “Şu insanlar tembel ve uyuşuk”, “Şu insanlar pis” gibi tümceler kurmaya başlarız. Empatik yeteneklerimizi geliştirmek için, önyargıları yıkmaya ve toleranslı olmaya çalışmamız gerekir.

TEGV seminerinde hem iyi bir öğretmenin empatik bir öğretmen olduğunu, hem de öğrencilerimin de empatik olabileceklerini öğrendim. Çocuklarla birlikte olduğum bir gün küçük bir kız yanıma gelip elimi tuttu. Bir biçimde kendimden
emin olmayan bir durumda olduğumu fark etmiş olmalıydı. Onun bu anlayışlı hareketi sayesinde kuşkum yok oldu ve kendime güvenim geldi.

Genç arkadaşım bana empati ile ilgili önemli bir ders vermişti. Bu yılki yeni yıl dileğim insanlarla daha fazla empati kurmak olacak. Giderek daha da fazla materyalist ve benmerkezli olan bir dünyada, saygıya ve anlayışa daha çok gereksinimimiz var. 2004’te empati yeteneğimizi daha da geliştirmeye çalışırsak, dünya daha güzel ve yaşanılabilir olacak.


Cheryl Tanvıverdi
Bütün Dünya Dergisi